EBRU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EBRU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2016 Salı

Van Gogh ebrusu Hollywood’a kapı açtı

28 Haziran 2016
Vincent van Gogh’un ‘The Starry Night’ adlı tablosunu ve ressamın portresini ebru sanatına uygulayan Garip Ay Hollywood’dan teklif aldı. Ay, Charliez Theron, Ralph Fiennes gibi ünlü isimlerin seslendirdiği animasyon filmi Kubo’nun galasında gösteri yapacak. 

Genç sanatçı Garip Ay’ın hayatı 10 gün içinde değişti. Vincent van Gogh’un ‘The Starry Night Yıldızlı Gece) adlı tablosunu ve ressamın portresini ebru sanatı ile yaptığı 4 dakika 34 sn’lik videosu, hem dünyada hem Türkiye’de ses getirdi. ‘Van Gogh on Dark Water’ adlı video, kısa sürede sadece Facebook’ta 26 milyon kez görüntülendi, 64 bin kez paylaşıldı. CNN, Le Figaro, ABC News, Huffington Post, Le Monde başta olmak üzere pek çok medya kuruluşuna haber oldu. 32 yaşındaki sanatçı, şimdi de Hollywood’dan teklif aldı. Garip Ay, üç boyutlu animasyon filmi ‘Kubo and the Two Strings’in 18 Ağustos’ta Los Angelas’taki Hollywood Universal Studio’da yapılacak galasına katılacak ve bu sevimli Japon karakterini tıpkı Van Gogh gibi ebru üzerine yapacak.

Marmara Üniversitesi’nde resim, Mimar Sinan Üniversitesi’nde hat eğitimi alan Garip Ay, 2010 yılından bu yana ebru videoları hazırlayıp sosyal medya hesaplarından yayınlıyor. Bugüne kadar Yunus Emre, Piri Reis, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Mimar Sinan başta olmak üzere 200’e yakın video çekmiş. Sanat hayatına, yazısız, illüstratif karikatürler çizerek başlayan Ay’ın çalışmaları, Norveçli sanatçı Eva’nın ‘Senden Bana Kalan İzler’ (The Heartmaker) şarkısına çekilen klipte de kullanılmış. (www.facebook.com/garipayart)
 


Antik Japonya’da geçen ve olağanüstü güçleri olan masalcı çocuk Kubo’nun maceralarını anlatan filmin seslendirme kadrosunda Charlize Theron, Matthew McConaughey, Rooney Mara, Ralph Fiennes ve George Takei gibi ünlüler var. Kubo karakterine 14 yaşındaki bir çocuğun ses verdiği filmde, Charlize Theron maymunu, Ralph Fiennes kralı seslendiriyor. Ünlü animasyon yapım şirketi Laika’nın hazırladığı ‘Kubo and ‘Kubo and the Two Strings’ ABD’de 19 Ağustos’ta gösterime girecek. Filmin Türkiye’de gösterime girip girmeyeceği belli değil. (www.kubothemovie.com)

Ebru üstadlarını kızdırdı

Garip Ay’ın, Vincent van Gogh ebrusuna Alparslan Babaoğlu tepki gösterdi. Ebru üstadı Mustafa Düzgünman’ın öğrencilerinden olan Babaoğlu, “Bir ressam Van Gogh suretini karakalemle de resmetse, akrilikle de resmetse, hava tabancası ile de resmetse sonuçta ortaya çıkan Van Gogh resmidir… Ebru tekniği ile yapılmış perspektif içeren resimleri, çiçekleri ebru, bunları yapanları da ebru sanatçısı olarak isimlendirmek, Cemal Reşit Rey’in Yunus Emre Oratoryosunu ya da Fazıl Say’ın İstanbul senfonisini Klasik Türk Müziği sınıfına sokmaktan farksızdır.” dedi.

Garip Ay, ebru sanatçısı olduğunu iddia etmiyor, bu tür eleştirilerle pek ilgilenmediğini söylüyor. Ebruyu bir teknik, bir disiplin olarak değerlendiren sanatçı ekliyor: “Bu bir denemedir, ölene kadar denemeye devam edeceğim. İşin yağında, suyunda değilim, geliştirme, dönüştürme ve daha nitelikli olma kısmındayım.”

Garip Ay’ın, Van Gogh’u ebruya yapmasının bir nedeni var. Sanatçı diyor ki; “Onun fırça kullanma tekniği ebru tekniğine çok yakın. Yıldızlı Gece’deki ağacın yıldızlara uzanışında, Çığlık’taki dalgalanmalarda bence Van Gogh hep ebruyu aramış.”

 HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

24 Eylül 2015 Perşembe

Ebru teknesiyle geçen bir ömür

24 Eylül 2015
Ebru sanatının büyük üstadı Mustafa Düzgünman, vefatının 25'inci yılında özel bir sergiyle anılıyor. Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu'nda açılan “Tekne Başında Geçen Bir Ömür” adlı retrospektif sergi, aynı zamanda ebru sanatının bugünlere nasıl geldiğine dair bir arşiv niteliğinde.

Adına ister geleneksel, ister gelenekli, isterse İslam sanatları deyin, ebru, hat, minyatür, kat'ı, cilt gibi kadim sanatların bugün bazı mecralarda esamesi bile okunmaz. Kimse görmez, görmek istemez, sergi salonlarında yer açmaz, kültür-sanat sayfalarında, dergilerinde bile yer vermez. Elbette bu tavır o sanatların değerini düşürmüyor. Bilen biliyor, anlayan anlıyor, hak ettiği değeri teslim ediyor. O isimlerden biri de yıllarca Yapı Kredi Bankası ve Akbank'ın sanat danışmanlığını yapan Vedat Nedim Tör idi. 
Tör, büyük ebru üstadı olarak tarihe adını yazdıran Mustafa Düzgünman'ın, henüz yolun başında bir sanatçı iken Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Galerisi'nde ebru sergisi açmasına, ebruyu Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan 15 dakikalık kısa bir film çekilmesine vesile olmuştu. Olayın nasıl geliştiğini Düzgünman, Zeki Kuşoğlu'nun 1986'da kaleme aldığı anılarında şöyle anlatıyor:

“1967'ye kadar ebrucu olarak pek tanınmıyordum. O tarihte Galatasaray Yapı Kredi Bankası Kâzım Taşkent Galerisi'nde bir ebrû sergisi açtım. Bu sergi bankada şef olan arkadaşım Süha Tuna'nın teşvikiyle olmuştu. O zaman bankanın sanat müşaviri olan Vedat Nedim Tör özel alâka gösterip bir İtalyan film şirketine yüz bin lira verip on beş dakikalık bir ebrû filmi çektirdi. O dönemin sinemalarında, filmlerden önce kültür hizmeti olarak iki sene müddetince gösterildi... Sergi büyük rağbet görüyordu. Çünkü bâkir bir sahaydı ve ilk defa gösteriliyordu. Böylece efkâr-ı umumiye ebrûnun ne olduğunu anlamaya başlamıştı. Çocuklarına ve işyerlerine ebrû ismini koymaya başlamıştı insanlar. Arkasından Amerikan Kültür Merkezi'nde bir sergi daha açtım. Ardı geldi. Amerika'dan, İngiltere'den, Almanya'dan, Fransa'dan, Hollanda'dan gelen meraklılar yaptığım ebrûlara büyük ilgi gösterip, alıp memleketlerine götürüyorlardı.”

‘Gazete kâğıtlarına bile ebru yapardı'  
Ebrunun bugünlere gelmesine vesile olan Mustafa Düzgünman, ölümünün 25. yılında (12 Eylül 1990) Küçükçekmece Belediyesi Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu'nda (SKSM) açılan “Tekne Başında Geçen Bir Ömür” retrospektif sergisiyle anılıyor. Alparslan Babaoğlu, Uğur Taşatan, Hakan Dağlı'nın danışmanlığı, Erkan Doğanay'ın küratörlüğünde hazırlanan sergide, Düzgünman'ın ebru, cilt, musiki ve fotoğraf gibi alanlarda yapmış olduğu çalışmalarından örneklerle birlikte özel eşyaları sergileniyor. 

Üsküdar'da doğan Düzgünman, sadece ebru değil, devrin cilt sanatkârı ve dini musikisi icracısıydı. Babasının Üsküdar'daki aktar dükkânında çalıştığı sıralarda Hünkâr müezzin başı Hafız Muhittin Tarık Bey ve Üsküdar Çarşamba Rufaî Tekkesi şeyhi Hayrullah Tacettin Efendi'den ders almış, besteler yapmış ve pek çok dini besteyi kayda geçirmişti. İlerleyen yaşlarında Medresetül Hattatin'de (Hattatlar Medresesi) yetişmiş Necmeddin Okyay'ın öğrencisi olmuştu. 1940'lı yıllarda yani II. Dünya Savaşı devam ederken ebruya başlayan sanatçı, kâğıt bulamadıkları için gazete kâğıtlarına ebru yaptığını hatıralarında anlatıyor. Çiçekli ebruda hocasını açtığı yolda yürümüş, hem kendini hem de ebru sanatını geliştirmişit. Bugün ebru denilince anılan isimleri de o yetiştirdi. Niyazi Sayın, Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar bu sanatçılardan birkaçı. Ama buna rağmen “Bana sorarlarsa, ben hâlâ Necmeddin Hoca'mın çırağıyım,” demeyi tercih etmişti...

Besteleri icra edilecek
“Tekne Başında Geçen Bir Ömür” sergisine paralel bir panel ve konser düzenlenecek. 3 Ekim 2015'te SKSM Konferans Salonu'nda gerçekleştirilecek panele Mustafa Düzgünman'dan hem musiki hem de ebru dersleri alan günümüzün en önemli neyzenlerinden Niyazi Sayın, Uğur Derman, Alparslan Babaoğlu, Sabri Mandıracı, Fatih Çıtak katılacak. Panelden sonra saat 16.30 ise udi Agah Terzi yönetiminde Düzgünman'ın bestelerinin icra edileceği “Mustafa Düzgünman Besteleri” konseri verilecek.
Mustafa Düzgünman (ortada), öğrencisi Alparslan Babaoğlu (sol baş) ile birlikte.
Üsküdar'da babasının aktar dükkanında.
Ebru malzemeleri de sergide yer alıyor.
Alparslan Babaoğlu (ortada), serginin açılışında.
Serginin açılışından.

ESERLERİNDEN...


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

11 Eylül 2014 Perşembe

UNESCO’nun merkezine ebru yağıyor

11 Eylül 2014
ABD'den Dany Rodriguez Portland, Hollanda'dan Elsje van der Ploeg, Yusuf Akkaya, Angelina Zolotaya, Rusya'dan Tatian Kirillova, Katy Savelyeva, Güney Afrika'dan Larissa Don, Fransa'dan Levent Acar, İsviçre'den Ebru Özel, New York'tan Hümeyra Mavruk, Türkiye'den Atilla Can ve daha birçok ebru sanatçısı bu yılın başından itibaren UNESCO'nun Paris'teki merkezine ebru yağdırıyor.Tek bir amaçları var. Ebru sanatının, somut olmayan kültürel mirasa alınmasını ve her yıl eylül ayının ikinci cumartesi gününün dünyada ebru günü olarak kutlanmasını sağlamak. Ebru postalama işi Kasım 2014'e kadar devam edecek. Çünkü, Kasım 2014'te UNESCO'da 9. Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler Arası Komite Toplantısı'nda ebru sanatına dair içerik görüşmeleri yapılacak ve daha önceden nasıl ki Karagöz ve Hacivat UNESCO tarafından koruma altına alındı ise ebru da uluslararası bir kurum tarafından tescillenmiş olacak.

Aslında Türkiye'de 3 yıldan bu yana Dünya Ebru Günü kutlanıyor. 2012'de İstanbul'da, 2013'te Gaziantep'te kutlandı. Bu yıl ise 13 Eylül Cumartesi günü Trabzon'da yapılacak olan Dünya Ebru Günü etkinliklerine 10 ülkeden 300 ebru sanatçısı katılacak. Etkinlik kapsamında paneller düzenlenecek, sergiler açılacak. Ebru sanatının UNESCO tarafından koruma altına alınması için 2009'dan beri uğraşan, ayrıca Dünya Ebru Günü'nü düzenleyen ebru sanatçısı Atilla Can yaptığı çalışmaları anlattı:
Dünya Ebru Günü projesi nasıl başladı?
Dünya Ebru Günü, ilk kez 2012 yılında İstanbul'da “Ebru, suya yazılan bir aşk hikâyesi”dir diyerek başladı. Ardından 2013 yılında Gaziantep'te “Sesler ve Renkler” başlığıyla devam etti. Şimdi de Trabzon'da “Sudaki Tılsım” diyerek 10 ülkeden 300 sanatçı buluşacak. 2009 yılından beri, ebru sanatımızın gelecek kuşaklara aktarılması, ebru sanatımızın kültürel miras envanterine kaydolması, dünyada her yıl eylül ayının 2. cumartesi gününün “Dünya Ebru Günü” olması için gayret sarf ediyorum.

Neler yapıyorsunuz, UNESCO boyutu nasıl gelişti?
Bu projemi yıllardır yazdığım maillerle, dilekçelerle, mektuplarla, telefon görüşmelerimle başta UNESCO Paris Merkez, Birleşmiş Milletler Cenevre, T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Başbakanlık, T.C. Kültür Bakanlığı, Türkiye UNESCO Milli Komisyonu'na, UNESCO Paris daimi temsilciliğimize anlatmaya çalışıp desteklerini istedim. Başlattığım projemden yaklaşık 3-4 yıl sonra ebru sanatı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından çalışmalara başlanıp Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri’ne alındı. Ayrıca dünyadaki ebru sanatçılarından UNESCO’nun merkezine ebru göndermelerini organize ettim.

Ne yaptınız tam olarak?
Dünyanın birçok ülkesinden ebru sanatçısı UNESCO Paris merkeze ebrularını gönderdiler, kendilerinden ve ebru sanatından bahsettiler. Amaç ebru sanatı adına farkındalık yaratmak, dünyanın her tarafında tanınan bir sanat olduğunu göstermekti. UNESCO kuruldu kurulalı bu kadar çok ebru UNESCO Paris merkez binasına gitmemiştir. 

 
UNESCO'daki son durum nedir şimdi?
Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri’ne alınan ebru ile ilgili hazırlanan bir dosya geçen yıl UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras bölümüne sunuldu. Şu an, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamındaki Ebru Adaylık Dosyası, UNESCO Paris'te teknik olarak geçti ve Kasım 2014'te 9. Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler Arası Komite toplantısında içerik ile ilgili görüşmeler yapılacak.




HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ
 

2 Nisan 2014 Çarşamba

Ebruya çağdaş yorum

2 Nisan 2014
Türkiye’de doğup büyüyen Alman asıllı sanatçı Konstantin A. Schmidt’in Nişantaşı’ndaki Paarla City Solutions’ta açtığı “Harald’a Mektup” adlı sergide, geleneksel ebru sanatını günümüz teknolojisiyle buluşturan eserler yer alıyor. Sergi, 30 Nisan’a kadar açık.



Ebru, hat, tezhip, minyatür, çini gibi geleneksel Türk sanatlarında sınırlar nereye kadar gidebilir, zorlanabilir mi, yoksa dünden bugüne yapıldığı gibi yarına aynı şekilde mi kalmalı? Bu sorular, sanat çevrelerinde konuşulan bir konu. ‘Gelenekselciler' ve ‘yenilikçiler' diye iki grup bile oluştu. Bu meselenin bir boyutu. Diğer boyutu ise bir zamanlar toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatı yönlendiren geleneksel sanatlarımız, son yıllarda atağa kalkmış gibi görünse de evlerimizin duvarlarını süsleyen ‘nostaljik sanat' kategorisinden öteye gidemiyor. Bugüne bir şey söylemiyor. Genç sanatçıların bir kısmı ‘bu konuda ne yapabiliriz' diye kafa yoruyor, bir kısmı aynen yola devam düşüncesinde.

Türkiye'de doğup büyüyen Alman asıllı sanatçı Konstantin A.Schmidt'in, Nişantaşı'ndaki Paarla City Solutions'ta açtığı “Harald'a Mektup” adlı sergide ebru sanatını günümüz teknolojisiyle buluşturan, gelenekle moderni bir araya getiren şaşırtıcı, merak uyandırıcı, bugüne kadar görmediğimiz işler yer alıyor. Zaten Schmidt, şimdiye kadar böyle bir çalışma ile karşılaşmadığı için bu işe kalkıştığını söylüyor ve ekliyor: “Ben ebru sanatına ve sanatçılarına saygı göstererek ezber bozmaya çalıştım.”

Konstantin A.Schmidt, ebru sanatçısı değil. Teknesi, boyası, fırçası bulunmuyor. Babasının 1960'lı yıllarda Türkiye'de çektiği fotoğraflar ve satın aldığı ebrular sergisinin ana malzemesi. Peki Schmidt ne yapıyor? Dijital ortama aktardığı ebruları kesip birleştirerek, döndürerek, kimi zaman çoğaltarak, renklerini değiştirerek, katman katman maskeler yaparak yeni desenler oluşturuyor. Bu desenleri de bilgisayar ortamında fotoğraflar üzerine uygulayarak farklı ve özgün eserlere dönüştürüyor.

Ali Baba, Eşkıya, Haliç'te Sandal, Haliç'te Mezarlık, Gölde Kayıklar, Boğaz, Moda, Kentsel Dönüşüm, Yüzleri Olmayan Kadınlar adını verdiği bu eserler, kalın ve renkleri çok iyi emen özel ‘art paper' denilen kâğıtlara basılmış. Konstantin A.Schmidt'in ebruya olan ilgisinin, sergiyi ithaf ettiği babası Harald Schmidt'e duyduğu sevginin yanı sıra bizi de yakından ilgilendiren bir hikâyesi var: "Babamın Türkiye'deki görevi nedeniyle geleneksel Türk sanatlarına karşı görsel bilgim ve ilgim oluştu. Özellikle ebru sanatıyla görsel iletişim kurdum.” diyor.

Alman Bauhaus ekolünden gelen Harald Schmidt, Türkiye Güzel Sanatlar Yüksek Okulu, bugünkü adıyla Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tekstil bölümünde ders vermek üzere 1959'da İstanbul'a gelir ve 2000'de ölene kadar burada yaşar. Yaklaşık 40 yılda Türk sanatları ve Türkiye fotoğraflarından oluşan muazzam bir dia arşivi oluşturan Harald Schmidt, bütün Türkiye'yi dolaşır. 1969'da ailesi ile birlikte İstanbul'dan yola çıkar, Karadeniz sahil bandından Hopa'ya kadar gider, sonra Artvin, Kars, Ardahan'a, oradan İç Anadolu'ya nihayetinde Malatya'dan İstanbul'a geri döner. Oğul Schdmit, “Babam vefat edince arşivi bana kaldı. Türk el sanatları hakkında çok büyük bir arşivi var babamın. Sergide gördüğünüz bazı fotoğraflar 1960'lı yıllarda İstanbul'da çekilmiş. Mesela Ali Baba tablosundaki eşeğin üzerindeki adamın fotoğrafı Eyüp'ten.” Türkiye'ye uzman olarak çağrılan Harald Schmidt hakkında Türkçe bir kaynak bulunmuyor, arşivinin içeriği de araştırılmaya muhtaç.

1961'de Beşiktaş'ta Valide Çeşme'de doğup büyüyen Konstantin A.Schmidt, Galatasaray'daki Piyer Loti Fransız Lisesi'ni bitirdikten sonra 1980 ihtilali öncesinde Türkiye’den ayrılır. Önce Lozan'da, ardından Berlin'de siyasal bilgiler öğrenimi görür. Ama Türkiye ile bağını koparmaz. Bir süre sinema sektöründe Atıf Yılmaz, Erden Kıral ve 1991'de en iyi yabancı film dalında Oscar alan Umuda Yolculuk filminin yönetmeni Xavier Koller gibi yönetmenlerle birinci asistan olarak çalışır. Schmidt'in sinemacılarla yakın ilişkisi babasından kaynaklanıyor:

“Babamın çok yakın sanatçı, yazar dostları vardı. Odasına Ruhi Su da geliyordu, Zülfü Livaneli de, Yaşar Kemal de. Tezer Özlü Kıral da bizim eve gelir giderdi. Sinemaya onun eşi Erden Kıral ile adım attım. Onun Hakkâri'de Bir Mevsim filminde çalışacaktım asistan olarak ama olmadı. Beni Atıf Yılmaz'a gönderdi.” Başrollerinde Yaman Okay, Tuncel Kurtiz ve Necmettin Çobanoğlu'nun oynadığı Almanya'yı Seviyorum ve Nur Sürer ile Tuncel Kurtiz'in oynadığı ‘Valium 10' adlı iki uzun metrajlı filmin senaryosunu yazan ve yöneten Schmidt, Şerif Gören'in Berlin'de çektiği, başrolünde Kemal Sunal'ın oynadığı Polis filminde de küçük bir rol alır.

“Harald'a Mektup”, Konstantin A.Schmidt'in ikinci kişisel sergisi. Uzun pozlamalardan oluşan ilk fotoğraf sergisini 2004 yılında Almanya'da açtı. İki yıl önce tamamen Türkiye'ye dönen Schmidt, bu süreçte doğup büyüdüğü topraklarla bağlantısını hiç koparmamış, 1993'ten itibaren de reklam sektöründe çalışıyor. Şimdilerde ise kendisini oldukça heyecanlandıran bilgisayarda ebru yapımına imkân veren yazılımla ilgileniyor.

‘Tablo aydınlatma uzmanı'

Sergideki eserler, Paarla City Solutions'un sahibi ve aydınlatma uzmanı olan Gürol Ayan tarafından yapılan özel bir aydınlatma sistemi ile sergileniyor. ‘Resimlerin adeta sahneye konulmasını' sağlayan ‘art&light' konseptli bu sistem, sinemayla ilgilendiğinden Schmidt'in için önemli. (www.paarla.com)


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ