müebbet verilen askeri öğrenciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müebbet verilen askeri öğrenciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2020 Pazartesi

Ragıp Enes Katran’ın abisi Fevzi Katran: Kardeşimi canice öldürdüler

7 Ocak 2019 
Boğaziçi Köprüsü’nde kesici aletlerle öldürülen Harbiyeli Ragıp Enes Katran’ın ailesi ilk kez BOLD’a konuştu. Asker abisi o geceyi ve sonrasını anlattı.

Ragıp Enes Katran'ın en büyük hayali pilot olmaktı.
Ragıp Enes Katran, 15 Temmuz’da Hava Harp Okulu 3. sınıf öğrencisiydi. 20 yaşındaydı. O gün arkadaşları gibi komutanlarının emriyle Yalova’daki kamp yerinde otobüse bindirildi ve Boğaziçi Köprüsüne götürüldü. Köprüde delici ve kesici aletlerle öldürüldü. Otopsi raporunda ölüm nedenine beyin kanaması yazdılar. Vücudunda 8 yerde kesici delici alet yarası vardı. Boynunda ise, boyun organlarını ortaya çıkaran 6 cm uzunluğunda kesik mevcuttu.

Ragıp Enes ölümünden 10 gün sonra İstanbul Adli Tıp’ta bulundu ve defnedildi. Arkadaşları ise o geceden sonra tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi. Geçtiğimiz hafta, 3 Ocak 2020 günü Ragıp’ın 70 arkadaşına daha müebbet hapis cezası verildi. 3,5 yılda ise tüm askeri okullardan 355 öğrenci darbeden sorumlu tutularak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ragıp’ın, Murat’ın katilleri de KHK ile korunmaya alındı.

O gün Boğaziçi Köprüsünde hayatını kaybeden iki öğrenci bulunuyor. Murat Tekin’in annesi, babası ve ablası Murat’ın vahşi bir şekilde öldürüldüğünü birçok kez anlattı. Ragıp’ın ailesi ise sessizliğe gömülmüştü. Yaşadıkları şoku, acıyı atlatabilmiş değiller, atlatabilecek gibi de görünmüyorlar. Ablası Elif Katran ile görüşmek için birçok kez teklifte bulunmuştum ama maalesef konuşmak istememişti.


Ragıp Enes ablası Elif Katran ile.

Kendisi gibi asker olan deniz astsubayı abisi Fevzi Katran’ın (33) Almanya’da olduğu öğrenince ona ulaştım ve görüştüm. 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Katran, eşi ve iki çocuğuyla birlikte 16 ay önce Almanya’ya yerleşmiş. Üç ay önce dünyaya gelen küçük oğluna amcasının hatırasını yaşatsın diye Enes Burak adını vermişler.

Benim için oldukça zor bir röportajdı. Kardeşi kan revan içinde kalıncaya kadar canice öldürülen bir insanın yarasını sorularımla kanatmaktan korktum. Fevzi Katran da ailesiyle bile konuşmadığı birçok ayrıntıyı ilk kez anlattığını söyledi. Ragıp Enes’i İstanbul Adli Tıp’ta nasıl bulduklarını, cansız bedenini gördüklerinde hissettiklerini, cenaze nakil ve defin işlemleri sırasında yaşadıklarını… Bunları anlatırken çoğu zaman boğazı düğümlendi, sessiz kaldı, ağlamamak için kendini çok zor tuttu.

“Kardeşimi canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz.” diyen Fevzi Katran, 15 Temmuz’da şehit olan herkesin ailesine başladığı diledikten sonra ekliyor:

“İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım. Bütün askeri öğrencilerin aileleri çıkıp konuşmalı.”

FEVZİ KATRAN İLE YAPTIĞIM ÖZEL RÖPORTAJIN VİDEOSUNU BU LİNKTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ
O BİZİM EN KÜÇÜĞÜMÜZDÜ
1986’da Gaziantep’te doğdum. Biz 7 kardeşiz. Bir abim 2013’te kanserden vefat etti. Kardeşim de Ragıp Enes Katran bu malum olaylarda vefat etti. Şu an 5 kişi kaldık. Bir abim ve üç ablam var. Ragıp Enes bizim en küçüğümüzdü. O hep bizim en kıymetlimizdi, en akıllımızdı. Beraber büyüdük. Onu büyüttük. Ablamla hep ona hediyeler alıp getirirdik o zamanlarda. Hep ona bir şeyler yapmaya çalışırdık. Bizim ailemiz böyle kendi halinde, Gaziantep’te yaşardık.

Ragıp Enes abileri Fevzi ve Adem Katran ile birlikte.
BANA  ÖZENİP ASKER OLMAK İSTEDİ
Babam fabrika işçisi, annem ev hanımı. Ben ilkokul ve liseyi Gaziantep’te okudum. Daha sonra Yalova’da deniz astsubay okulunda gidip deniz astsubayı olmuştum. Vefat eden abim sınıf öğretmeniydi. Diğer abim de devlet memuru. Ragıp Enes de herhalde bizden görüp birazcık askeri merakı oradan kaynaklanmış olabilir. İzinlere geldiğimizde üniformayla görürdü. O da hep istiyordu. Başarılı da bir öğrenciydi. Biz de biraz onu yönlendirmiş olduk.
HAYALİ PİLOT OLMAKTI
Ragıp hep pilot olmak isterdi. Okula girdiğinde de çok sevinmişti. Ben ona Deniz Harp Okuluna gel, bak burası da iyi. Bildiğimiz şeyler var, sana söyleriz, yönlendiririz diyordum. “Yok yok abi ben pilot olacağım” diyordu. O kazanma süreci de uzun. Önce sınava giriyor. Sonra Hava Harp Okuluna gidip spor mülakatlarına giriyor. Onun sonrasında 15 gün uçuş eğitimi alıyorlar ve ondan sonra kabul ediyorlar HHO’na. O uçuş eğitimden sonra aramıştı, çok mutluydu, çok sevinmişti. “Beni aldılar” demişti. Neşe dolu, disiplinli, çalışkan bir çocuktu Ragıp. Kimse sorsanız hep güler yüzlü der. Onu hiç asık suratlı hatırlamıyorum.
BÜTÜN ZORLUKLARINI ÇEKEREK HHO’NA GİRDİ


Ragıp Hava Harp Okuluna gitmek için ortaokuldan sonra askeri liseye başvurdu. Kazanamadı o zaman. 85’ti giriş puanı, 83’te kaldı. Eğer bir yerden olsa idi o zaman girerdi. Ben kendimden de biliyorum, kimseden soru almadım. ÖSS’nin yaptığı sınava girip yüksek bir puan alıp okula gittim, kendim zorluklarla kazandım. Kimse de bana hadi sen gel içeri gir otur, bak bu okulda oku, mezun ol demedi. Bütün zorluklarını çekerek o okula girdik, kardeşim de öyle ben de öyle ve bütün zorluklarını çekerek mezun olduk. Kardeşim gelirdi dizleri, dirsekleri hep yara bere içinde. Sürünmüşler, eğitim yapmışlar, yüzü gözü kızarmış, kararmış, beyaz tenliydi. Saatlerce güneşte bekletmişler. Bunlar mı torpilli çocuklar. Alındı, beslendi, hemen bir şey yapıldı. Yo hayır, öyle bir şey yok.
KARDEŞİMİZ AKLIMIZIN UCUNA GELMEDİ
15 Temmuz gecesi ben evimdeydim. Mustafa Tarık daha küçüktü. O zaman Ankara’da görev yapıyordum. Evde çocuğumu uyutuyordum. Saat 9-9.30 suları. Televizyon da açık değildi. Hiçbir şeyden haberim yok. 9.30-10 gibi bir arkadaşımın ısrarlı aramalarıyla öğrendim. “Ya bir şey oluyor, sen Ankara’dasın, haberin var mı” diye soruyordu. Böyle öğrendim yani 15 Temmuz’u. Sonra televizyonu açıp öğrendim.

Ailem Gaziantep’teydi. Sonra onları aradım, konuştuk. Tabi kardeşimiz hiç aklımızın ucuna gelmiyor. Çünkü o Yalova’da, kamp yerinde, güvende, herhangi bir şey olmaz diye düşünüyoruz. Cep telefonları da yok yanlarında. Arayıp soramıyoruz. Ta ertesi gün ben ona bir mesaj attım. ‘Telefonunu alırsan, açarsan, haber ver’ diye. Tabi herhangi bir cevap gelmedi.
TEDİRGİN OLDUK, NE YAPACAĞIMIZI BİLEMEDİK
Pazar günüydü yanlış hatırlamıyorsam, okulda kalan arkadaşlarından biri aradı. “Biz burada 700 küsur öğrenciydik. Bunların bir kısmını o gece dışarı çıkardılar ve çoğu da gözaltında. Sizin Ragıp Enes de gözaltında olma ihtimali yüksek, bilginiz olsun” dedi. Çocukların oradan çıkarıldığına dair ilk bilgimiz o şekilde oldu.

Ondan sonra tabi biz tedirgin olduk. Ne yapacağımızı bilemedik. Avukatlara sorduk. Çocuklar iyidir, merak etmeyin, ortaya çıkarlar dediler. O arada HHO öğrencilerinin aileleri Whatsup grubu kurmuştu. Benim çocuğum burada bulundu, benim çocuğum şurada bulundu gibi bilgiler alıyorduk. Biz de İstanbul Emniyeti arıyoruz. Sonra bize dediler ki İstanbul Barosunu arayın. Oradan çocuğunuz gözaltına alınınca avukat tayin ediliyor, neredeyse ortaya çıkar dediler.

Ben her bir saate 1, iki saate bir arıyorum, abim ayrı arıyor. Baroyu, emniyeti… Bir de diyorlar ki, İstanbul Emniyet’i olmayabilir, farklı farklı ilçelere götürüldü çocuklar, oralar olabilir, bütün ilçeleri arıyoruz. Tek tek karakolları, böyle isimde biri var mı yok mu.


10 GÜN BOYUNCA HER YERDE RAGIP’I ARADIK
Bu arayışımız 8-10 gün sürdü. Ayın 26’sına kadar. Hiçbir haber alamadık. O sırada da haber alınamayan 3 Harp Okulu öğrencisi kaldı. Biri Murat Tekin, Ragıp Enes, bir de hasta olan bir arkadaş vardı. En son o arkadaş da yanlış hatırlamıyorsam Haseki Hastanesinden çıktı. Oradan arayıp ailesine haber verdi ve son geriye iki aile kaldık.

Murat’ın babası İstanbul Adli Tıp’a kendisi gidip görmüş, orada tanımış oğlunu. Aslında biz daha önce Adli Tıp’ı aramıştık ama kimliği belirsiz askerler var gibi bir şey söylenmişti. Biz de orada olacağına ihtimal vermemiştik. 10 gün geçince mecburen abimle ben 27 Temmuz sabahı İstanbul Adli Tıp’a gittik. Ayağımız geri gide gide, dualar ede ede… Burada çıkmasın Allahım, başka bir yerde bulalım, bir hastanede dualarıyla gittik.
BEN DE ABİM DE YIKILDIK
Kardeşimiz için geldiğimizi söyledik. Beklettiler. Sonra içeriye çağırdılar. Ben kardeşimin bir fotoğrafını gösterdim. Görevlinin yüzü biraz düştü. Tanıdı muhtemelen. ‘Benzer biri var, gelin bakın’ dedi. Teşhis için içeriye girdik ve kardeşimi teşhis ettik. Tabi yıkıldık. Ben de yıkıldım, abim de yıkıldı. Yarım saat ne yaptığımızı hatırlamıyorum. Abime bir kimlik tespit tutanağı gibi bir kağıt imzalattılar.
VÜCUDUNDA MORLUKLAR,  KESİKLER VARDI
Vücudunda morluklar vardı, delik ve kesikler vardı. 7-8 kesik yazıyor otopsi raporunda. Yüzünü görünce kendimizden geçtiğimiz için o kadar detaylı bakamıyorsunuz. Otopsinin de izleri diye düşündüm o an. Bize beyin kanamasından öldüğünü söylediler. Daha sonra okuduğumuz gibi kesici, delici aletlerle her biri öldürmeye niyetli, öldürme kastı ile yapılmış, kesikler, delikler.. Yani canilik söz konusu. Kardeşimi, Murat’ı ve diğer öğrencileri canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz diye düşünüyorum.
RAGIP ENES KATRAN’IN OTOPSİ RAPORU




O yıkımı öğreniyorsunuz ama bitmiyor orada. Görevlilerden biri dedi ki, biz size cenaze hizmeti veremeyeceğiz. Araba, herhangi bir şey… Kendiniz yapacaksınız. Yıkım üstüne yıkım yaşadık. Sonra araştırmaya başladık. İnternetten, oradan buradan bakıyoruz. Bu işler nasıl yapılır. Bir cenaze nasıl alınıp götürülür. İnternetten bu işi yapan bir adam buldum. Aradım telefonla. Yarım saat 45 dakika sonra geldi. Adamla konuştuk. Normalde parasını veriyorsunuz, devletin yapmadığı işlemi sizin için yapıyor. Tabut ayarlayacak, cenazeyi tabuta koyuyorlar, tabutu arabaya götürüyorlar. Tamam öyle yapalım dedik. Adam dedi ki “Olmaz… Beni içeriye almazlar.” Adam korkuyor, “Bir daha bana burada iş yaptırmazlar” dedi. Bize sadece bir tabut ayarladı. Nakliye için yoldan araba çevirdik, onlar da kabul etmedi. Bir tanıdığımız küçük bir araba, Doblo idi yanlış hatırlamıyorsam buldu. Kardeşimizi tabuta biz koyduk. Havaalanına öylece götürebildik. Uçağa verdik ve memlekete gönderdik.

Annem babam o zaman Gölcük’te abimin yanındaydı. Onları da alıp biz de arabayla memlekete yola çıktık, defnetmek üzere. Fakat telefonu açıp bizimkilere Ragıp Enes’i burada bulduk derken çok zorlanmıştım. Nasıl söyleyeceğim! Biz orada yıkıldık, onlar orada yıkıldı. Sonra biz onların yanına gidince tekrar yıkıldık.


GELİN, CENAZENİZİ BURADAN ALIN!
Cenazeyi memlekette akrabalar karşıladı. Mezarlık morguna koydular. Biz tabi o zaman da safiyane bir şekilde, mezarlıkta normal işlemleri yapılacak gibi düşünüyoruz. Öğlen namazına defnedeceğiz gibi planlıyoruz. Öğlen olmadan mezarlıktan aradılar. Mezarlık müdürü mü artık kimse. Dediler ki, ‘Cenazenize burada hizmet vermeyeceğiz. Gelin cenazenizi alın. Biz herhangi bir işlem yapmayacağız.’ O anda 3-5 kişi kardeşimi gidip oradan almak zorunda kaldık.
MEZARLIK ÖNÜNDE PROVAKASYON OLACAKTI
Orada sanki böyle bir provakasyon olacak gibiydi. Kalabalık toplanmış. Biz de belki kalabalık bir grupla gitsek belki bir şey olacakmış gibi. insanlar bekliyordu. Polisler vardı. Artık polisler neyi bekliyorsa…

Herkes bir şey söylüyordu. Bu çocuğa yer veremeyecekler. Oraya defnettirmezler. Biri köye defnedelim, diyor. Kimseye bir zarar gelmesin, ailemizde, tanıdıklarımıza ve cenazemizi sakin bir şekilde alıp gidelim diye ben, abim, iki de akrabamızdan 4 kişi gittik, aldık. Kardeşimi biz defnettik. Annem babam cenazeye gelemediler. Sessiz sedasız defnettik. Cenaze namazını biz kıldık. Bir imam cenaze namazı kıldırmadı. Gidip söylediler camiye, caminin imamı selasını okumadı.




DEFNEDERKEN SİVİL POLİSLER BİZİ TAKİP EDİYORDU
Antep’te şehir merkezinde aile mezarlığımız vardı. Babam eskiden almıştı, iyi ki de almış. Yoksa yer vermeyeceklerdi. Biz defnederken de polisler bizi takip ediyordu. Sivil polisler görünce anlıyordum. 2-3 araba toplanmışlar… Kendimiz kıldırdık cenaze namazını. İnternetten bakarak, yani nasıl oluyor bunlar, nasıl yapılıyor diye.

Defnettikten sonra annem babamı da aldık, mezarın başına getirip bir de onlarla cenaze namazı kıldığımızı hatırlıyorum tekrar. Babam, ablalarım son bir kez göreyim diye bakmak istediler ama izin vermedik. Daha fazla üzülmesinler diye uygun görmemiştik. Hep eski güzel günlerini, güzel gülüşünü hatırlasınlar diye. En sonunda abimin ‘Çok şükür cenazesini bulduk” dediğini hatırlıyorum. İnsanın buna sevinebileceğini düşünebiliyor musunuz… Çok şükür bir mezarımız var. Çok şükür.
ÖĞRENCİLERİ DARBENİN BİR PARÇASI YAPILMAK İSTENDİ
Birebir yanında olup onunla köprüye giden çocuklardan kimseye ulaşamadım. Aslında olayın canlı tanıkları onlar ve onlar da şu an cezaevindeler ve müebbet hapis cezası aldılar. Çocukları saat 10-11 gibi toplamışlar ve terör saldırısı var, Hava Harp Okuluna gidiyoruz diye arabalara bindirmişler. Hepsine de yetmemiş o otobüsler. Saat 12.00 gibi çıkmışlar yola. Bunun kamera kayıtları var. Olay olmuş. Köprü’yü tıkamışlar. Belli bir şey için oraya götürdükleri belli. Kimi Köprü’ye götürüyorlar, kimi Sultanbeyli’de kalmış, kimi Orhanlı’da kalmış, kimini Digiturk’e götürmüşler. Ve çocukların hiçbir şeyden haberi yok. Cep telefonları yok, herhangi ulaşabilecekleri bir şey yok. Onlar Hava Harp Okuluna gittiklerini düşünerek yola çıkıyorlar. Başlarında da bir komutan var ve ne derse onun sözüne uyup gidiyorlar.

Bu çocuklar darbenin bir parçası yapılmak istendi. Yoksa aklı olan, asker olmasa da az buçuk düşünebilen bir insan darbenin öğrenci ile yapılmayacağını bilir. Daha sonra bütün askeri okulları kapattılar. Bu bir sebep olabilir. O gece darbeye katılan yeterli sayıda insan yoktu, çocukları dahil ederek insan sayısını artırmış oldular. Artık bunu planlayanlar kim ise okulları kapatmak için bütün çocukları oradan tasfiye ettiler. Ve yerine yenilerini aldılar. Milli Savunma Üniversitesi diye bir kurum kurup. Oradaki çocukların hepsi mi suçlu idi?


YÜZÜ GÖZÜ KANLI GENCECİK BİRİNİ TAŞIYORLAR
Bir videoda kardeşimi benzettiğim biri var. Bire bir kardeşim diyemiyorum, çünkü yüzü gözü çok kanlı, karga tulumba gencecik birini taşıyorlar. Tabi bu videoların çoğunu da izleyemiyorum, bakamıyorum. Kaldırmıyor yüreğim. İnsanlar onu nasıl yapabilmiş hayretler içindeyim. Ellerinde G3 var bu çocukların. Öldürülme pahasına kimseyi öldürmemişler.
ELLERİNDE G3 VAR VE KİMSEYE ATEŞ ETMEMİŞLER
G3 ile birine bir mermi değse o kişi oradan sağ kurtulamaz. Eğer o çocuklar o gece G3 ile halka ateş etmiş olsa idi, kimse çocukların yanına yaklaşamazdı. Ama çocuklar kendilerine bir şey olma pahasına o silahlara dokunmamışlar. Balistik raporlarında da var. Çocukların silahlarından ateş edilmemiş. Ama ne hikmetse bizim çocuğumuzu hem öldürmüş hem de hain etmişler. Kim bunu neye göre yapmış, bilemiyorum. Hakim olmuşlar, savcı olmuşlar, yargılamışlar ve o gece bizi hain ilan etmişler. Neye göre yapmışlar bunu. Bütün olayları inceleyip bu haindir, vatanına ihanet etmiştir deyip nasıl bu kanıya varmışlar hayret ediyorum.
677 KHK İLE İHRAÇ EDİLDİM
Ben 15 Temmuz’dan sonra iki ay çalıştım. Daha sonra açığa alındım iki kere. 15 gün, 15 gün arayla. Daha sonra da 677 sayılı KHK ile ihraç ettiler. Ben bunlara üzülemedim bile. Beni açığa almışlar, sonra ihraç etmişler, emek verdiğim mesleğim elimden gitmiş, üzülemedim yani, yaşadığımız o kadar şeyden sonra… İnanın hiçbir şey hissetmedim. Çünkü gencecik bir çocuğun cenazesine neler yaptıklarını gördüm. Bunlar 2016 yılında yaşandı. 200 yıl önce yaşanmadı. Türkiye’de yaşandı. İnsanların bilmesi lazım. Masum değil o insanlar. Daha sonra o katillere KHK ile zırh çıkardılar, yargılanamaz bunlar diye. Neden? Kimi koruyorlar? Katilleri koruyorlar. Bunları görünce kendime üzülecek takatim kalmadı.

İlk başta açığa alırlarken herhangi bir şey söylememişlerdi, şundan bundan dolayı alıyoruz diye. Daha sonra bizi Bylock çukuruna bizi attıklarını öğrendim, öyle bir şey olmamasına rağmen o ara popüler olan Bylock’tu. İlk zamanlarda. Yani Bylock listelerine bizim de ismimizi yazmışlar. Oysa Bylock nedir, ne yapar, sonradan öğreniyorum. O listelerin altına da bu liste delil olarak kullanılamaz diye yazmışlar. Ondan sonra da bizi savcılığa bildirmişler. Yani bizi kendi kurumumuz savcılığa bildirmiş. Biz bu adamı attık siz de yakalayın!

Dikkat ediyorum, hep işini iyi yapan insanlara bir şekilde iftira, çamur atılmaya çalışılıyor. Bize terörist diyorlar ama herhangi bir şeyle suçlayamıyorlar. Suçladığı şey, işini iyi yapmak, İngilizce’den iyi not almak, o aldığı notlarla yurt dışına gitmek. Terörist tanımı bu olmuş. Daha fazla orada yaşam hakkı olmadığını gördük. KHK’lıyız, bir şekilde bizi arıyorlar, terörist diye damgalamışlar, bizden dolayı eşime, aileme zulüm ederler diye çekinerek yurt dışına çıkma kararı aldık.
KATİLİ BULUNSUN DİYE ŞİKAYETTE BULUNDUK AMA…
Biz şikayette bulunmuştuk, katili bulunsun diye. Ama bir sonuç alamadık. Savcı takipsizlik kararı verdi. Daha sonra o gün orada sivil şahısların herhangi bir suç işledilerse onlardan muaf tutulacağı bir KHK ile korumaya alındı. Yani orada o katillere bir zırh uydurdular ve onların yargılanmasını engellediler. Ama er ya da geç bu değişecek, masumiyetleri ortaya çıkacak, bütün Harp Okulu öğrencilerinin. Kardeşim de dahil… Biz zaten şehit olduğuna inanıyoruz. Bunu resmi makamlar da er ya da geç tescil edecekler.

Fevzi Katran ve ailesi hayatlarına artık Almanya’da devam ediyor. Röportajı bir pazar günü evlerinde gerçekleştirdik.
 KÖPRÜDEKİ POLİS ARAÇLARI ZARAR GÖRDÜ DİYE TAZMİNAT DAVASI AÇTILAR


Emniyet Genel Müdürlüğü, o gece araçlarına, köprüye zarar geldi diye zararı tahsil etmek için askerlere tazminat davası dava açıyor. Toplamda 250 bin TL gibi bir rakam. Bütün ailelere pay etmişler. Kardeşim vefat ettiği için aileme gönderdiler belgesini. Hem kardeşimizin orada canını almışlar, hem de araçlara verilen zararı sizden alacağız diyorlar.

Yoldan geçen birine sorun Türkiye’de, böyle bir şey olmaz der. Bu ülke darbeleri yaşamış. Ben kendim görmedim. Az buçuk biliyorum ki darbe böyle olmaz. Hadi diyelim ki başarsız oldu. O en üstteki genelkurmay, kuvvet komutanları, başarısız oldu ise altındaki insanlar onlardan aykırı bir şey yaptı diye ceza alması lazım. Başarılı olsa zaten ceza alması lazım, darbeci olduğu için. Eğer birisi darbeye kalkıştı ise altındaki görevli kişiye sahip çıkamadığı için ceza alması lazım. Ama bizde ne oldu. Ödüllendirildiler. Milli savunma bakanı yapıldılar, taltif edildiler. Asıl ceza alması gereken kişiler ceza almadı, gencecik kişilere müebbet verildi. Ortada bir olay var, onun neticesi kime yaradıysa o yapmıştır o olayı.
OLAYLAR GÖSTERİLDİĞİ GİBİ DEĞİL
O gün şehit olan herkese ben Allah’tan rahmet diliyorum. İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. İnsanların düşünmesi lazım. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım.


Ragıp Enes, hayatını kaybettiği Boğaziçi Köprüsü önünde…

Abisi Fevzi Katran ile.

Ablalarıyla.

Abileriyle.




Arkadaşlarıyla

 

HAVA HARP OKULUNDA KULLANDIĞI PANO


 
AİLESİNİN ONUN İÇİN EVDE HAZIRLADIĞI KÖŞE
 
ÖLÜM BELGESİ


21 Ekim 2019 Pazartesi

Hayatını kaybeden hasta tutuklu askeri öğrencinin savunması

21 Ekim 2019 
Ölüm evresine girdikten sonra tahliye edilen hasta tutuklu askeri öğrenci Bilal Gülfidan’ın 15 Temmuz’la ilgili mahkemede yaptığı savunmaya BOLD ulaştı.



Geçen hafta salı günü İzmir’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kara Harp Okulu sözleşmeli subaylarından Bilal Gülfidan (27), 15 Temmuz gecesi arkadaşlarıyla birlikte “sizi güvenli bölgeye” götürüyoruz diyen komutanlarının emrinde Genelkurmay Başkanlığının bahçesine helikopterle indirildi. 
Nerede olduklarını öğrendiklerinde çok geçti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan sabaha karşı gözaltına alındı. 22 Temmuz’da tutuklanarak Kırıkkale Keskin Cezaevine gönderildi.

Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Kara Harp Okulu ve Genelkurmay Başkanlığı Davasında 164 kişiyle birlikte yargılanan Gülfidan, darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla 1 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ama cezaevinde kanser oldu ve hem tedavisi geciktirildiği hem de geç tahliye edildiği için 15 Ekim 2019’da hayatını kaybetti. 
 
Bilal Gülfidan, 5 Mayıs 2017’de mahkemede yaptığı savunmasında yatakhanedeyken kursiyerlerin ‘silah başı’ diye bağrışmalarından dolayı rastgele şarjörsüz bir silah alıp otopark bölgesine gittiğini, ardından tören alanından “Güvenli bölgeye gidilecek” diye helikopterlere bindirildiklerini anlatmıştı.

İndirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı olduğunu sonradan öğrendiğini, bir subayın “Hedef olacaksınız” diyerek kendilerini kör bir noktaya götürdüğünü anlatan Gülfidan’a buna rağm en müebbet ceza verildi. Gülfidan savunmasında 6 gün kaldığı gözaltında yaşadığı işkenceleri ve değiştirilen ifadesi hakkında da bilgi veriyor ve düzeltilmesini istiyor. Bold Medya’nın ulaştığı subay adayı Bilal Gülfidan’ın savunması:
İFADEMDE BANA AİT OLMAYAN SÖZLER VARDI
“Ben Bilal Gülfidan 12/04/1992 İzmir Konak doğumluyum. Hakim bey ifademe başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Polis akademisinde vermiş olduğum yazılı ifademi kabul etmiyorum. Reddediyorum. Çünkü baskı ve şiddet altında şiddet gördükten sonra ifade verdim. İfadem sabaha karşı saat 05.00 sıralarında alındı. Uykusuzdum. Aç ve susuz olduğumdan dolayı sağlıklı bir ifade veremedim. Kabul etmiyorum. İddianame açıklandıktan 1 ay sonra elime geçti ifade, ifadeyi okudum. Bana ait olmayan sözler vardı içerisinde hem kendimi hem de başkasını itham altında bırakacak ifadeler vardı. Kopyala yapıştır bir şekilde hazırlanmış olduğu için kabul etmiyorum. Bunu da bilginize arz ediyorum.
AFYON’A TATBİKATA GİDİYORUZ DİYE BİLİYORDUM
Olay gecesi Kara Harp Okulu Komutanlığında, 5. Akdeniz Taburu 2. Bölük 4. Takımda öğrenimime devam etmekte iken 15/07/2016 tarihinde saat 06.15 ile 21.15 saatleri arasında normal olarak içtima, eğitim, spor, çarşı izni vb. Faaliyetleri her zamanki gibi rutin devam etti. Çarşı izni bitimi olan saat 21.20’de okula girdim. İçtima sonrası aylar öncesinden belli olan Afyon tatbikatı için 16/07/2016 tarihinde saat 04.00 sıralarında kalkıp yola çıkacağımızdan dolayı diğer arkadaşlarım ile birlikte yatakhanelere gittim. Tahmini olarak saat 22:30 sırasında kursiyerlerin kendi aralarında silah başı şeklinde bağırmalarını duymam üzerine kamuflajımı giyerek nöbetçi subayın da yönlendirmesiyle silah deposuna girerek seri numarasını hatırlamadığım rastgele dağıtılan silahımı şarjörsüz bir şekilde aldım ve park alanında beklemeye koyuldum. Bu ana kadar yaşanan her şeyin tatbikat gereği olduğu düşüncesindeydim.
İÇTİMA ALANINDA BÜYÜK BİR KARIŞIKLIK VARDI
Kendisinden sorumlu olduğum misafir askeri personel Kara Harp Okulu kayıtlarından da kontrol edilebilir. İsmi Nizar Libyalı. Onu bulmak için önce yatakhaneler bölgesine, daha sonra da park alanına bakındım. Fakat bulamadım. Sonra kendisini Üsteğmen Önder Biberoğlu’nun yanında gördüm. Ve kendilerini toplayıp yatakhaneler bölgesine gönderdi. Daha sonra onları bulamadıktan sonra, arkadaşımı bulamadıktan sonra ben de diğer arkadaşlarımın yanına katıldım. İçtima alanında büyük bir karışıklık ve gürültü vardı.
GÜVENLİ BÖLGEYE GÖTÜRÜLÜYORSUNUZ YALANIYLA HELİKOPTERE BİNDİRİLDİK
Alçak uçuş yapan Helikopter ve F16 saldırılarına karşı park alanının karşısında bulunan ağaçlık bölgeye alındık. Buradan da yemekhanelere alındık. Saat 03:00 sıralarında nizamiyelere saldırı olduğu, uçakların alçak uçuş yaptığı söylenerek, Celal Dora tören alanına geçtik. Burada alelacele kargaşa içerisinde oluşturulmuş, 14’erli karışık gruplar oluşturuldu. Şarjörsüz ve mermisiz bir şekilde, korku ve panik havası içerisinde güvenli bölgeye götürülüyorsunuz yalanıyla helikopterlere bindirildik.

 5 DAKİKA SONRA İNDİK 

Havalandıktan 5 dakika sonra tanklar ve yüksekçe bir duvar arasına indirildim. Yaşadığımız şoku atlatmak, açılan ateşlere hedef olmamak ve nereye bırakıldığımızı anlamak için araçların arasına saklandık.15-20 dakika burada bekledikten sonra adının Kenan olduğunu öğrendiğimiz komutanımız burada beklememizi ve geri döneceğini söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Ve kendisini bir daha hiç görmedim. Araçlar arasında yerde yattığımızı gören hiç tanımadığım başka bir subay bizlere orada ne yapıyorsunuz. Yatmayın hedef olacaksınız diyerek, bizi yüksekçe bir duvarın, bir kör noktanın yanına geçirdi. Kör bir noktaya geçirdi bizleri. Ve burada beklememizi söyledi.
BURAYA KİMİNLE GELDİNİZ
Bu sırada yanımıza gelenlerden nerede bulunduğumuzu ve dışarıda neler olduğunu öğrendik.Her şeyi tam manasıyla burada, orada yanımıza gelenlerden öğrendik. Öğrendikten sonra arkadaşlarımız ile aramızda yani yanımızda bulunan rütbeli komutanlardan gizli bir şekilde kesinlikle yasa dışı hiçbir olaya karışmamalıyız şeklinde bir konuşma geçti aramızda. Devamında da 2 saat boyunca bu kör noktada arkadaşlarım ile birlikte uyukladım. Hiçbir şeyin farkında değildik. Tam bu esnada bizi bu şekilde gören bir binbaşı, bana buraya kimle geldiğimizi bağırarak bir şekilde, elindeki silahı ile birlikte bana buraya kimle geldiğimizi sordu. Ve benden hemen gidip onu bulmamı istedi.
ELİNDEKİ SİLAHTAN KORKTUM
Bende elindeki silahtan korkarak ilk önce Deniz Kuvvetlerine bakan kısma yürüdüm. Bulunduğum yerden ayrılıp Deniz Kuvvetlerine bakan tarafa sonra da geldiğim yönün tam tersi istikamete şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Zannediyorum iddianamede bir görüntüm var. Ve bu görüntüde bu yürüyüşüm esnasında çekilmiştir. Kesinlikle ve kesinlikle iddianamede de iddia edildiği üzere darbeye destek verme amaçlı bir hareket değildir. Şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Ortalık çok karışık olduğu için ve hiçbir darbeciden yasadışı emir almamak için sabahladığım kör noktaya geri döndüm.
KİMSEYLE KONUŞMAYIN, BENİ TAKİP EDİN
Burada arkadaşlarım yoklardı. Ben tekrar burada oturup bekledim. Tam bu esnada bir süre sonra yanımda 3. bölükten arkadaşlarım olan İdris ve Bilal Yıldız geldiler. Buraya kandırılarak getirildiğimizi ve hiçbir emre uymamız gerektiğini onlarla da konuştum. Bu konuşmanın üstüne Hasan Ali Üsteğmen yanımıza gelerek ‘arkadaşlar kimseyle konuşmayın ve beni takip edin dedi. Yönlendirmesi ile bir binanın bodrum katına girdik.
ÜZERİME ATEŞ AÇILDI
Burada bize tahliye edileceğimiz söylendi. Ve koşar adımlarla TÜİK binasının karşısında bulunan bir demir kapıdan çıktık. Bu esnada üzerime ateş açıldı. Hem benim hem de yanımda bulunan beni yönlendiren kapının diğer tarafında bulunan 2 sivil polise ateş açıldı. O anki korku, telaş ve polislerin yönlendirmesiyle silahımı ve kompozit başlığımı kapı dibine bıraktım. TÜİK binasında bulunan polislere sığındık. Oradan da polis akademisine getirildik.
SOYULARAK TERS KELEPÇE TAKILDI
Burada 2 gün boyunca bizlere Genelkurmay Başkanlığından çıkan 900’er gibi ifademizin alınacağı ve serbest bırakılacağımız söylendi. Fakat erler ayrılınca pazar akşamı o an ilk defa gördüğümüz polisler tarafından soyularak ters kelepçe ile kelepçelendik. Bunu burada belirtmemin tek sebebi polis akademisinde alınmış ifademde hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım şeklinde bir yazıdır. Bu da bana ait değildir. Ben böyle bir ifade vermedim. Bu sebeplerden dolayı reddediyorum. İlk defa gördüğüm polisler tarafından soyularak ters kelepçelendik.
GECE YARISI TEKMELEYEREK UYANDIRILDIK
4 gün boyunca bu şekilde kaldık. Tuvalete dahi yalın ayak gitmek zorunda bırakıldık. Açlık ve susuzluktan dolayı ayakta dahi duramıyorduk. Geceleri uyurken polisler tarafından tekmelenerek uyandırıldım. Çeşitli hakaretlere maruz kaldım. Tüm bu yapılan insanlık dışı uygulamalara rağmen polis akademisinde verdiğim ifadeye ‘ben emniyette bulunduğum sürece hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım’ gibi bir ifade eklenmiştir. Bunu da az önce belirttim.
AĞIR CEZAEVİ KOŞULLARINDA KALIYORUZ
Ayrıca iddianamede bulunan Bylock listesinde üzerimde bulunan 2 hatta Bylock olduğu iddia edilmiştir. Böyle bir programın varlığından, kesinlikle ve kesinlikle haberim yoktur. Cezaevine girdikten sonra sözlü ve yazılı medyadan öğrenmiş bulunmaktayım. Aynı zamanda iddianamede tarafıma yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. 6 günlük gözaltı süresi ve bu sürede yaşadıklarım 10 aya yakın tutukluluk sürem ve ağır cezaevi koşulları göz önünde bulundurulmasını tahliyemi ve dava sonunda da beraatimi talep ediyorum. Arz ederim.”
SAVUNMANIN BULUNDUĞU GEREKÇELİ KARARDA SAVUNMANIN ORİJİNAL GÖRÜNÜMÜ


SAVCI: ÖLMEZSE TUTUKLANMASINA…
Bilal Gülfidan’ın ölümün ardından sosyal medyada @m4gf0wKzduBwFy5 hesabından genç subay adayı ile ilgili paylaşımlar yapıldı ve bazı iddialarda bulunuldu. O paylaşımlar şöyle:
“Sözleşmeli subay olmak için eğitime başlamış, sadece verilen kanuna uygun emirleri yerine getirmiş, darbeden haberi olmayan, şeytanların (AKP) tuzağına düşmüş yüzlerce askeri öğrenciden biridir. Cezaevinde kanser hastalığına yakalanınca 2 ay muayene geç götürülmüş, sonrasında yapılan kontrollerde kanserin ilerlediği ve sık sık kontrole gelmesi söylenmiş, müteakiben tekrar kontrolleri aksatılmıştır. Mahkeme ilk başlarda tahliye etmedi. Daha da ağırlaşınca tahliye kararı verdi. İlk başlarda bu hastalık durumundan ailesi haberdar değildi. Duruşmalara zorunlu katıldı tedavi esnasında savcı ‘ölmezse tutuklanmasına’ diye mütala verdi. Hakîm onlardan iftiracı olmalarını istedi. O durumda ne o ne de bir arkadaşı hain olmadı iftira atmadı.”

ÖLDÜRÜLMEK İÇİN GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ BAHÇESİNE ATILDILAR

15 Temmuz gecesi Kara Harp Okulundan 150 öğrenci helikopterle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine indirilmişti. Aynı hesap, bu olayla ilgili iddiası ise şöyle:

“Bu askerî öğrenciler okul komutanı İzzet Çetingözün emri ile okulda bırakılmış, gece öldürülmeleri için mühimmatsiz olarak helikopterlerle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine atılmış, onları yüzlerce IŞİD’li silahlı olarak karşılamış, ateş altına almış öldürmek istemiş. 10 gün gözaltında insanlık dışı işkencelere maruz kalmış masum Anadolu gençleri hastalıklara yakalanmıştır.”
AYNI DOSYADA YARGILANAN BAŞKA BİR ÖĞRENCİ DE KANSERDİ
Bilal Gülfidan ile aynı dosyada yargılanan Bayram Altunbaş, “Komutanlarımıza güvenmiştik. Böyle bir şey için 4 aylık bir öğrenciyi kullanacakları aklımdan geçmedi. Güvenli bölgeye götürüleceksiniz denilince güvenip helikoptere bindik.” şeklinde ifade vermişti.

Altunbaş duruşmada, iki ay önce bağırsak kanseri teşhisi konulduğu söylemiş ve tahliyesini talep etmişti. 18 Mayıs 2017’de tahliye edilen Altunbaş’ın sağlık durumu hakkında bir bilgi bulunmuyor.



20 Ekim 2019 Pazar

Müebbet verilen kanserli askeri öğrencinin görüntüleri ortaya çıktı

20 Ekim 2019
Cezaevinde kanser olduktan sonra tedavisi geciktirilen ve çok geç tahliye edilen subay adayı Bilal Gülfidan’ın ardından arkadaşları ve ailesi büyük yas tuttu.



elal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe öğretmenliği bölümünden 2015’te mezun olduktan sonra 2016’da Kara Harp Okulu’na sözleşmeli subay olarak giren Bilal Gülfidan (27) beş gün önce hayatını kaybetti.

TİYATRODA ‘DOKTOR BİLAL’ ROLÜNÜ OYNAMIŞTI

Cezaevi sürecinde de eğitim hayatında da güler yüzü, neşesi ve pozitifliğiyle tanınan Bilal Gülfidan Manisa’da okurken arkadaşlarıyla birlikte tiyatro sahnesine çıkmış ve ‘Kadınlık Bizde Kalsın’ adlı oyunda Doktor Bilal rolünü canlandırmıştı. 2015’te okulun tiyatro salonunda sahnelenen oyunda Türkiye’de kadın olmak, kadına şiddet, ailede kadının rolü gibi temalar esprili bir dille anlatılıyor.



HASTALIĞI İYİCE İLERLEDİKTEN SONRA TAHLİYE EDİLDİ
Cezaevinde kanser olduktan sonra raporlarını defalarce kez mahkemeye sunmasına rağmen serbest bırakılmayan askeri öğrencinin, birçok hasta tutuklu gibi tedavisi geciktirildi ve hastalığı iyice ilerledikten sonra bırakıldı.

Nisan 2019’da tahliye edildikten sonra İzmir’de tedavi gören Gülfidan 15 Ekim 2019 sabahı hayatını kaybetti. Aynı gün ikindi vakti defnedildi. Mardin’in Ömerli ilçesinde 12 Nisan 1992’de dünyaya gelen genç öğrenci, ailenin üç evladından biriydi.

Testis kanseri teşhisi konulan Gülfidan’ın hastalığından son ana kadar ailesinin de haberi yoktu. Cezaevinden çıkar çıkmaz tedavisine başlandı. Bir hafta önce hastaneden çıkarken başı dönüp düştü ve kafasını çarptı. Beyin kanaması geçiren ve çekilen röntgende beyninde tümör tespit edilen Gülfidan’a hemen müdahele edildi. Ameliyatla tümör temizlendi ama yoğun bakıma alınan subay adayı kurtarılamadı.



KAŞLARI BİLE DÖKÜLMÜŞ, ÇOK ZAYIFLAMIŞTI

Bir arkadaşının verdiği bilgiye Bilal Güfidan, Mart 2019’da tutuklu bulunduğu Kırıkkale Keskin Cezaevinden Ankara’ya tedavi için getirilmiş ve o süreçte Sincan Cezaevinde kalmıştı.

Bold Medya’nın ulaştığı arkadaşı, Gülfidan’ın tahliye olduğu o günü şöyle anlattı:

“Onunla sadece 1-2 günlük bir tanışıklığımız oldu. Kemoterapi gördüğü için saçları ve kaşları dökülmüştü. Çok zayıflamıştı. 2,5 yıl yattı, hastalığı iyice ilerledikten sonra bıraktılar. Tahliye haberini ilk ben vermiştim kendisine. Sayımdan sonra akşam yemeğini yeni yemiştik. Gardiyan geldi, mazgalı açtı, Bilal’in ismini söyledi, tahliye, hemen hazırlansın, 15 dakika sonra alacağım dedi. Bilal lavabodaydı, koşarak yanına gittim, müjdeyi verdim. İnanamadı. Ayakta zor durdu, sevinçten. Ağlayarak çıktı. Eşyalarını birlikte hazırladık, alkışlarla uğurladık.”

15 TEMMUZ GECESİ NEREDEYDİ?

16 Temmuz 2016’da gözaltına alındıktan sonra 22 Temmuz 2017’de tutuklanan Bilal Gülfidan, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Kara Harp Okulu ve Genelkurmay Başkanlığı Davasında 164 kişiyle birlikte yargılandı ve darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla 1 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Gülfidan, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını 5 Mayıs 2017’de görülen mahkemede anlatmıştı. O gün yaptığı savunmasının tam metnini, hakkında insanlık dışı mütaala veren savcının söylediklerini yarın www.boldmeyda.com’da okuyabilirsiniz.