Sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Merkel’den mülteci ebru sanatçısına özel mektup

31 Temmuz 2019 
Ebru sanatçısı Hacı Ahmet Altıner, Türkiye’de yaşadığı hukuksuzlukları Almanya Başbakanı Angela Merkel’e bir mektupla anlattı. Altıner, Merkel’e küçük bir de sürpriz yaptı.


Almanya Başbakanı Angela Merkel, Hacı Ahmet Altıner’e ebrudan yaptığı portresi için bir mektup gönderdi. Altıner, “Şansölye Angela Merkel’e geçen hafta bir mektup yazmıştım. Mektubumda, Türkiye’deki yaşanan süreci anlatmış ve ebru üzerine, A4 büyüklüğünde küçük bir resmini yapıp göndermiştim. Bugün cevap geldi. Mektup ve kendisinin portresini yapma talebim için teşekkür edip, yorumlarımın dikkate alındığını belirtti” dedi.

Angela Merkel’in makamından gelen mektup.



İki buçuk yıl önce Almanya’ya göç eden Hacı Ahmet Altıner, yaşadığı Badem Wütemberg eyaletinde ilgi çeken mülteci sanatçılardan biri. Eyalet Valiliği tarafından iki kez sergiye davet edildi. İstanbul’da aldığı ebru, kaligrafi ve resim eğitimini Almanya’da geliştirerek yaşadığı Schwabisch Gmünd’de iki sergiye katıldı.

ALMANYA’DA OLMAYAN NE VAR?

Ostalbkreis Valiliği tarafından 2017 kış mevsiminde “Wir bauen neue Stadt- Yeni bir şehir inşa ediyoruz” başlıklı ilk sergiye şehirdeki diğer mülteci sanatçılarla birlikte katılan Altıner, “Tüm sanatçılardan kendi vatanlarında olup Almanya’da olmayan şeylerin resminin çizilmesi istendi.
Ben de bu sergiye; spielplatz (oyun sokağı) ve Tierfriedhof (hayvan mezarlığı) adlı eserle katıldım. 10 tane birer metrekarelik tahtalar vardı. O tahtalara resimler çizildi. Birleşince tek bir eser gibi görünüyordu. Ben iki tahtaya resim yaptım. Bu resimlerde, Türkiye’de ki trafiğe kapalı oyun sokaklarını ve Şişli’deki hayvan mezarlığını resmetmeye çalıştım. Bu şehirde de hayvanlar için bir mezarlık yapılabilir demek istedim” dedi.

Şehre mimari ve sanatta yeni ve farklı bir hava katmak amacıyla düzenlenen bu sergi Schwäbisch Gmünd mülteci kampında sergilendi.

GELİRİ MÜLTECİLERE BAĞIŞLANDI

Altıner, sergide satılan eserlerinin gelirlerini Yunanistan’daki mültecilere bağışladı.


İkinci sergi Baden-Württemberg Eyaleti Mülteci Komisyonunun 30. yıldönümü vesilesiyle 1-26 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirildi.

BM Mülteci Yardımı ve Uluslararası Af Örgütü desteğiyle “KISS Sanat Galerisinde açılan “IDENTITY – Kunst sucht Heimat” (KİMLİK – Sanat Vatan Arıyor?) başlıklı sergide yine mülteci sanatçıların eserleri sergilendi. Sergi, yoğun ilgiden dolayı 27 ocak 2019 tarihine kadar uzatılmıştı.
Altıner, sergide satılan eserinin gelirini “Time to Help” aracılığıyla Yunanistan’daki mültecilere bağışladı. 4 eseri satıldı fakat diğer eserleride satıldıkça geliri yine “Time to Help” derneğine bağış olarak gidecek.


Hacı Ahmet Altıner

MÜLTECİLER İÇİN YENİ BİR SERGİ DAHA

Altıner sözlerine şöyle devam etti: “Önümüzdeki aylarda bir sergim daha olacak ve yine resimlerimi Yunanistan’daki mülteciler için “Time to Help” derneğine bağışlamak istiyorum. Şansölye Angela Merkel’den bu sergide satılmak üzere büyük bir portre resmini canlı olarak yapmak için izin istemiştim. Ama kendisi portre resmi için birçok ressamın başvurduğunu, tüm sanatçılara eşit muameleden dolayı canlı portre resmi talebimi kabul edemeyeceğini belirtti. Her ne kadar şansölyenin kendinini görme ve resmini yapma fırsatını kaçırsam da Türkiye’deki süreci ifade edebildiğim ve cevap alabildiğim için çok mutlu oldum.

HAKARET DAVASI AÇMIŞTI

Altıner, KHK ile kapatılan Hizmet Hareketi okullarından uzun süre Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptı. Tarih ve Kültür Derneği başta olmak üzere birçok dernekte kendi alanında seminer ve dersler verdi. Daha sonra dernek bünyesinde ebru dersleri aldı.

17-25 Aralık sürecinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Hizmet Hareketi gönüllülerine yönelik hakaretlerinden dolayı dava açtığını söyleyen Altıner, Erdoğan’a dava açanların tutuklanmaya başlaması üzerine Almanya’ya göç etmek zorunda kaldığını ifade ediyor.

Şu an C1 Almanca kursuna giden Altıner, kursun bitiminde Almanya genelinde çok yaygın olan ve genelde mültecilerin gittiği dil kursu Volkshochschule (VHS)’de  ebru ve sanat dersleri verecek.

Ahmet Altıner, katıldığı sergilerle Alman medyasına pek çok kez haber oldu.















11 Mayıs 2016 Çarşamba

Yoko Ono’nun zeytin fideleri Ayvalık’ta büyüyecek

11 Mayıs 2016
Dünyaca ünlü sanatçı Yoko Ono’nun İstanbul Modern’de sergilenen ‘Ex It’ adlı yerleştirmesindeki fideler, artık Ayvalık Zeytin Çekirdekleri Korosu’nun çocuklarıyla birlikte büyüyecek.

İstanbul Modern’de 13 Ocak’ta açılan ‘Yok Olmadan: Doğa ve Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi’nde yer alan tabutların içindeki zeytin fideleri müzeden ayrıldı, artık Ayvalık Zeytin Çekirdekleri Korosu’yla birlikte büyüyecek. 1997’den bu yana ahşap tabutlar ve bitkilerle çalışmalar yapan, dünyaca ünlü sanatçı Yoko Ono’nun tabutlar ve zeytin ağaçlarından oluşan ‘Ex-It’ adlı yerleştirmesi en son 20 Mart’a İstanbul Modern’de sergilenmişti. TEMA Vakfı, İstanbul Modern ve Ayvalık Zeytin Çekirdekleri projesi işbirliğiyle fideler 2 hafta önce Ayvalık’ta getirildi.

48 fide şimdilik Zeytin Çekirdekleri Derneği’nin bahçesinde, 38 çocuğun ilgisine ve sevgisine emanet edildi. Tabi ki dernek yetkilileri, özellikle başkan yardımcısı Gül Gürsoy, fidelerle yakından ilgileniyor. Gül Gürsoy, “Zeytin ağaçları iki-üç hafta önce bize geldi. Şimdilik saksılarında muhafaza ediyoruz. Mevsim yaz olduğu için dikmedik. Onlar için çok güzel bir planımız var. Ayvalık’a güzel sanatlar lisesi yapılıyor. Eylülde 48 fidemizi lisenin bahçesine dikeceğiz. Müzeden, bir sanat ortamından, sanatın ta kendisi olarak gelen fideler yine bir sanat ortamına emanet edilecek.” diyor. ‘Ex-It’ İstanbul Modern’den uğurlandı ama Türkiye ve farklı coğrafyalardan yirmi sanatçı ve sanat grubunun eserlerinden oluşan ‘Yok Olmadan’ sergisi 5 Haziran’a kadar devam ediyor.
Yoko Ono
 Zeytin Çekirdekleri Korosu İstanbul’da konser verecek

Ayvalık’ta yaşayan çocuk ve gençlerin sosyal gelişimlerini güçlendirmeyi hedefleyen Zeytin Çekirdekleri Projesi, 2014 Haziran’dan bu yana faaliyetlerini sürdüyor. Projeyi desteklemek amacıyla kurulan Zeytin Çekirdekleri Derneği, şubatta çok sesli çocuk korosu çalışmalarına başladı. Ayvalık’ın değişik mahallerinden 38 çocuktan oluşan Zeytin Çekirdekleri Korosu, 4. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali kapsamında 15 Mayıs’ta İstanbul’da konser verecek. 20 koristin katılımıyla Tophane’deki Antrepo 1 Sergi Salonu’nda saat 14.30’da gerçekleşecek konserin teması “Beni Duyuyor Musun”. Derneğin başkan yardımcısı Gül Gürsoy, herkesi olduğu gibi kabul etmeyi amaçladıkları için böyle bir tema belirlediklerini ifade ediyor. Neşeye Şarkı’yla başlayacak konserde Entarisi Ala Benziyor, Üsküdar’a Giderken, Kızılcıklar Oldu mu, Dağlar Gibi Dağlar Ben Aşarım ve Memleketim türküleri seslendirilecek. Çocukları İstanbul’a Pegasus Hava Yolları ücretsiz taşıyacak.
 
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ
 






18 Aralık 2015 Cuma

Bosnalı Kız İstanbul'da

19 Aralık 2015
20 yıl önce, Avrupa'nın göbeğinde yaşanan soykırımı unutmamak ve hatırlatmak zorundayız. ‘Bosnalı Kız' bunun için İstanbul'da. Bosna Savaşı'nda lise öğrencisi olan Šejla Kamerić'in, video, fotoğraf, yerleştirme ve heykel sergisi “Bim Bam Bom Çarpınca Kalp”, sanatçının savaşa dair çarpıcı deneyimlerine ve anılarına dayanıyor.

“Dişsiz?.. Bıyıklı?.. Leş Gibi Kokuyo?..” Üç şıklı bu soruya cevap arayan kişi, Hollandalı bir asker. Ucube gibi tarif edilen acaba kim olabilir? Bosna Savaşı'nda (1992-1995), Birleşmiş Milletler Koruma Gücü'nün görevlendirdiği asker, Srebrenitsa'daki kışlanın duvarına bu üç soruyu yazıyor, hemen arkasından da cevaplıyor: “Bosnalı Kız!”. Oysa oraya, BM tarafından zulüm altındaki halkı korumak için gönderilmişti. Evet, kızların hali bir savaş gerçeğiydi. Fakat daha gerçek olan bu metnin yüzünüze çarpması. Tıpkı duvara toslar gibi. Soğuk bir duşa maruz kalır gibi. Tecavüze uğrayanları, çoluk çocuk, kadın-erkek demeden öldürülüp toplu mezarlara gömülenleri, keskin nişancılara hedef olanları daha söylemedik bile. 1995'in Temmuz'unda Srebrenitsa'da çoğu erkek ve oğlan çocuğu olmak üzere 8 binden fazla kişi öldürülmüştü.

Savaş sırasında lise öğrencisi olan Bosnalı sanatçı Šejla Kameric, kendi portresi üzerine yerleştirdiği orijinal grafitinden oluşan ‘Bosnalı Kız' eseri, sanatçının en bilinen çalışmalarından biri. Eser, 2003'te Saraybosna sokaklarında, 2007'de Berlin'de, bu yıl içinde Srebrenitsa'da sergilendi. 28 Şubat 2016'ya kadar ise sanatçının diğer işleriyle birlikte Beyoğlu'ndaki Arter'de görülebilecek.

90'lı yılların sonundan itibaren kamusal alanlar için eser üreten Kameri'in, savaşa dair anlatacakları çok, deneyimleri çarpıcı. Arter'in dört katına yayılan küratörlüğünü Başak Doğa Temür'ün yaptğı sergi, bilgi, belge ve acıyı tercüme etmeye çalışan işlerle dolu. Özellikle üç çalışmayı izlemeli: ‘Bir şeyden her şeyi öğren', ‘Kırmızısız Geçen 1395 Gün' ve Geriye Kalanlar…

SABUNLAŞAN CESETLER


Kameric, Londra'da gerçekleştirilen “Adli Tıp: Suçun Anatomisi” (2015) isimli sergi için ürettiği “Ab uno disce omnes” (Bir şeyden her şeyi öğren) videosunu iki senede hazırlıyor. Morglara, DNA laboratuvarlarına, toplu mezarlıklara, infaz bölgelerine gidiyor. Uluslararası Kayıplar Komisyonu ile işbirliği yapıyor. 88 saat kayıt ve 32 bin görüntüden sonra oluşturulan videoda, savaştan fotoğraflar, haberler, hukuki ve askeri belgeler, adli tıp raporları, tanıklıklar, kayıpların listeleri var. Sanatçının Tuzla ve Sejkovaca'daki morglarda çektiği görüntüler kan dondurucu. Kimlik tespiti için bekleyen, yerlere serilmiş yüzlerce insan kalıntısı… Peki bu cesetler nasıl bu halde kalabilmiş? 434 insanın gömüldüğü Tomasica'da toplu mezardan çıkarılan bedenler, toprağın yapısı nedeniyle sabunlaşıyor, yani derileri ve dokuları tamamen yok olmuyor. Tecavüz kampına götürülen Kalinovikli kız kardeşler, 13 yaşında öldürülen çocuk ve Focalı Sırp'tan gelen isimsiz mektup da videodaki hikâyeler arasında. Mektup şöyle başlıyor: “Bay Masovi size bu mektubu 1992 yılında 80 Müslüman'ın Foa'daki KP Dom'dan (merkez hapishane) alınıp Piljak yakınlarındaki bir çukura atıldığını bildirmek için yazıyorum.”
     Bu çalışmanın bir de web ayağı var. Herkesin kendi belgelerini yükleyebildiği, http://abunodisceomnes.wellcomecollection.org adlı site, hükümetlerin ellerindeki belgeleri yayınlamaları için bir baskı oluşturmuş ve toplu mezarların yerleri ile kayıp listelerinin yayınlanmasını sağlamış. Kameric'e göre savaşın üç tarafı (Sıplar, Boşnaklar, Hırvatlar) hâlâ hikâyeyi kendi bakış açısına göre anlatıyor. Kamerić, tarafsız ve bağımsız bir video yapmaya çalışıyor. 

KESKİN NİŞANCI YOLU

Başrolünde Maribel Verdu'nun oynadığı, “Kırmızısız Geçen 1395 Gün”, bir saat sürüyor. Saraybosna, savaş sırasında 1.395 gün kuşatma altında kaldı. Ve bu süre boyunca yüksek binalara ve çevredeki yamaçlara konuşlanan keskin nişancılar, çocuklar dahil 10 bin kişiyi öldürdü. Verdu filmde, Keskin Nişancı Yolu olarak bilinen rotada yürüyor. Sokaklarda nişancılardan kaçarak karşıdan karşıya geçmeye çalışan ama bu deneyimi gerçek hayatta yaşamamış tek kişi o. Diğer yaşlı teyzeler ve amcalar, o anın canlı tanıkları. Kameric'in babası da o yolda öldürülenlerden biri. 2011'de çekilen filmde, Saraybosna Filarmoni Orkestrası da yer alıyor. Çünkü onlar da keskin nişancılara rağmen Saraybosna Milli Kütüphanesi'nde konser vermeyi başarmış ve dünyanın gözünü Bosna'ya çevirmişlerdi.

Geriye Kalanlar (Remains), 2006.
     Sanatçının 2006'da yaptığı yerleştirmesi Geriye Kalanlar'a (Remains) ise savaşta tecavüze uğradıktan sonra kendini asan Ferida Osmanovic'in fotoğrafı kaynaklık ediyor. Bir ağaç dalında canına kıyan kırmızı hırkalı, beyaz etekli Ferida…
     Rüya Evi, Haziran Her Yerde Haziran, 30 Sene Sonra, Uyursam İkiye Katlanacak, Savaş Başladığında Havuz Başında Takılıyorduk, Burada, Amerikan Rüyası, Care 1, 2 & 3, Kırılgan Ümit Hissi, Temel İhtiyaçlar, Kayıp, Gündüzdüşleri, Kameric'in savaşa odaklandığı diğer işleri... Çok uzak değil 20 yıl önce, yanı başımızda yaşanan soykırımı unutmamak ve hatırlatmak zorundayız. ‘Bosnalı Kız' bunun için İstanbul'da. (www.arter.org.tr)

BABA EVİNDEN GERİYE KALAN...



Bu iki küçük kızın fotoğrafı, sanatçının 2007'de yaptığı What Do I Know (Ben Ne Anlarım Ki) dört kanallı bir video yerleştirmesinden. Eser, sanatçının yazdığı “Ben Aşktan Ne Anlarım Ki” başlıklı kısa bir hikâyeye dayanıyor. Filmin esin kaynağı ve çekim yeri, sanatçının baba evi. Prömiyerini 2007'de Venedik Film Festivali'nde yapan film, 2008'de de Adana Altın Koza Film Festivali'nde en iyi kurmaca film ödülü almıştı.

Dream House (Rüya Evi), 2002. Saraybosna yakınlarındaki Rakovica kampındaki bir mülteci evini anlatıyor. 






If I Sleep It Will Be Double (Uyursam İkiye Katlanacak), 2009. Dört kişinin tuttuğu savaş günlüklerinden alınan notlar, ipek nevresimlere işlenmiş.

Care 1, 2 & 3, 2015. Bu yerleştirme Šejla Kamerić’in ailesine 1992-1995 arasındaki Bosna Savaşı’nda insani yardım olarak gönderilen kolilerin yeniden üretiminden oluşuyor.
June Is June Everywhere (Haziran Her Yerde Haziran), 2013. Kırmızı ışık yansıtılan siyah-beyaz fotoğraflar sanatçı tarafından basılmış. Sanatçının tekrar tekrar bastığı bu kare, kendi yatak odasının dış cephesinde, her akşam başını koyduğu yere denk gelen duvarın üzerindeki mermi izlerini gösteriyor.



Kırmızı Halı, 2011. Sejla Kameric, ikinci el giysilerden oluşan bu halıyı Bosna Halısını Koruma Derneği’ndeki kadınlarla birlikte üretmiş.



Nigel Sen Git (Nigel U Go), 2010. Beyaz dantel örtüler üzerinde erkek isimlerinin siyah boyayla yapılmış grafitileri.
Savaş Başladığında Havuz Başında Takılıyorduk.
30 Sene Sonra, 2006. Bosna Savaşı sırasında Sejla Kameric'in annesi, altın yüzüklerini ailesinin hayatta kalabilmesi için yiyecek içecek karşılığında satmak zorunda kaldı. Anneannnesi aynı şeyi İkinci Dünya Savaşı'nda yapmıştı. Sanatçı da Bosna Savaşı bittikten sonra altın yüzükler satın almaya başladı. Bu fotoğraf sanatçının 30 yaşındaki portresi. 

Kamerci'in İstanbul sergisi için yaptığı BFF, 2015. BFF kıasltması İngilizcedeki Best Friends Forever ifadesinin baş harflerinden oluşuyor ve En İyi Arkadaşım anlamında kullanılıyor. Ayının gövdesi ikinci el kürk ve deri paltolar, şapkalar ve etollerle kaplı; içi ise kullanılmış giysiler ve plastik şişelerle doldurulmuş.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ


10 Aralık 2015 Perşembe

‘Habip Kırmızısı'nın 40 yıllık serüveni

10 Aralık 2015
‘Habip Kırmızısı' rengiyle resim tarihine geçen Habip Aydoğdu'nun ilk retrospektif sergisi İş Sanat Kibele Sanat Galerisi'nde açıldı. “Kırmızı” adlı sergi, sanatçının Nusaybin'de askerken kırmızı ıstampa mürekkebiyle çizdiği ilk resimlerden, 2000'lerin başında yapmaya başladığı Kurban serisine kadar 40 yılını anlatıyor.

Fotoğraf: Kürşat Bayhan


Resim tarihine ‘Habip Kırmızısı' adıyla yeni bir renk kazandıran Habip Aydoğdu (1952), ilk sergisini 1976'da Ankara Or-An Sanat Galerisi'nde açtı. O günden bugüne yaklaşık 40 yıllık sanat hayatında 70'in üstünde sergi biriktirmiş. Sanatçının ilk işleri, 1974'te Nusaybin'de askerlik yaparken etkilendiği manzaralardan oluşuyor. Eli, kolu, ayağı mayından kopan insanlar, kaçakçılık, yokluk... Böyle zor bir coğrafyada boya bulmak da imkansız. Askeriyede mühür basmak için kullanılan kırmızı ıstampa mürekkebi sanatçının imdadına yetişiyor ve yıllar sonra adıyla özdeşleşen kırmızının hikayesi başlıyor.

Habip Aydoğdu, 20 sene öncesine kadar, kırmızının resimlerindeki hakimiyetinin farkında olmadığını söylüyor. Ta ki, Adana'da bir üniversite söyleşisinde “Neden bütün resimleriniz kırmızı?” sorusuyla karşılaşana dek. Espriyle karışık verdiği şu cevap ise, kırmızı-turuncu karışımı arasında bir renk olan ‘Habip Kırmızısı'nı yavaş yavaş ortaya çıkarıyor: “Prostata iyi geldiği söyleniyor.” Oysaki bu cümle, Aydoğdu'nun, o günlerde bir gazete haberinde okuduğu “Kırmızı domates, kırmızı biber, kırmızı olan her şey prostata iyi geliyor.” cümlesinin bilinçaltından dışavurumudur. Sonraki yıllarda atölyesinde ilk başta kırmızılı resimlerin satıldığı, “Hocam kırmızı resim var mı?” diye sorulmaya başladığı dönem geliyor.

‘Kırmızı' sergisi, sanatçının dört dönemine odaklanıyor. 1970'ler yaşam kavgası yılları… Yıldız Parkı'nın girişinde, solda yer alan ahırda çizdiği at, Nusaybin resimleri, gecekondulaşma ile boğuşan Türkiye'den manzaralar bu dönemden. 1980'ler uçan düşler. Yani TRT yılları. Sanatçı, 1988'e kadar TRT Haber Merkezi'nde grafiker olarak çalışır. Fakat işini pek sevmez, aklı fikri resimdedir, kuşlar gibi özgürlük peşindedir, düşlerinde her gün istifasını verir ama bunu bir türlü gerçekleştiremez. İki çocuk, geçim, Türkiye koşullarında sadece resimle ayakta kalmak… TRT'de çalışırken ajandasına çizdiği desenlerin bir kısmı 1988'de Galeri Selvin'de sergilenmişti, şimdi bir kısmı Kırmızı'da. Körfez Savaşı'nın izlerini taşıyan, kırmızının iktidarını iyice gösterdiği 1990'lı yıllar ve bu coğrafyanın evlatlarını sürekli kurban etmesi üzerine 2000'lerde yapmaya başladığı ve hâlâ devam eden Kurban serisi, Aydoğdu'nun son dönem eserleri.

Aydoğdu, Kırmızı'yı önce eşi Fikriye Hanım'a ithaf ediyor, sonra da kendisiyle bir yüzleşme olduğunu söylüyor: “Nerelerden nerelere gelmişim onu burada göstermek istedik. Toplumsal iklim sergilerimi nasıl etkilemiş, resimlerime nasıl yansımış. Neleri kaçırmışım, neleri yakalamışım, neler nelere dönüşmüş? Bir yüzleşme bu retrospektif. Ama retrospektifin ötesinde Fikriye'ye teşekkürümdür.”

Aydoğdu'nun 'cinayet mahalli'
DYO yarışmasında mansiyon aldığı resmi, bir dönem neredeyse karikatür gibi çalıştığı eserleri, 1999’da PG Art’ta açılan ‘Kapılar’ sergisinden gerçek bir kapı çalışması, şiir ve resmi birleştirdiği ‘Kendime Mektuplar’ sergisinden bir parça, 5 yıl önce resme dönüşen 15 yıllık tulumunu kullanarak yaptığı sarı resim, Oğuz Atay’ın Norgunk’u ile bütünleştirdiği Norgunk sergisinden işler, 2009’da 11 ressam ile hazırladıkları “Vincent van Gogh’un Peşinde / Modernizmin İzinde” sergisi için yaptığı bir-iki resim… Hepsi, Kırmızı sergisinin başatları. Sanatçı eserlerini, bir arkadaşının ‘cinayet mahalli’ adını verdiği atölyesinde yapıyor. Evet, cinayet mahalli. Aydoğdu, bazı resimlerini boyadıktan sonra banyosunda hortum tutup yıkıyor. Sergi için, Serhat Özdemir tarafından hazırlanan videoda bu fantastik anları izleyebilirsiniz. Sergide ayrıca Aydoğdu'nun 1970'lerden itibaren tutmaya başladığı resimli günlükleri ve heykelleri de yer alıyor. Kırmızı, 23 Ocak’a kadar görülebilir.

Suriyeli şair Adonis ile ortak sergi açacaklar

86 yaşındaki Suriyeli şair Adonis ve Habip Aydoğdu, Eylül 2016'da İzmir Folkart Sanat Galerisi'nde birlikte sergi açacaklar. “Dizeler ve Renkler” adını taşıyan serginin hazırlıkları için Adonis, 2,5 ay önce Aydoğdu'nun Ankara Batıkent'teki atölyesine konuk oldu. Adonis, Aydoğdu'nun resimlerini uzun uzun seyretti, resimlerine şiirsel müdahalelerde bulundu. O şiirli tuvallerden biri ‘Kırmızı' sergisinde yer alıyor (yanda). Aydoğdu ise Adonis Günlükleri tuttu. O deftere ressam çizdi, şair yazdı. İki sanatçı daha sonra İzmir'de bir hafta vakit geçirdiler. Aydoğdu, Adonis ile tanışmalarını şöyle anlatıyor: “İki sene önce İzmir'de karma bir sergiye üç resim vermiştim. Adonis de o günlerde İzmir'de şiir günlerine davetliymiş. Plastik sanatlara ilgili biri. Nereye giderse gitsin, kendini müzede, galeride buluyor. Resimlerimi beğenince üç kitabını imzalayıp gönderdi, ben de gönderdim. Aradan bir yıl sonra bu proje için bir araya geldik. Defteri birlikte tuttuk, müthiş şeyler yazdı. Coğrafya birlikteliğimiz de var. Kendisi Cizre'nin 15-20 km aşağısında doğuyor.” Defterin tıpkıbasımı, sergi ve kitap olmak üzere üç ayaklı tasarlanan “Dizeler ve Renkler” sergisi, Folkart'ta üç ay açık kalacak.
Adonis'in, Aydoğdu'nun resmine yaptığı şiirsel müdahaleler biri. Sağ alt köşede şairin el yazısı ile bir şiiri.


KIRMIZI SERGİSİNDEN





 HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ





10 Ekim 2015 Cumartesi

Çağın ‘Taş Kıranlar'ı

10 Ekim 2015
Fransız ressam Gustave Courbet'nin 1849'da yaptığı ‘Taş Kıranlar' tablosuyla aynı adı taşıyan sergi, Çukurcuma'daki BLOCK art space'te açıldı. Köylü sınıfının maruz kaldığı zorlu, hatta gaddar gerçeklikleri tasvir ettiği için anıtsallık atfedilen tablo ve o tabloyu referans alan Güney Afrikalı genç sanatçı Nicky Broekhuysen acaba bugüne ne söylüyor?

Nicky Broekhuysen, 1981 yılında Güney Afrikada doğdu. 2004 yılında Yeni Zelandadaki Auckland Üniversitesinden Güzel Sanatlar Derecesi alarak mezun oldu. Sonraki iki buçuk yıl boyunca Şanghayda çalışmalarına devam etti. 2008 yılında ise Berline yerleşti ve sanatçı halen orada yaşıyor.
Fransız ressam Gustave Courbet (1819-1877), gerçekçilik akımının en önemli temsilcisiydi. Yaşadığı çağı resmetti. Fakat, ‘Taş Kıranlar', ‘Köyün Genç Kızları', ‘Ornans'ta Cenaze Töreni' gibi tabloları o dönem için beklenmeyen bir tarzdı, bu yüzden ağır eleştiriler almıştı. Eleştirmen Kaya Özsezgin'in belirttiğine göre özellikle Taş Kıranlar ve cenaze töreni, ilk sergilendiğinde skandal olarak nitelenmiş, işçi sınıfının resme konu olması bayağılık olarak görülmüştü. Nihayetinde resim yüksek bir sanattı! Peki, Beyoğlu'ndaki BLOCK art space'te açılan, Courbet'nin eserine gönderme olduğu ifade edilen ‘Taş Kıranlar' sergisi bugüne ne söylüyor? Güney Afrikalı genç sanatçı Nicky Broekhuysen'in, Türkçede ikili sayılar olarak tanımlanan 0 ve 1 rakamlarını kullanarak yaptığı yağlıboya el baskısı çalışmalarının, Courbet'nin yol kenarında taş kıran iki köylüyü resmettiği tablosuyla ilgisi ne?
Taş Kıranlar, Jean Désiré Gustave Courbet (10 Haziran 1819 – 31 Aralık 1877)

2004'ten beri Berlin'de yaşayan ve artık her şeyin yolunda gittiği şehirlerde değil, Şanghay, İstanbul, Beyrut gibi kaosun, hareketin yoğun olduğu kentlerde sergi açmayı tercih eden Broekhuysen'a kulak verirsek, ‘Courbet, Taş Kıranlar resmiyle, sıradan insanların statüsünü yükseltti. Soylu sınıfı ile işçi sınıfını yüzleştirdi ve aynı seviyeye getirdi. Ve elbette statükonun çözülüşünü resmetti. Bir sanatçı olarak o dönemde yaşananlardan etkilendiği için bunu yaptı.'
Broekhuysen'a göre Courbet'nin tavrı, günümüz sanatçısını da çok iyi temsil eden bir şey. Diyor ki: “Hepimizin böyle bir görevi olmalı. Taş Kıranlar adı, resimde kullandığım teknikle de çok uyuyor. 2006'da keşfettim bu tekniği. 1 ve 0 benim için bir dil, aslında bütün dünyanın kullandığı bir dil. Dijital çağda yaşadığımız için tüm devinimlerin temelinde sıfır ve bir var. Ekonomiden bilgisayar programcılığına her türlü veriyi, bilgiyi temsil ediyor bu rakamlar. Sağlam bildiğimiz temellerin sağlam olmaması gerektiğini, değişebilir, kırılabilir, tekrar yapılabilir olması gerektiğini savunuyorum. Nitekim, bu tekniği kullanmaya başladığım dönem; dünya ekonomisinin sarsıldığı, Arap Baharı gibi savaşlarla sistemlerin yıkılıp yeniden kurulduğu bir dönemdi. O yüzden Taş Kıranlar buna çok güzel bir referans. Çok sağlam olan bir şeyi kırıp tekrar yapıyorsunuz. Benim yapmaya çalıştığım tam da bu.”
Sanatçının da dediği gibi hayatımızdaki hiçbir şey sabit değil, sistemler, yapılar, fikirler, inançlar sorgulanabilir, değişebilir, dönüşebilir ve yeniden inşa edilebilir. Bu yüzden olsa gerek sanatçı eserlerinde yığın formunu sık kullanıyor. Çünkü insan iki şey için bir şeyler yığıyor. Ya üretmek ya da kurtulmak için... Taş Kıranlar sergisi, 15 Kasım'a kadar açık. (www.blokartspace.com)

Niky Broekhuysen eserlerini Türkçede ikili sayılar olarak tanımlanan 0 VE 1 rakamlarını kullanarak yağlıboya el baskısıyla yapıyor. (The Stonebreakers IV, oil on paper 100 x 100 cm, 2015)

“The Stonebreakers V”, oil on paper, 100 x 100 cm, 2015

“The Stonebreakers III”, oil on paper, 100 x 100 cm, 2015

“The Stonebreakers I”, oil on paper, 100 x 100 cm, 2015


“Bang!” oil on paper, 50 x 68 cm, 2015