cezaevi hak ihlalleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cezaevi hak ihlalleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2020 Salı

"Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar"

31 Mart 2019 
Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber'in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD'a anlattı.



Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019'da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, "Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum." diyor.
KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI
11 Mart 2019'da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında "Arkama bir ağrı girdi" dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon Devlet Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip "Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor." dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar "Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz." diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.
HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRULTTULAR
O akşam Cemil Dilber'in durumunun ciddiyeti anlaşılınca bu kez Afyon ParkHayat Hastanesine götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.
4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR
Dilber, görüş izni için savcıya gitti, "fetö ise kimse gelmesin" diyen savcının kapısından eli boş döndü.
"Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi... 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti." diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016'da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesindeydi.
AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ
Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber'i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber'e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.
"BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK"
Ayşe Dilber: "Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı." diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber'in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı...


Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik, ilaçları ve Kuran-ı Kerim çıktı.

29 Mart 2020 Pazar

Oğlumun 'baba' çığlıklarını duyan yok mu?

29 Mart 2020 
Gelişim geriliği hastası Mesut'un annesi Tuba Yaslı, 15 gündür oğlunu sakinleştirmek için çırpınıyor. İki senedir çocuklarına tek başına bakan Yaslı, "Dayanacak gücüm kalmadı." dedi.



27 aydır İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu olan Ferruh Yaslı ve Tuba Yaslı'nın gelişim geriliği hastalığı bulunan 11 yaşındaki oğulları Mesut'un çığlıkları yürekleri sızlattı. Koronavirüs nedeniyle dışarı çıkamayan oğlunun 15 gündür daha çok hırçınlaştığını söyleyen Tuba Yaslı "Oğlumun çığlıklarının duyulmasını istiyorum." dedi.
DOĞUMDA OKSİJENSİZ KALDIĞI İÇİN
14 yıllık evli olan Tuba-Ferruh Yaslı'nın iki çocukları var. Doğum esnasında oksijensiz kaldığı için nöbet geçiren Mesut konuşamıyor. Kendini bağırarak ifade ediyor. Ayağa kalkıp yürüyemiyor. Tamamen özel bakıma ve desteğe muhtaç.

Mesut dünyaya geldikten sonra hayatlarının hep bir koşturma içinde, hastanede, özel eğitimlerde geçtiğini belirten Tuba Yaslı, "15 gün küvezde yattı. Gelişimsel gerilik dedi doktorlar. Bugüne kadar hep Mesut'un tedavisiyle ilgilendik. Herkes sen çok güçlüsün, nasıl kaldırabiliyorsun diyor. Artık ben de kaldıramıyorum." diye konuştu.



ARTIK SABRIM KALMADI
Son 15 gündür Mesut'un çığlıklarının aşırı derecede arttığını ifade eden Yaslı, "Günü bölersek yüzde 80 hep hırçın. Evden çıkaramıyoruz. Bu süreçte daha da bunaldı. 27 aydır babasını sadece 5 kere gördü. Kapalı alanlarda asla durmuyor. Bağırmaya başladı mı çaresi yok. Alttan komşu geliyor ne oluyor diye. Dolmuş şoförü Alsancak'ta yolun ortasında indirdi, ağlayan çocuğu götüremem diye." ifadelerini kullandı.
Yaslı, İzmir'de Şehit Lütfü Gülşen Özel Eğitim Uygulamalı Okuluna 4 yıl devam eden oğlunun, geçen sene servisten düştüğü için uzun süre okuluna gidemediğini de ifade etti.
BAĞIRMA ABİ, BABAM GELECEK
Yaslı çiftinin küçük oğulları Mirza (5) ise annesinin ifadesiyle evin neşesi. Bir yaşından itibaren babasız büyüyen Mirza, küçücük yaşında abisini sakinleştirebilecek olgunluğa çoktan erişmiş. "Ağlama abi, az kaldı, babam gelecek." diye onu teselli ediyor.
MALİ MÜŞAVİR
Cemaat soruşturmaları kapsamında Ocak 2018'de tutuklanan mali müşavir Ferruh Yaslı (39), 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay'da bulunuyor.




Tuba-Ferruh Yaslı, çocukları Mesut (11) ve Mirza (5) ile Şakran Cezaevinde bir görüş gününde.



27 Mart 2020 Cuma

"Oğlum ve gelinim tutuklu, biz evden çıkamıyoruz, torunlar ne olacak?"

27 Mart 2020 
Zeynep ve İdris Eker çifti, koronavirüs sebebiyle yaşlılara getirilen sokağa çıkma yasağı nedeniyle zor durumda... Yozgat'ta yaşayan ve iki torununa bakmak zorunda kalan Zeynep Eker, "Biz ne yapacağız" diye soruyor.


Evinin salonunda kendi kendine bir video çekip Bold Medya'ya gönderen babaanne Zeynep Eker (59), yetkililere ve vicdan sahibi insanlara seslendi. "Eşim 65 yaşında, dışarı çıkamıyor. Şeker hastası. Ben 59 yaşındayım. İki torunuma bakıyorum. Onları bırakamıyorum. Evde kaldık. Ekmek alacak dahi gücümüz yok. Biz ne yapacağız" dedi.

Yozgat'ta yaşayan Zeynep Eker'in oğlu Hamit Eker ve gelini Emine Eker, 24 aydır Kırıkkale Keskin Cezaevinde tutuklu.

İki yıldır torunları İdris Halit (8) ve Ali Hamza (6) ile ilgilenen Zeynep Eker, "Çocuklarımı serbest bırakmanızı ve onların yavrularını bağrına basmasını istiyorum. Anneden babadan başka torunlarımı emanet edecek kimsem yok" diye konuştu.
İKİSİ DE ÖĞRETMEN
Cemaat soruşturmaları kapsamında 9 Mart 2018'de tutuklanan Eker çifti, 8,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyaları Yargıtay tarafından onaylandı. Özel okullarda çalışan Hamit Eker sınıf, Emine Eker ise matematik öğretmeniydi.

Emine Eker, çocuklarıyla birlikte, Keskin Cezaevinde.
ZEYNEP EKER'İN 9 DAKİKALIK VİDEODAKİ KONUŞMASI
"Ben 61 doğum bir anneyim. Oğlum ve gelinim iki yıldır tutuklu. İki yavrusu var. Biz bakıyoruz. Biz mağduruz. Eşim yaşlı, 65 yaşında, şeker hastası. Üzüntü nedeniyle göz arkaları kanama yaptı. Benim bir gözüm hiç görmüyor, öbürü hafif görüyor. Ama görme şekli daha bozuldu.
BİR GÖZÜM GÖRMÜYOR
Geçen görüş gününde cezaevine gitmiştim. Cezaevinden çıkamadım, mağur kaldım (göz tarama makinesi gözünü okumadığı için otomatik kapı açılmıyor). Cezaevi müdürü bana kızdı, neden bu halde geldin, dedi. İki senedir her ay geliyorum ama ilk defa böyle bir şey yaşadım. Gözümün böyle olmasının nedeni nedir? Bunun nedeni düşüncedir, üzüntüdür. İki yavru annesiz, babasız, sevgisiz, şefkatsiz... Bakıma muhtaç. Bir ekmek bulamayıp... Torunum "Babaanne açılan bir şey vardı, onu neden almıyorsunuz" diye soruyor. Yavrum onun adı muz, diyemedim.
2 LİRA İLE NASIL GEÇİNEBİLİRİZ?
Virüs geldi, bu nedenle çok perişanız. Eşim sokağa çıkmıyor. Ben de yavrularımı bırakamıyorum. Maddi-manevi yeterli imkanımız yok. Her ay çocuklara maaş gönderiyoruz. Bizim maaşımız belli, saklayacak değiliz, banko dekontlar var. 800 lira arıyoruz, evimize 780 lira kesiliyor. Elimize aldığımız 2 lirayla nasıl geçinebiliriz? Bu şekilde yaşamak zorundayız.
KANALLARI ARADIM, DÖNMEDİLER
Her tarafı aradım. Kanalları aradım. Dediler ki eve getiririz. Ararız dediler dönmediler. Benim çocuklarımın orada kalması, bu şekilde yatmaları bizi endişelendiriyor. Oğlum pazar günü aradı. Baba-anne size bir şey olursa o yavrular nerede kalır, ne yaparsınız? Bu bizim içimizi çok acıtıyor. Bu nedenle yavrularımızın bir an önce oradan kurtulmalarını istiyorum.
OĞLUMU YOKLUKLA OKUTTUM
Hamit Eker.

Yavrumu ben yoksullukla okuttum. Hiç imkanımız yoktu. Beş çocuk annesiyim. Ta Ankara dağlarında, Kayaş'ın tepelerinde susuz ve ekmeksiz kalarak. Ben çocuk bakıcılığı yaptım. Oğlum hamallık yaparak okudu. Neler çekti, buzdolapları, eşyalar sırtında... Bizim suçumuz, günahımız neydi bu ızdırabı çekiyoruz. O kadar anne baba mağdur oldu, ölenler oldu, trafik kazaları geçirenler oldu.
OĞLUMUN SUÇU NEYDİ?
Ben 59 yaşındayım. 60 yaşında bir babanın kızıydım. Su çekerek, çamaşır yıkayarak, bulaşık yıkayarak büyüdüm. Okula 2 gün gittiysem 3 gün gitmedim. Benim namazla, abdestle, Kuran'la hiçbir bilgim yoktu. Şu an okuyorum ama Sübhaneke ve celle diye okuyorum. Yeni dört günlük namaz kılıyorum. Benim oğlum namazlı abdestliydi. Suçu neydi? Böyle mi olmak lazımdı. Hakkını nasıl verebilirler? Tutacak dalım kalmadı. Sade istiyorum ki, benim yavrularımı bu virüs durumunda çıkarsınlar, bağırlarına bassınlar.
TÜRKİYEMİZ KURTULSUN
Bizim yaşımız geldi geçti. Bizim için Türkiyemiz önemli. Türkiyemiz kurtulsun. Şu virüs belasından da kurtulalım. Allah her şeyi verir. İnancımız sonsuz, inanıyoruz, güveniyoruz, ama ekmek alacak daha gücümüz yok. Bulaşığı elimde yıkıyorum, ilaç alamıyorum. Çocuklarıma giysi alamıyorum.
BU YAVRUMU KİME EMANET EDEYİM?
Yavrum okudu öğretmen oldu. Kızlarımın hiçbiri okumadı. Keşke oğlum da okumasa da dışarıda koyun gütseydi, çoban olsaymış, daha gurur duyardım. İşte bir torunum geldi (Ali Hamza videoda yanına geliyor). Ali Hamza gel seni Türkiye görsün. Babaanne sen beni doğurdun, ben senin yavrunum diyor. Bu yavruyu kime emanet ederim. Beni virüs alırsa, eşim ölürse hangi kapıyı çalarım. Anneden babadan başka emanet edecek kimsem yok benim.

İdris Halit (8), Ali Hamza (6).
"POLİSLER GELDİ, EVİMİZİ ARADI"
Hepinize teşekkür ediyorum. Benim sesimi Türkiye duysun. Büyük olan sabaha kadar korkularla uyuyor. Polisler geldi, evimizi aradı. Benimle yatıyorlar. İki yıldır bir gün ayrılmadı. Virüs nedeniyle yatağımı yere koydum, yerde yatıyorum. 4 gün oldu. Ama öncekinde 40 gün gözüme uyku girmedi. Yavrularımı bağrıma bastım, gözlerine bakarak sabaha kadar gözyaşı döktüm. Bunun hesabını kim verecek. Bana cevap verin. Benim sesimi duyun.
VİCDANINIZ NASIL EL VERİYOR?
Biz mektep, medrese, cami görmedik, Kuran bilmedik, Yasin okumadık. Benim oğlum her şeyi okuyor ama maalesef içeride. Eşim dostum akrabam arkasını döndü. Kuran okuyanlar, namaz kılanlar, hepsi dört duvar arasında kalıyor. Buna vicdanınız nasıl el veriyor.
LÜTFEN BİZE YARDIM EDİN
Lütfen bize bir yardım. Bize el uzatın. Rica ediyorum, bütün Türkiye'den, bütün devletten. Devlet de bizim, millet de bizim, insan da bizim. Hepimiz birbirimize bağlı olmalıyız. Hepinize teşekkür ediyorum. Allah'a emanet olun.




26 Mart 2020 Perşembe

Sincan'da korona semptomlu tutuklular hücreye atılıyor: Burada bağıra bağıra öleceksiniz!

26 Mart 2020 
Sincan Cezaevinde ateşi yükselen bir kadın tutuklu, 4 yaşındaki oğluyla birlikte hücreye atıldı. Durumu diğer tutuklular yakınlarıyla telefon görüşmesinde anlattılar.



Sincan Kadın Kapalı Cezaevi T tipi E2 koğuşunda tutuklu bulunan A. adlı kadın, 3-4 yaşlarındaki oğlu E. ile birlikte hücreye atıldı.
BENİ BIRAKIN!
BOLD Medya'ya ulaşan tutuklu yakını anne, "Durumları şu anda çok kötü. Kızımın koğuşunda bir kadın hasta olmuş. Adı A. Küçük çocuğu vardı. Çocukla birlikte kadını tek kişilik hücreye almışlar. O çocuk hücrede sabahtan akşama kadar beni bırakın diye bağırıyormuş. Annesi çocuğu herhangi bir yere gönderemiyormuş, görüş yasağı var. Kadın ateşlendiği için tecrite almışlar. İki gün önce olmuş bu olay. Kızım telefonda anlattı." dedi.
PSİKOLOJİK İŞKENCE
Aralık 2019'dan bu yana Sincan'da tutuklu olan kızının da çok kötü olduğunu, psikolojik baskı altında bulunduklarını ağlayarak söylediğini belirten anne, "Gardiyanlar önlem almıyorlarmış. Burada bağıra bağıra öleceksiniz. Hiçbir şekilde sağ çıkamayacaksınız demişler. Bunu yazın. Psikolojik işkence uyguluyorlar. Kızım da ağlaya ağlaya konuştu. Biz de artık dayanamıyoruz. Psikolojik baskı altındayız, dedi." ifadelerini kullandı.
Hücreye atılan A.'nın solunum sıkıntısı çektiği halde hastaneye sevk edilmediği belirtiliyor.

21 Şubat 2020 Cuma

Hamile tutuklu Elif Tuğral bu sabah doğum yaptı: Oğlumu kucağıma aldım...

21 Şubat 2020 
Hamileliğinin son dört ayını cezaevinde geçiren Elif Tuğral, bu sabah oğlu Vehbi Enes’i dünyaya getirdi. Tuğral doğuma başında 8-10 asker ve gardiyanla girdi.

5 aylık hamileyken tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen Elif Tuğral bu sabah 10.30’da İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinde doğum yaptı. Bir erkek çocuk dünyaya getiren Tuğral’ın ve bebeğinin sağlık durumu henüz bilinmiyor. Başında yaklaşık 8-10 askerle asker ve gardiyan ile doğuma giren Tuğral’a annesinin refakat edebilmesi için savcılığa izin başvurusu yapıldı.

Oğlunu kucağına alan baba Nuri Tuğral, “Oğlumu kucağıma aldım. Sağlıklı görünüyordu. Eşimi henüz göremedim. Tahliyesi konusunda yetkililerin gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum” dedi.

Ev hanımı Tuğral’ın Hilmi adından bir erkek çocuğu daha bulunuyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Halen Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan Tuğral’ın dosyası İstinaf’ta bulunuyor.




Elif Tuğral ve ailesi, bir görüş gününde. Ocak 2020.

 

16 Şubat 2020 Pazar

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

16 Şubat 2020
Üçüncü evre böbrek hastası Ramazan Sarıkaya, yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti. Doktorların ifadesine göre artık nakil yapılması gerekiyor.



Şubat 2019’dan bu yana Balıkesir Kepsüt Cezaeevinde tutuklu bulunan Ramazan Sarıkaya (50), böbrek nakli yapılacak hale geldi. Bir böbreği 1997’de askerdeyken alınan Sarıkaya’nın ikinci böbreği yüzde 50 çalışıyordu. Cezaevine girdikten sonra o böbreğin işlevi de birdenbire yüzde 30’a düştü. Bir ay önce kontrole götürülen Sarıkaya’ya doktorlar “Artık nakil yapılması lazım” dedi.

40 KİŞİLİK KOĞUŞTA KALIYOR

Sarıkaya’nın eşi Müzeyyen Sarıkaya, “Doktor, eğer ortamı sağlıklı olursa yüzde 30’luk böbrek onu uzun süre götürür demişti. Yemesi, içmesi, tuvalet ihtiyacı bunlar böbrek hastaları için önemli. 40 kişi kalıyorlar koğuşta. 2-3 tuvalet var. Sıra gelene kadar vakit geçiyor. Böbrekte ürenin durmaması lazım. Hijyenik bir ortam değil.” ifadelerini kullandı.

Ramaza Sarıkaya ve çocukları bir görüş gününde.



“ÖLÜNCE Mİ TEHLİKE VAR DİYECEKLER”

Eşinin, Kasım ve Aralık 2019’da Balıkesir Şehir Hastanesine iki kez götürüldüğünü söyleyen Müzeyyen Sarıkaya, “İlk götürdüklerinde doktor rapora ölüm tehlikesi yoktur yazmış. Bunun sınırı nedir? Ne kadar ömür biçtiler ki, ölüm tehlikesi yok deniliyor. Yüzde 50 çalışan böbrek nasıl yüzde 30’a düştü, şimdi nasıl nakillik hale geldi. Bir ay önce gittiği doktor artık nakil yapılması lazım dedi. Ölünce mi tehlike var diyecekler. Buradaki kasıt nedir? Ortada bir suç yok, suç varsa bir yıldır mahkemesi neden sonuçlanmıyor. Bunlar içimizde hep bir ukde. Bunların hesabını kim verecek? Geri dönüşü olan bir hastalık değil. Çırpınmamız bundan dolayı.” diye konuştu. Müzeyyen Sarıkaya, ev hapsi ve ceza ertelemesi gibi seçenekler varken neden bunların uygulanmadığını da sordu.

Özel bir yurtta idarecilik yaptığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Sarıkaya’nın davası, 5 kez mahkemeye çıkmasına rağmen henüz sonuçlanmadı.




GERGERLİOĞLU’NUN SORU ÖNERGESİ

Ramazan Sarıkaya ile ilgili 18 Ocak 2020’de TBMM’ye soru önergesi veren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e cevaplaması için 14 soru sordu:

1- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın ağır hasta bir şekilde Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olduğu iddiası doğru mudur?

2- Bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın hastalığı ne durumdadır?

3- Bu iddialar doğruysa 5275 sayılı kanun çerçevesinde tahliye edilmeme gerekçeleri nelerdir?

4- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiaları doğru mudur?Eğer doğruysa tedavisi ne şekilde yürütülmektedir?

5- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın tutuklandıktan sonra % 50 olan böbrek işlevinin % 35’e düştüğü iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek işlevi neden % 35’e düşmüştür?

6- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiası doğruysa diğer mahpuslardan farklı bir şekilde yemeği,içeceği ve hijyeni farklı mıdır?

7- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaş cezaevinde kaldığı için kalan böbreğini kaybetmesi halinde sorumlu ya da sorumlular kim ya da kimler olacaktır?

8- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşa diyet raporu hazırlandığı iddiaları doğru mudur?

9- Bakanlığınıza iletilmiş bu konuyla ilgili şikayet var mıdır?

10- Son 3 yılda ağır hasta tutuklular için yapılmış çalışmalar nelerdir?

11- Son 3 yıldır Cezaevleri’nde çalışan personellerle ilgili açılan soruşturma sayısı kaçtır ve bu soruşturmaların akıbeti ne durumdadır?

12- Son 5 yılda cezaevlerinden hastalık nedeniyle tahliye olan kişi sayısı kaçtır ?

13- Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup böbreğini kaybeden yurttaş sayısı kaçtır?

14 Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup tahliye olan yurttaş sayısı kaçtır?

GEREKLİ İŞLEMLER BAŞLATILDI

Gergerlioğlu, soru önergesinden sonra Balıkesir’deki yetkili makamların Sarıkaya’nın tahliyesi için gerekli işlemleri başlattığını da iki gün önce duyurdu.


Dört çocuk babası Ramazan Sarıkaya bir görüş gününde.


14 Şubat 2020 Cuma

Ağrılardan uyuyamıyor, kabuslar görüyor, inleyerek uyanıyorum

14 Şubat 2020 
Cezaevinde yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’dan mektup var: “Ağrılardan uyuyamıyorum. Kabuslardan inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum.”


Tutuklu bulunduğu Elazığ Cezaevinden tedavi için Kayseri’ye gönderilen ve şu anda Kayseri Cezaevinde bulunan Veysel Avunan, kız kardeşi Sümeyra Avunan’a gönderdiği mektubunda sağlık durumunu anlattı.
Avunan “Hayat burada Allah’ın yardımıyla iyi gidiyor. Arkadaşlar bana spor yaptırıyorlar. Artık ufak tefek işlerimi görebiliyorum. Ama çok zorluyorlar. Önüne gelen, ‘hadi şu hareketi yap’, madem hastane ve cezaevi bir şey yapamıyor. Onlara inat biz seni buradan yürüterek çıkaracağız diyorlar.” dedi.
İNAN Kİ GÜCÜM YOK
Arkadaşlarının bazen kendisine “Çok tembelsin, söylenenleri takmıyorsun diye.” sitem ettiklerini belirten Avunan, “Ama inan ki gücüm yok. Çok çabuk yoruluyorum. Gece ağrılarımdan dolayı yatamıyorum veya gördüğüm kabuslardan dolayı inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum. Sağolsunlar anlayışla karşılıyorlar.” ifadelerini kullandı.
HEP KALORİFERİN DİBİNDE OTURUYORUM
Mektubunda, içerideki sosyal faaliyetlerden de bahseden Avunan şöyle devam etti: “Haftada bir tatlı yapılır. Çiğ köfte yapılır. Saz eşliğinde türkü söylenir. Bunlar sosyal faaliyetlerimiz. Tabi ben hepsinde oturuyorum. Kaloriferin dibinde.”


15 Eylül 2017’de beri tutuklu bulunan Veysel Avunan’a Mart 2019 hastalandı. Önce teşhis konulamadı. Ta ki Elazığ Cezaevinde bayılana kadar… Önce zatürre dediler, sonra menenjit geçirdiği anlaşıldı. O günden sonra tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. İşlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Elazığ Cezaevine gidip bizzat kendisini gördü ve durumunu Meclis’te gündeme getirdi ama buna rağmen bugüne kadar bir çözüm bulunamadı.


DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Veysel Avunan (28), Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu. Bingöl’ün Genç ilçesinden 9 kardeşli bir ailenin en büyük oğlu olan Avunan’ın dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor.

 

16 Ocak 2020 Perşembe

Hamile tutuklu koğuşta sinir krizi geçirdi

16 Ocak 2020 
Avukatlık stajını yeni tamamlayan hamile tutuklu Esra Uymaz Saral, cezaevinde ilaçları verilmediği için sinir krizi geçirdi. 4,5 aylık hamileyken tutuklanan Saral, bir hafta içinde iki kez doktora götürüldü.


 9 Ocak 2020’de tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen 4,5 aylık hamile Esra Uymaz Saral (27), ilk gece konulduğu geçici koğuşta sinir krizi geçirdi. Miyom olduğu için riskli bir hamilelik geçiren Esra Uymaz Saral, gözaltına alınmasından itibaren bir haftada iki kez doktora götürüldü, koğuşta sinir krizi geçirdiği gün ise cezaevi revirine çıkarıldı. 
Esra Uymaz Saral’ın avukatı, “Geçtiğimiz cumadan bu yana kendisine kan ilaçları verilmemişti. Özel bir ilaç kullanıyor. Biraz pahalı. Devlet karşılamıyor. Cezaevi yönetimi o ilacı veremeyeceklerini ama başka bir ilaç vereceklerini söylemiş. Fakat o da henüz gelmemiş. Esra hanım 8 Ocak’ta bir gece gözaltında kalmıştı. O zaman da saat 21.00 civarı karın ağrısı şikayetiyle doktora götürülmüştü. Doktor idrar yolu iltihabı için ilaç vermişti. 17 TL imiş ilaç. Yanında para yok diye o ilacı da vermemişler.” dedi.

Tutuklandıktan sonra konulduğu geçici koğuşta ilaçlarını alamadığı için üzülen Saral’ın endişelenip ağlama krizine girdiğini belirten avukat şöyle devam etti: “Bunlara canı çok sıkılmıştı. Koğuşta da ışık bile yanmıyormuş. Tek başına. Zaman mevhumunu kaybetmiş. Dolayısıyla çok korkmuş. Kendisi biraz evhamlıdır. Ağlama krizine girmiş. Kapıları yumruklamış. 5 gardiyan ve revirden görevliler gelmiş. Müdüre çıkarmışlar. Müdür normal koğuşa geçirmiş. Böyle mi olacak hep diye korktuğunu ve bebeğime nasıl bakacağım diye endişelendiğini ifade etti.” dedi.
“BU ŞARTLARDA BURADA DOĞUM YAPMAN İMKANSIZ”
Avukat, dün tekrar hastaneye götürülen Saral’ın orada yaşadıklarını ise şöyle anlattı: “Cezaevine en yakın hastane Çiğli Devlet Hastanesine olduğu için dün tekrar oraya götürülmüş. Oradaki doktor da ‘Bu şartlarda senin burada doğum yapman imkansız. Miyomdan dolayı çok fazla kanaman olur, burada doğum yaptıramam’ diyor. Mahkemeye sunmak için dair bir belge istemiş. Doktor, cezaevinde kalmana engel bir durum yok. Ben öyle bir şey yazamam ama doğum sırasında Tepecik Hastanesine sevkini isteyeceğim’ demiş.”

Avukat, bugün yeni bir gelişme olduğunu ve Saral’ın mahkeme tarafından hastaneye sevkinin yapıldığını da sözlerine ekledi.
AVUKATLIK STAJINI YENİ BİTİRDİ


Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Esra Uymaz Saral, İzmir Barosundaki avukatlık stajını yeni tamamlamıştı. Eylül 2016’da evlenen ve ilk hamileliğini yaşan Saral’da 10 cm büyüklüğünde bir miyom bulunduğu için riskli bir hamilelik geçiriyor.
“DİĞER HAMİLE TUTUKLULAR ÇOK ÜMİTSİZ”
İzmir Şakran Cezaevinde Esra Uymaz Saral dışında bilinen 3 hamile daha bulunuyor. Emine Büşra İbişoğlu 5 aylık, Serpil Özmermer 5 aylık, Elif Tuğral ise 8 aylık hamile. Esra Uymaz Saral dışında cezaevinde bulunan diğer hamile tutukluların çok ümitsiz olduğunu ifade eden avukat: “Dilekçelerine cevap verilmediği için hiçbiri artık dilekçe yazmıyor, hiçbir şey talep etmiyorlar. 8 aylık hamile Elif Tuğral’ın kan pıhtılaşma problemi var, her gün iğne oluyor cezaevinde. Ama iki aydır doktora götürmüyorlar. Tamamen bırakmışlar.” dedi.

27 yaşındaki Esra Uymaz Saral, Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

ESRA UYMAZ SARAL’IN HASTANE RAPORLARI


15 Ocak 2020 Çarşamba

“İnsaf edin hakim bey; kızımın, torunlarımın ne suçu var?”

15 Ocak 2020
Anne-baba tutukluluklar devam ediyor. Kızı, damadı ve 7 aylık torunu hapse giren, bir torununa da kendisi bakmak zorunda kalan Zahide Şen isyan etti.

Artvin’de özel bir okulda sınıf öğretmeni olarak çalışan Ayşegül Atalay ve eşi Mehmet Atalay 5 Aralık 2019’da tutuklandı. İki çocuk sahibi Ayşegül Atalay İzmir Şakran Cezaevine, eşi ise Artvin Cezaevine gönderildi.

Anne ve babanın birlikte tutuklanması geride kalan çocukları ve aile büyüklerini perişan etti. 7 aylık kızı Kardelen Betül’ü ile birlikte hapse gönderilen Ayşegül Atalay, 5 yaşındaki oğlu Mustafa Burak’ı annesine bırakmak zorunda kaldı.

Mustafa Burak ile tek başlarına kalan anneanne Zahide Şen (56), “Benim okumam yazmam yok. Samsun’daki evimi bırakıp İzmir’e geldim. Toruna yalnız bakıyorum. Kimim var başka. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bazen komşular yardımcı oluyor. Mustafa Burak okula gidiyor. Dava Artvin’den açıldığı için damadımı Artvin’e götürdüler. Kızımı bebek var diye burada bıraktılar. Damada daha hiç gidemedim” dedi.

Ayşegül Atalay ve çocukları.

“ANNEM BABAM GELECEK YİNE AİLE OLACAĞIZ DEĞİL Mİ?”

Mustafa Burak’ın sürekli anne ve babasını sorduğunu ifade eden anneanne, “Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Eriyorum olduğum yerde. Annem, babam, kardeşim gelecek ve biz yine aile olacağız değil mi diyor. Çocuğumun hiçbir suçu yok, melek gibi kızım. Çok zor geldi bu bana. Çok ağır bir imtihandayız. Mustafa Burak artık durmuyor. Annesini istiyor. Geçen hafta bir haftalığına yanına verdik. Annesi ikisine birden bakamadı, ancak bir hafta kalabildi, geri gönderdi. Bayağı zorlu süreçten geçiyoruz. İnsafa gelin hakim bey, evlatlarım, torunlarım perişan. Onların ne suçu var?” diye konuştu.

BEBEKLİ ANNELERİ BİR KOĞUŞA TOPLADILAR


Cezaevi şartları ve ortamının bebekli anneler için uygun olmadığı sürekli dile getiriliyor fakat bugüne kadar bu konuyla ilgili yasal bir düzenleme yapılmadı. Zahide Şen, Şakran Cezaevinde pilot bir uygulama başlatılarak bebekli annelerin aynı koğuşa toplandığını belirtti ve Kardelen Betül’ün 6 haftadır cezaevinde yaşadıklarını anlattı:

“Kardelen Betül orada iki diş çıkarttı. Cezaevi şartları zor. Banyo yaptırmakta zorlanıyorlar. Çocuk hiç uyumuyormuş, kızım saat 3-4 uyuyorum diyor. İnsanlar ne de sorun yapmasa bile rahatsız oluyorlar. Bir de yeni bir uygulama varmış. Bebekli bütün anneleri aynı koğuşa toplamışlar. Herkesin çocuğu olduğu için kimse birbirine yardımcı da olamıyor. Biri ağlayınca öbürü uyanıyor. Artık curcuna.”

Zahide Şen ve torunu Mustafa Burak.


KARAR MAHKEMESİ 22 OCAK’TA

Hakkari ve Artvin’de olmak üzere toplamda 3 yıl öğretmenlik yapan Ayşegül Atalay ve eşi Mehmet Atalay, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandılar. 22 Ocak 2020’de Artvin’de karar mahkemeleri olacak. Zahide Teyze, “Kızım mahkemede hiçbir suçum yok, ekmek parası için çalıştım, dedi. 7 aylık kızı da kucağındaydı. Avukat ev hapsi vermelerini talep etti ama hakim ByLock var, yapacak bir şey yok dedi. Tutukladı. Avukat 3 haftalık süre istemişti. 22 Ocak’ta kızımı bırakmalarını istiyorum” ifadelerini kullandı.


14 Ocak 2020 Salı

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

14 Ocak 2020
KHK’lı Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Eşi Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen bu evredeki bir hastalık nasıl anlaşılmadı” diye sordu.




10 aydır Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan 49 yaşındaki Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Yarın kemoterapiye başlanacak olan Özdemir’in bu noktaya gelmesinde cezaevinde yaşadığı ihlallerin etkili olduğu belirtiliyor.

EŞİM SAPASAĞLAMDI

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak eşinin durumunu anlatan Emir Özdemir, “Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi.” dedi.

ÇAY BİLE İÇEMEDİ, İHTİYAÇLARINI GİDEREMEDİ

Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini istediği halde araya Kurban Bayramı girdiği için eşinin ihmal edildiğini ifade eden Özdemir, “Eşim idareyle de konuştu ancak unutuldu. Sevk edilmedi, ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı.” ifadelerini kullandı.

Abdülazim Özdemir, bu ihmaller sonucunda geçtiğimiz ağustos ayı sonunda acilen ameliyata alındı. Bozuk olan aletin birkaç günde tamir edildiğini belirten Emir Özdemir, “Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak dedi. ” diye yazdı.
Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yapıyordu. 672 Sayılı KHK ile ihraç edildi.

İHMALLER VAR MI?
Eşiyle 6 Ocak 2020’de yaptığı 10 dakikalık telefon görüşmesinde yıkıldığını ifade eden Emir Özdemir şöyle devam etti: “Maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

ZAMAN BİZİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ

Emir Özdemir, eşinin geç olmadan tahliye edilmesini istedi: “Sizden ricam eşimin geç olmadan ve daha iyi şartlarda tedavi olabilmesi için tahliye edilmesi, cezanın ertelenmesi. Bunu eşim, çocuklarım, kendim, ailem için istiyorum. Zaman bizim için çok kıymetli, kemoterapi alması lazım.”

672 SAYILI KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ
ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.

3 KIZLARI VAR


20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor.

ÇOCUKLARIMIZ GÖRÜŞE GELEMİYOR


Emir Özdemir mektubunda, çocuklarını görememekten yakınıyor ve sevk dilekçelerinin dikkate alınmadığını da ifade ediyor:

“Çocuklarımız, okulu ve büyüklerimiz yaşlı olmalarından dolayı kapalı görüşlerimize gelemiyorlar. Açık görüşlerimizi de bazen yapabiliyoruz. Baba uzakta olduğundan 2-3 ayda bir gidebiliyorlar. Haftalık 10 dakika telefon görüşümüzü ise bir hafta çocuklarla, bir hafta eşimle yapabiliyorum. Yani 15’de bir 10 dakika eşimle görüşebiliyorum. Aile paramparça. Çocuklar hem bana hem de eşime gitmekte maddi manevi çok zorlanıyorlar. Yazılıya denk gelince de gelemiyorlar. Maalesef hafta sonu da çocuk görüşü kaldığımız cezaevlerinde uygulanmıyor. Eşim defalarca sevk yazmasına rağmen sevki de çıkmıyor. Bu ay da yazdı. Bakalım kısmet. En azından aynı yerde olsak iç görüş yapardık, çocuklarla gidiş-gelişte daha kolaylık olurdu. Mesela bu salı (bugün), cumaya da bana gelecekler.”

DEVLET YAŞAMA HAKKINI KORUMAK ZORUNDADIR

BOLD Medya’ya konuşan Özdemir ailesinin avukatı:

“Abdülazim Özdemir’in durumunu geçen hafta bir dilekçe ile Yargıtaya sunduk. Ama bir gün daha beklemeye tahammül yok. Çünkü 15’inde (yarın) kemoterapi yapılacak. Belki özel bir tedavi uygulanır. Kemoterapi cezaevinin içinde ne kadar sağlıklı olur? Eski Genelkurmay Başkanı müebbet cezası kesinleştiği halde yaşlıdır diye tahliye edildi. Ciddi bir rahatsızlığı da yoktu. Demek ki CMK açısından cezanın ağırlığı ve hafifliği önemli değil tahliye için. Ama bu adam kanser. Durumu vahim.

BİR DAKİKA BİLE BEKLETİLMEMELİ

Üstelik henüz yargılaması bitmedi. Böyle bir adamın tahliye edilmesi insanlığın bir gereğidir. Yaşama hakkı diye bir hak var insan haklarında. Temel bir hak. Vazgeçilmez bir hak. Devletin de yaşama hakkını koruması gerektiğine göre müvekkilimin derhal serbest bırakılması gerekir. Hatta bir dakika dahi bekletilmemeli. Tüm hukuk sistemlerinde bu böyledir. Bu durumda hangi müvekkilim olursa olsun aynı şeyi talep ederim.

ADLİ TIP, TERSİNİ SÖYLERSE YİNE TUTUKLASINLAR!

Yargıtaya verdiğimiz dilekçede ‘doktor raporlarına rağmen tahliyeyi uygun görmezseniz Adli Tıp’a sevk edin’ dedim ama bunu demek bile lüzumsuz. Bu durumdaki bir hasta Adli Tıp’a sevk edilmeden tahliye edilir. Adli Tıp’ta tersi çıkarsa yine tutuklasınlar! Şu anda bir gün, bir dakika dahi önemlidir.”
 
EMİR ÖZDEMİR’iN MEKTUBUNUN TAMAMI