hapisteki bebekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hapisteki bebekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2020 Cuma

Hamile tutuklu Elif Tuğral bu sabah doğum yaptı: Oğlumu kucağıma aldım...

21 Şubat 2020 
Hamileliğinin son dört ayını cezaevinde geçiren Elif Tuğral, bu sabah oğlu Vehbi Enes’i dünyaya getirdi. Tuğral doğuma başında 8-10 asker ve gardiyanla girdi.

5 aylık hamileyken tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen Elif Tuğral bu sabah 10.30’da İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinde doğum yaptı. Bir erkek çocuk dünyaya getiren Tuğral’ın ve bebeğinin sağlık durumu henüz bilinmiyor. Başında yaklaşık 8-10 askerle asker ve gardiyan ile doğuma giren Tuğral’a annesinin refakat edebilmesi için savcılığa izin başvurusu yapıldı.

Oğlunu kucağına alan baba Nuri Tuğral, “Oğlumu kucağıma aldım. Sağlıklı görünüyordu. Eşimi henüz göremedim. Tahliyesi konusunda yetkililerin gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum” dedi.

Ev hanımı Tuğral’ın Hilmi adından bir erkek çocuğu daha bulunuyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Halen Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan Tuğral’ın dosyası İstinaf’ta bulunuyor.




Elif Tuğral ve ailesi, bir görüş gününde. Ocak 2020.

 

17 Şubat 2020 Pazartesi

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

17 Şubat 2020
17 aydır hapiste olan Elif Güven, darmadağın edilen yuvasını ve cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Güven, “Bu satırlar ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz.” dedi.


Bandırma M Tipi Cezaevinde bulunan iki çocuk annesi Elif Güven, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek hem yaşadıklarını hem de cezaevinde tanık olduğu anne ve bebek manzaralarını yazdı.

25 Ocak 2020 tarihli mektubuna “40 ay önce eşimin tutuklanmasıyla birlikte dağılan yuvamın hüznümü yaşıyorum. 10 ay boyunca çocuklarımı göremeden geçirdiğim zamanlar ve sonrasının bütün kadınların ortak çığlığı olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum” diyerek başlayan Güven, “Kadınların ve çocukların mağduriyetlere dur deyin” çağrısında bulundu.
10 AY ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM
Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Eylül 2018’de tutuklanan Elif Güven (35), Adana’da özel bir yurtta idarecilik yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor. Aynı nedenlerle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eşi Selim Güven ise 3 yıldır tutuklu.

Halim (8), Nedim (6) adında iki erkek çocuğu bulunan Elif Güven’in çocuklarına Çanakkale’de yaşayan dede ve anneanne bakıyor. Adana’da oturdukları için tutuklandığında Tarsus Cezaevine gönderilen Güven, 10 ay çocuklarını göremediğini söylüyor. Daha sonra eşiyle birlikte Bandırma Cezaevine sevk edilen Güven çifti, şimdi sadece açık görüşlerde onlarla buluşabiliyor. Üzüntüden yüz felci geçiren anneanne ise hasta haliyle iki erkek çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Annelerinden 1,5 yıldır uzak çocuklar ise psikolojik travma içinde.

Kastamonu Üniversitesi Bilgisayar Teknikerliği bölümünden mezun olan Elif Güven ve çocukları Halim (8) ile Nedim (6).
Mektubuna “Burada öyle hayatlara şahit oldum ve öyle hayatlar dinledim ki bu satırlarım ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz. Yaşadıklarımıza gözler kör olmuş, kulaklar sağır olmuş gibi. Yine de bir umut sesimi duyurma çabasıyla tarihe not düşmek istiyorum” diye devam eden Güven’in bir annenin ve çocuklarının cezaevinde neler yaşadığına dair gözlemleri şöyle:
ÇOCUKLAR İLK ÖNCE MEMUR VE SAYIM KELİMESİNİ ÖĞRENİYOR
“Önceden çocuklarımızın ilk öğrendiği kelimeler anne ve baba iken, şimdi bu ortamdaki çocukların öncelikli kelimeleri memur ve sayım oldu. Cezaevindeki hayatı yurt dışı olarak algılayan çocuklarla birlikte tüketiliyoruz biz.
GECE UYANIP DUA EDEN ÇOCUKLARIN GÖZYAŞLARIYLA SABAHLADIK
Gecenin bir vakti uyandığında yine cezaevinde olduğunu anlayıp yatağında ellerini açarak dua eden çocukların gözyaşlarıyla sabahladık. Bir çocuğun annesi ve babasıyla birlikte evlerinde olmasını istemek en büyük lüksümüz oldu. Kantin alışveriş günümüzde mazgaldan verilen birkaç abur cubura kocaman gözlerle sevinen çocukların mutluluğuna gizledik hüznümüzü. İlk adımını gördüğümüz çocuklara sevinirken hiç hijyenik olmayan o soğuk zemin üzerine her düştüğünde bizim içimiz kanadı.
BURADAKİ TEYZELERİM EVLERİNİ ÇOK ÖZLEDİ ALLAHIM
Oyun oynayacak alanı olmadığı için evinin bahçesini ve arkadaşlarını özleyen çocuğun ‘Buradaki teyzelerim evlerini çok özledi ama en çok ben özledim Allahım’ diyen çocukların yakarışları bizi bu dört duvardan daha fazla sıktı. Çocuğu yanında olan anne ayrı hüzün yaşadı, uzak olan anne ayrı hüzün yaşadı. Hangisi daha acımasızdı bilemedik!
NENE DİYE SESLENDİKLERİNDE İÇİMİZ BURKULDU
Yıllardır çocuklarımıza bakan büyüklerimizi kendi anne babaları gibi gördü çocuklarımız. Görüşlerimize geldiklerinde annesinin yüzüne bakıp “Nene” diye seslendiklerinde içimiz burkuldu. “Ne zaman işin bitecek, eve geleceksin?” sorularına kaçamak cevaplar bulmaya çalışmak kelimeleri boğazımızda düğümledi. Okula giden çocuğumuzun her veli toplantısında annesinin babasının yanında olmamasından dolayı duyduğu yalnızlığın çığlığı km’ler ötede bizim kulaklarımızda yankılandı. Bunlar gibi bir sürü iç yakan hayat gördük buralarda.”
ELİF GÜVEN’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ


9 Şubat 2020 Pazar

10 gün sonra doğum yapacak olan hamile tutuklu: Adalet istiyorum

9 Şubat 2020
9 aylık hamile tutuklu Elif Tuğral’dan mesaj var. Avukatı aracılığıyla yetkililere seslenen Tuğral “Adalet istiyorum” dedi.


İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan 9 aylık hamile Elif Tuğrul, avukatı aracılığıyla yetkililere seslendi. “Burada doğum yapmaktan korkuyorum. Hastaneye gidip gelmek o araçlarda çok zor. Sağlam çocuğumu da yollarda kaybetmek istemiyorum. Sadece adalet istiyorum.” dedi.

Sezeryanla doğum yaptıktan sonra cezaevinde çocuğuna nasıl bakacağı konusundan da çok endişeli olduğunu ifade eden Tuğral, “Doğum sezeryanla olacak. O halde koğuşta bebeğe nasıl bakacağımı bilmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Elif Tuğral’ın eşi Nuri Tuğral, eşinin son fotoğrafını sosyal medyadan paylaştı. Ocak ayının ilk hafasında, bir görüş gününde ailesiyle birlikte çekilen fotoğrafta Elif Tuğral’ın hamileliği artık iyice kendini gösteriyor.

Kontrol için Çiğli Bölge Eğitim Hastanesine götürülen Elif Tuğral’a verilen raporda 21 Şubat’ta sezeryanla doğum yapacağı yazıyor. Genetik kan pıhtılaşması sorunu nedeniyle hamileliği süresince her gün iğne olan Elif Tuğral’ın doğumu da risk taşıyor. Aynı hastalığa sahip ablası, bebeğini 9. ayında bu yüzden kaybetmişti

YANLIŞ RAPOR DOSYASINA KONULDU

Nuri Tuğral, 3 Şubat 2020’de İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesine bir dilekçe yazarak eşinin durumunu şöyle açıkladı:

“Eşim şu anda 36 haftalık gebe olup, doğumuna 15 günden az kalmıştır. Eşimin mevcut hastalıklarından dolayı sezeryan doğum yapılacağından en geç şubat ayının 15-20 arası doğumu gerçekleşecektir. Daha önce cezaevi tarafından sayın mahkemenize eşimin dosyası yerine yanlışlıkla eşimin yan koğuşundaki başka bir hamile tutuklunun dosyası gönderilmiş olup eşimin doğumuna çok az kalmış olmasına rağmen çok büyük bir yanlışlık yapılarak 17 haftalık gebe olduğu zannedilmiştir. Bu hususu da telafisi mümkün olmayan durumlara sebep olacağından dolayı tekrardan önemle belirtmek isterim.

GENETİK PIHTILAŞMA BOZUKLUĞU VAR

Eşimin ciddi sağlık problemlerinin olduğunu daha önceki dilekçelerde de belirtmiş idim. Eşimin şu andaki en önemli hastalığı bebeği ve kendisi için zamanında müdahale edilmez ise ölümcül risk oluşturabilecek Genetik Pıhtılaşma Bozukluğudur. Bu rahatsızlık kanın damarlar içinde dolaşırken aniden pıhtılaşmasına sebep olabiliyor ve bu da ciddi sorunlara yol açıyor. Gebelikte hormonların etkisiyle kanın pıhtılaşma riski daha da artar ve bu da kan damarlarında, beyinde, böbreklerde emboli denilen kan pıhtısıyla bu organların tıkanması ve işlev yapamamasına neden olur. Eğer bu durum plesentada gerçekleşirse fetüs yani anne karnındaki bebeğin kaybına neden olur.

AYNI HASTALIK NEDENİYLE ABLASI 9 AYLIK BEBEĞİNİ KAYBETTİ

Bu hastalığın şiddetlenmesinde hamilelik risk faktörüdür. Gebelikte pıhtılaşma riskini, normal hastalara göre en az 7 kat artırmaktadır. Bu hastalık gebelikte ilk aylarda düşük riskinden ziyade gebeliğin son ayına hatta doğuma kadar her an bebeğin hayatının kaybına neden olabilecek durumdadır. Şu anda eşim hamile olduğu için eşim ve bebeği hayati risk altındadır. Bu hastalık nedeni ile gebeliğinin başından beri aylardır her gün iğne vurulmaktadır. 5 aydır cezaevinde olduğu için hafta içi her gün revire giderek iğne vurulmakta olup hafta sonu revirin kapalı olmasından dolayı iğne vurulmak bile kendisine zulüm olmakta iğneyi kendisi zor şartlar altında vurmaya çalışmaktadır.
Bu hastalığını ispatlar nitelikteki Tromboz-Kardiyovasküler Hastalıklara Yatkınlık Paneli Resal-time PCR Raporu’nu Sayın Mahkemenize sunuyorum. Rapor 2014 tarihinde Üniversite Hastanesinden alınmıştır, genetik bir rahatsızlık olması nedeniyle doğuştan bu yana eşimde bu hastalık bulunmakta ve geçme ihtimali de yoktur. Bu nedenle raporun tarihinin de bir önemi yoktur. Aynı hastalık eşimin ablasında da vardır ve ablası yakın zamanda, doğuma giderken hastaneye geç kalması nedeniyle 9 aylık bebeğini kaybetmiştir.

CEZAEVİ-HASTANE ARASI 2 SAAT

Elif Tuğral ve ailesi bir görüş gününde. Fotoğraf Ocak 2020’nin ilk haftasında çekildi.
Tuğral artık, son ayında.

Eşim Şakran Cezaevinde kalmaktadır ve bu bahsettiğim hastalık nedeni ile cezaevine yakın devlet hastanelerinde yeterli donanım olmadığından doktorlar dosyasına not düşmüş ve doğum esnasında Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesine sevkini istemişlerdir. Cezaevinden bu hastaneye gitme süresi en az iki saattir ve bu zaman aralığında çok acil bir şekilde götürülse dahi sağlıklı bir doğum yapabilmesi neredeyse imkansızdır. Ayrıca şunu da önemle belirtmek isterim ki, normalde gebeliğin son aylarında gebe kadınların kusması normal olmayıp tehlikeli bir durum olmasına rağmen eşim cezaevinden kontrol için hastaneye götürüldüğünde iki saat süren yol boyunca ciddi rahatsız olmakta ve devamlı kusma durumunda kalmaktadır. Sadece bu durum bile gebeliği açısından ciddi risk oluşturmaktadır.”

DOSYASI İSTİNAF’TA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta bulunuyor.

ELİF TUĞRAL’IN, DOĞUM YAPACAĞI TARİHİNİ GÖSTEREN RAPOR



2 Şubat 2020 Pazar

Tutsak bebek Esra Rana, birinci yaşına cezaevinde girdi

2 Şubat 2020
6 aylık hamileyken tutuklanan Beyza Demir, geçen yıl bu zamanlarda kızını dünyaya getirip tekrar cezaevine gönderilmişti. Esra Rana bebek, 1. yaşını hapiste doldurdu.

Hatırlayacaksınız, geçen sene tam bugünlerde Beyza Demir, 1 günlük bebeği Esra Rana’yı Bakırköy civarında bir hastanede dünyaya getirmiş ve sonra tekrar cezaevine gönderilmişti.

Tarih 29 Ocak 2019’du. 6 aylık hamileyken Edirne’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Beyza Demir, TCK 16/4 maddesine rağmen tahliye edilmemiş, 9. ayını hapiste doldurmuştu. Bebeğini de sancıları gelince alelacele kaldırıldığı bir hastanede dünyaya getirmişti. Aradan bir yıl geçti. Esra Rana bebek 1 yaşına girdi. Gözlerini cezaevinde açan Esra Rana, ilk adımlarını orada attı, dişleri orada çıktı, ilk seslerini yine koğuş ortamında çıkarmaya başladı.

ADALET SESSİZ, AİLE SESSİZ, HERKES SESSİZ…

İki aylıkken tükürük bezinden mikrop kapan Esra Rana, o süreçte ameliyat edilmişti. Sağlık durumlarından ve kendilerinden maalesef yeni bir haber yok. Demir’in ailesi, bu tutukluluk karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında eşi Emin Demir ile birlikte Kasım 2018’de tutuklanan Beyza Demir, özel okullarda öğretmenlik yapıyordu. Bir ifadede adı geçtiği için tutuklanmıştı. 14 Ocak 2019’da ilk mahkemesine çıkan Demir, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla  7 yıl 6 ay cezasına çaptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Bakırköy Cezaevinden Gebze Cezaevine nakledilen Beyza Demir’in eşi, Emin Demir ise Aralık 2019’da tahliye edildi. Esra ara sıra babasıyla kalıyor ama yaşı itibariyle annesinden kopamıyor. Bugünlerde Gebze Cezaevi çok soğuk rutubetli olduğu için kızını yanına alamayan Beyza Demir, sütünü sağıp lavaboya döküyor.

ŞEYMA VE YUSUF BURAK

15 Mayıs 2019, Yusuf Burak ve annesi Şeyma Tekin.
Beyza Demir ile aynı durumda olan ve aynı gün doğum yapan Şeyma Tekin ve oğlu Yusuf Burak ise 28 Şubat 2019’da tahliye edilmişti. Fakat Tekin, cezaevi sürecinde yaşadıklarının hala atlatabilmiş değil. Tek başına evden çıkmaya, sokaklarda yürümeye korkuyor. Dışarı çıkmak istemiyor. İlk kez 28 Mayıs 2019’ta oğlu ile birlikte gezmeye gidebildiler. Hala daha o tedirginlikleri devam ediyor.

Doğum gününüz kutlu olsun Ceyda ve Yusuf Burak. Aynı gün dünyaya geldiniz, biriniz 28 gün sonra özgür oldu, diğeriniz hala tutsak!

27 Ocak 2020 Pazartesi

Bebeğiyle tutuklu Semanur Kütükçü: “Oğlumla psikolojik şiddete karşı savaşıyoruz”

27 Ocak 2020 
Bebeğiyle 21 aydır tutuklu Semanur Kütükçü, ‘kadına ve çocuğa şiddete hayır’ diyenlere seslendi, hapis ortamında kendisini teselli eden oğlunu ve yaşadıklarını anlattı.

3 yaşındaki oğlu Kerem Sabri ile birlikte Kırıkkale Keskin Cezaevinde kalan Semanur Kütükçü (33), HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak “Oğlumla özgürlüğüme kavuşmak istiyorum” dedi.
8 AYLIKKEN GÖZALTINA ALINDIM
8 aylık hamileyken 26 Eylül 2016’da gözaltına alındığını ifade eden Kütükçü, “O durumdayken Uşak’a gönderildim. 9 gün gözaltında kaldım. Haftada 2 gün imza ile serbest kaldım. 19 ay boyunca imzama riayet ettim, minik bebeğimle birlikte. Onu karakol yollarında büyüttüm (karakol çalışanları şahittir). Şimdi de hapishane köşelerinde büyütmeye çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.
BİR SÜRÜ KADIN YATIYOR, SEN DE YAT
Kerem Sabri 16 aylık iken, 17 Mayıs 2018’de tekrar tutuklanan Kütükçü, mahkemede çocuğuna bakacak kimsenin olmadığını söylemesine rağmen hakimin ‘içeride bir sürü kadın yatıyor biraz da sen yat’ kanaatiyle tutuklama kararı verdiğini ve bebeğiyle Uşak Cezaevine gönderildiğini belirtti ve “Oysa o dönemde çocuğu küçük olduğu için bırakılan birçok kadından biri de ben olabilirdim.” diye yazdı.
MEB’e bağlı bir yurtta çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Semanur Kütükçü, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Semanur Ketenci ve oğlu Kerem Sabri.
SÜREKLİ ENFEKSİYON KAPIYOR
Duvarları rutubetten akan, 20 kişilik bir koğuşta yaşadıklarını söyleyen Kütükçü, oğlunun sağlık sorunlarını mektubunda şöyle açıkladı:
“Tozdan gözleri sürekli enfeksiyon kapıyor, defalarca ilaç kullanmama rağmen bu sürekli nüksediyor. Ve şu soğuk kış günlerinde sürekli üşütüyor, karın ağrısı yaşıyor, kronik bronşitten dolayı da sürekli antibiyotik kullanıyoruz. Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şu dönemde kalabalık ve soğuktan dolayı çok zorlanıyorum. Bundan dolayı daha çok çamaşır kirletiyor ve çamaşırları yıkamak ve kurutmak bu ortamda çok zor oluyor.”
AĞLAMA ANNE, EVE GİTMEMİZE AZ KALDI
Denetimli serbestlikle bırakılması için gerekli makamlara dilekçe yazdığını belirten Kütükçü, 3 yaşındaki bir çocuğun cezaevinde yaşadıklarını ise 14 maddede sıraladı.
– Cezaevinin tüm olumsuz durumlarına şahit olan bir çocuk.
– Yetişkinlere verilen yemekle beslenen bir çocuk.
– Halıya basamayan, terliğini ayağından çıkaramayan bir çocuk.
– Tek kişilik ranzada 21 aydır annesiyle düşmemeye çalışarak yatan bir çocuk.
– Kreşe gidemeyen, koğuştan sadece açık görüşlerde ve revire giderken çıkabilen bir çocuk.
– Kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz kitaplarla her şeyi (hayvanları, bitkileri) öğrenmeye çalışan bir çocuk.
– Az sayıdaki oyuncaklarla sürekli oynamaya çalışan bir çocuk.
– Hayali kaydıraktan kayan, kalemiyle tahterevalliye binmeye çalışan, gazetedeki araba resimlerinin üzerinde oturan, hayali asansöre binen bir çocuk.
– Yaşıtlarını göremediği için buradaki teyzelerini arkadaşı sayıp onların peşinde “benimle oyna” diye koşan bir çocuk.
– Her şeyin izin dahilinde yapıldığını fark eden, TV’de kitap seçen çocukları gördüğünde “Anne bak onlar izinsiz dokunuyor kitaplara” diyen bir çocuk.
– Canı bir şey istediğinde “Anne bana bunu al” değil de “Anne bana şunun fişi yazar mısın?” diyen bir çocuk.
– Sürekli “Anne artık buradan çok sıkıldım ne zaman eve gideceğiz diyen bir çocuk.
– Annesi ağlarken “Anne az kaldı eve gitmemize ağlama” diye annesini teselli eden bir çocuk.
– Ve bunların hiç birisini yaşamaması gereken, hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir çocuk.
Video oynatıcı
00:00
00:20
Kerem Sabri cezaevine girmeden önce.
KADINA, ÇOCUĞA ŞİDDETE HAYIR DİYENLER NEREDE?
Semanur Kütükçü, mektubunu, kadına ve çocuklara yapılan şiddet konusunda hassas olduğunu düşündüğü topluma seslenerek bitiriyor: “Kadına ve çocuğa şiddetin önemsendiği, medyada konuşulduğu bu dönemde, şiddet sizlerin de bildiği üzere sadece dövmek, vurmak değildir. Suçsuz olduğu halde şu yaşadıklarımız da bize karşı yapılan psikolojik bir şiddettir. Şu an oğlumla bu psikolojik şiddete karşı savaşmaya çalışıyoruz.”
3 YAŞINDA BİR ÇOCUK, 33 YAŞINDA BİR ANNE
Semanur Küçükçü’nün 13 Ocak 2020’de yazıp “3 yaşında bir çocuk, 33 yaşında bir anne” diye imzalayarak Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderdiği mektubun orijinalini sunuyoruz:
  
Sayın milletvekilim, hapishanedeki mağdur olan kişilerle ilgili yaptığınız çalışmalarınız bizi memnun ediyor. Bir nebze de olsa bizleri birileri düşünüyor diye seviniyoruz.
Binlerce insan gibi ben de naçizane size mağduriyetimi paylaşmak istiyorum. Sizlerin vesilesiyle oğlumla özgürlüğümüze kavuşmak istiyorum.
26 Eylül 2016 tarihinde Milli Eğitime bağlı olan bir yurtta sigortam olması nedeniyle 8 aylık hamile iken Antalya’da gözaltına alındım. O durumdayken Uşak’a gönderildim. 9 gün gözaltında kaldım. Haftada 2 gün imza ile serbest kaldım. 19 ay boyunca imzama riayet ettim, minik bebeğimle birlikte. Onu karakol yollarında büyüttüm (karakol çalışanları şahittir). Şimdi de hapishane köşelerinde büyütmeye çalışıyorum.
Oğlum 16 aylık iken, 17 Mayıs 2018’de mahkemede çocuğuma bakacak başka kimsenin olmadığını söylememe rağmen hakimin “İçeride bir sürü kadın yatıyor biraz da sen yat” kanaatiyle tutuklanarak bebeğimle Uşak Cezaevine gönderildim. 7 yıl 11 ay gibi yüksek bir ceza aldım. O dönemde çocuğu küçük olduğu için bırakılan birçok kadından biri de ben olabilirdim.
3 ay sonrasında ailemin Ankara’da ikamet etmesinden dolayı Keskin Ceza İnfaz Kurumuna oğlumla sevk oldum. Oğlum da benimle birlikte 21 aydır tutuklu ve şu an 38 aylık.
20 kişinin yaşadığı bir koğuşta tozdan dolayı gözleri sürekli enfeksiyon kapıyor, defalarca ilaç kullanmama rağmen bu sürekli nüksediyor. Rutubetten duvarları akan bir koğuştayız. Ve şu soğuk kış günlerinde sürekli üşütüyor, karın ağrısı yaşıyor, kronik bronşitten dolayı da sürekli antibiyotik kullanıyoruz. Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şu dönemde kalabalık ve soğuktan dolayı çok zorlanıyorum. Bundan dolayı daha çok çamaşır kirletiyor ve çamaşırları yıkamak ve kurutmak bu ortamda çok zor oluyor.
Erkek çocuğu olduğu için enerjisini atamıyor. Hareket kısıtlılığı, koşmak, oynamak, zıplamak istiyor. Onu sadece yatak üzerinde oynatabiliyorum. Bu onun için yeterli olmuyor. Ona yetememe düşüncesi, buradaki imkansızlıkları da düşündüğümde beni de bir anne olarak ruhen ve bedenen çok yıpratıyor ve bunalıyorum. Yine kendisi de buradaki insanların yaşadığı olayları, üzüntüleri gördükçe psikolojisi bozuluyor, hırçınlaşıyor, ağlıyor.
Cezaevinde her şey sayılı ve izinli olduğu için ve erkek cezaevi olduğu için extra yapılan olumlu hiçbir şey yok.
3 yaşındaki bir çocuğun cezaevinde yaşadıkları:
– Cezaevinin tüm olumsuz durumlarına şahit olan bir çocuk.
– Yetişkinlere verilen yemekle beslenen bir çocuk.
– Halıya basamayan, terliğini ayağından çıkaramayan bir çocuk.
– Tek kişilik ranzada 21 aydır annesiyle düşmemeye çalışarak yatan bir çocuk.
– Kreşe gidemeyen, koğuştan sadece açık görüşlerde ve revire giderken çıkabilen bir çocuk.
– Kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz kitaplarla her şeyi (hayvanları, bitkileri) öğrenmeye çalışan bir çocuk.
– Az sayıdaki oyuncaklarla sürekli oynamaya çalışan bir çocuk.
– Hayali kaydıraktan kayan, kalemiyle tahterevalliye binmeye çalışan, gazetedeki araba resimlerinin üzerinde oturan, hayali asansöre binen bir çocuk.
– Yaşıtlarını göremediği için buradaki teyzelerini arkadaşı sayıp onların peşinde “benimle oyna” diye koşan bir çocuk.
-Her şeyin izin dahilinde yapıldığını fark eden, TV’de kitap seçen çocukları gördüğünde “Anne bak onlar izinsiz dokunuyor kitaplara” diyen bir çocuk.
– Canı bir şey istediğinde “Anne bana bunu al” değil de “Anne bana şunu fişi yazar mısın?” diyen bir çocuk.
– Sürekli “Anne artık buradan çok sıkıldım ne zaman eve gideceğiz diyen bir çocuk.
– Annesi ağlarken “Anne az kaldı eve gitmemize ağlama” diye annesini teselli eden bir çocuk.
– Ve bunların hiç birisini yaşamaması gereken, hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir çocuk.
Kadına ve çocuğa şiddetin önemsendiği, medyada konuşulduğu bu dönemde, şiddet sizlerin de bildiği üzere sadece dövmek, vurmak değildir. Suçsuz olduğu halde şu yaşadıklarımız da bize karşı yapılan psikolojik bir şiddettir. Şu an oğlumla bu psikolojik şiddete karşı savaşmaya çalışıyoruz.
Geleceğimiz olan çocukların bu yaşta yaşadığı travmalar bütün hayatını olumsuz etkilemesinden korkuyorum ve sesimi kimseye duyuramama üzüntüsü içindeyim.
Gerekli mevkilere de en ağır denetimli serbestlik şartlarını da kabul ederek (bunu çocuğum için istediğimi belirterek) talepte bulunmama rağmen olumlu olumsuz bir dönüş olmamıştır.
Bu yazdığım mağduriyetler emin olun ki sadece kalemime dökebildiklerimdir.
Oğlumla sesimizi duymanızı ve duyurmanızı istiyorum. Maalesef sizden başka bunu yapacak kimse yok.
Sizden isteğim ev hapsi bile olsa en azından çocuğumu bu ortamdan kurtarıp onu mutlu etmek ve ev ortamında büyütmek istiyorum.
Göstereceğiniz ilgiden dolayı şimdiden teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
13 Ocak 2020
3 yaşında bir çocuk, Kerem S. Kütükçü
33 yaşında bir anne, Semanur Kütükçü

Kızım koğuşta dizanteri oldu, 3 kez acile götürdüm, ilaçları verilmedi

27 Ocak 2020 
Çöpteki kitapta parmak izi bulundu diye tutuklanan Arzu Akçakaya’dan mektup var. 15 aylık bebeğinin dizanteri olduğunu anlatan Akçakaya yaşadıklarını yazdı.

Türkiye’de cezaevilerinde ne hasta tutuklular ne de tutsak bebekler sağlık hizmetinden doğru dürüst yararlanabiliyor. Altı aydır kızı Damla ile birlikte cezaevinde bulunan Arzu Akçakaya, eşine gönderdiği 9 sayfalık mektupta kızının koğuşta dizanteri olduğunu ve bebekli bir anne olarak hapiste yaşadıklarını yazdı.
15 aylık Damla bebeği aynı gün içinde 3 kez acile götürmek zorunda kaldığını söyleyen Arzu Akçakaya, “Çok hastalandı bir gün, durumu iyi değildi, neden olduğunu bilmiyorduk ve acile götürdük. Doktor dizanteri teşhisi koydu ve ilaç yazdı. Ama bebeğimin ilaçları zamanında alınmadı ve çocuğumla beraber ikinci kez acile gittik. Doktor buraya gelmeniz çözüm değil, bu çocuğun bir an önce ilaçlarının alınması lazım dedi. Yavrumun bünyesi o kadar zayıf düşmüştü ki, ilaçları vücudu sadece 1 gün kaldırabildi ve aynı gün tekrar ağırlaştı, yine acile gittik.” dedi.
ATEŞİ 39,5’A YÜKSELDİ
Gardiyanlara, kızını babasına vereceğini ve eşine haber verilmesini istediğini ifade eden Akçakaya, “Tamam dediler, aradan 5 dakika geçmeden, bebeği babasına veremeyeceğiz, çünkü mesai saati geçti, biz hastaneye götüreceğiz dediler. Çocuğumu babasına verip özel bir doktora göstermek istiyorum desem de beni dinlemediler ve çocuğumun ateşi 39,5 kadar yükseldi ve 3. kez acile gittik.” ifadelerini kullandı.
Dört gün boyunca hastaneden kalan Damla bebeğe serum takviyesi yapıldı. Akçakaya, kızı taburcu olurken doktorun tekrar ilaç yazdığını ama o ilaçların da verilmediğini, eşi cezaevi yönetimini aradıktan 6 gün sonra kendisine teslim edildiğini belirtti.
DAMLA, TARIK VE EBRAR BEBEKLER
Arzu Akçakaya mektubunda Damla’nın dışında koğuşta iki bebeğin daha başına gelenleri anlatmaya çalışıyor. 16 kişilik koğuşta 25 kişinin kaldığını anlatan Akçakaya, bebeklerin sık sık ranzalardan düştüklerini ve ranzalara çarptıklarını ifade ediyor: “Tarık bebeğimiz bir gün Ranza’da uyurken düştü, o gün o kadar korktuk ki… Önce yastık düşmüş, sonra da Tarık yastığın üstüne. Ya betona düşseydi, ya çocuğa bir şey olsaydı ne olacaktı! Tarığımız o kadar korkmuştu ki, zorla susturduk ama annesine yaşadıkları çok ağır geldi, saatler sonra sakinleşti.”
İLK DOĞUM GÜNÜNÜ KOĞUŞTA KUTLADI
2017’de evlenen Akçakaya çiftinin ilk çocukları Damla bebek, 9 Ekim 2018’de dünyaya geldi. İlk doğum gününü koğuşta kutlayan Damla’nın kaderini bugün Türkiye’de birçok çocuk yaşıyor.
ÇÖP KONTEYNIRINDAKİ PARMAK İZİ DELİL OLARAK DOSYASINA GİRDİ
Cemaat soruşturmaları kapsamında 2 Ağustos 2019’da tutuklanan Arzu Akçakaya bir gün sonra, Gaziantep Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanıp kızıyla birlikte Gaziantep L Tipi Cezaevine gönderildi. 4 Şubat 2020’de ikinci kez hakim karşısına çıkacak olan Akçakaya’nın örgüt üyesi olduğuna dair iddianamesine delil olarak giren olaylardan biri de Bitlis’te bir çöp konteynırından çıkan kitaplarda parmak izinin bulunmasıydı. O iddialar dosyasında şöyle yer almıştı:

“15 Temmuz akabinde Bitlis ili Beş Minare Mahallesi 1301 Sokak, 160 Evler Sitesi, Seval ve Nur Apartmanı önünde bulunan sokak üzerindeki çöp konteynırı içine çevresine atılan kitap doküman ve dijital materyaller ile Bitlis Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü tarafından yapılan parmak izi çalışmalarında elde edilen izlerin karşılaştırılmasında tespit edilen izlerin şüphelinin sağ el orta parmak izi ile aynı olduğu tespit edilmiş olup bu husustaki bilgiler de dosyasına eklenmiştir.” Arzu Akçakaya’nın eşi M. Akçakaya, eşinin o tarihler arasında HTS kayıtlarında da görüleceği gibi Bitlis’te değil, Gaziantep’te olduğu söylüyor.
ARZU AKÇAKAYA’NIN MEKTUBU
Bitlis Eren Üniversitesi Tarih bölümü mezunu olan Arzu Akçakaya (29), eşine gönderdiği mektubunda gözaltına alındığı ve tutuklandığı 2-3 Ağustos 2019 gününü anlatıyor. Mektupta, cezaevinin bebekli anneler için ne kadar zor olduğu bir kez daha görülüyor. İşte o mektup…
“2019 geride kaldı ama yaşananlar…
Öyle bir an ki… Sabah yedi buçukta uyanmıştım, işe gitmek için hazırlıklarımı tamamladım. Ama nedense pek gidesim yoktu. Damla da daha uyanmamıştı. Onu uykulu uykulu beşiğinden alıp bebek arabasına koydum işe gitmek için, nereden bilebilirdim ki akşam eve dönemeyeceğimizi…
Bugün sen İstanbul’da işlerini bitirmiş Adana’ya geçiyordun, Allah’ın izniyle akşam da evde olacaktın. Üç gündür evin hiç tadı yoktu sensiz. Sabah kızımla beraber dükkanın elektrik faturasını ödeyip öyle açtık dükkanı.
Bugün Damla çok durgundu, yüzünde çok farklı bir ifade vardı. Hemen fotoğrafını çektim, teyzesine attım, Damla bugün bir garip diye. İçine mi doğmuştu acaba kızımın bugün yaşayacaklarımız? Ve son olarak kızımın o halini çektim, nereden bilebilirdim ki…
Bugün işler çok ama çok durgundu, canım çok sıkılıyordu, zaten senin şehir dışında olman da cabasıydı. Dedim ki, keşke işler iyi olsaydı, kaç gündür şehir dışında yorulmuştun zaten, eğer iyi olsaydı geldiğinde yüzün gülerdi, bu tür düşünceler geçiriyordum içimden.
CUMA VAKTİYDİ, POLİSLER GELDİĞİNDE
Ve saat öğlen 1.10 civarıydı. Herkesin cumada olduğu vakitlerdi. Kızım kucağımda müşteriyle ilgileniyordum. Kafamı kaldırdım, kapıda bir kalabalık. O kalabalıktan biri yanıma yaklaşarak ‘Arzu hanım ben terör şubeden…’ diyerek kimliğini gösterdi. Bir an dondum, tarif edilemez duygular sardı beni. Kimliğimi bile istemeden adımla hitap etti, sanırım fiziki takip, her neyse…
Bir an çok çaresiz olduğumu hissettim. Yanımda sen yoksun, anam yok, babam yok, sadece 9,5 aylık kızım vardı. O an sana o kadar çok ihtiyacım vardı ki ama yoktun işte, sen de istemezdin böyle olmasını biliyorum. İşte her şey bitti, buraya kadarmış dedim.
KIZININ BİRİNE VERİLMESİ LAZIM
Polis etrafı toparla, dükkanı kilitle gidelim dedi. Nasıl toparladım bilmiyorum. Ve kızının birine verilmesi lazım dedi. O an çocuğumdan ayrılık korkusu bitirdi beni. Etrafı toparlarken kara kara düşünüyordum, ben bu haberi eşime nasıl vereceğim, şimdi nasıl üzülür diye içimden geçirdim. Ve işin zor tarafı 9,5 aylık kızımı, bebeğimi kime teslim edecektim?
Faruk’a haber verdim sana ulaşamayınca. Damla’nın alınması lazımmış, beni şubeye götürüyorlar deyince Faruk bir an kötü oldu. ‘Tamam yenge’ diyebildi sadece. Ve bebeğimle beraber Maraş KOM Şubesine gittik. Damla’yı almaya halası geldi. Verirken o kadar zorlandım ki çok kötü oldum, kızımla ilk ayrılık anımdı. Giderken kızımın bana bakışlarını asla unutamam.
Ve ifademe başlandı sonra, Maraş Adliyesine götürüldüm. Yol boyunca aklım kızımdaydı ve adliyede savcıyı bekledik. Sonra bir telefon geldi. Savcı ifademi almadı. Antep beni buraya istemiş, buna hiç anlam veremedim, hala da öyle…
BANA BİR GÜZEL BAĞIRDI
Ve Maraş’tayken sağlık kontrolüne gittiğimizde işlemler bitince arabaya bindik. Baktım benden taraf arabanın kapısı tam kapanmamıştı. Fark ederler herhalde diye düşündüm. Çünkü benim acım başkaydı, o dertte değildim. Araba hareket etti, baktım beş dakika sonra durdu. Yanındaki memur şoföre ‘Niye durdun’ dedi, ‘Onun taraftaki kapı açık o yüzden’ dedi. Sonra indi ve kapıyı kapattı. Bana bir güzel bağırdı, ‘Niye açtın’ diye.
Halbuki benim kapıyla aramda bayağı bir mesafe vardı ve yanımda da bayan memur oturuyordu. Dokunmadığımı o da biliyordu ama sesini çıkarmadı. Ben açmadım diye açıklama yaptığımda kimin umurunda, kapıyı kilitledi. Kendi yapmış olduğu hatayı bana mal etti. Bu beni o kadar incitti ki…
Ve indikten sonra tek bir cümle söyledim bayan memura: ‘Ben arabadan atlayacak kadar karaktersiz bir insan değilim’ dedim. Ve bu sözün üzerine bayan memur: ‘Biliyorum sen kapıya dokunmadın, zaten şubeye gelince arkadaşa söyledim’ dedi.
Ama benim için önemli olan o anda söylemesiydi ama sustu… Ve Maraş’a akşam ezanı okunurken ben polis arabasında sen ise arkada, araçta kızım ve halasıyla beraber beni takip ediyordun. Aklım sürekli sizdeydi. Kaç defa arkama dönüp dönüp baktım bilmiyorum.
MEĞER NE ÖNEMLİ TERÖRİSTMİŞİM!
Ve bu şekilde Antep’e doğru yol alıyorduk. Meğer ne önemli teröristmişim ki beni 9,5 aylık bebeğimle gece gece Antep yollarına düşürdüler. Ve bir saat yolculuğun ardından gece Antep KOM’a geldik. Birkaç saat ayrılığın arkasından kızım kucağımdaydı, doya soya sarıldım, kokusunu içime çektim, gözyaşlarım akıverdi. Canım yavrum benimle beraber rezil oluyordu.
Sen ise bilmediğin Antep sokaklarında kızıma bez gibi ihtiyaçlarını almak için gezip durmuşsun. Şubeye bu eşyaları getirdiğinde o kadar kötüydün ki… Nasıl kötü olmayasın, eşin, kızın karakollarda ve onlardan ayrıldın. Biliyorum senin için de o kadar zordu ki…
İfademe yarın sabah 9’da başlanacağı söylendi. Memur bana klimalı bir oda verdi. Deri koltukların üzerinde bebeğimi uyuttum, o kadar yorulmuştu ki… Bense sabaha kadar uyumadım. Koltuktan düşer diye başucunda bekledim. O gün sabah olmadı, çünkü beni çok zor bir hayat bekliyordu artık…
Bir konuda minnettarım, beni bebeğimle beraber o gün nezarethaneye koymadılar, bu noktada çok teşekkür ediyorum o memurlara. Ya koysalardı ne yapardım nezarethanede çocuğumla? Kim bilir…
  
İFADE ARASINDA KIZIMI EMZİRDİM
Ve ifadeye başlandı. Sen ve kızım ise koridorda ifademin bitmesini bekliyordunuz. Damla durmayınca memurun da izniyle ara verilip kızımı emzirdim. Kısacası kızım ve sen ifade esnasında rezil olmuştunuz biliyorum. Damla seni çok zorlamıştı. Kim bilir sen hangi düşünceler içindeydin.
Ve ifade bitti. Küçücük çocuğum olmasına rağmen suçsuz yere savcılık ve mahkeme tutuklama kararı verdi. Tutuklandığıma değil de senden ve kızımdan ayrılmam o gün beni mahvetti. O gün cezaevine gelirken senden tek isteğim “Çocuğumu bana getir” demek oldu ağlayarak, sen ise “Getireceğim canım, üzülme ne olur” diyerek ağlamıştın.
CEZAEVİNE GİDİYORDUM VE KIZIMI BANA VERMEDİLER
O an benim için çok zordu. Cezaevine gidiyordum ve kızımı bana vermediler. O an anneliği ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim. Arkada gözü yaşlı bir bebeğim, eşim kaldı. Yol boyunca ağladım. Acımdan arabanın içindeki memurlara ‘Beni yavrumdan ayırdınız’ dedim. Bayan memur ‘Biz seni ayırmadık, kızını sana getireceğiz’ dedi. Erkek memur ise biraz sert çıktı bana. ’15 Temmuz’da ölen şehitlerin çocukları yok muydu, o hak değil miydi, neden sustun’ dedi. Evet haktı, kim yaptıysa Allah belasını versin dedim. O zaman sustu. Sanki ben öldürdüm, bana öyle demesi çok zoruma gitti.
Ve yavrum kucağımdan uçup gitmişti. 3 Ağustos unutulmaz bir gün, cezaevine giriş, üniversite koridorlarından cezaevine çok hazin. Kimlik bilgilerim alındı, bir suçlu gibi parmak izim alındı, fotoğraf çekildi ve arama yapıldı. Bu an bende acı izler bıraktı.
Bir karıncayı incitmeye korkan ben, sinek rahatsız ettiğinde öldürmekten ziyade kovalamayı seçen ben, terörist damgası yiyerek cezaevine girdim, bu ne kadar ağır bir imtihandı. İçeride beni nasıl bir ortam bekliyordu bilmiyordum, zaten bunları da düşünmüyordum. Çünkü aklım fikrim sen ve kızımdaydı, şimdi ne yapıyorlar diyordum.
Ve koğuşa girdim. Etrafımı bir kabalalık sardı. Hepsi o kadar samimi ve güleryüzlüydü ki… Hep beraber benim için koşturuyorlardı. Biri yemek hazırlıyor, biri çarşaf, yastık vs… Ve bu an bir nebze de olsa acımı dindirip korkularımı almıştı benden. Memurun ‘Kızın birkaç saate sana getirilecek’ demesiyle zindanım aydınlandı, rahatladım. Ve gece 12’de kızım memurun kucağında geldi, gözü yaşlı, perişan bir şekilde… Beni görünce öyle bir içten gülümsemesi vardı ki…
Hemen kucağıma atladı, doya doya sarıldım yavruma ve arkadaşlar da bu anımıza mutlu oldular ve ağladılar. Canım yavrum, o gün ben nereye geldim dercesine etrafına şaşkın şaşkın bakıyordu. Nasıl bakmasın, etrafında büyük bir kalabalık demir parmaklık ve kapılar…
Evet gelişiyle bir an mutlu oldum, zindanım aydınlandı ama diğer yanım acılı bir şekilde dışarıda kalmıştı, yani sen… Kim bilir ne haldeydin… Kendime gelmem bir ayı buldu. Anlatacak, yazacak çok şey var 2019’a dair. Ama bende derin izi olan 2 ve 3 Ağustos’u yazmak istedim sadece.
BİR AY YERDE, SÜNGER ÜZERİNDE UYUDUK
Kızımın alışması çok zor oldu, yirmi gün boyunca etrafına tuhaf tuhaf baktı. Kimseye gitmedi, ağladı. O anlar beni çok zorladı. Ve ilk geldiğimde bir ay yere sünger koyarak öyle uyuduk. Üst ranza boştu ama ben oraya çıkmadım, çocuğumla beraber orada kalamazdım. Kızım rahat uyusun diye ben hep ucunda kaldım süngerin. Bazen hiç uyuyamadım. Öyle işte, hangi kelime yaşananları tam anlatır bilmiyorum. 2019 geride kaldı ama hüzünle anılacak şekilde…
YERE BİR ŞEY SERMEK YASAK
Maltada (avlu) çocuk olmak!
Bunu hangi kelime ya da cümle ifade edebilir ki…
Buradaki bebeklerin beşiği, emeklediği odaları, temiz havaları, sıcak yuvaları, güneşleri, özgürlükleri alındı elinden, tıpkı benim yavrumun olduğu gibi. Koydular buz gibi beton yığınlarının arasına. Ve bu bebeklerden biri de benim kızım. Mapus nedir, zindan nedir bilmezken, daha on aylıkken buraya girdi, alındı özgürlüğü kızımın. Tam emekleme çağındaydı ama emekleyemedi, kucağımda gezdi. Çünkü yerler beton, halı yok, yere bir şey sermek yasak. Şimdi yürüyor ama emekleyemeden yürüdü yavrum, diğer bebekler gibi.
11 AYLIK EBRAR BEBEK
İlk geldiğinde Ebrar bebeğimiz vardı, 11 aylıkken mapus olmuş ve 20 aylıkken tahliye oldu. Burada yürüdü, burada konuştu ama bir farkla emekleyemeden yürüdü. Gardiyanların her kapıyı açışlarında ve bağırdıklarında bebeklerimiz korkarak uyanıyor, ortam gürültülü, sağlıklı uyuyamıyorlar. Burada bebeğimizin temizliği için bir ıslak mendil bile alamıyoruz yasak olduğu için, bu durum o kadar zorluyor ki…
Dışarıdan mama alımı yasak, içerideki koşullar mama yapmaya müsait değil. Zaten bir aydır semaverimiz yok, tamiri mümkün değilmiş, bir çorba bile yapamayacağız bebeklerimize. Bir yetişkin gibi gelen yemeklerden yemeye çalışıyorlar.
TARIK’IN ANNESİ SAATLER SONRA SAKİNLEŞTİ

Damla ve Tarık bebek bir görüş gününde. Tarık bebek daha sonra tahliye oldu.
Ortam tehlikeli, bir an dikkatli davranmazsan ranzaya çarpıyor bebeklerimiz. Kaç defa çarptı bilmiyorum. Her çarpışlarında yüreğimiz yandı. Hele Tarık bebeğimiz bir gün ranzada uyurken düştü, o gün o kadar korktuk ki… Önce yastık düşmüş, sonra da Tarık yastığın üstüne. Rabbim korumuş. Ya betona düşseydi, ya çocuğa bir şey olsaydı ne olacaktı! Tarığımız o kadar korkmuştu ki, zorla susturduk ama annesine yaşadıkları çok ağır geldi, saatler sonra sakinleşti. O gün hep beraber Tarığımıza bir şey olmadığı için Rabbimize bir kez daha şükrettik. Burada çocukların tek aktivitesi daracık odada oynamak, yürüteçle gezmek…
Güneşten mahrum büyüyor buradaki bebeklerimiz. Bir 10 dakika güneşe çıkarmak için can atıyoruz, kemikleri güneş görsün diye ama… Etrafta ranzalar ve demir kapılar ve beton yığını var. Kapıların kolu yok, bir yere çarpsa çok tehlikeli. O yüzden yürüyene kadar annelerin kucağında ya da yerlerde geziyorlar.
SICAK SU SÜRESİ 50 DAKİKA
Sağlıklı bir şekilde bebeklerimizi banyo yaptıramıyoruz burada. Verilen sıcak su süresi 50 dakika, bazen o kadar bile olmuyor. Bundan dolayı sıcak suyla çamaşır yıkayamıyoruz. Dolayısıyla çamaşırlar hijyenik olmuyor.
Ve sık sık su kesintisi yaşanıyor. Şu an 16 kişilik koğuşta 25 kişi kalıyoruz. Sık sık su kesintisinin yaşandığı bir yerde bu kadar kalabalık da hijyen pek de mümkün olmuyor.
Daracık odada bebeğimin oynayacak bir alanı bile yok. Üçerli kalınan bir odada bebek nerede oynasın? Hele aramalarda bebeklerimiz uyuyamıyor, o tatlı uykularından uyandırıp kucağımıza alıyoruz, arama bitene kadar bizimle beraber bekliyorlar.
Ve görüşlerde can yakan durumlardan biri de bebeklerimizin kendi babalarından bir yabancı gibi korkup yaklaşmamaları… Bu durum babaları ve anneleri o kadar üzüyor ki… Bir sıcak yuvadan yoksunlar buradaki bebekler.
GÖREBİLDİKLERİ TEK ŞEY DUVAR
Ve babalar babalar… Yavrularının en tatlı anlarını göremiyorlar. İlk baba deyişini, ilk adımını göremiyorlar, ne kadar acı… Böyle kolay işte yuvanın parça parça edilmesi. Burada çocuğuna pencereden dışarı baktırdığında gösterebildiğin tek şey, karşında duran DUVAR…
Pencereden baktıklarında izleyebilecekleri ne bir kuş, ne bir çiçek, ne bir araba, ne bir ağaç var bunlardan mahrumlar. Bazı bebeklerimiz gardiyanlar kapıyı açtıklarında kucaklarına gitmek istiyor, çünkü dışarı çıkıp gezmek istiyorlar. Nasıl istemesinler ki… Bir yetişkin olarak bizler bile o kadar sıkılırken daracık odada, bebekler nasıl sıkılmasın.
Bazen oyuncaklardan bile sıkılıyorlar, oynamak istemiyorlar. Ve bebeğimin cezaevinde oluşuyla yaşadığımız o çocukluk anıları unutulur mu?
BİR GÜN ÇOK HASTALANDI
Canım yavrum çok hastalandı bir gün, durumu iyi değildi, neden olduğunu bilmiyorduk ve acile götürdük. Doktor bebeğime dizanteri teşhisi koydu ve ilaç yazdı. Ama bebeğimin ilaçları zamanında alınmadı ve çocuğumla beraber ikinci kez acile gittik. Doktor ‘Buraya gelmeniz çözüm değil, bu çocuğun bir an önce ilaçlarının alınması lazım’ dedi. Ama canım yavrumun bünyesi o kadar zayıf düşmüştü ki, ilaçları vücudu sadece 1 gün kaldırabildi ve 2 Ekim günü çok ağırlaştı durumu, gün boyu koştu, ateşler içinde kaldı.
Gardiyanlara söyledim, bebeğin babasını çağırın, babasına vereceğim dedim, tamam dediler, seni aradılar. Bana ‘Hazırla bebeği, 10 dakika sonra vereceğiz’ dediler. Ama aradan 5 dakika geçmeden, ‘Bebeği babasına veremeyeceğiz, çünkü mesai saati geçti, biz götüreceğiz’ dediler. Ben hayır hastaneye gitmek istemiyorum, ben çocuğumu babasına verip özel bir doktora göstermek istiyorum desem de beni dinlemediler ve çocuğumun ateşleri 39,5 kadar yükseldi ve 3. kez acile gittik 2 Ekim’de.
4 GÜN HASTANEDE KALDI
Tabi sen ise o kadar yoldan gelip cezaevinin kapısından geri çevrildin yavrunu alamadan, göremedin. Hastanede bile yavrumuza yaklaştırmadılar. 1 dakika olsa göremedin yakından. Ve 3. kez gidişimizde bebeğimizin durumu çok ağırdı. 2 saat hastaneye gitmek için revirde bekletildim, o kadar çaresizdim ki… Ve doktor bebeğime yatış verdi. 4 gün boyunca serum takviyesi yapıldı. Canım yavrumun bünyesi o kadar zayıf ki, damar yolu açamadılar, çok zorlandılar, küçücük bedenine 5 yerinden damar yolu için iğne yedi. Ve yavrum o kadar bağırıyordu ki, ben ise hiçbir şey yapamıyordum. Sadece canım yanıyordu manzara karşısında…
Ve aileme en ihtiyacım olduğu bir zamanda ne yazık ki ailem yanıma gelemiyordu, çünkü izin yoktu. Bir baba olarak çocuğunun durumunu öğrenebilmek için neler yaptın. Neden bu kadar zordu? Bir baba olarak en doğal hakkındı ama mahkum olunca öyle olmuyormuş. Öyle işte, unutulmayacak ve izleri asla silinmeyecek hazin bir hastane süreci olmuştu.
Ve taburcu olurken doktor yeniden ilaçlar yazdı. Her gün dilekçe yazdım ilaçların getirilmesi için, bana ‘Reçete kayıp, emin misin yazdığından’ ben de evet dedim, doktorla görüşülüp bana dönülecekti ama dönülmedi, her gün dilekçe yazmama rağmen. Sonra sana söylemiştim, ilaçların verilmediğini, sen de üzüldün, bana neden geç söyledin dedin ve kurumu aramanla ilaçlar 6 gün sonra verildi.
İLAÇLAR 6 GÜN SONRA VERİLDİ
Evet kızım hamd olsun iyiydi, ya kötü olsaydı? İlkinde ilaçlar geciktiği için durumu fenalaşmıştı, 2. kez aynı şey yapıldı, ilaçlar 6 gün sonra verildi, neden böyleydi, çocuk bu?
Cezaevinde bir anne olarak bebeğin içi bazen hiçbir şey yapamıyorsun, o kadar çaresizsin ki… Burada bir bebek olmak da anne olmak da çok zor. Bir anne olarak canın yanıyor, bebeğinin senin kaderine tabi olmasına… Diğer bebekler dışarıda temiz hava alırken, güneş görürken, gezerken, sıcak yuvalarında babalarıyla beraber yaşarken, rahat odalarda emeklerken senin çocuğun tüm bunlardan mahrum olduğu için bir anne olarak kahroluyorsun ama çaresizlik işte…
Bu bebeklerin hakkı ödenir mi?