9 Aralık 2015 Çarşamba

Hepimiz Shakespeare'in kızlarıyız!

9 Aralık 2015
İstanbul Şehir Tiyatroları'na 27 yıl emek veren yönetmen Hülya Karakaş, muhalif tavrı nedeniyle ŞT'de tiyatro yapamayınca kendi grubunu kurdu. "Komşuda tiyatro yapmaya geldik.” diyerek özel tiyatroların kapısını çalan Karakaş, grubuna da Komşu Kapısı adını verdi. Sanatçının, geçen yıl kartopu yüzünden öldürülen gazeteci Nuh Köklü olayından sonra yazdığı ‘Shakespeare'in Kerimeleri, Hamlet'in Türkiye'yi Danimarka sanmasını anlatan eğlenceli, politik bir hiciv.
Hülya Karakaş'ın yazıp yönettiği Shakespeare'in Kerimeleri, prömiyerini 26 Aralık'ta Cihangir Tatavla Sahnesi'nde yapacak. Oyun, ocak ayı boyunca yine aynı tiyatroda 8, 15, 22, 29 Aralık günlerine izlenebilir. Karakaş'ın aynı zamanda rol aldığı oyunda kendisine Eda Özdemir ve Mesut Dalkılıç eşlik ediyor.


İstanbul Şehir Tiyatroları'na 27 yıl emek verdiniz. Bildiğim kadarıyla uzun zamandır ŞT'de oyun yönetmediniz. Şimdi kendi tiyatronuzu kurdunuz. Nasıl başladınız buna?

İstanbul Şehir Tiyatroları'nın kadrolu sanatçısıyım, ama yaklaşık üç yıldır iş yapamıyorum. Ben yapmak istiyorum, oyun yönetmek istiyorum, projeler öneriyorum; neden bilmiyorum yapamıyorum. Bana her yer tiyatro. Laf olsun diye söylemiyorum bunu, gerçekten, bütün samimiyetimle söylüyorum; beni koy kırsalın ortasına, orada bile tiyatro yapmanın yolunu bulurum. İnsanın, yarenliğin olduğu her yerde tiyatro yapabilirim. Kurumda yapamazsam dışarıda yaparım dedim, işe giriştim. Zaten bu oyun benim borcumdu ve bu borcu ödemem gerekiyordu. Zorunlu değilim elbette, duygum böyle.

Grubunuzun adı bu yüzden mi Komşu Kapısı? 


Ev sahibim kapıyı kilitleyip beni içeri almayınca, ben de komşu kapılarını çalmaya başladım. Şimdi gülerek anlatıyorum ama kendimi yetersiz hissettiğim, kötü bir dönemdi. Umuyorum ki bundan sonra böyle bir tavırla bir daha karşılaşmam. Yani kim beni içeri alırsa orayı evim bilip sahneye çıkmaktan başka şansım yoktu. Bu yüzden tiyatronun ismi Komşu Kapısı oldu. Bana her yer tiyatro. Sokakta kalırsam orada tiyatro yaparım. İnsanların, yüzünün gülmesine, içinin aydınlanmasına, umuda ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz; tiyatro tam da böyle zamanlarda işe yarar.

Yeriniz nerede peki, provalarınız vs. oyunu nasıl hazırladınız?

Provalarımızı Komşu Kapısı Derneği'nde yaptık. Gezi döneminden sonra bir sivil inisiyatif olarak kurulan, benim de içinde olduğum, kültürel ve sanatsal etkinliklerin yapıldığı bir dernek Komşu Kapısı. Mahalle halkının buluştuğu, kaynaştığı, sazını çaldığı, sözünü söylediği bir mahalle derneği. Rahat koşullarda tiyatro provası yapmak bizim için büyük bir konfordu. Kendilerine teşekkür ederim. Komşu Kapısı Derneği isim almamızda öncü oldu. Hep bir mana, hep bir arayış! Yokluktan varlık çıkarmak ülkemizin gerçeği.

İlk oyununuz Shakespeare'in Kerimeleri nasıl ortaya çıktı?

Shakespeare edebiyat meraklısı birçok insan gibi benim de sevdiğim bir yazar. Shakespeare oyunlarındaki ana karakterlerin (başrolde Hamlet'in olduğu) bir oyun yazma hayali kuruyordum.  Beklediğim ilham, Nuh Köklü'nün öldürüldüğü gün geldi! 17 Şubat- 2015 günü Türkiye karlı ve yine depresif bir gündeme uyanmıştı. Kara teslim olmuş, vapurların bile kalkmadığı bir İstanbul sabahında biz yine ölüm haberiyle baş başa kalmıştık. Nuh Köklü'yü ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte Ankara'ya yolcu etmek üzere toplandık Kadıköy Yeldeğirmeni'nde. Arkadaşımla birlikte Kadıköy sokaklarında vapura doğru yürürken gökyüzüne baktım, gördüğüm tek şey çok koyu bir karanlıktı. Bu ülkede kartopu yüzünden  bir insan öldürülmüştü. "Ne olur bu bir rüya olsun" dedim, herkes gibi, Nuh Köklü'nün ölürken söylediği gibi. Ve o gece yazmaya başladım. On günde yazdım bitirdim Shakespeare'in Kerimeleri'ni.

Shakespeare'in kerimeleri kimler peki, ne yapmak istiyorlar?


Gücün, iktidarın, soysuzluğun, kalleşliğin bir ülkeyi ne hale getirdiğini anlatmak istedim bu oyunla. Yüzyıllar önce Danimarka'da yaşanan güç ve intikam savaşı bugün Türkiye'de de yaşanıyor. Yüzyıllardır değişmeyen tek gerçek şey ölüm. Bugünün Türkiye'si, Hamlet'in final sahnesi gibi adeta. Ucu bucağı görünmeyen bir mezarlığa dönüştü güzel ülkem. Hamlet,1600'lü yıllardan günümüze, bir tiyatro sahnesine gelir. Tiyatroda Hamlet oyununun, bence en harikulade sahnesi olan mezarcı sahnesinin provasını yapan iki kadın oyuncuyla kesişir yolu; bazen acı, çoğunlukla eğlenceli bir Türkiye tartışması böylece başlar. Mizah benim sığınağım. Eğer mizah olmasaydı, ben çoktan Derviş gibi dağ başına göçmüştüm. Mizahla katlanıyorum bu hayata. Yerli yersiz değil de, tam zamanında iyidir mizah. Oyunda  bolca mizah var. Ülkenin en sürreal dönemini anlattığım bir oyun Shakespeare'in Kerimeleri. Evet ya,biz bir rüya gördük, ülkede neler olmuştu diyeceğiz yıllar sonra. Umarım!

Oyunun ismi de ilgi çekici, merak uyandırıcı…

Shakespeare tiyatrocuların atası. Hatta gündelik deyişle "Hepimiz Shakespeare'in Askerleriyiz" Kadın oyuncular için eski dilde "Kerime"yi kullanarak metafor yaptım! İroni! "Yeni Türkiye"ye gönderme! Shakespeare'in Kızları oldu Shakespeare'in Kerimeleri.

Ekibiniz de kimler var?
Sahne-kostüm tasarımını Filiz Tarlabaşı yaptı, müzik anonim. Yönetmen yardımcısı Deniz Yazıcı. Oyunda ise ben, Eda Özdemir ve Mesut Dalkılıç var. Şanslıyım ki, iyi kalpli, hesapsız, tek derdi sadece tiyatro yapmak olan bir ekiple yollarımız kesişti. Sorunsuz bir sanat yolculuğu yaşadık birlikte. Meslektaşlarıma teşekkür ediyorum. Biz sanatsal yolculuğun sondan bir önceki durağındayız. Finale çok az kaldı. Bundan sonra seyirciyle buluşma zamanı. Şimdi sıra onlarda. Tiyatroyu seyircisiz düşünmek imkansız. Bizi yalnız bırakmamalarını, maceranın sonucunu görmelerini diliyoruz.

1990'lı yıllarda kurduğunuz Grup Kafka ile Türkiye'de alternatif tiyatrolar konusunda ilk adım atanlardan birisiniz. ŞT'ye de bunca zaman emek verdiniz. Fakat hala yönetmen kadrosunda değilsiniz. Hatta 102 yıllık ŞT'de yönetmen kadrosunda tek bir kadın var. Neden böyle?


1995 yılından bugüne, özel tiyatrolarda ve çalıştığım kurumda yönetmenlik yapıyorum. Bunun için bir "kadro'ya ihtiyacım yok;  zaten rüştümü ispat etmişim. Ancak 102 yıllık olağanüstü bir kültürel geçmişe sahip Şehir Tiyatroları'nda bu kadroya bir kadın dışında hiçbir kadın girememişse, burada ciddi bir ayrımcılık yapıldığını düşünüyorum doğrusu. Bu nedenle "yönetmen" kadrosuna girmek helalinden hakkım. Hakkım olanı almak için mücadele etmem gerekiyorsa edeceğim. Ülkemizde birçok alanda kadınlara karşı "ayrımcılık" yapılıyor; sanat alanını ülkeden bağımsız düşünmek saflık
olur.





















HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

4 Aralık 2015 Cuma

Ara Güler ile Picasso Antalya'da buluştu

4 Aralık 2015
Ara Güler, dünyaca ünlü ressam Picasso'yu 1971'de İspanya'daki atölyesinde fotoğraflamıştı. Sonra bir daha görüşemediler. Picasso, 1973'te öldü. İki dev sanatçı, yaklaşık 45 sene sonra Antalya'da buluştu. 16 Eylül'de sessiz sedasız açılan Antalya Kültür Sanat, ilk sergisinde Güler ve Picasso'nun eserlerini bir araya getiriyor.

Bugünlerde Türkiye'nin neredeyse tüm kültür-sanat basını Antalya'da. Önce 17 Kasım'da başlayan Antalya Uluslararası Piyano Festivali için yazar-çizer-muhabir takımı şehre iniş yaptı, ardından sinemacılar Altın Portakal için yola düştü. İki buçuk ay önce ise şehirde sessiz sedasız bir sanat merkezi açıldı. İlk sergisinde iki dev sanatçı; Pablo Picasso ve Ara Güler'i buluşturan Antalya Kültür Sanat'ın (AKS) resmi açılışının yapılacağı günlerde Dağlıca'da 16 asker şehit düşünce AKS'nin ve dolayısıyla serginin açılışı ertelenmiş, yerel çaplı küçük bir tören düzenlenmişti. Geçtiğimiz salı günü ise butik bir açılış gerçekleşti ve İstanbul'da kalan diğer gazeteciler bu sergiyi görmeye gitti.

Bu kadar sanat gazetecisini aynı anda bir araya getiren Anadolu'da kaç şehir var? Bu bile, Antalya'nın ‘kültür ve sanat kenti' olma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Fakat sanatın sadece ekim-kasım-aralık ayına sıkışması değil, tüm yıla yayılması önemli. Bu misyonu bundan sonra AKS göğüsleyecek. Daha 2,5 ayda iki sergiyi 7 bin 500 kişi gezmiş. Üstelik ziyaretçiler sadece yerli değil. AKS'nin bir misyonu da yılda 12 milyon turist ağırlayan Antalya'da, ticareti sahilden şehir merkezine taşıyabilmek. Bunu kısmen başarmışlar. Japon ve Alman turistler sergilere bir hayli ilgi göstermiş.

2016'da Andy Warhol geliyor
Picasso ve Ara Güler'den sonra ise şehre Andy Warhol sergisi gelecek. 17 Mart-28 Ağustos 2016 tarihleri arasında açılacak Warhol sergisi, Slovakya'nın ve Avrupa'nın en önemli özel koleksiyonlarından Zoya Müzesi koleksiyonundan derlenecek ve Warhol'un ikonik serilerini kapsayacak.

AKS'nin arkasında iki önemli kurum bulunuyor. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ve müzecilikte on yıllık tecrübeyi geride bırakan Suna-İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi. AKS'deki tüm sergilerin küratörlüğünü Pera Müzesi yürütecek. Pera Müzesi'nde, daha önce iki Picasso sergisi açılmıştı. İlki Mapfre Vakfı ile ikincisi İspanya Malaga'daki Picasso Vakfı ve sanatçının dünyaya geldiği müzeye dönüştürülen Picasso Evi Müzesi Koleksiyonu'ndan gelen bir seçkiyle. AKS'deki “Picasso: Kadın ve Boğa - Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler” sergisi için de yine müze evden 54 parça gravür ve baskı (1929-1964) geldi.

Picasso, kadın ve boğa...
Pablo Picasso, İspanya Málaga'da, Merced Meydanı'na bakan bu evde 1881'de doğdu. Çocukluğundan itibaren, annesi, iki kız kardeşi, iki teyzesi, bir büyükanne ve bir hizmetçiyle birlikte bu evde büyüdü, ailede kendisi dışındaki tek erkek babasıydı. Bu yüzden kadınlar, sanatçının hayatında önemli bir yer tutuyor. AKS'deki serginin en üst katı işte bu kadınlara ayrılmış. Bayan Rosengart, 1961’de evlendiği son eşi Jacqueline Raque, on yıllık hayat arkadaşı, son iki çocuğunun annesi genç ressam Claude, Paloma’nın annesi Françoise Gilot daima ilham perisi olur. Fakat hiçbir onunla mutlu olmaz, olamaz.

Bir alt katta ise boğa çizimleri sergileniyor. Picasso, Málaga'da geçen çocukluğu sırasında, boğa güreşlerine meraklı olan babası sayesinde boğalarla ilgilenmeye başlamış ve 1899'da ilk gravürü El Zurdo'dan itibaren, son yıllarına dek bu temayı eserlerinde işlemiş. Boğa, sanatçının hayatında öyle büyük bir yer tutar ki, Picasso’nun fotoğrafçılara boğa maskeleriyle poz vermeyi çok sever. Sergideki boğa gravürleri, daha görünüşüyle insanı korkutan boğaya sempatiyle, sevgiyle yaklaşmanızı sağlıyor. Özellikle kübizm etkisindeki t boğalara bakmaya doyamıyorsunuz…

Yaklaşık 2 bin metrelik bir alana sahip AKS'nin ikinci katında yer alan Ara Güler'in özel arşivinden derlenen “Işık ve Tarih: Ara Güler'in Gözüyle Antalya” sergisinde ise sanatçının Kaş, Patara, Xanthos, Myra, Pınara, Side ve Perge'de çektiği 40 fotoğraf sergileniyor. Antalya'ya ilk olarak Hayat dergisi için röportaj yapmaya gelen Ara Güler, o dönemde kentte havalimanı bile olmadığını hatırlıyor ve ilk izlenimini şöyle anlatıyor: “Antalya'ya her zaman sempatim olmuştur çünkü ışığı hem tatlıdır hem de sıcaktır. Ama sıcaklık bir felaket haline de gelebilir. Buna karşılık Antalya'nın özelliklerinden en mühim olanı etrafındaki harabelerdir, ama diyeceksin ki alt tarafı harabedir onlar. Hayır, onlar sadece harabe değillerdir. Onlar insanlarla konuşur; Bizans'tan beri, Roma'dan beri... O taşlar içinde bir hayat var. Akan bir su varsa sana bir şey mırıldanıyor.” Ancak, sanatçı, şimdiki Antalya'dan çok hoşnut değil. Niye olduğunu tahmin etmek zor değil.

Ara Güler, dünyaca ünlü ressam Picasso'yu 1971'de İspanya'daki atölyesinde fotoğraflamıştı. Sonra bir daha görüşemediler. Picasso, 1973'te öldü. İki dev sanatçı, yaklaşık 45 sene sonra Antalya'da buluştu. Elbette fiziki olarak değil, fakat her ikisinin de sanat aşkı ve ruhu o gün aramızda dolaşıyordu. iki sergi de 28 Şubat 2016'ya kadar açık kalacak.

Sinan Genim tasarladı 

Antalya Kültür Sanat'ı, İstanbul'daki Pera Müzesi'ni de restore eden mimar Sinan Genim tasarladı. Bu yüzden olsa gerek Pera Müzesi'yle oldukça benziyorlar. Sergi salonları, merdivenler, devam eden sergiyle ilgili asansöre giydirilen sanat eseri konsepti bile aynı. Kalekapısı'nda kentin tam merkezinde yer alan Antalya Kültür Sanat'ın binası ATSO'nun eski yönetim yeri. 1971-2008 tarihleri arasında ATSO'nun kullandığı bina 2013'te yıkılmış ve 2014'ün ilk aylarında temeli atılmış. Dalgalanıyormuş hissi uyandıran görüntüsüyle dikkat çeken binanın dış cephesine, gökkuşağı renklerini taşıyan dikey borular döşenmiş. Genim'e boruların ne ifade ettiğini sorduk, güzel bir hikâye anlattı:

“Bu yapının cephesinde yer alan boruların bir insan veya insan grupları olduğunu düşünmenizi  isterim. Beyaza veya siyaha boyanmış bu boruların çatıdan sokağa kadar dümdüz indiğini düşünün, bakınca ne görürüz, asker nizamı dizilmiş, hikayesi olmayan renksiz ve ruhsuz bir görüntü. Halbuki onların dalgalanmalarını, kendilerini özgürce ifade etmelerini sağladığımızda ortaya bir hareket, alışılmışın dışında bir görüntü çıkıyor. Daha ötesi eğer onları renklendirir ve kendilerini daha fazla ifade etmelerine sağlarsak burada bir hikaye var diye düşünüyoruz.

Bu boruların hepsi sıkı sıkıya arkalarındaki yüzeye, ait oldukları yere, var olmalarını sağlayan yapıya bağlılar. Bu bağlantılar gördüğünüz gibi birer kelepçe değil, kimi kısa, kimi dalgalanmaya imkan verecek kadar uzun ve dikkat etmediğinizde görülmez haldeler. Boruların birbirlerine değmeden özgürce dalgalanmalarına ve renklerini ifade etmelerine imkan veriyorlar. Eğer onların her rüzgârda sallanıp birbirlerine sertçe veyahut yumuşakça değmelerine olanak verseydik, birbirlerine zarar verir, boyalarının dökülüp paslanmalarına sebep olurduk.

Eğer yeterince sıkı sıkıya bağlı olmasalardı bir süre sonra yerlerinden kopup hem birbirlerine hem de çevrelerine zarar verebilirlerdi. Burada gördüğünüz düz borular hukuk, adalet, güvenlik gibi esnetilmeye müsait olmayan konuları, dalgalanmalar sanat, edebiyat, ticaret, sanayi gibi günün şartlarına ve dünyanın gelişimine uyumlu atılımları ifade ediyor. Düşüncede özgür, eylemde sınırlı olduğumuzun görsel bir ifadesi. Bu cephe düzeni bize gelişmiş bir toplumu hatırlatmalı. Herkesin birbirine saygı duyduğu, düşüncesinde ve yaşamında kendini istediği gibi ifade edebildiği, kimsenin bir diğerinin özgürlük ve düşünce alanına müdahale etmediği bir ülke... Amacımız çukurlarda toplaşmak yerine doruklarda birleşmek olmalı.”

‘AVM değil, sanat merkezi olsun istedik' 


Sinan Genim, Suna-İnan Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç, ATSO Başkanı Davut Çetin, Pera Müzesi Müdürü Özalp Birol.


Serginin açılışına Suna ve İnan Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç, Sinan Genim, ATSO Başkanı Davut Çetin ve Pera Müzesi Müdürü Özalp Birol birlikte katıldı. Otuz bini aşkın üyeye sahip olan ATSO Başkanı Çetin, “Antalya'da böyle bir kültür sanat merkezi yoktu. Bu tür sergiler genelde İstanbul'da açılıyor. Biz Antalya'nın kültür ve sanatına yeni bir cephe açmak istedik. Kent merkezindeki binamızı gelir sağlayıcı bir projeye, sözgelimi AVM ya da iş merkezine dönüştürmektense, bir kültür sanat platformu olarak değerlendirmeyi tercih ettik.” dedi.
İnan Kıraç ise, “İstanbul'da on yıllık bir müzecilik tecrübemiz var. Aşağı yukarı 1 milyon 200 bin kişi sergilerimizi ziyaret etti. Vakfımız, on yılda yalnızca Pera Müzesi etkinliklerine 30 milyon lira ayırdı. Bu demek oluyor ki her gelen ziyaretçiden biz para almadık, cebine de 20 lira koyduk. Bu elbette böyle olacak, başka yolu yok. Fakat bu tür yatırımları bunu kaldırabilecek gruplar yapabilir. O nedenle ATSO Türkiye'deki diğer sanayi ve ticari odalarına örnek olacak. Başka bir şey daha söyleyeyim. Antalya Müzesi'ni yılda 71 bin kişi geziyor. Bu kadar eserin bir arada olduğu, böyle güzellikte bir müzeyi pazarlayamıyoruz. Avrupa'daki bu tarz bir müzenin kabul ettiği ziyaretçi sayısı yılda 3 milyondan başlıyor. Bu rakamlara ulaşabilmek için ATSO gibi kurumlara daha çok ihtiyaç var.” diye konuştu.

Kıraç, Kaleiçi'nin de önümüzdeki on yılda Antalya'nın en önemli bölgesi olacağını söylüyor. Bu konudaki vizyonu ise şöyle çiziyor: “Fransa Nice'te Kaleiçi'nden daha küçük bir bölgede, yılda 400 milyon dolarlık resim yalnız ABD'ye satılıyor. Dolayısıyla biz buraya sanatçıları, sanatseverleri getirebilmeliyiz. İleride burası sanatkarların yaşadığı bir bölge olacak.”

“Picasso: Kadın ve Boğa - Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler” sergisinden kareler...






















“Işık ve Tarih: Ara Güler'in Gözüyle Antalya”sergisinden kareler...






HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ


SERGİYİ GÖRMEYE İSTANBUL'DAN ANTALYA'YA GİDEN KÜLTÜR-SANAT BASINI





26 Kasım 2015 Perşembe

René Char ve ressam arkadaşları

26 Kasım 2015 
Fransızların, ‘direniş şairi' diye tanımladıkları René Char'ın, ressamlarla yakın dostluğu biliniyordu. Kimi onun elyazması şiirlerine desen çizmiş, kimiyle de birlikte sergi açmışlar. Chiviyazıları Yayınevi, o çizimlerin bir kısmını “René Char: Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri” adlı kitapta yayınladı. Char uzmanı olarak tanınan Fransız Serge Velay'ın yazdığı eser, şairi yakından tanımak isteyenler için de iyi bir kaynak.

Fransız şair René Char (1907-1988) hakkında ağustos ayında önemli bir eser yayımlandı. İki iyi dost olan Albert Camus ve Char'ın, 1946-1959 yılları arasında birbirlerine yolladıkları mektupları Yapı Kredi Yayınları “Yazışmalar” adıyla Türkçeye kazandırdı. Fransa'da 2007'de çıkan ve uzun bir araştırmanın ürünü bu eser, edebiyat tarihi açısından değerli bir çalışmaydı. Üç ay sonra, bu kez Chiviyazıları Yayınevi, Char ile ilgili yine önemli bir kitabı okura sundu. “René Char: Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri” sadece edebiyat değil, resim tarihini de yakından ilgilendiriyor. Pablo Picasso, Salvador Dali, Joan Miro, Alberto Giocametti, Henri Matisse, Vasiliy Kandisky, Georges Braque, Max Ernst gibi ünlü ressam ve heykeltıraşların René Char'ın şiirleri için çizdikleri desen, illüstrasyon ve süslemelere yer veren eser, edebi dostluktan doğan ebedi bir yolculuğun izlerini taşıyor.

René Char'ın, çağdaşı olan ressamlarla yakın dostluğu biliniyordu. Kendisi de resim yapıyor, modern resim üzerine yazılar yazıyor. Açtığı birkaç serginin afişine de kitapta yer verilmiş. Paris Musee D'art Moderne'de (Modern Sanat Müzesi) 1971'de “Char ve Resimleri” adlı bir sergi açılıyor. 1963'te Paris Üniversitesi Bibliotheque Litteraire kütüphanesinde açılan sergi, “Georges Braque ve Rene Char” adını taşıyor. 1969'da ise yine Paris Musee D'art Moderne'de Ceret (Ceret Modern Sanat Müzesi) “René Char'a Armağan” sergisi açılıyor. Bu sergide Char'a hediye edilen resimler yer alıyor ama hangi ressamlara ait eserlerin olduğu bilgisi kitapta yok maalesef.

En önemli sergi ise 1980'de Fransa milli kütüphanesi Bibliotheque Nationale'de açılan “XX. Yüzyıl Ressamlarınca Süslenmiş René Char Elyazmaları”. Çünkü “René Char: Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri” kitabındaki çizimler, bu sergiden. Matisse'in deseni hariç diğer ressamların eserleri Türkiye'de ilk kez yayınlanıyor. Matisse'in Char şiirleri için yaptığı 16 deseni, 1980'de Ada Yayınları tarafından yayımlanan ‘Seçme Şiirler' kitabında yer almıştı.

ARTINE, DALI'NİN ÇİZİMİYLE YAYINLANIYOR


Joan Miro, Char'ın el yazması şiirlerini renklendirmiş.
 Peki, hangi ressam Char için ne çizmiş? Salvador Dali, şairin yaşamöyküsünü anlattığı ilk kitaplarından Artine'e, Kandisky, ‘Le Marteaue Sans Maitre' (Ustası Olmayan Çekiç) adlı şiir kitabına illüstrasyon çiziyor. Alman ressam, heykeltıraş Max Ernst, “Fete des Arbres et du Chasseur” (Ağaçların ve Avcıların Bayramı) adlı şiir kitabını, heykeltıraş Alberto Giacometti “Poemes des Deux Annees” (İki Yılın Şiirleri) kitabının ilk baskısını resimliyor. Katalan ressam Joan Miro, Char'ın elyazması şiirlerini renklendirmiş. Kitap siyah-beyaz olsa da kenar süsü şeklindeki bu çizimler oldukça heyecan verici.

René Char'ın ressamlar arasında Picasso ile daha yakın olduğu söylenebilir. Kitapta, iki dostun birlikte çekilmiş ve hallerinden oldukça eğlendikleri anlaşılan karelerinin yanı sıra Picasso'nun iki eseri var. “Dependance de L'adieu” (Veda Bağımlılığı) şiiri için yaptığı bir illüstrasyon ile II. Dünya Savaşı'na katılan ve Fransa'da devrimci hareketlerde bulunan Char'ın “La Provence Point Omega” bildirisi için yaptığı desen. Char'ın, savaş dönemindeki edebi suskunluktan önce yayınlanmış son şiiri “Enfants qui Cribliez d'Olivies”i de Picasso resimliyor fakat kitapta bu çizim bulunmuyor. Ressam Georges Braque ise onun, suların kirletilmesine karşı yazdığı “Soleil des Eaux” (Suların Güneşi) oyununa, güneş ve balık desenleri çiziyor.
Alberto Giacometti'nin “Poemes des Deux Annees” (İki Yılın Şiirleri) kitabının ilk baskısı için yaptığı illüstrasyon

Henri Matisse'in Le Peome Pulverise (Toza Dönüşen Şiir) şiirine yaptığı desen



Picasso'nun, “Dependance de L'adieu” (Veda Bağımlılığı) şiiri için yaptığı illüstrasyon

Salvador Dali'nin Artine için çizdiği illüstrasyon


Kandisky'nin ‘Le Marteaue Sans Maitre' (Ustası Olmayan Çekiç) adlı şiir kitabına çizdiği illüstrasyon


 Char'ın 44 şiiri de çevrilmiş  


Fransız edebiyat çevrelerinde René Char çalışmasıyla tanınan, şair, yazar ve araştırmacı Serge Velay'in* yazdığı kitabı Türkçeye, Mardin Artuklu Üniversitesi felsefe bölümü hocalarından Kenan Sarıalioğlu (üstte) çevirdi. Kitabın editörü ise şair-yazar Salih Bolat. Orijinal kitaptan farklı olarak Türkçe baskıda, Sarıalioğlu'nun Fransızca iki kitaptan seçtiği 44 şiir de yer alıyor. Char'ın şiirlerini daha önce Tahsin Saraç, Semih Rifat, Özdemir İnce, Fuat Çiftçi, Hilmi Yavuz, Cemal Süreya ve Cevat Çapan gibi isimler Türkçeye çevirdi. Adam, Ada, Armoni, Alkım ve YKY bu çevirileri farkı zamanlarda yayımladı. Aşağıya, René Char'ın en son Sarıalioğlu tarafından çevrilen “Yaşasın!” ve "Hakikat Özgür Kılacak Sizi" şiirini alıyoruz.

Yaşasın!

benim ülkemde, ilkyazın sevecen işaretleri
ve yarı çıplak kuşları yeğlemiştir uzak hedeflere
hakikat bir mumum yanında bekler şafağı
pencereye gerek yoktur
benim ülkemde heyecanlı insana sorulmaz heyecanı.
alabora olmuş bir sandalın üstünde kötü yürekli bir gölge yoktur.
gönülsüz günaydın, bilinmez benim ülkemde.
ancak çoğaltılıp geri verilebilen, ödünç alınır.
yapraklar, ülkemin ağaçlarında çok yapraklar vardır.
dallar özgürdü meyve vermemekte.
galibin iyi niyetine güvenilmez.
şükran duyulur, benim ülkemde.

Hakikat Özgür Kılacak Sizi

lambasın sen, gecesin sen
şu çatı penceresi senin bakışların için
yorgunluğun için, şu tahta döşeme
susuzluğun için, şu bir damla su
bütün duvarlar, ışığının doğurduğu çocuğa ait
ey tutsak kadın, ey Marieé 

* Chiviyazıları Yayınevi'nin sahibi Özcan Sapan, "Serge Velay'ı ekimde Akademi Kitabevi'nde konuk ettik. Şunu dedi bize: 'İnanın bütün samimiyetimle söylüyorum Paris'e dönünce yayıncım önüne bu kitabınızı koyacağım ve bu iş nasıl oluru görecek. Orijinalinden bile çok daha güzel oldu... Ben bu kitabı Fransızcaya mı çevirsem.' diyerek güldü." diyor. 


CHAR VE ARKADAŞLARI


Dali, Gala, Char, İspanya...