24 Mayıs 2019 Cuma

HSYK’dan ihraç edilen hakimi Columbia Üniversitesi havada kaptı

24 Mayıs 2019 
Uluslararası hukuk alanında Japonya'dan doktoralı hakim Emrah Tanyıldızı KHK'yla ihraç edildi. Türkiye'de ne avukatlık yaptırıldı ne iş bulabildi. Colombia Üniversitesi dahil 8 üniversiteden kabul aldı. Bir beyin sürgünü hikayesi...


Türkiye'de büyük bir beyin göçü yaşanıyor. Yıllardır kendine yatırım yapan her meslek grubundan insan maruz kaldığı ötekileştirme sürecinden sonra ülkesini terk etti, ediyor.

Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından Şubat 2017'de ihraç edilen hakim Emrah Tanyıldızı (39) hiçbir gerekçe gösterilmeden mesleğinden edildi, gözaltına alındı. Ülkesinde tutunmak için çok uğraştı. Türkiye Barolar Birliğinden avukatlık ruhsatı almasına rağmen yaptığı haksız ve hukuksuz uygulamalarla bu dönemde tarihe geçen Adalet Bakanlığı onu da iptal ettirdi.

Tanyıldızı yine yılmadı. Japonya'da uluslararası hukuk alanında doktora yapan Tanyıldızı bu kez akademisyen olmak için şansını denedi. Başta Bilgi Üniversitesi olmak üzere İstanbul'daki tüm özel üniversitelere başvurdu. Hepsinde öğretim üyesi olabilecek donanıma sahipken öğrenci olarak dahi kabul edilmedi.

Ve çareyi 11 yıl hakimlik yaptığı ülkesinden ayrılmakta buldu. Ekim 2018'de Meriç Nehri üzerinden önce Yunanistan'a, oradan da Amerika'ya geçen Tanyıldızı, ABD'de başvuru yaptığı 8 üniversiteden kısa bir sürede kabul aldı.

Fakat tercihi, haksızlığa maruz kalmış bir hukukçu olarak insan hakları hukukunda dünyada bir numaralı okul olarak gösterilen Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesinden yana. Kabul mektubu 15 Mayıs 2019'da eline geçen Tanyıldızı çok mutlu ama okuyabilmek için bir kampanya başlattı.

Emrah Tanyıldızı yaşadıklarını BOLD'a anlattı:

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Erzincanlıyım. Tipik bir Anadolu ailesinde büyüdüm. Babam memur, annem ev hanımı. Lise eğitimimi Ankara'da tamamladım. 2005'te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. 2007'de Hakim ve Savcılar Sınavını geçerek göreve başladım. Şırnak ve Tekirdağ illerinde görev yaptım. En son 2016 Haziran'da İstanbul Büyükçekmece Adliyesine atanmıştım.

Japonya'da doktora yaptınız sanırım. O eğitimizden bahseder misiniz?


O dönemde Avrupa Birliği fonları ve Amerika’da ve başkaca birçok yerde burs imkânı vardı. 2011'de Japon Milli Eğitim Bakanlığından bir burs kazandım (Monbukagakusho) ve Kyushu Üniversitesi'nde Young Leaders’ Program adlı bir master programına kabul edildim. Özellikle hukukçulara hitap eden uluslararası hukuk programdı. Bir yıl için gitmiştim, doktoraya devam ettiğimden 4 yıla çıktı eğitim. Uluslararası hukuk ve devletlerin sorumluluğu üzerine çalıştım.

Emrah Tanyıldızı doktora mezuniyetinde, doktora öğrencileri adına mezuniyet konuşmasını yapmıştı.
Emrah Tanyıldızı doktora mezuniyetinde, doktora öğrencileri adına mezuniyet konuşmasını yapmıştı. Türkiye'ye ne zaman döndünüz?

2015 Ekim ayında Tekirdağ'a görevimin başına döndüm. 2016 Haziran'da İstanbul Büyükçekmece Adliyesine yeni tayin olmuştum. 15 Temmuz'dan kısa bir süre önce. Evde oturuyordum, evde televizyon olmadığı için darbe girişiminden haberim yoktu. Hatta çok ilginç bir şey anlatayım. Darbe haberini Japon bir arkadaşım arayıp söyledi, o zaman Türkiye'deydi kendisi.



Gözaltına alınan ilk hakimler arasında mıydınız?

İlk listede yoktum. 6 ay işime devam ettim. 2016 Aralık'ta bir listede adımı gördüm. Zaten gözaltına alındık. Çağlayan Adliyesinde üç gün gözaltında kaldık. 52 hakim ve savcıya operasyon yapılmıştı. Üç gün sonunda ifade verdik ve mahkeme hepimizi adli kontrolle serbest bıraktı.

Neden gözaltına alınmıştınız, iddia neydi?

Gerekçe ile ilgili hiçbir şey söylenmedi. Hiçbirimizin dosyası savcıda yoktu. İddia sunamadılar. O dönemde hakim ve savcı dosyalarının soruşturmasını Ankara Cumhuriyet Savcılığı yürütüyordu. İstanbul'a da oradaki hakim ve savcıları gözaltına alma talimatı veriyorlardı.




Peki ne zaman ihraç oldunuz?

Gözaltına alınınca açığa alınmıştık zaten. Üç ay sonra 2017'de Şubat'ta ihraç ettiler. Mesleğime geri dönmek istiyordum, çünkü vicdanım rahattı. Serbest kalınca HSYK'ya gittim. Ne oldu, neden diye öğrenmeye çalıştım ama muhatap bulamadık.

Başka bir iş bulabildiniz mi?

Avukatlık yapabilmek için İstanbul Barosu'na başvurdum. Şöyle bir kural var. Bizim meslekten ihracımız herhangi bir disiplin ya da cezai soruşturmaya dayanmıyor. Dolayısıyla hakimlik tecrübemiz olduğu için staj yapmadan direkt avukatlık yapabiliyoruz. Normalde baronun bizi kabul etmesi lazım. Ama İstanbul Barosu başvurumu reddetti. İhraç edildiğim için. İtiraz ettim. Türkiye Barolar Birliği'ne başvurdum. Barolar Birliği beni haklı buldu. Avukatlık ruhsatı verildi ve kısa bir süre İstanbul'da avukatlık yaptım. Tabi bu arada Adalet Bakanlığı boş durmuyor.

Niye ki, artık ihraç edildiniz, hala mı uğraşıyorlar?

Evet, İdare Mahkemesi'ne HSYK'dan ihraç edilen kişiler hakkında verilen ruhsatın iptaline ilişkin davalar açtılar. İdare Mahkemesi durdurma kararı verdi, avukatlık yapmamızı engelledi. Yüzlerce hakim avukatlık yapabilmek için aynı yolu denedi. Ama olmadı.



Böyle olunca siz de Türkiye'den ayrılmaya mı karar verdiniz?

Her ihraç edilen insan gibi ben de değişik işlerde çalıştım, özel dersler verdim, eşim de bir yerde iş buldu, hayatımızı öyle idame ettirmeye başladık. Avukatlığa ihraç olduktan ancak bir yıl sonra başvurabildim. Bu süreçte adliyeden tanıdığım arkadaşlarımın davalarını izlemeye gittim. Çok komik nedenlerle insanların hüküm aldığını, tutuklu kaldığını gördüm. Meslektaşlarımız acımasızca hücrelerde tutuluyorlardı. Sizin dosyanız güçlü olsa da, hakkınızda herhangi bir şey olmasa da bu bir işe yaramıyordu. Her kapımız çalındığında acaba polis mi geldi psikolojisiyle 1,5-2 yıl yaşadık. Acaba izleniyor muyum, hakkımızda hiç olmadık bir iddia çıkar mı korkusuyla yaşıyorduk. İkinci kez geldiklerinde bu kadar şanslı olamayabilirdik. Artık dayanılmaz bir hal alınca ayrılmaya karar verdik. Ekim 2018'de Meriç'ten geçip ayrıldık Türkiye'den.

Aslında Türkiye'de tutunmak için elinizden geleni yapmışsınız.

Evet hayata tutunmaya çalıştık. Gerek profesyonel gerekse de akademik olarak uzun yıllardır hukukçu kimliğimle memleketime hizmet ettim. Türkiye'de elimden geldiğince kendimi yetiştirmeye çalıştım, benim profilimde Türkiye'de hakim, savcı bulmanız zor. Akademik formasyonum, yaşadığımız tecrübe... Ama bunun kıymetinin bilinmemesi, bir zulme tesadüfen muhatap olma riski, onun dışında artık istediğim yaşamı bir daha hiç yaşayamayacağımı bilmek... Ben belki bunlara katlanırdım fakat ailemin katlanmasını istemedim. Akademisyenlikten kopmamak için İstanbul'da birçok özel üniversiteye başvurdum. Hoca olamadım ama öğrenci olayım düşüncesindeydim. Mesela Bilgi Üniversitesinde İnsan Hakları Yüksek Lisans Programına başvurdum. Ama öğrenci olarak bile kabul etmediler.


Onlar niye almadılar, ne sebep gösterdiler?

Yüzüme ya da cevap e-malinde öyle bir şey söylemiyorlar ama ihraç edildiğim için tabi. O üniversitelerde hoca olabilecek, ders verebilecek profildeydim. Bu da benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Başvuruları sadece maille mi yaptınız, yüz yüze görüşme oldu mu?

Öncelikle CV'mi gönderdim, akademide görev almak istediğimi söyledim. Hemen geri dönüşler oldu. Buyrun gelin görüşelim dediler. Sonra ihraç edildiğimi söyleyince bir daha cevap alamadım. İstanbul'daki bütün özel üniversitelere başvurdum. Sonuç değişmedi.

Bilgi Üniversitesinde kiminle görüştünüz?

Bilgi Üniversitesinde yüksek lisans için öğrencilik mülakatımı yapanlar arasında Turgut Tarhanlı vardı. Birkaç ay sonra kendisi gözaltına alındı. Osman Kavala'nın dosyasıyla bağlantısı var diye. Ben şimdi Bilgi Üniversitesi beni kabul etmedi derken onları suçlamıyorum, bunu özellikle vurgulamak isterim. Anlıyorum herkesi, öyle bir korku iklimi oluşturuldu. Turgut Tarhanlı büyük bir hukukçudur. Görüşlerini beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı, ama Türkiye'nin uluslararası hukuk alanında yetiştirdiği kıymetli insanlardan biridir.

Evli ve iki oğlu bulunan Emrah Tanyıldızı, ABD'de Türk bir hocadan özel ney dersleri de almaya başlamış.



Columbia Üniversitesi'ne kabulünüz nasıl oldu? Ne zaman yaptınız başvuruyu? Hemen mi cevap verdiler?

Kasım 2018'de ABD'ye geldik. ABD’de en iyiler listesindeki top 10-15 üniversiteye başvurdum. Aslında geç kalmıştım başvurular için. Durumu izah ettim, yeni geldiğimi, tekrar hızlı bir şekilde hukuka dönmek istediğimi söyledim, birçoğu kabul etti. Tüm aşamaları geçtikten sonra Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Programına (LL.M.) kabul edildim.


Başka hangi üniversitelerden geri dönüş oldu?

Georgetown, Duke, Northwestern, UCLA, Minnesota, Fordham, Indiana University, UC Gould’dan kabul aldım. Columbia Üniversitesi insan hakları çalışmalarında dünyada bir numara olduğu için tercihim bu üniversiteden yana. Ama maalesef burs başvurularını kaçırdım. Columbia Üniversitesinde iki sömestri okuyacağım. Bunun için 67 bin dolar istiyorlar. Okulla halen görüşme halindeyim. İndirim almak için uğraşıyorum. Normalde toplam maliyeti 97 bin dolar okulun. Ama geri kalan miktarı yarı zamanlı işlerde çalışıp kendim tamamlayacağım.

Ve okuyabilmek için 'Emrah'ı Columbia'ya gönder' adlı bir kampanya başlattınız... 

Burada eğitim çok pahalı biliyorsunuz, devlet üniversitelerinin de ücretleri aşağı yukarı aynı. Columbia Üniversitesi insan hakları konusunda dünyada bir numaralı bir okul. O yüzden bu fırsatı kaçırmak istemiyorum. Buradan mezun olanlar Birleşmiş Milletler ve başkaca uluslararası kuruluşlarda rahatlıkla iş bulabiliyorlar. Ayrıca bu benim için sadece bir kariyer planı değil, haksızlığa uğramış bir hukukçu olarak hikayemin de insani boyutunu tüm dünyayla paylaşmak istiyorum. İnsan hakları üzerine yapacağım çalışmalarla elimden gelen katkıyı sunmaya çalışacağım. Columbia bu anlamda sesimi duyurabileceğim çok kritik bir platform olacak benim için.

EMRAH TANYILDIZI'NIN KABUL MEKTUBU 









İnsan hakları hukuku çalışmalarında Dünya’daki en iyi 10 okul listesi:
https://llm-guide.com/lists/top-llm-programs-by-speciality/top-10-llm-programs-for-human-rights-law

Emrah Tanyıldızı'nın kampanyası:
https://www.gofundme.com/t2vt3-send-emrah-to-columbia

Columbia Üniversitesi toplam masrafı gösteren ilgili tablo:
https://www.law.columbia.edu/admissions/graduate-legal-studies/tuition-fees-and-financial-aid





21 Mayıs 2019 Salı

Kanserden ölen tutuklu Doç. Özcerit’in kızı ve eşine gözaltı

21 Mayıs 2019 
Cezaevinde kanser olan, tedavi ettirilmeyip 4. evrede hastaneye gönderilen ve hayatını kaybeden Doç. Ahmet Turan Özerit'in kızı ve eşi sabah saatlerinde gözaltına alındı.


BOLD-Cezaevinde kanser olan ve daha sonra vefat eden Doç. Ahmet Turan Özcerit'in eşi Esra Özcerit (42) ve kızı Senanur Özcerit (19) Sakarya'daki evlerinde bu sabah gözaltına alındı.

18 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI, YABANCI ÖĞRENCİLER DE VAR

Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünde okuyan oğlu Sinan Özcerit (21), Bold Medya'ya yaptığı açıklamada, "Bugün 7.30'da polis evimize gelmiş, arama yapmışlar, telefonlara el koyup annem ve kızkardeşimi de almışlar. Aslında Sakarya'da gözaltına alınan 18 kişi var. İçlerinde kardeşimin yabancı uyruklu arkadaşları da bulunuyor. Avukatımız savcı ile görüştü, dosya hakkında bilgi alamadık. Neden gözaltına alındıklarını bilmiyoruz" dedi.



Sakarya Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Sakarya Üniversitesi Gazetecilik bölümü 2. sınıf öğrencisi Senanur Özcerit, evhanımı Esra Özcerit'in neden gözaltına alındığı henüz bilinmiyor.

Gözaltı haberini, Ahmet Turan Özcerit'e yapılan haksızlıkları başından beri takip eden TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu.


DAHA NE YAŞATILMAK İSTENİYOR!

Ahmet Turan Özcerit'in büyük oğlu Sinan Özcerit de Twitter hesabından duyuru yaparak "Annem ve kız kardeşim sabah saatlerinde gözaltına alındı. Yaşadıklarımızın üstüne daha ne yaşatılmak isteniyor bilmiyorum ama artık çok yorulduk. Dualarınızı bekliyorum." dedi.


Sinan Özcerit daha sonra hesabından "Babam vefat ettiğinde taziye evine polis gönderip rahatsız etmiştiniz, şimdi de kardeşim yabancı uyruklu üniversite arkadaşlarını evimize iftara davet etti diye onları da gözaltına almışsınız. Biz zaten yandık ve yanıyoruz, bize dokunan herkesi de yakacak mısınız?" açıklamasını yaptı.


CEZAEVİNDE KANSER OLAN AHMET TURAN ÖZCERİT 4. EVREDE HASTANEYE GÖTÜRÜLMÜŞTÜ


12 Şubat 2018'de hayatını kaybeden Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit, KHK ile ihraç edilmeden ve tutuklanmadan önce Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde görev yapıyordu.
Özcerit 14 ay tutuklu kaldığı Bandırma Cezaevinde kalın bağırsak kanserine yakalanmış ve hastaneye götürüldüğünde rahatsızlığının dördüncü evresine gelmiş, tedavisi için çok geç kalınmıştı. Özcerit, hastaneye götürüldüğünde tedavi adına yapılacak bir şey kalmamış ve kısa süre sonra hayata gözlerini yummuştu.
Özcerit'in Sinan ve Senanur dışında Dilara (17) ve Esat (9) adlı iki çocuğu daha bulunuyor.


20 Mayıs 2019 Pazartesi

Muhammed öğretmen hapse girmesin

20 Mayıs 2019 
2 yaşından beri koltuk değneğiyle yürüyebilen Muhammed Koşar'a savunması alınmadan Bank Asya'da hesabı var diye hapis cezası verildi. Sıkma börek kulübesiyle ailesini geçindiren Koşar, üç çocuğunu bırakıp hapishaneye girecek.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, dün gece sosyal medya hesabından Malcolm X'in meşhur bir sözünü paylaşarak adaletin peşinde olduğunu duyurdu. Oysa bakanlığı dönemi adaletsizlikten en çok şikayet edilen dönem oldu.

2 yaşındayken çocuk felci geçiren ve o günden beri koltuk değneği kullanan sınıf öğretmeni Muhammed Koşar (46), Bank Asya hesabı ve dernek üyeliği gerekçe gösterilerek, savunma dahi yapamadan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstinaf Mahkemesi'ne savunmasını sunmasına, Bank Asya ile davalık olduğunu, hesap hareketlerindeki değişikliklerin miras paylaşımından kaynaklandığını ifade etmesine rağmen de sonuç değişmedi.


Üç çocuk babası Koşar, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 'terör örgütüne yardım'dan verdiği ceza, 15 Mayıs 2019'da onayladığı için bir-iki hafta içinde cezaevine girecek.

Hapse gireceğini, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun duyurduğu  Koşar, 1 Eylül 2016'da 672 sayılı KHK ile ihraç edilmişti.


























2010 yılında aldığı konut kredisinin dosya masrafı nedeniyle Bank Asya'yı dava eden Koşar, "2013 yılında banka ile karşılıklı davalık olduk. Destek verdiğim bir bankayı mahkemeye vermem veya beni mahkemeye veren bankayı desteklemem söz konusu olamaz" dedi.

EVİME YAKIN DİYE BANK ASYA'DA HESAP AÇTIM




Bank Asya'dan kredi çekme sebebinin bankanın eviyle okulu arasında olduğu için tercih ettiğini ifade eden Koşar şöyle devam etti: "Hem evime yakın diye, okulum ile ev arasında olması, bana kolaylık sağlaması, faizsiz olması, EFT, havale ücreti almaması gibi nedenlerle Bank Asya'da hesap açtım."

Mahkeme kararında Koşar'ın Bank Asya'ya talimatla para yatırdığı da iddia ediliyor. Bunun doğru olmadığını ifade eden Koşar, "Talimatla hareket etsem mahkemece belirtilen talimat tarihi olan 15.01.2014 değil de 3,5 ay sonra yatırayım! İlk duruşmadan sonra banka için bilirkişi istemişlerdi. Bilirkişi 2013 Aralık'tan itibaren hesabımı inceleyerek raporu hazırlamış. Oysa çok önceden açtırdığım bir hesaptı. 1999'dan beri kullanıyordum. Döviz altın alıp satıyordum, 2010'da konut kredisi çektim, 2015'te Mayıs'ta bitti. Bunlarla ilgili savunma dahi yapmadım." dedi.


MİRAS PARASI ÖRGÜTE YARDIM SAYILDI

2014 Mart ayının sonunda hesabındaki para artışının miras paylaşımıyla ilgili olduğunu belirten Koşar, "2012 yılında babamı kaybettik. Babamdan kalan bir ev vardı. O ev satıldı ve benim payıma 9 bin 500 TL düştü. Abim 25 Mart 2014'te o parayı hesabıma yatırdı. Ben de daha önceleri rutin olarak yaptığım gibi paramın değerlenmesi adına 26 Mart 2014'te vadeli hesaba yatırmamdan ibarettir. Daha sonra da maaşım artmış, haliyle azar azar da olsa birikim yapmaya başlamıştım. Birikim yapmış olduğum bu paralarla da 2015 Mart ayında otomobil siparişi verdim ve belli aralıklarla çekip 8 Mayıs 2015'te son taksidimi ödedim. Aynı işlemlerime bankaya TMSF el koyduktan sonra bile devam ettim. Hesabı kapatmadım. 15 Temmuz'dan sonra dahi hesabımın açıktı. Amacım bankaya destek olsa TMSF el koyduktan sonra hesabımı kapatırdım" ifadelerini kullandı.

19 YILLIK SINIF ÖĞRETMENİ








En son Adana Seyhan Atatürk İlkokulu'nda görev yapan Muhammed Koşar 19 yıllık sınıf öğretmeni. Evli ve 3 çocuğu var. En büyük kızı Betül 18, Azra 14, Fatih Burak 8 yaşında.

15 TEMMUZ'DA ANDIRIN'DA YAYLADAYDIM

15 Temmuz'da Andırın'da yaylada olduğunu söyleyen Koşar, "Olaylardan haberimiz yok, tv, radyo yok. Sela okununca haberimiz oldu. Birkaç gün sonra açığa alındık. Ben tebligatı alıp tekrar yaylaya çıktım. Bir hafta sonra dilekçe veririm diye Adana merkezdeki evime gittim. Kapı açılmadı, polis gelmiş, arama yapmışlar, sonra da anahtarı değiştirmişler, ben çilingir çağırdım. Evime öyle girdim." dedi.

Neden arama yaptıklarını öğrenmek için Adana KOM'a giden Koşar, burada gözaltına alındı ve Diyarbakır KOM'a götürüldü. İki gün nezarette kaldıktan sonra yargılaması devam etmek üzere Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. İlk mahkemesine SEGBİS ile bağlanan Koşar, ikinci mahkemesinde ceza aldı: "İkinci mahkemenin de öyle olacağını zannettim. 10 Temmuz 2018'de 9.30'da Diyarbakır'da görülecek duruşmaya yetişmem imkansızdı. Savunma yapamadan ceza verdiler."

MAHKEME KAPISI NEDİR BİLMİYORDUK



Ceza beş yıldan az olduğu için direkt cezaevine gireceğini ifade eden Koşar:
"Hafta içi muhtelemen tebligat gelir. Mahkeme kapısı nedir bilmiyorduk, yeni yeni öğreniyoruz. 3 çocuğum var, eşim ev hanımı, küçük bir kira gelirimiz, sağdan soldan yardımlarla geçiniyoruz. Bir mahalle arasında eşimle sıkma börek yapıp satıyorduk. Şimdi ben de gidersem hanım tek kalacak. Çocuklarımın üçü de okuyor. Biri üniversiteye hazırlanıyor lise sonda, diğeri lise sınavına hazırlanıyor. En küçüğü ikinci sınıfa gidiyor. Ne yapacağımızı bilmiyoruz."



GÜNÜM DOLMASINA RAĞMEN İHRAÇ OLDUĞUM İÇİN EMEKLİ EDİLMEDİM

Muhammed Koşar, emekliliği konusunda da bir hak ihlali ile karşı karşıya:

"Günüm dolmasına rağmen ihraç edildiğim için (dilekçe verdiğim tarihte iştirakçi olmadığım gerekçesiyle) emekliliğim SGK tarafından reddedildi. Mahkemeye başvurdum. İdare Mahkemesi beni haklı buldu, fakat SGK üst mahkemeye itiraz etti. Nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Yani engellilere sıkıntı çıkarıyorlar. Sağlam insanlar günü dolduysa rahatça emekli olabiliyor. Engelliler, engel derecesine göre daha kısa sürede emekli oluyor. 15-18 yıl arasında. Fakat ihraç olduğumuz için sağlam insan kriterlerine göre işlem yapıyorlar. Ya 25 yılını ya da yaşını (en az 60) dolduracaksın diyorlar."





15 Mayıs 2019 Çarşamba

Tutuklu Ömer Asaf’ın babası: Oğlum verem vakasının olduğu bir koğuşta kalıyor

15 Mayıs 2019 
Verem hastası bir tutuklunun bulunduğu koğuşta tutulan Ömer Asaf bebeğin annesinin yarın ilk mahkemesi var. Anne bir mesajda ismi geçti diye tutuklanmıştı.




17 Nisan 2019'da Kütahya'da tutuklanan Fatma Erden yarın ilk mahkemesine çıkıyor. Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek davada Erden, adı ve ev adresi bir mesajda geçtiği için 'terör örgütü üyesi' olmaktan yargılanacak.

Fatma Erden yaklaşık bir aydır 8 aylık oğlu Ömer Asaf ile birlikte Kütahya E Tipi Cezaevi'nde 50 metrekarelik bir koğuşta kalıyor.

29 kadın ve 4 çocuğun daha bulunduğu koğuşta kalorifer yeterli olmadığı için oğlunun sürekli hastalandığını söyleyen baba Necip Erden, "Hava serin, kalorifer yanmıyor, sürekli hasta. Alerji oluyor. O ortamda bir bebeğin banyosu, bakımı, her şey dert, sıkıntı. Revirden öksürük ilacı almış eşim ama alerji yapmış" dedi.

Koğuşta verem vakasının olduğunun söylendiğini belirten Erden, "Dert sıkıntı çok. Koğuşta verem vakası olduğu söyleniyor. Oğlumuzun zaten hassas bir yapısı vardı. Annesi suyun sıcaklığı 25 derece olmadan yıkamazdı onu. Şimdi akmayan sıcak sularda yıkamak zorunda. O çocuğun güneşe ihtiyacı var. Başındaki hassas bölge D vitamini olmadan güneş görmeden olmadan nasıl sağlıklı bir şekilde kapanacak." ifadelerini kullandı.

"Ne kadar gerçek bilmiyoruz ama yemeklerde şap iddiası var. Böyle bir şey çocuğun bünyesine nasıl etki yapar!" diyen Erden bir baba olarak Aile Bakanlığı'na, Adalet Bakanlığı'na serzenişte bulunuyor:

"Hadi büyükler sabretsin ama çocukların yeni gelişen dünyası sadece o koğuşlar mı o olacak? Zihin gelişimi etkilenmeyecek mi? Çocuk ağacı, güneşi, kediyi, köpeği sadece televizyondan mı görecek? Kritik gelişim dönemi, zihinsel gelişimi, fiziki gelişimi 50 metrekareden mi ibaret olacak. Baba demeye yeni başlayan oğlumu parmaklıklar arkasından mı seveceğim, ona ne zaman dokunacağım, babadan yoksun mu büyüyecek oğlum."

EVİNE GELMEK İSTEYEN MİSAFİRLERİNİN MESAJLARINDA ADI VE EV ADRESİ GEÇTİĞİ İÇİN TUTUKLANDI

Kütahya Köprüören Tek Termik Ortaokulu'nda Teknoloj ve Tasarım Öğretmeni olarak görev yapan Fatma Erden, 15 Temmuz'dan sonra Valilik kararı ile açığa alınmış, 30 ay bekletildikten sonra iki ay önce görevine geri dönmüştü.

17 Nisan 2019'da gelen tebligat üzerine ifade vermeye giden Erden, birkaç saat içinde tutuklanmıştı. 2015 yılında, iki meslektaşı kendi aralarında mesajlaşıp Fatma Erden'in evine misafirliğe gideceklerini söylemeleri ve ev adresini yazmaları suç sayılmıştı.


Tutuklu hamile Hatice Şahnaz'ın annesi: Doğuma beş gün kaldı, kızımı serbest bırakın

15 Mayıs 2019 

Antalya Döşemealtı L Tipi Cezaevi’nde 9 aydır tutuklu bulunan hamile Hatice Şahnaz’ın (28) eşi ve annesi dün gece HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun televizyonu ÖFG TV’ye konuk oldu.

İnsan hakları ve cezaevlerindeki hak ihlallerini her salı günü saat 21.00’de ağırladığı konuklarla gündeme getiren Gergerlioğlu, hamilelik sürecini cezaevinde geçiren ve doğumuna beş günü kalan Hatice Şahnaz’ı serbest bırakın çağrısı yaptı, karnı burnundaki bir anne adayının kanunlara göre tahliye edilmesi gerektiğini ifade etti.



20 Nisan 2019’da Bold Medya’ya da konuşan eşi Hüseyin Şahnaz ve kızını zor şartlarda okuttuğunu söyleyen Cennet Kandemir, 15 Temmuz’dan bu yana mağdur edilen bir aile olarak Gergerlioğlu’nun sorularını cevapladı.

CENNET KANDEMİR (ANNESİ): KIZIM TEZGAHTARLIK, BAKICILIK YAPARAK OKUDU

Benim eşim inşaatta çalışıyor. Hatice ve ablası aynı dönemde üniversiteyi kazandılar. Kızım tezgahtarlık yaparak, bakıcılık yaparak okudu. Bir gün polis geldi onu alıp götürdü. Birileri ifadede adını söylemiş. Zorluklarla okuttum ben onları. Benim okumam yazmam yok. Kızlarım okusun ayakta dursun çok istedim.

BANKASYA HESAP ÜCRETİ ALMIYOR DİYE KIZIMA ORADAN PARA YATIRIYORDUM

Bankasya hesap ücreti almıyor diye kızıma oradan para yatırıyordum. 50-60 TL gönderiyordum. Başka bankadan yatırsam para kesiyorlardı, eline bir şey geçmiyordu. İnsanlık bu mu? İslam memleketi diyorlar Türkiye’ye. İslam bu mu?

KIZIM MAHKEMEDE TİTRİYORDU, SİYASİLER SEÇİMLERİ BIRAKSIN, CEZAEVLERİNE BAKSINLAR

Hakim ilk duruşmada ceza verdi. Kızım mahkemede titriyordu. Doğuma az kaldı, kızımın serbest bırakılmasını istiyoruz. İnşallah bu programın faydası olur. Görüşlere gittiğimde görüyorum, 5-6 çocuk geliyor, annelerine sarılmak istiyorlar. Camın arkasında sarılamıyorlar. Telefona yetişemiyorlar. İsteğim bütün çocuklar annelerine kavuşsun. Allah herkese merhamet versin! Ne diyeyim bilmiyorum. Siyasetçiler seçimleri bıraksınlar, halkın sıkıntılarına, cezaevlerine baksınlar!

İLK KEZ ANNE OLACAK, ÇOK ENDİŞELİ


Kızım cezaevinde haliyle çok endişeli. İlk kez anne oluyor. Nasıl doğum yapacağım diye çok endişeli. Nasıl büyüteceğim diyor. Sesimizi duyan yok. Mağdur muyuz mağdur mu ediliyor bilmiyorum. Benim kızım karınca incitmez.

HÜSEYİN ŞAHNAZ (EŞİ): HAKİM KARAR ÖNCEDEN BELLİYDİ DEDİ

Eşimin hamile olduğunu cezaevine girince öğrendim. Çocuğum olacak diye sevindim ama eşim cezaevinde karmaşık duygulardı! Hakim ilk duruşmada cezayı verince itiraz ettiik. ‘Siz ne derseniz deyin benim kararım önceden belliydi dedi. Sürekli dilekçeler yazdık bırakılması için.

HAMİLE KALARAK MAĞDURİYET OLUŞTURUYORSUNUZ DEDİLER

Adliyede bir görevli ‘terörist olduğunu eşiniz kabul ederse tahliye edilebilir ancak dedi! Böyle adalet olur mu? Biz terörist değiliz. hem neden terörist olduğumu kabul edeyim. ‘Adalet varmış’ dedim, yargıya hakaret mi ediyorsunuz diyorlar. Sizden başka sesimizi kimse duymuyor. Eşime çocukla mağduriyet yaratıyorsunuz dediler!

ANNEM CEZAEVİ YOLUNDA KAZA GEÇİRDİ, KOLU FELÇLİ KALDI

İki senedir maddi manevi mağdur oldum. Ailece yıprandık. Ben cezavindeyken ailem beni ziyaret ederken trafik kazası geçirdi. Annemin kolu felç kaldı. Biz Kayseriliyiz. Küçük şehirde yaşamak çok zor. İnsanlar sürekli sizi konuşuyor. İş bulamadık, ev bile vermedi bizden uzak durun dediler.

BU HAFTA İKİ KEZ HASTANEYE GÖTÜRMÜŞLER

Söyleyin mağduriyet mi oluşturuyorum yoksa mağdur muyum? Doğmamış çocuğum şu an mağdur. Eşimin dosyasını istinaf onaylayalı 2 ay oldu. Dosya Yargıtay’da gözükmüyor. Arada bir yerde, nerede olduğunu dahi öğrenemedik. Yargıtayın bir an önce eşimin serbest bırakılması yönünde karar vermesini, çocuğumun dışarıda dünyaya gelmesini istiyorum. Bu hafta iki kez hastaneye götürmüşler. doğum yaklaşıyor. Herkesin kendi evladının başına geldiğini düşünsün…

BABAANNEMİN NE SUÇU VAR?

Olaylardan sonra babanneme kömür yardımı yapılırken bunun torunu terörist artık kömür vermeyeceğiz demişler. Ben terörist değilim! Babannemin ne suçu var!






10 Mayıs 2019 Cuma

Tutuklu 26 yaşındaki epilepsi hastası Hatice Erol’dan mektup var

10 Mayıs 2019
"Maalesef ki hastalığım her geçen gün artıyor. Geçirdiğim ataklar ve nöbetler hakkında tutanak tutulmuyor… Geçirdiğim her nöbet felç riski taşıyor…”


Ağır epilepsi hastası Hatice Erol (26) bir yıldır Konya Ereğli Cezaevi’nde tutuklu. Epilepsi nöbetleri artan ve her nöbette felç riski geçiren Erol, yaşadıklarını bir mektupla dile getirdi.  Mektubu insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderen Erol, yardım istedi.

Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Hatice Erol, bebekliğinden beri ağır epilepsi hastası. İlk nöbeti 6 aylıkken geçirmiş ve uzun yıllardır ağır ilaçlar kullanıyor. Hastalığı hafifleme aşamasındayken gözaltına alınıp tutuklanan Erol mektubuna “Maalesef ki hastalığım her geçen gün artıyor” diye başlıyor.


Bütün yolları tüketmiş ve çaresiz kalmış biri olduğunu ifade eden Erol, hastalığının ilerlediğini, geçirdiği her nöbetin felç riski taşıdığını ama ataklar ve nöbetler hakkında tutanak tutulmadığını ve mahkemeye de aksi bir durum varmış gibi yazı gönderildiğini anlatıyor.

Defalarca tahliye talebi istemesine rağmen, nöbetleri belgeleyemediği için tutukluluğunun devam ettiğini söyleyen Erol, “Bu mektubu çaresiz kaldığım için size gönderiyorum. Bütün yollarını tüketmiş biri olarak sizden destek bekliyorum.” diyor.

Hatice Erol’un, 3 Nisan 2019’da Ereğli (Konya) T Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan gönderdiği mektubun orijinali…


































Sayın Ömer Faruk bey

Öncelikle durumuma kayıtsız kalmadığınız için çok teşekkür ediyorum. Böyle bir mektup yazmak zorunda olduğum için son derece üzgünüm.

İsmim Hatice, 26 yaşındayım, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. 1 yıldır tutukluyum. Mahkemem devam ediyor. Siz de araştırdığınızda rahatlıkla görebilirsiniz devletim ve milletim aleyhine hiçbir oluşum içinde olmadım.

Değil bir terör örgütüne üye olmak disiplin suçu bile işlemedim. Daima hocalarımın iftihar ettiği bir öğrenci oldum. Şu anda ise maalesef ki çok sevdiğim devletim tarafından bir zulme maruz bırakıldım. İşlemediğim bir suçtan ötürü yargılanmaktan öte cezalandırılıyorum. Sizden bunun için değil hastalığımdan ötürü yardım istiyorum.

Ben bebekliğimden itibaren ağır epilepsi hastasıyım. İlk nöbeti 6 aylıkken geçirmişim ve uzun yıllar ağır ilaçlar kullanıyorum. Hastalığım hafifleme aşamasındayken gözaltına alındım ve tutuklandım. Maalesef ki hastalığım her geçen gün artıyor. Geçirdiğim ataklar ve nöbetler hakkında tutanak tutulmuyor ve mahkemeye aksi bir durum varmış gibi yazı gönderiliyor. Mahkemeden ısrarla tahliyemizi talep etmemize rağmen cezaevinde geçirdiğim nöbetleri belgeleyemedik. Geçirdiğim her nöbet felç riski taşıyor…

Bu mektubu çaresiz kaldığım için size gönderiyorum. Bütün yollarını tüketmiş biri olarak sizden destek bekliyorum. Size yazmamın sebebi bu konularda duyarlı olduğunuzu öğrenmemdir. Bundan dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Saygılarımla 
Hatice Erol
Ereğli C.İ.K


5275 SAYILI İNFAZ KANUNU HASTALARLA İLGİLİ MADDELER 

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunu'nun 16. maddesine göre “maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

Madde 6’ya göre “Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”

Madde 2’ye göre ise “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz”.

5237 TÜRK CEZA KANUNU (TCK)'NA GÖRE HASTA TUTUKLULARIN TEDAVİSİNİ ENGELLEYEN KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLU TUTULABİLECEĞİ SUÇLAR 

1) TCK 257
Kamu görevlisi (İnfaz/Cezaevi Savcısı, Müdür, İ. K. Memuru, Emri Veren) görevinin gereklerine aykırı hareket ederek "kişilerin mağduriyetine" sebep olursa GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA suçu oluşur.

2) TCK 94
Kamu görevlisi görevi nedeniyle bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına (hakaret vb) yol açacak davranışları gerçekleştirirse İŞKENCE SUÇU oluşur.

3) TCK 95
İşkence sonucunda mağdurun;
- Duyularından biri sürekli zayıflarsa,
- Yaşamı tehlikeye girerse
- İyileşmeyen bir hastalığa yakalanırsa ceza katlanır.

4) TCK 83
Bir icrai davranışta bulunmak yükümlülüğü bulunan kişilerin ihmali (ilaçlarına ulaşamaması, tedavinin herhangi bir şekilde engellenmesi) sonucunda ölüm gerçekleşirse ,ihmal suretiyle KASTEN ÖLDÜRME suçu oluşur.
- Mağdur ölürse ağırlaştırılmış hapis cezasına hükmolunur.

5) TCK 279
Kamu görevlisi bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eder veya gecikme gösterirse SUÇU BİLDİRMEME suçu oluşur.




9 Mayıs 2019 Perşembe

Ailece tutukluluk dönemi: Anne ve babasının ardından Betül bebek de cezaevinde...

9 Mayıs 2019 
Türkiye artık ailece tutukluluk dönemine geçti. Betül bebek de onlardan biri… Annesi 9 yıl, babası 10.5 yıl hapis cezası aldı. Betül bebek de dün demir parmaklıklar ardına girdi.


Cezaevine giren bebeklere bir yenisi daha eklendi. 2 yaşındaki Selma Betül Urunga, dün annesi Fatma Urunga’nın (34) bir haftadır tutuklu bulunduğu Mersin Tarsus C Tipi Kapalı Cezaevi’ne girdi. Babası Ersin Urunga (37) da 16 aydır aynı cezaevinde kalıyor. Böylece anne, baba ve çocuk olmak üzere aynı cezaevinde tutuklu olan çekirdek ailelerin sayısı da artmış oldu.

Betül bebeğin annesi 9 yıl, babası 10.5 yıl hapis cezası almış durumdalar ve ailenin iki çocuğu daha var.
8 yaşındaki Hakan (solda) ve 6 yaşındaki Metin artık babaanneleriyle birlikte yaşıyor. Selma Betül annesi ile cezaevinde.


Birinci derecede akrabaları tarafından 2 iki yıl önce Adana Savcılığı’na Hizmet Hareketi’yle ilişkisi olduğu gerekçesiyle ihbar edilen Fatma Urunga o günlerde kızı Selma Betül’e 8,5 aylık hamileydi. Aralık 2016’da evinden alınıp Adana Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Bir gece nezarette kaldı. Ertesi gün adli kontrol şartıyla bırakıldı.




Bir yıldan fazla mahkemesi devam eden Gıda Mühendisi Fatma Urunga örgüt üyeliği suçundan yargılanıyordu. 6 ay önce karar duruşması oldu ve 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Haksız yere ceza alacağını düşünen Urunga karar duruşmasına gitmeyip saklanmayı tercih etti.

Geçen hafta cuma günü, 3 Mayıs 2019’da tutuklandı. Urunga’nın Adana Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde maruz kaldığı kötü muameleyi insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gündeme getirmiş ve şöyle demişti:




Fatma ve Ersin Urunga gerek gözaltı, gerek mahkeme sürecinde polislerin kötü muamelelerine, hakimlerin onurlarını rencide edecek derecede bağırıp aşağılamalarına da maruz kaldı.

HAKAN VE METİN BABAANNEYE KALDI

Kimya öğretmeni Ersin Urunga ise hakkında bir yakalama kararı yokken Ocak 2018’de Adana’da bir kavşakta gözaltına alındı. 15 gün gözaltında kalan Urunga Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanıp Mersin Tarsus C Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Beş kişinin verdiği ifadede adı geçtiği için örgüt yöneticiliği suçlamasıyla yargılanan Ersin Urunga’nın mahkemesi 10 ay devam etti. Karar duruşmasından önce 4 kişi ifadesini geri çekince savcının talebi üzerine örgüt üyeliğinden 10,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Urunga ailesinin Selma Betül dışında iki çocukları daha var. 8 yaşındaki Hakan ve 6 yaşındaki Metin artık babaanneleriyle birlikte yaşıyor. Böylece bir aile daha parçalanmış oldu. Son açıklanan rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde yaklaşık 800 bebek ve binlerce parçalanmış aile var.