17 Eylül 2019 Salı

Adli Tıp doktorundan hasta tutukluya: Senin için içeriyle dışarının ne farkı var!

17 Eylül 2019 
İleri derece Parkinson hastası Bilal Sel, cezaevinde bile bile ölüme terk edildi. 15 yıllık Türkçe öğretmeninin durumu oldukça ağır. Bu durumdaki bir hastaya ‘cezaevinde kalabilir’ raporu veren adli tıp doktorlarının ciddiyetsizliği ise inanılmaz!
15 yıl Türkçe öğretmenliği yapan Bilal Sel’in mesleğindeki ilk yılları.
Hacettepe Üniversitesi Hastanesi tarafından 2013 yılında Parkinson teşhisi konulan hasta tutuklu Bilal Sel (47), İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bile bile ölüme sürükleniyor. 3 yıldır tutuklu olan Bilal Sel, hastalığı cezaevinde hızla ilerlediği için üç yıl içinde 5 kez Adli Tıpa götürüldü. Ama her seferinde cezaevinde kalabilir raporu verilerek hastalığının cezaevi koşullarında ilerlemesi gözardı edildi.

R TİPİ CEZAEVİNE SEVK EDİLDİ

Bilal Sel, tekerlekli sandalye ile götürüldüğü İstanbul Adli Tıp’tan Haziran 2019’da çıkan kararla Metris R Tipi Kapalı İnfaz Kurumuna sevk edildi. Hasta tutuklular için yapılan R tipi yani rehabilitasyon tipi cezaevinde kalması uygun görüldü.

Buna karşın Bilal Sel, tek başına cezaevinde yaşamını idame ettiremiyor. Hastalığı iyice ilerlemiş durumda. Şereflikoçhisar’da 15 yıl Türkçe öğretmenliği yapan Bilal Sel’in son durumunu ve 3 yıldır yaşadıklarını eşi anlattı:



Eşiniz şu anda nerede ve durumu nasıl?

37 aydır Kırşehir Cezaevindeydi. Temmuz 2019’da Adli Tıp kararıyla Metris’e sevk edildi. Eşim çok zor durumda. Normalde bu hastalık yaşlı hastalığı, ileri yaşlarda ortaya çıkıyor ama eşimde 30’lu yaşlarda başladı. Çok yavaş hareket ediyor. Üstünü bile 15-20 dakikada giyinebiliyor ve ‘kan ter içinde kalıyorum’ diyor. Kızım ‘Anne babam neden hep üzgün duruyor’ diyor. Çünkü yüz mimikleri kayboldu. Göz kırpması çok azaldı. Yürürken çoğu zaman donuyor, düşme tehlikesi geçiriyor.

Yürüyemiyor mu?

Yeni doğmuş bir bebek gibi yürüyor. Adımını başlatamıyor, yürümeye başlayınca da durduramıyor kendisini. Vücut öne gidiyor, ayakları geride kalıyor. Duvarlara tutunarak adım atıyor. Bu hastalık tansiyon düşürdüğü için düşüp kafasını vurmasından korkuyorum. Sağ tarafı zaten komple sallanıyor. Kolu, omzu dili sallanıyor, dönem dönem konuşması bozuluyor. Ağzı içe doğru kasılıyor. Sağ elini kullanmıyor. Sol tarafına da geçti. Kasılı kalıyor sürekli ve tabi bu da kas ağrılarıyla beraber ellerini kullanamıyor. Eşim artık ileri derece Parkinson hastası. Bebek gibi bakılması lazım.

Günlük işlerini nasıl yapıyor orada?

Sürüne sürüne kendisi yapıyor. Tuvalete gidiyor, saatlerce orada kalabiliyor. Algılamada bozukluk var, ama daha çok bedensel olarak zorda. Bunun bir adım ötesi akıl melekeleri gidiyor. Havalandırma günde 1 saat, o da tek başına çıkarıyorlar. Başka mahkumlarla görüştürmüyorlar. Yürüyemediği için gitmek istemiyor. Koğuşun içinde bile bir yerden bir yere gidemiyorum diyor zaten.

En son ne zaman gördünüz eşinizi?

Bir ay önce gördüm. 20 kilo vermiş. Girdiğiyle hiç alakası yok, tamamen çökmüş durumda. Çok yaşlanmış, hastalık yüz ve vücut yapısını değiştirmiş. Kolları öne doğru eğilmiş, vücudu kasılı kalmış. Benim eşim oraya giderken hasta olduğunu çok anlamıyordunuz ama şu an baktığınız zaman özürlü bir insan görüntüsü var.

Görüşlere tek başına çıkabiliyor mu?

Herkesten 10-15 dakika sonra gelebiliyor. Eşimi gören herkes çok ağladı. Yürüyemedi, meydanda kaldı. Çok acıtan bir görünüşü var. Yürüyememesi acıtmıyor da bebek gibi uğraşması, çırpınması bunlar insanın canını yakıyor.



Hastalığı ne zaman başladı?

2013’te teşhisi kondu. 30’lu yaşlarda nadir görülüyor Parkinson. Doktorlar bu yaşta Parkinson olmaz dediler hep. Yaşı ilerledikçe iyice ortaya çıktı. Teşhis cezaevine girmeden önce konuldu. Hapse ilk girdiğinde işini yapıyordu, günlük hayatını sıkıntıya sokan hiçbir şey yoktu. Normal hayatına devam ediyordu. İçeri girdikten sonra hastalık çok hızlı ilerledi. Doğru dürüst tedavisi yapılamadı. Psikolojiyle de çok alakalı.

Bu hale ne zaman geldi?

Cezaevine girdikten bir sene sonra belirtiler arttı. En son ayağını sürüyerek yürümeye başladı ve şimdi de komple tamamen yürüme bozukluğu var. Konuşması, yürümesi, hareketleri, mimikleri bozuldu. Adli tıp tahliye etmek yerine, Metris’e sevk etti. Dışarıda bile bakımı çok zor bu hastalık, bakıma ihtiyacı var eşimin. Tırnaklarını kesemiyor, tıraş olamıyor, dişini bile fırçalamıyor. Kırşehir’de arkadaşları yardım ediyordu. Yemesine, içmesine, eşyalarının yıkanmasına, düzeltilmesine. Metris’te tek başına kaldı, hem psikolojik olarak hem de yardım eden kimse olmadığı için gerçekten çok zor durumda. Haziran’da Adli Tıpa zaten tekerlekli sandalye ile götürmüşler, yürüyememiş, oradan da hastaların kaldığı cezaevine gönderildi. İzmir’de ve İstanbul’da varmış bu tür cezaevleri.

İstanbul Adli Tıp’a kaç kez götürüldü?

O da ayrı bir eziyet. 5 kez götürüldü. Her seferinde cezaevinde kalabilir raporu verildi. Gittiğinde hep aynı doktor vardı. Bir kere gittiğinde ‘biz seni çıkartmadık mı hala’ demiş. Eşim de ümitlenmişti. İlk götürüldüğünde oradaki doktor eşime “Senin için içeriyle dışarının ne farkı var! Sen hastasın!” demiş. Eşim kendisi anlattı bunu bana. Çok ağrına gitmişti. Hasta birine bu söylenir mi? Bir sene önce de Adli Tıp’a götürüldüğünde de Metris’e göndermişlerdi. 5-6 ay kaldı orada. Eşim orada yalnız kalmaya dayanamayınca, hem biz göremediğimiz için dilekçe verdik, tekrar Kırşehir Cezaevine geldi. Haziran 2019’da Adli Tıpa tekrar götürüldüğünde artık süresiz Metris’te kalmasına dair rapor verildi.

Eşiniz ne zaman tutuklandı, dosyası ne durumda?

29 Temmuz 2016’da tutuklandı. Sendika üyeliği, çocuğun okulu, Bankasya gibi nedenlerden tutuklandı. Eylül 2018’de 6 yıl 8 ay ceza aldı, İstinaf onayladı, dosyası şu anda Yargıtay’da. Aksaray’da görüldü mahkemesi. Mahkemeye hep SEGBİS ile bağlandığı için hakim eşimin halini görmedi. Raporlar gönderildi, ama Adli Tıp ‘kalabilir’ dediği için hakimler halini dikkate almadılar.





14 yıllık evli olan Bilal Şen’in 1 kızı bulunuyor.












İSTANBUL ADLİ TIP’IN 3 YIL İÇİNDE VERDİĞİ RAPORLARI İNCELENDİĞİNDE BİR 
PARKİNSON HASTASININ ADIM ADIM ÖLÜME GÖNDERİLDİĞİ AÇIKÇA GÖRÜLÜYOR









15 Eylül 2019 Pazar

Kanser hastası Ahmed Burhan: Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum

15 Eylül 2019 
8 yaşındaki Ahmed Burhan yetkililere seslendi: “19 aydır babamı görmüyorum. Bir yıldır hastayım. Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum.”

Zekiye-Harun Reha Ataç’ın çocukları Ahmed Burhan Ataç bir yıldır kemik kanseriyle mücadele ediyor. 24 Eylül 2018’de teşhis konulan Ahmed Burhan Ataç’ın tek isteği babasını görmek ve iyileşmek.

Adana’da özel bir yurtta görev yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 20 Şubat 2018’de tutuklanan ve 30 Kasım 2018’de, 9 ay 9 yıl hapis cezasına çarptırılan baba Harun Reha Ataç’ın oğlunun hastalığından henüz haberi yok. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülen Ataç'ın dosyası şu an İstinaf'ta.

 

Zekiye Ataç,  "Mahkemede oğlumun raporlarını sunduk ama hakim 'sana indirim mindirim yok' dedi. Ahmed'in durumunu eşime bu haftaki açık görüşte söylemeyi düşünüyorum. Onun da psikolojisi iyi değil, aslında söylemek istemiyorum ama mecburum." ifadelerini kullandı.

Çukurova Üniversitesi Hastanesinde tedavi gören Ahmed Burhan, kemoterapi ve radyoterapi ile iyileşmeyince, geçtiğimiz temmuz ayında ameliyat edilerek kürek kemiğindeki tümör temizlenmişti. Fakat geçen hafta yapılan kontrolde tümörün akciğere sıçradığı tespit edildi.

Zekiye Ataç, “Bu hafta ara değerlendirmemiz vardı. Akciğerde 4 cm büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bu kadar kısa sürede büyümesine ve sıçramasına doktorlar da çok şaşırdı. Çarem kalmadı. Oğlum gözümün önünde eriyor.” dedi.

ATİLLA TAŞ: BENİ ALIN, AHMED'İN BABASINI SERBEST BIRAKIN


Zekiye ve Harun Reha Ataç’ın Ahmed Burhan dışında Fatma Betül (5) adında bir kızları daha bulunuyor.


Cemal Yıldırım: AKP’nin ikiyüzlüğünü ortaya çıkarmak istiyorum

15 Eylül 2019
KHK’lı devlet memuru Cemal Yıldırım, yarından itibaren 5 gün boyunca AKP Ankara İl Başkanlığının önünde oturma eylemi yapacak. İki yıldır hakkını aramak için sokağa çıkan Yıldırım, tek bir amacı olduğunu söylüyor.




677 Sayılı KHK ile ihraç edilen devlet memuru Cemal Yıldırım 13 Mart 2017’den bu yana Ankara’da eylem yapıyor. Sadece kendisi için değil, haksızlığa uğrayan herkes için döviz açan Yıldırım, eşleri kaçırılan ailelere, müebbet hapis cezasına çarptırılan Harbiyeli askeri öğrencilere, hasta tutuklulara, işkence görenlere kadar herkesin sesi olmaya çalıştı.

Herkesi de insan hakları ve demokrasi paydasında birleşmeye davet etti. İnsanlık dışı uygulamalara hep birlikte karşı çıkılması gerektiğini anlattı ve KHK mücadelesini ileriye taşımanın yolunun buradan geçtiğini vurguladı.

Eylemlerinde bugüne kadar Yüksel Direnişçileri, Veli Saçılık, HDP Ankara, Miletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, çeşitli dergi çevrelerinin destk verdiği Yıldırım iki yılda içinde birçok kez gözaltına alındı, para cezası kesildi. Yıldırım, yarından itibaren ise 5 gün boyunca Ankara Kızılay Kocatepe’deki AKP İl Başkanlığının önünde elinde dövizle oturma eylemi yapacak.

“Pazartesi gününden itibaren Ankara AKP il binası önünde ‘İhraç edildim, işimi ekmeğimi çocuğumun geleceğini geri istiyorum’ oturma eylemi yapacağım. Saat 12-13 saatleri arasında. Yılmıyor, sinmiyor, teslim olmuyoruz. Haklıyız haklarımızı alıncaya dek mücadeledeyiz…Biz kazanacağız.” açıklaması yapan Cemal Yıldırım amacını şöyle anlatıyor:

“Bir tarafta demokrasi varmış gibi hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde atılan işçiler oturma eylemi yapabiliyor, diğer tarafta HDP il binasının önünde devlet oturma eylemi yapıyor, ilginç bir şekilde. Bir komedi resmen. Bizler sokağa çıkıp hak aradığımızda gözaltına alınmamız 1 dakika sürmüyor. Anayasal hakkımız engelleniyor. Amacım burada AKP’nin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarmak. ”

Cemal Yıldırım ile eylemlerine dair bir röportaj yaptık.



Sizi eylem yapan adam olarak tanıdı herkes. Siz kimsiniz?

1970 Ankara doğumluyum. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. 1998’de Maliye Bakanlığına girdim. Ankara Defterdarlığında Muhasebe Müdürü olarak çalışmaya başladım. iki dönem sendika başkanlığı yaptım, iki dönem yöneticilik yaptım ve o dönemde sürgün yedim sendikal faaliyetlerimden dolayı.

Hangi sendika?

KESK’a bağlı Büro Emekçileri Sendikası. İdari cezalar aldım ama o dönemde açılan davaların hepsinden beraat ettim. Epeyce bir dava açılmıştı. 15 Temmuz’dan sonra, AKP darbesi sonrasında da bize yönelik bir şeylerin de olacağını biliyordum. 22 Kasım 2016’da 677 Sayılı KHK ile işimden atıldım. 18 yıllık memuriyetim vardı atıldığımda.

Eylemlere ne zaman başladınız?


Ben atıldığımda Yüksel Caddesinde eylemler yeni başlamıştı. Bir süre evde oturduktan sonra daha fazla evde kalamayacağımı fark ettim. Birçok insanın hakkını arayan biri olarak kendimde bir haksızlığa uğradığımda sokağa çıkmam gerekiyordu. AKP’nin politikası bizi ‘terörist’ diye yaftalayıp toplumdan yalıtmak. Evimize hapsolmamızı istiyorlardı. Biliyorsunuz 60 intihar vakası var. Toplumdan yalıtılmak ve arkadaşların içlerine kapanmaları bu intiharların nedenlerinden bir tanesi. Bizim kafamızı eğeceğimiz hiçbir durum yok. Bu nedenle sokakta olmalıydım.

Dönem dönem Yüksel Caddesindeki eylemlerde arkadaşlara destek verdim ama 13 Mart 2017’de kendi işyerimin önünde eyleme başladım. İk ay hafta içi her gün oradaydım. Sonrasında benimle birlikte atılan kadın bir arkadaşımız vardı, o da bana katıldı ve 1 yıl boyunca bu eyleme devam ettik.

Çalışma arkadaşlarınız sizi görünce nasıl tepki veriyor, ne diyorlardı?

İlk iki ay çok zor geçti. İki otobüs çevik kuvvet ve sayısını bilemeyeceğim kadar sivil polis vardı. Ciddi bir korku atmosferi yarattılar. Çünkü bizim işyerimiz, Ulus’ta Valiliğin hemen yan tarafındaydı. 20 metre ilerisi valilikti. Bana selam verenler hakkında soruşturma açacaklarını dahi söylediler. İnsanları tehdit ettiler. Göz ile selam veriyorlardı başlangıçta. Sonrasında o atılma korkusu büyüdü. Eylemin son iki ayında ben her gün gözaltına alınıyordum. Arkadaşlar da aşağıya inip gözaltına alınırken beni alkışlıyorlardı. O derece korkuları artmıştı.


Bir yıl sonunda nerede devam ettiniz eylemlere?

İş yerinin önünde artık bizim alacağımız bir şey olmadığına karar verince eylemi orada sonlandırdık. Benimle birlikte eyleme başlayan arkadaş OHAL Komisyonu tarafından işe iade edildi. “Bir şey yapmayın, yaparsanız iade edilmesiniz” gibi cümleleri de boşa çıkarmış olduk. 13 Mart 2018’de iş yeri önündeki eylemi bitirdik, hemen o hafta cumartesi günü Sakarya Caddesinde eylemlere başladım. 6 ay devam ettim. Sonra ara vermek zorunda kaldım.

Neden ara vermek zorunda kaldınız?

Eşimin işyerinde sıkıntı çıkmaya başlamıştı. Tek geçim kaynağımız eşimin işiydi. Onu da açığa aldılar zaten ve halen bir görev vermiyorlar. Oysa kendisi başarılı bir bankacıdır. Fakat haksızlığa tahammülüm olmadığı için bu yılın mart ayında tekrar eylemlere başladım. O günden beri de devam ediyorum. Çıkar çıkmaz bir dakika sürmeden hemen gözaltına alıyorlar. Ben şimdi strateji değiştirdim. Ankara’nın her yeri eylem alanı. Elimde dövizle oturma eylemi yapıyorum. Polis oralara gelmeden eylemi yapıp bitiriyorum. Yetişemiyorlar.



Nerelerde eylem yapıyorsunuz?

Anayasa Mahkemesi önünde yaptım. İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu önünde yaptım. Güvenpark’ta yaptım. Yarın da AKP Genel Merkezi önünde yapacağım. Onu ilan ettim. 5 gün boyunca oturma eylemi yapacağım.

Şu anki Türkiye ortamında AKP’nin önünde eylem yapmak büyük bir cesaret, aynı zamanda risk değil mi?

Dün biliyorsunuz Melek Çetinkaya’yı yanıma gelir gelmez gözaltına aldılar. Ben de öyle bir şey bekliyorum açıkçası. Benim amacım burada AKP’nin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarmak. Bir tarafta demokrasi varmış gibi hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde atılan işçiler oturma eylemi yapabiliyor, diğer tarafta HDP il binasının önünde devlet oturma eylemi yapıyor ilginç bir şekilde. Bir komedi resmen. Bizler sokağa çıkıp hak aradığımızda gözaltına alınmamız 1 dakika sürmüyor.

Melek Çetinkaya gözaltına alınırken sizin elinizde döviz yoktu, onun vardı.

Sakarya Caddesinde cumartesi günleri yaptığım eyleme ben elimde dövizle çıkmıyorum. Sadece sohbet ve arkadaşlarla tanışmak için gidiyorum artık. Özellikle mütedeyyin arkadaşların sokağa çıkma alışkanlığı yok. Sakarya Caddesine de bir tek o arkadaşlar geliyor. Oraya benim yanıma gelebilmeleri bile önemli bir şeylerin kırılmasına neden olduğunu düşünüyorum. Cumartesi günleri ben elimle dövizle çıkmıyorum. Buna rağmen dün 4 araba polis vardı. Normalden fazlaydı. Buna bile tahammülleri yok.

Döviz tutmak mı yasak?

Döviz açtığımızda alıyorlar, yoksa yasak değil aslında. Döviz açmadan açıklama yaptığımda yine gözaltına alıyorlar. Birkaç defa Anayasa ile çıktık küçük bir kitapçık, yine aldılar. Kendimizi ifade edemiyoruz, anayasal hakkımızı kullanamıyoruz. Anayasa Mahkemesinin “OHAL’de dahi barışçıl gösteri ve toplantı hakkı engellenemez” diye 4 kararı var, Mayıs 2019’dan beri çıkan.

Yasaya rağmen mi gözaltına alınıyorsunuz?

Evet buna rağmen. Ankara’da Emniyet Müdürlüğü ve Valilik Anayasa’yı ihlal ediyor. Anayasal suç işliyor. Asıl haklarında işlem yapılması gereken insanlar bunlar. Başka illerde yapıyorlar. Bugün Karacaahmet’te KHK’lılar Platformu bir basın açıklaması yapacak. Başka yerlerde izin veriyorlar. Ancak Ankara’da kimsenin muhalif bir ses çıkarmasına sistem müsaade etmiyor.

Kaç kere gözaltına alındınız, kaç para cezası kesildi size?

Sayısını bilemiyorum. Her gözaltımız 320 TL. Onları ödeyemiyoruz. Bana bugüne kadar 60 para cezası tebliğ edildi ama e-devlete baktığımda daha tebliğ edilmeyenler olduğunu gördüm. İşyeri önünde eylem yaparken son iki ay her gün alındım, onlar para cezası. Yüksel Caddesinde açlık grevi devam ederken 2 ay yine alındım, onlar da para cezası. Mahmut Konut diye bir arkadaşımız var. O da kendi işyeri önünde eylem yapıyor. Ona desteğe gidiyorum. Oradan da para cezaları var. Şu anda sayısını bilmiyorum cezaların. Banka hesaplarımıza da el koydular. Hesaplarımızın hepsi hacizli şu an.


Gözaltına alıp alıp bırakıyorlar sizi, ne yapıyorlar bu sürede?

Aslında resmi gözaltı işlemi yapılmıyor. Resmi gözaltı yapılsa olay savcılığa gidecek ve biz beraat edeceğiz, çünkü ortada suç yok. Gözaltı işleminden sonra bize tazminat davası açma hakkı doğuyor. Bunun adına ‘yakalama işlemi’ diyor polis. Alıp hastaneye götürüyorlar. Muayeneden geçiriliyoruz, darp raporu alınıyor ve ceza kesip bırakıyorlar. Polis de yaptığının yasadışı olduğunu biliyor. Kanun önünde bir aldatmacaya giriyorlar.

Yarın gözaltına alınıp bırakılmazsanız sizi takip edenlere ne söylemek istersiniz?


Yarın karşılaşacağım şey, daha öncekilerden farklı olacağını sanmıyorum. Belki daha fazla polis ve daha fazla şiddet olacak, bilmiyorum tam olarak. Göz korkutmak için ama ben ertesi gün yine gideceğim. AKP’nin tüm haksızlıklarına ve hukuksuzlukların karşı mücadele etmeye devam edeceğim. Arkadaşlarımız da küçük küçük de olsa bulundukları yerlerden haksızlıklara karşı çıksınlar ve hakları için mücadele etsinler. Ancak bu şekilde kazanabiliriz. Ve kesinlikle kazanacağımızı düşünüyorum. Umutsuzluğu akıllarından ve düşüncelerinden çıkarsınlar. AKP yenilmiş ve bitmiş bir siyasi organizasyondur. Sadece bu baskıyla sonunu uzatıyor.

Kanser hastası Ahmed Burhan: Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum

15 Eylül 2019
8 yaşındaki Ahmed Burhan yetkililere seslendi: “19 aydır babamı görmüyorum. Bir yıldır hastayım. Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum.”


Zekiye-Harun Reha Ataç’ın çocukları Ahmed Burhan Ataç bir yıldır kemik kanseriyle mücadele ediyor. 24 Eylül 2018’de teşhis konulan Ahmed Burhan Ataç’ın tek isteği babasını görmek ve iyileşmek.

Adana’da özel bir yurtta görev yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 20 Şubat 2018’de tutuklanan ve 30 Kasım 2018’de, 9 ay 9 yıl hapis cezasına çarptırılan baba Harun Reha Ataç’ın oğlunun hastalığından henüz haberi yok. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülen Ataç’ın dosyası şu an İstinaf’ta.

Zekiye Ataç, “Mahkemede oğlumun raporlarını sunduk ama hakim ‘sana indirim mindirim yok’ dedi. Ahmed’in durumunu eşime bu haftaki açık görüşte söylemeyi düşünüyorum. Onun da psikolojisi iyi değil, aslında söylemek istemiyorum ama mecburum.” ifadelerini kullandı.


Çukurova Üniversitesi Hastanesinde tedavi gören Ahmed Burhan, kemoterapi ve radyoterapi ile iyileşmeyince, geçtiğimiz temmuz ayında ameliyat edilerek kürek kemiğindeki tümör temizlenmişti. Fakat geçen hafta yapılan kontrolde tümörün akciğere sıçradığı tespit edildi.

Zekiye Ataç, “Bu hafta ara değerlendirmemiz vardı. Akciğerde 4 cm büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bu kadar kısa sürede büyümesine ve sıçramasına doktorlar da çok şaşırdı. Çarem kalmadı. Oğlum gözümün önünde eriyor.” dedi.

Zekiye Ataç Aidbrom Internatinal’a yaptığı açıklama ise şöyle:

AHMET BURHAN'IN ANNESİ: YURT DIŞI YASAĞIMI KALDIRIN, OĞLUM ÖLÜYOR

AHMET BURHAN ATAÇ VE AİLESİ 



Ahmet Burhan, Fatma Betül ve Harun Reha Ataç, 18 Temmuz 2018




14 Eylül 2019 Cumartesi

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

14 Eylül 2019
Cezaevilerinde hasta olup da sesini duyuramayan kim bilir kaç hasta daha var? 37 aydır Konya Ereğli Cezaevinde tutuklu bulunan Merve Gökkaya, 3,5 ay önce bir arkadaşına mektup göndererek çaresizliğini ve hastalığını anlattı.

Merve Gökkaya ve koğuşunda annesiyle birlikte tutuklu bulunan bir kız çocuğu. Konya Ereğli Cezaevi.


Merve Gökkaya, BOLD Medya’nın ulaştığı o mektuplarda yemek, içmek ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını, iki kişinin yardımıyla cezaevinde yaşam mücadelesi verdiğini söylüyor ve teşhis konulamayan hastalığını, yaşadığı acıları dile getiriyor:

“… 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.”

Gökkaya, daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmenin imkansızlığını vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.”

KOYDUKLARI TEŞHİSİ GERİ ÇEKTİLER

2017 yılından bu yana tüm vücudunun tutularak ağrılı zor bir süreç geçirdiğini söyleyen Gökkaya, doktorların önce hastalığına Ankilozan Spondilit teşhisi koyduklarını ama sonra vazgeçtiklerini söylüyor. Hastaneye götürülürken gördüğü muameleyi ve çaresizliğini “Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” cümleleriyle ifade eden Gökkaya,

“Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” ifadelerini kullanıyor.

BİR İFTİRA İLE HAPSİ ATILDIM

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Merve Gökkayya (29), “Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?” diyerek tahliye çağrısında bulunuyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu 16/6 maddesine göre cezaevinde ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan hastaların tahliye edilmesi gerekiyor. Kanunda şöyle deniliyor:

“Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonunun raporuna göre cezaevlerinde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta tutuklu bulunuyor.

Merve Gökkaya koğuş arkadaşlarıyla. Konya Ereğli Cezaevi.

MERVE GÖKKAYYA’NIN HER SATIRI ACI DOLU O MEKTUPLARI…
1. MEKTUP


“Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır tutuklu bulunmaktayım. Tutuklu kaldığım bu kadar yıldır sağlık problemlerimle başa çıkmaya çalışıyorum. Kurumdaki imkansızlık ve olumsuz şartlar (ortamın soğukluğu, kıyafet kısıtlaması, yemeklerin yetersizliği, koğuşun iki katlı olup her gün merdiven inip çıkmak zorunda olduğum, tedavimin ve kontrolümün yeterli olmadığı, her an ikinci bir kişinin yardımına muhtaç olduğum vs.) hastalığımı şiddetli derecede artırmaktadır. Ne verilen ilaçlar ne de vurulan iğneler tedavime olumlu cevap vermemekte. Bu süre içerisinde birkaç kez farklı doktorlara muayeneye götürüldüğüm halde tüm vücudumun tutulmasına bir çare bulunamadı ve teşhis konulamadı.

Daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmek imkansız. Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.





TEDAVİMİN YAPILAMAMASINI NASIL TARİF EDEBİLİRİM?

Öyle zamanlarda oturduğum yerden kalkamadığım vakit birinin yardımı ile doğrularak ihtiyaçlarımı gidermeye çalışıyorum. Tüm bunlar olurken tedavim adına bir şeyler yapılamamasını, elimden bir şey gelememesini bilmem ki nasıl tarif edebilirim. Veya elim, kolum, omuzlarım tutulduğu vakit dilekçe dahi yazamadığımda ihtiyacımı, taleplerimi, durumumu nasıl ifade edebilirim ki kurumda dilekçesiz adım bile atılmazken…


İKİ BÜKLÜM AĞLAYARAK DOKTORA GÖTÜRÜLMEK…


Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?


BİR İFTİRA İLE HAPSE ATILDIM


Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Burada zorunlu geçirtilen her gün benim sağlığımı, ruh sağlığımı, bedenimi, iftira sonucu dağıtılan yuvamı, eşimi, ailemi, en önemlilerinden biri olan anne olma yetimi yitirmeme neden olmakta ve buna sebep olan merciler durumumu gözardı etmektedir. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?


DÖRT DUVAR ARASINDA ÖLÜME MAHKUM EDİLMEKTEYİM


Adalet Kurulunun tutuklulukta; Adli Kontrol şartı veya elektronik Kelepçe uygulama imkanı olduğu halde bu kadar süredir rahatsızlıklarım, ruh sağlığım gözününde bulundurulmadan, uzun tutukluluk süresi dikkate alınmadan, halen dört duvar arasında ölüme mahkum edilmekteyim. Burada geçen her bir saniye sağlığım aleyhinde işlemekte ve ben ne yapacağımı, ağrılarımla, hareketlerimi kısıtlayan tutulmalarım ile nasıl mücadele edeceğimi bilmeden umutsuzca beklemekteyim.
Sağlık durumum ve rahatsızlıklarımla ilgili raporlar dosyamda mevcut bulunmaktadır. Elbette suçsuzluğum bir gün ortaya çıkacaktır ve adalet gerçekten yerini bulacaktır. Yanlışlıklar sonucunda tarafıma verilen hüküm bir gün düştüğünde bu zararın, kaybetmeye başladığım sağlığımın telafisi nasıl mümkün olacaktır?




ÇARESİZCE HASTALIKLARIMA DERMAN ARIYORUM

2016 yılı nisan ayında bir daha çocuğumun olamayacağı riskiyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım. Olumsuz sonucun ardından 2. kez zaman kaybetmeden tekrar denememiz gereken tüp bebek tedavim, eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleşemedi. Üzerinden geçen yaklaşık 3 yıl aile olabilmemiz adına son şansımızı yitirmiş olmamız korkusundayım. Bu konudaki akibetim hakkında bilgi sahibi olamıyorum. Yumurtalıklarım her geçen gün azalmakta ve risk altındayım. Ben de anne olmak istiyorum ve bunun için gereken tedavimi yapmak istediğim halde elimden bir şeyin gelmemesi canımı çok yakıyor.

Anne olamama ihtimalim günler geçtikçe artmaktadır ve bu beni, psikolojimi cidden yıpratmaktadır. Telafisi mümkün olmayan bir süreç yaşamaktan çok korkuyorum. Ayrıca tedavimin acilen tekrarlanması için tüp bebek merkezi tarafından verilen talep dilekçesi mahkeme sırasında dosyama eklemek üzere sunulduğu halde heyet tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Çaresizce hastalıklarıma derman arıyorum. Ne yazık ki haksız yere tutsak olduğum için bulamıyorum.


KISA (Editörün notu: Merve Gökkaya, aynı mektupta durumunu kısaca özetleyerek arkadaşından bu mektupları farklı kişilere ulaştırmasını istemiş)

Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.

Haricen 2016 nisan ayında yumurtalıklarımın hızla alınması nedeniyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım ve olumsuz sonuç çıktı. Ara vermeden yakın zamanda (4-5 ay sonra) tekrarlanması gereken tedavim eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleştirilemedi. Anne olma yetimi yitirmekteyim ve burada geçirdiğim her bir gün sağlığım adına aleyhime işlemektedir. Benim durumumda olan birçok kişi şu an tutuksuz yargılanmaktadır. Bu zamana değin birçok üst merciye mektup ve dilekçelerle başvurduğum halde olumlu dönüş alamadım. Çaresiz durumdayım.






2. MEKTUP
RAHATSIZLIĞIMIN BELİRTİLERİ


2017 yılında tüm vücudum tutulmaya başladı. Öncesinde herhangi bir buna benzer rahatsızlık geçirmedim. Bazen sebepsiz tutuldum. Bazen de ya temizlik ya da elde çamaşır, bulaşık yıkadığımda tutuldum.


4 KEZ ATAK YAŞADIM, VÜCUDUM KASKATI KESİLDİ

Tutulan yerler her defasında farklı ama sık sık tekrarlanarak gerçekleşti. Mesela sadece sırtım tamamen tutuldu, bacaklarımın ön kısmı ve ayak bileklerim tutuldu, bacaklarımın tümü veya arka kısmı ve kalçam tutuldu. Kollarım, bilek, ellerim ve parmaklarımın tümü tutuldu. Bir sefer de göğüs, ve çok sık omuz ve boynum tutuldu. Ve tüm bu saydığım tutulmalar bazen ayrı ayrı bazen de birkaçı birleşerek oldu ve sık sık oldu. Bu zamana kadar 4 kez atak yaşadım. Bu ataklar da kastettiğim başımdan ayak bileklerime ve parmaklarıma kadar tüm vücudum kaskatı kesildi. Yataktan kalkamadım hareket dahi edemedim. Yemeğimi ve ihtiyaçlarımı iki kişinin yardımıyla ancak giderebiliyordum. Bu ataklar 2-3 gün kadar sürdü. 2-3 ayda bir kez olurken bir yıldır haftada bir iki kez olmaya başladı.

Tutulmalar da uyuşuklukla beraber vücut ısımın artarak devam ettiğini fark ettim. Ve kaslarımın tamamen gerildiğini ardından hareketsiz kaldığımı fark ettim. Bir defa omurgam, kuyruk sokumuna kadar tutuldu ve hiçbir şekilde hareket edemedim. Kalça kemiğim ve kuyruk sokumumda her gün, her saat bir ağrı hissediyorum. 10 dk oturduğumda ağrıyla beraber o kısmın tutulduğuna birkaç kez şahit oldum, aynı şekilde ayakta beklerken de…

Özellikle bacaklarımın üst kısmı tutulduğunda küçük damarların çıktığını (çatlak toprak gibi görünüyordu) ve elimle tutulan yerlere bastırdığım ve çektiğimde bir müddet parmaklarımın izinin kaldığını, sanki şişlik varmış gibi renk değiştirdiğini gördüm. Hemşire ödem oluştuğunu söyledi. Bu tutulmalarda, iğne vurulduğunda (DOLİNE), 3-4 günde ancak geçip rahatlıyorum. Vurdurmazsam bir hafta geçmiyor.


NEDEN TUTULDUĞUM TESPİT EDİLEMEDİ

2017 yılında ramatoloji uzmanı tarafından (Meram Tıp Fak. Konya) Ankilozan Spondilit teşhisi koyulmuştu. Ağrı olduğunda Endal 25 mg haptan kullanmamı söyledi. Gün geçtikçe tutulmalar artınca tekrardan sevk istedim. FTR ve ramatoloji uzmanlarına 1-2 kez götürüldüm. CRP-20 çıktı bir kez kanda ama emarda bir şey çıkmadığı ve yapılan tahlil tetkiklerde ilk sonuç gibi çıkmadığından teşhis muallakta kaldı.





Ve neden tutulduğum halen tesbit edilemedi. Geçici kas gevşeticilerle çözüm bulunmaya çalışılıyor. Gün geçtikçe hastalığım ilerliyor.

Bu zamana kadar FTR – Ramatoloji uzmanlarının verdiği ve kullandığım ilaçlar şunlardır:
– Etotio 400 mg / 8 mg 8 (Etodolak tiyakolşikosid)
– Naprosyn 750 mg (Naproksen) – Aprol Ford 550 mg (Naproksen Seydum)
– Endal 25 mg (Indometazin) * Endal 100 mg Fitil (Indometazin Supozitavar)
– Rantudil 90 mg (Asemetazin) * Rantudil Forte 60 mg (Asemetazin)
– Doline iğne.
Tüm bu ilaçları ara ara kullandım. Mg yüksek olanları müdemde ülser, safrakesem de olmadığı için arada bırakmak zorunda kaldım. Tutulduğumda Endal 25 mg’ı kullanmam söylendi ama hiçbir faydasını görmedim, diğerlerini aldığımda da geçici olarak ağrılarımı dindirdi.


HER SABAH YARIM SAAT TUTULAN YERLERİN AÇILMASINI BEKLİYORUM

Yine doktorun verdiği bel egzersizlerini yapıyorum ama bazılarını yapmakta güçlük çekiyorum. Dizlerimi bükerken ağrı ve uyuşma olduğu için geri kalkamıyorum. Bacaklarımı düz bir şekilde uzatmaya çalışırken diz kapağının arkasında bir çekilme oluyor, uzatamıyorum ve kuyruk sokumu ile kalça kemiklerimdeki ağrı şiddetleniyor. Hiç tutulmasam da bu ağrı hep var. Her sabah uyandığımda ellerim, parmaklarım ve boğumlarında tutulma ve kasılmalar oluyor. Her gün bir yarım saat tutan yerlerin açılmasını bekliyorum. Herhangi bir şişlik, kızarıklık vs yok ama sadece içten ağrı ve tutulma oluyor.


15 DAKİKADAN FAZLA AYAKTA KALAMIYORUM

Sandalyede otururken dizlerimin ve ayak bileklerimin uyuşarak ağrıdığını fark ediyorum. Ayakta 15 dk. Fazla kalamıyorum. Bu süreyi geçince kalçam ve bel kısmım bacaklarıma kadar tutulmaya başlıyor. Gece yattığımda sırt üstü uzun süre duramıyorum. Sağıma doğru yattığımda ağrı oluyor, yine sola doğru yatıp dizlerimi göğsüme doğru çekerek ancak rahat uyuyabiliyorum. Bu uygun pozisyonu almam yarım saat uğraşla oluyor.

Gece ağrılarım artıyor. 10 dk sonra ancak yataktan doğrulabiliyorum. Kalem tutarken (şu an parmakları tutuldu ve kalemi bıraktığımda o şekilde kalıyor) kilitleniyor parmaklarım ve bir 10 dk açılmasını bekliyorum. Bu tutulmalar hareketlerimi ileri derecede kısıtlıyor. Halen bir tanı koyulamadı ve en son Ankilozanspandilit teşhisi iptal edildi. Nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmemekteyim. Bu yüzden tavsiye ve yönlendirmenize ihtiyacım var.




13 Eylül 2019 Cuma

Nurhayat Yıldız: Artık şafak sayıyorum; az kaldı…

13 Eylül 2019
3 yıldan bu yana Sinop Cezaevinde tutuklu bulunan Nurhayat Yıldız son mektubunda diyor ki: “Hüküm alacağım çok büyük ihtimal, zaten cezanın çoğunu yattık. 1,5 yıl çok gelmiyor gözüme…”

Ev hanımı Nurhayat Yıldız (29), Tenkil Süreci’nin en sembolik isimlerinden biri oldu. 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ve cezaevinde bebeklerini kaybeden ilk anneydi. Doğum yapar yapmaz tekrar cezaevine gönderildi ve hala Sinop Cezaevinde bulunuyor.

Giresun Üniversitesinde iki yıl muhasebe okuyan Yıldız, mezun olduktan sonra Sinop’ta ailesinin yanına döndü ve burada özel bir kurumda çalışmaya başladı. Eşiyle bu kurumda tanıştı ve 1 Temmuz 2014’te evlendi.

15 Temmuz olduğunda 3 aylık hamile olan Yıldız, kullanmadığı Bylock programı nedeniyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hakim, telefonunun dökümleri bile incelenmeden 10 dakikada tutuklanmasına karar verdi.

Dosyası 1 yıldan bu yana Yargıtay’da bulunan Nurhayat Yıldız’a verilen 7 yıl 6 ay hapis cezası henüz kesinleşmedi. Fakat kendisinin de 31 Temmuz 2019 tarihli son mektubunda dediği gibi artık cezasının büyük bir kısmını hapiste geçirdi. Yıldız, “Hüküm alacağım çok büyük ihtimal, bunu da artık kabullendim, zaten cezanın çoğunu yattık. 1,5 yıl çok gelmiyor gözüme, hatta düşününce mutlu oluyorum az kaldı diye” diyor.

İŞTE NURHAYAT YILDIZ’IN SON MEKTUBUNDAN BİR BÖLÜM…

“Aleykümselam balımmm… Temmuzun son günü. İçimden dedim ki, bugün Pazartesi senden, dün Hüsna’dan mektup geldi. Allahım bugün arkadaşlarıma gelsin dedim. Sadece bana geldi. Hoş ben bu durumdan şikayetçi değilim, yani bana mektup gelmesinden. Onlar da bana takılıyor; ya Nurhayat hep sana mektup geliyor diye. Arkadaş diyor ki; ben çözümü buldum …. bize mektup arkadaşı bulsun diyor (tabi şakasına). Rabbim’e sonsuz şükürler olsun, hamdüsenalar olsun iyiyim. Sizler iyi olunca daha iyi oluyorum. Yazın tadını çıkarıyorum. Sabah kalkıyorum, yürüyüşümü yapıyorum, sonra avluda kitap okuyorum, bazen el işi yapıyorum. Artık şafak sayıyorum tabiri caizse 1,5 yıl kaldı yaa, Rabbimin izniyle yokuşu çıktık, şimdi yokuş aşağı iniyoruz, kolayladık yani.

Dün Güllüzar’ın 3 yılı bitti, bir ay sonra da benim 3 yıl bitecek nasipse inşallah. Zaman gerçekten ne kadar güzel ilaçmış. İlk bir yıl yalan olmasın neredeyse her uyandığımda sabahları cama bakıyordum, parmaklıklı cam, ben hala burada mıyım diyordum. İki yıl oldu daha çok alıştım, bazı şeyleri aşmaya başladım. Üçüncü yılımda artık her şey normalleşti. Eğer ruh halim iyiyse (ki bu aralar iyiyim, çok şükür) burayı seviyorum. Hüküm alacağım çok büyük ihtimal, bunu da artık kabullendim, zaten cezanın çoğunu yattık. 1,5 yıl çok gelmiyor gözüme, hatta düşününce mutlu oluyorum az kaldı diye.

Hayatın akışına bırakmak istiyorum artık kendimi. Akıntıya çok kürek çektim ve bu beni hep yordu. Eskiye nazaran daha çok teslim ediyorum kendimi Rabbim’e. Demek ki yaşanan her şeyin yaşanması gerekiyormuş. Geçmişe hayıflanmak yerine olanlara şükredip ileriyi düşünmek istiyorum artık. Birkaç aydır okuduğum kitaplar da bana çok iyi geldi. Rabbim bizi çok seviyor buna emin ol. Ben emimin çünkü lütufları sağanak sağanak yağıyor. Bir de insanların ne imtihanlar yaşadığını düşününce Rabbin’e hamd ediyorsun. Bitecek bu ayrılık er ya da geç diyorsun…”


NURHAYAT YILDIZ'IN KALEMİNDEN CEZAEVİNDE İKİZ BEBEKLERİNİ KAYBEDİŞ SÜRECİ







12 Eylül 2019 Perşembe

Nurhayat Yıldız’ın kaleminden cezaevinde ikiz bebeklerini kaybediş süreci

12 Eylül 2019
Cezaevinde ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız, bebeklerini kaybettiği şartları ve günleri mektubunda anlattı. Son fotoğrafındaki manzara bile çok şey ifade ediyor.


29 Ağustos 2016’da tutuklanan ve cezaevindeyken ikiz bebeklerini kaybeden evhanımı Nurhayat Yıldız’ın bebeklerini kaybettiği süreci anlattığı mektubuna BOLD ulaştı. Tenkil sürecinde tutuklanan ve bebeğini cezaevinde ilk kaybeden anne olan Yıldız, o günlerde 3 aylık hamileydi. Bebeğinin cinsiyetini öğrenmek üzere doktor kontrolüne giderken Samsun 19 Mayıs ilçesinde yolda gözaltına alındı. İkizleri olacağını hapse girdiğinde öğrendi ama bu sevinci uzun sürmedi. Bebekler 19 haftalıkken anne karnında öldü. Mektubunda “Bebeklerim cezaevi şartlarına, strese dayanamadı” yazan Yıldız tutuklandığı günden bebeklerini kaybettiği ana kadar yaşadıklarını mektupta ayrıntılarıyla anlatıyor.

HAMİLEYKEN TUVALETİN ÖNÜNDE UYUDU

Yıldız bu süreçte, hamile bir kadın olarak tuvaletin önünde yerde uyumaya mecbur bırakıldı. Sinop Cezaevinde kaldığı 10 kişilik koğuşta kendisiyle birlikte 22 kişi, 1 de bebek vardı. Hastanede yattığı odanın camının kulpu söküldü. İlaç verilerek düşük yaptıktan sonra aylarca bu travmayı atlatamadı. 6 ay depresyondaydı.

Nurhayat Yıldız’ın el yazısıyla avukatına yazdığı mektup, avukatı aracılığıyla bilgisayara geçirilip aile yakınlarına gönderilmiş. Sonrasında Yıldız’ın avukatı da tutuklandığı için mektubun orijinali yerine şimdilik bilgisayara geçirilmiş halini yayınlıyoruz.

Nurhayat Yıldız, Sinop Cezaevi’nde Ağustos 2019’da çektirdiği son fotoğrafındaki duvarın durumu cezaevi şartlarını anlatmaya yetiyor.

Nurhayat Yıldız, Sinop Cezaevi’nde Ağustos 2019’da çektirdiği son fotoğrafındaki duvarın durumu cezaevi şartlarını anlatmaya yetiyor.
Fotoğraf yasağı olduğu için 3 yıldır ailesine cezaevinde çekilmiş hiçbir fotoğrafını gönderemeyen Yıldız, yasak kalkınca son mektubunda 2 karesini de gönderdi.

YILDIZ’IN TEMMUZ 2017’DE KALEME ALDIĞI İŞTE O MEKTUBU:

KONTROL İÇİN SAMSUN’A DOKTORA GİDİYORDUM

“29.08.2016 tarihinde üç aylık hamileliğim sebebiyle Samsun’da özel bir hastaneye giderken otobüsüm durduruldu. Emniyete götürüldüm. Orada hakkımda arama kararı olduğunu öğrendim. Saat öğlen gibiydi. 17.00’a kadar bekletildim. Sinop’tan gelen bir polis ekibiyle Sinop’a götürüldüm. Mide bulantılarım vardı. Yemek yiyemiyordum, emniyette sadece çorba içtim. 19.00 gibi Sinop’taydık ama benim halim kalmamıştı, yorgunluktan kasılmalarım oluyordu. Beni getiren polisler adli kontrol ile salıverileceğimi, çünkü özel bir durumum olduğunu söylemişlerdi ama öyle olmadı. Üç saat bekletildim, yorgunluğa dayanamadım, bir odaya geçip dinlenebileceğimi söylediler.

10 DAKİKADA KARAR VERİLDİ, TUTUKLANDIM


Biraz uzandım. Sonrasında hakim bey gelmiş, mahkemeye çıkarıldım. Neyle suçlandığımı sordum. Bylock dedi hakim bey. Kesinlikle böyle bir program kullanmadığımı, ilk defa duyduğumu söyledim fakat 10 dakikada karar verildi ve tutuklandım. Ailem dışarıda perişandı. Aç mısın dediler. Olayın şokundan saatlerce bir şey yemediğim halde iştahım yoktu. Kasılmam vardı. Sonrasında prosedürler uygulanarak cezaevine gönderildim. Saat 24.00’ı geçiyordu, tecride koyuldum. Öyle bir şok yaşadım ki, bebeğimin sağlığından endişe ediyordum. Ertesi gün 30 Ağustos’tu. Bayram sebebiyle beni koğuşa almadılar. Bir gece daha tek başıma kalmak zorunda kaldım. Bu süre zarfında sürekli ağlıyordum. Üzüntüden yemek yiyemedim. Çarşamba günü 11.00 gibi beni koğuşa aldılar.

3 KİŞİ VE 1 BEBEK TUVALETİN ÖNÜNDE YERDE YATMAK ZORUNDA KALDI

Normalde 10 kişilik koğuşta benimle birlikte 22 kişiydik. Koğuş iki katlıydı, üst kat yemekhaneydi. Üst katta yatacak yer olmadığı için alt katta 3 kişi 1 bebek tuvaletin önünde yerde yatmak zorunda kaldık. Alt kat yemekhane olarak geçiyormuş, burada yatmak yasakmış, ben bunu aylar sonra öğrendim ama biz mecburduk. Çünkü yukarıda da yerde yataklar vardı.

İKİZ OLDUKLARINI HAPİSTE ÖĞRENDİM

Mide bulantılarım hala devam ediyordu, cezaevinin yemeklerini yiyemiyordum. Dilekçeler yazdım, durumumu belirttim, hiçbir şekilde geri dönülmedi savcılıktan. İki kilo verdim, 63 kiloya düştüm.Tutuklandığımın haftası bebeğimin sağlığından endişe ettiğim için perşembe revire çıkarıldım. Cuma kontrole götürüldüm. Kontrolde iki tane kalp atışı duydum. Orada bebeklerimin ikiz olduğunu öğrendim, çok mutlu oldum.

Ultrason çıktısındaki resimleri hemen dosyaya koydular, resimlerine bakamadım bile. Artık daha çok dikkat etmem gerekiyordu kendime ama cezaevi şartları bu hamileliğe uygun değildi. Onlar için besleyici şeyler yemem gerekiyordu. Üzüntü ve stres içerisindeydim zaten. Dilekçe yazdım savcılığa, yine bir dönüş olmadı. 26 güne yakın A2 koğuşunda kaldım, sonrasında A1 koğuşuna geçirildim. Ben tahliye beklerken baktım iyice yerleştiriliyorum, bir kez daha yıkıldım. Koğuştaki arkadaşlar yemek yemem gerektiğini söylüyorlardı sürekli. 26 Eylül’de revire çıktım, aylık kontrol için sevk yaptırdım. Çünkü dışarıda da kontrollere düzenli gidiyordum, hiçbir sorun yoktu.

İKİSİ DE EKS OLMUŞ, DEDİ DOKTOR, ŞOK OLDUM

17 haftalık olduklarından hareket ettiklerini hissettim. Çok güzel bir duyguydu. Canım mandalina çekiyordu, kantin formuna 4-5 kere yazdım, gelmedi. Onun yerine limon yiyordum. 4 Ekim’de kontrole götürüldüm. Birkaç gündür anormallikler hissediyordum. İçim huzursuzdu. Hareketlerini birkaç kez hissettim, sonra hissetmedim. Ultrasona koyulduğumda hareketlerini en son ne zaman hissettiğimi sordu doktor. Birkaç gün olduğunu söyledim. İkisi de eks olmuş, dedi. Şok oldum ağlayamadım bile.

Cezaevinde ikiz olduğunu öğrendiğim bebeklerimi bir ay sonra cezaevinde kaybettim. Doktor almamız gerekiyor, dedi. Ben bir yanlışlık vardır, belki yaşıyorlardır, dedim. Ayrıntılı ultrasona gönderdi, sonuç değişmedi.

Nurhayat Yıldız: Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca.


Nurhayat Yıldız: Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca.
O PSİKOLOJİ İLE CEZAEVİNE DÖNMEK İSTEMİYORDUM

Çok acıydı. Bebeklerim cezaevi şartlarına, üzüntüye, strese daha fazla dayanamadı. Dilekçelerde demiştim dayanamadığımı ama önemsenmedim. Aileme haber verildi, annem refakatçi olarak yanımda kaldı. Doktor düşük yapmanı bekleyeceğiz, kürtaj yapamayız dedi. Salı gün akşam yatış yaptılar, ilaç vermeye başladılar. Çarşamba sabah hiçbir değişiklik yoktu. Doktor düşük yapmanı beklememiz bir hafta sürebilir, dedi.

Durumumu dilekçeyle savcılığa bildirdim, çünkü o psikoloji ile cezaevine dönmek istemiyordum. Adli kontrol verilmesini istedim. Aradan çok geçmeden 15.00’te düşük yaptım. Hala cinsiyetlerini bilmediğim bebeklerimi kaybettim. Ailem perişandı. Abim benimle görüşemeyeceğini bildiği halde gece yarılarına kadar servisin kapısında bekledi.

YATTIĞIM ODANIN CAMININ KULPUNU SÖKTÜLER


Bebeklerimi kaybettikten sonra yattığım odanının camının kulpu söküldü. Normalde yatağa kelepçeliyorlarmış, onu yapmadılar. Bunu bilmek bile bana çok ağır geldi. Perşembe akşam defalarca istediğim mandalinayı abim getirdi ama ben ağlamaktan yiyemedim. Çünkü onlar bilmiyordu defalarca istediğimi, bir iki tane yiyebildim.

HASTANENİN ARKA KAPISINDAN ÇIKARDILAR
Cuma günü sabah taburcu oldum. Odada annemle vedalaştık. Servisin kapısında abim bekliyordu. Askerler ve gardiyanlar beni hastanenin arka kapısından çıkardılar. Annem aşağıya inemedi, eminim yüreği dayanmadı. Çünkü o bir anneydi. Ben de artık anneydim, onu anlamaya başlamıştım. Evladının kayıp gitmesi nasıl bir duygu bir duygu hissetmiştim, canından can gitmesi.

10 AY GEÇTİ, HALA O SAHNEYİ HATIRLADIKÇA AĞLIYORUM

Cezaevi otobüsüne bindirildim. Abim el sallıyordu, ben de ona sallıyordum, güçlü görünmeye çalışıyordum. Otobüs çalıştı, hareket edecekti artık. Abim ellerini yüzüne getirdi, ağlamaya başladı, bana fark ettirmemeye çalışıyordu, orada bulunan banka oturdu, otobüs hareket etti. 10 ay geçti, ben hala o sahneyi hatırladıkça ağlıyorum.

KENDİMİ HAMİLE ZANNETMEMEK İÇİN AYLARCA REJİM YAPTIM

Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca. Doğumdan sonra kontrole götürülene kadar bebeklerim hala karnımda hareket ediyorlar duygusuyla yaşadım 1,5 ay.

“HAMİLE OLMAN SALIVERİLMENE SEBEP DEĞİL”


Savcıya ifade vermeden tutuklandım ama bebeklerimi kaybettikten sonra Ekim 18’inde apar topar ifadeye çağrıldım. İfadeye başlar başlamaz isim söyle seni cezaevi gitmeden evine göndereyim dedi, savcı bey. Bildiğim her şeyi samimi bir şekilde anlattım. Dilekçelerle mağduriyetimi bildirdiğimi ama dönüş olmadığını söyledim. Hamile olman salıverilmene sebep değil, dedi savcı bey. Eğer bildiğim başka bir şey olsa neden söylemeyeyim, yardımcı olun lütfen dedim. Ben o kurumda sadece ekmeğim için çalıştığımı söyledim. Sen bize yardımcı olmadın ki, biz sana yardımcı olalım dedi ve cezaevine geri gönderildim.

6 AY DEPRESYONDAYDIM

6 ay depresyonda yaşadım. Gündüz 15.00’e kadar, bazen daha fazla uyuyordum. Çocuğu olan anneleri mağduriyetten dolayı tahliye ettiler ama beni yaşadığım o kadar mağduriyete rağmen tahliye etmediler. 10 ay sonra iddianamem geldi. 23 Mayıs’ta ilk mahkemem oldu. 28.06.2017 tarihinde ben dilekçe vermediğim halde kurum tarafından psikiyatriye çağrıldım. Yaşadıklarımı anlattım. Doktor ilaç kullanmaya ihtiyacınız var dedi, ben istemedim. Aylarca nasıl baş ettiniz bu yaşadıklarınızla, dedi. İlaç benim için çözüm değildi.

ŞİMDİ GECİKMİŞ ADALETİ BEKLİYORUM

11. ayın içerisindeyim. Yargılandığım davada itirafçı olan bir kişi, aynı zamanda pişmanlık yasasından faydalanmış şu an serbest. Bylock indirdiğini kabul ediyor ama kullanmadım diyor. Kullanıp kullanmadığına nasıl inanıyor, bu programın içeriği gelmiyor ki. Bir şey bana göre suçsa suçtur. Kişiye göre değiştirilemez. Aynı suçlamalar çocuklu annelerde de vardı, ama onlar tahliye edilirken ben hiç önemsenmedim. Patoloji sonucunda bebeklerimin vefat etmesine sebep olacak fizyolojik bir bulguya rastlanmadı. Bebeklerimi üzüntünden, stresten, şahsıma uygulanan haksız muameleden kaybettim. Şimdi gecikmiş adaleti bekliyorum.”


YARIN: Nurhayat Yıldız’ın 31 Temmuz 2019 tarihli son mektubu yarın BOLD Medya’da.






















Üç yıldır Sinop Cezaevinde bulunan Nurhayat Yıldız, 1,5 yıllık tutukluluğunun ardından  Sinop Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yıldız’ın dosyası 1 yıldır Yargıtay’da bekletiliyor.








5 Eylül 2019 Perşembe

Savunması bile alınmayan yürüme engelli KHK’lı öğretmen hapse girdi

5 Eylül 2019 
KHK ile ihraç edilen öğretmen Muhammed Koşar, İstinaf Mahkemesi cezasını onayladığı için bu sabah tutuklanarak cezaevine gönderildi. Eşi Fatma Koşar, "Bu haksızlığa herkes ses çıkarsın" dedi.

Koşar çiftinin Betül (18), Azra (14), Fatih Burak (8) adında 3 çocuğu bulunuyor. 

2 yaşındayken çocuk felci geçiren ve koltuk değneği kullanan sınıf öğretmeni Muhammed Koşar (46), Bank Asya hesabı ve dernek üyeliği gerekçe gösterilerek, savunma dahi yapamadan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstinaf Mahkemesi tarafından 15 Mayıs 2019'da cezası onaylanan Koşar, bu sabah Adana'daki evinde gözaltına alınarak Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevine gönderildi. 3 çocukları bulunan Koşar çifti, sıkma börek satarak geçiniyorlardı.

Koşar'ın tutuklandığını TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Gergerlioğlu, "Muhammed Koşar, KHKlı engelli öğretmen, koltuk değnekli. İşinden attılar yetmedi. Bank Asya'da kendi hesabına miras parasını yatırdığı için mahkeme 2 yıl 1 ay cezaya çarptırdı! Börek satarak zor bela geçimini sağlıyordu, 3çocuk babası bugün cezaevine giriyor Allah yanınıza bırakmasın." dedi.

Muhammed Koşar, İstinaf Mahkemesine Bank Asya ile davalık olduğunu, hesap hareketlerindeki değişikliklerin miras paylaşımından kaynaklandığını ifade etmesine rağmen sonuç değişmedi.

19 yıllık sınıf öğretmeni Muhammed Koşar 1 Eylül 2016'da 672 Sayılı KHK ile ihraç edilmişti. Betül (18), Azra (14), Fatih Burak (8) adında 3 çocuğu bulunan Koşar, eşi Fatma Koşar ile birlikte Adana'da sıkma börek satarak ailesini geçindiriyordu. Eşi Fatma Koşar, "Eşim neden tutuksuz yargılanmıyor? Cezaevleri engellilere uygun değil. Savunmasında kaç kere Bank Asya'da neden hesap açtığını anlattı. Bu haksızlığa herkes ses çıkarsın." dedi.

CEZAEVLERİ ENGELLİLERE UYGUN DEĞİL

Türkiye'deki cezaevleri engelli tutuklular için uygun değil. Özellikle iki katlı koğuşlarda yaşamak zorunda bırakılan engelliler, başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan hayatını idame ettirmekte zorlanıyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre, cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen tutukluların, cezası ne olursa olsun hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor.

Hapse girmeden önce röportaj yaptığımız Muhammed Koşar (46), Tenkil sürecinden sonra maruz kaldığı haksızlıkları BOLD Medya'ya anlatmıştı.




Kanser hastası tutuklu Özgür Doğan’a “cezaevinde kalamaz” raporu verildi

5 Eylül 2019 
İzmir Kırıklar Cezaevinde tutuklu bulunan kanser hastası Özgür Doğan için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı karar verdi: Cezaevinde kalması uygun değildir.


Akciğer kanserinin 4. evresinde bulunan hasta tutuklu Özgür Doğan için beklenen rapor nihayet çıktı.

UYAP’taki belgelere göre; Manisa 2. Ağrı Ceza Mahkemesi, 2 Eylül 2019’da İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığına bir dilekçe yazarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığının raporunu gönderdi.

Dilekçedeki bilgilere göre raporda “… hüküm özlü Özgür Doğan hakkındaki Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 3. İhtisas Kurulunun ‘Kemoterapi aldığı süre içerisinde cezaevi şartlarında kalmasının sağlığı açısından uygun olmadığı” mütaalası yazımız ekinde gönderilmiştir.” denildi. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi de raporu aynı gün Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderdi.




Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 28 Ağustos 2019’da verdiği ‘cezaevinde kalamaz’ kararına göte Özgür Doğan’ın bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Özgür Doğan’ın eşi Seyra Doğan, “İnşallah bugün yarın eşimi tahliye ederler ve tedavisine daha sağlıklı koşullarda devam edebiliriz. Sosyal medyada bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.

5 AY ÖNCE TEŞHİS KONULDU

35 aydır tutuklu bulunan ve 5 ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan (42), dördüncü evreye gelmiş olmasına rağmen tahliye edilmemişti.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Manisa Salihli Cezaevinden İzmir Kırıklar Cezaevine gönderilen ve 31 Temmuz 2019’da İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlayan Doğan’ın durumu ciddiyetini koruyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Tenkil sürecinde tutuklanan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan, uzun yıllar Manisa Salihli’de görev yaptı. 22 Eylül 2016’da gözaltına alınan Doğan, 8 gün sonra tutuklanarak Salihli Cezaevine gönderildi. 1,5 yıl sonra ilk mahkemesine çıkarılan genç öğretmen örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an Yargıtay’da.

ÖZGÜR DOĞAN TAHLİYE EDİLDİ, TAHLİYEDEN SONRA İLK FOTOĞRAF

ÖZGÜR DOĞAN'IN HİKAYESİ 

TUTUKLU SON EVRE KANSER HASTASININ EŞİ: “Ya şimdi sesim olun ya da öldükten sonra kimse haber yapmasın!” 

4 Eylül 2019 Çarşamba

Üç yıldır hücrede tutulan bir akademisyen…

4 Eylül 2019 
Akademisyen Selçuk Türel, üç yıldır cezaevinde ve hücrede tutuluyor. Neden hücre cezası uygulandığına ilişkin tüm çabalara rağmen hiçbir bilgi verilmiyor.



Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Su Ürünleri Mühendisliği araştırma görevlisi Selçuk Türel (34), hiçbir sebep gösterilmeden 3 yıldır hücrede tutuluyor.

Normal koğuşa geçmek için defalarca dilekçe yazmasına rağmen hiçbir talebine cevap verilmeyen genç akademisyene cezaevinde psikolojik işkence yapılıyor. Diğer hücrelerde kalan tutuklularla konuştuğu için son hücreye atılan ve yan hücresi de boş bırakılan genç akademisyen, 10 yıl hapis cezasına çaptırılarak hücrede tecride mahkum edildi.

“10 kez dilekçe verdiniz, artık yazmayın” diyerek cezaevi yönetimi tarafından uyarılan Türel’in hakkını araması da engelleniyor. Ailesi Muğla’da yaşadığı için Muğla civarına nakil isteyen Selçuk Türel’in bu talebi de dikkate alınmadı.



GÖZALTINDA İŞKENCE

Üniversitedeki görevinden Tenkil sürecinde 23 Temmuz 2016’da ihraç edilen Türel, bir gün sonra 24 Temmuz saat 19.30’da evine gelen 3 polis tarafından hiçbir açıklama yapılmadan gözaltına alındı. Dört gün gözaltında kalan Türel daha sonra Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.

2 ay sonra ise ailesine haber verilmeden Eskişehir Cezaevine nakledilip hücreye konuldu. Eskişehir Emniyet Müdürlüğünde de 6 saat sorgulanan Türel, gözaltında kaldığı süre boyunca işkence gördüğü iddia ediliyor.

“İMZALA YOKSA SIKARIM”

Türel’in başına neler geldiğini eşi şöyle anlatıyor: “İşkence yapılıp yapılmadığını bir gün eşime sordum, başını öne eğdi, ‘evet’ dedi. Başına silah dayamışlar. ‘İmzala yoksa sıkarım, eşine, çocuğuna bilmem ne yaparız’ demişler. Sora sora bu kadarını ögrenebildim. Başka neler yaptılar bilemiyorum. Gözaltının ikinci gününde avukatı yanına gitmişti. Eşinizin gözaltları çökmüş iyi görünmüyor demişti. ‘Burda size bir sey mi yapıyorlar’ diye sormuş. ‘Bizi çok zorluyorlar’ diye cevap verebilmiş sadece.”

“BU DAVADAN ÇEKİL, SENİN DE BAŞIN YANAR”

“Bu davayı alma, senin de başın yanar” diyen emniyet müdürü tarafından tehdit edilen avukatın, Selçuk Türel’in davasından çekildiğini aktaran eşi, “Eşim kendi emeğiyle çalışarak KPSS’den aldığı 91 puanla üniversiteye kabul edildi. Başarılı bir akademisyendi. 2017’de doktor olacaktı.” dedi.

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Türel’in dosyası şu an Yargıtay aşamasında. 13 ay 10 günlük evliyken tutuklanan Türel’in 3,5 yaşında Esra adında bir kızı bulunuyor.

Esra Türel, anne babası cezaevinde bulunan tüm çocuklar gibi babaya hasret. Eşi diyor ki: “Babasının tişörtünü yastığa geçirmiştik, kızım sarılarak uyumuştu. Diğer gün tişörtü katlarken ‘Anne neden babamı katlıyorsun’ demişti.”

Esra Türel, anne babası cezaevinde bulunan tüm çocuklar gibi babaya hasret. Eşi diyor ki: “Babasının tişörtünü yastığa geçirmiştik, kızım sarılarak uyumuştu. Diğer gün tişörtü katlarken ‘Anne neden babamı katlıyorsun’ demişti.”