hasta tutuklu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasta tutuklu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2020 Perşembe

Eşim duruşmada bayıldı, savcı bile başında durdu, karardan vazgeçmediler

26 Mart 2020 
Tutuklu Yeliz Kurtok, ileri derecede boyun fıtığı ve kronik bronşit hastası. Birlikte kaldığı kızından ayrıldıktan sonra safra ve mide sorunları çıkan Kurtok'un kişisel ihtiyaçlarını koğuş arkadaşları gideriyor.



Koronavirüs nedeniyle hem hasta tutuklular hem de yakınları büyük bir endişe ve panik içinde.
10 Ekim 2019'dan bu yana İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan Yeliz Kurtok, cezaevinde zor günler geçiriyor. İleri derecede boyun fıtığı olan, kronik bronşit hastası Kurtok'un eşi Nizamettin Kurtok, koronavirüsü sebebiyle zaten hasta olan eşinin daha da kötüleştiğini söyledi.
AMELİYATLIK DURUMDA
Nizamettin Kurtok, "Eşim ileri derece boyun fıtığı. Ameliyatlık derecede. Kişisel ihtiyaçlarını koğuş arkadaşlarının yardımıyla giderebiliyor. Doktor, ameliyat olman lazım dedi ama cezaevinde bu mümkün değil. Cezaevine girdikten sonra da safra ve mide rahatsızlığı başladı. Mahkemeler, kızının artık yanında kalamaması gibi sıkıntılardan bu rahatsızlığı oldu." dedi.

Tedaviler sonrası geç çocuk sahibi olan Yeliz Kurtok, 1 Ocak 2020'de 6. yaşını dolduran kızı Azra'dan ayrılmak zorunda kalınca hastalıkları arttı. Strese bağlı safra ve mide rahatsızlığı ortaya çıktı.

Eşinin cezaevi yemeklerini yiyemediğini belirten Nizamettin Kurtok, "Ketilda yaptıkları domates ve yoğurt çorbası ve bir de meyve ile idare ediyor. Aşırı kilo kaybetti bu süreçte." diye konuştu.

Yeliz Kurtok ve kızı Azra.
MAHKEMEDE BAYILDI
Mahkemeye getirme süreçlerinin eşini iyice yıprattığını belirten Kurtok şöyle devam etti:
"30 Ocak 2020'de görülen 4. mahkemede bayıldı. Açlık ve yorgunluktan. Sabah 7'de elleri kelepçeli ring arabaları ile 2 saat yol gidip gelme. Nezarette akşama kadar bekleme. O gün savcı bile yarım saat başında bekledi, ilgilendi ama karardan vazgeçmediler. Açlık stres iyice hastalığını ilerletti. Hatta ağrıları için 3 tane kortizon iğnesi vurdular. Mahkeme hastaneden rapor istedi. Sonraki karar mahkemesinde raporu sormadan ve beklemeden 7.5 yıl ceza verip tutukluluğa devam dediler."
YURTTA ÇALIŞTIĞI İÇİN
Özel bir yurtta memur olarak çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Yeliz Kurtok, İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesince 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Karar duruşması 28 Şubat 2020'de görüldü. Kurtok'un dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor.


Yeliz-Nizamettin ve Azra Kurtok, Şakran Cezaevinde bir görüş gününde.



24 Mart 2020 Salı

Artık dayanamıyorum anne!

24 Mart 2019 
Yoğun bakım çalışanı Pervin Kaçar, intihar eğiliminde olan tutuklu kızı Yasemin Aladağ'ın yaşadığı acıları gözyaşları içinde anlattı.



Cezaevinde intihar eğiliminde olan birçok kadın bulunuyor. Özellikle çocuklarından, ailelerinden hukuksuz bir şekilde ayrılan annelerin hapiste psikolojisi bozuldu. 10 aydır Kütahya Cezaevinde tutuklu olan Yasemin Aladağ, son görüşte annesi Pervin Kaçar'a "Beynimin bir tarafında hep bir ses var. At kendini aşağı, at kendini aşağı, öl kurtul, artık dayanamıyorum anne" dedi.

Bursa'da özel bir hastanenin yoğun bakım servisinde hasta bakıcı olarak görev yapan Pervin Kaçar, kızı ve damadı tutuklanınca işi gücü bırakmak zorunda kalmış bir sağlık emekçisi. 27 aydır Torunu Yavuz Mahir'e (3) bakıyor. Hapisteki kızına ve damadına yetişmeye çalışıyor.

Anne, kız, torun, bütün aile psikolojik destek alıyorlar. Göründüğü psikiyatr Yasemin Aladağ'ın ilacının dozunu artırmış. Oğlu Yavuz Mahir'in sağlığı da annesinden farklı değil. Annesinden ayrıldığı ilk günlerde konuşmayı bırakan ve kimsenin kendisine dokunmasını istemeyen Yavuz Mahir, her gün anne babasının fotoğrafını eline alıp öpüyor. Görüşlerde ise halini görenler gözyaşlarını tutamıyor.

Tek çocuk sahibi olan Pervin Kaçar (47), son görüşte yaşadıklarını gözyaşlarıyla Bold Medya'ya anlattı:

Pervin Kaçar, Yasemin Aladağ, babası ve eşi Kadir Aladağ ile birlikte Kütahya Cezaevinde bir görüş gününde. Pervin Kaçar, son görüşte korona salgını nedeniyle ateşlerinin ölçüldüğünü söyledi, gardiyanların da maske taktığını belirtti.
DEMİR KAPILARA VURUYOR
"Yeni evlenmişlerdi. Yavuz Mahir dünyaya geldi. 15 aylıkken baba alındı. Düşünün evlilikleri ne kadar sürdü. Görüşe gittiğimizde bir koğuş var. Orada toplanıyoruz. Anneyi babayı bekliyoruz. Orası da basık bir yer. Cam yok. Çocuk orayı hiç istemiyor. Demir kapılara vuruyor, kendini yerlere atıyor. Buraya girmeyeceğim diye ağlıyor. Üst kata gidelim diyor.

Önce annesini getirdiler. Onu görür görmez sustu, göğsüne sindi. Anne anne diye ağlarken uyuyakaldı. Bizim arkamızdaki insanlar Yavuz Mahir'in o halini görüp çok ağladılar. Yaşlı amcalar ağladı. Sonra babası geldi. Babasını, Yavuz Mahir 15 aylıkken aldılar. Annesini 2,5 yaşındayken. Aklı eriyordu. Anne alınmadan konuşmalara başlamıştı.
O GÜNDEN BERİ YAŞAMIYORUM, BENİ ÖLDÜRDÜLER
Kızımı içeri aldıkları günden itibaren ben yaşıyor muyum, hayır (ağlıyor). Beni öldürdüler. Benim tek çocuğum vardı biliyor musunuz, başka yok. Çok özür dilerim. Sonra Yavuz Mahir konuşmamaya başladı. Kimseyi kendine dokundurmadı. Biri dokunsa feryat figan ediyordu. O 3,5 ayı size anlatamam. Bu çocukların ne günahı var. Hayatımı zindana çevirdiler. Hem maddi hem manevi yönden yıktılar. Dosyasını görseniz elle avuçla tutulur hiçbir şey yok. Bu vebali nasıl ödeyecekler bilmiyorum.

Yasemin-Kadir Aladağ çifti 2016'da evlenmişti. 
ANNESİNİN ÖPMEDİĞİ YERİ KALMADI
Bir önceki ay açık görüşe gittiğimizde annesinin öpmediğimiz yeri kalmadı. Düşünebiliyor musunuz? Anne baba var, hayattalar ama çocuklar yetim ve öksüz muamelesine maruz kaldılar. Sinekten, tavuktan korkan kızımı terörist yaptılar. Önce eşini tutukladılar. İşimi gücümü bıraktım. 17 ay onunla yaşadım. Bursa'da özel bir hastanede yoğun bakımda hasta bakıcı olarak çalışıyordum.
KAPIDA 7 POLİS BEKLİYORDU
Onlar karı-koca Kütahya'da okudular üniversiteyi. Orada evlendiler. Eşi girdikten 17 ay sonra kızım gözaltına alındı. Çarşıya gitmiştik o gün. Faturalar vardı, yatıralım diye. O gün öyle durgundu ki... Eşimin nefesini ensemde hissettim anne, dedi. Yüreğimden bir şeyler koptu dedi. O kadar değişik bir ruh hali. Eve geldik. Apartmana girdik. Asansöre bastık, kapının önünde 7 polis bizi bekliyor. Öyle kaldım kitlendim. Kızımla yüz yüze bakıştık, o gün geldi herhalde dedik.
"OĞLUMU ÖPERSEM, ONDAN AYRILAMAM"
Onun kapıdan çıkışını unutamam. Yasemin, Yavuz Mahir'in öpecek misin dedim. Öpersem anne dayanamam, sakın bana yaklaştırma dedi. Gidiş o gidiş. 10 ay oldu. Nisanda 29 yaşına girecek kızım. Torunum bana düşkün bir çocuktu, annesini görünce beni itiyor artık. Ne yaparsam yapayım annesinin yerini dolduramıyorum.
PSİKİYATRİSTE GİDİYOR, İLAÇ KULLANIYOR
Aklım gece gündüz hep çocuğumla. Yedi mi, içti mi, şu an orada ne yapıyor. Psikiyatriste gidiyor. İlaç kullanıyor. Doktor dozunu artırdı. Dünkü görüşte nasıl oldun diye sordum. 'Beynimin bir tarafında hep bir ses var. At kendini aşağı, at kendini aşağı, öl kurtul, diyor. Bunu yapmayacağım belki ama bir ses hep beni teşvik ediyor' dedi. Doktor bunlar çok normal, hayatın alt üst olmuş demiş.

Kızım çok sessiz sakindir. Kendi kabuğuna çekilir, derdini anlatmayan bir yapıya sahip. Herkesin içinde oturup ağlamaz. Sıkıntılı bir dönemde de ağlamaz. Böyle bir şey yapar mı bilmiyorum, o anki ruh hali nasıl olur, nasıl davranır... Korkuları, kaygılar var. Yavuz Mahir bir daha bana anne diyecek mi diye düşünüyor, üzülüyor.

'Gözaltında kaldığım gece isim vereceksin diye beni öyle bir mengeneye aldılar ki, o günü asla unutmam' dedi. O günden beri ilaç kullanıyor. Hakim de isim ver demiş. Kızım ben kimseye iftira atamam, kimsenin gözyaşları üzerine mutluluğumu kuramam anne, ben terörist değilim, dedi. Hakim firarisin demiş. Oysa evdeydik, çocuğu doktora bile götürüyordu.


KOĞUŞTA OĞLUNUN BİBERONUNU KOKLUYOR
Mahir'i de psikoloğa götürdüm. Doktor çocuğun hayatı allak bullak olmuş, dedi. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı da şaşırdım. Görüşlerde anneyi gördükten sonra yemek yememeye başladı. 3 yaşından sonra farklı etkileri ortaya çıkıyor yaşadığı travmanın. O da öfkesini, kırgınlığını, kızgınlığını o şekilde ifade ediyor.

Oğlunu bir iki gün yanına aldı. Demir kapıların gürültüsünden korkuyor, durmuyor. O yüzden geri aldım. Ama bu sefer Yasemin çok zorlanıyor, dayanamıyor. Orada oğlunun biberonunu koklayıp duruyor. İyi bir evliliği vardı kızımın. Öyle bir ortamdan çıkıp bu sıkıntıları yaşadılar.
ONU OKUTMAK İÇİN 7/24 NÖBET TUTTUM
Yavuz Mahir ilk günlerde her yerde annesini aradı. Bu sabah resimlerine bakıyor, sonra onları öpüyor. Benim de canım yanıyor. Yaşadığımız şey basit değil. Kolumu kanadımı kırdılar. Ben onu ne zorluklarla okuttum. Çok başarılı bir çocuktu. Hastanede 7/24 nöbet yaptım, ona harçlık göndereyim diye. Yatak yüzü görmedim. Ayakları üstünde dursun, okusun dedim. Ziyan etmedim ben onu ama ziyan ettiler çocuğumu."

Yavuz Mahir, her sabah olduğu gibi bu sabah da anne babasının fotoğrafını eline alıp öpüyor.

ANNE-BABA AYNI CEZAEVİNDE

Özel bir yurtta idarecilik yaptıkları için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Yasemin - Kadir Aladağ çiftinin dosyaları Yargıtay tarafından onaylandı. Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesi anneye 7 yıl 6 ay, babaya 8 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Dumlupınar Üniversitesi Kamu Yönetiminden mezun olan Yasemin Aladağ, cezaevinde Açıköğretim'de Sosyoloji, eşi ise Gastroloji okuyor. En son sınavda karı-koca ilk 10'a girdiler.

Yasemin-Kadir Aladağ çifti, Kütahya Cezaevinde tutuklu.




Pervin Kaçar koronavirüs nedeniyle yeni çıkacak infaz yasasının tüm tutukluları kapsaması için çağrıda bulundu.

23 Şubat 2020 Pazar

AYM Sevgi Sezer için ‘yaşam tehlikesi yok’ dedi, doktor kanser ilacı verdi

23 Şubat 2020
Yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye başvuran hasta tutuklu Sevgi Sezer’in başvurusu reddedildi. 3 gün önce tekrar hastaneye götürülen Sezer’e doktor ise kanser hastalarının kullandığı ağrı kesici verdi.

26 Şubat 2018’den bu yana Giresun Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Sevgi Sezer için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru reddedildi. Sırtındaki damarın içinde bulunan 9X5 cm’lik tümör nedeniyle ağrı çeken ve yürümekte dahi zorlanan Sezer için 11 Aralık 2019’da yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçe gösterilerek Anayasa Mahkemesine (AYM) başvuru yapılmıştı. 
Giresun Cezaevi ile yazışma yaparak bir sonuca vardıklarını belirten AYM, 20 Aralık 2019 tarihinde verdiği kararında şöyle dedi:

“Başvuru dosyasında bilgiler ve ilgili kurum tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olduğu, ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturduğuna dair bilgi veya bulgunun olmadığı anlaşılmıştır.”

Geçtiğimiz perşembe günü (20 Şubat 2020) Giresun’dan tekrar Samsun Tıp Fakültesi Hastanesine götürülen Sevgi Sezer’e ise doktorlar, “Artık bizim yapabileceğimiz bir şey yok, ameliyat yapılması gerekir. Ama o da riskli.” dedi. Ağrıları için kanser hastalarının kullandığı ilaç verildi.


ABLAM İYİ DEĞİL, AİHM’NE BAŞVURACAĞIZ
Sevgi Sezer’in kızkardeşi Özge Sezer ablasıyla hastane dönüşünden sonra yaptıkları son görüşü anlattı, sağlık durumu hakkında bilgi verdi. AYM’nin kararına anlam veremediklerini ifade eden Özge Sezer, ablasının iyi olmadığını belirterek artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuracaklarını söyledi:

“20 Şubat 2020 Perşembe günü ablam Sevgi Sezer ile kapalı görüş yapabilmek için Samsun’dan Giresun’a doğru yola çıktım. Öğrendim ki ablamı hastaneye Samsun’a getirmişler. Görüş iptal oldu. Sonraki gün gitmek için savcıdan izin aldım. Normalde 45 dakikalık görüşümüz olması gerekirken 30 dakika görüştürüldüm. Ablam hastanede yaşadıklarını anlattı.

1.5 yıldır geldiği Girişimsel Radyoloji bölümündeki doktoru ablama kendi bölümüyle alakalı bir durumunun kalmadığını, tümörün yanında oluşan havuzda biriken kanın durduğunu, daha birikmediğini ve tümörünün büyümediğini söyleyip artık ameliyat olması gerektiğini belirtmiş ve Göğüs Cerrahisi bölümüne sevk etmiş.


AMELİYAT RİSKLİ
Oradaki doktor böyle vakalarla çok karşılaşmadıklarını ve böyle bir ameliyatı her doktorun yapmak isteyeceği bir ameliyat olmadığını yine de alanında uzman doktora sorup yapıp yapmayacağını anlatmış. Ve ablama ‘Bu ameliyatı yaparım ama çok riskli. Ameliyat sırasında olabilecek reaksiyona karşı kanama çok olur ve tüp tüp kan gerekebilir ve bu tümörü kazıdığımda bir yere sıçrama ihtimali de olabilir bu tümörler sinsi olur.’ denilmiş. Ayrıca ameliyattan sonra kolunu kullanamama ihtimali de sözkonusu. En kötü ihtimal buraya yazarken bile elim gitmiyor,masada kalabilirsin demişler.
KANSER HASTALARINA VERİLEN İLACI KULLANIYOR
Zaten cezaevi şartlarının bu ameliyata uygun olmadığını ve bu tümörün bu hale gelmesinin tamamen stres ve sıkıntıya bağlı olduğunu da bizzat doktor söylüyor. Ablam da cezaevindeyken ameliyat olmak istemiyor zaten. Peki ameliyat olana kadar ne yapacak? Onun için de Algoloji bölümüne gönderilmiş. Ağrılarını hissetmemesi için ilaç vermiş oradaki doktor ve bu ilacı verirken ‘bu ilacı kanser hastalarına veriyorum’ demiş. AYM hayati tehlike yok diyor. Doktorlar ablama kanser hastalarının kullandığı ilacı veriyor.”
TÜMÖR DAMARIN İÇİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2018’de tutuklanan sınıf öğretmeni Sevgi Sezer, kısa bir süre sonra sırtında oluşan ağrı ve şişkinlik şikayetiyle önce Giresun Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada ameliyat edilmesi riskli bulununca Samsun 19 Mayıs Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildi.

Samsun-Giresun arasındaki yaklaşık 3 saatlik yolu hasta haliyle defalarca kez gidip gelmek zorunda kalan Sezer’e 9 ay sonra Vemöz Malformasyon adı verilen hastalık teşhisi konuldu. Sezer, sırtındaki damarın içinde bulunan ve en son 9×5 cm olan tümör ile cezaevi ortamında ağrı çekerek yaşamaya mecbur bırakılıyor.



16 Şubat 2020 Pazar

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

16 Şubat 2020
Üçüncü evre böbrek hastası Ramazan Sarıkaya, yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti. Doktorların ifadesine göre artık nakil yapılması gerekiyor.



Şubat 2019’dan bu yana Balıkesir Kepsüt Cezaeevinde tutuklu bulunan Ramazan Sarıkaya (50), böbrek nakli yapılacak hale geldi. Bir böbreği 1997’de askerdeyken alınan Sarıkaya’nın ikinci böbreği yüzde 50 çalışıyordu. Cezaevine girdikten sonra o böbreğin işlevi de birdenbire yüzde 30’a düştü. Bir ay önce kontrole götürülen Sarıkaya’ya doktorlar “Artık nakil yapılması lazım” dedi.

40 KİŞİLİK KOĞUŞTA KALIYOR

Sarıkaya’nın eşi Müzeyyen Sarıkaya, “Doktor, eğer ortamı sağlıklı olursa yüzde 30’luk böbrek onu uzun süre götürür demişti. Yemesi, içmesi, tuvalet ihtiyacı bunlar böbrek hastaları için önemli. 40 kişi kalıyorlar koğuşta. 2-3 tuvalet var. Sıra gelene kadar vakit geçiyor. Böbrekte ürenin durmaması lazım. Hijyenik bir ortam değil.” ifadelerini kullandı.

Ramaza Sarıkaya ve çocukları bir görüş gününde.



“ÖLÜNCE Mİ TEHLİKE VAR DİYECEKLER”

Eşinin, Kasım ve Aralık 2019’da Balıkesir Şehir Hastanesine iki kez götürüldüğünü söyleyen Müzeyyen Sarıkaya, “İlk götürdüklerinde doktor rapora ölüm tehlikesi yoktur yazmış. Bunun sınırı nedir? Ne kadar ömür biçtiler ki, ölüm tehlikesi yok deniliyor. Yüzde 50 çalışan böbrek nasıl yüzde 30’a düştü, şimdi nasıl nakillik hale geldi. Bir ay önce gittiği doktor artık nakil yapılması lazım dedi. Ölünce mi tehlike var diyecekler. Buradaki kasıt nedir? Ortada bir suç yok, suç varsa bir yıldır mahkemesi neden sonuçlanmıyor. Bunlar içimizde hep bir ukde. Bunların hesabını kim verecek? Geri dönüşü olan bir hastalık değil. Çırpınmamız bundan dolayı.” diye konuştu. Müzeyyen Sarıkaya, ev hapsi ve ceza ertelemesi gibi seçenekler varken neden bunların uygulanmadığını da sordu.

Özel bir yurtta idarecilik yaptığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Sarıkaya’nın davası, 5 kez mahkemeye çıkmasına rağmen henüz sonuçlanmadı.




GERGERLİOĞLU’NUN SORU ÖNERGESİ

Ramazan Sarıkaya ile ilgili 18 Ocak 2020’de TBMM’ye soru önergesi veren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e cevaplaması için 14 soru sordu:

1- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın ağır hasta bir şekilde Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olduğu iddiası doğru mudur?

2- Bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın hastalığı ne durumdadır?

3- Bu iddialar doğruysa 5275 sayılı kanun çerçevesinde tahliye edilmeme gerekçeleri nelerdir?

4- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiaları doğru mudur?Eğer doğruysa tedavisi ne şekilde yürütülmektedir?

5- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın tutuklandıktan sonra % 50 olan böbrek işlevinin % 35’e düştüğü iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek işlevi neden % 35’e düşmüştür?

6- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiası doğruysa diğer mahpuslardan farklı bir şekilde yemeği,içeceği ve hijyeni farklı mıdır?

7- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaş cezaevinde kaldığı için kalan böbreğini kaybetmesi halinde sorumlu ya da sorumlular kim ya da kimler olacaktır?

8- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşa diyet raporu hazırlandığı iddiaları doğru mudur?

9- Bakanlığınıza iletilmiş bu konuyla ilgili şikayet var mıdır?

10- Son 3 yılda ağır hasta tutuklular için yapılmış çalışmalar nelerdir?

11- Son 3 yıldır Cezaevleri’nde çalışan personellerle ilgili açılan soruşturma sayısı kaçtır ve bu soruşturmaların akıbeti ne durumdadır?

12- Son 5 yılda cezaevlerinden hastalık nedeniyle tahliye olan kişi sayısı kaçtır ?

13- Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup böbreğini kaybeden yurttaş sayısı kaçtır?

14 Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup tahliye olan yurttaş sayısı kaçtır?

GEREKLİ İŞLEMLER BAŞLATILDI

Gergerlioğlu, soru önergesinden sonra Balıkesir’deki yetkili makamların Sarıkaya’nın tahliyesi için gerekli işlemleri başlattığını da iki gün önce duyurdu.


Dört çocuk babası Ramazan Sarıkaya bir görüş gününde.


14 Şubat 2020 Cuma

Ağrılardan uyuyamıyor, kabuslar görüyor, inleyerek uyanıyorum

14 Şubat 2020 
Cezaevinde yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’dan mektup var: “Ağrılardan uyuyamıyorum. Kabuslardan inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum.”


Tutuklu bulunduğu Elazığ Cezaevinden tedavi için Kayseri’ye gönderilen ve şu anda Kayseri Cezaevinde bulunan Veysel Avunan, kız kardeşi Sümeyra Avunan’a gönderdiği mektubunda sağlık durumunu anlattı.
Avunan “Hayat burada Allah’ın yardımıyla iyi gidiyor. Arkadaşlar bana spor yaptırıyorlar. Artık ufak tefek işlerimi görebiliyorum. Ama çok zorluyorlar. Önüne gelen, ‘hadi şu hareketi yap’, madem hastane ve cezaevi bir şey yapamıyor. Onlara inat biz seni buradan yürüterek çıkaracağız diyorlar.” dedi.
İNAN Kİ GÜCÜM YOK
Arkadaşlarının bazen kendisine “Çok tembelsin, söylenenleri takmıyorsun diye.” sitem ettiklerini belirten Avunan, “Ama inan ki gücüm yok. Çok çabuk yoruluyorum. Gece ağrılarımdan dolayı yatamıyorum veya gördüğüm kabuslardan dolayı inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum. Sağolsunlar anlayışla karşılıyorlar.” ifadelerini kullandı.
HEP KALORİFERİN DİBİNDE OTURUYORUM
Mektubunda, içerideki sosyal faaliyetlerden de bahseden Avunan şöyle devam etti: “Haftada bir tatlı yapılır. Çiğ köfte yapılır. Saz eşliğinde türkü söylenir. Bunlar sosyal faaliyetlerimiz. Tabi ben hepsinde oturuyorum. Kaloriferin dibinde.”


15 Eylül 2017’de beri tutuklu bulunan Veysel Avunan’a Mart 2019 hastalandı. Önce teşhis konulamadı. Ta ki Elazığ Cezaevinde bayılana kadar… Önce zatürre dediler, sonra menenjit geçirdiği anlaşıldı. O günden sonra tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. İşlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Elazığ Cezaevine gidip bizzat kendisini gördü ve durumunu Meclis’te gündeme getirdi ama buna rağmen bugüne kadar bir çözüm bulunamadı.


DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Veysel Avunan (28), Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu. Bingöl’ün Genç ilçesinden 9 kardeşli bir ailenin en büyük oğlu olan Avunan’ın dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor.

 

12 Şubat 2020 Çarşamba

Üç operasyon geçiren hasta tutuklu cezaevine gönderildi

12 Şubat 2020 
15 gün önce hastaneye kaldırılan hasta tutuklu Kadir Çeç, anjiyo, by-pass ve kalp kapakçığı operasyonları geçirdikten sonra tekrar hapse gönderildi.



27 Ocak 2020’de avluda bayılınca hastaneye kaldırılan KHK’lı öğretmen Kadir Çeç, 15 gün içinde 3 operasyon geçirmesine rağmen pazartesi taburcu edilerek tekrar cezaevine gönderildi.

53 yaşındaki Çeç, ilk önce önce anjiyo oldu. Daha sonra 3 Şubat 2020 Pazartesi günü iki operasyon daha geçirdi. Tıkalı olan üç kalp damarı açıldı. Yani by-pass yapıldı. Doktorların ifadesine göre artık işlevini kaybeden ve kireç bağlayan kalp kapakçığı da aynı gün değiştirildi. İki önemli kalp ameliyatından sonra dün taburcu edilen Kadir Çeç, bir süre cezaevinin revirinde kalacak.

4 GÜN KELEPÇE TAKTILAR


Kadir Çeç’in Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği 15 günü eşi Aysel Çeç BOLD’a anlattı:

“Doktor uğraştı, hastamın yoğun bakıma yakın bir yerde olmasını istiyorum dedi. Ondan sonra mahkum odasına değil de yoğun bakımın yanındaki bir odaya aldılar. Üç damarı tıkalı olduğunu söylediler. Kapakçık çok berbat durumdaymış. Kireçleşmiş taşlaşmış, onları temizlemişler. Yıpranmış. Yattıktan sonra, kalkamayabilirdi, dediler. Oysa hiçbir şikayeti yoktu. Belirtisi de yoktu. Nefesi tıkanmazdı. İki ay önce avluda düşüp bayılmış. Cezaevi doktoru zayıflıktan olduğunu söyleyip dahiliyeye sevk ediyor. Bir ay sonra dahiliyeden randevu alınabiliyor ancak. Dahiliye gidince kendisi kalp damar bölümüne de görünmek istediğini söylüyor ve o şekilde ortaya çıkıyor. Başında 2 asker, 1 komutan, bir gardiyan vardı, tuvalete bile onlarla beraber gitmek zorunda kaldı. Ameliyattan sonra ilk iki gün değil ama diğer dört gün yatağa kelepçelediler. O kelepçe onu çok rahatsız etti. Kolu halka halka morarmıştı. Geceleri rahatsız olmuş.”

DOSYASI YARGITAY’DA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Eylül 2018’de tutuklanan Kadir Çeç 16 aydır Uşak Cezaevinde. Örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çeç’in dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 26 yıl hem tarih öğretmenliği hem de idarecilik yapan Çeç, evli ve 2 çocuk sahibi.











Aysel Çeç, koronavirüs nedeniyle yeni çıkacak infaz yasasının tüm tutukluları kapsaması için çağrıda bulundu.

10 Ocak 2020 Cuma

Cezaevinde omuriliği kırılan Tahsin Manav’ın kızı: Babamın felç geçirme riski var

10 Ocak 2020
Omuriliği iki yerinden kırılan Tahsin Manav’ın felç geçirme riski bulunuyor. Daha önce Behçet hastalığı geçiren, kalp kapakçığı değiştirilen, hapisteyken Zona’ya yakalanan Manav’ın sağlığından ailesi çok endişeli.


Koğuşta düşerek omuriliği kırılan Tahsin Manav’ın durumu oldukça kötü. Kızı H. Manav, dün yaptıkları açık görüşte babasının tekerlekli sandalye ile yanlarına getirildiğini, 45 dakika boyunca ağlamaktan konuşamadığını söyledi. İki yıldır Kırşehir E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan 70 yaşındaki Tahsin Manav, sağlık sorunlarına rağmen ne tahliye ediliyor ne de ev hapsi verilerek bırakılıyor.

Tahsin Manav, Behçet hastalığı nedeniyle erken emekli edilmiş, daha sonra kalp kapakçığı değiştirilmiş, sürekli kan tahlili yapılarak Coumadin adı verilen ilacı kullanması gereken bir hasta. Üç hafta önce de Zona hastalığına yakalanan Tahsin Manav’ın omuriliği geçen hafta koğuşta düşünce iki yerinden kırıldı ve tekerlekli sandalyeye mahkum oldu.

Manav’ın kızı “Babamın sağlık sorunlarını daha önce mahkemede anlattık. Ev hapsi istedik ama bizi anlayan olmadı. 27 aydır hapiste. Son iki hastalık da üst üste geldi. Üstelik omuriliğinin kırılması bizi bitirdi. Omurilikte çökme olduğu için felç riski olduğunu öğrendik. Şu an ne yapacağız, ne edeceğiz bilmiyoruz.” dedi.

Babasının hapse girdiğinden beri sağlık problemi yaşadığını söyleyen H. Manav, “Babamın kalp kapağı değiştirilmişti. Coumadin denilen kanının akışkanlığı için bir ilaç kullanmak zorunda. Bu ilaç biraz tehlikeli. Her zaman kan tahlili vermesi gerekiyor ki, ilacın dozajı ona göre ayarlansın. Bazen yarım oluyor, bazen artırıyorlar. Kanı çok sıvılaşırsa burnundan çok büyük kanaması oluyor, bir yeri kesilirse kanı durmayabiliyor. Kanı pıhtılaşırsa da beynine pıhtı atabiliyor. Sürekli takip altında olması lazım. Cezaevinde kan vermeye götürmüyorlardı. O hafta bu hafta derken sürekli sıkıntı yaşadı. Bir kez kanı koyulaştı, gözüne pıhtı attı. Gözünde kanlanma oldu.” diye konuştu.

CİLDİ HEP OYUK OYUK OLMUŞ

Son bir aydır babasının daha da kötüleştiğini, Zona’ya (bir deri hastalığı) yakalandığını belirten H. Manav, “Zona çıkarttığından beri mahvoldu babam. Zona çok ağrılı ve yangılı (iltihaplı) bir hastalıktır. Bütün parmak aralarından başlayıp omzuna kadar sardı. Cildi hep böyle oyuk oyuk olmuş. Geceler boyu uyuyamıyorum, kıyafet giyemiyorum, sürtülünce ağrıyor dedi. Çarşamba günü (1 Ocak 2020) doktora götürmüşler. İlacını cuma vermişler.” ifadelerini kullandı.

O GECE İKİ KERE HASTANEYE GÖTÜRÜLDÜ

Hülya Manav, iki yıldır 15 kişilik koğuşta kalan babasının, cezaevindeki tüm tutukluların etkilendiği gıda zehirlenmesinden sonra düşüp omuriliğinin nasıl kırıldığını ise şöyle anlattı:

“3 Ocak 2020 Cuma gününü cumartesiye bağlayan gece yarısı saat 2,5-3 gibi bir bulantı ile uyandığını söyledi. Böyle bir mide bulantısı hiç başına gelmediğini söyledi. Koğuş arkadaşları yardım etmişler aşağı indirmişler, 3 gibi hastaneye götürmüşler. Ufak bir serum vermişler. İyisin deyip geri yollamışlar.

Saat beş buçuk, altı gibi tekrar kötü olmuş. Gene aynı şekilde mide bulantısı ile kalkmış. Ama böyle bir mide bulantısı yok, hiç başıma gelmedi, gözüm karardı dedi. Koğuştakilerden birinin yardımıyla merdivenlerden inerken kendinden geçmiş, eli ayağı boşalmış, sonrasını hatırlamıyor zaten. Yanındaki kişi babamın sadece başını tutabilmiş. O sırada dili içine kaçmış, babamı öldü zannetmişler. Babam buna çok üzülmüştü. Açık görüşte hep bunları anlattı, ağlayarak. Bir veteriner vardı koğuşunda, o hemen karnından sıkmış, o şekilde kendine gelmiş. Tekrar hastaneye götürmüşler. Röntgen çekilmiş, düştüğü için beyin tomografisi çekilmiş, MR’a girmiş, kanını almışlar.

TEHLİKELİ BİR KIRIK

Omuriliğinde iki kırık tespit edilmiş. Biri kırık, diğeri çökme kırık adı verilen bir durum. Çökme kırığın çok tehlikeli olduğunu, devamlı gözetim altında olması gerektiğini söylüyorlar. Babam tekrar ne zaman doktora götüreceklerini bilmiyorum dedi. Normalde haftaya tekrar hastaneye götürülüp tekrar röntgen çektirilip durumuna bakılması gerekiyor. Çünkü omurilik bildiğiniz gibi beyinle ilgili oluyor. Sağlık durumu hiç iyi değil.

SANDALYEYİ KESİP TUVALET YAPTILAR

Babamı şu an merdivenli koğuştan alıp başka bir koğuşa koymuşlar. Yanına iki refakatçi verilmiş. Tuvalet ihtiyacımı gideremedim, arkadaşlar sandalyeyi kestiler, dedi. Banyomu dün akşam başka bir arkadaşım yaptırdı, çorabımı başka biri giydiriyor, dedi. Moralmen de sağlık açısından da çok kötü. Hastanede iki gün serum verdiler, ilaç verdiler, yatak iyiydi dedi. Jandarma kalmasın, çıkart bunu demiş doktora. Doktor hayır kalması gerekiyor demiş. İnsanı manen yıkıyorlar. Sağlığı zaten yıkık bir de insan gibi davranmıyorlar.”

BANK ASYA’DA HESABI VAR DİYE…

Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2017’de tutuklanan Tahsin Manav, Bank Asya’da hesabı olduğu ve bir ifadede adı geçtiği için 3 Nisan 2018’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da. 1976’da Hollanda’ya işçi olarak giden Tahsin Manav, 10 yıl çalıştan sonra Behçet hastalığından dolayı oradan erken emekli edilmiş ve memleketi Kırşehir’e yerleşmişti.

TAHSİN MANAV’IN CEZAEVİNE GİRMEDEN ÖNCE VE SONRAKİ HALLERİ FOTOĞRAFLARA BÖYLE YANSIMIŞ


 








5 Ocak 2020 Pazar

5 Ocak 2020 
Bacağındaki tümörden dolayı daha önce ameliyat olan hasta tutuklu Seynur Özdemir, tekrar ameliyat için Ankara’ya sevk edildi. Özdemir’deki tümör gün geçtikçe büyüyor.

Sol bacağında tümör bulunan Seynur Özdemir (36), ameliyat için üç hafta önce Antalya L Tipi Cezaevinden Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevine sevk edildi.

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki doktorlar “Biz bu ameliyatı yapamayız. Bacağı kalçadan kesmek zorunda kalabiliriz” dediği için, Özdemir Hacettepe Üniversitesi Hastanesine gönderildi. Özdemir’in tahliye edilmesi için gerekli olan heyet raporu ise hala verilmedi.
2,5 LİTRE BÜYÜKLÜĞÜNDE
6 aydır tutuklu olan Seynur Özdemir, 2015 yılından bu yana yumuşak doku tümörü (gardner fibroma) hastası. Sol ayağının arka kısmında, kalçadan dize kadar olan bölümde 2,5 litre büyüklüğünde bir tümör var. Tümörün MR görüntülerindeki son boyutu 32 cm.

Seynur Özdemir ilk ameliyatını Ekim 2015’te Hacettepe Üniversite Hastanesinde oldu. O zaman yumurta kadar olan tümör, kas dokusuyla birlikte -tv kumandası büyüklüğünde bir yer- alındı. Fakat tümörün gittikçe büyüyen bir yapısı bulunuyor.
BİYOPSİ YAPILACAK
Eşi cezaevine girdikten sonra tümörün daha da büyüdüğünü belirten eşi Adem Özdemir, “6 aydır sıkıntı, stres, üzüntü yaşıyor. Hastalığının endişelerini taşıyor. Tutukluluk nedeniyle eşimin tedavisi akamete uğruyor. Ankara’da en son göründüğü doktor, tümörün büyüme katsayısının arttığını söyledi. Korkumuz odur ki, bacağının tamamen alınmak zorunda kalması.” dedi.

Eşinin şu anda hastaneye gidip geldiğini söyleyen Özdemir “MR görüntüsü aldılar. Önümüzdeki hafta içi biyopsi yapılacak. Radyoloji bölümü görecek ve ona göre tedavi belirlenecek. Kemoterapi mi yapılacak yoksa ameliyatla o bölge mi alınacak henüz bilmiyoruz.” ifadelerini kullandı.


O RAPORU ALAMIYORUZ
Seynur Özdemir’e, tahliye edilebilmesi için mahkemelerin istediği heyet raporu bugüne kadar verilmedi. Bir kere Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 kere de Kütahya 2. Ağır Ceza Mahkemesi raporu talep etmesine rağmen hasta tutuklu hala bekletiliyor.
Adem Özdemir, “Eşim tutuklandıktan sonra dosyası yaklaşık 5 ay Yetkili Mahkeme Tayini için Yargıtay’da idi. Bu süreçte Antalya Mahkemesi dosya ile ilgileniyordu. 1 defa Antalya mahkemesi heyete yolladı. Ekim sonu gibi Yargıtay, dosyaya Kütahya baksın dedi. Kütahya mahkemesi 2 defa ivedi olarak heyet raporu talep etti.” dedi.

İlk duruşması 13 Aralık 2019’da Kütahya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Seynur Özdemir’e mahkeme heyeti ‘tamam hastasın ama bize rapor lazım’ ifadelerini kullandı. “Ama o raporu da alamıyoruz.” diyen Adem Özdemir şöyle devam etti: “Doktorlar cezaevinde kalamaz demiyor ya da diyemiyor. Kalabilir de demiyorlar. Mahkemeler üç kere heyet raporuna gönderdi ama sonuç çıkmadı.”
APANDİS AMELİYATI DEĞİL Kİ!
Eşinin durumunu Adalet Bakanlığı, Aile Bakanlığına, Cezaevleri Genel Müdürlüğüne, bazı milletvekillerine, TBMM İnsan Hakları Komisyonuna ve mahkemelere defalarca kez dilekçe yazarak bildirdiğini belirten Adem Özdemir, “Bu bir apandis ameliyatı değil ki, hemen kalksın gitsin koğuşunda yatsın. İnsan evinde kaldıramıyor böyle ameliyatları, cezaevinde nasıl kaldırsın. Üstelik ameliyatla alınsa dahi tümörün yüzde 60-70 oranında tekrar ortaya çıkma durumu var. Hastalık sürekli devam ediyor. Tahliye taleplerimizi yenileyeceğiz. Bir çözüm bulunmasını istiyoruz.” dedi.
ÇOCUKLARIYLA BERABER CEZAEVİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Haziran 2019’da tutuklanan Seynur Özdemir, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu. Evli ve iki çocuk sahibi olan Özdemir’in 3 yaşında Bahar Nur ve 5 yaşında Salim adında iki çocuğu bulunuyor.

Bahar Nur annesiyle birlikte 5 ay Antalya Cezaevinde kaldı. Şu an iki çocuğu da yanında. Çocuklarını annelerine bırakmak zorunda kaldığını belirten Adem Özdemir, “Oğlum benimle dışarıda, kızım annesiyle içerideydi. Eşim Ankara’ya gönderilince kızımı da Ankara’daki akrabalarımıza bıraktık. Anneleri tedavi öncesi çocuklarıyla vakit geçirmek istedi. Oğlumu da alıp Antalya’dan Ankara’ya geldik. Ameliyat olursa ikisini de akrabalara bırakacağız. Çocuklar bir orada bir burada.” dedi.
 
Seynur Özdemir için 8 Ocak 2019’da ara karar değerlendirmesi yapılacak. 3 Şubat 2019’da ise ikinci mahkemesi görülecek.
GERGERLİOĞLU BİRÇOK KEZ GÜNDEME GETİRDİ
Cezaevindeki hak ihlallerini yakından takip eden ve her zaman gündeme getiren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Seynur Özdemir’in durumunu da defalarca kez gündeme getirdi.


Seynur-Adem Özdemir çiftinin, Bahar Nur (3) ve Salim (5) yaşındaki iki çocukları bulunuyor. Bahar 5 ay annesiyle birlikte Antalya L Tipi Cezaevinde kaldı. Şu anda iki çocuğu da yanında.


SEYNUR ÖZDEMİR’İN HASTANE RAPORU

31 Aralık 2019 Salı

Hasta tutuklu Sevgi Sezer’in annesi: Kızım tedavi edilsin, sağ salim cezaevinden çıksın

31 Aralık 2019 
Sırtında oluşan tümör nedeniyle cezaevinde zor günler geçiren Sevgi Sezer’in annesi Ayşe Sezer, Cumhurbaşkanı, Emine Erdoğan, Adalet Bakanı, savcılar, hakimler ve avukatlara seslendi.

 Hasta tutuklu Sevgi Sezer’in (28) annesi Ayşe Sezer, 22 aydır Giresun cezaevinde kalan kızının son halini görünce perişan olmuş, kendini tutamamış ve Samsun’a evine dönene kadar arabada ağlamıştı. Sosyal medyaya düşen bu videosu herkesin içini dağlamıştı. Cam kenarına oturup hırçın dalgalara seslenen Ayşe Sezer, “Deniz deniz… yavrumu bana getir” diyordu. 

Hasta haliyle, 16 kişilik koğuşta yaşam mücadelesi veren kızının yaşadığı hak ihlaline artık dayanamayan Ayşe Sezer, tedavi için yetkililere çağrıda bulundu. Sezer, “Sayın Cumhurbaşkanı, Emine Erdoğan, Adalet Bakanı, sayın hakimler, avukatlar, savcılar sizlere sesleniyorum. Hepinizin evladı vardır. Kızım hasta, tedavi edilsin. Sırtındaki tümörden dolayı son görüşte sarılamadık birbirimize. Acı çekiyor” dedi.
TÜMÖR DAMARIN İÇİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 27 Şubat 2018’de tutuklanan sınıf öğretmeni Sevgi Sezer, kısa bir süre sonra sırtında oluşan ağrı ve şişkinlik şikayetiyle önce Giresun Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Amerliyat edilmesi riskli bulununca Samsun 19 Mayıs Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildi. Defalarca kez Samsun-Giresun arasındaki yaklaşık 3 saatlik yolu cezaevi aracının içinde defalarca gidip geldi.

9 ay sonra Vemöz Malformasyon adı verilen bir hastalık olduğu teşhis edildi. Sevgi Sezer, sırtındaki damarın içinde oluşan ve gittikçe büyüyen tümör nedeniyle ağrı çekiyor. Son aylarda 9×5 cm olan tümör nedeniyle yürümekte zorlanıyor, annesine, kardeşine sarılmakta bile güçlük çekiyor.

Kızını en son geçen haftaki açık görüşte gördüğünü ve çok kötü olduğunu söyleyen Ayşe Sezer (45), “Kızım okuyordu, derslerinde başarılıydı. Dört dörtlüktü ama ne ile suçlanıyor. O sadece bir sınıf öğretmeniydi. Yazın eve gelirdi, sevinirdim. Yavrum bir gün daha kal derdim. “Anne senin iki kızın var ama benim 24 tane evladım var” derdi. Her pazartesi günü Türk bayrağının altında onlara andını içirirdi. Çok çaresizim. Siz de annesiniz Emine Erdoğan hanım. Ne olur yardım edin. Kızım tedavi edilsin. Başka bir isteğim yok.” dedi.

Sevgi Sezer’in avukatı, 11 Aralık 2019’da müvekkilinin yaşam hakkının  ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuru yaptı. Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Sezer dosyası ise Yargıtay’da bulunuyor.
BEN YAVRUMU İSTİYORUM
Ayşe Sezer (Sevgi Sezer’in annesi):


Yavrumun sert koltuklarda gidip gelmesi zor oluyor. Yani çaresizim. Ne diyebilirim ki… Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ve Emine Erdoğan’a sesleniyorum. O da bir anne. Ben yavrumu istiyorum. Yarından sonra yeni bir yıla giriyoruz. 2018, 2019 beni çok ağlattı üzdü. İnşallah bana 2020’de hediye olarak gönderirler kızımı.
BİZ BUNLARI HAK ETMİYORUZ
Ben köy okulunda okuttum onu. Sınıf öğretmeniydi yavrum. İlk kalemini de ben almıştım. “Anne ben bu kalemi elime alınca Ayşe, Fatma diye isimlerini söyleyince öğrencilerim ben buradayım diyecek mi” derdi. “Telefonda konuşurken anne ben bir daha bu beyaz önlüğü giyebilecek miyim” dedi.

Giyeceksin tabi ki, hem de en akını EN pakını giyeceksin dedim. Biz bunları hak etmiyoruz.
Bir de silahlı terör örgütü diye söylüyorlar çocuğuma. Köyde düğünlere giderken bile silahlardan korkardı. Ama bugün ne yaşıyoruz maalesef, silahlı terör örgütüyle yargılanıyor. Benim yavrum 22 aydan beri suçsuz yere yatıyor orada. Kime naz ediyor orada. Onun psikolojisi, bizim psikolojimiz bozuldu hep.

Diyecek o kadar kadar çok söz var ki, hep şuramda kalıyor. Adalet Bakanına sesleniyorum. Hepiniz annesiniz, babasınız, ne olur yavrumu tez vakitte sağlığına kavuşturun. Elinizi vicdanınıza koyun. Sesime kulak verin. Sağ salim çıkmasını istiyorum. Sayın hakimler, savcılar, avukatlar sizlere sesleniyorum! 

 ABLAMI İLK DEFA BÖYLE GÖRDÜM


Özge Sezer (Sevgi Sezer’in kız kardeşi):

Ablam cezaevine girdiğinde sırtında misket büyüklüğünde bir kitle oluştu. Birçok kez Giresun’da doktora gitti. Sırtında şiddetli ağrılar ve şişkinlik şikayetiyle. Normal bir insanın doktora bir ya da iki kez gittiğinde öğrenilebilecek rahatsızlığını ablam 9. ayında öğrendi. O da henüz kesinleşmemişti. Adına tümör denilen bu rahatsızlık hepimizi çok tedirgin etti.

Giresun’daki hastane ameliyat olması riskli dedi. Tümör, damarın içinde olduğu için riskliymiş. 9×5 cm büyüklüğündeki tümör, sırtında damarın içinde yer alıyor. Hareketlerini zorluyor. Giresun’daki doktorlar olabilecek kanamaya karşı Samsun’a sevk etti. Ayda bir defa gidip geliyor.

Ablam hasta bir şekilde Samsun’a o sert koltukları olan araçla hiç tanımadığı insanlarla birlikte gitti. Samsun’a ilk gittiğinde de bir sonuç alamayan ablam hep ertelendi, çünkü tutuklu olması engeldi.
Bugüne kadar yapılan tedavilerin hiçbiri işe yaramadı. Doktor ilaçlar işe yaramadığı için yeni bir ilaç kullanmaya başladı. İlaç alkol içerikli olduğu için sırtını yakıyor. Ağır bir ilaç.
SARILIRKEN BİLE ACI ÇEKİYORDU
Koğuşta kıyafetlerini arkadaşları yıkıyordu. Perşembe günü gittiğimiz en sonra görüşte ablamın durumu ciddiydi. Sarılamadık bile. O kadar ağır yürüyordu ki…

Çarşamba günü hastaneye gitmiş. Doktor diğer ilaçlar işe yaramadığı için yeni bir ilaç uygulamıştı. O gün kapı açıldı, geliyorlar ya görüşe, baktım ablam bir türlü gelemedi. Sarılırken bile acı çekiyordu. Ablam güçlü bir insandır. İlk defa onu böyle gördüm.

Son aylara doğru ablamın sırtındaki tümörün kesinleştiği ve 9.5 x 5 cm büyüklüğünde olduğu anlaşıldı ve hala tedaviye başlanmadı. Biz de babamla birlikte sürekli dilekçeler yazdık. Elimizden gelenleri yaptık, maddi durumumuz iyi olmadığı için bir avukat tutamadık.
MAHKEMEYE BÜTÜN BELGELERİ SUNDUK
7 yıl 6 ay ceza verdiler ablama. Karara itiraz ettik İstinaf’a yolladık. İstinaf Mahkeme günü verdi hepimiz o günü bekledik. Ablamın çıkıp bir an önce sağlığına kavuşmasını. Mahkeme oldu, biz öncesinde MR sonucu olsun, ultrason sonucu olsun İstinaf’a dilekçeyle birlikte vermiştik ve çıkacağından çok emindik. Çünkü ablam suçsuz ve hastaydı ve tümörü çok büyümüştü. Doktorlar büyüme sebebi olarak stres, sıkıntı demişlerdi.
Tabi ki kolay değildi ne ablam ne de bizim için ve mahkeme bu hastalığına rağmen cezasını onayladı. Tutukluluğunun devamına karar verildi, hasta olmasına ve suçsuz olmasına rağmen. Bu karar hepimizi derinden üzdü. Vakit kaybetmeden hemen Yargıtaya başvurduk. Şimdi hepimiz Yargıtay’dan gelecek kararı bekliyoruz.
VATANINA MİLLETİNE TERS DÜŞECEK BİR ŞEY YAPMADI
Benim ablam sınıf öğretmeniydi. Hiçbir zaman vatanına, milletine ters düşecek bir şey yapmadı. Okula gittiğinde sabahları Türk bayrağımızın altında İstiklal Marşını okuyan benim ablamdı ve gelin görün ki bugün neyle suçlanıyor… Annem diyabet hastası ablama üzülmekten kendini toparlayamıyor. Babam kalp hastası, her şeyi içine atıyor ve biz her gün bir şey olacak diye korkuyla uyanıyoruz.
ÇARESİZLİĞİN NE DEMEK OLDUĞUNU BU YAŞIMDA ÖĞRENDİM
Ben henüz 21 yaşındayım ve çaresizliğin ne demek olduğunu bu yaşımda öğrendim… İsteğim şu ki bir an önce sesimizin duyulup ablamın tahliye edilip tedavisinin daha iyi şartlarda olması. Orada değil burada, ailesinin yanında. Cezaevinde olduğu sürece önceden de olduğu gibi tedavisinin ertelenme aksatılması mümkün olabiliyor. Bu da ablamda daha çok stres ve sıkıntı oluşturuyor, tümörünün büyümesine neden oluyor.

Ayrıca cezaevine gittiğinde enfeksiyon ve yeterli beslenememe sebebiyle daha da kötü duruma gelebilir ve zaten ablam orada kendi ihtiyaçlarını göremez durumda. Kıyafetlerini yıkayamayacak halde. Lütfen sesimizi duyun, ablam henüz 28 yaşında…

Sevgi Sezer cezaevine girmeden önce.
 
Ayşe, Sevgi, Özge Sezer. Giresun Cezaevi



 

 SEVGİ SEZER’İN SAMSUN 19 MAYIS TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ TANI RAPORU