11 Aralık 2019 Çarşamba

Anne babalar içeride, çocuklar dışarıda perişan: “Sesimi duyun, artık dayanamıyorum”

11 Aralık 2019 
Anne ve babası tutuklu çocukların psikolojileri gün geçtikçe daha da bozuluyor. Ebeveynler içeride, çocuklar dışarıda perişan. Daha bugün 3 çocuk sahibi Döndü çifti Mardin’de tutuklandı.

15 Temmuz’dan sonra birçok anne ve baba darbe bahane edilerek tutuklandı. Bir anda anne babasız kalan çocuklar şok geçirdi, travma yaşadı. Bu süreç hala devam ediyor. Daha bu sabah Deniz ve Hıdır Döndü çiftinin üç kızı Selma, Belma ve Semra yalnız kaldı. İki çocukları bulunan Özlem ve Selim Yıldırım çifti ise İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutuluyor.

Çoğu akrabalarının yanında kalan ya da sosyal hizmetlere verilen çocukların psikolojisi ise iyice bozulmuş durumda. 3 yaşındaki oğlu Bedirhan ile Balıkesir Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Zinnet Kaya, “Sesimi duyun, artık dayanamıyorum. Artık kaldıramıyorum” diyor.

Zinnet Kaya ve çocukları Kamil Yusuf (10), Nihal (8), Bedirhan (3). Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevi, 2019
1 SAAT KIZINA SARILIP AĞLADI

Yaklaşık iki yıldır aynı cezaevinde kalan Zinnet ve Babahan Kaya çiftinin 3 çocukları var. Bedirhan, Haziran 2018’den bu yana annesiyle birlikte cezaevinde. Kamil Yusuf (10), Nihal (8) ise dede ve babaanneleriyle İstanbul’da yaşıyor.

Yeğenlerini geçen hafta annelerinin açık görüşüne götüren amca A. Kaya, “Ne yazık ki yengenin durumu çok kötüydü. Psikolojisi iyice bozulmuş. 1 saat boyunca kızına sarılıp ağladı. Hiç konuşmadı desem yeridir. İnanın ilk defa yengemizi böyle gördüm. Sesimi duyurun, artık dayanamıyorum, dedi” diye konuştu.

Çocukları bazen 2, bazen 3 ayda bir görüşe götürebildiğini ifade eden A. Kaya, “Bedirhan devamlı ablama ve abimin yanına gitmek istiyorum diyor. Artık büyüdü. Konuşuyor. Niye buradayız diye sorguluyor. Abim, ablam gidiyor, niye biz kalıyoruz diyor. Biz de gidelim diye her gün ağlıyormuş. Çocuk devamlı çıkalım anne, çıkalım anne dediği için artık anne de yıpranmış. Büyük oğlu iyice içine kapandı. İyice psikolojisi bozuldu. Bilmiyoruz kime gidelim, ne yapalım.” ifadelerini kullandı.

Anne ve babası tutuklu bulunan çocukların durumunu HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sürekli TBMM’de gündeme getiriyor. Konuyla ilgili Ocak 2020’de yasal bir düzenleme yapılması bekleniyor.

ANNE-BABASI TUTUKLU ÇOCUKLARDAN BAZILARI

Özlem-Selim Yıldırım çifti, şu anda İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutuluyor. Dün gece gözaltına alındılar. 2 çocukları var. Çocukları Meryem İnci ve Şeyma anneannelerinin yanında.
Bugün tutuklanan ev hanımı Deniz Döndü ile öğretmen Hıdır Döndü’nün üç kızı var. Selma 7, Belma 3, Semra ise daha 2 yaşında. Kapıları kırılarak anne babası gözaltına alınan ve Mardin Cezaevine gönderilen çiftin çocuklarıyla şu anda amcaları K. Deniz ilgileniyor. Mardin Kızıltepe’ye bağlı Akdoğan Köyünde yaşayan K. Deniz, “Çocuklar gece gündüz ağlıyor. Gece korkuyla uyanıyorlar. Anne babalarını kapı kırarak yere yatırarak aldıkları için çocuklar bayağı korkmuş. Ağlıyorlar sürekli, bir dayılarına, bir komşuya götürüyorum. Biz de ne yapacağımızı şaşırdık.” dedi.




3 çocuk sahibi Derya Gül Mersin Tarsus Cezaevinde, eşi ise Kahramanmaraş’ta tutuklu. Derya Gül’ün 7 yaşındaki büyük kızı Ayşe Esra (en sağda) anneannesiyle birlikte yaşıyor. Yavuz Selim (3,5) ve Yağız Sinan (2) dönüşümlü olarak annelerinin yanına gidiyorlar. Derya Gül’ün kucağındaki yeğeni Bahar. Onun da annesi İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu. (Fotoğraf Tarsus Cezaevi, Temmuz 2019).
7 Ekim 2019’da Mardin’de tutuklanan evhanımı Selma Andırınlı Mardin Cezaevinde, eşi Yakup Andırınlı ise 40 aydır Kahramanmaraş Türkoğlu Cezaevinde tutuklu. Üç çocukları bulunan Andırınlı çiftinin kızları Zeynep 5, Hafsa 7, Ebrar 12 yaşında. Hafsa hasta,vücut gelişim problemi var. Bakıma muhtaç. Doktor kontrolünde tedavi oluyor. Küçük kız Zeynep annesiz uyuyamıyor. Büyük kızları okula gitmek istemiyor. Çocuklara 70 yaşındaki sağlık sorunları olan anneanneleri bakıyor.
Mustafa İhsan’ın (4) boynunu büken bu fotoğraf, Müzeyyen-Erdoğan Yılmaz çifti tutuklanmadan hemen önce çekildi. 2 Aralık 2019 tutuklanan Yılmaz çifti Altındağ Karapürçek Cezaevine gönderildi. Anne babasız kalan Mustafa İhsan’a Ankara’da ikamet eden hasta anneanne ve dede bakıyor. Mustafa İhsan dışında iki torunlarına daha bakmak zorunda kalan ebeveynler oldukça zor durumda. Yılmaz çiftinin 28 Aralık 2019’da mahkemesi olacak.
Ayşegül Kapaklı ve çocukları Ahmet Efe (5) ve Alperen Fatih (10). 7 yıl 6 ay hüküm verilen Ayşegül-Hüsamettin Kapaklı çifti Eskişehir Cezaevinde tutuklu. İki çocukları var. Ahmet Efe, epilepsi hastası. İki çocuğa da hasta anneanne bakıyor.
Hüsamettin Kapaklı ve çocukları.
6 yıl 3 ay hüküm verilen Aslı Özdemir Çanakkale’de, eşi Murat Özdemir ise Manisa’da tutuklu. 5 ve 10 yaşlarındaki çocuklarına yaşlı dede ve anneanneleri bakıyor.
8 aydır tutuklu bulunan Necla Şen ile üç yıldır tutuklu Gökhan Şen çiftinin Mualla (2), Orhan (5) adında iki çocukları var. Karabük cezaevinde bulunan Necla Şen’in henüz davaları başlamadı. Çocuklar gece sayıklayarak uyanıyor ve “Annem nerede” diye ağlıyorlar.

9 Aralık 2019 Pazartesi

Tutukluyken gözaltına alındı!

9 Aralık 2019 
 Muş’ta Aziz Nesin hikayelerini aratmayan olay yaşandı. Yurt müdürü olduğu için tutuklanan Zuhal Dural’ı polisler koğuşunu basıp kelepçeleyerek gözaltına aldı.

Dört çocuk sahibi Zuhal-Nail Dural çifti, 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Muş E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildiler. Sınıf öğretmeni Nail Dural hala aynı cezaevinde bulunuyor. Zuhal Dural ise 1,5 yıl önce, 6 yıl 3 ay hapis cezası verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Fakat Muş Emniyet Müdürlüğü Zuhal Dural’ı o süreçte Cemaat soruşturmaları kapsamında hakkında tekrar soruşturma başlatıldığı için cezaevindeyken ikinci kez gözaltına aldı.


Zuhal Dural’ın kızı annesinin yaşadığı olayı şöyle anlattı:
“Annemi önce yurt müdürü olduğu için tutuklamışlardı. Annem çıktıktan sonra eve mahkeme kağıtları gelmişti. Neden bu kağıtlar geldi diye sormuştum. Annem de ‘Beni cezaevindeyken bir daha tutukladılar’ deyince şaşırmıştım. Nasıl tutukladılar dedim, hatta sizin gibi sordum; polisler cezaevine mi gelip aldılar diye. Evet, kelepçelediler ve o şekilde emniyete götürdüler diye anlatmıştı. Bu olayı biz de annem çıktıktan sonra öğrendik.”

İkinci tutuklama olayından sonra adli kontrol şartıyla bırakılan Zuhal Dural, Muş’taki evinde yaşıyor, devam eden mahkemelerini takip ediyordu. Fakat dün sabah yeniden gözaltına alındı.  Yine Cemaat soruşturmaları kapsamında, 5 ifadede adı geçtiği için hakkında üçüncü kez soruşturma başlatıldı. 45 yaşındaki Zuhal Dural hala Muş Emniyet Müdürlüğünde bekletiliyor.

3 ZIRHLI ARAÇ, 5 POLİS ARABASI

Yurt dışında okuyan Zuhal Dural’ın 19 yaşındaki kızı F.H. Dural, “Annem birinci davasından ceza almıştı, babamla dosyaları aynıydı. Babama da 9 yıl 8 ay verdiler. İkisinin de cezasını Yargıtay onaylanmıştı. Annemin ikinci davasının mahkemesi ise devam ediyordu. Dün sabah üçüncü kez aldılar. 3 zırhlı araç gelmiş, 5 polis arabası, galiba 35 polis varmış. Emniyet müdürleri de gelmiş, hepsi gelmişler. Beş buçuktan dokuz buçuğa kadar arama yapmışlar. Patates çuvallarını bile dökmüşler.” ifadelerini kullandı.

ÇÖLYAK HASTASI NİHAT SAİM ANNESİZ KALDI

Gözaltı sırasında kardeşinin annesinden ayrılamadığını ifade eden F.H. Dural, “Sonra götürmüşler annemi. Polisler sosyal hizmetleri aramışlar Nihat Saim’i almaları için. Komşularımızın ısrarı üzerine evde bırakmışlar. Anneannem 1 hafta sonra gidebilecek yanına. Abim, ben ve kardeşim yurt dışında okuyoruz. Nihat Saim daha 10 yaşında. Çölyak hastası. Özel beslenmeye ihtiyaç duyan bir çocuk. Annem serbest bırakılmalı. Onun bir suçu yok” diye konuştu.

Dural, 9 Aralık 2019’da akşam saatlerinde serbest bırakıldı.

Zuhal-Nail Dural çifti ve oğulları Nihat Saim.


5 Aralık 2019 Perşembe

Alman vatandaşına Türkiye’de ağır işkence

5 Aralık 2019 
Almanya’nın acil pasaportla Türkiye’den çıkardığı Erdem Can’ın babasına işkence yapıldığı, doktor eşliğinde duruşmaya çıkartıldığı ortaya çıktı. İşte ailenin yaşadığı dehşet.



17 yaşında gözaltına alınan ve Alman Konsolosluğunun verdiği acil pasaportla Türkiye’den çıkartılan Erdem Can’ın babasının işkence gördüğü ve Almanya’nın kararında bunun etkili olduğu ortaya çıktı.

Ailenin Çorum’da yaşadıklarını Erdem Can’ın Almanya tarafından Türkiye’den çıkartılmasıyla ilgili haberimizin ardından bugün baba Ahmet Can’a yapılanları yayınlıyoruz.

Halen Çorum Cezaevinde tutuklu bulunan Ahmet Can, Nisan 2019’da gözaltına alındı.  Can ve eşi evlerinin içinde çıplak aramaya zorlandı ardından Çorum Kaçakçılık ve Organize Şube’ye (KOM) götürüldü.

32 yaşındayken Akdeniz anemisi teşhisi konulan ve bu yüzden tekniker olarak görev yaptığı Alman Demir Yollarından (Deutsche Bahn) emekli edilen Ahmet Can’a (49) 8 günlük gözaltı sürecinde işkence yapıldı.

Ahmet Can, gözaltı sürecinde üç kez krize girdi, KOM Şube’ye iki kez ambulans çağrıldı, bir kez de hastaneye götürüldü. Sorgu sırasında “Ben Alman vatandaşıyım, beni sorgulayamazsınız” diyen Ahmet Can’ın bu uyarısından sonra avukatı aracılığıyla Alman Konsolosluğu devreye girdi ve serbest bırakıldı. Ekim 2019 sonunda, atak geçirdiği sırada imzalatılan 250 sayfalık ifadesini reddettiği için tekrar tutuklandı. Ahmet Can’ın gözaltında yaşadıklarını oğlu Erdem Can anlattı:

Ahmet Can'ın gözaltındayken giydiği tişörtü


BU AHMET CAN HAYIR KURUMU MU?

Babam Alman’ya iki yaşında gelmiş. Dedem gurbetçi, maden işçisi. Bana Duisburg’ta Deutsch Bahn’da tekniker olarak görev yapıyor. Fakat 32 yaşında hastalığı nedeniyle emekli ediliyor. Babamı Cemaat soruşturmaları kapsamında tutukladılar ama bir cemaat geçmişi yok. Hatta bildiğim kadarıyla Süleyman Efendi Cemaati kökenli. Orada yetişmiş ama daha sonra bir bağı olmamış.

Babam yardımsever bir insandır, kapısına geleni geri çevirmez. Babamın tek suçu bu süreçte zor durumdaki mağdur insanlara yardım etmek! Babamı ‘neden onlara yardım ettin’ diye sorguladılar. Hatta hakim, ‘Bu Ahmet Can hayır kurumu mu’ demişti. Önce babamın telefonunu dinlemişler, nisanın sonunda Ramazana 1 hafta kala baskın yaptılar, sabah 6’da. Yumruklarla kapıya vuruyorlar, hatta kapıyı kırmak için aletleriyle geliyorlar. Kapıyı geç açanların kapılarını kırmışlar. 6-7 polis gelmiş. Bağırma, hakaret, küfür… Biz sizin neler karıştırdığınızı biliyoruz, siz şusunuz, siz busunuz, yakaladık sonunda sizi gibi ifadeler…

Kız kardeşim çok korkmuştu. Çıplak aramadan sonra evi talan ediyorlar. Herkes şok oldu. Bütün her şeyi indirmişler. Şampuanlarımızı dökmüşler, pirinçlerin, şekerlerin içine ellerini sokmuşlar. Babamın saat koleksiyonu vardı. Onu da vergi dairesine bildirmişler, telefon kaçakçılığından. Nokia kullanılamaz telefon bulundu yazıyor, bunlar telefon kaçakçılığı yapıyor diye bir de o davamız var.

Çorum’daki yerel gazeteler ve A Haber’de babam Alman olduğu için ‘4 ay önce yurt dışından geldiler, yeni yapılanma kurdular, biz operasyon yaptık’ gibi şeyler yazılmış. Bunlar doğru değil tabi. Biz zaten Çorum’da yaşıyorduk. Hatta babam 130 tane telefon getirmiş, program yüklüymüş. Babam emniyette ‘neden böyle yapıyorsunuz’ soruyor, onlar da medyanın abartması diyor. Medyaya onlar haber veriyor sonuçta.



GÖZALTINDA ÇOK KÖTÜ ŞEYLER YAPILDI

Babama gözaltında çok kötü şeyler yapıldı. Şöyle söyleyeyim, üzerinde kapşonlu bir sweetshirtü, içinde de beyaz atleti vardı. Tişörtün rengi ona geçmiş. Eşyaları eve gelince şok geçirmiştik, baba sana ne yaptılar dedik. ‘Çok kötüydü, hiçbir şey hatırlamıyorum, beni sürükleyerek götürdüklerini biliyorum’ dedi sadece.

Kolunda serumla bir ara uyumuş. Ayağına vurup uyandırmışlar. 3-4 gün sorguya sabah 10’da alıyorlar, gece 3’te bırakıyorlar. Çok bir şey hatırlamadığını söyledi. Zaten sürekli atak geçiriyor. 4 günde 64 kilodan 58’e düşüyor. İki kere ambulans çağırmışlar, bir kere de sorguya sağlık ekibi geliyor. Yani göz altındayken 3 kere doktor gördü.

EMNİYETTEKİ GÖRÜNTÜLERİ İSTEDİK, MAHKEME REDDETTİ

Akdeniz anemisi hastalığının atakları oluyor. Stres en büyük tetikleyicisi. Atak geçirirken ağır uyuşturucular veriliyor. Mesela karın ağrısıyla başlıyor, iki büklüm oluyor, nefes alamıyor. İlk günlerde ilaçlarını kullanamamış babam. İlacını kullanmayı bir gün bıraksa atak hemen gelir. Her gün iki sabah, iki öğlen, iki de akşam olmak üzere ilaç alıyordu. Kullandığı ağrı kesiciler ağır olduğu için bilinç kaybına sebep oluyor. Mesela bağırsağına sancı girdiğinde belirtisi bağırsak kanseri gibi oluyor. Avukatımız mahkemeden emniyetteki görüntüleri istedi, mahkeme reddetti.

HASTANEDEN ÇIKARTILIP BİR DOKTOR İKİ HEMŞİREYLE DURUŞMAYA GETİRİLDİ

Babam orada yaşadıklarından sonra bir daha toparlayamadı. Hep acile götürdük. En son midesine vurup da bir şey yiyemeyince hastaneye kaldırmak zorunda kaldık. İkinci mahkemesine 4 gün kalmıştı, babam yine atak geçirdi, hastaneye yatırdık. Mahkemeye gidecek durumda değildi. Hatta doktor ben bu şekilde bu hastayı gönderemem dedi. Çorum Özel Hastanesi. Mahkeme hastaneden babamın duruşmaya gelmesini talep etti. Ve hastane de babamı gönderdi. Mahkeme salonuna bir kolunda avukatı, bir kolunda annem iki büklüm halde gitti. Hakim bir-iki soru sorduktan sonra babam zaten kendinden geçti. Ambulans çağırmak zorunda kaldılar.

Emniyetteki ifadeni kabul ediyor musun diye sordular, O da etmiyorum diyor. Babamın ifadesine, ’15 Temmuz’dan sonra biz onu öğrencilerle ilgilensin diye görevlendirdik’ gibi bir şey eklemişler. Babam atak halindeyken evet veya hayırdan başka bir şey söyleyemiyor, o ifadesine yazılanları reddettiği için şu an tutuklu zaten. Ondan sonra tekrar ambulans geldi, tekrar hastaneye gitti. Sonra bir daha yazı yazdılar. Bir doktor iki de sağlık personeli, yanında tekrar mahkemeye çağırdılar. Aynı gün içerisinde oluyor bu. Babam ‘Ben emniyette bu haldeydim. Bana 250 sayfa imzalattılar, hiç birini hatırlamıyorum” dedi. Eğer babam emniyetteki ifadesini kabul etseydi, hiç ceza almadan, hatta savcı koruma istersen koruma da verebilirim demiş, bunu bile teklif ettiler.

Sonra hakim sorguyu kesmek zorunda kaldı. Tekrar hastaneye götürüldü. 1-2 gün daha hastanede yattıktan sonra çıktı. O hastane de bize çok kızdı. Ben sizin böyle olduğunuzu bilseydim kesinlikle kabul etmezdim dedi.
 KONSOLOSLUK MAHKEMEYE HEYET GÖNDERDİ

İlk gözaltına alındığımızda babam beni sorgulayamazsınız demiş. Neden demişler. Cenevre Anlaşmasına göre, ben yurt dışı uyrukluyum, sizin önce Alman Konsolosluğundan izin almanız gerekir. Çok büyük suç işlersiniz ve ben sizi dava ettiğimde sıkıntıya girersiniz, demiş. O zaman aradılar, konsolosluk devreye girdi. Avukatımızı her hafta aramaya başladılar. Gözaltından sonra Ankara’ya bizi çağırdılar. Avukatımızla gittik, bütün başımızdan geçenleri anlattık. Alman bir avukat hepsini not etti. Avukatımıza bizi her konuda bilgilendirmeniz gerekiyor dedi. Hastane raporlarını da istediler, cezaevine babamı ziyarete gideceklerini söylediler. Konsolosluk 2. mahkemeye bir Alman ve 1 Türk olmak üzere bir heyet gönderdi. Babam belli aralıklarla kan tahlili, idrar tahlili yaptırması lazım ve şu anda 14 kişilik koğuşta 38 kişi kalıyorlar.”

TUTUKLANMA GEREKÇESİ: YARDIM

Alman vatandaşı Ahmet Can’a önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, ardından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla dava açıldı. Serbest bırakıldıktan sonra 3 kez mahkemeye çıkan Can, 25 Ekim 2019 tarihindeki son mahkemede sorgu esnasında alınan ifadesini reddettiği için tekrar tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde.






4 Aralık 2019 Çarşamba

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

4 Aralık 2019 
 Erdem Can, işkence mağduru bir ailenin oğlu. Ailesiyle gözaltına alındı. Yaşadığı dehşet üzerine Almanya devreye girip yeşil pasaportla Türkiye’den çıkardı.
Nisan ayının sonunda 17 yaşındaki Erdem Can, anne ve babasıyla birlikte gözaltına alınarak kelepçelendi. Çorum Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen Erdem Can’ın babası işkence gördü, kendisi ise işkenceye varan uygulamalarla karşılaştı. Almanya doğumlu olan Can için Almanya Konsolosluğu devreye girdi ve yeşil pasaportla acilen Türkiye’den çıkardı. Almanya’nın hemen oturum verdiği Can, hem gözaltında yaşadıkları hem de ailesine yapılanlar yüzünden koruma altına alındı.

AİLEMİ BENİMLE TEHDİT ETTİLER

Yeşil pasaportun çok zor verilen bir pasaport olduğunu söyleyen Erdem Can, “14 saat gözaltında kaldım. Yere yatırdılar, ağır hakaretler ve küfürler ettiler, kelepçe taktılar. İfademi yalnız aldılar. Kanunlara göre kelepçe takmamaları gerekiyor. 17 yaşında olduğum için ifademi de psikolog ve avukat eşliğinde alınması lazım. Bunları yapmadılar. Ailemi benimle tehdit ettiler. Çocuğunu yetimhaneye vereceğiz şeklinde tehditler savurdular. 18 yaşına gelince tutuklanacağımı söylediler. Bu şekilde daha çok kırıcı sözler, onları söylemek istemiyorum. Bunlar hakkında dava açtı avukatımız. Ama Çorum’da polisler kendi aleyhine olan bütün dosyaları kapattırıyorlar.” dedi.



6 EVE BİRDEN BASKIN

Telefonlarına, bir miktar paralarına, babasının saat koleksiyonuna el konulduğunu ve geri verilmediğini söyleyen Erdem Can, geçtiğimiz Ramazan ayına bir hafta kala Çorum’da 6 eve birden yapılan baskında gözaltına alındı. O gün bir arkadaşının evine misafirliğe gitmişti. Sabah 6’da polisler geldi, kendisiyle birlikte dört kişiyi yere yatırdı. Ağır hakaretlere ve küfürlere maruz kaldılar. Ev darmadağın edilerek arandı. Aynı anda Can ailesinin evine de baskın yapılmış, annesi, babası çıplak aramadan sonra gözaltına alınmıştı.

ÖNÜME BİR PARÇA EKMEK FIRLATTILAR

Erdem Can dedesinin “o daha çocuk” çırpınışları üzerine 14 saat sonra serbest bırakıldı. Fakat emniyette kendi yaşıtı bir arkadaşıyla birlikte kaldığı odada kötü muamele gördü: “Beni arkadaşımla birlikte bir odaya attılar. Kapalı bir oda. Nezarethane değildi. Bir süre kendimi toparlayamadım, tam darp diyemesem de benzer şeyler yaşadım. Dalga geçtiler benimle. Çok fazla duygu istismarına uğradım. Sözle çok taciz ettiler. Aşağılayıcı kelimeler, küfürler… O odada uyumaya çalıştım, soğuktu, iki camı vardı. Camı bilerek kapattırmadılar. Kapatmayacaksın, dediler.”

Bir polisin “Yemek yer misin?” diye sorduktan sonra önüne bir parça ekmek fırlattığını söyleyen Can o an psikolojisinin çöktüğünü anlattı: “Ben haliyle açım. 12 saat olmuştu. Hala ne yemek ne su vermemişlerdi. Tuvalete izin vermiyorlar. Bir polis önüme ekmek fırlattı. Bu çok kötüydü. Ciddi anlamda çöktüm.”

ERDEM CAN RÖPORTAJINI BU LİNKTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ

‘EVDE 14 SİLAH BULDUK’ DİYE İFADEME YAZMIŞLAR

Söylemediği bilgilerin ifadesine yazıldığını belirten Can, “İfademi alırken ‘Evde kaç silah var’ diye sordular. Silah yok dedim. Aradılar, bulamadılar bir şey zaten. Sürekli kafa karıştırıcı sorular soruyorlar. Kalakalıyorsunuz. Ondan sonra bildiğini yazıyor. Ben mesela ifademi okuduğumda evde 14 silah var demişim, oysa ki öyle bir şey demedim. Düzelttirdim onu. Bir bilinçsizlik yapıp okumamış olsaydım o şekilde kalacaktı. Ayrıca senin babanın Hizmet Hareketiyle bağlantısı ne? Siz kimsiniz? Neler yapıyorsunuz? Faaliyetleriniz neler? şeklinde sorular sordular. Yani sanki gerçekten terör örgütüyle uğraşmışım gibi beni yargıladılar. Polisler konuşurken ‘buna napıcaz’ dediler benim hakkımda, ’18 yaşından küçük olduğu için çok fazla bir şey yapamıyoruz’ dediler.” diye konuştu.

TAKİP EDİLDİM

Serbest bırakıldıktan sonra 8 gün tek başına yaşamak zorunda kalan Erdem Can, takip edildiğini de söyledi: “Sürekli aynı kişiyi görüyordum. Takip edildiğim şuradan da belli, babam ifade verirken, senin oğlun şunları yapıyordu. Biz görüyorduk, biliyorduk, denilmiş. Annem-babam nezaretteydi. Biz kız kardeşimle birlikte dışarıda tek başımıza kaldık. Babaannem yaşadıklarımızı anlamadı. Kardeşimin psikolojik sıkıntıları oldu. Kardeşimi bir aile yakınımızın yanına gönderdik. Ben evde tek başıma kaldım. 8 gün sonra ailem gözaltından çıktı. Ama sonra babam tekrar gözaltına alınıp tutuklandı.”

BAĞLAMA ÇALIYOR, TÜRKÜ SÖYLÜYOR

2002’de Almanya Dinslaken şehrinde dünyaya gelen Erdem Can, 3 yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye döndü ve orada büyüdü. Görüştüğümüzde olayların etkisini hala üzerinden atamamıştı, kelimelerini çok zor toparlıyor ve sürekli uzaklara dalıp gidiyordu. “Daha çok şey yaşadım da hepsini unuttum. Unutmak istediğim şeyler vardı.” diyor.

Olaylardan bu kadar etkilenmesinde sanatçı kişiliğinin de etkisi büyük. Çorumlu bir bağlama üstadından ders alan Erdem, hem çalıp hem de türkü söylüyor. Alevileri çok sevdiğini ve bu yüzden bağlamaya merak sardığını belirtiyor. Yaşıtlarından farklı olarak Pir Sultan Abdal’dan, Muharrem Ertaş’tan, bozlaklardan bahsediyor. Uzun hava sevdiğini anlatıyor.



ALMAN YETKİLİLERE ÇAĞRI

Hem Türk hem Alman vatandaşı olan Erdem Can, 22 Şubat 2020’de 18 yaşını girince Alman kanunları gereği iki vatandaşlıktan birini seçmesi gerekecek. Alman vatandaşlığına geçmek istediğini söyleyen Erdem Can, üç hafta önce ikinci kez tutuklanıp Çorum Cezaevine gönderilen babası için Alman yetkililere çağrıda bulundu:

“Beni buraya getirdiğiniz ve korumaya aldığınız için çok teşekkür ederim. Demokratik bir ülkede yaşamak ve burada iyi bir eğitim almak istiyorum. Biz 4 kardeşiz. İki abim burada okuyor ve ben de onlarla kalıyorum ama babam zor durumda. Hala Çorum Cezaevinde. Gözaltındayken işkence gördü. Babam sadece insanlara yardım ettiği için yargılanıyor. Hakkında bir örgüt üyesi olduğuna dair delil yok. Ellerinde hiçbir şey olmadan babamı tutuyorlar.”

Erdem Can, 7 ay önce Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan babası hakkında bilgi almak için kendisinin de alıkonulduğunu belirtti. Önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, sonra da örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 3 hafta önce ikinci kez gözaltına alınan ve bu kez tutuklanan baba Ahmet Can, 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf Mahkemesinde.
 
YARIN
  • AKDENİZ ANEMİSİ HASTASI BABA AHMET CAN’A ÇORUM KOM’DA NASIL İŞKENCE YAPILDI?
  • ALMAN KONSOLOSLUĞU DEVREYE NASIL GİRDİ?
  • MAHKEMELERE KATILAN İKİ ALMAN YETKİLİ NE YAPTI?
  • GÖZALTINDAYKEN 3 KEZ DOKTORA GÖTÜRÜLDÜ
  • AMBULANSLA DOKTOR EŞLİĞİNDE MAHKEMEYE ÇAĞRILDI



3 Aralık 2019 Salı

Felçli Yavuz Selim Öğretmen 950 gündür cezaevinde tutsak!

3 Aralık 2019 
Yüzde 54 ortopedik engelli, kulağı duymayan ve ileri derecede böbrek hastası olan Yavuz Selim Burgu, 950 gündür Kayseri Bünyan Cezaevinde tutuklu.
Davası görülürken hakimin “Sakatsın ayağa kalkamıyorsun zaten, otur” dediği matematik öğretmeni Yavuz Selim Burgu’nun eşi Rukiye Burgu, bir engelli eşi olarak yaşadıklarını sosyal medyadan paylaştı.

“Keşke sosyal medyada sevgi pıtırcıklı, engelli adayıyız tweetleri ile sorun çözülse. Yüzde 54 ortopedik engelli, kulağı duymayan, ileri derecede böbrek hastası 950 gündür cezaevinde. 950 gün uzun bir zaman. Engelli bir adam için daha uzun. 5275 sayılı yasa ne zaman uygulanacak” dedi.

Eşinin cezaevinde 3 kez düştüğünü ifade eden Rukiye Burgu, ciddi bir sorun oluşmadığı için şükrettiğini ifade etti.

YERİNDEN KALKIP ÇAY BİLE ALAMIYOR


Dünya Engelliler Günü ile ilgili oğluna verilen ödevi görünce çok üzüldüğünü ve uzun süre etkisinden kurtulamadığını belirten Rukiye Burgu, “Oğlumun ödevi #dünyaengellilergünü ile ilgiliydi. Konusu engellilerin karşılaştıkları sorunlar ve yaşadıkları mağduriyetler. Yerinden kalkıp çayını bile alamayan, buna rağmen 32 aydır tutuklu, felçli bir babanın çocuğu olarak ne yazdı ödevine cesaret edip bakamadım.” ifadelerini kullandı.

5276 sayılı Ceza İnfaz Kanuna göre cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen tutukluların cezası ne olursa olsun hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor.

Yavuz Selim Burgu, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandı ve 8 yıl 9 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylandı. Yavuz Selim Burgu’nun cezaevinde yaşadıklarını ilk insan hakları savunucu ve HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gündeme getirmişti.

Cezaevinde üç kez düşen Yavuz Selim Burgu, çayını bile alamayacak kadar hasta bir tutuklu.







KHK’lı engelli öğretmenden Adalet Bakanı’na: Tekerlekli sandalyede bile kelepçelendim

3 Aralık 2019 
Engelli öğretmen Muhammed Koşar, Adalet Bakanının 3 Aralık Dünya Engelliler Günü mesajına tepki gösterdi. BOLD’a konuşan Koşar, tekerlekli sandalyede kelepçelendiğini anlattı.



Engelli öğretmen Muhammed Koşar, Adalet Bakanının 3 Aralık Dünya Engelliler Günü mesajına tepki gösterdi. BOLD’a konuşan Koşar, tekerlekli sandalyede kelepçelendiğini anlattı.

Sınıf öğretmenliğinden KHK’yla ihraç edilen, ardından tutuklanan engelli öğretmen Muhammed Koşar, Adalet Bakanı Abdülhamid Gül’ün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü mesajına tepki gösterdi.

31 Ekim 2019’da tahliye edilen Muhammed Koşar, Bakan Gül’e hitaben; “Benim gibi bir engelliyi de saçma sapan nedenlerle görevinden ihraç edip açlığa mahkum ediyor, yetmiyor, onu bir de hapis cezası ile taçlandırıyorsunuz. Bunu söylemeyi unutmuşsunuz.” dedi.

Abdülhamit Gül mesajında “Engellerin ancak el birliğiyle aşılabileceğinin farkındayız. Adalete erişimin kolaylaşması için engelli istihdamını artırıyor, engellilere özel uygulamalar geliştiriyor, adliyelerimizin fiziki yapısını bu doğrultuda şekillendiriyoruz.” demişti.

Koşar, dava açtığı Bank Asya’da hesabı var diye savunma dahi yapamadan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezası İstinaf Mahkemesi tarafından onaylanan Koşar, 5 Eylül 2019’da Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevine gönderildi. Yaklaşık iki ay sonra 31 Ekim 2019’da yargı düzenlemesi nedeniyle tahliye edildi.

Sıkma börek yaprak ailesini geçindiren 19 yıllık sınıf öğretmeni Muhammed Koşar, Abdülhamit Gül’ün paylaşımından sonra bir video mesaj yayınlayarak içeride yaşadığı zorlukları anlattı, diğer tutuklu engellilerin durumuna dikkat çekti.

ARKADAŞLAR SIRTINDA TAŞIYORDU

Koşar, “Banyoda kayma tehlikesi var diye, çünkü kaysam ölüm dahil başka kalıcı hasarlara sebep olma ihtimali büyük, Adana gibi bir yerde diğer arkadaşlar günde 2 -3 kez banyo yaparken ben haftada ancak 2 kez yapıyordum. Adeta kokuyordum. Adana’da yaşayanlar bilir, nemden dolayı insan 1 gün banyo yapmasa ter kokusundan yanında durulmaz. Tek hava alma imkanımız olan açık alandaki spor faaliyeti olduğunda x-ray ötüyor gerekçesiyle koltuk değneklerim verilmiyordu. Ben arkadaşların sırtında sahaya götürülüyordum. Ve orada sadece oturmak zorunda kalıyordum. Yatakhane üst katta idi. Merdivenler çok dikti. Oradan da ben değil herhangi bir insan düşse bir yerleri mutlaka kırılır. Ben çok inim çıkmamaya çalışıyordum, bir şey lazım olduğu zaman arkadaşlar getiriyordu.” ifadelerini kullandı.

GARDİYAN “YAŞIYOR MU?” DİYE DALGA GEÇTİ

Cezaevindeyken böbreklerinden rahatsızlanan Koşar, “Bu yaşıma kadar yaşamamıştım. Börek rahatsızlığı yaşadım. Hatta bir gün sayım için aşağı inemedim. Arkadaşlar rahatsız olduğumu inecek durumda olmadığımı söyleyince, gardiyanın biri ‘yaşıyor mu’ diye dalga geçti.” dedi.

ENGELLİLERİN NE YAŞADIĞI KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL

Koşar şöyle devam etti: Hastaneye giderken arabaya bindirdiklerinde (değneklerim olmadan zaten hareket edemiyorum) bunu belirtmeme rağmen hem değneği alıyorlar hem kapıyı kilitliyorlar hem de kelepçe takıyorlardı. Hastane de tekerlekli sandalyede bile kelepçe taktılar.”

19 yıl sınıf öğretmenliği yapan Koşar, engelliler günü paylaşımı yapan sosyal medya kullanıcılarının da bu konuda duyarlı olmasını istedi. “Ben çıktım ama cezaevlerinde engelli birçok insan var. Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle herkes sosyal medyada “engeller kalmasın” gibi romantik paylaşımlar yapıyor. Cezaevindeki engellilerin nasıl yaşadığı kimsenin umurunda değil. Kanunlara göre cezaevinde bakımını yapamayan insanların tahliyesi edilmesi gerekiyor. Sizden rica ediyorum, lütfen bu soruna duyarsız kalmayın. Cezaevindeki engellilerin sesi olun.”

EN SON RESMİ RAKAM 2016 YILINA AİT

Cezaevlerindeki engellilerle ilgili en son açıklanan resmi rakam 2016 yılına ait. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ceza infaz kurumlarında 3 Ekim 2016 itibarıyla engelli 581 hükümlü ve tutuklunun olduğunu söylemişti.

9 SORU ÖNERGESİ, 1 KANUN TEKLİFİ VERİLDİ


İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu cezaevindeki engellilerle ilgili Meclise 9 soru önergesi, 1 kanun teklifinde bulundu. Gergerlioğlu, “Engelli KHKlılar, sosyal yardım alamayan, eğitimde fırsat eşitsizliği mağduru engelliler, cezaevindeki engelliler ve özel eğitim öğretmenleri sadece bugün değil her gün yaşadıklarınızı dert ediniyor çözüm için çalışmalar yürütüyorum!” dedi.

2 Aralık 2019 Pazartesi

Polisin belini kırdığı Zeycan Balcı: Sahipsiz bırakılırsak o polis aklanabilir

2 Aralık 2019 
Polisin tekmelerle adliye önünde belini kırdığı avukat Zeycan Balcı, kendisine saldıran polisin kimliğini tespit sürecini ve verdiği mücadeleyi BOLD’a anlattı.


Türkiye’de herkes, her an, her yerde polis şiddetiyle, işkenceyle karşılaşabiliyor ama hakkında soruşturma açılabilen, mahkemeye getirilen, ceza alan güvenlik görevlisi çok az. Son üç yıldır ise neredeyse yok gibi.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 22 avukatın yargılandığı davanın 30 Mart 2016’da görülen duruşması sonrasında, meslektaşlarına destek olmak için adliye önünde oturma eylemi yapan avukatlara polis müdahale etmiş, avukat Zeycan Balcı Şimşek’in aldığı tekme darbeleri sonrası beli kırılmıştı.

Şimşek, şahitlerin ve kameraların gözü önünde darp ile yapılan bu işkencenin sorumlularına karşı üç yıldır hukuk mücadelesi yürüttü ve nihayet kimliği tespit edilen Murat A. hakkında soruşturma başlatabildi.

Şimşek’e tekme atarak sakat bırakan polis memuru Murat T., 9 Aralık’ta İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesi saat 09.30’da, “yaralama, kemiklerin kırılmasına sebep olacak şekilde kasten yaralama, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” suçlarından yargılanacak.

ONUNLA YÜZLEŞMEK İSTİYORUM

“Onunla yüzleşmek istiyorum ve ceza alması için elimizden geleni yapacağız” diyen Şimşek hasta haliyle hiç vazgeçmeden sürdürdükleri hukuk mücadelesini BOLD’a anlattı.

İki çocuk sahibi 36 yaşındaki genç avukat, adli tıbbın verdiği rapora göre sakat kalmış durumda. Yüzde 24 oranında malûliyet yani işten güçten yoksun kaldığını tespit edildi. Şimşek, sadece hukuk mücadelesi vermiyor, bozulan sağlığını geri kazanmak için de çabalıyor:

“Belimde iki kırık var. Kırıklar kasa saplandı ve o yüzden ameliyat yapılamadı. Felç kalma durumu olacağı için. Yaşam kalitem çok düştü. Çok ağrı var. Sürekli bir ağrı ile baş etmek zorundayım. Hastane çok ilaç kullandırdığı için bu arada ilaç alerjisi oldum. Sürekli eğilme ihtiyacı duyuyorum. Çok yürümek, ayakta durmak, araba kullanmak… Önceden 6 saat araba kullanırdım, şimdi bir saat kullanamıyorum. Gün içinde yorulduğumda korkunç bir ağrı oluyor, uyuyamıyorum. Ama yapacak bir şey yok, bununla baş etmek zorundasın diyorlar.



20 DAKİKADA 300 İĞNE YAPILIYOR

Arada fizik tedavi görüyorum. Arada nöral tedavi oluyorum, tüm vücuduma 20 dakikada 300’e yakın iğne yapılıyor. 6 ayda bir bu tekrarlanıyor. Akupunktur iğneleriyle ağrı kesici ve çeşitli ilaçlar enjekte ediliyor, bütün vücudum morarıyor. Uyutmadan yapıyorlar. Tabi ki iyi geliyor. Ağrılar arttığında aletli plates önerdiler, onu yapıyorum. Yine de yürüyebiliyorum çok şükür.

3 YILDIR ÇOCUĞUMU KUCAĞIMA ALAMIYORUM

Önceden çok yoğun çalışıyordum, artık çok az iş yapabiliyorum. Biri 1,5 yaşında olmak üzere iki çocuğum var. O tarihten itibaren hiç kucağıma alamadım. Uyuduğunda bir yerden yere götüremiyorum. Alışveriş poşeti dahil hiçbir şey taşıyamıyorum. Belim kırıldı ama hayatımı da mahvettiler. Ben iki doğum dışında hiç doktora gitmeyen bir insandım. Hiçbir hastalığım yoktu. 3,5 yıldır sürekli hastane süreçleriyle uğraşıyorum.”



AYLARCA GÖREVLİ POLİSLERİN LİSTESİNİ BEKLEDİK

Şimşek, meslektaşı İbrahim Ergün ile birlikte yürüttükleri süreçte emniyet müdürlüğü, savcılık, bilirkişiler arasında sabrı zorlayan bir mücadele verir:

“Her aşaması çok zordu bu sürecin. İlk önce Emniyet Müdürlüğü görev listesini göndermedi. Savcı liste gelmediği sürece benim yapabileceğim bir şey yok, kim olduğunu tespit edemiyoruz dedi. O gün görevli olan polislerin listesini almamız aylarca sürdü. O geldi, bu defa fotoğraftan teşhis yapmak için fotoğrafları yollamadılar. Çok ciddi ve ısrarlı bir süreç geçirdik. Bu arada 6 kez savcı değişti. Ve her bir savcının dosyayı ele alması 2-3 ay sürdü. Meslektaşlarımız resmen kapıda yattı. Sürekli taleplerde bulundular. Sürekli rapora gönderilmesini istediler. Polis memurunun fotoğraftan teşhisi çok zor oldu. Savcılık bunu tespit edecek bilirkişi bulamadı. Birçok bilirkişi yanaşmak istemedi. Birkaç bilirkişiye verildi, onlar dosyayı iade ettiler. En son bütün basındaki kamera kayıtlarını tek tek incelettik, bilirkişilerden yardım aldık, tek tek fotoğrafları bastırıp savcılığa sunduk. Savcılık emniyete yazdı ve emniyet nihayet kişinin ismini yolladı.”

Zeycan Balcı Şimşek, o polislere emir veren amirleri hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını ama takipsizlik kararı çıktığını ifade ediyor:

“Sadece memura dava açıldı. Biz emri veren bütün amirler hakkında suç duyurusunda bulunmuştuk. Diğerleri hakkında takipsizlik çıktı. Bir yargılamadan, cezalandırmadan söz ediyoruz ama bir aklanma da söz konusu. Emri verenler aklanmış oldu. Anayasa Mahkemesine başvurduk, bunlar da yargılanmalıdır diye. Olay kamuoyunun ve basının gözü önünde olduğu için ve ısrarlı bir süreç yürütüldüğü için bir polise dava açılmış oldu.”

Bu süreçte karşı taraf da boş durmaz. Savcı, Zeycan Balcı Şimşek ve diğer avukatlara polise mukavemetten dava açar. Ancak davaya takipsizlik kararı verilir:

“Çağlayan Adliyesi önünde herkes basın açıklaması yapar, orası bunun için kullanılan bir alandır. Açıklama 1-2 dakika sürer biter. Savcı da, barolar da, avukatlar da herkesin kullandığı bir yer. Adalet nöbetleri iki yıl boyunca her hafta orada gerçekleştirildi. Savcı bize orada polise mukavemet gösterdik diye dava açtı. 2911. maddeden bu davaya takipsizlik verildi. Çünkü burası basın açıklaması alanıdır, yasal bir yerdir denildi. Görmüşsünüzdür, ben oturuyorum ve kalkamıyorum zaten. Çünkü cübbeme basıyorlardı. Ne kadar kalkmaya çalışsam beceremedim ve en sonunda tekmeleye tekmeleye aşağı indirdiler. Kayıtların tamamını izlediğimizde, öndeki polislerin meslektaşlarımızı ellerinden tutup dansa kaldırır gibi kaldırdıklarını gördük. Bir olay yok, polise karşı bir saldırı yok. Ama bizi arkadan tekmeleyerek işkenceyle almaya çalıştılar. Sistematik bir işkenceyle belimin kırıldığını düşünüyorum ve o yüzden de çok uğraştık, çok mücadele ettik.”



SAHİPSİZ BIRAKILIRSAK AKLANABİLİR

Şimşek bu tür davalarda kamuoyunun ve basının ilgisini önemli olduğunu vurguluyor ve herkesi desteğe çağırıyor:

“Aklanabilir, bunu zaman içinde göreceğiz. Sahipsiz bırakılırsak aklanabilir. Eğer aklanırsa Anayasa Mahkemesi ve AİHM’ne başvuracağız. Ceza alması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu sadece bana yapılmış bir şey değil. Hem avukatlık mesleğine, hem avukatlara yapıldı. Ben 1.55 boyundayım, 1.95 boyundaki polis saldırıyor. Bir devlet şiddetidir bu. Hem devlet, hem erkek şiddeti. Oturan bir kadını tekmeleyerek öldüresiye dövüyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Hem kadınları hem toplumsal muhalefeti destek olmaya çağırıyoruz. Sanık polis mahkemeye getirilmeyecekse getirilmesini talep edeceğiz. Eğer SEGBİS ile katılacaksa da SEGBİS’in yapıldığı mahkemeye gideceğiz. Orada olmak istiyoruz. Çünkü kendisiyle yüzleşmek istiyorum. Onun da beni görmesini istiyorum.”


ZEYCAN BALCI'NIN BELİNİ KIRAN POLİS 3 YIL SONRA YARGILANACAK



29 Kasım 2019 Cuma

“Buraya hapsedildim! Kendimi bitmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu”

29 Kasım 2019 
Cezaevinde bunalıma giren sınıf öğretmeni Zübeyde Gülle, içini bir mektuba döktü: “Buraya hapsedildim ve kendimi bitmiş, tükenmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu. Ölümümü can-ı gönülden istiyorum…”



18 aydır Ordu E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Zübeyde Gülle (31), insan hakları savunucu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazdı. Dosyasının Yargıtay aşamasında olduğunu ifade eden Gülle, tutuklandığı ilk aydan beri Ağır Ceza Mahkemesine, İstinaf Mahkemesine, Yargıtaya 50’den fazla mektup yazdığını ama kimseye haksız yere tutuklandığını anlatamadığını söyledi.

Gülle, “Her birine ayrı ayrı yaşadığım süreci, mağduriyeti anlattım ama nafile. Kendimi artık yok gibi hissediyorum. Yoksa hiçbir kabahatimin olmadığını bilmelerine ve görmelerine rağmen bana ve aileme bu zulmü yaşatmazlardı. Olanlara kesinlikle anlamak veremiyorum” dedi.

Kendisini bitmiş, tükenmiş, mahvolmuş hisseden genç öğretmen, “Kime ne yazacağımı bile bilmiyorum. Ölümümü can-ı gönülden istiyorum” ifadelerini kullandı.

MAHKEME BAŞKANI BENİ DIŞARI ATTI

4,5 ay için 3 kez mahkemeye çıktığını, mahkemelerinin 5 dakika sürdüğünü, ikinci mahkemede başkan tarafından dışarı atıldığını belirten Gülle, Bylock kullandığı iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bylock’u ilk kez duyduğunu ve kullanmadığını mektubunda şöyle açıkladı:

“Arkadaşım kendi telefonunda hata veren programı benim telefonuma attı ve denemek istedi. O zamana kadar bu programın adını bile duymamıştım. O zaman da hiç önemsemedim. Program çalışmayınca zaten kaldırdım hemen. Mesajlaşma, arkadaş listesi, şifre, hiçbir şey yok. Sadece 3 günlük sinyal gözüküyor. Bulunduğum şehirdeki başka birinin mesajlarından adım geçtiği için beni de programı kullanmış kabul ettiler. Kullanmadığımı anlatmaya çalıştım ama ne hakim ne savcı beni dinlemedi.”

BİR DAĞ KÖYÜNDE YAŞIYORDUK, ÜNİVERSİTEYİ İLK BİZ KAZANDIK

5 çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olarak dünyaya gelen Zübeyde Gülle, bir dağ köyünde eğitim mücadelesine başlamış. Üniversiteyi kendi çabasıyla bitirebilen Gülle, Trabzon’da özel bir okulda 7 yıl sınıf öğretmeni olarak görev yaptığını, mesleğime aşık bir insan olduğunu, öğrencileri için yaşadığını da sözlerine ekledi:

“Annem ve babam köyde yaşayan insanlar. Kimsenin üniversiteye gitmediği yüksek bir dağ köyünden ilk defa üniversiteye ben ve ablam gittik. Bizden sonra kardeşlerimiz de okudu. Ablam da sınıf öğretmeniydi ve ihraç edildi. Benim yüzümden küçük kardeşlerim de işe giremiyor. Anlayacağınız 5’imiz de üniversiteli işsizler olarak hayatımız devam ettirmeye çalışıyoruz. Türlü zorluklarla okuduk. Ailemden hiçbir yardım almadan okuyup öğretmen oldum. Çalışmaya başlayınca kardeşlerimizi okuttuk.”

ANNEM ÜZÜNTÜDEN FELÇ GEÇİRDİ, BABAM YÜZDE 80 ENGELLİ

Anne ve babasının sağlık durumlarının kötüye gittiğini ifade eden genç öğretmen çaresizliğini yazıya böyle döktü:

“Ben kurban seçildim, ben de bu ülkenin evladıyım, ülkeme küsmek istemiyorum” diyen Gülle ailesinin durumunu da anlattı: “Ailem mahvoldu. Annem baban üzüntüsünden 6 ay önce felç geçirdi. Zaten ağır kalp hastasıydı. Babam yüzde 80 engelli ve yürüyemiyor. 2 küçük kardeşim anneme ve babama bakıyor. Annem hastanede yatıyor. Erkek kardeşim yanında bakımını yapıyor. Diğer kardeşim köyde babama bakıyor. Yanıma kimse gelip gidemiyor. Babam Bağkur emeklisi. Aldığı maaş kendi masrafların yetmiyor. Bana akrabalar gönderirse para gönderiyorlar. Babamı en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum bile. Annem her telefon görüşmemizde ağlıyor. “Ölmeden seni göreyim” diye ağlıyor. Kendimi geçtim artık ama ailemin durumuna katlanamıyorum. Psikolojim alt üst oldu. Trabzon’a sevk istiyorum. O bile çıkmıyor. Ölümümü can-ı gönülden istiyorum.”

NESRİN GENÇOSMAN‘IN HASTALIĞININ HER ANINA ŞAHİTLİK ETTİM



Zübeyde Gülle, Temmuz 2018’de zatürre olan ve tedavisi geciktirildiği için ihmal sonucu hayatını kaybeden Kuran öğretmeni Nesrin Gençosman ile dost olduklarını, aynı cezaevinde bulunduklarını ve hastalığının her anına tanıklık ettiğini söyleyerek mektubunu tamamladı:

“Buraya geldiğimin 2. ayında çok sevdiğim 10 yıllık dostum Nesrin Gençosman vefat etti. Bizi beraber tutuklamışlardı. Onun hastalığının her anına şahitlik ettim. Etkisini hala üzerimden atamıyorum. Sürekli rüyamda görüyorum. Psikolojik olarak çok etkilendim. İnanın cümleleri toparlayamıyorum…. Koğuşta 8 kişiyiz. Koğuşun şartlarını anlatmaya bile hacet duymuyorum. Cezaevi işte. Yaşamaya gayret gösteriyoruz. Yorulduk, bunaldık artık. Bitsin bu süreç diye dua ediyoruz… Özgürlük bir başkaymış. Affedilecek bir hareketim olmadı ama maalesef şu anda birkaç kişinin 2 dudağının arasından çıkacak bir karara bağlı hayatımız.”

ZÜBEYDE GÜLLE’NİN MEKTUBU




21 Kasım 2019 Perşembe

Afyon Cezaevinde ilahi söyleyerek işkence yaptılar: Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler

21 Kasım 2019 
Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlara, Afyon Terörle Mücadele polislerinin “Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler” ilahisini söyleyerek elektrikle işkence yaptıkları ortaya çıktı.

A.K.’nın kimliği ve fotoğrafı güvenlik gerekçesiyle gizlenmiştir.

Mustafa Yıldızdoğan’ın ‘Ölürüm Türkiye’ şarkısıyla işkence yapan Emniyet görevlilerinden sonra ilahiyle işkence yapanların da olduğu anlaşıldı. Nisan 2017’de gözaltına alınan ve Afyonkarahisar Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 13 gün kalan A.K, hem kendisine hem de nezarethanede tanıştığı bir ilahiyatçıya yapılan işkenceleri anlattı.

Gözaltındayken darp edilerek işkence gören KHK’lı vergi uzmanı A.K, “Beni bir odaya alıp kafamı duvarlara vurarak, yaka paça döverek darp ettiler. Ama Kemal adında birine elektrik verdiler. Vücudundaki lekeleri gördüm. Göğsünün ve göbek deliğinin üzerine elektrik bağlamışlardı. Hastanelerde EKG çekmek için aparat bağlıyorlar ya onun gibi aletler kullanıyorlar. Hem elektrik veriyorlar, hem de “Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler” ilahisini söylüyorlar. Kemal’in kafasına poşet geçirmişler. Bir taraftan nefes alamıyor, diğer taraftan da elektrik şokuna maruz kalıyor” dedi.

YAŞADIĞIMIZ ACILARIN TARİFİ YOK

Kısa bir süre önce tahliye olan A.K. (36) “Yaşadığımız acıların tarifi yok” diyerek gördükleri işkenceleri Bold Medya’ya anlattı:

Ocak 2017’de 679 sayılı KHK ile ihraç edildim. Bir şehirde vergi uzmanı olarak çalışıyordum. 2017 Nisan ayında gözaltına alındım, 8 Mayıs 2017’de tutuklandım. Bir ifadede adım geçtiği için örgüt üyesi olmakla suçlanıyordum. Biri gidip adımızı vermiş.

26 Nisan’da gözaltına alındık. Bizi Afyon Emniyet Müdürlüğüne götürdüler. Nezaret karanlık kasvetli bir ortam. Büyük bir nezaret. Herkes birbiriyle tanışıyor, konuşuyoruz tabi ister istemez. Sorguya çekilmeyi bekliyoruz. Ne olacak ne bitecek diye. O anda kimsenin işkenceden haberi yok.

BANA NE OLDUĞUNU KESİNLİKLE SORMAYACAKSINIZ

İlk önce Barış diye bir çocuğu götürdüler ilk. İsminizi okuyorlar, alıyorlar sizi yukarıya götürüyorlar. Barış yukarıya çıktıktan sonra aşağıya geldiğinde çok kötüydü. Vücudunda bir şey yoktu ama yüzü yüz ifadesi çok kötüydü. Hayırdır ne oldu, diyoruz anlatmak istemiyor. Herkes sorunca arkadaşlar bana ne olduğunu kesinlikle bir daha sormayacaksınız dedi. Herkes sustu.

TEM şubenin içine ilk girdiğimizde zaten duvara yüzümüzü döndürüyorlar. Orada hakaretler başladı. İşte imamlar geldi diye dalga geçiyorlar. Ellerimiz kelepçeli. Etrafımıza bakamıyoruz. Kafamızı kaldıramıyoruz. Etrafınıza baktığınızda da gelip ya kafanızı duvara vuruyorlar ya da orada rencide edici söylemlerde bulunuyorlar.

SARI SAÇLI BİR KADIN POLİS VARDI, SÖYLEDİKLERİNİ UNUTAMIYORUM

Sarı saçlı bir kadın vardı. Sarışın, göbekli, kilolu… Sürekli bana aileme, eşime, çocuklarıma küfür etti. Af buyurun ….. şunun bususunuz… yok analarınızı bilmem ne, karılarınızı bilmem ne gibi hakaretler, yakası açılmamış küfürler. O kadını hiç unutmuyorum. Onca hakareti duyunca psikolojik olarak çöküyorsunuz.

Barış’tan sonra, yaklaşık 8-9 saat, biz yukarıya çıktık. Bir saat yüzüm duvara dönük, başım eğik bir vaziyette bekledim. Oturabilir miyim deyince.. “Lan sen kimsin? Oturacaksın, bir de terbiyesiz terbiyesiz oturmak istiyor şuna bak dedi. Oturtacağım ben seni bir yere gibi” ağır bir cümle kullandı.

YAKAMDAN TUTUP DUVARA VURMAYA BAŞLADILAR

Beni bir odaya aldılar. İçeriye girdim. Kamerayı yukarıya doğru çevirmişlerdi. Nasıl anlatsam… O anı yaşıyor gibiyim şu an. Duygulanıyorum… Yakamdan tuttu beni duvara vurmaya başladı, sonra kafamdan, saçlarımdan tuttu. Odaya 15 Temmuz gecesi Emniyet Daire Başkanlığında şehit düşmüş birinin fotoğrafını asmışlardı. Kanlar içinde yerde yatan biri. Kafamdan tuttu, beni fotoğrafa yaklaştırdı. Bunu siz yaptınız, onu siz öldürdünüz diye yumruk atmaya, tekmelemeye başladılar. İki yakanızdan tutup iyice duvara vuruyor.

Sonra bir sandalyeye oturttular. Onu tanıyor musun? Bunu tanıyor musun? diye sordular. Benim araba plakama kadar her şeyi biliyorlardı. Fişlenmişim yani. Ben vergi uzmanlığından önce 4-5 yıl polis olarak çalışmıştım, 2007-2012 arasında. O yüzden polislere şu anda sizin yaptığınız işkenceye girer. İşkence zaman aşımına uğramaz. Beni dövdünüz mahvettiniz dedim. Biz sana daha hiçbir şey yapmadık, sen arkadaşlarının halini gör dediler.


BARO AVUKATI, YAPABİLECEĞİM BİR ŞEY YOK DEDİ

Barodan bir avukat eldi. O halimi gördü. Beni dövüyorlar dedim. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Nasıl yok, yüzüme baksanıza dedim. Yapacağımız bir şey yok. Şu anda sizin durumunuz bu, dedi. Ben aşağıya indikten sonra birkaç arkadaş yukarıya çıktı. Onları başka bir odaya götürmüşler. Kemal isminde biri vardı. Orası, bağırdığın zaman duyulmayacak, ses geçirmez bir oda mıydı bilemiyorum ama işkence odası olduğundan eminiz.

ODAYA GİRER GİRMEZ…

Kemal odaya girer girmez kafasına poşeti geçiriyorlar. Nefes alamıyor. Yere yıkıyorlar. Tekmeliyorlar. Dövüyorlar. Sonra sandalyenin üzerine oturtuyorlar. Kemal anlat diyorlar. O da diyor ki ne anlatayım? Biz senin her şeyini biliyoruz, sen de anlatacaksın diyorlar. Sonra elektrik veriyorlar. Ben kendim gördüm, göğsünün ve göbek deliğinin üzerinde lekeler vardı. Hastanelerde EKG çekmek için aparat bağlıyorlar ya onun gibi aletleri kullanıyorlar. Hem elektrik veriyorlar, hem de “Seher vakti bülbüller / ne de güzel öterler” ilahisini söylüyorlar. O esnada Kemal’in kafasında poşet varmış. Bir taraftan nefes alamıyor, diğer taraftan da elektrik şokuna maruz kalıyor.

Kemal nefessiz kalmış, o an öleceğim zannettim dedi. Poşete delik açmışlar. Biliyorlar yani ne zaman açacaklarını. Sonra nefes almaya başladım diyor. Kemal, Barış yaklaşık 13 gün işkence gördüler. Kemal, ilahiyatçı bir arkadaştı. 3-4 kişiye böyle ağır işkenceler yaptılar. Bize yapılan işkence darp işkencesiydi. Bu arkadaşları hastaneye götürmediler. Krem verdiler. Kemal ile daha sonra aynı cezaevinde karşılaştık, o zaman anlattı bunları. Sonra Kemal’i başka yere götürdüler, irtibatımız koptu. Abdurrahman adında bir çocuğa da işkence yaptılar.

HÜCREYE KOYDULAR

Nezarette 13 gün yattım, 12 yazmışlar resmi evrakta ama 13 gün yattık. Ondan sonra tutukladılar. Afyon Cezaevine gönderildik. Hücreye koydular. Bizimle beraber alınan arkadaşların çoğunu hücreye attılar. Gerekçesini de doluluk olarak gösterdiler. 28 saat filan hücrede kaldık. Hücre pis kokan, kabir gibi karanlık bir yerdi. Işık var ama benimki bozuktu, sonradan yaptılar, sabun bile yok, hiçbir şey yok. Büyük travmalar yaşadık. Sonra normal koğuşa geçtik. Orada 2,5 yıl kaldım. Kısa bir süre önce çıktım. Mahkeme 7,5 yıl ceza verdi. İstinaf 6 yıl 3 aya düşürüp onayladı. Dosyam şu anda Yargıtay sürecinde.

DOKTOR DARP RAPORU YAZAMAM DEDİ

Gözaltındayken rapor için hastaneye götürdüler. Doktora darp izlerini gösterdim. Darp raporu yazamayız dedi. Yani doktorlar göre göre darp raporu yazmadılar. Zaten polisler dibimizde duruyorlardı. Korkudan yazdırmıyorlar.

GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE HAMİLE KADINI YAKA PAÇA ALDILAR

Benimle birlikte gözaltına alınan biri vardı. Onun hamile eşini de hepimizin gözü önünde bağırta bağırta gözaltına aldılar. Şöyle oldu: Kadın, eşi gözaltına alınınca hastaneye gidiyor, orada belki kocamı görürüm diye. İki türbanlı kadındılar. Onun hakkında da yakalama kararı varmış. Afyon Devlet Hastanesinin acil servisinde ‘bu bunun eşi dediler, onun da yakalaması var diyerek aldılar. Biz gördük bütün bu olayı. Ellerini tuttular kadının, millet şaşırdı zaten ne oluyor diye. Sus konuşma diyerek ellerini arkadan bağladılar. Kadın çığlık atıyor orada. Karga tulumba arabanın içine götürdüler. Kadın bağırıyordu, “Ben hamileyim” diye ama kime ne diyorsun…

O EMNİYET MÜDÜRÜ ARABASINDA ÖLÜ BULUNDU

Afyon TEM’in o dönemdeki müdürü intihar etmiş, diye duyduk geçenlerde. Arabada ölü bulundu, diye haberler çıktı. Bana işkence yapanın adı Mehmet’ti. Bir de Talat diye biri vardı.



19 Kasım 2019 Salı

Cezaevindeki çocuk Adil Bera’ya ölümcül hastalık teşhisi konuldu

19 Kasım 2019 
Sivas Cezaevinde kalan 3.5 yaşındaki Adil Bera’ya tiroid kanserine dönüşebilen genetik Men2A teşhisi konuldu. Bera, annesi, babası ve teyzesiyle tutuklu.



Annesi, babası ve teyzesi ile birlikte Sivas E Tipi Cezaevinde kalan 3,5 yaşındaki Adil Bera Işık’a da ailesinde bulunan ve kanser dönüşebilen ölümcül Men2A teşhisi konuldu. Adil Bera’nın annesi, dayısı ve teyzesi de aynı genetik hastalığa sahip. Dedesi ve büyük babaannesi de bu hastalıktan hayatını kaybetti.

4 Ağustos 2016 doğumlu Adil Bera Işık, 8 aydır annesiyle birlikte cezaevinde kalıyor. Milyonda bir görülen ve kansere dönüşebilen ölümcül Men2A hastalığına sahip olan anne Raziye Koç Işık (32), bugün tekrar hakim karşısına çıktı ve mahkemeye kendisinin ve oğlunun hastane raporları sunuldu. Buna rağmen ikisinin de riskli sağlık durumu göz önünde bulundurulmadan mahkeme Ocak 2020’ye ertelendi.

Raziye-Ömer Işık’ın 3,5 yaşındaki oğulları Adil Bera Işık, ilk önce 31 Temmuz 2019’da Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi doktoru tarafından muayene edilmiş ve 3 ay sonraya kontrole gelmesi istenmişti.

13 Ekim 2019’da Sivas Numune Hastanesi Acil Polikliniğine sevk edilen Adil Bera’ya ilaç yazılıp taburcu edildiği raporlarda görülüyor. 14 Kasım 2019’da ise Radyolojiye gönderilen Adil Bera’da aynı hastalık olduğu ortaya çıktı. Bera’nın bir sonraki kontrolü 27 Kasım 2019’da.

5 YAŞINDAN ÖNCE TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİYOR

14 Kasım 2019’da yapılan Radyoloji sonuçlarını değerlendiren Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi doktoru Adil Bera’nın raporuna şu notu düştü: “MEN2A (RET Proto Onkogen heterozigat mutasyon) ile takipli hastanın modüller troid ca açısından orta düzey risk mevcut olup bilimsel literatür eşliğinde değerlendirildiğinde 5 (beş) yaş öncesi total troidartomi endikasyonu vardır.”



Aile Bera ile birlikte aileden 6. kişiye aynı teşhis konulmuş oldu. Raziye Koç Işık’ın ailesinden bu hastalıktan Işık’ın babası ve babaannesi hayatını kaybetmişti. Raziye, Fatih ve Zehra Koç kardeşler de yıllardır milyonda bir görülen bu hastalıkla mücadele ediyordu.

BİR AİLE TOPLUCA CEZAEVİNDE

Haziran 2018’de örgüt üyesi olduğu iddiasıyla Sivas’ta bir AVM’de tutuklanan Raziye Koç Işık, Aralık 2018’de 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılarak serbest bırakılmıştı. Birkaç ay sonra ise bu kez tüm aile şok yaşadı. 7 Mart 2019’da Raziye Koç’un eşi Ömer Işık, kız kardeşi Zehra Koç ile birlikte teknik ve fiziki takibe takıldıkları için tutuklandılar.

Haklarındaki suçlama telefonda arkadaşlarıyla yaptıkları yemek muhabbetleriydi. Polis, içinde ‘dolma, sirke’ geçen cümleleri şifreli konuşma şeklinde değerlendirerek topluca bir aileyi daha hapse attı. Bir aileden 4 kişi şu anda Sivas Cezaevinde tutuklu. Ömer Işık hariç diğerleri cezaevi koşullarında hastalıkla mücadele ediyor.

ADİL BERA'NIN HASTANE RAPORLARI 






Adil Bera, babası, anneannesi, teyzesi ve annesiyle birlikte bir görüş gününde.


KANSER HASTASI İKİ KIZ KARDEŞ İKİNCİ KEZ TUTUKLANDI

ÖLÜMCÜL HASTALIĞINA RAĞMEN 4 AYDIR TUTUKLU

18 Kasım 2019 Pazartesi

Ceylan’ın çığlığı: Abim ölüyor kurtarın

18 Kasım 2019 
9 kardeşli ailenin kızı Ceylan, perişan haldeki köy evlerinden hasta tutuklu abisi için dünyaya seslendi. Herkesi Ceylan’la omuz omuza dayanışmaya çağırıyoruz.
Ceylan Avunan Korkmaz (21), Bingöl Kepçeli Köyü 
Hasta tutuklu Veysel Avunan’ın durumu her geçen gün kötüleşiyor ve artık vücudunun büyük bölümünü hissetmiyor. Cezaevinde tuvalete dahi gidemez hale gelen Veysel Avunan için, Bingöl’ün Genç İlçesi Kepçeli Köyü’nde virane gibi bir evde yaşayan kız kardeşi Ceylan çığlık olmaya çalışıyor.

9 kardeşli ailenin en büyüğü olan Veysel Avunan, imkansızlıklar içinde okudu ve Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında tutuklanan Avunan, cezaevinde ağır sağlık sorunları yaşadı ve tedavi ettirilmediği için şu an vücudunun büyük bölümünü hissedemiyor.

CEYLAN AVUNAN KORKMAZ VİDEO 

CEYLAN AVUNAN'IN ÇIĞLIĞI 

Veysel Avunan’ın kız kardeşi Ceylan, imkansızlıklar içinde pes etmeden sesini duyurmaya çalışıyor. Ceylan abisinin yaşadığı ağır hak ihlallerini, ailesinin durumunu anlattığı videosunda “Sadece adalet istiyorum” diye haykırıyor.

Belden aşağısını hissedemeyen Veysel Avunan, artık ellerini de hissetmemeye başladı. Abisine 5 ay önce tüberküloz menenjit teşhisi konulduğunu anlatan Ceylan, “Abim Elazığ Cezaevinde tedavisi geciktirildiği için hastalığı ilerlerdi. Tuvalete diğer tutuklular götürüyor. Plastik sandalyenin ortasını kesip abime tuvalet yapmışlar. Altını koğuşundaki arkadaşları temizliyor. Abim bundan dolayı utanç içinde. Diğer mahkumlara mahkum halde” diyor.

KÖYDEKİ VİRANEDEN SESLENDİ

Bingöl’e 35 km uzaklıktaki Kepçeli Köyünde yaşayan Avunan ailesi, köydeki tek hane. Köyün diğer sakinleri göç etmişler. Hayvancılıkla geçinen Avunan ailesi ise ekonomik sebeplerle göç edememiş ve köyde tek başlarına kalmış durumdalar. Ceylan, “Abim neden cezaevinden çıkmak istemedi biliyor musunuz? Verem ve menenjit tedavisi görüyordu. Ekstradan da ayaklar eklendi. Ve bunların tedavisi ağır. Ailemin maddi durumu hiç yok. Annem babam köyde hayvancılık yapıyor. Öyle bir yerdeyiz ki kuş geçmez kervan geçmez. Abim dışarı çıksa tedavisini yaptıracak imkan bizde bulunmuyor. Bundan dolayı ben içeride kalayım, tedavim yapılsın diye düşünüyor. Biz tahliye edilsin diye uğraşıyoruz. ‘Hayır ben ceza ertelemesi istemiyorum, içeride tedavim yapılsın’ diyor.” Bize yardım edin, insanlık öldü mü? Hastalara merhamet edin, adaletli olun.” sözleriyle ailenin içinden çıkamadığı imkansızlığı anlatıyor.

Kepçeli Köyü, Avunan ailesi bu evde yaşıyor. Kasım 2019


HASTANEDE NASIL YER OLMAZ!

Ceylan, bu sabah (18 Kasım 2019) telefon görüşmesi yaptığı abisinin son durumunu ise şöyle anlatıyor: “Cuma hastaneye gitmiş. Yatış vermişler ama yer yok diye yatırmamışlar. Telefonda, ‘ellerim de ayaklarım gibi olmaya başladı. Onları da hissetmiyorum’ dedi. Abimin acil tedavi olması lazım. İhmalin kurbanı olmasın. Felç kalmasın. Lütfen söylediklerimi yazın, paylaşın, tüm dünya duysun. Hastanede nasıl yer olmaz! Elazığ Şehir Hastanesi, yer yok, biz anlamıyoruz deyip abimi göndermiş. Nasıl yer olmaz. Artık yeter.’

2017’DEN BERİ TUTUKLU

28 yaşındaki Veysel Avunan 15 Eylül 2017’den beri tutuklu. Hastalığı nedeniyle Bingöl Cezaevinden Elazığ Cezaevine gönderilen ve Elazığ Şehir Hastanesine sevk edildi. Hastanede yer olmadığı gerekçesiyle cezaevine geri gönderildi. Avunan tedavi ettirilmediği için felç vücuduna yayılıyor.

VEYSEL AVUNAN'IN HİKAYESİ
CEZAEVİNDE TEDAVİSİ YAPILMADIĞI İÇİN KÖTÜRÜM OLDU