15 Temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2020 Çarşamba

“Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım”

12 Şubat 2020 
Bylock iftirası nedeniyle 2 yıldır tutuklu olan tıp teknisyeni Feriha Zeynep Yüce, “Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım” dedi.


Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevinde 23 aydır tutulan Feriha Zeynep Yüce (25), HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak yaşadığı hukuksuzluğu anlattı.

KULLANMADIĞIM PROGRAM YÜZÜNDEN 2 YILDIR TUTUKLUYUM

Babasının kullandığı Bylock nedeniyle kendisinin de ‘suçlu’ ilan edildiğini söyleyen Yüce, “Size bu mektubu yazma sebebim hiçbir merciye kendimi ifade edememem, Yargıtay savcısının bozma kararına rağmen Yargıtay hakimliğinin cezamı onamasıdır” dedi.

Ne kendisinin açıklamalarının ne de babasının Erzurum KOM Şube’ye gönderdiği ifadenin dikkate alınmadığını belirten Yüce, şu ifadeleri kullandı:

“İşlemediğim bir suç yüzünden, bırakın suçu kullanmadığım bir program yüzünden 2 yıldır tutukluyum. Size gönderdiğim belgelerden de göreceğiniz üzere sadece şüphe üzerine haksız ve hukuksuz olarak ceza çekiyorum. Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım.”



YENİDEN YARGILANMA TALEBİ REDDEDİLDİ

İşlemediği bir suçun cezasını ev hapsi olarak çekmeye razı olduğunu belirten Yüce, mektubuna şöyle devam etti:

“Gençliğimin en güzel yıllarını dört duvar arasında, annemden, babamdan, ikizimden ayrı geçirmek zor geliyor. Feryadımı size duyurarak sesime ses olacağınıza inanıyorum. Kendimi ifade etmek adına yeniden yargılanma talebinde bulundum. Her şeyin net olarak belli olduğu bu dosyada talebim geri çevrildi. Yargının beni anlayacağından bu kadar eminken büyük bir hüsrana uğradım. Çaresizlik içerisinde ne yapacağımı bilemeden hukuk mücadelesi veriyorum.”

Feriha Zeynep Yüce Tortum İlçe Devlet Hastanesinde Acil Tıp Teknisyeni olarak çalışırken Sağlık Bakanlığı tarafından işten çıkarılmış, 14 Şubat 2018’de de gözaltına alınmıştı. 2 gün sonra tutuklanan Yüce’nin savcı ifadesini alırken kendisine “Baba tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz” demişti.

Yüce, 2 Nisan 2018’de 4. Ağır Ceza Mahkemesince Bylock kullandığı gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası babası tanık olarak dinlenmediği halde Yargıtay tarafından hemen onaylandı. Oysa hem kendisi hem de babası ilgili makamlara başvurarak Bylock kullanıcısı olmadığını bilirkişi raporuyla sundu. Yeniden yargılanmak için yaptığı başvurular da reddedildi.

FERİHA ZEYNEP YÜCE’NİN MEKTUBU

BABA AHMET YÜCE: GERÇEKLER ORTAYA ÇIKARILMALI

Feriha Zeynep Yüce ve babası Ahmet Yüce.
Feriha Zeynep Yüce’nin babası Ahmet Yüce, 15 Temmuz’dan önce Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet’te komiser iken ihraç edildi, 9 Ağustos 2016’da da tutuklandı. Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanan Ahmet Yüce örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay ceza verildi. Halen Ağrı Patnos L Tipi cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Ahmet Yüce, Ağustos 2019’da Erzurum KOM Şube Müdürlüğüne bir dilekçe yazarak, kızının herhangi bir program kullanmadığını ve telefonundaki Bylock’a kullanıcı adına ve şifresine kızının adını kendisinin yazdığını söyledi. Yüce, “Bu soruşturmanın her aşamasında eksikliklerin, yanlışlıkların olduğu aşikardır. Yanlışlıktan dönmek büyük bir erdemdir. İşlemediği bir suçtan dolayı uzun zamandan beri cezaevinde bulunan bir insanın hürriyetine kavuşması için gerçeklerin ortaya çıkarılıp yeniden mahkemeye sunulması en az bir suçlunun cezalandırılması kadar kıymetlidir” diye yazdı.

Ahmet Yüce’nin kızıyla ilgili Erzurum KOM’a sunduğu dilekçenin son iki sayfası:


Babasında Bylock olduğu gerekçesiyle kızına 6 yıl 3 ay ceza verildi: FERİHA'NIN SUÇU NE?



4 Şubat 2020 Salı

Down sendromlu Nalan evden kaçıp hapisteki annesine gitmeye kalktı

4 Şubat 2019 
Down sendromlu 7 yaşındaki Nalan, tutuklu annesinin hasretine dayanamadı. Minik kız, kendisine bir çanta hazırlayıp cezaevine gitmeye çalışırken son anda babası tarafından fark edildi.



Anne, babası tutuklu çocuklardaki travmalar her gün farklı bir boyutta kendini gösteriyor. 12 Aralık 2019 Perşembe günü tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen biyoloji öğretmeni Nuran Dilber’in (44) down sendromlu kızı Nalan Dilber, pazar sabahı evden kaçıp annesinin yanına gitmeye kalktı. Baba Yavuz Dilber, sabahın erken saatlerinde yaşadığı o anları şöyle anlattı:

DİŞ FIRÇASINI, PARFÜMÜNÜ, KIYAFETLERİNİ ÇANTASINA KOYMUŞ

“Ben uyuyordum. Uyanmasam belki de çıkacaktı sokağa. Allah korusun. Elinde çantayla kapıda yakaladım Nalan’ı. Bir poşete diş fırçasını, macununu, parfümünü koymuş. Kıyafet, çorap, kazak, eşofman, iç çamaşırı doldurmuş. Kapıyı açmaya çalışıyor. Nereye dedim, ‘Anneme gideceğim’ dedi. Nasıl gideceksin kızım dedim. ‘Taksiyle’ dedi. Bayağı bir uğraştı çıkmak için.”

KARNE GÜNÜ DE ÇOK KÖTÜ OLDU

Anaokuluna giden Nalan’ın yarı yıl tatilinin başladığı 17 Ocak 2020’de de çok kötü olduğunu söyleyen Yavuz Dilber, “Karne günü de çok duygulandı. Karneyi almaya gittik. Normalde çok sevinerek gitti. Bütün çocukların annesi gelmişti tabi. Nalan onları görünce duruldu, kimseyle konuşmadı. Eve gelince yengesine sarıldı, annemi istiyorum dedi. Kızıma annesinin işte olduğunu söyledik. O yüzden her sabah ve akşam yatarken ‘Baba annemin işi bitti mi,  ne zaman gelecek’ diye soruyor. Bu çocuklar diğerlerinden daha duygusal ve çok hassas oluyor. Onun için zor bir dönemden geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

BANK ASYA’DA PARASI VAR DİYE


Cemaat soruşturmaları kapsamında Kahramanmaraş’ta bir ifadede adı geçtiği için tutuklanan Nuran Dilber, Bank Asya’ya para yatırdığı için örgüt üyesi olmakla suçlanıyor. Dilber’in ne zaman mahkemeye çıkacağı henüz belli değil.


2 Şubat 2020 Pazar

Tutsak bebek Esra Rana, birinci yaşına cezaevinde girdi

2 Şubat 2020
6 aylık hamileyken tutuklanan Beyza Demir, geçen yıl bu zamanlarda kızını dünyaya getirip tekrar cezaevine gönderilmişti. Esra Rana bebek, 1. yaşını hapiste doldurdu.

Hatırlayacaksınız, geçen sene tam bugünlerde Beyza Demir, 1 günlük bebeği Esra Rana’yı Bakırköy civarında bir hastanede dünyaya getirmiş ve sonra tekrar cezaevine gönderilmişti.

Tarih 29 Ocak 2019’du. 6 aylık hamileyken Edirne’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Beyza Demir, TCK 16/4 maddesine rağmen tahliye edilmemiş, 9. ayını hapiste doldurmuştu. Bebeğini de sancıları gelince alelacele kaldırıldığı bir hastanede dünyaya getirmişti. Aradan bir yıl geçti. Esra Rana bebek 1 yaşına girdi. Gözlerini cezaevinde açan Esra Rana, ilk adımlarını orada attı, dişleri orada çıktı, ilk seslerini yine koğuş ortamında çıkarmaya başladı.

ADALET SESSİZ, AİLE SESSİZ, HERKES SESSİZ…

İki aylıkken tükürük bezinden mikrop kapan Esra Rana, o süreçte ameliyat edilmişti. Sağlık durumlarından ve kendilerinden maalesef yeni bir haber yok. Demir’in ailesi, bu tutukluluk karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında eşi Emin Demir ile birlikte Kasım 2018’de tutuklanan Beyza Demir, özel okullarda öğretmenlik yapıyordu. Bir ifadede adı geçtiği için tutuklanmıştı. 14 Ocak 2019’da ilk mahkemesine çıkan Demir, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla  7 yıl 6 ay cezasına çaptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Bakırköy Cezaevinden Gebze Cezaevine nakledilen Beyza Demir’in eşi, Emin Demir ise Aralık 2019’da tahliye edildi. Esra ara sıra babasıyla kalıyor ama yaşı itibariyle annesinden kopamıyor. Bugünlerde Gebze Cezaevi çok soğuk rutubetli olduğu için kızını yanına alamayan Beyza Demir, sütünü sağıp lavaboya döküyor.

ŞEYMA VE YUSUF BURAK

15 Mayıs 2019, Yusuf Burak ve annesi Şeyma Tekin.
Beyza Demir ile aynı durumda olan ve aynı gün doğum yapan Şeyma Tekin ve oğlu Yusuf Burak ise 28 Şubat 2019’da tahliye edilmişti. Fakat Tekin, cezaevi sürecinde yaşadıklarının hala atlatabilmiş değil. Tek başına evden çıkmaya, sokaklarda yürümeye korkuyor. Dışarı çıkmak istemiyor. İlk kez 28 Mayıs 2019’ta oğlu ile birlikte gezmeye gidebildiler. Hala daha o tedirginlikleri devam ediyor.

Doğum gününüz kutlu olsun Ceyda ve Yusuf Burak. Aynı gün dünyaya geldiniz, biriniz 28 gün sonra özgür oldu, diğeriniz hala tutsak!

12 Ocak 2020 Pazar

Melek Çetinkaya: Evde oturarak adalet beklemeyin!

12 Ocak 2019 
Oğlu müebbet hapis cezasına çarptırılan Melek Çetinkaya, hukuksuzluğa maruz kalan herkes için 19 Ocak 2020’de Ankara Güvenpark’ta saat 13.00'te adalet yürüyüşüne başlıyor.

Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya bir hafta sonra adalet yürüyüşüne başlıyor. 12 gün boyunca şehir şehir yürüyecek olan Çetinkaya, oğlunun tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevine varmayı hedefliyor.

Tüm masum ve mağdurların ailelerine çağrıda bulunan ve “İnanın biz adaletin gelmesini çok bile bekledik. Adaleti evinizde beklemeyin. Bana herkes kışın soğuk yazın yürü diyorlar. Ne yazı ya… Bir gün daha niye bekleyeyim?” diyen Çetinkaya ile 12 gün sürecek olan yürüyüşün ayrıntılarını konuştuk.



Adalet yürüyüşü yapmak aklınıza nereden geldi?

Adalet yürüyüşle ilgili tweeti aralık ayının ortalarında atıştım. O gece yine görüşten dönüyordum. Otobüsteydim. Ben bu yolu 3,5 yıldır hep otobüsle gidip geliyorum. Neden yürümüyorum. Bir kere de çocuğum için, tüm mağdur ve masum insanlar için yürüyeyim ne olacak diye düşündüm.

Sosyal medyada hava soğuk diye sizi vazgeçirmeye çalışanlar vardı.


Bana çok insan mesaj attı. Kışın yürüyemezsin yazın yürü diye. Ne yazı ya… Bir gün daha niye bekleyeyim? Biri diyor ki yazın yüyüyelim, biri yürümeyelim, diğer Kemal Kılıçdaroğlu yürüdü de ne oldu? Ben hiçbir şey çıkmayacağına inanmıyorum. Eve gelince oturdum, yürüyüş güzergahları belirledim. Tek başıma gece gündüz yürümek biraz zor ve tehlikeli olduğu için sadece şehir merkezlerine yürümeyi planladım.

Nasıl olacak yürüyüş güzergahları?

19 Ocak’ta Ankara Kızılay’daki Güvenpark’tan başlayacağım. İki gün Ankara’nın şehir içine yürüyeceğim. Saat 13.00 ile 17.00 arasında sürecek bu yürüyüşler. Yaklaşık 6-15 km arasında bir yürüyüş olacak her gün. ilk gün Güvenpark’tan Batıkent metrosuna kadar yürüyeceğiz, yürütürlerse. 17.00’de eve geleceğiz. Ertesi gün kaldığım yerden devam edeceğim. (Güzergah adreslerinin ayrıntıları aşağıda).

Silivri’de ne zaman olacaksınız?

Toplamda 12 gün sürecek yürüyüş. 13. gün sabah Silivri Cezaevi önünde olacağız. İki gün Anadolu, iki gün Avrupa yakasındayız. Beşinci günün sabahında da Silivri Cezaevi önünde olacağız. Bir de niye 19 Ocak’ı tercih ettim. 17 Ocak’ta yarı yıl tatili başlıyor. Bu şekilde daha çok insanın katılım yapacağını düşündüm.

Bunu tek başınıza mı organize ediyorsunuz, sizi kim destekliyor?


Zaten her zaman eylem yaptığımız KHK’lılar Cemal Yıldırım, Nazan Bozkurt, Acun Karadağ da bana destek vereceklerini söylediler. Birçok KHK’lı da katılacağını belirtti. Ama günü geldiğinde kaç kişi geldiğinde göreceğiz. Kimi Kazan’dan, kimi Gebze’den, kimi de İstanbul’dan katılacağını söylüyor.

Melek Çetinkaya, Adalet Yürüyüşünden iki gün önce Ankara Güvenpark'ta yine gözaltına alındı.


Sadece oğlunuz için değil, tüm mağdurlar için yürüyeceğinizi hep söylüyorsunuz. Sizi bu noktaya getiren ne oldu?

Herkesin acısını hissediyoruz. Sadece adalet istiyoruz, adam kayırma istemiyoruz. Bizim çocuklarımızın dosyalarına hangi hakim hangi savcı bakarsa baksın bu dosya ile mi müebbet aldınız diye hayretler içinde kalıyor. Demek ki adalet yok, uygulanmıyor. Çocuklarımız ve tüm masumlar için yeniden yargılama istiyoruz. Ben burada sadece askeri öğrenciler için yürüyüş yapacağım demedim, biliyorsunuz. Tüm masum askerler için. Rütbeli de olsa masum olanı da var. KHK’lılar için, cezevindeki kadınlar, bebekler için, hasta ve yaşlı tutuklular için. Bir sürü kanser hastası var, tahliye edilmiyor, tedavileri yaptırılmıyor. Bu insanlar hepimizin derdi. Benim derdim sadece oğlumun müebet almış olması, cezaevinde olması değil.

Birçok askeri öğrenci müebbet aldı ama anneleri susmayı tercih ediyor. Onlara bir mesajınız, çağrınız var mı?

İnsanlara artık susmayın diyorum. Yapılan haksızlığa susmayın. Adaleti evinizde beklemeyin. Bu şekilde adaletin gelmeyeceğini 3,5 yılda anlamamışsak daha nasıl anlayacağız. Birçok takipsizlik alan insan var, beraat eden insan var. Onlar bile görevine dönmemişken… Susarsam belki görevime iade olurum, susarsam eşim hapisten çıkar, çocuğum hapisten çıkar diye düşündük hep. Adaletin olmadığını daha nasıl görülebilir ben anlamıyorum. Korku bir yere kadar. Korkunun ecele faydası yok. Ne olacaksa olsun. Korku duvarlarını yıkın!

Hakikaten tutuklanma korkunuz yok mu?

Hiç yok. Hatta buna hazırım bile. Belki beni yürüyüşü organize etmekten, terör örgütü kurmaktan belki tutuklayacaklar, hapse bile atacaklar, velev ki vursalar dahi… Bakın bizi gözaltına alan polisler de var. Bellerinde silahlarıyla. Son zamanlarda çok haşinleştiler. Kadın polisler tırnaklarını geçiriyorlar, erkekler ellerinden gelse boğacaklar. Ama inanın zerre kadar umurumda değil. Zaten biz evde acı çekiyoruz. Görünmeyen bir acı çekiyoruz. – İnanın biz adaletin gelmesini çok bile bekledik. Çocuğu tutuklu olmayan birçok anne bana, ben eve gitmezdim, yatmazdım, yiyip içmezdim diyor.

Oğlunuzun ve arkadaşlarının cezaevindeki son durumu nasıl?

Onlar he zamanki gibi bize ümit veriyorlar. Üzülmeyin kendinizi yıprratmayın, masum olduğmuzu herhkes bizi biliyot diyor. Kötü bir şey duymak, konuşmak bile istemiyorlar.



MELEK ÇETİNKAYA’NIN EL YAZISINDAN YÜRÜYÜŞ GÜZERGAHLARI





6 Ocak 2020 Pazartesi

Ragıp Enes Katran’ın abisi Fevzi Katran: Kardeşimi canice öldürdüler

7 Ocak 2019 
Boğaziçi Köprüsü’nde kesici aletlerle öldürülen Harbiyeli Ragıp Enes Katran’ın ailesi ilk kez BOLD’a konuştu. Asker abisi o geceyi ve sonrasını anlattı.

Ragıp Enes Katran'ın en büyük hayali pilot olmaktı.
Ragıp Enes Katran, 15 Temmuz’da Hava Harp Okulu 3. sınıf öğrencisiydi. 20 yaşındaydı. O gün arkadaşları gibi komutanlarının emriyle Yalova’daki kamp yerinde otobüse bindirildi ve Boğaziçi Köprüsüne götürüldü. Köprüde delici ve kesici aletlerle öldürüldü. Otopsi raporunda ölüm nedenine beyin kanaması yazdılar. Vücudunda 8 yerde kesici delici alet yarası vardı. Boynunda ise, boyun organlarını ortaya çıkaran 6 cm uzunluğunda kesik mevcuttu.

Ragıp Enes ölümünden 10 gün sonra İstanbul Adli Tıp’ta bulundu ve defnedildi. Arkadaşları ise o geceden sonra tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi. Geçtiğimiz hafta, 3 Ocak 2020 günü Ragıp’ın 70 arkadaşına daha müebbet hapis cezası verildi. 3,5 yılda ise tüm askeri okullardan 355 öğrenci darbeden sorumlu tutularak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ragıp’ın, Murat’ın katilleri de KHK ile korunmaya alındı.

O gün Boğaziçi Köprüsünde hayatını kaybeden iki öğrenci bulunuyor. Murat Tekin’in annesi, babası ve ablası Murat’ın vahşi bir şekilde öldürüldüğünü birçok kez anlattı. Ragıp’ın ailesi ise sessizliğe gömülmüştü. Yaşadıkları şoku, acıyı atlatabilmiş değiller, atlatabilecek gibi de görünmüyorlar. Ablası Elif Katran ile görüşmek için birçok kez teklifte bulunmuştum ama maalesef konuşmak istememişti.


Ragıp Enes ablası Elif Katran ile.

Kendisi gibi asker olan deniz astsubayı abisi Fevzi Katran’ın (33) Almanya’da olduğu öğrenince ona ulaştım ve görüştüm. 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Katran, eşi ve iki çocuğuyla birlikte 16 ay önce Almanya’ya yerleşmiş. Üç ay önce dünyaya gelen küçük oğluna amcasının hatırasını yaşatsın diye Enes Burak adını vermişler.

Benim için oldukça zor bir röportajdı. Kardeşi kan revan içinde kalıncaya kadar canice öldürülen bir insanın yarasını sorularımla kanatmaktan korktum. Fevzi Katran da ailesiyle bile konuşmadığı birçok ayrıntıyı ilk kez anlattığını söyledi. Ragıp Enes’i İstanbul Adli Tıp’ta nasıl bulduklarını, cansız bedenini gördüklerinde hissettiklerini, cenaze nakil ve defin işlemleri sırasında yaşadıklarını… Bunları anlatırken çoğu zaman boğazı düğümlendi, sessiz kaldı, ağlamamak için kendini çok zor tuttu.

“Kardeşimi canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz.” diyen Fevzi Katran, 15 Temmuz’da şehit olan herkesin ailesine başladığı diledikten sonra ekliyor:

“İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım. Bütün askeri öğrencilerin aileleri çıkıp konuşmalı.”

FEVZİ KATRAN İLE YAPTIĞIM ÖZEL RÖPORTAJIN VİDEOSUNU BU LİNKTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ
O BİZİM EN KÜÇÜĞÜMÜZDÜ
1986’da Gaziantep’te doğdum. Biz 7 kardeşiz. Bir abim 2013’te kanserden vefat etti. Kardeşim de Ragıp Enes Katran bu malum olaylarda vefat etti. Şu an 5 kişi kaldık. Bir abim ve üç ablam var. Ragıp Enes bizim en küçüğümüzdü. O hep bizim en kıymetlimizdi, en akıllımızdı. Beraber büyüdük. Onu büyüttük. Ablamla hep ona hediyeler alıp getirirdik o zamanlarda. Hep ona bir şeyler yapmaya çalışırdık. Bizim ailemiz böyle kendi halinde, Gaziantep’te yaşardık.

Ragıp Enes abileri Fevzi ve Adem Katran ile birlikte.
BANA  ÖZENİP ASKER OLMAK İSTEDİ
Babam fabrika işçisi, annem ev hanımı. Ben ilkokul ve liseyi Gaziantep’te okudum. Daha sonra Yalova’da deniz astsubay okulunda gidip deniz astsubayı olmuştum. Vefat eden abim sınıf öğretmeniydi. Diğer abim de devlet memuru. Ragıp Enes de herhalde bizden görüp birazcık askeri merakı oradan kaynaklanmış olabilir. İzinlere geldiğimizde üniformayla görürdü. O da hep istiyordu. Başarılı da bir öğrenciydi. Biz de biraz onu yönlendirmiş olduk.
HAYALİ PİLOT OLMAKTI
Ragıp hep pilot olmak isterdi. Okula girdiğinde de çok sevinmişti. Ben ona Deniz Harp Okuluna gel, bak burası da iyi. Bildiğimiz şeyler var, sana söyleriz, yönlendiririz diyordum. “Yok yok abi ben pilot olacağım” diyordu. O kazanma süreci de uzun. Önce sınava giriyor. Sonra Hava Harp Okuluna gidip spor mülakatlarına giriyor. Onun sonrasında 15 gün uçuş eğitimi alıyorlar ve ondan sonra kabul ediyorlar HHO’na. O uçuş eğitimden sonra aramıştı, çok mutluydu, çok sevinmişti. “Beni aldılar” demişti. Neşe dolu, disiplinli, çalışkan bir çocuktu Ragıp. Kimse sorsanız hep güler yüzlü der. Onu hiç asık suratlı hatırlamıyorum.
BÜTÜN ZORLUKLARINI ÇEKEREK HHO’NA GİRDİ


Ragıp Hava Harp Okuluna gitmek için ortaokuldan sonra askeri liseye başvurdu. Kazanamadı o zaman. 85’ti giriş puanı, 83’te kaldı. Eğer bir yerden olsa idi o zaman girerdi. Ben kendimden de biliyorum, kimseden soru almadım. ÖSS’nin yaptığı sınava girip yüksek bir puan alıp okula gittim, kendim zorluklarla kazandım. Kimse de bana hadi sen gel içeri gir otur, bak bu okulda oku, mezun ol demedi. Bütün zorluklarını çekerek o okula girdik, kardeşim de öyle ben de öyle ve bütün zorluklarını çekerek mezun olduk. Kardeşim gelirdi dizleri, dirsekleri hep yara bere içinde. Sürünmüşler, eğitim yapmışlar, yüzü gözü kızarmış, kararmış, beyaz tenliydi. Saatlerce güneşte bekletmişler. Bunlar mı torpilli çocuklar. Alındı, beslendi, hemen bir şey yapıldı. Yo hayır, öyle bir şey yok.
KARDEŞİMİZ AKLIMIZIN UCUNA GELMEDİ
15 Temmuz gecesi ben evimdeydim. Mustafa Tarık daha küçüktü. O zaman Ankara’da görev yapıyordum. Evde çocuğumu uyutuyordum. Saat 9-9.30 suları. Televizyon da açık değildi. Hiçbir şeyden haberim yok. 9.30-10 gibi bir arkadaşımın ısrarlı aramalarıyla öğrendim. “Ya bir şey oluyor, sen Ankara’dasın, haberin var mı” diye soruyordu. Böyle öğrendim yani 15 Temmuz’u. Sonra televizyonu açıp öğrendim.

Ailem Gaziantep’teydi. Sonra onları aradım, konuştuk. Tabi kardeşimiz hiç aklımızın ucuna gelmiyor. Çünkü o Yalova’da, kamp yerinde, güvende, herhangi bir şey olmaz diye düşünüyoruz. Cep telefonları da yok yanlarında. Arayıp soramıyoruz. Ta ertesi gün ben ona bir mesaj attım. ‘Telefonunu alırsan, açarsan, haber ver’ diye. Tabi herhangi bir cevap gelmedi.
TEDİRGİN OLDUK, NE YAPACAĞIMIZI BİLEMEDİK
Pazar günüydü yanlış hatırlamıyorsam, okulda kalan arkadaşlarından biri aradı. “Biz burada 700 küsur öğrenciydik. Bunların bir kısmını o gece dışarı çıkardılar ve çoğu da gözaltında. Sizin Ragıp Enes de gözaltında olma ihtimali yüksek, bilginiz olsun” dedi. Çocukların oradan çıkarıldığına dair ilk bilgimiz o şekilde oldu.

Ondan sonra tabi biz tedirgin olduk. Ne yapacağımızı bilemedik. Avukatlara sorduk. Çocuklar iyidir, merak etmeyin, ortaya çıkarlar dediler. O arada HHO öğrencilerinin aileleri Whatsup grubu kurmuştu. Benim çocuğum burada bulundu, benim çocuğum şurada bulundu gibi bilgiler alıyorduk. Biz de İstanbul Emniyeti arıyoruz. Sonra bize dediler ki İstanbul Barosunu arayın. Oradan çocuğunuz gözaltına alınınca avukat tayin ediliyor, neredeyse ortaya çıkar dediler.

Ben her bir saate 1, iki saate bir arıyorum, abim ayrı arıyor. Baroyu, emniyeti… Bir de diyorlar ki, İstanbul Emniyet’i olmayabilir, farklı farklı ilçelere götürüldü çocuklar, oralar olabilir, bütün ilçeleri arıyoruz. Tek tek karakolları, böyle isimde biri var mı yok mu.


10 GÜN BOYUNCA HER YERDE RAGIP’I ARADIK
Bu arayışımız 8-10 gün sürdü. Ayın 26’sına kadar. Hiçbir haber alamadık. O sırada da haber alınamayan 3 Harp Okulu öğrencisi kaldı. Biri Murat Tekin, Ragıp Enes, bir de hasta olan bir arkadaş vardı. En son o arkadaş da yanlış hatırlamıyorsam Haseki Hastanesinden çıktı. Oradan arayıp ailesine haber verdi ve son geriye iki aile kaldık.

Murat’ın babası İstanbul Adli Tıp’a kendisi gidip görmüş, orada tanımış oğlunu. Aslında biz daha önce Adli Tıp’ı aramıştık ama kimliği belirsiz askerler var gibi bir şey söylenmişti. Biz de orada olacağına ihtimal vermemiştik. 10 gün geçince mecburen abimle ben 27 Temmuz sabahı İstanbul Adli Tıp’a gittik. Ayağımız geri gide gide, dualar ede ede… Burada çıkmasın Allahım, başka bir yerde bulalım, bir hastanede dualarıyla gittik.
BEN DE ABİM DE YIKILDIK
Kardeşimiz için geldiğimizi söyledik. Beklettiler. Sonra içeriye çağırdılar. Ben kardeşimin bir fotoğrafını gösterdim. Görevlinin yüzü biraz düştü. Tanıdı muhtemelen. ‘Benzer biri var, gelin bakın’ dedi. Teşhis için içeriye girdik ve kardeşimi teşhis ettik. Tabi yıkıldık. Ben de yıkıldım, abim de yıkıldı. Yarım saat ne yaptığımızı hatırlamıyorum. Abime bir kimlik tespit tutanağı gibi bir kağıt imzalattılar.
VÜCUDUNDA MORLUKLAR,  KESİKLER VARDI
Vücudunda morluklar vardı, delik ve kesikler vardı. 7-8 kesik yazıyor otopsi raporunda. Yüzünü görünce kendimizden geçtiğimiz için o kadar detaylı bakamıyorsunuz. Otopsinin de izleri diye düşündüm o an. Bize beyin kanamasından öldüğünü söylediler. Daha sonra okuduğumuz gibi kesici, delici aletlerle her biri öldürmeye niyetli, öldürme kastı ile yapılmış, kesikler, delikler.. Yani canilik söz konusu. Kardeşimi, Murat’ı ve diğer öğrencileri canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz diye düşünüyorum.
RAGIP ENES KATRAN’IN OTOPSİ RAPORU




O yıkımı öğreniyorsunuz ama bitmiyor orada. Görevlilerden biri dedi ki, biz size cenaze hizmeti veremeyeceğiz. Araba, herhangi bir şey… Kendiniz yapacaksınız. Yıkım üstüne yıkım yaşadık. Sonra araştırmaya başladık. İnternetten, oradan buradan bakıyoruz. Bu işler nasıl yapılır. Bir cenaze nasıl alınıp götürülür. İnternetten bu işi yapan bir adam buldum. Aradım telefonla. Yarım saat 45 dakika sonra geldi. Adamla konuştuk. Normalde parasını veriyorsunuz, devletin yapmadığı işlemi sizin için yapıyor. Tabut ayarlayacak, cenazeyi tabuta koyuyorlar, tabutu arabaya götürüyorlar. Tamam öyle yapalım dedik. Adam dedi ki “Olmaz… Beni içeriye almazlar.” Adam korkuyor, “Bir daha bana burada iş yaptırmazlar” dedi. Bize sadece bir tabut ayarladı. Nakliye için yoldan araba çevirdik, onlar da kabul etmedi. Bir tanıdığımız küçük bir araba, Doblo idi yanlış hatırlamıyorsam buldu. Kardeşimizi tabuta biz koyduk. Havaalanına öylece götürebildik. Uçağa verdik ve memlekete gönderdik.

Annem babam o zaman Gölcük’te abimin yanındaydı. Onları da alıp biz de arabayla memlekete yola çıktık, defnetmek üzere. Fakat telefonu açıp bizimkilere Ragıp Enes’i burada bulduk derken çok zorlanmıştım. Nasıl söyleyeceğim! Biz orada yıkıldık, onlar orada yıkıldı. Sonra biz onların yanına gidince tekrar yıkıldık.


GELİN, CENAZENİZİ BURADAN ALIN!
Cenazeyi memlekette akrabalar karşıladı. Mezarlık morguna koydular. Biz tabi o zaman da safiyane bir şekilde, mezarlıkta normal işlemleri yapılacak gibi düşünüyoruz. Öğlen namazına defnedeceğiz gibi planlıyoruz. Öğlen olmadan mezarlıktan aradılar. Mezarlık müdürü mü artık kimse. Dediler ki, ‘Cenazenize burada hizmet vermeyeceğiz. Gelin cenazenizi alın. Biz herhangi bir işlem yapmayacağız.’ O anda 3-5 kişi kardeşimi gidip oradan almak zorunda kaldık.
MEZARLIK ÖNÜNDE PROVAKASYON OLACAKTI
Orada sanki böyle bir provakasyon olacak gibiydi. Kalabalık toplanmış. Biz de belki kalabalık bir grupla gitsek belki bir şey olacakmış gibi. insanlar bekliyordu. Polisler vardı. Artık polisler neyi bekliyorsa…

Herkes bir şey söylüyordu. Bu çocuğa yer veremeyecekler. Oraya defnettirmezler. Biri köye defnedelim, diyor. Kimseye bir zarar gelmesin, ailemizde, tanıdıklarımıza ve cenazemizi sakin bir şekilde alıp gidelim diye ben, abim, iki de akrabamızdan 4 kişi gittik, aldık. Kardeşimi biz defnettik. Annem babam cenazeye gelemediler. Sessiz sedasız defnettik. Cenaze namazını biz kıldık. Bir imam cenaze namazı kıldırmadı. Gidip söylediler camiye, caminin imamı selasını okumadı.




DEFNEDERKEN SİVİL POLİSLER BİZİ TAKİP EDİYORDU
Antep’te şehir merkezinde aile mezarlığımız vardı. Babam eskiden almıştı, iyi ki de almış. Yoksa yer vermeyeceklerdi. Biz defnederken de polisler bizi takip ediyordu. Sivil polisler görünce anlıyordum. 2-3 araba toplanmışlar… Kendimiz kıldırdık cenaze namazını. İnternetten bakarak, yani nasıl oluyor bunlar, nasıl yapılıyor diye.

Defnettikten sonra annem babamı da aldık, mezarın başına getirip bir de onlarla cenaze namazı kıldığımızı hatırlıyorum tekrar. Babam, ablalarım son bir kez göreyim diye bakmak istediler ama izin vermedik. Daha fazla üzülmesinler diye uygun görmemiştik. Hep eski güzel günlerini, güzel gülüşünü hatırlasınlar diye. En sonunda abimin ‘Çok şükür cenazesini bulduk” dediğini hatırlıyorum. İnsanın buna sevinebileceğini düşünebiliyor musunuz… Çok şükür bir mezarımız var. Çok şükür.
ÖĞRENCİLERİ DARBENİN BİR PARÇASI YAPILMAK İSTENDİ
Birebir yanında olup onunla köprüye giden çocuklardan kimseye ulaşamadım. Aslında olayın canlı tanıkları onlar ve onlar da şu an cezaevindeler ve müebbet hapis cezası aldılar. Çocukları saat 10-11 gibi toplamışlar ve terör saldırısı var, Hava Harp Okuluna gidiyoruz diye arabalara bindirmişler. Hepsine de yetmemiş o otobüsler. Saat 12.00 gibi çıkmışlar yola. Bunun kamera kayıtları var. Olay olmuş. Köprü’yü tıkamışlar. Belli bir şey için oraya götürdükleri belli. Kimi Köprü’ye götürüyorlar, kimi Sultanbeyli’de kalmış, kimi Orhanlı’da kalmış, kimini Digiturk’e götürmüşler. Ve çocukların hiçbir şeyden haberi yok. Cep telefonları yok, herhangi ulaşabilecekleri bir şey yok. Onlar Hava Harp Okuluna gittiklerini düşünerek yola çıkıyorlar. Başlarında da bir komutan var ve ne derse onun sözüne uyup gidiyorlar.

Bu çocuklar darbenin bir parçası yapılmak istendi. Yoksa aklı olan, asker olmasa da az buçuk düşünebilen bir insan darbenin öğrenci ile yapılmayacağını bilir. Daha sonra bütün askeri okulları kapattılar. Bu bir sebep olabilir. O gece darbeye katılan yeterli sayıda insan yoktu, çocukları dahil ederek insan sayısını artırmış oldular. Artık bunu planlayanlar kim ise okulları kapatmak için bütün çocukları oradan tasfiye ettiler. Ve yerine yenilerini aldılar. Milli Savunma Üniversitesi diye bir kurum kurup. Oradaki çocukların hepsi mi suçlu idi?


YÜZÜ GÖZÜ KANLI GENCECİK BİRİNİ TAŞIYORLAR
Bir videoda kardeşimi benzettiğim biri var. Bire bir kardeşim diyemiyorum, çünkü yüzü gözü çok kanlı, karga tulumba gencecik birini taşıyorlar. Tabi bu videoların çoğunu da izleyemiyorum, bakamıyorum. Kaldırmıyor yüreğim. İnsanlar onu nasıl yapabilmiş hayretler içindeyim. Ellerinde G3 var bu çocukların. Öldürülme pahasına kimseyi öldürmemişler.
ELLERİNDE G3 VAR VE KİMSEYE ATEŞ ETMEMİŞLER
G3 ile birine bir mermi değse o kişi oradan sağ kurtulamaz. Eğer o çocuklar o gece G3 ile halka ateş etmiş olsa idi, kimse çocukların yanına yaklaşamazdı. Ama çocuklar kendilerine bir şey olma pahasına o silahlara dokunmamışlar. Balistik raporlarında da var. Çocukların silahlarından ateş edilmemiş. Ama ne hikmetse bizim çocuğumuzu hem öldürmüş hem de hain etmişler. Kim bunu neye göre yapmış, bilemiyorum. Hakim olmuşlar, savcı olmuşlar, yargılamışlar ve o gece bizi hain ilan etmişler. Neye göre yapmışlar bunu. Bütün olayları inceleyip bu haindir, vatanına ihanet etmiştir deyip nasıl bu kanıya varmışlar hayret ediyorum.
677 KHK İLE İHRAÇ EDİLDİM
Ben 15 Temmuz’dan sonra iki ay çalıştım. Daha sonra açığa alındım iki kere. 15 gün, 15 gün arayla. Daha sonra da 677 sayılı KHK ile ihraç ettiler. Ben bunlara üzülemedim bile. Beni açığa almışlar, sonra ihraç etmişler, emek verdiğim mesleğim elimden gitmiş, üzülemedim yani, yaşadığımız o kadar şeyden sonra… İnanın hiçbir şey hissetmedim. Çünkü gencecik bir çocuğun cenazesine neler yaptıklarını gördüm. Bunlar 2016 yılında yaşandı. 200 yıl önce yaşanmadı. Türkiye’de yaşandı. İnsanların bilmesi lazım. Masum değil o insanlar. Daha sonra o katillere KHK ile zırh çıkardılar, yargılanamaz bunlar diye. Neden? Kimi koruyorlar? Katilleri koruyorlar. Bunları görünce kendime üzülecek takatim kalmadı.

İlk başta açığa alırlarken herhangi bir şey söylememişlerdi, şundan bundan dolayı alıyoruz diye. Daha sonra bizi Bylock çukuruna bizi attıklarını öğrendim, öyle bir şey olmamasına rağmen o ara popüler olan Bylock’tu. İlk zamanlarda. Yani Bylock listelerine bizim de ismimizi yazmışlar. Oysa Bylock nedir, ne yapar, sonradan öğreniyorum. O listelerin altına da bu liste delil olarak kullanılamaz diye yazmışlar. Ondan sonra da bizi savcılığa bildirmişler. Yani bizi kendi kurumumuz savcılığa bildirmiş. Biz bu adamı attık siz de yakalayın!

Dikkat ediyorum, hep işini iyi yapan insanlara bir şekilde iftira, çamur atılmaya çalışılıyor. Bize terörist diyorlar ama herhangi bir şeyle suçlayamıyorlar. Suçladığı şey, işini iyi yapmak, İngilizce’den iyi not almak, o aldığı notlarla yurt dışına gitmek. Terörist tanımı bu olmuş. Daha fazla orada yaşam hakkı olmadığını gördük. KHK’lıyız, bir şekilde bizi arıyorlar, terörist diye damgalamışlar, bizden dolayı eşime, aileme zulüm ederler diye çekinerek yurt dışına çıkma kararı aldık.
KATİLİ BULUNSUN DİYE ŞİKAYETTE BULUNDUK AMA…
Biz şikayette bulunmuştuk, katili bulunsun diye. Ama bir sonuç alamadık. Savcı takipsizlik kararı verdi. Daha sonra o gün orada sivil şahısların herhangi bir suç işledilerse onlardan muaf tutulacağı bir KHK ile korumaya alındı. Yani orada o katillere bir zırh uydurdular ve onların yargılanmasını engellediler. Ama er ya da geç bu değişecek, masumiyetleri ortaya çıkacak, bütün Harp Okulu öğrencilerinin. Kardeşim de dahil… Biz zaten şehit olduğuna inanıyoruz. Bunu resmi makamlar da er ya da geç tescil edecekler.

Fevzi Katran ve ailesi hayatlarına artık Almanya’da devam ediyor. Röportajı bir pazar günü evlerinde gerçekleştirdik.
 KÖPRÜDEKİ POLİS ARAÇLARI ZARAR GÖRDÜ DİYE TAZMİNAT DAVASI AÇTILAR


Emniyet Genel Müdürlüğü, o gece araçlarına, köprüye zarar geldi diye zararı tahsil etmek için askerlere tazminat davası dava açıyor. Toplamda 250 bin TL gibi bir rakam. Bütün ailelere pay etmişler. Kardeşim vefat ettiği için aileme gönderdiler belgesini. Hem kardeşimizin orada canını almışlar, hem de araçlara verilen zararı sizden alacağız diyorlar.

Yoldan geçen birine sorun Türkiye’de, böyle bir şey olmaz der. Bu ülke darbeleri yaşamış. Ben kendim görmedim. Az buçuk biliyorum ki darbe böyle olmaz. Hadi diyelim ki başarsız oldu. O en üstteki genelkurmay, kuvvet komutanları, başarısız oldu ise altındaki insanlar onlardan aykırı bir şey yaptı diye ceza alması lazım. Başarılı olsa zaten ceza alması lazım, darbeci olduğu için. Eğer birisi darbeye kalkıştı ise altındaki görevli kişiye sahip çıkamadığı için ceza alması lazım. Ama bizde ne oldu. Ödüllendirildiler. Milli savunma bakanı yapıldılar, taltif edildiler. Asıl ceza alması gereken kişiler ceza almadı, gencecik kişilere müebbet verildi. Ortada bir olay var, onun neticesi kime yaradıysa o yapmıştır o olayı.
OLAYLAR GÖSTERİLDİĞİ GİBİ DEĞİL
O gün şehit olan herkese ben Allah’tan rahmet diliyorum. İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. İnsanların düşünmesi lazım. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım.


Ragıp Enes, hayatını kaybettiği Boğaziçi Köprüsü önünde…

Abisi Fevzi Katran ile.

Ablalarıyla.

Abileriyle.




Arkadaşlarıyla

 

HAVA HARP OKULUNDA KULLANDIĞI PANO


 
AİLESİNİN ONUN İÇİN EVDE HAZIRLADIĞI KÖŞE
 
ÖLÜM BELGESİ