kalp krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalp krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2020 Salı

"Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar"

31 Mart 2019 
Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber'in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD'a anlattı.



Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019'da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, "Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum." diyor.
KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI
11 Mart 2019'da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında "Arkama bir ağrı girdi" dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon Devlet Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip "Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor." dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar "Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz." diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.
HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRULTTULAR
O akşam Cemil Dilber'in durumunun ciddiyeti anlaşılınca bu kez Afyon ParkHayat Hastanesine götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.
4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR
Dilber, görüş izni için savcıya gitti, "fetö ise kimse gelmesin" diyen savcının kapısından eli boş döndü.
"Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi... 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti." diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016'da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesindeydi.
AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ
Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber'i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber'e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.
"BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK"
Ayşe Dilber: "Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı." diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber'in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı...


Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik, ilaçları ve Kuran-ı Kerim çıktı.

9 Şubat 2020 Pazar

Tutuklu gazeteci kalp krizi riskiyle karşı karşıya

9 Şubat 2020
Tutuklu gazeteci Melih Gasgar, koğuşta 3 kere bayılınca hastaneye kaldırıldı. 14 yıldır yüksek tansiyon hastası olan Gasgar’ın kalp krizi geçirme riski bulunuyor.

Bir yıl önce tutuklanan Cihan Haber Ajansı Balıkesir muhabiri Melih Gasgar (47) kalp krizi geçirme riskiyle karşı karşıya.

Tutuklu bulunduğu Balıkesir Kepsüt Cezaevinde 2-3 kez baygınlık geçirdikten sonra doktora götürülen Gasgar’a doktorlar kalp krizi geçirme riskine karşı ilaç verdi. 26 kişilik koğuşlarda 45 kişi ile birlikte kalan Gasgar’ın aile yakınlarını durumunu BOLD’a anlattı:
EFOR TESTİ YAPILIRKEN BAYILDI
“Melih bey, 2009’dan bu yana yüksek tansiyon hastası. 14 senedir ilaç kullanıyor. Altı ayda bir ilacının dozu değişiyordu. Cezaevinde girince doktora çıkmak istemiş, biraz geciktirmişler. Kepsüt Cezaevi bu konuda sıkıntılı bir yer. Koğuşta 2-3 kere baygınlık geçirdikten sonra hastaneye götürülüyor. Arkadaşları da Melih bey içi dilekçe yazmışlar. Tansiyonunu takip etmek için holter cihazı takıyorlar. Geri döndüğünd ekoğuşa tekrar bayılıyor. Sonra Balıkesir Devlet Hastanesinde doktor efor testi yaparken koşu bandı tarzında bir şeye çıkarıyorlar, orada tekrar düşüp bayılıyor. Sonra tahliller, tetkikler sonucunda tansiyon ilacının yanı sıra bir kalp ilacı daha veriliyor. Bu ilaçların isimlerini söyledi bize. Biz de tanıdık birkaç doktora gösterdik. Biri yüksek dozda bir tansiyon ilacı, diğeri de kalp krizi riskine karşı verilen bir ilaç olduğunu öğrendik. Önleme ya da  geciktirme amaçlı bir ilaç. Kalp için olan ilacı parayla alıyor. Onun için çok endişeliyiz, hapiste başına bir şey gelecek diye korkuyoruz.”
DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2019’da tutuklanan Melih Gasgar, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf’ta bulunuyor.


Evli ve iki çocuk sahibi olan Gasgar’ın 15 yaşındaki oğlu ile 4 yaşındaki kızında da yaşadıkları sıkıntılardan dolayı kalp sorunu başladığı belirtiliyor. Gasgar, oğlu ile bir görüş gününde.
150’den FAZLA GAZETECİ TUTUKLU
Türkiye cezaevilerinde hala 150’den fazla gazeteci tutuklu bulunuyor. Tutuklu gazetecilerle ilgili güncel liste için tıklayın.



Melih Gasgar, Anıtkabir önünde, 2013.


Tutuklu gazeteci Melih Gasgar, koğuşta 3 kere bayılınca hastaneye kaldırıldı. 14 yıldır yüksek tansiyon hastası olan Gasgar’ın kalp krizi geçirme riski bulunuyor.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL- Bir yıl önce tutuklanan Cihan Haber Ajansı Balıkesir muhabiri Melih Gasgar (47) kalp krizi geçirme riskiyle karşı karşıya.
Tutuklu bulunduğu Balıkesir Kepsüt Cezaevinde 2-3 kez baygınlık geçirdikten sonra doktora götürülen Gasgar’a doktorlar kalp krizi geçirme riskine karşı ilaç verdi. 26 kişilik koğuşlarda 45 kişi ile birlikte kalan Gasgar’ın aile yakınlarını durumunu BOLD’a anlattı:
EFOR TESTİ YAPILIRKEN BAYILDI
“Melih bey, 2009’dan bu yana yüksek tansiyon hastası. 14 senedir ilaç kullanıyor. Altı ayda bir ilacının dozu değişiyordu. Cezaevinde girince doktora çıkmak istemiş, biraz geciktirmişler. Kepsüt Cezaevi bu konuda sıkıntılı bir yer. Koğuşta 2-3 kere baygınlık geçirdikten sonra hastaneye götürülüyor. Arkadaşları da Melih bey içi dilekçe yazmışlar. Tansiyonunu takip etmek için holter cihazı takıyorlar. Geri döndüğünd ekoğuşa tekrar bayılıyor. Sonra Balıkesir Devlet Hastanesinde doktor efor testi yaparken koşu bandı tarzında bir şeye çıkarıyorlar, orada tekrar düşüp bayılıyor. Sonra tahliller, tetkikler sonucunda tansiyon ilacının yanı sıra bir kalp ilacı daha veriliyor. Bu ilaçların isimlerini söyledi bize. Biz de tanıdık birkaç doktora gösterdik. Biri yüksek dozda bir tansiyon ilacı, diğeri de kalp krizi riskine karşı verilen bir ilaç olduğunu öğrendik. Önleme ya da  geciktirme amaçlı bir ilaç. Kalp için olan ilacı parayla alıyor. Onun için çok endişeliyiz, hapiste başına bir şey gelecek diye korkuyoruz.”
DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2019’da tutuklanan Melih Gasgar, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf’ta bulunuyor.
Evli ve iki çocuk sahibi olan Gasgar’ın 15 yaşındaki oğlu ile 4 yaşındaki kızında da yaşadıkları sıkıntılardan dolayı kalp sorunu başladığı belirtiliyor. Gasgar, oğlu ile bir görüş gününde.
150’den FAZLA GAZETECİ TUTUKLU
Türkiye cezaevilerinde hala 150’den fazla gazeteci tutuklu bulunuyor. Tutuklu gazetecilerle ilgili güncel liste için tıklayın.

Melih Gasgar, Anıtkabir önünde, 2013.

14 Ekim 2019 Pazartesi

“Gurbette eşimi kaybetmiş, çaresizliğin dibine vurmuştum”

14 Ekim 2019 
“Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanınan ve Atina’da hayatını kaybeden eğitimci Halil Dinç’in eşi, vefatın yıldönümünde tüm yaşadıklarını anlatan bir mektup yazdı.


Atina’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Ankara Samanyolu Cemal Şaşmaz Kız Lisesi Müdürü Halil Dinç’in (45) ölümünün üzerinden 14 ay geçti. Herkes onu eğitimci kimliğinin yanı sıra “Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanıdı. Yunanistan’da kampta tanıştığı Pakistanlı çocuklara da, Meriç’i yol edinenlere de dizeleriyle umut oldu Halil Dinç. Fakat kalbi yaşadıklarına dayanamadı ve 16 Ağustos 2018 sabahı hayatını kaybetti.

Oğlu İhsan’ı Türkiye’de bırakan, iki kızıyla Atina’da tek başına kalan eşi Nihayet Dinç ise eşinin ardından darmadağınık olan hayatını toparlamak için uğraştı. Aile Haziran 2019’da tekrar Belçika’da bir araya geldi ama o zorlu günlerin acısı hala geçmiş değil.

15 Temmuz’dan sonra başlayan Tenkil sürecinde yaşadıklarını kaleme alan Türkçe öğretmeni Nihayet Dinç, eşinin cenazesi için sela okunmasını engelleyen müftüyü, uyuşturucu konulan, ateşe verilen okullarını, hayat arkadaşının kalp krizi geçirdiği o sabahı ve zorlu yol hikayesini yazdı.




Halil Dinç ve Nihayet Dinç

Ben 1972 Van doğumluyum. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümü mezunuyum. 1995’te mezun oldum. Okul yıllarında hizmetin evlerinde kaldım. Son sınıfta hizmetin dershanesinde stajerlik yaptım.

Halil Dinç 1972 Trabzon doğumlu. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi mezunu. 1992 mezunu. Eşim de öğrencilik yıllarında Ankara’da hizmetine evlerinde kaldı. Eşim mezun olduktan sonra Van’a sözleşmeli öğretmen olarak geldi. Serhat Fen Lisesi Kurumlarında Türkçe öğretmeni olarak çalıştı.

Ben de son sınıftayken stajerlik yapıyordum. Halil bey bize ders anlatıyordu. Eşimle orada tanıştık. Kaderi ilahi o öğretmen ben öğrenciydim. Daha sonra Halil bey bana izdivaç talebiyle geldi. Ben de kabul ettim ve 2 Ağustos 1995’te evlendik. İkimiz de hizmetin kurumlarında çalışıyorduk. Sonra o fen lisesi müdürü oldu. Toplam ben 4 yıl, eşim 8 yıl Van’da çalıştık.

Eşimle ilk tanıştığımızda bana yaptığımız işin zor olduğunu, gün gelir hapis gibi şeylerin başımıza gelebileceğini söyledi. “Ben seni kucağında 3 çocukla bırakıp hapse girebilirim” dedi. Beni böyle kabul eder misin diye sordu. Ben de kabul ettim.


DARBE GECESİ TATİLDEN DÖNMÜŞTÜK

Daha sonra 3 yıl Sivas’ta, 2 yıl Sinop’ta, 1 yıl Samsun’da çalıştık. 2007’de Ankara’ya geldik. O Yusuf Tanık’ta müdür oldu. Ben öğretmen. O daha sonra Ülkü Ulusoy İlköğretim’de müdür oldu. Daha sonra Halil Bey Cemal Şaşmaz Kız Lisesinde, ben de İbrahim Avcı İlköğretimde Türkçe öğretmeni olarak çalıştık.

Tabi 17-25 Aralık süreci başladı. Biz bundan hem maddi hem manevi çok etkilendik. Maaşlarımızı alamamaya başladık. Kayıtlarımızda azalma oldu. İnsanlar korkuyordu. Çocuklarını bizden almaya başladılar. Çevreden tepkiler almaya başladık. Bu durum 15 Temmuz darbeye kadar devam etti. Darbe gecesi biz tatilden dönmüştük. Evdeydik. Haberleri izliyorduk. O anda olanları gördük. Çok endişelendik.

OKULA UYUŞTURUCU VE 1 DOLAR KOYMUŞLAR


Eşimin okulunda güvenlik görevlileri eşimi aradılar. Okulun taşlandığını, kendilerinin herhangi bir can güvenliğinin olmadığını söylediler. Kaçtılar. Eşim, diğer okul müdürleri, öğretmenler okula gidemedi. Pursak İlköğretim Okulunu ateşe verdiler. Cemal Şaşmaz müdür yardımcısı bir gece okula girdi. Baktı. Her yere 1 Dolarlar koymuşlar. Masalarda, dolaplarda uyuşturucu koymuşlar. Hepsini klozete atmış. Çok kötü günlerdi.

Daha sonra biz iki aya yakın görümcemlerde kaldık. Ama eşim öğretmenlerini merak ettiği için kendisini tehlikeye atarak Ankara’ya gidip geliyordu.


HAPİSTE OLAN HER ARKADAŞIMIN ÇİLESİ SANKİ BOYNUMDA, DERDİ

Durumlara çok üzülüyordu. Tanıdıklarından, öğretmenlerden tutuklananlar olmuştu. Bizim eski evimize de gelmişler. Kapıları kırmışlar. Beni ve eşimi arıyorlarmış. Biz yeni taşındığımızdan ikametgahı almamıştık. Eşim bizden ayrıldı. Gaybubet yapmaya başladı. Her eve geldiğinde onu biraz daha çökmüş görüyordum. 15 kilo verdi. Sanki 10 yaş yaşlanmıştı. Elleri egzema olmuş, parmaklarından kan geliyordu. Ama doktora gidemiyorduk.

Elinden geldiğince mağdurlara yardım etti. Para buldu. Ziyaret etti. Diyebilirim ki son nefesine kadar Hizmet etti. Bana diyordu ki “Belki ben hapiste değilim ama hapiste olan her arkadaşımın çilesi sanki boynumda.” Çok ar etti. Yapılanları kabul edemiyordu. Bir şiiri vardı “Halkım beni tanımadı” Bunu okur ağlardı.

Derken böyle yaşamak zorlaşmaya başladı. Çocukların psikolojisi hiç kolay değildi. Her an yakalanma korkusu hiç kolay değildi. Eşimin ismi yeni oluşumda geçmeye başlamıştı. Tek çaremiz arabamızı satıp birkaç kuruş para bulup buralardan, vatandan terk-i diyar etmekti.

Tabi ben çok korkuyordum. Meriç’te boğulanları gördükçe cesaretim azalıyordu. Ama eşim bana cesaret verirdi. Her zaman öyleydi. Biraz ümitsizliğe kapılsam Allah bizimle beraber derdi. İmanına kurban olduğum çok imanlıydı.

Ben ona senin Amerika vizen var. İstersen sen git biz sonra geliriz dedim. Ama o hayır Nihayet ne sen bensiz (!), ne de ben sensiz yaparım dedi. Birlikte gitmeye karar verdik. Bu arada çocuklarım;

1) İnci Dinç (12) Yaş

2) Ahsen Dinç (18) Yaş

3) İhsan Dinç (22) Yaş 

  
HERKESE MORAL VERMEYE ÇALIŞIYORDU

İhsan’ Türkiye’de bıraktık. O sonra gelecekti. Meğer babasının cenazesini almak için kalmış orada yavrum. Meriç’i geçme hikayemiz korktuğumuz gibi olmadı. Kolay geçtik. Hapse konulduk. Askerler bize çok iyi davrandılar. Hapiste her saatte bir, bir aile geliyordu. Hepsi de bizim arkadaşlarımızdı. Doktor, avukat, hakim, hemşire, öğretmen… her meslekten vardı. Herkesin hikayesi farklıydı. Çok acı hikayeler dinledik.

Eşim herkese moral vermeye çalışıyordu. Saçları hep aktı. O yüzden herkes ona abi diyordu. Ama fark ediyordum. Yine çok üzülüyordu. Sürekli başı ağrıyordu. Ben de ona hep arveles verdim. Hapisten sonra bizi açık kampa aldılar. Orada Afrinli bir aile vardı. Afrin operasyonunda Türk askerleri evlerini basmış. Onlar da buralara gelmek zorunda kalmış. Onlarla ilgilenmeye çalıştı. Davasını anlattı. Bana, Nihayet Kürtçe bilen arkadaş varsa boş geçirmesinler, bu insanlara davamızı anlatsınlar derdi.

 



“BANA BİR ŞEY OLURSA BU ŞİİRİ YAYINLAYIN”

Kampta Pakistanlı çocuklar vardı. Perişan bir durumdalardı. Halil bey içlerinden birisine ezan okuma görevi verdi. Hep beraber cemaatle namaz kılıyorlardı. Duymuşlar Halil Bey’in öldüğünü, kampta Meriç şiirini dinliyorlarmış.

Gelelim “Gülerek Geçtim Meriç” şiirine. Bence bu şiir Yunanistan’daki arkadaşların ağzında marş gibi söylendi. Ancak Yunanistan’a geçen bu şiiri anlar ve ağlardı. Çocuklar bile bu şiiri ezberlemişti.

Eşim bu şiiri yola çıkmadan 3 gün önce kaleme almış. Bana ilk okuttuğunda çok şaşırdım. Halil bey dedim, sen daha oradan geçmeden nasıl bu kadar anlamlı ve duygulu yazdın. Dedi ki, ben bu şiirini oradaki şehitlerin hissiyatını düşünerek yazdım. Bana bir şey olursa bunu yayınlayın, dedi.

Kamp, hapis, zindan derken 12 gün sonra Atina’ya geldik. Bizi bir misafirhaneye aldılar. İki aile birlikte kalıyorduk. Atina’yı pek sevmedik. Oradan hemen gitmek istedik. Evrakları hazırlattı. Çarşamba yolculuk var dedi. Maalesef o gün yolculuk olamadı. Biraz üzülmüştü. Gece paraları saydı. Nihayet biz bu paralarla ancak 4 defa deneyebiliriz (denemek geçmeye çalışmak). Ben olsun üzülme Allah kerimdir dedim.





MUTLUYDU, HASTA FİLAN DEĞİLDİ

Sabah oldu ev arkadaşlarımız başka bir yere kahvaltıya gittiler. Biz evde dört kişiyiz. Eşim evde bize güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Mutluydu. Hasta filan da değildi. Gel beraber pazara gidelim dedi. Pazardan o kadar çok şey aldı ki ben bile şaşırdım. Markete gittik. Bana dedi ki, gel elini tutayım nasılsa burada kimse görmez.

Eve geldik. Ortanca kızımın morali pek iyi değildi. Ona dedi ki, hazırlan seni döner yemeye götüreceğim. Kendisi tıraşını oldu. Banyoya girmek için hazırlandı. O anda bana seslendi. Bir baktım yere yığılmış. Bilinç yok. Kızımla banyonun dışına çıkardık. Evde yalnızız. Kimseyi tanımıyoruz. Dil bilmiyoruz. Abileri aradım ambulans çağırın diye.

ATİNA YIKILMIŞ, ALTINDA KALMIŞTIM

Apartmanları dolaştım. Kimse yok. Kızım bir saate yakın ağız ve kalp masajı yaptı. Ben de şuursuzca aynı Hz. Hacer gibi oradan oraya deli gibi koşturuyorum. Küçük kızım kanepelerden atlıyor. Ne olur baba ölme! Apartmanın altı doldu insan. Ben balkonda ambulans ambulans diyorum. Sonra abiler geldi. Eşimin kalbi durmuştu. Ben çaresizliğin dibine kadar vurmuş, gurbette çınarımı kaybetmiş, Atina yıkılmış, altında kalmış, kısaca kıyametim kopmuştu. Halil Bey’i ambulansa bindirdiler. Götürdüler. Ama ben iyileşecek gelecek diye bekliyorum. Sonra beni götürdüler. Ve o sözü, dünyayı başıma yıkan, benim yarımı öldüren, Halilin öldü lafını duyunca tek şey düşündüm. Ölmeyi. 



BENİ MORGA GÖTÜRDÜLER

Ama ölemezdim. Çünkü ben bir anneydim. Kalbim parça parça Türkiye’deki oğlumu düşündüm. Evdeki kızlarımı gariplerimi düşündüm. Ben onlara nasıl babanız öldü diyecektim. O anda Hz. Meryem gibi “Keşke unutulsaydım, keşke hiç doğmasaydım, bir daha adımı kimse anmasaydı, kaybolup gitseydim.” sözünü söyledim.

Fakat imtihan yaşamak zorundaydım. Allah bana yeter ! dedim. Beni morga götürdüler. Kıyamıyorum Halilimin yüzüne bakmaya. Elini tuttum. Orada değildi. Kıyafetini çıkarmıştı. Tabi bayılmışım. Beni aldılar arabaya bindirdiler. Eve gitmek istemiyorum. Çocuklara ne diyecektim. Sığınağımız, çınarımız, duvarımız yıkıldı mı diyecektim.
 

ACIMIZI KİMSE ANLAYAMAZDI

Eve geldik. Ahsen bana baktı. Tabi anladı. O da orada düştü bayıldı. Küçük kızım dışarıdaydı. Ona da söylediler. Psikolog gelmişti. Ama psikolog senin yarana ne derman olur. Abiler, ablalar, bütün Yunanistan oraya döküldü. Ama acımızı anlayamazlardı. Akraba yok, kimse yok. Neyse abiler bizi o evden taşıdılar. Başka bir eve gittik. Yanımızda bize destek olan, benim canım arkadaşım ve eşinden Allah razı olsun. Tabi ben hiç iyi değilim. Ne yapacaktık Yunanistan’da. Eşimi Trabzon’a göndermeye karar verdik. Ailesi çok istiyordu. Kabrini hazırlamış, gelmesini bekliyorlardı.

KHK’LI BİR ARKADAŞI NAMAZINI KILDIRDI

Esma Uludağ’ın cenazesini taşıyan şirketle anlaştık. Eşimi otopsi için orada 9 gün beklettiler. O 9 gün bana ölüm gibi geldi. Sonra düşündük, Türkiye’de eşimi yıkamazlar. Orada abiler yıkadı, cenaze namazını bizim arkadaşlarımız kıldırdı. Eşimi en son o cenaze namazında gördüm. El salladım. Ahirette görüşürüz dedim. Tabi bayılmışım. Benden nabız alamıyorlar. Çocuklarım benim etrafımda anne ölme, anne ölme!

Bu arada oğlum haberi alır almaz bayılıyor. Daha dün babamla konuştum diyor. Yapayalnız. Bir iki arkadaşı yanına geliyor. Sonra o da cenazeyi almak için Trabzon’a geliyor. Trabzon havaalanında sadece İhsan ve bir enişte cenazeyi alıyor. Kardeşi korkuyor. Gelip almıyor. Trabzon’da eşim için ‘fetöcülerin elebaşısı geliyor, sakın selasını okutmayın ve namazını kıldırmayın diyor müftülük. Eşimin cenazesini bir KHK’lı arkadaşı kıldırıyor. Rabbim onların namert ellerini eşime sürdürmüyor. Bu arada ben perişan. Abiler bana ne yapalım abla, yola devam mı, yoksa Türkiye’ye mi dönersiniz. O kadar zor bir durum ki… Ne yapacağımı bilmiyorum. Atina bana mezar olmuş, nefes alamıyorum.


 POLİS SENİ ALIYOR, KAFESE KOYUYOR

Türkiye’ye dönsem yakalanacağım. Akrabalarım dön ne olur, bir iki yıl yatarsın diyorlar. Ama çocuklarıma bir de bunu yaşatırsam kaldırmazlar. Sonra bir abi bana dedi ki, ‘Abla Halil abi, o namertlerin elini vücuduna sürdürmedi. Siz giderseniz Halil Abi çok üzülür.’

Kızım da ‘Anne babam bizi buraya getirdi, o olsaydı tekrar onlara teslim olmamızı istemezdi’ deyince yola devam etmeye, hicretimizi tamamlamaya karar verdik. Bu arada ben ilaca başladım. Psikolog bir arkadaş bana yardımcı olmaya çalıştı. Kendimizi biraz toparlamaya başlayınca Belçika’da kamp olmadığı için Belçika’ya geçmeye karar verdik.

Ahsen çok zayıflamıştı. 45 kiloya düşmüştü. Panik atak geçiriyordu. 6 defa onunla denedik. Olmadı. Her denememizde Ahsen daha çok yıpranıyordu. Polis seni alıyor, kafese koyuyor, bunlar kolay şeyler değil. Sonra tek denemeye karar verdi ve Elhamdülillah geçti. Belçika’da bir arkadaşımda kaldı. Ben küçük kızımla denemelere devam ettim.


 HEPİMİZ YARALI BİR KUŞ GİBİYİZ

Bu arada İhsan da Belçika’ya farklı yollardan geldi. Dış hatlardan teslim oldu. İki ay hapis yattı. Sonra oturum aldı. İki kardeş artık birbirlerine dayanak olmaya başlamıştı. Ben Yunanistan’da 12 defa deneme yaptım. O kadar ayrı bir imtihan ki. Allahım kim bu durumda ve geçmek istiyorsa sen yardım et.

Küçük kızım artık havaalanını görmek istemiyordu. Şimdi bile havaalanı fobisi var. Bir yerde polis ve asker görünce rengi soluyor, hemen elimi tutuyor. Ben 10 Haziran 2019’da Belçika’ya geldim. Eşime haber gönderdim. “Halilim emanetlerine kavuştum.”

Şimdi hepimiz yaralı bir kuş gibiyiz. Birbirimizin yaralarını bazen sarıyor, bazen kanatıyoruz. Ben yarım kaldım, yarım olarak yoluma devam ediyorum. Rabbim beni de onun gibi hizmete hadim eylesin. Çocuklarıma da hakkı ve hakikati göstersin.

Meğer bu yol uzundur
menzili çoktur
derin sular var

ilahisini şimdi hepimiz yaşar olduk.


Bu yaşadıklarımdan hiçbir zaman Rabbime küsmedim. Ben yetim büyüdüm. Annemi 7, babamı 12 yaşında kaybettim. Ama rabbim beni hiç bırakmadı. Her zaman himayesini hissettim. Halilim bana onun bir nimetiydi. Nimeti veren O alan O. Ben yetimken bana sahip çıktı, okuttu, evlendirdi, sağlıklı çocuklar verdi, hizmetle tanıştırdı. Bu kadar nimet vermişken biraz da nikmet olmuş çok mu?

“Rabbim ebedi kavuşmalar nasip etsin”
“Ölüm niçin zor bilir misin? Çünkü onu yaşayan sağdır.”


Halil Dinç, ölümünden bir gün önce ailesiyle birlikte Atina’da.

Halil Dinç’in “Geçtim Meriç’ten” şiiri vefatının ardından Dil ve Kültür Festivali için bestelenip seslendirildi.


HALİL DİNÇ’İN HALKIM BENİ ANLAMADI” DİYE SÖYLEYİP SÖYLEYİP AĞLADIĞI “SİTEM” İSİMLİ ŞİİRİ

Haliktan geldiler dedim
Halkım beni tanımadı
Şu ömrümü sebil ettim
Halkım beni tanımadı.

Ben çamur içtim bir nice
Ayaza tipiye durdum
Bal yesin dedim ömrünce
Salkım beni tanımadı

Bir ağaç altı gölgede
Misafirdim her bölgede
Bir yer değil tüm ülkede
Mülküm beni tanımadı

Güzel bir şiirim olsun
Bestesi herdem duyulsun
Mürekkebi kalbden çektim
Kilkim beni tanımadı.

İyi günde kötü günde
Dost sanmışım… attı künde
Güzellikler kaldı dünde..
Bilgim beni tanımadı.

Miractan dönen Nebiyi
Örnek aldım döndüm ona
Görsünler diye iyiyi..
Yetmedim ben yetemedim..
Bir hiç uğruna aldandı.
Halkım beni tanımadı.








Halil Dinç’in cenazesi, Vakfıkebir Çelebi Köyü mezarlığına defnedildi.

24 Eylül 2019 Salı

67 yaşındaki tutuklu kalp krizi geçirdi, tahliye edilmedi, şimdi kalp ameliyatı olacak

24 Eylül 2019 
4 gün önce Dinar Cezaevinde kalp krizi geçiren Ramazan Kuru’nun (67) durumu ciddi. Anjiyoya cevap vermeyen hasta tutuklu bugün kalp ameliyatı olacak.



19 Eylül 2019 perşembe günü Dinar Cezaevinde kalp krizi geçiren Ramazan Kuru (67), 4 gündür Denizli Devlet Hastanesinde yoğun bakımda kalıyor.

Krizin ardından hemen anjiyo yapılan Kuru, yarın kalp ameliyatına girecek. Savcılık izniyle bugün ailesiyle görüşen Ramazan Kuru’nun durumu oğlu Metin Kuru anlattı:

“Bu sabah babamı ziyaret ettik. Yanında 5 dakika kaldık. İyi görünüyordu, ayaktaydı, şuuru yerindeydi. Doktoru ameliyat edeceklerini söyledi. Perşembe akşamı fenalaşınca ambulansla direkt hastaneye kaldırmışlar. Bizim durumdan cuma günü haberimiz oldu. Karnında şişlik, terleme vs hissetmiş. Bir gün önceden de ağrı vardı, ben hissediyordum, dedi. 2-3 damarı anjiyoya cevap vermeyince yarın by-pass olacak. Ameliyattan sonra tahliye olması için hukuki başvurumuzu yapacağız. Babam kalp ameliyatı olacak. Bakıma ihtiyacı var, tek başına cezaevinde kendisine bakamaz.”

9 YIL 9 AY HAPİS

Tenkil sürecinde 27 Temmuz 2016’da gözaltına alınıp 3 gün sonra tutuklanan Ramazan Kuru, Afyon 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezası Yargıtay tarafından Şubat 2019’da onaylanan Ramazan Kuru, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı. Afyon’un Çay ilçesinde esnaflık yapan Kuru, zirai ilaç tarım aletleri alıp satıyordu.

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’na (CİK) göre cezaevinde tek başına yaşamını sürdüremeyen hastaların iyileşene kadar cezalarının ertelenmesi ve tahliye edilmesi gerekiyor. Kanunda şöyle deniliyor: “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”



20 Eylül 2019 Cuma

Bir ay önce hastaneye sevk edilen ancak götürülmeyen tutuklu hayatını kaybetti

20 Eylül 2019 
Şanlıurfalı tutuklu esnaf Ahmet Hamdi Nedim Gerginci, kalp rahatsızlığı nedeniyle verilen "hastaneye sevk" kararının uygulanmasını beklerken kalp krizi sonucu öldü.

 Şanlıurfa T1 Nolu Cezaevinde 20 aydır tutuklu bulunan hipertansiyon hastası Ahmet Hamdi Nedim Gerginci (51), cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu dün hayatını kaybetti.Hasta tutukluların sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesi ya da geciktirilmesi Tenkil Süreci'nde onlarca tutuklunun hayatını kaybetmesine neden oldu. Gerginci de hastaneye sevk kararı alınan ancak kalp rahatsızlığı olmasına rağmen sevki geciktirilen tutuklulardan biriydi.

İLK MÜDAHALEYİ TUTUKLU DOKTOR YAPTI


Önceki gün fenalaşan Gerginci'nin cezaevinde yaşadıklarını bir tutuklu yakını BOLD'a anlattı: "Dün cezaevine görüşe gitmiştim, o zaman eşim anlattı. Tutukluların hepsinin morali çok bozuktu, kötü durumdaydılar. Nedim bey lavaboya girip çıkmış, kötü olduğunu fark etmişler. Tutuklu bir doktor varmış, ilk müdahaleyi o yapmış. Sonra hastaneye götürmüşler. Tansiyonu yükselmiş, tansiyonun kalbe vurduğunu söylemişler. Ambulansla hastaneye sevki esnasında elektro şok uygulamışlar. Kalbi çalışınca tekrar cezaevine götürmüşler ama..."

BİR AY ÖNCE SEVKİ YAPILDI

Bir ay önce Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Bölümü'ne sevki yapılan Ahmet Nedim Gerginci, hastaneye götürülmeyi bekliyordu. Cezaevi yönetimi sevk kararına rağmen, bir aydır Gerginci'nin hastaneye sevkini gerçekleştirmedi.Hizmet Hareketi'ne yakınlığı nedeniyle tutuklanan Nedim Gerginci'nin 'Bylock kullanıp kullanmadığına dair raporu gelmiş ve kullanmadığı ortaya çıkmıştı. Gerginci kalp krizi geçirdiği dün aynı zamanda mahkemesi vardı.
Şanlıurfa Japon Pasajı esnaflarından Gerginci'nin cenazesi bugün (20 Eylül 2019) cuma vaktinde Harran Kapı Camisinde kılınacak cenaze namazının ardından Harran Kapı Aile Mezarlığına defnedilecek.Ahmet Hamdi Nedim Gerginci'nin Muhammed, Ömer Faruk ve Ahmet Hayati Gerginci adından üç oğlu, Şule adında bir kızı bulunuyordu. Gerginci'nin ölüm haberini TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından böyle duyurdu:

"Cezaevinde sağlık ihlalleri bitmiyor.! YİNE..!
Dün Şanlıurfa T1 nolu cezaevinde 52 y hipertansiyon hastası Ahmet Hamdi Gerginci kalp krizinden vefat etti. Bir aydır kalp damar bölümüne sevki yapılmış ve götürülmemişti. T1 nolu C 13 koğuşundaydı."

3 Ağustos 2019 Cumartesi

KHK’lı öğretmen Gökhan Açıkkollu’ya cop ile işkence

3 Ağustos 2019 
15 Temmuz sonrası Vatan Emniyet Müdürlüğünde gözaltında ölen KHK’lı öğretmen Gökhan Açıkkollu’ya yapılan işkenceleri anlatan eşi, dehşete düşüren bir bilgi paylaştı.


KHK ile ihraç edildikten sonra gözaltına alınan ve 13 gün işkence yapıldıktan sonra kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu’ya yapılanlar ölümünden 3. yıl sonra ortaya çıkmaya başladı.

Mümine Açıkkollu’un İçişleri Bakanlığına açtığı tazminat davası dosyasından aktardığına göre 42 yaşındaki öğretmene cop ile işkence yapıldı. İddiayı dile getiren Mümine Açıkkollu, “Eşimin doktor raporlarını tek tek inceledim. Doktorlara belki de ifade edebildikleriydi onlar. İfade edemediği neler var bilmiyorum ama dosyada avukatın yazdığı bir ifade dikkatimi çekti. Cop işkencesinden bahsediyor” dedi.

Açıkkollu ailesi 22 Ağustos 2017’de İçişleri Bakanlığına maddi ve manevi tazminat davası açtı. Bakanlık, 18 Aralık 2017’de, 13 sayfada gerekçeleri açıklanan tazminat davasının reddini istedi.
Bunun üzerine avukat 5 sayfalık bir savunma daha göndererek tazminat talebini yineledi. Ek savunmada geçen ifadeler şöyle:



İŞKENCELERİ ANLATMAK İSTİYORUM

Mümine Açıkkollu, “Eşimle aynı nezarethanede kalan bir aile psikoloğu vardı. Aradan 1-1,5 yıl geçtikten sonra o bey ilk mahkemesine çıkıyor. Ve o bey, mahkemede henüz kendisini savunmadan ‘Ben Gökhan Öğretmene yapılan işkenceleri anlatmak istiyorum’ diyerek eşime yapılanları söylüyor. Ama anlattıkları dosyada nasıl yer aldı bilmiyorum. Bu bilgileri aile terapistinin ailesinden öğrendim. Yani isim alabilmek için eşime her türlü işkenceyi yapmışlar” ifadelerini kullandı.

Gökhan Açıkkollu’nun ölümüyle ilgili Sulh Ceza Mahkemesinde devam eden ve şu anda gizlilik kararı bulunan, ölümünün soruşturulduğu dava ilerlemediğinden 16 Mart 2018’den beri tazminat davasına bekletme kararı verildi.



NE OLMUŞTU?

Gökhan Açıkkollu, evinden gözaltına alındığı andan itibaren kötü muameleyle karşılaştı. Komşularının anlatımına göre evindeyken şeker krizi geçirdi. Gözaltındayken şeker ilaçları ve insülin ilaçları uzun süre verilmedi. Gözaltında kaldığı 13 gün boyunca işkence gördü. Kafası duvarlara vuruldu, sert darbelerin etkisiyle kırılmaz camlı gözlüğü, kaburgaları kırıldı.

Sağlık kontrollerinde doktorlara sürekli darp edildiğini yüzlerce kez tekme ve tokat yediğini anlattı. Şeker ve panik atak rahatsızlığı olduğunu söyledi. Ama kimse dinlemedi. Eşi ilaçlarını ulaştırmak için günlerce uğraştı. Gözaltındayken iki kez şeker komasına girdi.

Her gün yapması gereken insülin iğneleri, Mümine Açıkkollu tarafından polislere teslim edilmiş olmasına rağmen, 100 iğneden sadece 4’ünün kullanıldığı eşyaları geri verildiğinde ortaya çıktı. Gökhan Öğretmen, işkence ve kötü muameleye 13 gün dayanabildi ve 5 Ağustos 2017’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü C-3 Nezarethanesinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

ÖLÜM ANINA AİT GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİ 
https://www.youtube.com/watch?v=MPKQEDUdjnI&t=5s

Gökhan Açıkolulu’nun eşi Mümine Açıkkollu, eşinin öldüğü gece sorguya götürüldüğünü, işkence yapıldığını ve akşam saatlerinde iki polis tarafından kollarından sürüklenerek nezarethaneye geri getirildiğini, bu sırada göğsünü tuttuğunu ve göğsünün çok ağrıdığını o anlara şahitlik eden nezarethane arkadaşlarından dinleyerek aktarmıştı.

Terör örgütü üyesi olmakla suçlanan Gökhan Açıkkollu, 15 Temmuz’dan iki gün sonra KHK ile görevinden uzaklaştırıldı, 20 Şubat 2018’de ise pardon denilerek görevine iade edildi.