Tenkil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tenkil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2019 Cumartesi

Tutuklu annesini ziyarete giden down sendromlu Nalan’ın ilk tepkisi: Baba beni de tutuklamasınlar

21 Aralık 2019 
Geçen hafta tutuklanan annesi Nuran Dilber’i Bakırköy Cezaevinde ziyarete giden 7 yaşındaki Nalan Dilber’in tepkisi “Baba beni de tutuklamasınlar.” oldu.



12 Aralık 2019 perşembe günü tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen biyoloji öğretmeni Nuran Dilber’in (44) down sendromlu kızı Nalan Dilber, annesini ziyarete gitti. Kapıdaki polisleri görünce “Baba beni de tutuklamasınlar” diyen 7 yaşındaki Nalan her hafta aynı duygularla cezaevi kapısına taşınıyor.

POLİSLERİ GÖRÜNCE KORKTU

Nalan’ın babası Yavuz Dilber, “Gece ikide kızımın gözü önünde götürdüler annesini. Eşim avukatla haber gönderdi, Nalan’ı getirsinler, eve gelemeyeceğimi ben anlatayım diye. Savcıya kızımın durumu anlattım. Cuma günü izinle ilk görüşe gittik. Nalan içeri girerken biraz korktu. Oradaki memurları görünce ‘baba beni de tutuklamasınlar’ dedi. Tutuklanma kelimesi nereden aklına geldi, konuşurken mi duydu bilmiyorum, öyle bir tepki verdi.” dedi.

BABA İÇERİ GİRMEK İSTİYORUM

Geçtiğimiz çarşamba günü kapalı görüş için babasıyla birlikte yine Bakırköy’e giden Nalan, bu kez 15-20 dakika geç açılan kapının önünde annesinin öbür tarafta olduğunu bildiği için “Baba içeri girmek istiyorum” diye ağladı.

Annesini görünce kızının sevindiğini ama evde durumun biraz farklı olduğunu belirten Dilber, “Şu an gelen giden olduğu için hissettirmiyor ama mesela sabah zil çaldı ‘Annem geldi’ diye fırladı. Kahvaltıda annemi istiyorum diye ağladı. Gelen giden azalınca, süre uzayınca bunların artması beni korkutuyor. Geçen pazar sabahı gözlerini açar açmaz annemi istiyorum diye ağladı.” ifadelerini kullandı.

HASSAS VE DUYGUSAL OLUYORLAR

15 yaşında bir kızları daha bulunduğu söyleyen Yavuz Dilber, Nalan’ın eğitim ve rehabilitasyon sürecine dair de ilgi verdi: “Down sendromlu çocukların doktorluk tedavisi yok. Ne kadar ilgi ve eğitim verirseniz o kadar gelişiyorlar. Hassas, duygusal ve inatçılar. Ebeveyn olarak çok sabırlı olmalısınız. Zor öğreniyorlar. O yüzden anne önemli. Konuşma terapisine, rehabilitasyona, okula ve spora gidiyor ve yanında birinin olması lazım.”

Cemaat soruşturmaları kapsamında Kahramanmaraş’ta bir ifadede adı geçtiği için tutuklanan Nuran Dilber, Bank Asya’ya para yatırdığı için örgüt üyesi olmakla suçlanıyor. Dilber’in mahkemeye ne zaman çıkacağı henüz belli değil.

ODAMA 2 KEZ MOLOTOF KOKTEYL ATILDI


1998’den beri Diyarbakır, Kahramanmaraş ve İstanbu’lda öğretmenlik yapan Dilber çifti, 25 yıl Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde öğrenci yetiştirmişler. Kendisi de fizik öğretmeni olan Yavuz Dilber, Diyarbakır’da görev yaptığı 5 yıllık süreci şöyle anlatıyor:

“Eşim de ben de ikimiz de Diyarbakır’da öğretmenlik yaptık. Orada dershanede çalışırken odama 2 kez molotof kokteyli atıldı. Bizim yetiştirdiğimiz çocuklar vatanı milleti sevdiği için bundan rahatsız olanlar vardı. Biz devletimiz için çalıştık. Ama sonra biz terörist olduk. Yargılamak için elimizden tutup Diyarbakır’a götürdüler.”




Nalan Dilber, Bakırköy Kadın kapalı Cezaevi önü, 18 Aralık 2019.
 NALAN'IN SAĞLIK RAPORU




29 Kasım 2019 Cuma

“Buraya hapsedildim! Kendimi bitmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu”

29 Kasım 2019 
Cezaevinde bunalıma giren sınıf öğretmeni Zübeyde Gülle, içini bir mektuba döktü: “Buraya hapsedildim ve kendimi bitmiş, tükenmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu. Ölümümü can-ı gönülden istiyorum…”



18 aydır Ordu E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Zübeyde Gülle (31), insan hakları savunucu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazdı. Dosyasının Yargıtay aşamasında olduğunu ifade eden Gülle, tutuklandığı ilk aydan beri Ağır Ceza Mahkemesine, İstinaf Mahkemesine, Yargıtaya 50’den fazla mektup yazdığını ama kimseye haksız yere tutuklandığını anlatamadığını söyledi.

Gülle, “Her birine ayrı ayrı yaşadığım süreci, mağduriyeti anlattım ama nafile. Kendimi artık yok gibi hissediyorum. Yoksa hiçbir kabahatimin olmadığını bilmelerine ve görmelerine rağmen bana ve aileme bu zulmü yaşatmazlardı. Olanlara kesinlikle anlamak veremiyorum” dedi.

Kendisini bitmiş, tükenmiş, mahvolmuş hisseden genç öğretmen, “Kime ne yazacağımı bile bilmiyorum. Ölümümü can-ı gönülden istiyorum” ifadelerini kullandı.

MAHKEME BAŞKANI BENİ DIŞARI ATTI

4,5 ay için 3 kez mahkemeye çıktığını, mahkemelerinin 5 dakika sürdüğünü, ikinci mahkemede başkan tarafından dışarı atıldığını belirten Gülle, Bylock kullandığı iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bylock’u ilk kez duyduğunu ve kullanmadığını mektubunda şöyle açıkladı:

“Arkadaşım kendi telefonunda hata veren programı benim telefonuma attı ve denemek istedi. O zamana kadar bu programın adını bile duymamıştım. O zaman da hiç önemsemedim. Program çalışmayınca zaten kaldırdım hemen. Mesajlaşma, arkadaş listesi, şifre, hiçbir şey yok. Sadece 3 günlük sinyal gözüküyor. Bulunduğum şehirdeki başka birinin mesajlarından adım geçtiği için beni de programı kullanmış kabul ettiler. Kullanmadığımı anlatmaya çalıştım ama ne hakim ne savcı beni dinlemedi.”

BİR DAĞ KÖYÜNDE YAŞIYORDUK, ÜNİVERSİTEYİ İLK BİZ KAZANDIK

5 çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olarak dünyaya gelen Zübeyde Gülle, bir dağ köyünde eğitim mücadelesine başlamış. Üniversiteyi kendi çabasıyla bitirebilen Gülle, Trabzon’da özel bir okulda 7 yıl sınıf öğretmeni olarak görev yaptığını, mesleğime aşık bir insan olduğunu, öğrencileri için yaşadığını da sözlerine ekledi:

“Annem ve babam köyde yaşayan insanlar. Kimsenin üniversiteye gitmediği yüksek bir dağ köyünden ilk defa üniversiteye ben ve ablam gittik. Bizden sonra kardeşlerimiz de okudu. Ablam da sınıf öğretmeniydi ve ihraç edildi. Benim yüzümden küçük kardeşlerim de işe giremiyor. Anlayacağınız 5’imiz de üniversiteli işsizler olarak hayatımız devam ettirmeye çalışıyoruz. Türlü zorluklarla okuduk. Ailemden hiçbir yardım almadan okuyup öğretmen oldum. Çalışmaya başlayınca kardeşlerimizi okuttuk.”

ANNEM ÜZÜNTÜDEN FELÇ GEÇİRDİ, BABAM YÜZDE 80 ENGELLİ

Anne ve babasının sağlık durumlarının kötüye gittiğini ifade eden genç öğretmen çaresizliğini yazıya böyle döktü:

“Ben kurban seçildim, ben de bu ülkenin evladıyım, ülkeme küsmek istemiyorum” diyen Gülle ailesinin durumunu da anlattı: “Ailem mahvoldu. Annem baban üzüntüsünden 6 ay önce felç geçirdi. Zaten ağır kalp hastasıydı. Babam yüzde 80 engelli ve yürüyemiyor. 2 küçük kardeşim anneme ve babama bakıyor. Annem hastanede yatıyor. Erkek kardeşim yanında bakımını yapıyor. Diğer kardeşim köyde babama bakıyor. Yanıma kimse gelip gidemiyor. Babam Bağkur emeklisi. Aldığı maaş kendi masrafların yetmiyor. Bana akrabalar gönderirse para gönderiyorlar. Babamı en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum bile. Annem her telefon görüşmemizde ağlıyor. “Ölmeden seni göreyim” diye ağlıyor. Kendimi geçtim artık ama ailemin durumuna katlanamıyorum. Psikolojim alt üst oldu. Trabzon’a sevk istiyorum. O bile çıkmıyor. Ölümümü can-ı gönülden istiyorum.”

NESRİN GENÇOSMAN‘IN HASTALIĞININ HER ANINA ŞAHİTLİK ETTİM



Zübeyde Gülle, Temmuz 2018’de zatürre olan ve tedavisi geciktirildiği için ihmal sonucu hayatını kaybeden Kuran öğretmeni Nesrin Gençosman ile dost olduklarını, aynı cezaevinde bulunduklarını ve hastalığının her anına tanıklık ettiğini söyleyerek mektubunu tamamladı:

“Buraya geldiğimin 2. ayında çok sevdiğim 10 yıllık dostum Nesrin Gençosman vefat etti. Bizi beraber tutuklamışlardı. Onun hastalığının her anına şahitlik ettim. Etkisini hala üzerimden atamıyorum. Sürekli rüyamda görüyorum. Psikolojik olarak çok etkilendim. İnanın cümleleri toparlayamıyorum…. Koğuşta 8 kişiyiz. Koğuşun şartlarını anlatmaya bile hacet duymuyorum. Cezaevi işte. Yaşamaya gayret gösteriyoruz. Yorulduk, bunaldık artık. Bitsin bu süreç diye dua ediyoruz… Özgürlük bir başkaymış. Affedilecek bir hareketim olmadı ama maalesef şu anda birkaç kişinin 2 dudağının arasından çıkacak bir karara bağlı hayatımız.”

ZÜBEYDE GÜLLE’NİN MEKTUBU




18 Ekim 2019 Cuma

3 yıldır tutuklu babasını bekleyen Azra organ bağışçısı arıyor

18 Ekim 2019
Nadir görülen Jourbet Sendromu hastalığıyla dünyaya gelen Azra Nur Ağır (13), böbrek yetmezliği tedavisi görmeye başladı. Tutuklu babasıyla en son 2 ay önce görüşebilen Azra artık diyalizle yaşayacak.

15 Temmuz’dan sonra başlayan süreçte en çok zararı anne babası tutuklu olan çocuklar ile hasta çocuklar gördü. On iki gündür Ankara Cebeci Tıp Fakültesinde tedavi gören Azra Nur Ağır, 3 yıldır babasının yolunu gözleyen doğuştan mental geriliği olan bir çocuk. Şimdi de böbrek yetmezliği nedeniyle hastaneye kaldırıldı.

Annesi Nevin Ağır, “Kızım şu anda diyalize bağlandı. Hastalığı artık son dönem böbrek yetmezliği evresinde. Diyalizle yaşamını uzatmaya çalışıyorlar. Her çocuk babaya düşkün olur ama bu tür çocuklar aşırı düşkün oluyor. Hastalığı babası hapse girdikten sonra geriledi. Alternatif bütün tedavileri yaptık. Eşim hapse girdikten sonra fiziksel olarak da zihinsel olarak geri gitti. Algılaması, zeka seviye ilerlemişken geriledi. Stres, üzüntü tetikliyor.” dedi.

Azra’nın böbrek nakli olması gerektiğini belirten Nevin Ağır, “Ben yakında zamanda tiroid kanseri geçirdim, ameliyat oldum. O yüzden veremiyorum. Test sonuçları olumlu çıkarsa babası vermek istiyor ama şu anda uysa bile hapiste olduğu için veremez. Doktor ‘cezaevi ortamı hasta için risk taşıyor’ dedi. Geliş gidişler, uzayan prosedürler, sıkıntılı bir süreç. Önce kadavradan nakil yapmak istiyor doktor. Anne baba ikinci alternatif.” ifadelerini kullandı.

Organ nakli için başvuruda bulunduklarını ama ne zaman cevap geleceğini bilmediklerini belirten Ağır “Belki sesimizi duyup organ bağışlamak isteyenler olur. Bu tür hastalıklar kök hücre gibi. Belki bir umut olur” diye devam etti.

Azra Nur Ağır, 12 gündür hastanede tedavi görüyor. Annesi, hasta kızını haftada bir Kırşehir’den Ankara’ya tedavi için getirip götürüyor.


Azra Nur Ağır, 12 gündür hastanede tedavi görüyor. Annesi, hasta kızını haftada bir Kırşehir’den Ankara’ya tedavi için getirip götürüyor.

KIRŞEHİR-ANKARA ARASINDA HASTA ÇOCUKLA YOLCULUK


Kırşehir’de ikamet eden Ağır ailesi, Azra’nın hastalığı nedeniyle önceleri 2-3 ayda bir Ankara’ya gidip gelirken artık haftada bir hastane yollarına düşüyor. “Bundan sonrası da çok hassas. 3 saat sürüyor iki şehir arası. Yollarda zorluk çekiyor ama yapacak bir şey yok. Kırşehir’de diyaliz imkanı bulunmuyor. 16 yaş üstündeki çocuklara bakılabiliyor. Devletin oradaki imkanları böyle. Kızıma şimdi ev diyalizi yapılıyor. Karından sıvı veriliyor. Gelişim çağındaki çocuklarda böyle başlanıyor. Ev diyalizi deniliyor buna.” diye konuştu.

JOURBET SENDROMU

İki çocuk sahibi olan hemşire Nevin Ağır, 13 senedir Azra Nur Ağır’a bebek gibi bakıyor. Jourbet Sendromu genetik bir hastalık. Bu tür çocuklarda, zeka ve algı seviyesi yaşıtlarına göre geride oluyor. Yürüme, konuşma, görme, anlama sonradan tedavilerle geliştiriliyor. En belirgin özelliği orta beyinciğin çalışmaması. Vücudun denge sistemi tamamen iflas ediyor. Göz bebekleri ortada durmuyor, kenara kayıyor, gidip geliyor. Ergenlik döneminde ise böbrek yetmezliği ortaya çıkıyor. Görünürde normal ve herhangi bir sıkıntısı yokmuş gibi görünen Azra, motor kasları çalışmadığı için de ihtiyaçlarını gideremiyor, kişisel bakımlarını annesi yapıyor.

COĞRAFYA ÖĞRETMENİ


24 Temmuz 2016’da tutuklanan baba Mevlüt Ağır, yaklaşık 3,5 yıldır Kırşehir Cezaevinde kalıyor. Özel bir dershanede coğrafya öğretmeni olarak görev yapan Mevlüt Ağır örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu anda Yargıtay’da.


BABASI TUTUKLU HASTA ÇOCUKLAR

Azra gibi babası tutuklu bulunan birçok hasta çocuk bulunuyor. Anne ve babası birlikte tutuklanan çocuklar Tenkil sürecinde yaşadığı üzüntüden dolayı ağır hastalıklara yakalandı. Bir yıl önce kemik kanseri teşhisi konulan Ahmet Burhan Ataç’ın (8) hastalığı anne ve babasının birlikte tutuklandığı 20 Şubat 2018 dönemine denk geliyor. Ahmet Burhan’ın annesi tahliye edildi ama babası Harun Reha Ataç, Mersin Tarsus Cezaevinde 19 aydır tutuklu.

Yaklaşık 2 ay önce lösemi teşhisi konulan 4,5 yaşındaki Ali İhsan Başer Kayseri Şehir Hastanesinde tedavi görüyor. Ali İhsan’ın babası İsa Başer, 24 aydır Amasya Cezaevinde tutuklu. 9 aydır lösemi tedavi gören Eymen Küçükaydoğan’ın babası da 20 aydır tutuklu.