hasta tutuklular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasta tutuklular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2020 Salı

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

14 Ocak 2020
KHK’lı Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Eşi Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen bu evredeki bir hastalık nasıl anlaşılmadı” diye sordu.




10 aydır Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan 49 yaşındaki Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Yarın kemoterapiye başlanacak olan Özdemir’in bu noktaya gelmesinde cezaevinde yaşadığı ihlallerin etkili olduğu belirtiliyor.

EŞİM SAPASAĞLAMDI

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak eşinin durumunu anlatan Emir Özdemir, “Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi.” dedi.

ÇAY BİLE İÇEMEDİ, İHTİYAÇLARINI GİDEREMEDİ

Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini istediği halde araya Kurban Bayramı girdiği için eşinin ihmal edildiğini ifade eden Özdemir, “Eşim idareyle de konuştu ancak unutuldu. Sevk edilmedi, ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı.” ifadelerini kullandı.

Abdülazim Özdemir, bu ihmaller sonucunda geçtiğimiz ağustos ayı sonunda acilen ameliyata alındı. Bozuk olan aletin birkaç günde tamir edildiğini belirten Emir Özdemir, “Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak dedi. ” diye yazdı.
Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yapıyordu. 672 Sayılı KHK ile ihraç edildi.

İHMALLER VAR MI?
Eşiyle 6 Ocak 2020’de yaptığı 10 dakikalık telefon görüşmesinde yıkıldığını ifade eden Emir Özdemir şöyle devam etti: “Maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

ZAMAN BİZİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ

Emir Özdemir, eşinin geç olmadan tahliye edilmesini istedi: “Sizden ricam eşimin geç olmadan ve daha iyi şartlarda tedavi olabilmesi için tahliye edilmesi, cezanın ertelenmesi. Bunu eşim, çocuklarım, kendim, ailem için istiyorum. Zaman bizim için çok kıymetli, kemoterapi alması lazım.”

672 SAYILI KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ
ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.

3 KIZLARI VAR


20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor.

ÇOCUKLARIMIZ GÖRÜŞE GELEMİYOR


Emir Özdemir mektubunda, çocuklarını görememekten yakınıyor ve sevk dilekçelerinin dikkate alınmadığını da ifade ediyor:

“Çocuklarımız, okulu ve büyüklerimiz yaşlı olmalarından dolayı kapalı görüşlerimize gelemiyorlar. Açık görüşlerimizi de bazen yapabiliyoruz. Baba uzakta olduğundan 2-3 ayda bir gidebiliyorlar. Haftalık 10 dakika telefon görüşümüzü ise bir hafta çocuklarla, bir hafta eşimle yapabiliyorum. Yani 15’de bir 10 dakika eşimle görüşebiliyorum. Aile paramparça. Çocuklar hem bana hem de eşime gitmekte maddi manevi çok zorlanıyorlar. Yazılıya denk gelince de gelemiyorlar. Maalesef hafta sonu da çocuk görüşü kaldığımız cezaevlerinde uygulanmıyor. Eşim defalarca sevk yazmasına rağmen sevki de çıkmıyor. Bu ay da yazdı. Bakalım kısmet. En azından aynı yerde olsak iç görüş yapardık, çocuklarla gidiş-gelişte daha kolaylık olurdu. Mesela bu salı (bugün), cumaya da bana gelecekler.”

DEVLET YAŞAMA HAKKINI KORUMAK ZORUNDADIR

BOLD Medya’ya konuşan Özdemir ailesinin avukatı:

“Abdülazim Özdemir’in durumunu geçen hafta bir dilekçe ile Yargıtaya sunduk. Ama bir gün daha beklemeye tahammül yok. Çünkü 15’inde (yarın) kemoterapi yapılacak. Belki özel bir tedavi uygulanır. Kemoterapi cezaevinin içinde ne kadar sağlıklı olur? Eski Genelkurmay Başkanı müebbet cezası kesinleştiği halde yaşlıdır diye tahliye edildi. Ciddi bir rahatsızlığı da yoktu. Demek ki CMK açısından cezanın ağırlığı ve hafifliği önemli değil tahliye için. Ama bu adam kanser. Durumu vahim.

BİR DAKİKA BİLE BEKLETİLMEMELİ

Üstelik henüz yargılaması bitmedi. Böyle bir adamın tahliye edilmesi insanlığın bir gereğidir. Yaşama hakkı diye bir hak var insan haklarında. Temel bir hak. Vazgeçilmez bir hak. Devletin de yaşama hakkını koruması gerektiğine göre müvekkilimin derhal serbest bırakılması gerekir. Hatta bir dakika dahi bekletilmemeli. Tüm hukuk sistemlerinde bu böyledir. Bu durumda hangi müvekkilim olursa olsun aynı şeyi talep ederim.

ADLİ TIP, TERSİNİ SÖYLERSE YİNE TUTUKLASINLAR!

Yargıtaya verdiğimiz dilekçede ‘doktor raporlarına rağmen tahliyeyi uygun görmezseniz Adli Tıp’a sevk edin’ dedim ama bunu demek bile lüzumsuz. Bu durumdaki bir hasta Adli Tıp’a sevk edilmeden tahliye edilir. Adli Tıp’ta tersi çıkarsa yine tutuklasınlar! Şu anda bir gün, bir dakika dahi önemlidir.”
 
EMİR ÖZDEMİR’iN MEKTUBUNUN TAMAMI




 

12 Ocak 2020 Pazar

41 aydır tutuklu olan sınıf öğretmeni ileri derece bel fıtığı hastası oldu

12 Ocak 2019
Cezaevleri hasta, yaşlı ve işlerini tek başına göremeyen insanlarla dolu. Kalp ve tansiyon hastası Hatice Öğüt (53), ben anjiyo hem de bel fıtığı ameliyatı olması gerekiyor.


41 aydır Gaziantep L Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan emekli sınıf öğretmen Hatice Öğüt (53), sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmiyor. Kalp ve tansiyon hastası Hatice Öğüt, çamaşırlarını koğuş arkadaşları yıkayacak düzeyde bel fıtığı sorunu yaşıyor. Tutuklanmadan bir hafta önce ameliyat için gün alan Öğüt, ameliyattan sonra insanlara kelepçe takıldığı için cezaevinde ikinci bir ameliyat yaşamak istemiyor.

KELEPÇELİ AMELİYAT

28 Ocak 2019’da Gaziantep Tıp Fakültesinde apandisit ameliyatı olan Öğüt’ün yanına o zaman ne refakatçi verilmiş ne de eşinin görüşmesine müsaade edilmişti. Eşi Habeş Öğüt, “Ameliyatlı kadını 5 saat sandalyede oturttular. Beş saat sonunda eline kelepçe vurularak tekrar cezaevine gönderdiler. Bel fıtığı ileri düzeye geldi. Şimdi tekrar bu şekilde ameliyat olmak istemiyor. Ayrıca kalbi sorunlu. Doktoru anjiyo olman gerekiyor dedi” diye konuştu.

Gaziantep Nizip ilçesinde yaşayan Hatice Öğüt, bir öğretmenler gününde kendisine teveccüh gösterildiğinden dolayı örgüt yöneticisi olduğu iddia edilip 25 Ağustos 2016’da tutuklandı. Gaziantep 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 53 yaşındaki bir sınıf öğretmenini tek başına silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek iddiasıyla 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. İstinaf Mahkemesi cezayı 8 yıl 9 aya düşürdü. Karar, Yargıtay tarafından 18 Eylül 2019’da onayladı.

BM’YE BAŞVURU YAPILDI


Keyfi tutuklama yapıldığı gerekçesiyle 11 Şubat 2019’da Birleşmiş Milletler’e başvurduklarını söyleyen Habeş Öğüt, “Oradan da henüz bir sonuç alamadık. 11 aydır bekliyoruz. Her yerde tıkanmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

AİLE BOYU CEZAEVİ GÖRDÜLER

5 çocuk sahibi Hatice-Habeş Öğüt çifti ve çocukları 15 Temmuz’dan bu yana hukuksuz uygulamalara maruz kaldı. Dernek, sendiki üyeliği, bankaya para yatırma gibi nedenlerle Habeş Öğüt de tutuklanıp cezaevine gönderildi. 14 ay sonra, mahkemesine bir hafta kala gardiyanlar tarafından koğuşun kapısı açılınca şok olduğunu söyleyen Öğüt o anı şöyle anlattı:

“Koğuşa birini getirdiler, kapı açıldı, baktım ki oğlum karşımda. Bir hafta da onunla birlikte kaldık. Beni bıraktılar, bu sefer oğlum 8 ay yattı.” Mühendis oğlu, bir üniversiteliler derneğinde görüldüğü için örgüt üyesi olmakla suçlandı ve 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İkinci oğlu devlet memuru olduğu için KHK ile ihraç edilerek sosyal ölüme mahkum edildi. Lise 3’e giden ikiz çocukları ise psikolojileri bozulduğu için tedavi görüyorlar. Habeş Öğüt, “Hamd olsun içimiz rahat. Kimse bizim yüzümüzden içeride yatıyor, kimseye bir haksızlığımız yok. Ne yapalım hayırlısı diyoruz. Allah’tan geldi. Allah inşallah bertarah eder.” dedi.


Hatice Öğüt'ün eşi Habeş Öğüt de 14 ay cezaevinde kaldı.


30 Aralık 2019 Pazartesi

Erzurum H Tipi Cezaevindeki hasta tutukluların yakınları endişeli

30 Aralık 2019 
Cezaevlerinde kanser olup ölenlerin sayısındaki artış tutuklu yakınlarını endişelendirmeye başladı. Özellikle Erzurum’daki tutukluların aileleri korku ve panik içinde.


Erzurum H Tipi Cezaevinde kanser olduktan sonra tedavisi ve tahliyesi geciktirildiği için hayatını kaybeden eğitimci Engin Erol’un (41) vasiyeti gündemini korumaya devam ediyor.

19 Aralık 2019’ta hayatını kaybeden Erol, “İçeride arkadaşları öldürüyorlar, benim durumumda iki kişi daha var. Hastaneye götürmüyorlar. Bunların hesabını sorun. Herkes dikkatli olsun. Cezaevi revirlerindeki hiçbir ilacı, tedaviyi kabul etmesinler. İçeride insanları zehirliyorlar. Ben zehirlendiğime inanıyorum. Çünkü revirden geldim, aşırı kustum, revirden geldim, yataktan kalkamadım” demişti.

Erol’un bu cümlerinden sonra BOLD Medya’ya ulaşan tutuklu mali müşavir Şahin Duman’ın aile yakınları, üç yıldır Erzurum H Tipi Cezaevinde bulunan Duman’ın son aylarda çok zayıfladığını ve ailesi olarak sağlık durumundan endişe ettiklerini dile getirdi.

Mali müşavir Şahin Duman ve ailesinin 17 Ekim 2019’da çekilen fotoğrafı. Duman’ın aşırı zayıfladığı görülüyor


AŞIRI KİLO KAYBI VAR

Şahin Duman’ın kardeşi H. Duman, “Abimin durumu çok kötü. Aşırı kilo kaybı var. Tanınmaz hale geldi. O halinden hiç şikayet etmez. Bir derdi olsa da bize demez. O yüzden daha çok endişeleniyoruz. Bir böbreği yüzde 25, diğeri yüzde 35 çalışıyor. Vitamin eksikliğinden zayıfladığını söylüyor ama bu şekilde zayıflama olmaz ki…” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Kasım 2016’da tutuklanan Şahin Duman, bir süre Bitlis Cezaevinde kaldıktan sonra Erzurum’a sevk edildi. 30 aydır Erzurum H Tipi Cezaevinde kalan Duman, 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karar İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu fakat daha sonra farklı ifadelerde adı geçtiği için yeniden yargılanmaya başladı. Duman’ın 19 Aralık 2019’daki karar duruşması 10 Mart 2020’ye ertelendi.

Konya Beyşehir doğumlu Şahin Duman (44), evli ve 3 çocuğu bulunuyor. Abisinin eşinin ve çocuklarının da perişan olduğunu belirten “Erzurum’a gidiyoruz, geliyoruz. Ne yapacağımızı, nereye başvuracağımızı bilemiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Şahin Duman’ın 2017’de cezaevinde çekilen bir fotoğrafı.
 ANNEM ÜZÜNTÜDEN KANSER OLDU, TRAFİK KAZASINDA ÖLDÜ

Anneleri Selvinaz Duman’ın geçen yıl görüş yolu dönüşünde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiği belirten H. Duman, “Annem bizlere üzüldüğü için 70 yaşından sonra kansere yakalandı. 6 kardeşiz. 3 kardeş soruşturma geçirdi. Ailemiz bizi vatana, millete hayırlı olalım diye köyde yaşamımıza rağmen okuttu. Babam bazen inşaat ustalığı yaptı, bazen çobanlık. Ayaklarının altı öpülesi rahmetlik anam terini toprağa akıttı. Alın teri ile bize helal lokma yedirdi. Ve derdi ki evlatlarım okuyun, kültürlü olun, efendi olun, gelin köyde çoban olun. Çoban olsanız dahi eğitimli, kültürlü insan olursunuz derdi.” diye konuştu.



24 Aralık 2019 Salı

Engin Erol’un eşi Canan Erol: Eşim cezaevinde zehirlendiğini söyledi

24 Aralık 2019
Geçen hafta hayatını kaybeden tutuklu kanser hastası Engin Erol’un (41) eşi Canan Erol BOLD Medya’ya konuştu. Canan Erol, eşinin cezaevi ve hastane sürecinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı, önemli bir iddiada bulundu.
Canan Erol
Eğitimci Engin Erol (41)  cezaevinde kanser olduktan sonra tahliye edilmemiş, tedavisinin yapılamaması nedeniyle hastalığı son evreye kadar ilerlemişti. Erol, tedaviye cevap veremeyecek noktaya geldikten sonra tahliye edildi ve kısa süre sonra hayatını kaybetti.

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Erol, 2 yıl Artvin Cezaevinde, 1 yıl 3 ay da Erzurum H Tipi Cezaevinde tutuklu kalmıştı. Erol, 130 kilo girdiği cezaevinden tıpkı akademisyen Doç. Dr. Ahmet Turhan Özcerit, polis memuru Kadir Eyce, KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak gibi bir deri bir kemik çıktı.

Tarih öğretmeni eşi Canan Erol (39), acı kaybının ardından mücadele sürecini anlattı ve kocası Engin Erol’un cezaevinde ölüme sürüklenişiyle ilgili çarpıcı iddialarda bulundu.

CANAN EROL VİDEO RÖPORTAJINI BU LİNKTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ

Eşinizin hastalığı, şikayetleri ne zaman başladı?

Son dört aya kadar ciddi bir hastalığı yoktu. e-devletine girdiğimiz zaman diş dolgusuna gitmiş, başka şeyler için revire çıkmış, bunları görüyorduk. Son 4 ayda cezaevinde hem müdür hem de savcı değişti. Ondan sonra zaten olanlar oldu. Temmuz 2019’da kız kardeşim açık görüşe gitmişti. ‘Engin abinin durumu iyi’ dedi. Yeğenim 11 yaşında, onu omzuna alıp gezdirebilecek güçteydi. Aradan 5 ay bile geçmeden durum bu.

Eşinize birdenbire ne oldu, cezaevinde neler yaşamış ki?

Hızlı ve ciddi bir süreç gelişti. Son 4 ay Erzurum’da ciddi sıkıntı yaşadı. Kanser teşhisi hastaneye yattıktan sonra konuldu. Ondan önce zaten hastaneye yatırmadılar. Telefon görüşmelerimizde sürekli hasta olduğunu, hastaneye götürülmediğini, en çok da revirde ‘senin bir şeyin yok, psikolojik’ diyerek geri gönderildiğini söylüyordu. Bir ayda ağır hasta olmasına rağmen, arkadaşları revire taşımasına rağmen hastaneye götürülmedi. Erzurum’daki revir görevlilerinden özellikle çok şikayetçiydi.

Hiç mi götürülmedi hastaneye?

114 kere dilekçe yazılmış. 3 ya da 4 kere Erzurum Bölge Hastanesine götürmüşler. Ama tahliye sonuçlarını bile beklemeden alıp geri getiriyorlar. Ciddi bir şekilde bel ağrısı vardı, kusuyordu. Bunların sebebi sorulmadan alınıp geri getiriliyor. 30 kilo zayıflayıp yürüyemez hale geldi.

Engin Erol ve kızları Elif Vildan (11) ve Zeynep Mercan (5) ile bilikte Artvin Cezaevinde. 11 Nisan 2019. Erol’un 2,5 yaşında Ömer Yusuf adında bir oğlu daha bulunuyor.



İhmal edildiğini mi düşünüyorsunuz?

Ciddi bir ihmal var. İhmal ötesinde bilinçli bir şekilde bekletildi. Koğuş arkadaşları, yatalak hale gelince ‘bu adam burada ölecek’ diye dilekçe verdikten sonra yola çıkarttılar. Biz e-nabız’dan raporlarını, tahlillerini aldık, dışarından doktora gösterdik. Eksik tahlil yapılmış, hastane ortamına tekrar götürülmesi lazım, ciddi bir hastalığı var, segmantasyonu yüksek, kansızlık aşırı derecede var demişlerdi. Eşim bunları hep dilekçelerinde yazdı, avukatımız da yetkilere iletti, ama hiçbir şekilde dikkate alınmadı.

Erzurum’da hangi hastanelere götürüldü?


Eşim 10 Aralık’ta tahliye olmadan iki hafta önce Erzurum Bölge Hastanesine götürüldü. Oradaki dahiliye uzmanı, ‘bu hasta bizim uzmanlık alanımız değil, burada kalmaması lazım, başka hastaneye sevk edilmesi gerekiyor’ demesine rağmen eşimi 2 hafta orada tuttular. Madem öyle diyor doktorlar, neden oraya götürmüşler. Çünkü sadece orada mahkum koğuşu var. Başka hastanelerde mahkum koğuşu yok. Erzurum Bölge Hastanesi de biz artık bu sorumluluğa giremiyoruz, Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmesi gerekiyor diye zorla oraya sevk etti.

TAHLİYE ETTİKLERİNDE HİÇBİR ŞEYE CEVAP VEREMEYECEK HALDEYDİ

Orada niye tedavi edilmedi?

Orada da ayrı handikap yaşadık. Tam teşekküllü onkolojik bir tedavinin yapılabilmesi için sevk etmişlerdi. Herhangi bir gerekçe olmadan, mahkum koğuşumuz yok diyerek, ağır hasta olmasına rağmen geriye gönderilmek istendi. Acilde saatlerce tutuldu. Daha sonra ısrarla, doktorların ikna edilmesiyle normal bir servise yatırıldı. Bu sefer de bütün tahlilleri baştan yapmak istediler. 2 gün öyle zaman kaybedildi. Tahliyesi geldi, hemen Samsun Medical Park hastanesine götürdük ama artık çok geçti, hiçbir şey yapamadık. Hiçbir şeye cevap vermedi.

İki hafta kaldığı ilk hastanede hiçbir şey yapılmadı mı?


Erzurum Bölge Hastanesinde eşime yanlış teşhis koydular. Zaten yoğun bakımda tutulması gereken hastayı 15 gün boyunca mahkum koğuşunda tuttular. Lenfoma kanseri dediler ve kemoterapi yaptılar. Oysa kemoterapi verilmemesi gereken bir aşamadaymış. Eşim testis kanseriydi, bunu Samsun Medikal Park Hastanesi tespit etti. Erzurum Bölge Eğitim Hastanesinde iki doz kemoterapi almıştı. Verildiği gibi ters tepiş ve tümör daha da büyümüş.




Ne yapılması gerekiyor ki, kemoterapi normal değil mi?

İlk etapta ameliyat yapılıp tümörün alınması gerekiyormuş. “Tümor alınmadan kemoterapi yapılamaz. Eşiniz lenfoma değil, testis kanseri. Büyük bir yanlış yapılmış.” dedi doktor. Yanlış teşhis yapıldığı ve tümor kemoterapiyle daha da arttığı için böbrekleri etkilemiş, böbrekler çalışmadı. Böbrek çalışmayınca büyük ameliyatını yapamadılar. Sonuç böyle işte.

Tahliye olduktan sonra Samsun’da Medical Park Hastanesine götürdük dediniz. Orada ameliyat mı ettiler?

Evet testis ameliyatına aldılar. Doktor çok geç kaldığımızı ama ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Kitle vücuduna baskı yaptığı için böbrekleri çalışmaz hale gelmişti. Yüzde 10-20 iyileşme ihtimali olabilir, göze alıyorsanız ameliyat yapalım dedi. Biz de yaptırmadık demeyelim diye ameliyatı kabul ettik. Sebepler planında çok ihmaller var tabi ki ama takdir-i ilahi… Son dakikada yapılan çözüm de çözüm olmadı.

Kelepçe takıldı mı eşinize?

Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğinde takıldı. Ağır hastayken kelepçe takılmak istendi. Ailesi yanına yaklaştırılmadı. Annesi isyan edince kelepçeyi çözdüler. Bir gün kelepçeli kaldı. Bu hastanede zaten iki gün kaldı. Bu kadar ağır bir hastaya kelepçe takıldı. Bu insanlık suçudur. Yürüyemeyecek ve konuşamayacak haldeydi. Karnında 24 cm’lik bir kitle vardı. Yürümesi kaçması imkansız olmasına rağmen, bunu görmelerine rağmen kelepçe taktılar.

CEZAEVİ MÜDÜRÜ VE SAVCI TAHLİYESİNİ ENGELLEDİ


En son ne konuştunuz eşinizle?

En son telefon görüşmemizde bana dediği “Belim çok ağrıyor, ortopedik yatak alacağım, bana para gönderin.” Yataktan kaynaklanmıyor ağrı, dedim. “Olsun biliyorum hiç olmazsa rahat yerde yatayım” dedi. Tahliye olan bir arkadaşı ne kadar çok çektiğini, dilekçelerinin dikkate alınmadığını birebir anlattı. Haftada bir kere telefon görüşmesine bile ‘nasıl gideceğim, nasıl yürüyeceğim’ diye düşünüyordu dedi. Yani onu bir türlü cezaevinden alamadık.

Bir de şöyle bir süreç yaşandı. Tahliyesinden 3 gün önce 6 aylık ceza ertelemesi verildi eşime. UYAP’ta da bu karar onaylanamasına rağmen, cezaevi müdürü ve nöbetçi savcı bunu engelledi. Bu da onu psikolojik olarak çok yıprattı. Moral ve motivasyonu bozuldu, hastalığı daha da hızlı ilerledi. Çünkü öncesinde bir ümidi vardı. Hazırlıkları tamamlandı, hastaneden çıkışı yapıldı, ambulansa alınmak için bekliyordu, cezaevi savcısı ‘hayır imzalamıyorum bu kararı’ dedi, tekrar kaldı. O zaman eşim beni bırakmayacaklar, kesinlikle bırakmayacaklar psikolojisine girdi. Salı günü adli tıp raporuyla bu sefer Yargıtay’dan tahliyesi alındı ama o psikolojik çöküntüden çıkamadı. Tahliye edildi ama bir işe yaramadı.

Engin Erol, babası ve çocuklarıyla Artvin Cezaevinde bir görüş gününde.
 RAPORA RAĞMEN ELEKTRONİK KELEPÇEMİ ÇÖZMEDİLER

Görmeye gidebildiniz mi? Ev hapsinde olduğunuzu duymuştum.

Evet ev hapsine mahkumdum. Ben eşimin hastalık sürecinde, hapishane sürecinde hiçbir zaman yanına gidip ziyaret edemedim. Yanında olamadım.  Ayağımdaki elektronik kelepçe için, eşimin hastalığına dair rapor vermemize rağmen izin alamadık. Yanına gidemedim. Onu 3 yıl, 3 ay sonra hastanenin yoğun bakımında görmek nasip oldu.

Ölüm haberini nasıl öğrendiniz. Siz yanında mıydınız?

Son anda yanında kimse yoktu. Yoğun bakımdaydı. Geçtiğimiz pazar günü ben yanına gitmiştim. Konuşamayacak haldeydi, çok ağırdı, yürümek konuşmak bedensel hiçbir ihtiyacını yapacak halde değildi. Ameliyat olduktan sonra 48 saatin geçmesini bekliyorduk, atlatamadı.

Eşinizin vasiyeti olduğunu biliyoruz. Size mi söyledi vasiyetini?


Evet ben vasiyetine şahidim. Konuşacak takati bile yoktu, nefesini toparlayarak, ‘İçeride insanları zehirliyorlar. Benim gibi insanlar var. Hastaneye götürmüyorlar. Bunların hesabını sorun. Herkes dikkatli olsun. Cezaevi revirlerindeki hiçbir ilacı, tedaviyi kabul etmesinler. Ben zehirlendiğime inanıyorum. Çünkü revirden geldim, aşırı kustum, revirden geldim, yataktan kalkamadım’ dedi. İçerideki arkadaşları öldürüyorlar. Ölüme terk ediyorlar. Onlara sahip çıkın, onlara dua edin. Hasta sayısı çok fazla içeride. Kimse onları dikkate alıp hastaneye götürmüyor.

Engin Erol, tahliye edildikten bir hafta sonra Samsun Medikal Park Hastanesinde yoğun bakımdayken hayatını kaybetti.

Zehirlendiğini söylemeniz ciddi bir iddia.

Doktor da bu hastalığın bu kadar çabuk ilerlemesi imkansız. Testis kanseri kemoterapiyle yüzde yüz önüne geçilen bir hastalık. Bu kadar çabuk ilerleyebilen, ciddi bir kanser türü değil demişti.

Vasiyetinde sanırım ‘hakkımı arayın’ da demiş. Ne yapacaksınız bundan sonra?

Bizim bundan sonraki mücadelemiz şu: Eşim gitti artık, bundan sonrakiler gitmesin. Eşim gibi başka insanlar son dakikada tahliye olmasın. Mezarda tahliye istemiyoruz. Başka insanlara umut olmak için bu videoyu hazırladım. Çünkü eşimin vasiyeti diyebilirim. İnsanların içeride ölmemesine, zulme uğramamasına belki bir noktada ölümüyle yardımcı olmak istedi. Ölüm tehdidi altında, hasta olma tehdidi altında yaşamaktan kurtarmak istedi. Hapishanede yaşayan herkes hasta olmuyor. Ama neden bizim arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu kanser oluyor? Bu da büyük bir soru işareti olarak kafamızda kaldı. Kendi adıma elimizden gelen ne varsa şu an itibariyle yapmaya hazırım. Herkesin de duyarlı olmasını tavsiye ediyorum. Ben 3 çocuğumla kaldım. Benim yaşadıklarımı Rabbim kimseye yaşatmasın. Allah kimseyi de bu acılarla imtihan etmesin.


Elif Vildan (11), Zeynep Mercan (5) ve Ömer Yusuf (2,5)

Eşiniz ne öğretmeniydi?

Eşim öğretmen değildi. Maden mühendisi. Ege Üniversitesinde okudu. Ben öğretmenim. Kapatılan yurtlarda eğitim danışmanı olarak çalışıyordu. İzmir’de yaşıyorduk. İşsiz kalınca 12 Eylül 2016’da uçağa binip Tanzanya’ya çalışmaya gitti.

Ne zaman geri geldi, niye dönmeye karar verdi?

O giderken ben 3 aylık hamileydim. 9. aya girince gelmek istedi. Rize Çayeliliyiz. En son Batum’a geldi. Oradan girdi Türkiye’ye. Yasal yollarla. Herhangi bir araması yoktu. Kapıdan geçerken aldılar. 9 ay eşimin iddianamesi yazılmadı. Bylock da çıkmadı. Bunu özellikle yazılmasını istiyorum. Gerçi olsa da ne anlam ifade ediyor ki… Bylock ifadeleri çıkartılamadı yani. Bir tanık ifadesi yüzünden 3 yıldır cezaevindeydi. Bu tanık ifadelerini çok hafife indiriyorlar ama…

Kimmiş tanık, hakkında ne tür bir suçlama varmış.

Oktay Kartal diye bir adamın ifadesiyle aldılar eşimi. Başka bir şey yoktu. ‘Kıbrıs’ta, Bayraklı’da eğitim danışmanlığı yaptığını biliyorum’ demiş. Eşim tutuklandıktan bir yıl sonra Artvin’deki mahkeme takipsizlik kararı verdi. Dosyası İzmir’e gitti. Yaklaşık 6 ay orada sürüncemede kaldı. 5 mahkemesi oldu. Üyelikten 10 yıl 15 ay ceza verdiler. Oktay Kartal mahkemelere gelmemesine rağmen bu cezayı verdiler. Üç mahkemeye gelmeyince tanık ifadeleri düşüyor ama ifadesi geçerli sayıldı. Karar mahkemesine gelsin hiç olmazsa ona da gelmedi. Gizli tanık da değil. Gizli tanık olunca gelmiyorlar.

Kanserden ölen tutuklu Engin Erol’un son sözleri: İçeride insanları öldürüyorlar, benim gibi iki kişi daha vardı



22 Aralık 2019 Pazar

Ameliyatlı kanser hastası 35 kişilik koğuşta yaşam mücadelesi veriyor

22 Aralık 2019 
Bir ay önce çene kanseri ameliyatı oldu. O halde mahkemeye çağrıldı, mahkemede düşüp bayıldı ama yine de tutuklandı.


Cezaevlerindeki hak ihlalleri had safhada. Geçtiğimiz hafta perşembe günü (12 Aralık) tutuklanıp Antalya Döşemealtı L Tipi Cezaevine gönderilen çene kanseri hastası Ayşe Özdoğan, 35 kişilik koğuşta yaşam mücadelesi veriyor.
8 AY ÖNCE GÖZALTINA ALINDI
Kasım ayında kanser teşhisi konulan Ayşe Özdoğan (32), Cemaat soruşturmaları kapsamında, önce 8 Nisan 2019’da eşiyle birlikte Antalya’da gözaltına alındı. O dönemde, kalbi delik dünyaya gelen 6 yaşındaki oğlu Burak Hamza’nın durumu göz önünde bulundurularak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Edebiyat öğretmeni eşi İlker Özdoğan ise tutuklanıp Antalya Döşemealtı Cezaevine gönderildi.

31 Temmuz 2019’da Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde ilk mahkemesi görülen Özdoğan son bir aydır sağlık sorunlarıyla uğraşıyordu. Kanser teşhisi konulmuştu ve ağır bir çene ameliyat geçirmişti. 4 Aralık 2019’da mahkemeye hastalığına dair belgeler sunulmasına, ameliyatlı olduğunu söylemesine, hatta o gün mahkemede düşüp bayılmasına rağmen 12 Aralık 2019’da tutuklandı.
Kardeşine zulüm edildiğini söyleyen Ayşe Özdoğan’ın ablası Emine Erdem, kardeşiyle yaptığı son telefon görüşmesini ve heyet raporu almak için verdikleri mücadeleyi BOLD Medya’ya anlattı.

Ayşe Özdoğan’ın bu fotoğrafı 12 Kasım 2019’da ameliyattan sonra Lara Anadolu Hastanesinde çekildi. Özdoğan, bu halde bir gün sonra mahkemeye çağrıldı. 4 Aralık’taki mahkemeye ise kanser raporları sunuldu. Hastalığın etkisiyle o gün mahkemede bayıldı ama 12 Aralık’ta tutuklanmasına karar verildi.
FELSEFE BÖLÜMÜ MEZUNU 

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun olan Ayşe Özdoğan, Isparta’da 1,5 yıl kadar özel bir yurtta müdür yardımcılığı yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla yargılanıyor. Bir çocuk sahibi olan Ayşe Özdoğan’ın oğluna teyzesi bakıyor.

5 SAAT SOĞUK HASTANE ODASINDA BEKLETİLDİM

Emine Erdem: “Kardeşim ile dün telefon görüşmemiz vardı. Salı günü hastaneye götürüldüğü için görüşememiştik. Dediği şey şu: ‘Beni Akdeniz Üniversitesi Hastanesine götürdüler. Sabah dokuzdan saat ikiye hastanenin soğuk nezaretinde kadar beklettiler. Doktorların bana ilk sorduğu şey, ne rahatsızlığın var değil, sen hangi konudan yargılanıyorsun oldu.’
12 KASIM’DA AĞIR BİR AMELİYAT GEÇİRDİ
Kardeşim 12 Kasım’da ameliyat oldu. Tomografi sonucuna göre çenesinde ve yüzünde kitle olduğu anlaşıldı. Sonra doktor EMAR da çekmemiz gerekiyor ama şimdi onu beklemeyelim, senin durumun acil. Beş ay sonra gelsen senin için bir şey yapamazdık. Beyne ulaşırdı dedi. Biz bu kadar ağır bir ameliyat olacağını beklemiyorduk. Doktor hatta çok kanaması oldu, az kalsın bırakacaktım dedi. Bu durumdaki bir kadın şu an cezaevinde.

Ayşe Özdoğan, tutuklanmadan 5 gün önce oğlu Burak Hamza (6) ile. Kanserli kadın, güneşli günde yüzünü korumak için atkıyla dolaşıyor.
İYİLEŞME SÜRECİ TAMAMLANMADI 

Doktorun söylediğine göre iyileşmesi için en az 1,5-2 ay geçmesi lazım. Bir bebek gibi düşünün dedi. Ne aşırı soğukta, ne de aşırı sıcakta kalmaması lazım. Böyle bir insanın 5 saat soğuk nezarette bekletilmesi ne demek. Kardeşim zaten ayakta duramadığı için tekerlekli sandalyede hastaneye gidip geliyor. Bu insan kaçacak mı yani! Plastik cerrahinin asistanları bakmış, ağzının içinin fotoğrafını çekmişler. Asistanlar diyor ki, biz bu ameliyatı yapıp yapamayacağımızı hocalarımıza soralım. Mahkemenin bizden istediği heyet raporu. Orada kalamayacağına dair rapor getirin dediler. Fakat alamadık. Yaptıkları tek şey, polikliniklere götürmek. Alıyorlar, götürüyorlar, getiriyorlar, sırf eziyet. Hala heyetin karşısına çıkarılmıyor.
KANSER ÜST ÇENEYE YAYILMIŞ
 
Kardeşimin çenesinde iki gömülü diş var. Bu gömülü dişlerden biri göz çukurunun dibine kadar gelmiş ve gözünün önündeki kemiği zorlamış. Gömülü diş kökleri kitleyi oluşturuyor. Tümör yanağın iç kısmına kadar dağıldığı yanağın alt kısmı, içi ve gözünün önündeki tüm kitleyi temizlediler. Ama kanser üst çenenin büyük bir kısmını kaplamış. Kardeşime söyleyemedim bunu. Doktor üst çenede temiz yer kalmamış dedi. Ameliyat büyük bir ameliyat, sıkıntı büyük. Tedavisi ne kadar gecikirse tehlike o kadar büyük. Bütün bunlara rağmen hala hiçbir şey yapılmıyor.
KALORİFLER YANMIYORDU
 
Bu hastalıkta moral motivasyon önemli. Yaşadığı ortamın şartları, psikolojik, biyolojik yorgunluk hepsi sağlığını etkiliyor. 35 kişilik koğuşta yaşıyor. İki tuvalet var. İlk başta kaloriferleri yanmıyordu. Koğuşta temizlik yapılıyor, toz kalkıyor, hapşırma krizi başlıyor. Bizim için her hapşırma dikişleri atması demek ki o da büyük bir tehlike.
Çarşamba günü görüşmeye gittiğimizde, “Ağzımın içinde akneler oluşmaya başladı. Gargara istedim, o bile daha gelmedi” dedi. Koğıştaki arkadaşları toplu bir şekilde dilekçe vermişler, kıyafetlerini yıkayamaz diye. Kabul edilmiş. Haftada bir eşyalarını biz yıkayıp götüreceğiz. Çorba gibi sıvı ve yumuşak yiyebiliyor. Yiyeceği içeceği, giyeceği, ortamı çocuk gibi bakılması lazım.
ENFEKSİYON KAPMASINDAN KORKUYORUZ
Şu an tam anlamıyla iyileşebilmiş değil. Enfeksiyon kapmasından korkuyoruz. Tedavi için ya üst çenenin büyük bir kısmı alınacak. Ya bacaktan alınan bir kemik dokusuyla birlikte yerleştirilecek. Ya da protez konulacak. Akdeniz Üniversitesinde ilk yüz naklini yapan bir çift var. Onları önerdiler ama 50-100 TL arasında bir ücret istiyorlarmış. 
HAKİM, DAHA ÖNCE NİYE AMELİYAT OLMADIN DEDİ
 
Kardeşim 12 Kasım’da ameliyat oldu. 13’ünde mahkemesi vardı. Biz hastanede yattığına dair, tomografi belgesini ve bandrolü götürüp teslim ettik mahkemeye. Hakim “Daha önce bu ameliyat niye gerçeklemedi” dedi. Hastanede olduğu bilinmesine rağmen, bir sonraki mahkemeye gelmezse yakalama kararı çıkartılsın dedi. 

MAHKEMEDE DÜŞÜP BAYILDI

20 gün sonra tekrar bir mahkeme oldu. 4 Aralık 2019’daydı. Bu mahkemede kanser teşhisi konulduğunu söyledik, tüm belgeleri teslim ettik. Kardeşim o mahkemede dedi ki “Hakim bey ben daha önceki mahkemelerimde kaçmadım. O zaman hastalığım belli değildi. Şu anda hastayım. Nereye gidebilirim ki. Kaçma ihtimalim yok” dedi.

Bütün bunları söylemesine rağmen, hatta mahkeme salonunda bayılmasına rağmen, çünkü ayakta duramıyordu. Ve oradaki görevliler yüzüne vurarak ayıltmaya çalışıyorlar. Ameliyatlı kadının yüzüne vuruyorlar. 12 Aralık’a ertelediler mahkemeyi ve orada da zaten tutuklandı.”

Ayşe Özdoğan’ın eşi İlker Özdoğan 8 aydır aynı cezaevinde tutuklu bulunuyor. Oğulları Burak Hamza’ya teyzesi bakıyor.










 
Ayşe Özdoğan'ın ablası Emine Erdem'in u çağrısından bir gün sonra kardeşiş tahliye edildi. 

21 Ekim 2019 Pazartesi

Hayatını kaybeden hasta tutuklu askeri öğrencinin savunması

21 Ekim 2019 
Ölüm evresine girdikten sonra tahliye edilen hasta tutuklu askeri öğrenci Bilal Gülfidan’ın 15 Temmuz’la ilgili mahkemede yaptığı savunmaya BOLD ulaştı.



Geçen hafta salı günü İzmir’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kara Harp Okulu sözleşmeli subaylarından Bilal Gülfidan (27), 15 Temmuz gecesi arkadaşlarıyla birlikte “sizi güvenli bölgeye” götürüyoruz diyen komutanlarının emrinde Genelkurmay Başkanlığının bahçesine helikopterle indirildi. 
Nerede olduklarını öğrendiklerinde çok geçti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan sabaha karşı gözaltına alındı. 22 Temmuz’da tutuklanarak Kırıkkale Keskin Cezaevine gönderildi.

Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Kara Harp Okulu ve Genelkurmay Başkanlığı Davasında 164 kişiyle birlikte yargılanan Gülfidan, darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla 1 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ama cezaevinde kanser oldu ve hem tedavisi geciktirildiği hem de geç tahliye edildiği için 15 Ekim 2019’da hayatını kaybetti. 
 
Bilal Gülfidan, 5 Mayıs 2017’de mahkemede yaptığı savunmasında yatakhanedeyken kursiyerlerin ‘silah başı’ diye bağrışmalarından dolayı rastgele şarjörsüz bir silah alıp otopark bölgesine gittiğini, ardından tören alanından “Güvenli bölgeye gidilecek” diye helikopterlere bindirildiklerini anlatmıştı.

İndirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı olduğunu sonradan öğrendiğini, bir subayın “Hedef olacaksınız” diyerek kendilerini kör bir noktaya götürdüğünü anlatan Gülfidan’a buna rağm en müebbet ceza verildi. Gülfidan savunmasında 6 gün kaldığı gözaltında yaşadığı işkenceleri ve değiştirilen ifadesi hakkında da bilgi veriyor ve düzeltilmesini istiyor. Bold Medya’nın ulaştığı subay adayı Bilal Gülfidan’ın savunması:
İFADEMDE BANA AİT OLMAYAN SÖZLER VARDI
“Ben Bilal Gülfidan 12/04/1992 İzmir Konak doğumluyum. Hakim bey ifademe başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Polis akademisinde vermiş olduğum yazılı ifademi kabul etmiyorum. Reddediyorum. Çünkü baskı ve şiddet altında şiddet gördükten sonra ifade verdim. İfadem sabaha karşı saat 05.00 sıralarında alındı. Uykusuzdum. Aç ve susuz olduğumdan dolayı sağlıklı bir ifade veremedim. Kabul etmiyorum. İddianame açıklandıktan 1 ay sonra elime geçti ifade, ifadeyi okudum. Bana ait olmayan sözler vardı içerisinde hem kendimi hem de başkasını itham altında bırakacak ifadeler vardı. Kopyala yapıştır bir şekilde hazırlanmış olduğu için kabul etmiyorum. Bunu da bilginize arz ediyorum.
AFYON’A TATBİKATA GİDİYORUZ DİYE BİLİYORDUM
Olay gecesi Kara Harp Okulu Komutanlığında, 5. Akdeniz Taburu 2. Bölük 4. Takımda öğrenimime devam etmekte iken 15/07/2016 tarihinde saat 06.15 ile 21.15 saatleri arasında normal olarak içtima, eğitim, spor, çarşı izni vb. Faaliyetleri her zamanki gibi rutin devam etti. Çarşı izni bitimi olan saat 21.20’de okula girdim. İçtima sonrası aylar öncesinden belli olan Afyon tatbikatı için 16/07/2016 tarihinde saat 04.00 sıralarında kalkıp yola çıkacağımızdan dolayı diğer arkadaşlarım ile birlikte yatakhanelere gittim. Tahmini olarak saat 22:30 sırasında kursiyerlerin kendi aralarında silah başı şeklinde bağırmalarını duymam üzerine kamuflajımı giyerek nöbetçi subayın da yönlendirmesiyle silah deposuna girerek seri numarasını hatırlamadığım rastgele dağıtılan silahımı şarjörsüz bir şekilde aldım ve park alanında beklemeye koyuldum. Bu ana kadar yaşanan her şeyin tatbikat gereği olduğu düşüncesindeydim.
İÇTİMA ALANINDA BÜYÜK BİR KARIŞIKLIK VARDI
Kendisinden sorumlu olduğum misafir askeri personel Kara Harp Okulu kayıtlarından da kontrol edilebilir. İsmi Nizar Libyalı. Onu bulmak için önce yatakhaneler bölgesine, daha sonra da park alanına bakındım. Fakat bulamadım. Sonra kendisini Üsteğmen Önder Biberoğlu’nun yanında gördüm. Ve kendilerini toplayıp yatakhaneler bölgesine gönderdi. Daha sonra onları bulamadıktan sonra, arkadaşımı bulamadıktan sonra ben de diğer arkadaşlarımın yanına katıldım. İçtima alanında büyük bir karışıklık ve gürültü vardı.
GÜVENLİ BÖLGEYE GÖTÜRÜLÜYORSUNUZ YALANIYLA HELİKOPTERE BİNDİRİLDİK
Alçak uçuş yapan Helikopter ve F16 saldırılarına karşı park alanının karşısında bulunan ağaçlık bölgeye alındık. Buradan da yemekhanelere alındık. Saat 03:00 sıralarında nizamiyelere saldırı olduğu, uçakların alçak uçuş yaptığı söylenerek, Celal Dora tören alanına geçtik. Burada alelacele kargaşa içerisinde oluşturulmuş, 14’erli karışık gruplar oluşturuldu. Şarjörsüz ve mermisiz bir şekilde, korku ve panik havası içerisinde güvenli bölgeye götürülüyorsunuz yalanıyla helikopterlere bindirildik.

 5 DAKİKA SONRA İNDİK 

Havalandıktan 5 dakika sonra tanklar ve yüksekçe bir duvar arasına indirildim. Yaşadığımız şoku atlatmak, açılan ateşlere hedef olmamak ve nereye bırakıldığımızı anlamak için araçların arasına saklandık.15-20 dakika burada bekledikten sonra adının Kenan olduğunu öğrendiğimiz komutanımız burada beklememizi ve geri döneceğini söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Ve kendisini bir daha hiç görmedim. Araçlar arasında yerde yattığımızı gören hiç tanımadığım başka bir subay bizlere orada ne yapıyorsunuz. Yatmayın hedef olacaksınız diyerek, bizi yüksekçe bir duvarın, bir kör noktanın yanına geçirdi. Kör bir noktaya geçirdi bizleri. Ve burada beklememizi söyledi.
BURAYA KİMİNLE GELDİNİZ
Bu sırada yanımıza gelenlerden nerede bulunduğumuzu ve dışarıda neler olduğunu öğrendik.Her şeyi tam manasıyla burada, orada yanımıza gelenlerden öğrendik. Öğrendikten sonra arkadaşlarımız ile aramızda yani yanımızda bulunan rütbeli komutanlardan gizli bir şekilde kesinlikle yasa dışı hiçbir olaya karışmamalıyız şeklinde bir konuşma geçti aramızda. Devamında da 2 saat boyunca bu kör noktada arkadaşlarım ile birlikte uyukladım. Hiçbir şeyin farkında değildik. Tam bu esnada bizi bu şekilde gören bir binbaşı, bana buraya kimle geldiğimizi bağırarak bir şekilde, elindeki silahı ile birlikte bana buraya kimle geldiğimizi sordu. Ve benden hemen gidip onu bulmamı istedi.
ELİNDEKİ SİLAHTAN KORKTUM
Bende elindeki silahtan korkarak ilk önce Deniz Kuvvetlerine bakan kısma yürüdüm. Bulunduğum yerden ayrılıp Deniz Kuvvetlerine bakan tarafa sonra da geldiğim yönün tam tersi istikamete şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Zannediyorum iddianamede bir görüntüm var. Ve bu görüntüde bu yürüyüşüm esnasında çekilmiştir. Kesinlikle ve kesinlikle iddianamede de iddia edildiği üzere darbeye destek verme amaçlı bir hareket değildir. Şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Ortalık çok karışık olduğu için ve hiçbir darbeciden yasadışı emir almamak için sabahladığım kör noktaya geri döndüm.
KİMSEYLE KONUŞMAYIN, BENİ TAKİP EDİN
Burada arkadaşlarım yoklardı. Ben tekrar burada oturup bekledim. Tam bu esnada bir süre sonra yanımda 3. bölükten arkadaşlarım olan İdris ve Bilal Yıldız geldiler. Buraya kandırılarak getirildiğimizi ve hiçbir emre uymamız gerektiğini onlarla da konuştum. Bu konuşmanın üstüne Hasan Ali Üsteğmen yanımıza gelerek ‘arkadaşlar kimseyle konuşmayın ve beni takip edin dedi. Yönlendirmesi ile bir binanın bodrum katına girdik.
ÜZERİME ATEŞ AÇILDI
Burada bize tahliye edileceğimiz söylendi. Ve koşar adımlarla TÜİK binasının karşısında bulunan bir demir kapıdan çıktık. Bu esnada üzerime ateş açıldı. Hem benim hem de yanımda bulunan beni yönlendiren kapının diğer tarafında bulunan 2 sivil polise ateş açıldı. O anki korku, telaş ve polislerin yönlendirmesiyle silahımı ve kompozit başlığımı kapı dibine bıraktım. TÜİK binasında bulunan polislere sığındık. Oradan da polis akademisine getirildik.
SOYULARAK TERS KELEPÇE TAKILDI
Burada 2 gün boyunca bizlere Genelkurmay Başkanlığından çıkan 900’er gibi ifademizin alınacağı ve serbest bırakılacağımız söylendi. Fakat erler ayrılınca pazar akşamı o an ilk defa gördüğümüz polisler tarafından soyularak ters kelepçe ile kelepçelendik. Bunu burada belirtmemin tek sebebi polis akademisinde alınmış ifademde hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım şeklinde bir yazıdır. Bu da bana ait değildir. Ben böyle bir ifade vermedim. Bu sebeplerden dolayı reddediyorum. İlk defa gördüğüm polisler tarafından soyularak ters kelepçelendik.
GECE YARISI TEKMELEYEREK UYANDIRILDIK
4 gün boyunca bu şekilde kaldık. Tuvalete dahi yalın ayak gitmek zorunda bırakıldık. Açlık ve susuzluktan dolayı ayakta dahi duramıyorduk. Geceleri uyurken polisler tarafından tekmelenerek uyandırıldım. Çeşitli hakaretlere maruz kaldım. Tüm bu yapılan insanlık dışı uygulamalara rağmen polis akademisinde verdiğim ifadeye ‘ben emniyette bulunduğum sürece hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım’ gibi bir ifade eklenmiştir. Bunu da az önce belirttim.
AĞIR CEZAEVİ KOŞULLARINDA KALIYORUZ
Ayrıca iddianamede bulunan Bylock listesinde üzerimde bulunan 2 hatta Bylock olduğu iddia edilmiştir. Böyle bir programın varlığından, kesinlikle ve kesinlikle haberim yoktur. Cezaevine girdikten sonra sözlü ve yazılı medyadan öğrenmiş bulunmaktayım. Aynı zamanda iddianamede tarafıma yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. 6 günlük gözaltı süresi ve bu sürede yaşadıklarım 10 aya yakın tutukluluk sürem ve ağır cezaevi koşulları göz önünde bulundurulmasını tahliyemi ve dava sonunda da beraatimi talep ediyorum. Arz ederim.”
SAVUNMANIN BULUNDUĞU GEREKÇELİ KARARDA SAVUNMANIN ORİJİNAL GÖRÜNÜMÜ


SAVCI: ÖLMEZSE TUTUKLANMASINA…
Bilal Gülfidan’ın ölümün ardından sosyal medyada @m4gf0wKzduBwFy5 hesabından genç subay adayı ile ilgili paylaşımlar yapıldı ve bazı iddialarda bulunuldu. O paylaşımlar şöyle:
“Sözleşmeli subay olmak için eğitime başlamış, sadece verilen kanuna uygun emirleri yerine getirmiş, darbeden haberi olmayan, şeytanların (AKP) tuzağına düşmüş yüzlerce askeri öğrenciden biridir. Cezaevinde kanser hastalığına yakalanınca 2 ay muayene geç götürülmüş, sonrasında yapılan kontrollerde kanserin ilerlediği ve sık sık kontrole gelmesi söylenmiş, müteakiben tekrar kontrolleri aksatılmıştır. Mahkeme ilk başlarda tahliye etmedi. Daha da ağırlaşınca tahliye kararı verdi. İlk başlarda bu hastalık durumundan ailesi haberdar değildi. Duruşmalara zorunlu katıldı tedavi esnasında savcı ‘ölmezse tutuklanmasına’ diye mütala verdi. Hakîm onlardan iftiracı olmalarını istedi. O durumda ne o ne de bir arkadaşı hain olmadı iftira atmadı.”

ÖLDÜRÜLMEK İÇİN GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ BAHÇESİNE ATILDILAR

15 Temmuz gecesi Kara Harp Okulundan 150 öğrenci helikopterle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine indirilmişti. Aynı hesap, bu olayla ilgili iddiası ise şöyle:

“Bu askerî öğrenciler okul komutanı İzzet Çetingözün emri ile okulda bırakılmış, gece öldürülmeleri için mühimmatsiz olarak helikopterlerle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine atılmış, onları yüzlerce IŞİD’li silahlı olarak karşılamış, ateş altına almış öldürmek istemiş. 10 gün gözaltında insanlık dışı işkencelere maruz kalmış masum Anadolu gençleri hastalıklara yakalanmıştır.”
AYNI DOSYADA YARGILANAN BAŞKA BİR ÖĞRENCİ DE KANSERDİ
Bilal Gülfidan ile aynı dosyada yargılanan Bayram Altunbaş, “Komutanlarımıza güvenmiştik. Böyle bir şey için 4 aylık bir öğrenciyi kullanacakları aklımdan geçmedi. Güvenli bölgeye götürüleceksiniz denilince güvenip helikoptere bindik.” şeklinde ifade vermişti.

Altunbaş duruşmada, iki ay önce bağırsak kanseri teşhisi konulduğu söylemiş ve tahliyesini talep etmişti. 18 Mayıs 2017’de tahliye edilen Altunbaş’ın sağlık durumu hakkında bir bilgi bulunmuyor.



22 Eylül 2019 Pazar

"Kızım tekerlekli sandalye ile görüş salonuna geliyor, gözümün önünde eriyor"

22 Eylül 2019 
 Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin: Merve oraya sağlam girdi. Hiçbir hastalığı yoktu. Kışın hastalığı artıyor. Kızım tahliye edilsin. Tekerlekli sandalye ile görüşe gelmesi ne demek!

5275 sayılı CİK’nda açıkça yazmasına rağmen hasta tutuklular tahliye edilmiyor. 9 Eylül 2016’dan beri Konya Ereğli Cezaevinde tutuklu bulunan ve cezaevinde henüz teşhis konulamayan bir hastalığa yakalanan Merve Gökkaya’nın bir arkadaşına yazdığı, 14 Eylül 2019’da yayınladığımız mektubundan sonra annesi Gülşen Şahin BOLD Medya’ya ulaştı.

Konya’da yaşayan Gülşen Şahin, “Üç evladım var. Merve en küçüğü, tek kız. Merve’nin sıkıntısına, hastalıklarına dayanamadım, evlat imtihanı çok zor, ağır geldi. 21 Aralık 2018’de kalp krizi geçirdim. Doktor kalbimin çok zarar gördüğünü söyledi.” dedi.


Merve Gökkaya, eşi Abdurrahman Gökkaya, annesi Gülşen Şahin ve babası Mehmet Ali Şahin, Konya Ereğli Cezaevinde ayda bir kere hep birlikte görüş yapabiliyorlar.

Kızının görüş yaptıkları salona tekerlekli sandalye ile getirildiğini ifade eden anne Şahin, “Ne demek tekerlekli sandalye ile gelmesi! Kızım oraya sağlam girdi, hiçbir hastalığı yoktu. O sene kışı geçirdi, bahara doğru hastalandı. Sandalye ile geliyor, sonra arkadaşları koluna girip yanımıza getiriyor. Özel işlerini arkadaşlarının yardımıyla yapıyor. Benim çocuğum 28 yaşında daha. Gepegenç, gözümün önünde eriyor çocuğum ama bir şey yapamıyorum. Dışarıda olsa bir kaplıcaya götürürsün, çaresine bakarsın, elim kolum bağlı, gerçekten çok mağduruz” ifadelerini kullandı.

Kızını en son 1 Eylül 2019’da gördüğünü, 7 Ekim 2019’da tekrar görüşe gideceğiniz belirten çaresiz anne “Kışın hastalığı artıyor kızımın. Kış yaklaşıyor, ne olur yardım edin! Kızım tahliye edilsin.” diye haykırdı.

KIZIMI DARP ETTİLER

Kızının tutuklandığı günü de anlatan annesi, Merve Gökkaya’nın darp edildiğini söyledi:

“Bir arkadaşı aramış kızımı, kendisi şehir dışında olduğu için Merve’den rica etmiş. Evi boşalttık, eşyaları spotçuya sattık. Spotçudan para alıp hem ev sahibinin kirasını ödeyip hem de faturaların kalan borçlarını kapatmasını istemiş. Kızım da spotçuya gidiyor. Daha eşyaların parası hazır değil diyorlar. Ertesi gün mü, birkaç gün sonra mı spotçudan arıyorlar, gelip alabilirsin diye. Meğer evin kapıcısı şikayette bulunmuş, 6 polis spotçuyu basmış. Darp yaparak, kimi saçından çekiyor, kimi kolunu kıvırıyor, kimi çantasını alacam, kimi telefonunu alacam diye uğraşıyor. Bunlar olacak iş mi? Benim kızımın ne suçu var! Kurban Bayramının arifesinde tutukladılar. Mervem kaç yıldır bu hastalığıyla oradan çıkamadı. Avukatımız Merve’de bir şey yok diyor. Ama Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki hakimler aynı dosyada yargılandıkları için eşine de kendisine de 7,5 yıl ceza verdiler.”

Gökkaya çifti 14 Nisan 2015’te evlenmişti. Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesi aynı dosyada yargılanan çifte 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
Tutuklandığında 3 yıllık evli olan ve tüp bebek tedavisi gören Merve Gökkaya, cezaevinde anne olma yetisini de kaybetmek üzere olduğunu mektubunda yazmıştı.

GRAFİK TASARIM OKUMUŞ, YENİ EVLENMİŞTİ

Selçuk Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümünden mezun olan Merve Gökkaya, Konya’da özel bir yurtta 2,5 yıl görev yaptı. 14 Nisan 2015’te evlenen Merve Gökkaya evlendiğinde 3 yıllık evliydi. Eşi Abdurrahman Gökkaya da kendisinden bir ay sonra örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklandı.

Mektuplarında yemek, içmek ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını, iki kişinin yardımıyla cezaevinde yaşam mücadelesi verdiğini söyleyen Merve Gökkaya 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu (CİK)’na göre tahliye edilmesi gerekiyor.

Kanunda şöyle deniliyor: “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

MERVE GÖKKAYA'NIN HASTANE RAPORLARI 



5 Eylül 2019 Perşembe

Kanser hastası tutuklu Özgür Doğan’a “cezaevinde kalamaz” raporu verildi

5 Eylül 2019 
İzmir Kırıklar Cezaevinde tutuklu bulunan kanser hastası Özgür Doğan için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı karar verdi: Cezaevinde kalması uygun değildir.


Akciğer kanserinin 4. evresinde bulunan hasta tutuklu Özgür Doğan için beklenen rapor nihayet çıktı.

UYAP’taki belgelere göre; Manisa 2. Ağrı Ceza Mahkemesi, 2 Eylül 2019’da İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığına bir dilekçe yazarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığının raporunu gönderdi.

Dilekçedeki bilgilere göre raporda “… hüküm özlü Özgür Doğan hakkındaki Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 3. İhtisas Kurulunun ‘Kemoterapi aldığı süre içerisinde cezaevi şartlarında kalmasının sağlığı açısından uygun olmadığı” mütaalası yazımız ekinde gönderilmiştir.” denildi. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi de raporu aynı gün Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderdi.




Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 28 Ağustos 2019’da verdiği ‘cezaevinde kalamaz’ kararına göte Özgür Doğan’ın bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Özgür Doğan’ın eşi Seyra Doğan, “İnşallah bugün yarın eşimi tahliye ederler ve tedavisine daha sağlıklı koşullarda devam edebiliriz. Sosyal medyada bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.

5 AY ÖNCE TEŞHİS KONULDU

35 aydır tutuklu bulunan ve 5 ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan (42), dördüncü evreye gelmiş olmasına rağmen tahliye edilmemişti.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Manisa Salihli Cezaevinden İzmir Kırıklar Cezaevine gönderilen ve 31 Temmuz 2019’da İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlayan Doğan’ın durumu ciddiyetini koruyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Tenkil sürecinde tutuklanan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan, uzun yıllar Manisa Salihli’de görev yaptı. 22 Eylül 2016’da gözaltına alınan Doğan, 8 gün sonra tutuklanarak Salihli Cezaevine gönderildi. 1,5 yıl sonra ilk mahkemesine çıkarılan genç öğretmen örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an Yargıtay’da.

ÖZGÜR DOĞAN TAHLİYE EDİLDİ, TAHLİYEDEN SONRA İLK FOTOĞRAF

ÖZGÜR DOĞAN'IN HİKAYESİ 

TUTUKLU SON EVRE KANSER HASTASININ EŞİ: “Ya şimdi sesim olun ya da öldükten sonra kimse haber yapmasın!” 

2 Eylül 2019 Pazartesi

Üç yıldır sesimi kimseye duyuramadım, eşim hapiste çıldırmak üzere

2 Eylül 2019 
Erzincan T Tipi Cezaevinde vahim bir vaka yaşanıyor. Tenkil sürecinde tutuklanan ve 3 yıldır cezaevinde bulunan Hakan Yıldırım akıl sağlığını kaybetti.

Yıldırım çiftinin Zehra (10) ve Gülnihal (7) adında iki kızları bulunuyor.



Bipolar bozlukluk teşhisi ile Bakırköy Devlet Hastanesine kaldırılan ve şizofren tanısı konulan İngilizce öğretmeni Harun Karateke'den sonra bir öğretmen daha cezaevinde akıl sağlığını kaybetti. 15 Ağustos 2016'da tutuklanan 14 yıllık beden eğitimi öğretmeni Hakan Yıldırım'ın (43) durumu oldukça ağır.

Tedaviyi reddettiği ve hastaneden imza karşılığı cezaevine geri gönderildiği için Hakan Yıldırım'a teşhis konulmuş değil. Kendisini muayene eden doktorlara "Ben deli değilim, deli sizsiniz" dediği için herhangi bir tetkik yapılmayan Yıldırım'ın sağlık durumu, 'imzasına' bırakılmayacak kadar ciddi:

- Çocuklarının DNA testini isteyecek kadar eşinden süpheleniyor.

- Cezaevinde kimseyle konuşmuyor, zehir katarlar diye yemek yemiyor.

- Koğuş arkadaşları, 'can sağlığımızdan endişeliyiz' diye defalarca dilekçe yazdı.

- Bir görüş gününde eşine vurdu. Bazı koğuş arkadaşlarına ve avukatına da saldırdı.

- Başka bir kapalı görüş gününde kendini duvardan duvara vurarak kafasını kanattı.

- Halisülasyon görüyor. Görüş gününde eşine olmayan varlıklardan bahsediyor.

Karar mahkemesinde, "Yıllardır onların adamısın, senin niye Bylock'un yok!" diyen hakim tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldırım, cezası Yargıtay tarafından da hızlıca onaylanınca yaşadığı buhranı kaldırımadı.

Bu kaos ile 3 senedir tek başına mücadele eden eşi B. Yıldırım anlattıkları ise daha korkunç. "Yıllardır sesimi kimseye duyuramadım. Artık bir yuva beklentim yok, eşim bu psikolojiyle beni de çocuklarımızı da öldürür" diyen B. Yıldırım, "Yaşadıklarımız herkese çok ütopik geliyor. Eşim içeride çıldırıyor. O orada şizofren oldu, ben dışarıda paranoyak. Yetkililere sesleniyorum. Eşimin tedaviye ihtiyacı var. Lütfen tahliye edilsin." dedi.

EŞİM ŞİZOFREN OLDU

Ben felsefe öğretmeniyim, eşim beden eğitimi öğretmeni. İkimiz de Atatürk Üniversitesi mezunuyuz. Okurken tanıştık ve evlenmeye karar verdik. 10 yıllık evliyiz. Ağrı'da yaşıyorduk. Eşim Hakan Yıldırım 15 Ağustos 2016'da tutuklandı ve önce Ağrı Cezaevine, sonra Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. İlk zamanlar 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyorlardı. Şimdi kaç kişiler bilmiyorum. Eşimin bir doktor belgesi yok ama şizofren olmuş durumda.

BİR KOLİ KİTAP YÜZÜNDEN...

Eşim Eskişehir'de bir kolejde çalışıyordu. Sonra iş bulunca Ağrı'ya yerleştik. 17/25 Aralık'tan sonra ben eşime 'Eve hiçbir şey getirme' dedim. Evde olanları da kitap, gazete ne varsa hepsini yaktırdım. İstemediğimi belirttim. İki kızımız var. Onlara, yuvama zarar gelsin istemiyordum. Bir gün eşim NT'de indirim varmış, iki koli kitap alıp gelmiş. Biz yine tartıştık. Kesinlikle evde NT'den kitap istemediğimi tekrar söyledim.

Sonra biz ev satın aldık. Kitaplar kolinin içinde kapının önünde duruyordu. Hiç açmamıştık. Eşimle güzel güzel konuştuk, beni dinledi, NT ile de anlaştık ve kitapları iade etmeye karar verdik. O günlerde bir arkadaşımız gelmişti eve. Kitapları almak istedi. Biz de ona verdik. Meğerse o da kocasından gizlemiş kitapları.

Birkaç zaman sonra eşi ev taşınırken kitapları görüyor ve panik oluyor. Kitapları otobüse verip o zaman memlekette olan karısına gönderiyor. O sırada muavin adamdan şüpheleniyor, polisi arıyor. Kolide ne var ne yok diye. Polis de açmış bakmış kitapları bulmuş. Sonra arkadaşımız beni aradı. 'Eşimi tutukladılar, kitapları bulmuşlar' dedi.

Ben o kadar üzüldüm ki, olayı olduğu gibi anlatın dedim. Öyle deyince eşime iftira atıldı: "Hakan Yıldırım 15 Temmuz'dan sonra korkuyla geldi, kitapları evime bıraktı. Panik oldu." denildi. O kitapları darbeden sonra vermiş gibi gösterdiler ve eşimi tutuklattılar. Sonra da başka şeyler çıkardılar. Yani eşim şu anda bir adamın ifadesi, Dijitürk aboneliğini iptal ettirmesi ve 14 yıllık kolej öğretmeni olduğu için tutuklu. 5 Haziran 2017'de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.



HAKİM: SENİN NİYE BYLOCK'UN YOK!


Cezaevine girdiğinde ilk 10 ay çok iyiydi eşim. Ben bu süreçte 12 kilo verdim. Kas hastasıyım aynı zamanda. Beraat edeceğini bekliyorduk aslında. 5 Haziran 2017'de son mahkemesi yapıldı. Bir Ramazan günüydü. Arkadaşımızın eşi ifadesini aynı şekilde yineleyince tahliye etmediler. Hakim kararı eşimin yüzüne bile okumadı. Diyor ki, 'Senin niye Bylock'un yok! Eşim 'Bylock gibi bir yazılım olduğunu ben içeride öğrendim. Kullanmadım.' diyor. Bu kez, '14 yıldır onların adamısın, senin neden Bylock'un yok' diye tekrar yineliyor.

KARAR MAHKEMESİNDEN SONRA ERİMEYE BAŞLADI

1998'de dershaneye gitmiş eşim. Gerekçeli kararına 1998'den bu yana terör örgütü üyesi olduğunu yazmışlar. Eşim son mahkeme gününden sonra erimeye başladı. Savcılığa dilekçe yazdım ve dedim ki, 'Eşimin karar mahkemesinden sonraki telefon konuşmalarının psikologlar tarafından dinlenmesini istiyorum. Ben psikoloji öğretmeniyim, kocam değişti, başka biri oldu'

Dikkate alındı bu dilekçem, telefon konuşmalarının dökümleri çıkarıldı ve hasta olduğuna kanaat getirdiler. Kasım 2017'de Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk ettiler. Fakat tedaviyi kabul etmediği için hastanedeki doktorlar eşimden imza almışlar ve tekrar cezaevine göndermişler. Eşimle yaptığımız görüşmelerden aynı zamanda doktor olan milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'na da bahsettim. 'Bire bir paranoya' dedi. Ama elimizde resmi belge olmadığı için bir şey yapamıyoruz.

BİR GÖRÜŞTE BANA VURDU

Eşim sonra her şeyde beni suçlamaya başladı. Bunu benim hazırladığım bir senaryo olduğunu söyledi. Bir görüşte bana vurdu. 2 ay görüş yasağı koydular. Vurdu, hakaret etti ama ben yine gittim ziyarete. Yalnız bırakmak istemedim. 14 yıllık evliliğimizde bana bir fiske vurmuş değil çünkü.

Aralık 2017'de Ağrı'dan Erzincan Cezaevine gönderildi. Oranın yönetimine çok dilekçe yazdım, doktora götürülmesi için, o zaman daha çok kızdı bana. 'Beni akıl hastanesine kapatmaya çalışıyorsun, beni delirtmeye çalışıyorsun' diye. Sonra zorla götürmüşler hastaneye. 'Neyin var' diye sormuş doktor, o da 'ben iyiyim' diyor tabi. Zaten kendini hasta olarak görmüyor. Doktor da cezaevinde kalabilir raporu veriyor. Bir klinik araştırma yok, tetkik yok. Doktoruyla daha sonra Ömer bey görüştü, "Rızası olmayan hastalara, hele ki mahkumlara yapacak bir şeyimiz yok' dedi. Onlar da haklı.

Biz avukatımız aracılığıyla adli tıp raporu istedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu Ankara'daki Cezaevleri Genel Müdürlüğünü aradı. Adli tıp raporu var demişler. Ama bir hastaneye yatmadı, tam teşekküllü bir hastanede tetkik yapılmadı. Erzincan Mengücek Devlet Gazi ve Eğitim Hastanesi ve Elazığ Ruh ve Sinir Hastanesine götürülmesine rağmen iyiyim dediği için hiçbir teşhis konulamadı. Nasıl, nereden var bu rapor bilmiyoruz, soru işareti.

ÇOCUKLARIMIZIN DNA TESTİNİ İSTEDİ

Eşim iki aydır bizi görüşe kabul etmiyor. En son görüş günlerimizin birinde büyük kızımız Zehra için 'Niye bana benzemiyor' diye DNA testi istedi. Ben de istersen küçük kızımıza da yaptıralım dedim. O zaman 'Doğru çıkarsa ben dayanamam" deyip bu isteğinden vazgeçti. Hep şüpheleniyor, şüphelendiği şey doğru çıkarsa diye korkuyor.

Koğuşta kendisi çay demlememişse içmiyor. Kimseye konuşmuyor. Biz gidiyoruz ya görüşe herkes bizi izliyor, yine karısını dövecek mi ya da yine ağlayacaklar mı diye. Herkes karısını sevgiyle karşılıyor, adeta ağırlıyor gönderiyor, biz salya sümük ağlaya ağlaya... Bazen görüş saati dolmadan çıkıp gidiyor. Olanların hepsinin içindeki şeytanı çıkarmak için yapıldığını düşünüyor. Halisülasyon da görüyor. Bir kere orada otururken 'bak siyah adamlar geliyor' dedi. Onu dinlerken öyle yoruluyorum ki...

Bana vurduğunda kimse görmedi sandım, koştum arabaya bindim. Ağlayamıyorum da... Annesi babası vardı. Sonra kayınpederim elimi tuttu. 'Betül kızım, arkanı dönüp gidersen hayır demem' dedi. Ben de 'Baba orası dar yer, yoksa böyle yapmazdı' diyebildim.

Eşim o hafta beni aradı. 'Sen nasıl bir kadınsın' diye hakaretler etmeye başladı. 'Neden, ne yaptım' dedim. Meğerse görüşten sonra yönetim kendisini çağırmış. Bana vurduğunu kameradan izletmişler. O da demiş ki, 'Ben vurmadım, ben eşime kıyamam' demiş. Bana da 'Niye beni şikayet ettin' diyor. Halbuki en son yapacağım şey bu dedim ama...


Hakan Yıldırım'ın öğrencileri Ağrı'da masa tenisi turnuvasında birincilik ödülü almıştı, 2013.



BU PSİKOLOJİYLE NE BENİ NE ÇOCUKLARIMI SAĞ BIRAKIR

Tek başıma mücadele ediyorum. Hakan çıksın ve iyileşsin, gelsin evimize diye tabi ki ümidim var ama artık zor. Bir yuva beklentim kalmadı, ölümü düşünüyorum. Hakan bu psikolojiyle çıktıktan sonra ne beni ne çocuklarımı bırakmaz. O karıncayı ezmeyen adam bizi öldürür, bunu çok iyi biliyorum. Allah merhamet etsin. Cezaevinde kalamıyor. Gardiyanlar buna şahit.

KENDİNİ DUVARDAN DUVARA VURDU

Bir kapalı görüşte Hakan kendini top gibi duvardan duvara vurdu. Burnu kanadı. Kapalı görüş yerleri küçük bir kabin gibi, soyunma kabinleri gibi düşünün. Çıkarın beni buradan diye kafasını duvarlara vurdu. O an hemen beyaz gömlekli bir adam ve birçok gardiyan girdi içeri. Meğerse Hakan'ın rahatsız olduğunu biliyorlar, telefonları da dinleniyor ya durumu biliyorlar. Psikologlar iki kabin ötede bekliyor. Bir gardiyan 'Ben şahitlik ederim, bu adam hasta' demiş. Ama kimse elini taşın altına koyup bir şey yapmadı.

KOĞUŞ ARKADAŞLARI: CAN SAĞLIĞIMIZDAN ENDİŞELİYİZ

Hakan Yıldırım'ın cezaevine girdiği ilk dönemler... Ağrı Cezaevi.Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasından sonra Ağrı Cezaevindeki koğuş arkadaşları ayrı ayrı cezaevi yönetimine dilekçe yazdı. "Hem Hakan'ın hem de kendi can sağlığımızdan endişe ediyoruz." diye. Birkaç kişiye saldırmış, avukatına da saldırdı.

İlk zamanlar bana 'Kızsam da gel. Kimseyle konuşmuyorum, konuşunca kalp kırıyorum' diyordu. Artık beni istemiyor. O iftirayı kaldırmadı. Kafasında kurdu kurdu ve beni karşısına aldı. Anne babası gidiyor ziyarete. Eşimi en son 2 Temmuz 2019'da gördüm. 2 Ağustos 2019'da görüş vardı gitmedim. 'Sakın gelmesin vururum yine' demiş. Sizi görünce beni ter basıyor, imanım gidiyor gibi şeyler söylemiş. 14 yıllık evliliğimiz boyunca böyle bir şey yaşamadık. Karı koca tek derdimiz iki kızımızı büyütmekti. Evimiz olsun, kapımızda arabamız olsundu.

ZEHİR KATARLAR DİYE YEMEK DE YEMİYOR


Tahliye olan bir koğuş arkadaşıyla görüştüm, bir avukattı. Bana dedi ki 'Ben 8 ay boyunca hep Hakan hocaya dönük uyudum.' 'Korktuğunuz için mi?' diye sordum. 'Yok' dedi, 'Arkamı dönersem küser yanlış anlar' diye dedi. Allah'tan yanında hassas insanlar vardı. 'Hasta değil mi' dedim, 'Evet maalesef' dedi. Şu an ne yapıyor bilmiyorum ama hapishane yemeğine 'zehir katarlar' diye yemiyordu. Kapalı Dardanel alıyormuş, kutusunu kendi açacak ve emin olacak.

AĞRI'DA İLK CEZA ALAN ÖĞRETMEN

Ağrı 2. Ağır Ceza'da ilk onun mahkemesi oldu ve hemen ceza aldı, İstinaf hemen onadı, Yargıtay hemen onadı, Anayasa Mahkemesi başvurumuzu reddeti. Şimdi AİHM seviyesine geldik. Ondan bile şüpheleniyor. 'Ben kimim, ben neyim ki benim işlerim bu kadar hızlı yürüyor' diyor. Belki AİHM'den iyi bir sonuç çıkar' diyorum. 'Ne kadar numaracı kadınsın, benim eridiğimi gördükçe mutlu oluyorsun di mi' diyor. Her şeyi ona özel yapıldığını zannediyor.

Koğuşunda çok doktor vardı, psikolog da vardı. Hepsi eşlerine tembih etmiş. 'Yenge hanıma söyle, ulaşabildiği herkese ulaşsın, bu adamı çıkarsınlar' diye. Elimden ancak bu kadar geliyor. Ben eşimi sevdiğim için evlendim. Hizmet Hareketiyle hiçbir bağlantım olmadı. Ama bunları yaşıyoruz.

ARTIK ÇAREMİZ KALMADI

Şu an Erzincan Cezaevinde. Ama orada olduğuna da inanmıyormuş. Çünkü bir yıl boyunca Ağrı'dan Erzincan'a her hafta görüşlerine gittim. Koğuş arkadaşlarına diyormuş ki, 'Nasıl geliyor her hafta bu kadın, beni sevmiyor ki, onca yolu beni görmek için gelmiş olamaz' Oradaki insanlara da yazık, sürekli Hakan'ı ikna etmek zorundalar.


AYM BAŞVURUMUZU REDDDETTİ 

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurumuzu reddetti. Eşimin Türkiye'deki hak arama yolları kapandı. Şimdi AİHM'e başvuracağız. Ama eşim çıkacağına artık hiç inanmıyor. Bu yüzden başvuru belgelerini imzalamıyor. Cezaevi müdürü çağırmış 'Artık çıkacağından ümidini kesmişsin' demiş. Hasta adama böyle denir mi!