12 Ekim 2019 Cumartesi

Adli Tıp raporuna rağmen, çocuğun velayeti istismarcı babaya verildi

12 Ekim 2019 
Kahramanmaraş’ta yaşayan doktor bir anne, hakim kocasına karşı akıl almaz bir hukuk mücadelesi veriyor. Oğlu istismar edilen doktor Aynur Erzengin’in anlattıkları korkunç… 

Türkiye’de cinsel istismar vakaları son 3 yılda 23 kat arttı. Bunun en önemli sebebi, taciz veya tecavüzle suçlananların ya hiç tutuklanmaması ya da caydırıcı cezalar verilmemesi. Bu sorun yetmezmiş gibi Gaziantep’teki mahkemelerde ‘arkadaşlık ve dostluk’ ilişkileri rezaleti yaşanıyor.
Doktor bir anne, 9 yaşındaki oğluna istismarda bulunan eski eşine karşı 8 yıldır inanılmaz bir mücadele veriyor.

Aynur Erzengin, eski eşi idari hakim Ş.K.’ya açtığı hiçbir davayı kazanamadı. Mahkeme, annenin akıl sağlığından şüphe edip rapor istedi. Aynur Erzengin ‘deli olmadığını’ gösteren raporu 3 yılda alıp mahkemeye sundu. Yine olmadı, Erzengin mücadelesine devam etti. Çocuğunu alıp İstanbul’a önce psikiyatriste gitti. Sonra adli tıbba sevk edildi. İstanbul Adli Tıp, babanın çocuğa karşı uygunsuz davranışları olduğuna dair, 21 Eylül 2017’de rapor vermesine rağmen çocuğun velayeti 15 gün önce babaya verildi.

Beş doktorun imzasının bulunduğu 18 sayfalık raporda “Küçükle yapılan görüşme ve ele geçen tüm bilgi ve belgelerin bir arada değerlendirilmesi sonucunda babanın küçüğe yönelik uygunsuz cinsel içerikli davranışlarının bulunduğu kanaatine varıldığı görüşümüzü içerir raporumuzdur” deniliyor.

Aynur Erzengin, bu raporu aldığı için eski eşinin açtığı tazminat davasını da kaybetmiş ve 32 bin TL tazminat ödemeye mahkum edilmiş. 2002’de Çukurova Tıp Fakültesinden mezun olan ve Kahramanmaraş’ta aile hekimi olarak görev yapan Aynur Erzengin (43) anlattıkları korkunç:



8 YILDIR HUKUK MÜCADELESİ VERİYORUM 

“Çırpınıp duruyorum. 2006’da evlendik. 2010’da oğlum dünyaya geldi. 2014’te resmi olarak ayrıldık. 2012’den beri ayrı yaşamaya başlamıştık. 8 yıldır hukuk mücadelesi veriyorum. Karşımdaki insan hakim olduğu için bütün davalar kapatılıyor. Ben hep haksız çıkarılıyorum. Başımda çok büyük adaletsizlik dönüyor. medyaya çık anlat dediler. Ulusal kanallara gönderdim, RTÜK engel koyuyor, enseste giriyor, bunu haber yapamayız dediler. Şimdi bir de imza kampanyası başlattım.

Evliliğimizde de normal biri değildi. Biz de boşanmak ayıptır, çok zor bir evlilik yaşadım zaten. Çocuğumuz olunca da bunlar devam etti. Oğlum 2 yaşındayken ayrıldık. Çocuk büyüdükçe babasının yaptıklarını anlatmaya başladı. İlkokul birinci sınıfa başlayınca rehber öğretmen konuştu oğlumla. Rapor hazırladı. “Doktor hanım oğlunuz kötü şeyler anlatıyor, benim oğlum olsa göndermem babasına” dedi. Sonra ben oğlumu psikiyatriste götürdüm. O da aynı şeyi söyledi. İleride çok daha kötü olur dedi.

Rehber öğretmenin raporuyla birlikte savcılığa şikayette bulundum. Oğlum savcılıkta her şeyi anlattı ama eski eşim adliyenin pedagogunun odasına girip çıktı rapora ‘annesi yönlendirmiştir’ yazıldı. Mahkemede ağladığım için akıl muayenemi istediler. 3 yılda akıl sağlığımın yerinde olduğununa dair rapor alabildim. Oğlumla birlikte İstanbul’a psikiyatriste gittim. Onlar babanın uygunsuz davranışları vardır dediler ama sizi bir de adli tıbba sevk edelim dediler.
ADLİ TIP RAPORU NİYE ALDIM DİYE DAVA AÇTI, KAZANDI, TAZMİNAT ÖDÜYORUM
İstanbul Adli Tıp’a gittim. 15 gün çocuğu dinlediler, testlerden geçirdiler, beni testlerden geçirdiler. Onlar da 5 doktorun imzasıyla aynı şeyi söyleyip rapor verdiler. Sonra ben geldim, bu raporla tekrar savcılığa başvurdum, yine dosyayı kapattılar. Üstüne de bir de velayetini babaya verdiler. Adli tıp raporunu aldıktan sonra Kahramanmaraş Aile Mahkemesine başvurdum. Babaya 120 gün çocuğa yaklaşmama cezası verildi. Ama bunu daha devam ettiremedim. Daha fazla uzaklaştırma veremediler. Velayetin kaldırılması davası açın dediler. Açtık devam ediyor. Kaç hakime sordum, milletvekilleriyle görüştüm, artık bu iş zıvanadan çıkmış, çok güçlü biri, hakim işbirliği oluşmuş dediler. Medya ile sesini duyur dediler. Emine Erdoğan’a ulaş diyen oldu.
32 DAVA AÇTI BANA, HEPSİNİ KAZANDI
Adam Gaziantep’te hakim, bütün davalar Gaziantep’te görülüyor ve davalara arkadaşları bakıyor. İtiraz ediyorum davalar Kahramanmaraş’ta görülsün diye, ben çünkü burada oturuyorum ama hiçbir itirazımız kabul edilmiyor. Adam bana 32 mahkeme açtı. Bir tane kazandığım dava yok. İstanbul Adli Tıp Raporu niye var diye ben şu an adama tazminat ödüyorum. Geçen yıl açtı davayı ve kazandı. Tam bir bela. Ablam geldi şahitlik yaptı, ona da ceza verdiler. Bana ve oğluma bela olmasın, başka bir derdim yok.”
İSTANBUL ADLİ TIP KURUMU RAPORU 1, 17, VE 18. SAYFALAR

VELAYETİN ANNEDEN ALINIP BABADAN ALINMASINI GÖSTEREN BELGE


 

11 Ekim 2019 Cuma

Kızım eğer suçluysa asın, idam sehpasına ilk tekmeyi vurmazsam namerdim

11 Ekim 2019 
 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın cezasını Yargıtay onadı. Annesi, yürüyemez hale gelen kızının durumunu BOLD’a anlattı, ağır konuştu.

9 Eylül 2016’dan bu yana Konya Ereğli bulunan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin, kızının cezasının Yargıtay tarafından onaylanmasına isyan etti. “Yüreğim yangın yeri” diyen Şahin’in ahı, isyanı Tenkil Sürecinde yapılan haksızları gözler önüne seriyor.

“Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsam en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum.” diyen Gülşen Şahin, “Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür.” ifadelerini kullandı.

Konya’da özel bir yurtta görev yapan ve kapıcının şikayeti üzerine tutuklanan Gökkaya cezaevi ortamında teşhis konulamayan bir hastalığa yakalandı. Bir tür iltihaplı romatizma olarak adlandırılan hastalık, genç kızı, özellikle kış aylarında tekerlekli sandalyeye mahkum ediyor. Vücudunun her yeri tutuluyor, özel ihtiyaçlarını göremeyecek kadar ağrılı ve hareket edemeyecek bir dönem geçiriyor.

İŞTE GÜLŞEN ŞAHİN’İN ÇIĞLIĞI… 


“Dün sabah kahvaltıyı hazırladım. Sıcak bir çay içelim, kahvaltı yapalım derken, avukatımız aradı; ‘Merve’nin cezasını Yargıtay onayladı’ dedi. Sofrada yüzüme kara geldi, lokmalar boğazıma dizildi. Bir bardak çayım rezil oldu. Yavrumu suçsuz 3 senedir yatırıyorlar. Üç sene önce Kurban Bayramını rezil ettiler. Rabbim dilerim Allah’tan bu dünyada da öbür dünyada da yüzleri gülmesin. Onların da bayramları kara gelsin. Onların da umutla bekledikleri günlerde ışıkları sönsün. Kim bu vatanın ışığını söndürmeye çalıştıysa, kim bu çocukların üzerine suç atmaya çalıştıysa ben öyle diliyorum yüze Rabbimden, ben bir anneyim, yüreği yaralı bir anne…

SUÇLARI KIZIMIN ÜSTÜNE YIKTILAR

Üç evladım var, iki erkek evladımı askere yolladım güller gibi. Merve de okudu, ne mutlu dedim vatana millete… Herkesin yavrularını yetiştirmeye çalışıyor kızım. Ziyaretime geldiği zaman 2 saat zor dururdu. ‘O yavrularımın, kızlarımın başına bir şey gelirse hesabını Allah’a veremem anne’ derdi; ‘Zamanın fitneleri o kadar çok ki, uyuşturucu satanlar mı ararsın, kötü yola düşürmek için yavruların peşlerinde dolanan züppeleri mi ararsın, yurtlarında önünde kaynaşan zamanenin fitnelerini mi ararsın, ne olur anne hakkını helal et, yavrularım beni bekler’ derdi. Yarım saat, bir saat dururdu yanımda, daha fazla kalmazdı. Bu suç oldu. Bunu suç kabul ettiler. Yavrum kimseleri incitmedi. Anne olarak ben utanırdım onun ahlakından. Öyle güzel ahlaka sahipti. Ama çocuğumu suçlu tayin ettiler. Suçları kızımın üstüne yıktılar.

ŞAPIR ŞAPIR DAMLAYAN CEZAEVİNDE KALDI

Darbe olduğunda hem damadım hem kızım biz Kazlıgölde’ydik. Çocuğum kimseye zarar etmedi ki, karıncayı bile incitmez ama onu terörist ilan ettiler. Terörist anneleri HDP’nin kapısında bekliyor, ben kimin kapısına gideyim de bekleyeyim. Benim yüreğim yanıyor, benim kızım hasta. Sapasağlam alıp götürdüler (9 Eylül 2016). İlk sene hiç kullanılmayan cezaevinde kaldı. ‘Üstü böyle şapır şapır akar anne, battaniye sırılsıklam olurdu’ derdi. O yıl kışı geçirdi, bahara varmadan hastalandı. Yavaş yavaş tutulmaya başladı. Ondan sonra da vücudunun her yeri kitlenir oldu. Kitlendiği anda da götürmediler doktora. Hiç götürmediler dersem yalan olur. Ben ölüp hakka can vereceğim, Allah soracak ben cevabını vereceğim. Tahliller yapıldı ama o anda götürmedikleri için derdi nedir, çaresi nedir bulamadılar. Bir sürü kas gevşetici verdiler, ağrı kesici verdiler onlar da zamanla çocuğumun vücudunda aksi tesir yaptı.

ANNE YİNE SANCILARIM BAŞLADI, DEDİ

Merve daha 28 yaşında. Tekerlekli sandalye ile koridora kadar getiriyorlar. Görüş yaptığımız odaya iki kişinin kolunda geliyor. Kendi özel işlerini; çamaşırını yıkayamıyor, vücudunun temizliğini yapamıyor, özel ihtiyaçlarını gideremiyor. Salı günü telefon görüşünde bana ‘anne sancılarım yine başladı’ dedi. Kış geldi kapıda. Çocuğum dışarıda olsa kaplıcaya götürürüm, doktorunu hekimi bulurum, bir şey yaparım ama elim çocuğuma ulaşmıyor. BİMER’e de yazdım, Cumhurbaşkanına yazdım, her yerlere yazdım ama kimse elimden tutmadı, kimse yardımcı olmadı. Benim yavrum çürüyor orada. Dört duvar arasında. Ne olur sesimi duyun, bir yardım eli uzatın.

HANGİSİNE YETİŞEYİM

Aldığım bir emekli maaşı. İki mahkuma bakıyorum. Büyük oğlum rahatsızlandı, bipolar teşhisi koydular. Onun iki yavrusu var. Büyük kızının beyni kitlenmiş, her hafta psikologa götürüyorum. Ona mı yetişeyim, buna mı yetişeyim hangi birine yetişeyim. Önceleri biraz börektir, katmerdir bir şeyler yapıyordum, eşime yardım ediyordum. Şimdi rahatsızlığımdan dolayı onu da yapamıyorum. Kalp krizi geçirdim, şeker hastasıyım tansiyon hastasıyım, ben maddi bir şey istemiyorum, ne olur bana yardım edin, yavrumu bana verin ne olur. Dayanamıyorum, dayanacak halim kalmadı. Sesimi duyan yok mu? Sesime ses verin.

KADINLARLA, ÇOCUKLARLA BU KADAR UĞRAŞAN OLMADI

Yavrum çıkmadan ölecek diye çok korkuyorum. Ölümden değil, her canlı mutlaka ölecek ama yavrum kolsuz kanatsız kalacak diye korkuyorum. Onu doyasıya kucaklayamamaktan, sevdiği yemekleri yapamamaktan korkuyorum. Ne olur bu çile, bu zulüm bitsin. Anneler yavrusuz kalmasın.

Müslümanlara, inananlara zulümler her zaman olmuş ama kadınlarla, çocuklarla bu kadar uğraşan olmadı. Kadınlar ne yaptı ya, bu kadınlar ne yaptı! Asıl teröristler dışarıda gezerken, asıl vatanı bombalayanlar dışarıda gezerken, asıl zulümleri yapanlar dışarıda gezerken garibanın çocuğuna mı eliniz uzanıyor ya!

ERBAKAN’A OY VERDİM, AKP ÇIKTI ONLARA VERDİM

Ben 55 yaşındayım. Kullandığım oyları Erbakan hocaya verdim, AKP çıktı AKP’ye verdim. Ben başka bir partiye oy vermedim. Bize bu zulmü reva görmeyin, bu zulümleri kaldırın, Allah rızası için yalvarıyorum size.

HANİ ALT TABAKA İBADET TABAKASIYDI…


Alt tabaka hani ibadet tabakasıydı, hani orta tabaka ticaret tabakasıydı, hani üst tabaka ihanet tabakasıydı. İhanete seslenemediniz, ticarete elinizi uzatamadınız, ama nerede bir garibanın çocuğu varsa eliniz ona ulaştı, kusura bakmayın. Bu millet enayi değil artık, biz enayi değiliz, bir Gülşen Şahin’in garip kızını mı buldun, el uzatacak, tutuklayacak. Ne istedin benim çocuğumdan!

Gelip sorabilirsiniz, komşulardan akrabalardan. ‘Merve de şu insanı kırdı’ diyecek bir insan varsa alnını şöyle karışlarım ben. Alnını karışlarım o insanın. Büyüğüne karşı saygılı, küçüğüne sevgili. Bir uçtan bir uça benim çocuğumu koca mahalle tanır.

VALLAHİ ECDAD KALKSA YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜR

Allah rızası için bu zulmü yapmayın artık. Vallahi Allah’ın öyle bir tokadını yersiniz ki, nereden geldiğini bilemezsiniz. Başımıza bu çileleri açanları mahşerde elim yakasında. Rabbül aleminin huzuruna vardığımızda orada hesaplaşacağız. Elimiz yakanızda. Vallahi helal etmiyorum hakkımı, billahi helal etmiyorum hakkımı. Orada görüşeceğiz ama gel iş işten geçmeden, şu garibanları, şu çilekeşleri, biraz üzerimizden şu zulümleri kaldır. Sağa sola Sisi’ye, Esad’a zulümkar diyorsunuz, biz de zulüm görüyoruz vatanımızda. Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür. Billahi kalksa o ecdad yüzünüze tükürür. Bunları bize reva görenlere buradan sesleniyorum. Ne olur, yavrumu tahliye edin. Yavrum gibi garipleri bırakın. Üzmeyin bizi, yapmayın bu zulmü bize.

GERÇEK SORUMLULARI BULUN

Eğer Müslümanız diyorsanız, zerre kadar inancınız varsa, biz Allah’ın kulu, Rasulün ümmetiyiz diyorsanız yavrularımıza bu zulmü yapmayın. Bulun gerçek sorumluları. Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsan en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum. Eğer benim çocuğumun darbeyle uzaktan yakından bir şeyini bulun, bana ispatlayın vallahi de billahi de o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben değilsem en namerd insanım.

TERÖR NAMINA BİR ŞEY GÖSTERSİNLER!

Dün sabaha kadar uyumadım. Kalbim sıkıştı, Yargıtay onayladı diye. Rabbim sana havale ediyorum. Sen yardım et Allahım. Bir insanın eliyle mi olacak, bir insanın diliyle mi olacak, bir insanın kalemiyle mi, imzasıyla mı olacak sen yarım et Allahım… Elinde silahı yok bir şeyi yok. Ya bir tane, bir tane göstersinler ya. ‘Şu kadar doküman yakalandı, şu kadar bilgisayar yakalandı, kağıt yakalandı, kürek yakalandı.’ Bir tane bir gram uyuşturucu yakalansın, bir tane Allah’ın çakısı yakalansın. Terör terör terör… Terörist olan insanın bombası olur elinde, bıçağı olur, bir şey olur… Yani bizim bildiğimiz, şimdiye kadar gördüğümüz öyle. Köy eşkıyalarında bile, anamdan, dedemden dinlediğim köy hikayelerinde bile hiç değilse elinde bir bıçağı olur. Bu çocukların ellerinde bir telefonları, başka bir şeycikleri yok. Başörtüleri suç oldu, giyimi kuşamı, giydiği tesettürlü pardesüsü suç oldu. Her şey suç oldu. Hiçbir suçu olmayan serçe kadar bir çocuktan da korkuyorlarsa Allahım hidayet versin, akıl fikir versin.

Üst ranzada yatıyormuş kızım, ‘anne sabah kalktım mı battaniye sırılsıklam, sıksan sıkılır’ derdi. Kızım üşütme, kızım sıkı giyin diyorum. Kıyafetler sınırlı. 3-5 kıyafet verebiliyorsun. Eşarp bile kısıtlı. Benim çocuğum hasta, romatizmal ağrı diyorlar bunlara. İltihaplı romatizmanın tehlikeliymiş. Artık ne bilmiyorum. İlkokul mezunuyum. Adını sanını bilemiyorum. Bu hastalık böyle kalıp kalıp omuriliğiyle iltihap bağlıyormuş. E romatizma hastalığı sıcağı çok sever, üstüne giyinmesi lazım, hava soğuyunca etkilenmeye başladı, ‘anne aman kışlıklarımı bir an önce getirin’ dedi.

İNSANLARI SÖMÜRMEK BACASIZ FABRİKA MI!

Bir de şu var. Götürüyorsun, yeterli alamayız diyorlar. Sınırlı sayıda diyorlar. Götürdüğünde almıyorlar -ya da 1-2 parça alıyorlar- kargoyla gönderince alıyorlar. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden gelir sağlıyorlar. Neymiş, devlet bacasız fabrikaymış. Tabi bacasız fabrika o kadar insanları sömürüyorlar. O ana, o baba bir emekli maaşıyla mahkuma bakarken… Dışarından bir şey alıp da gönderemiyorsun, kantinde varmış, kantinde var ama sen 5 liraya veriyorsun, ben 5 liraya 5 çorap alır gönderirim. Benim alasım yok senden ama mecbursun. Tabi bacasız fabrika. Bir de oradan gelir sağlıyor devlet. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden sattığı eşyalardan sağlıyor. Tabi fabrikasız baca. İnsanları sömürmek fabrikasız bacaysa çok güzel fabrikalar kurdu, Allah razı olsun devletten.

BİR FİRAVUN’A ELBETTE BİR MUSA GELİR

Allah devletimize zeval vermesin ama bu kadar zulüm de olmaz. Bir Firavun’a elbette bir Musa gelir. Rabbim ona göre ona da bir tokadını vurur ama nereden geldiğini bilemezler. Biz inançlı insanlarız, Allah’tan korkan, kuldan utanan insanlarız. Rabbim hidayetini verecekse versin, vermeyecekse Rabbime havale eyledim. Rabbim bunları kahru perişan öyle eylesin.

KENDİ BİNDİĞİ DALI KESİYOR


Yumruk yaşımdan beri, Erbakan hocaya oy verirlerdi; anam, babam, dedem, kayınvalidem, kayınbabam onun taraftarıydık. AKP çıktı, bunlar daha vatana millete çalışıyorlar dedik. Daha düne kadar Recep Tayyipçi idik ya ama kendi bindiği dalı kendisi kesiyor. Bile bile suçsuz insanları cezaevine tıkıyorlar. Bu dünyanın öbür tarafı da var. Toprağın altı var. Bir orayı düşünsünler, ne cevap verecekler.

YÜREĞİM YANGIN YERİ

Burada sözleri geçebilir, yalancı şahit bulabilirler, medyayı kandırabilirler, televizyonları etkileyebilirler, insanları etkileyebilirler ama orada… sağımızdaki solumuzdaki melekler var ya, onlar yazıyor, kameraya alıyorlar, güzel Mevlam, onlara gösterecek orada… Ben yalan söylersem beni de çeksinler, onlar yalan söylerse onları da çeksinler… Güzel Rabbime açtım ellerimi, yüce Mevlama havale eyledim. O yavruma çektirdiklerini dilerim Allahtan bu yavruma da göstersin de gönlümüz biraz serinlesin yavrum. Yüreğim yanıyor yavrum, yüreğim yangın yeri…

MERVE GÖKKAYA'NIN HİKAYESİ 1

MERVE GÖKKAYA'NIN HİKAYESİ 2



8 Ekim 2019 Salı

Kanserli Betül Aygün’ün ameliyatını yapıp cezaevine gönderdiler

8 Ekim 2019 
 Üç hafta önce göğüs kanseri teşhisi konulan hasta tutuklu Betül Aygün, 3 gün önce ameliyat oldu. Yanına refakatçi verilmedi. Kemoterapi ve ışın tedavisine devam edilmesi gereken hasta tutuklu dün taburcu edilerek cezaevine geri gönderildi.



Ödemiş Cezaevinde tutulan 28 yaşındaki Betül Aygün, Nisan 2019’da Ödemiş Devlet Hastanesine sevk edildi. Biyopsi sonucunda Aygün’e göğüs kanseri teşhisi konuldu. Tahlil sonucu için 6 ay bekletilen Aygün’deki tümör bir ayda hızla büyüdü.

Betül Aygün, üç gün önce ameliyattan çıktı. Yanına refakatçi verilmedi. Dün saat 15.00’te taburcu edilen genç kadın, yine cezaevine gönderildi. Eşi Abdurrahman Aygün, “Hastane raporlarını alamadım. Raporları sağlık kuruluna ulaştırmam lazım. Tahliye edip etmeyeceklerini bilmiyorum. Hastane bana raporları vermiyor. Cezaevi savcısıyla görüşmeye gideceğim. Kemoterapi ve ışın tedavisine devam edilecek” dedi. Doktoru ise, Betül Aygün’ün durumu hakkında bir şey diyebilmesi için daha erken olduğunu dile getirdi.

GARDİYAN KOLUNA GİREREK GETİRDİ

Abdurrahman Aygün, eşiyle ilgili daha önce şu bilgileri vermişti: “Eşim bir yıl önce safra kesesinden ameliyat geçirmişti. Bu ameliyat zaten bize haber verilmedi. Dört gün sonra, kapalı görüşüne gittiğimde öğrendim. Gardiyan koluna girerek kapalı görüşe getirmişti. 5-6 ay önce de Ödemiş Devlet Hastanesine muayeneye gitmişti. Doktor biyopsi yapılmasını istemiş, üç hafta önce öğrendik sonucu.”

“EŞİM ÇOK YIPRANDI”

Hükümözlü olduğu için eşinin evrak işlemlerinin çok kısıtlandığını belirten Aygün, bu durumda bile hastaneye gittiğinde birçok prosedürle karşılaştıklarını, evrakların hazırlanmasının uzun sürdüğünü ifade etmişti. Abdurrahman Aygün, eşinin, hücrelerden oluşan cezaevi aracıyla yaptığı zor yolculuklar nedeniyle çok yıprandığını söyleyerek şöyle aktarmıştı: “Eşim hastaneden gelince kaç gün kendine gelemiyor, yemek yiyemiyor, bitkin bir vaziyette, konuşacak halde değildi. 2,5 saat git gel mahvoluyor. Tahlil sonuçlarını almaya gittiğinde yol tutmuş, bayağı bir rahatsızlanmış, tekrar hastaneye kaldırmışlar. Son bir ultrasona daha girecek, 1 Kasım’a gün vermişler.”

YARGITAY CEZAYI ONADI

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Coğrafya bölümünden 2010’da mezun olan Betül Aygün, 12 Ekim 2016’da Çanakkale’de tutuklandı. Üç ay sonra Ödemiş M Tipi Cezaevine sevk edildi. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 12,5 hapis cezasına çarptırılan Aygün’ün cezasını İstinaf Mahkemesi 7,5 yıla indirdi. Cezayı Yargıtay yaklaşık bir yıl önce onayladı. 12 Temmuz 2016’da evlenen Betül Aygün, daha iki aylık evliyken tutuklandı.

BETÜL AYGÜN'ÜN HİKAYESİ

Görme engelli devlet memuru Zafer Taşkıran: Körüm ama nankör değilim!

8 Ekim 2019 
 Devlet memuru Zafer Taşkıran önce açığa alındı, 3 ay sonra göreve iade edildi. Bu süreçte mahkeme ‘teröristsin’ dedi ve hapis cezası verdi. Taşkıran, “Yolda zor yürüyorum. Benden terörist mi olur? Bu nasıl adalet” dedi.

Zafer Taşkıran 3 ve 4 yaşında iki oğluyla birlikte görev yaptığı okulun bahçesinde.
 Doğuştan ağır görme engelli olan devlet memuru Zafer Taşkıran’ın (31) yaşadıkları OHAL dönemiyle başlayan ve hala devam eden haksızlıkları kanıtlayan olaylardan biri.

Aydın Nazilli’de bir ilkokulda idari işlerde görev yapan Taşkıran, 22 Temmuz 2016’da örgüt üyesi olduğu iddiasıyla valilik kararıyla açığa alındı. Hakkında bir şey bulanamadığı için üç ay sonra görevine iade edildi. Evli ve iki çocuk sahibi Taşkıran o günden bu yana ailesinin geçimini sağlamak için çalışıyordu.



YARGITAYA GİTMEDEN İNFAZ

Bu arada ‘örgüte yardım ve yataklık’ ettiği iddiasıyla hakkında açılan dava Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam etti. Ekim 2018’de 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan Taşkıran’ın cezasını İstinaf Mahkemesi Mayıs 2019’da  onayladı. 5 yılın altındaki dosyalar Yargıtaya gitmeden infaz edildiği için Taşkıran’ın evine geçen hafta bir çağrı geldi. Bundan sonrasını Taşkıran şöyle anlatıyor:

“İnfazın durdurulması için Nazilli Savcılığına gidip raporlarımı sundum. Savcılık beni Nazilli Devlet Hastanesine sevk etti. Heyete girdim. Heyet Aydın Üniversite Hastanesine gönderdi. Nazilli Savcılığı da ‘hastane Aydın’a sevk yaptı’ diye dosyamı Aydın’a göndermiş. Sıkıntı şurada; ben bunlarla uğraşırken Aydın Cumhuriyet Başsavcılığından eve yazı geldi. 20 Eylül 2019 tarihinde hazırlanan yazıya göre benim 10 gün içinde teslim olmamı istiyorlar. Ben o tarihlerde hastaneye gitmek için uğraşıyordum. Ne zaman, nasıl bu karar çıktı anlayamadık. Üniversite hastanesi beni ne zaman muayene edecek bilmiyorum. Böyle bir muammanın içinde kaldım.”

 


YOLDA ZOR YÜRÜYORUM, BENDEN TERÖRİST Mİ OLUR?

Taşkıran, görevine iade edildiği halde hakkındaki suçlamalara bir anlam veremiyor:

“Biz bir hata yapmadık, suç işlemedik. Bizden terörist mi olur. Gece kalktığımızda su içmeye zor gidiyoruz bize terörist diyorlar. Bizim kendimize faydamız yok ki, başkasına zararımız olsun. Ben askere gitmedim. Çürük raporu verdiler. Hayatımızda elimize silah almadık. Akıl mantık alıyor mu? Yolda zor yürüyorum. Akşamları evden çıkamıyorum. İşimize zar zor gider geliriz. Raporda yüzde 90 yazıyor ama cihaza bağladıklarında görme oranım yüzde 5 çıkıyor.  Yaşadığımız sıkıntılar, psikolojik baskı nedeniyle bu da kaybolmak üzere.”

SUÇSUZUM, GÜNAHSIZIM

Milli Eğitim Bakanlığının 2013’te açtığı engelliler sınavını kazanarak memur olan Taşkıran, bir video mesaj yayınlayarak yetkililere seslendi:

“Ben suçsuzum, günahsızım. Ben terörist değilim. Önümü zor görürken, tek başıma yapacağım şeyler kısıtlıyken benden nasıl terörist olsun! Lütfen sesimizi duyun. Bu nasıl bir adalet, nasıl bir sistem. Lütfen sesimizi duyun. Ben bu devletin ekmeğini yedim. Kör olabilirim ama nankör değilim. Ekmek yediğimiz yere asla ihanet etmeyiz.”

Zafer Taşkıran’ın yaşadığı haksızlığı, kendisi de hapis yatan görme engelli gazeteci Cüneyt Arat, sosyal medya hesabından böyle duyurmuştu.





7 Ekim 2019 Pazartesi

Müebbet verilen 5 günlük erin babası: Allah onlara da ciğer acısı versin. İnim inim inletsin

7 Ekim 2019
Müebbet verilen erlerin annelerinden sonra babaları da konuşmaya başladı. Söz; 5 günlükken, terhisine 90 gün kalmışken müebbet verilen erlerin babalarında.

Erler Yasin Akgül, Ahmet Özdemir ve Emirhan Doğancılı’nın annelerinden sonra sonra müebbet verilen erlerin babaları da konuşmaya başladı. Boğaz Köprüsü davasında ceza verilen Tunahan Kurt ile İBB davasında müebbete çarptırılan Mustafa Polat’ın babaları 3 yıldır tutuklu evlatları için seslerini duyurmak istiyor. 15 Temmuz olduğunda Mustafa Polat 5 günlük erdi, Tunahan’ın terhisine ise 90 gün vardı.

Aziz Polat, oğlunun o gece İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) binasının arka tarafında, kimsenin olmadığı bir deponun önüne nöbetçi konulduğunu ve darbe olduğunu anladıktan sonra korkudan havalandırma borusunun içine saklandığı ifade etti.

“SURİYELİ BİRİNİ ŞAHİT YAPTILAR”


Mahkemede görgü tanığı olarak “Biz şehadet şerbeti içtik” diye ifade veren, alnına Türk bayrağı bağlamış bir Suriyeli’nin getirildiğini anlatan Polat, duruma itiraz edince mahkeme salonundan atıldığını söyledi. Gitmediği kurum, kapısını çalmadığı milletvekili kalmadığını belirten Polat “Adalet sadece 300 milletvekiline ve Saray’a verilmiş” diyor.

Tunahan Kurt’un babası İsmail Kurt ise, 17,5 yıl ceza verilen oğlunun o gece Boğaz Köprüsü’ne saat 02.19’da vardıklarını, zaten her türlü olayın meydana geldiğini ve oğlunun silahını bir parçasını çıkarıp ZPT (Zırhlı Personel Taşıyıcı) aracından inmediğini ifade ediyor.

Her iki babanın da tek isteği adalet.

“İNŞAATÇIYIM, BOYACILIK YAPARIM”

Aziz Polat (56): Kayseriliyiz. Ben inşaatçıyım, boyacılık yaparım. İki kızım, 3 oğlum var. 1996 doğumlu olan Mustafa erkeklerin birincisi. 15 Temmuz’dan bir hafta önce, bayram vardı, oğlum ‘askere gidecem’ dedi. Pazartesi günü İstanbul Metris Kışlasına teslim oldu. Cuma günü bu olay oldu.

Bizim çocuğun grubunda kimi 4, kimi 5, kimi 6 günlük erler var. Kışladan çıkarken 10-12 kişiler. O gün gündüz saat 16.00’da toplanmışlar, akşam sizi tatbikata götüreceğiz demişler. Saat yedi-yedi buçuk arası kaldırıyorlar. Bir arabanın yanına gidiyorlar. İçinde sırt çantaları varmış. Hepsi birer tane sırt çantası almış, kafalarına miğfer takmalarını istemişler. Arabada bir sürü de silah varmış. Onları önce vermediler dedi oğlum.

Mustafa Polat, babasıyla birlikte bir görüş gününde. Silivri Cezaevi.

DEPONUN AĞZINA VERMİŞLER

İBB’ye götürmüşler. Arabadan indikten sonra Mustafa’yı belediyenin arkasındaki garajın deposunun ağzına vermişler. Oradan kimse girip çıkmasın diye. Zaten orada kimse yok. Hala tatbikatta olduğunu sanıyor. Ön taraftan bağrış çağrış, silah sesleri duymaya başladım dedi. Ne olduğunu yine anlamıyor. Otelden biri bağırdı da öyle öğrendim dedi. Korkudan havalandırma borusunun içine saklanmışlar. Arkadaki yangın merdiveni tarafında havalandırma borusu varmış.

GÖRGÜ TANIĞI DİYE SURİYELİ GETİRDİLER

Televizyonda çocukların olduğu kışla gösteriliyor. İki gün morglarda oğlumu aradık. Silivri’de olduğunu öğrendim. Çocuğun belinde, omuzlarında yara olmuştu, siyahlaşma vardı. Korkusundan söylemedi önce. 5 gün sonra öğrendim, erleri zaten hep dövmüşler. Mahkemede görgü tanığı olarak Suriyeli birini getirmişlerdi. Alnına Türk bayrağı bağlamıştı. “Biz şehadet şerbeti içtik” diyordu. Tepki gösterdim, hakim dışarı atın bunu dedi.

Mustafa’ya önce ağırlaştırılmış müebbet verdiler, sonra müebbete çevirdiler. Bugün olsa Mustafa’yı yine askere gönderirim. Bir küçüğünü askere gönderdim geçen sene, Muğla’da yaptı geldi, onun küçüğünü de gönderirim. Yani kimseye kalmaz bu dünya.
 
Mustafa Polat, İstanbul Metris Kışlası.

 ADALET ARADIM BULAMADIM

Gitmediğim yer kalmadı. Adalet aradım, adaletin kimde olduğunu göremedim, nerede olduğunu bulamadım. Belli kurumlara gittim, vekillere gittim, baştaki partiye de gittim. Kayseri’de, Ankara’da CHP’den, MHP’den görüşmediğim vekil kalmadı. Dışarıda farklı, içeride farklılar. Bizi dinliyor, yardımcı olacağım diyorlar. Sonra… Ben adalet olmayan bir ülkede yaşıyorum. Adalet sadece 300 milletvekiline ve saraya verilmiş. Canımız yanıyor, gücümüz yetmiyor. 39 ay oldu çocuklar gireli. Adalet var mı yok mu size soruyorum. Bunlar sebep olanlara, 4-5 günlük erleri içeride tutanlara, Allah onlara da ciğer acısı versin. İnim inim inletsin.

TERHİS OLMASINA 90 GÜN KALMIŞTI

Köprü davasında yargılanan Tunahan Kurt’un babası İsmail Kurt:
Adana Seyhanlıyız. Üç oğlum var. Kereste fabrikasında çalışıyorum. 2.200.000 TL maaş alıyorum. Oğlum 15 Temmuz’dan beri Silivri Cezaevinde. Terhis olmasına 90 gün kalmıştı. İstanbul Kartal Maltepe Nurettin Maraşel Kışlasında askerdi. Acemi birliğini Etimesgut’ta yaptı. Yemin törenine gitmiştik. Bize, evlatlarınızı burnu kanamadan sağ salim size teslim edeceğiz diye söz verdiler. Çocuklarımız tatbikat emriyle dışarı çıkarılıyor. Sonunda da başımıza gelen; çocuğumuz vatan haini olarak ilan edildi. Ceza verecek hiçbir şey bulamadılar. Balistik temiz, her şeyi temiz.

Oğlum tehlikeyi gördükten sonra götürüldükleri aracın içine giriyor ve teslim ol çağrısına kadar çıkmıyor. Buna rağmen Silivri 25. Ağır Ceza Mahkemesi Temmuz 2018’de terör örgütüne yardım ve yataklıktan 17,5 sene ceza verdi. Köprü davasında en az cezayı alan biri de oğlumdur. O da daha çok ceza alan arkadaşlarına üzülüyor.

Tunahan Kurt babasıyla bilikte. Silivri Cezaevi.
 KÖPRÜYE VARDIKLARINDA SAAT 02.19

Kışladan saat 10’da çıkmışlar, 2.19’da köprüye geliyorlar. O zamana kadar zaten darbe olduğu ortaya çıkmıştı. Ama çocuklara ta Maltepe’den köprüye gelene kadar hiçbir güvenlik gücü dememiş ki ‘siz nereye gidiyorsunuz, darbe yapılıyor.’ ZPT araçlarıyla gittikleri için ‘nereye gittiğimizi bilmiyorduk. İnince anladık köprüde olduğumuzu’ dedi. Köprüye en son varıyor oğlumun aracı. Önce araçtan inmişler. Her taraf hengame. ‘IŞİD aramıza girmiş, canlı bomba var, halktan uzak durun’ diyorlar. Oğlumun miğferine iki kurşun isabet ediyor. Ama galiba yorgun mermi idi, yoksa çelik miğferi deler geçerdi, sadece yandan biraz içine doğru çökmüştü. Sonra oğlum araçlardan birinin içine giriyor ve bir daha da çıkmıyor. Silahının da bir parçasını söküyor ki kullanılmasın. Yani daha bu çocuklar ne yapsın ki! Aracın içine giriyor, çıkmıyor, silahını bir parçasını söküyor. Bir erden nasıl darbeci olabilir ki…

HER ŞEYİ DEVLET YAPTI

Oğlumu devlete emanet ettim, devlet benden aslan gibi oğlumu aldı, vatan haini yaptı. Oğlumun askerlik yapmasını ben seçmedim, kışlasını, komutanını seçmedim. Hiçbir şey benim elimde değildi. Zaten öyle bir imkanım olsa memleketimde yaptırırdım. Her şeyi devlet yaptı.

12 TAKSİTLE KRAMPON ALDIM

Tunahan okumadı, futbolcu olacağım dedi. Güzel de yeteneği vardı. Sol ayaktı kendisi. Seyhan Belediyespor’da oynadı. Gün geldi, 12 taksitle ayağına krampon aldım. Futbolu çok seviyor, burada da ümit vaad ediyor diye. Başardı da ama askerlik oğlumu benden aldı götürdü gitti.









1 Ekim 2019 Salı

2 aylık evliyken tutuklandı, cezaevinde kanser oldu, tedavisi geciktirildiği için tümör hızla büyüdü

1 Ekim 2019 
Üç hafta önce göğüs kanseri teşhisi konulan hasta tutuklu Betül Aygün yarın ameliyat olacak. Biyopsi sonuçlarını 6 ay bekleyen Aygün’deki tümör 1 ay içinde hızla büyüdüğü için ameliyat kararı alındı.



Cezaevleri hasta tutuklular için eziyet evleri olmaya devam ediyor. Nisan 2019’da Ödemiş Devlet Hastanesine sevk edilen ve biyopsi yapılan 28 yaşındaki Betül Aygün’e 3 hafta önce göğüs kanseri teşhisi konuldu. Tahlil sonucu için 6 ay bekletilen Aygün’deki tümör 1 ayda hızla büyüdü.

GARDİYAN KOLUNA GİREREK GETİRDİ

Betül Aygün’ün eşi Abdurrahman Aygün, “Eşim bir yıl önce safra kesesinden ameliyat geçirmişti. Bu ameliyat zaten bize haber verilmedi. Dört gün sonra, kapalı görüşüne gittiğimde öğrendim. Gardiyan koluna girerek kapalı görüşe getirmişti. 5-6 ay önce de Ödemiş Devlet Hastanesine muayeneye gitmişti. Doktor biyopsi yapılmasını istemiş, üç hafta önce öğrendik sonucu.” dedi.

Hükümözlü olduğu için eşinin evrak işlemlerinin çok kısıtlandığını belirten Aygün, bu durumda bile hastaneye gittiğinde birçok prosedürle karşılaştıklarını, evrakların hazırlanmasının uzun sürdüğünü ifade etti. Ameliyat için Ödemiş Devlet Hastanesinden İzmir’deki Katip Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen Betül Aygün, cezaevi savcısına dilekçe yazarak durumunu anlatmasına rağmen hala bir tahliye kararı çıkmadı.

Betül Aygün, annesi Gülşen Aygün ile birlikte.
HASTALIĞININ NE AŞAMADA OLDUĞUNU BİLMİYORUZ

Abdurrahman Aygün, eşinin, hücrelerden oluşan cezaevi aracıyla yaptığı zor yolculuklar nedeniyle çok yıprandığını söyleyerek şöyle devam etti:

“Eşim hastaneden gelince kaç gün kendine gelemiyor, yemek yiyemiyor, bitkin bir vaziyette, konuşacak halde değildi. 2,5 saat git gel mahvoluyor. Tahlil sonuçlarını almaya gittiğinde yol tutmuş, bayağı bir rahatsızlanmış, tekrar hastaneye kaldırmışlar. Son bir ultrasona daha girecek, 1 Kasım’a gün vermişler. Geçen hafta görüşe gittiğimde doktoru kitlenin bir ay içinde normalden çok hızlı büyüdüğünü söylemiş. Bunlar hep strese ve bulunduğu ortamdan kaynaklanıyor. Hastalığının ne aşamada olduğunu tam bilmiyoruz, sık sık takip edilmesi gerekiyor. Cezaevi savcısıyla görüştüm. Hastaneden raporları alamıyorum, hükümlü olduğu için çok kısıtlı ilerliyor.”

15 TEMMUZ’DAN 3 GÜN ÖNCE NİKAHI KIYILDI

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Coğrafya bölümünden 2010’da mezun olan Betül Aygün, 12 Ekim 2016’da Çanakkale’de tutuklandı. Üç ay sonra Ödemiş M Tipi Cezaevine sevk edildi. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 12,5 hapis cezasına çarptırılan Aygün’ün cezasını İstinaf Mahkemesi 7,5 yıla indirdi. Cezayı Yargıtay yaklaşık bir yıl önce onayladı. 12 Temmuz 2016’da evlenen Betül Aygün, daha iki aylık evliyken tutuklandı.



  
 












28 Eylül 2019 Cumartesi

Eşini kazada kaybeden tutuklu Lütfü Dalga: Artık sabretmek için bir sebebim kalmadı

28 Eylül 2019 
Eşini trafik kazasında kaybeden tutuklu Lütfü Dalga’nın psikolojik durumu oldukça kötü. Hücreden çıkarılıp cenazeye getirilen Dalga, “Artık sabretmek için bir sebebim yok” dedi.


 Rize Cezaevinde tutuklu bulunan eşini ziyarete giderken Sivas Sarkışla’da trafik kazası geçirerek hayatını kaybeden Hicran Umuç Dalga’nın cenazesi dün cuma vaktinde kılınan namazdan sonra Çaykara’nın Köknar Köyünde toprağa verildi.

TABUTU GÖRÜNCE BAYGINLIK GEÇİRDİ

Kaza haberini alınca sinir krizi geçiren ve hücreye konulan eşi Lütfü Dalga son görevini yapmak üzere cenazeye getirildi. Fotoğraflarda aşırı zayıfladığı ve çok kötü olduğu görülen Dalga, eşinin cenazesini ilk gördüğü yerde baygınlık geçirdi.

Cenazeye katılan Hicran Dalga’nın yakın bir arkadaşının verdiği bilgiye göre büyük bir psikolojik çöküntü yaşayan Lütfü Dalga akrabalarına “Artık sabretmek için bir nedenim kalmadı” dedi. Lütfü Dalga kızıyla görüştürüldükten sonra tekrar cezaevine götürüldü. Akrabaları, psikolojik olarak çok sarsılan Lütfü Dalga’nın hayatından endişe ediyor.

BEN BİLİYORUM, ANNEM ÖLDÜ



Kazadan sağ kurtulan Dalga çiftinin 3 yaşındaki kızları Sibel Erva Dalga (3) da Sivas’ta tedavi gördüğü hastaneden taburcu edilerek Köknar Köyündeki aile evine getirildi. Ayağ kırık olan ve akrabaları tarafından teselli edilen Sibel’in “Hayır, ben biliyorum annem öldü, arabadan indim, her yer karanlıktı, annemi buldum, ağzından kan geliyordu.” dediği öğrenildi.

KAMPANYA BAŞLATILDI

Şu anda 80’li yaşlardaki babaannesinin yanında kalan Sibel Erva’nın babasına kavuması için sosyal medyada #LütfüDalgaTahliyeEdilmeli etiketi açılarak bir kampanya başlatıldı ve annesini kaybeden, 3 yıldır babasından uzak olan Sibel Erva’nın babasına kavuşması için çağrıda bulunuldu.

15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil sürecinde tutuklanan polis memuru Lütfü Dalga 3 yıldır Rize Cezaevinde bulunuyor. 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Dalga’nın dosyası Yargıtay’da.











27 Eylül 2019 Cuma

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

27 Eylül 2019 
Şanlıurfa 2 Nolu T Tpi Cezaevinin kadınlar bölümünde birçok hasta tutuklu var. Üçünün durumu ağır. Türkiye bu haberi, bir tutuklunun peçeteye yazdığı bilgilerden öğrendi.



Peçetede isimleri bulunan 1 ev hanımı, 1 diş hekimi ve 10 öğretmenin hastalıkları, ailevi durumları, meslekleri ve uzun tutukluluk süreleri dikkat çekiyor. Yazılanlardan, kadınların bazılarının tahliye edilmesini gerektiren hastalıkları bulunurken, çocuğuyla birlikte tutuklu kadınların sağlık hizmetlerine erişemedikleri anlaşılıyor. Kadınların tamamının iyi eğitimli ve meslek sahibi olmaları ise dikkat çekiyor.

İKİ PEÇETE PARÇASINA SIĞDIRILAN 12 KADIN!

Şanlıurfa Hilvan’daki 2 Nolu T Tpi Cezaevindeki kadınlar, peçeteyi tahliye olan koğuş arkadaşları M.D.’nin eline tutuşturdular ve durumlarını maddeler halinde yazdılar. Özellikle üç kadın çok hasta: Pembe Erguvan, Nilgün Teselli ve Fatma Duraker.

Türkçe öğretmeni Özlem Uğurlu kalp krizi geçirmiş. Vertigo hastası ev hanımı Fatma Duraker’in durumu ağır. Diş hekimi Pembe Erguvan Karabaş’ın da durumu psikolojik olarak ağır. Nilgün Teselli psikolojik ilaçlar kullanıyor. Sürekli bayılıyor. “Dışarıda çocuklarıma kim bakacak diyor. Anneanne, babaanne diyoruz. Yok onlar yaşlı, bakacak durumda değil” diye ağlıyor.

TÜRKİYE’DEKİ ADALET SİSTEMİNİ ÖZETLEYEN İŞTE O PEÇETE…


* Handan Tunç, bir yıldır içeride. 2,5 yaşında kızı var. Zihinsel Engelliler Öğretmeni. Hükümlü, Yargıtay’da.

* Özlem Uğurlu, Türkçe Öğretmeni, kalp krizi geçirdi, 1 çocuğu var, 1,5 yılı geçti içeride. Eşi de % 50 raporlu, eşi de tutuklu, panik atak.

* Esengül Bilgin, 2 yıldır içeride, hükümlü, Yargıtay’da, bebek (hamilelik) tedavisi yarım kaldı, eşi de tutuklu.

* Hediye Kazan, Din Kültürü Öğretmeni, Yargıtay’da, iki yıldır tutuklu, bekar.

* Pembe Erguvan Karabaş, diş hekimi, 10 aydır tutuklu, bipolar bozukluk hastası, ağır, ilaç kullanıyor, eşi de tutuklu, 2 çocuklu.

* Rümeysa Güngör, 2 yıldır hükümlü, çocuk gelişimcisi, bekar.

* Betül Arga, Sınıf Öğretmeni, tutuklu, bekar, 1 aydır içeride.

* Nilgün Teselli, 3 çocuk (6-14-16), sürekli baygın, hasta, annesi yaşlı, çocukları gelemiyor, eşi de tutuklu, çocuğu okula başlayamadı.

* Fatma Duraker, ev hanımı, Vertigo, her gün bayılıyor, başını yere vurup ölüm tehlikesi atlattı, 6 yaşında çocuğu var.

* Derya Bozkurt, Türkçe Öğretmeni, 4 çocuklu (4-6-9-12), çocuklar zor, eşi de tutuklu durumda.

* Leyla Altın, Biyoloji Öğretmeni, üç çocuklu (4-10-12), küçük olan çocuğu yanına almak zorunda, bakacak kimsesi yok.

* Ayşe (peçetede yanlışlıkla Asiye yazılmış) Tolay, Tarih Öğretmeni, karı-koca hükümlü, Yargıtay’da, 2 yıldır içerideler, 2 çocuk (6-8).


24 Eylül 2019 Salı

Görüş yolu yine ölüm yolu oldu: Baba ve 3 çocuğu hayatını kaybetti

24 Eylül 2019 
Görüşe giden bir aile kaza yaptı. Baba ve üç çocuğu öldü. Cezaevi yönetimi aile yakınlarını kaybeden tutukluyu, tepki gösterdiği gerekçesiyle hücreye attı.

Hakan Umuç ve çocukları Yusuf Kenan Umuç ve Yavuz Selim Umuç ile evlerinde (12 Eylül 2016). Üçüncü oğlu 1 yaşındaki Yunus Emre Umuç da kazada hayatını kaybetti.
Bir aile daha görüş yolunda kaza geçirdi. Geçtiğimiz hafta sonunda kız kardeşinin Hatay’daki düğününe katılan Hicran Umuç Dalga, Rize Cezaevinde tutuklu bulunan eşi Lütfü Dalga’yı ziyaret etmek için pazar akşamı kızı, abisi, yengesi, erkek kardeşi ve üç yeğeni ile birlikte Hatay’dan yola çıktılar.

DEREYE UÇTU




Hicran Umuç Dalga’nın erkek kardeşi Fatih Umuç’un kullandığı 16 BLA 93 plakalı otomobil, Sivas Pınarbaşı-Şarkışla karayolunda dere yatağına devrildi.

Kazada araçta bulunanlardan abi Hakan Umuç (35) ve oğlu Yunus Emre Umuç (1) olay yerinde; yaralı diğer çocuklar Yusuf Kenan Umuç ve Yavuz Selim Umuç (9) da tedaviye alındıkları hastanelerde hayatını kaybetti. Hakan Umuç ve üç çocuğun annesi Aysun Umuç (32), Fatih Umuç (23), Hicran Dalga (32) ve kızı Sibel Erva Dalga’nın (3) hayati tehlikelerinin devam ettiği öğrenildi.

BOLD Medya‘nın ulaştığı bir aile yakını, kaza geçirenlerle ilgili şu bilgileri verdi:

“Hicran Umuç Dalga Karslı. Eşi Lütfü Dalga Trabzonlu. Lütfü bey, 3 yıldır Rize Cezaevinde tutuklu. Hep birlikte onu ziyarete gidiyorlardı. Hicran hanım kızkardeşini Hatay’a gelin verdiler. Birkaç hafta önce Kars’ta kına yapmışlardı. Geçen hafta sonu da Hatay’da düğünleri oldu. Düğüne Hicran Umuç Dalga, 3 yaşındaki kızı Sibel Dalga, Hicran hanımın abisi Hakan Umuç ve üç oğlu, Hakan beyin ve oğlanların annesi Aysun Umuç katıldı. Düğünden sonra pazar akşamı Hatay’dan yola çıktılar. Pazartesi sabahı Rize Cezaevindeki açık görüşe yetişmeye çalışıyorlardı.”

Yaralı olan Hicran ve Sibel Dalga’da çok fazla kırık olduğunu söyleyen aile dostları, tüm yaralıların Sivas Devlet Hastanesinde tedavi altına alındığını belirtti.

Eşini ziyarete giden Hicran Umuç Dalga (32) ve kızı Sibel Erva) Dalga (3) kazada ağır yaralandı. Kazayı televizyondan öğrenen baba Lütfü Dalga, sinirlendiği ve tepki gösterdiği için Rize Cezaevinde hücreye konuldu.


HÜCREYE KONULDU

15 Temmuz’dan sonra tutuklanan polis memuru Lütfü Dalga 3 yıldır Rize Cezaevinde bulunuyor. 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Dalga, dosyası Yargıtayda. Ailesinin kaza geçirdiğini televizyondan öğrenen Lütfü Dalga’ya bir darbe de cezaevi yönetiminden geldi. Ailesinden de kimseyle görüştürülmeyen Dalga’nın verdiği tepki üzerine cezaevi yönetimi, hücre cezası verdi. Dalga koğuşundan çıkartılarak hücreye kondu.

KATILDIKLARI DÜĞÜNÜN FOTOĞRAFI



Hastanelerde tedaviye alınan yaralılar Fatih Umuç (23), Aysun Umuç (32), Hicran Dalga (32) ve Sibel Erva Dalga’nın (3) hayati tehlikelerinin devam ettiği öğrenildi. Bu arada, kaza sırasında araçtan fırlayan Umuç ailesine ait düğünde çekilmiş bir fotoğraf da dikkati çekti. Dere yatağına yuvarlanan araç çekici yardımıyla çıkarıldı. Kaza ilgili soruşturma başlatıldı.

Arabayı kullanan Fatih Umuç da kazada ağır yaralandı. 
KAZADA HAYATINI KAYBEDEN HAKAN UMUÇ VE ÇOCUKLARININ FACEBOOK FOTOĞRAFLARINDAN