7 Ocak 2019
Boğaziçi Köprüsü’nde kesici aletlerle öldürülen Harbiyeli Ragıp Enes
Katran’ın ailesi ilk kez BOLD’a konuştu. Asker abisi o geceyi ve
sonrasını anlattı.
 |
| Ragıp Enes Katran'ın en büyük hayali pilot olmaktı. |
Ragıp Enes Katran, 15 Temmuz’da Hava
Harp Okulu 3. sınıf öğrencisiydi. 20 yaşındaydı. O gün arkadaşları gibi
komutanlarının emriyle Yalova’daki kamp yerinde otobüse bindirildi ve
Boğaziçi Köprüsüne götürüldü. Köprüde delici ve kesici aletlerle
öldürüldü. Otopsi raporunda ölüm nedenine beyin kanaması yazdılar.
Vücudunda 8 yerde kesici delici alet yarası vardı. Boynunda ise, boyun
organlarını ortaya çıkaran 6 cm uzunluğunda kesik mevcuttu.
Ragıp Enes ölümünden 10 gün sonra İstanbul Adli Tıp’ta bulundu ve
defnedildi. Arkadaşları ise o geceden sonra tutuklanarak Silivri
Cezaevine gönderildi. Geçtiğimiz hafta, 3 Ocak 2020 günü Ragıp’ın 70
arkadaşına daha müebbet hapis cezası verildi. 3,5 yılda ise tüm askeri
okullardan 355 öğrenci darbeden sorumlu tutularak müebbet hapis cezasına
çarptırıldı. Ragıp’ın, Murat’ın katilleri de KHK ile korunmaya alındı.
O gün Boğaziçi Köprüsünde hayatını kaybeden iki öğrenci bulunuyor.
Murat Tekin’in annesi, babası ve ablası Murat’ın vahşi bir şekilde
öldürüldüğünü birçok kez anlattı. Ragıp’ın ailesi ise sessizliğe
gömülmüştü. Yaşadıkları şoku, acıyı atlatabilmiş değiller, atlatabilecek
gibi de görünmüyorlar. Ablası Elif Katran ile görüşmek için birçok kez
teklifte bulunmuştum ama maalesef konuşmak istememişti.
Ragıp Enes ablası Elif Katran ile.
Kendisi gibi asker olan deniz astsubayı abisi Fevzi Katran’ın (33)
Almanya’da olduğu öğrenince ona ulaştım ve görüştüm. 677 sayılı KHK ile
ihraç edilen Katran, eşi ve iki çocuğuyla birlikte 16 ay önce Almanya’ya
yerleşmiş. Üç ay önce dünyaya gelen küçük oğluna amcasının hatırasını
yaşatsın diye Enes Burak adını vermişler.
Benim için oldukça zor bir röportajdı. Kardeşi kan revan içinde
kalıncaya kadar canice öldürülen bir insanın yarasını sorularımla
kanatmaktan korktum. Fevzi Katran da ailesiyle bile konuşmadığı birçok
ayrıntıyı ilk kez anlattığını söyledi. Ragıp Enes’i İstanbul Adli Tıp’ta
nasıl bulduklarını, cansız bedenini gördüklerinde hissettiklerini,
cenaze nakil ve defin işlemleri sırasında yaşadıklarını… Bunları
anlatırken çoğu zaman boğazı düğümlendi, sessiz kaldı, ağlamamak için
kendini çok zor tuttu.
“Kardeşimi canice öldürdüler. Orada bir grup var. Onlara halk
diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz.” diyen Fevzi Katran, 15
Temmuz’da şehit olan herkesin ailesine başladığı diledikten sonra
ekliyor:
“İnsanımızın çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği
gibi değil. Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor.
Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım. Bütün askeri
öğrencilerin aileleri çıkıp konuşmalı.”
FEVZİ KATRAN İLE YAPTIĞIM ÖZEL RÖPORTAJIN VİDEOSUNU BU LİNKTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ
O BİZİM EN KÜÇÜĞÜMÜZDÜ
1986’da Gaziantep’te doğdum. Biz 7 kardeşiz. Bir abim 2013’te
kanserden vefat etti. Kardeşim de Ragıp Enes Katran bu malum olaylarda
vefat etti. Şu an 5 kişi kaldık. Bir abim ve üç ablam var. Ragıp Enes
bizim en küçüğümüzdü. O hep bizim en kıymetlimizdi, en akıllımızdı.
Beraber büyüdük. Onu büyüttük. Ablamla hep ona hediyeler alıp getirirdik
o zamanlarda. Hep ona bir şeyler yapmaya çalışırdık. Bizim ailemiz
böyle kendi halinde, Gaziantep’te yaşardık.
 |
| Ragıp Enes abileri Fevzi ve Adem Katran ile birlikte. |
BANA ÖZENİP ASKER OLMAK İSTEDİ
Babam fabrika işçisi, annem ev hanımı. Ben ilkokul ve liseyi
Gaziantep’te okudum. Daha sonra Yalova’da deniz astsubay okulunda gidip
deniz astsubayı olmuştum. Vefat eden abim sınıf öğretmeniydi. Diğer abim
de devlet memuru. Ragıp Enes de herhalde bizden görüp birazcık askeri
merakı oradan kaynaklanmış olabilir. İzinlere geldiğimizde üniformayla
görürdü. O da hep istiyordu. Başarılı da bir öğrenciydi. Biz de biraz
onu yönlendirmiş olduk.
HAYALİ PİLOT OLMAKTI
Ragıp hep pilot olmak isterdi. Okula girdiğinde de çok sevinmişti.
Ben ona Deniz Harp Okuluna gel, bak burası da iyi. Bildiğimiz şeyler
var, sana söyleriz, yönlendiririz diyordum. “Yok yok abi ben pilot
olacağım” diyordu. O kazanma süreci de uzun. Önce sınava giriyor. Sonra
Hava Harp Okuluna gidip spor mülakatlarına giriyor. Onun sonrasında 15
gün uçuş eğitimi alıyorlar ve ondan sonra kabul ediyorlar HHO’na. O uçuş
eğitimden sonra aramıştı, çok mutluydu, çok sevinmişti. “Beni aldılar”
demişti. Neşe dolu, disiplinli, çalışkan bir çocuktu Ragıp. Kimse
sorsanız hep güler yüzlü der. Onu hiç asık suratlı hatırlamıyorum.
BÜTÜN ZORLUKLARINI ÇEKEREK HHO’NA GİRDİ
Ragıp Hava Harp Okuluna gitmek için ortaokuldan sonra askeri liseye
başvurdu. Kazanamadı o zaman. 85’ti giriş puanı, 83’te kaldı. Eğer bir
yerden olsa idi o zaman girerdi. Ben kendimden de biliyorum, kimseden
soru almadım. ÖSS’nin yaptığı sınava girip yüksek bir puan alıp okula
gittim, kendim zorluklarla kazandım. Kimse de bana hadi sen gel içeri
gir otur, bak bu okulda oku, mezun ol demedi. Bütün zorluklarını çekerek
o okula girdik, kardeşim de öyle ben de öyle ve bütün zorluklarını
çekerek mezun olduk. Kardeşim gelirdi dizleri, dirsekleri hep yara bere
içinde. Sürünmüşler, eğitim yapmışlar, yüzü gözü kızarmış, kararmış,
beyaz tenliydi. Saatlerce güneşte bekletmişler. Bunlar mı torpilli
çocuklar. Alındı, beslendi, hemen bir şey yapıldı. Yo hayır, öyle bir
şey yok.
KARDEŞİMİZ AKLIMIZIN UCUNA GELMEDİ
15 Temmuz gecesi ben evimdeydim. Mustafa Tarık daha küçüktü. O zaman
Ankara’da görev yapıyordum. Evde çocuğumu uyutuyordum. Saat 9-9.30
suları. Televizyon da açık değildi. Hiçbir şeyden haberim yok. 9.30-10
gibi bir arkadaşımın ısrarlı aramalarıyla öğrendim. “Ya bir şey oluyor,
sen Ankara’dasın, haberin var mı” diye soruyordu. Böyle öğrendim yani 15
Temmuz’u. Sonra televizyonu açıp öğrendim.
Ailem Gaziantep’teydi. Sonra onları aradım, konuştuk. Tabi kardeşimiz
hiç aklımızın ucuna gelmiyor. Çünkü o Yalova’da, kamp yerinde, güvende,
herhangi bir şey olmaz diye düşünüyoruz. Cep telefonları da yok
yanlarında. Arayıp soramıyoruz. Ta ertesi gün ben ona bir mesaj attım.
‘Telefonunu alırsan, açarsan, haber ver’ diye. Tabi herhangi bir cevap
gelmedi.
TEDİRGİN OLDUK, NE YAPACAĞIMIZI BİLEMEDİK
Pazar günüydü yanlış hatırlamıyorsam, okulda kalan arkadaşlarından
biri aradı. “Biz burada 700 küsur öğrenciydik. Bunların bir kısmını o
gece dışarı çıkardılar ve çoğu da gözaltında. Sizin Ragıp Enes de
gözaltında olma ihtimali yüksek, bilginiz olsun” dedi. Çocukların oradan
çıkarıldığına dair ilk bilgimiz o şekilde oldu.
Ondan sonra tabi biz tedirgin olduk. Ne yapacağımızı bilemedik.
Avukatlara sorduk. Çocuklar iyidir, merak etmeyin, ortaya çıkarlar
dediler. O arada HHO öğrencilerinin aileleri Whatsup grubu kurmuştu.
Benim çocuğum burada bulundu, benim çocuğum şurada bulundu gibi bilgiler
alıyorduk. Biz de İstanbul Emniyeti arıyoruz. Sonra bize dediler ki
İstanbul Barosunu arayın. Oradan çocuğunuz gözaltına alınınca avukat
tayin ediliyor, neredeyse ortaya çıkar dediler.
Ben her bir saate 1, iki saate bir arıyorum, abim ayrı arıyor.
Baroyu, emniyeti… Bir de diyorlar ki, İstanbul Emniyet’i olmayabilir,
farklı farklı ilçelere götürüldü çocuklar, oralar olabilir, bütün
ilçeleri arıyoruz. Tek tek karakolları, böyle isimde biri var mı yok mu.
10 GÜN BOYUNCA HER YERDE RAGIP’I ARADIK
Bu arayışımız 8-10 gün sürdü. Ayın 26’sına kadar. Hiçbir haber
alamadık. O sırada da haber alınamayan 3 Harp Okulu öğrencisi kaldı.
Biri Murat Tekin, Ragıp Enes, bir de hasta olan bir arkadaş vardı. En
son o arkadaş da yanlış hatırlamıyorsam Haseki Hastanesinden çıktı.
Oradan arayıp ailesine haber verdi ve son geriye iki aile kaldık.
Murat’ın babası İstanbul Adli Tıp’a kendisi gidip görmüş, orada
tanımış oğlunu. Aslında biz daha önce Adli Tıp’ı aramıştık ama kimliği
belirsiz askerler var gibi bir şey söylenmişti. Biz de orada olacağına
ihtimal vermemiştik. 10 gün geçince mecburen abimle ben 27 Temmuz sabahı
İstanbul Adli Tıp’a gittik. Ayağımız geri gide gide, dualar ede ede…
Burada çıkmasın Allahım, başka bir yerde bulalım, bir hastanede
dualarıyla gittik.
BEN DE ABİM DE YIKILDIK
Kardeşimiz için geldiğimizi söyledik. Beklettiler. Sonra içeriye
çağırdılar. Ben kardeşimin bir fotoğrafını gösterdim. Görevlinin yüzü
biraz düştü. Tanıdı muhtemelen. ‘Benzer biri var, gelin bakın’ dedi.
Teşhis için içeriye girdik ve kardeşimi teşhis ettik. Tabi yıkıldık. Ben
de yıkıldım, abim de yıkıldı. Yarım saat ne yaptığımızı hatırlamıyorum.
Abime bir kimlik tespit tutanağı gibi bir kağıt imzalattılar.
VÜCUDUNDA MORLUKLAR, KESİKLER VARDI
Vücudunda morluklar vardı, delik ve kesikler vardı. 7-8 kesik yazıyor
otopsi raporunda. Yüzünü görünce kendimizden geçtiğimiz için o kadar
detaylı bakamıyorsunuz. Otopsinin de izleri diye düşündüm o an. Bize
beyin kanamasından öldüğünü söylediler. Daha sonra okuduğumuz gibi
kesici, delici aletlerle her biri öldürmeye niyetli, öldürme kastı ile
yapılmış, kesikler, delikler.. Yani canilik söz konusu. Kardeşimi,
Murat’ı ve diğer öğrencileri canice öldürdüler. Orada bir grup var.
Onlara halk diyemeyeceğim. Bizim halkımız bunları yapmaz diye
düşünüyorum.
RAGIP ENES KATRAN’IN OTOPSİ RAPORU
O yıkımı öğreniyorsunuz ama bitmiyor orada. Görevlilerden biri dedi
ki, biz size cenaze hizmeti veremeyeceğiz. Araba, herhangi bir şey…
Kendiniz yapacaksınız. Yıkım üstüne yıkım yaşadık. Sonra araştırmaya
başladık. İnternetten, oradan buradan bakıyoruz. Bu işler nasıl yapılır.
Bir cenaze nasıl alınıp götürülür. İnternetten bu işi yapan bir adam
buldum. Aradım telefonla. Yarım saat 45 dakika sonra geldi. Adamla
konuştuk. Normalde parasını veriyorsunuz, devletin yapmadığı işlemi
sizin için yapıyor. Tabut ayarlayacak, cenazeyi tabuta koyuyorlar,
tabutu arabaya götürüyorlar. Tamam öyle yapalım dedik. Adam dedi ki
“Olmaz… Beni içeriye almazlar.” Adam korkuyor, “Bir daha bana burada iş
yaptırmazlar” dedi. Bize sadece bir tabut ayarladı. Nakliye için yoldan
araba çevirdik, onlar da kabul etmedi. Bir tanıdığımız küçük bir araba,
Doblo idi yanlış hatırlamıyorsam buldu. Kardeşimizi tabuta biz koyduk.
Havaalanına öylece götürebildik. Uçağa verdik ve memlekete gönderdik.
Annem babam o zaman Gölcük’te abimin yanındaydı. Onları da alıp biz
de arabayla memlekete yola çıktık, defnetmek üzere. Fakat telefonu açıp
bizimkilere Ragıp Enes’i burada bulduk derken çok zorlanmıştım. Nasıl
söyleyeceğim! Biz orada yıkıldık, onlar orada yıkıldı. Sonra biz onların
yanına gidince tekrar yıkıldık.
GELİN, CENAZENİZİ BURADAN ALIN!
Cenazeyi memlekette akrabalar karşıladı. Mezarlık morguna koydular.
Biz tabi o zaman da safiyane bir şekilde, mezarlıkta normal işlemleri
yapılacak gibi düşünüyoruz. Öğlen namazına defnedeceğiz gibi
planlıyoruz. Öğlen olmadan mezarlıktan aradılar. Mezarlık müdürü mü
artık kimse. Dediler ki, ‘Cenazenize burada hizmet vermeyeceğiz. Gelin
cenazenizi alın. Biz herhangi bir işlem yapmayacağız.’ O anda 3-5 kişi
kardeşimi gidip oradan almak zorunda kaldık.
MEZARLIK ÖNÜNDE PROVAKASYON OLACAKTI
Orada sanki böyle bir provakasyon olacak gibiydi. Kalabalık
toplanmış. Biz de belki kalabalık bir grupla gitsek belki bir şey
olacakmış gibi. insanlar bekliyordu. Polisler vardı. Artık polisler neyi
bekliyorsa…
Herkes bir şey söylüyordu. Bu çocuğa yer veremeyecekler. Oraya
defnettirmezler. Biri köye defnedelim, diyor. Kimseye bir zarar
gelmesin, ailemizde, tanıdıklarımıza ve cenazemizi sakin bir şekilde
alıp gidelim diye ben, abim, iki de akrabamızdan 4 kişi gittik, aldık.
Kardeşimi biz defnettik. Annem babam cenazeye gelemediler. Sessiz
sedasız defnettik. Cenaze namazını biz kıldık. Bir imam cenaze namazı
kıldırmadı. Gidip söylediler camiye, caminin imamı selasını okumadı.
DEFNEDERKEN SİVİL POLİSLER BİZİ TAKİP EDİYORDU
Antep’te şehir merkezinde aile mezarlığımız vardı. Babam eskiden
almıştı, iyi ki de almış. Yoksa yer vermeyeceklerdi. Biz defnederken de
polisler bizi takip ediyordu. Sivil polisler görünce anlıyordum. 2-3
araba toplanmışlar… Kendimiz kıldırdık cenaze namazını. İnternetten
bakarak, yani nasıl oluyor bunlar, nasıl yapılıyor diye.
Defnettikten sonra annem babamı da aldık, mezarın başına getirip bir
de onlarla cenaze namazı kıldığımızı hatırlıyorum tekrar. Babam,
ablalarım son bir kez göreyim diye bakmak istediler ama izin vermedik.
Daha fazla üzülmesinler diye uygun görmemiştik. Hep eski güzel
günlerini, güzel gülüşünü hatırlasınlar diye. En sonunda abimin ‘Çok
şükür cenazesini bulduk” dediğini hatırlıyorum. İnsanın buna
sevinebileceğini düşünebiliyor musunuz… Çok şükür bir mezarımız var. Çok
şükür.
ÖĞRENCİLERİ DARBENİN BİR PARÇASI YAPILMAK İSTENDİ
Birebir yanında olup onunla köprüye giden çocuklardan kimseye
ulaşamadım. Aslında olayın canlı tanıkları onlar ve onlar da şu an
cezaevindeler ve müebbet hapis cezası aldılar. Çocukları saat 10-11 gibi
toplamışlar ve terör saldırısı var, Hava Harp Okuluna gidiyoruz diye
arabalara bindirmişler. Hepsine de yetmemiş o otobüsler. Saat 12.00 gibi
çıkmışlar yola. Bunun kamera kayıtları var. Olay olmuş. Köprü’yü
tıkamışlar. Belli bir şey için oraya götürdükleri belli. Kimi Köprü’ye
götürüyorlar, kimi Sultanbeyli’de kalmış, kimi Orhanlı’da kalmış, kimini
Digiturk’e götürmüşler. Ve çocukların hiçbir şeyden haberi yok. Cep
telefonları yok, herhangi ulaşabilecekleri bir şey yok. Onlar Hava Harp
Okuluna gittiklerini düşünerek yola çıkıyorlar. Başlarında da bir
komutan var ve ne derse onun sözüne uyup gidiyorlar.
Bu çocuklar darbenin bir parçası yapılmak istendi. Yoksa aklı olan,
asker olmasa da az buçuk düşünebilen bir insan darbenin öğrenci ile
yapılmayacağını bilir. Daha sonra bütün askeri okulları kapattılar. Bu
bir sebep olabilir. O gece darbeye katılan yeterli sayıda insan yoktu,
çocukları dahil ederek insan sayısını artırmış oldular. Artık bunu
planlayanlar kim ise okulları kapatmak için bütün çocukları oradan
tasfiye ettiler. Ve yerine yenilerini aldılar. Milli Savunma
Üniversitesi diye bir kurum kurup. Oradaki çocukların hepsi mi suçlu
idi?

YÜZÜ GÖZÜ KANLI GENCECİK BİRİNİ TAŞIYORLAR
Bir videoda kardeşimi benzettiğim biri var. Bire bir kardeşim
diyemiyorum, çünkü yüzü gözü çok kanlı, karga tulumba gencecik birini
taşıyorlar. Tabi bu videoların çoğunu da izleyemiyorum, bakamıyorum.
Kaldırmıyor yüreğim. İnsanlar onu nasıl yapabilmiş hayretler içindeyim.
Ellerinde G3 var bu çocukların. Öldürülme pahasına kimseyi
öldürmemişler.
ELLERİNDE G3 VAR VE KİMSEYE ATEŞ ETMEMİŞLER
G3 ile birine bir mermi değse o kişi oradan sağ kurtulamaz. Eğer o
çocuklar o gece G3 ile halka ateş etmiş olsa idi, kimse çocukların
yanına yaklaşamazdı. Ama çocuklar kendilerine bir şey olma pahasına o
silahlara dokunmamışlar. Balistik raporlarında da var. Çocukların
silahlarından ateş edilmemiş. Ama ne hikmetse bizim çocuğumuzu hem
öldürmüş hem de hain etmişler. Kim bunu neye göre yapmış, bilemiyorum.
Hakim olmuşlar, savcı olmuşlar, yargılamışlar ve o gece bizi hain ilan
etmişler. Neye göre yapmışlar bunu. Bütün olayları inceleyip bu haindir,
vatanına ihanet etmiştir deyip nasıl bu kanıya varmışlar hayret
ediyorum.
677 KHK İLE İHRAÇ EDİLDİM
Ben 15 Temmuz’dan sonra iki ay çalıştım. Daha sonra açığa alındım iki
kere. 15 gün, 15 gün arayla. Daha sonra da 677 sayılı KHK ile ihraç
ettiler. Ben bunlara üzülemedim bile. Beni açığa almışlar, sonra ihraç
etmişler, emek verdiğim mesleğim elimden gitmiş, üzülemedim yani,
yaşadığımız o kadar şeyden sonra… İnanın hiçbir şey hissetmedim. Çünkü
gencecik bir çocuğun cenazesine neler yaptıklarını gördüm. Bunlar 2016
yılında yaşandı. 200 yıl önce yaşanmadı. Türkiye’de yaşandı. İnsanların
bilmesi lazım. Masum değil o insanlar. Daha sonra o katillere KHK ile
zırh çıkardılar, yargılanamaz bunlar diye. Neden? Kimi koruyorlar?
Katilleri koruyorlar. Bunları görünce kendime üzülecek takatim kalmadı.
İlk başta açığa alırlarken herhangi bir şey söylememişlerdi, şundan
bundan dolayı alıyoruz diye. Daha sonra bizi Bylock çukuruna bizi
attıklarını öğrendim, öyle bir şey olmamasına rağmen o ara popüler olan
Bylock’tu. İlk zamanlarda. Yani Bylock listelerine bizim de ismimizi
yazmışlar. Oysa Bylock nedir, ne yapar, sonradan öğreniyorum. O
listelerin altına da bu liste delil olarak kullanılamaz diye yazmışlar.
Ondan sonra da bizi savcılığa bildirmişler. Yani bizi kendi kurumumuz
savcılığa bildirmiş. Biz bu adamı attık siz de yakalayın!
Dikkat ediyorum, hep işini iyi yapan insanlara bir şekilde iftira,
çamur atılmaya çalışılıyor. Bize terörist diyorlar ama herhangi bir
şeyle suçlayamıyorlar. Suçladığı şey, işini iyi yapmak, İngilizce’den
iyi not almak, o aldığı notlarla yurt dışına gitmek. Terörist tanımı bu
olmuş. Daha fazla orada yaşam hakkı olmadığını gördük. KHK’lıyız, bir
şekilde bizi arıyorlar, terörist diye damgalamışlar, bizden dolayı
eşime, aileme zulüm ederler diye çekinerek yurt dışına çıkma kararı
aldık.
KATİLİ BULUNSUN DİYE ŞİKAYETTE BULUNDUK AMA…
Biz şikayette bulunmuştuk, katili bulunsun diye. Ama bir sonuç
alamadık. Savcı takipsizlik kararı verdi. Daha sonra o gün orada sivil
şahısların herhangi bir suç işledilerse onlardan muaf tutulacağı bir KHK
ile korumaya alındı. Yani orada o katillere bir zırh uydurdular ve
onların yargılanmasını engellediler. Ama er ya da geç bu değişecek,
masumiyetleri ortaya çıkacak, bütün Harp Okulu öğrencilerinin. Kardeşim
de dahil… Biz zaten şehit olduğuna inanıyoruz. Bunu resmi makamlar da er
ya da geç tescil edecekler.
 |
| Fevzi Katran ve ailesi hayatlarına artık Almanya’da devam ediyor. Röportajı bir pazar günü evlerinde gerçekleştirdik. |
KÖPRÜDEKİ POLİS ARAÇLARI ZARAR GÖRDÜ DİYE TAZMİNAT DAVASI AÇTILAR

Emniyet Genel Müdürlüğü, o gece araçlarına, köprüye zarar geldi diye
zararı tahsil etmek için askerlere tazminat davası dava açıyor. Toplamda
250 bin TL gibi bir rakam. Bütün ailelere pay etmişler. Kardeşim vefat
ettiği için aileme gönderdiler belgesini. Hem kardeşimizin orada canını
almışlar, hem de araçlara verilen zararı sizden alacağız diyorlar.
Yoldan geçen birine sorun Türkiye’de, böyle bir şey olmaz der. Bu
ülke darbeleri yaşamış. Ben kendim görmedim. Az buçuk biliyorum ki darbe
böyle olmaz. Hadi diyelim ki başarsız oldu. O en üstteki genelkurmay,
kuvvet komutanları, başarısız oldu ise altındaki insanlar onlardan
aykırı bir şey yaptı diye ceza alması lazım. Başarılı olsa zaten ceza
alması lazım, darbeci olduğu için. Eğer birisi darbeye kalkıştı ise
altındaki görevli kişiye sahip çıkamadığı için ceza alması lazım. Ama
bizde ne oldu. Ödüllendirildiler. Milli savunma bakanı yapıldılar,
taltif edildiler. Asıl ceza alması gereken kişiler ceza almadı, gencecik
kişilere müebbet verildi. Ortada bir olay var, onun neticesi kime
yaradıysa o yapmıştır o olayı.
OLAYLAR GÖSTERİLDİĞİ GİBİ DEĞİL
O gün şehit olan herkese ben Allah’tan rahmet diliyorum. İnsanımızın
çoğunun şunu düşünmesi gerekir. Olaylar gösterildiği gibi değil.
Birileri orada kurgu senaryo bir şey üretip onu dayatıyor. İnsanların
düşünmesi lazım. Tarihe not düşmek adına bunların konuşulması lazım.
Ragıp Enes, hayatını kaybettiği Boğaziçi Köprüsü önünde…
Abisi Fevzi Katran ile.
Ablalarıyla.
Abileriyle.
 |
| Arkadaşlarıyla |
HAVA HARP OKULUNDA KULLANDIĞI PANO
AİLESİNİN ONUN İÇİN EVDE HAZIRLADIĞI KÖŞE
ÖLÜM BELGESİ