11 Aralık 2013 Çarşamba

Osmanlı’nın sosyal medyası kartpostallardı

11 Aralık 2013
Ay-yıldızlı forma giyen Taksim Yunan Mektebi’nin talebeleri (üstte), savaşa giden askerleri uğurlama duasına katılan üç dinin temsilcileri, Ertuğrul Mızıkası’nın şefliğine getirilen ünlü Alman şef Paul Lange’ın orkestrasıyla çekilmiş kareleri... Osmanlı dönemine ait 12 bin kartpostala sahip koleksiyoner Seyhun Binzet, bunlardan 140 tanesini bugün Schneidertempel Sanat Merkezi’nde sergiliyor.



Sosyal medyanın 2000’lerin icadı olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 1800’lerin sonu, 1900’lü yılların başlarında da sosyal medya vardı. Adı, şekli şemali, kullanım biçimi farklıydı sadece. Günümüzde hatıra olarak saklanan resimli kartpostallar o yıllarda önemli bir haberleşme aracıydı. Kartpostalların iletişim aracı olarak tercih edilmesinin nedenleri bugünü hatırlatıyor. Kartların üzerine yazılan mesajlar tıpkı 140 karakterde ifade edilebilecek kadar kısa ve özdü. Sansürlenme ihtimali de pek yoktu. Hem zarfın içine konulmayı gerektirmiyor, hem gönderene, hem posta şirketine kolaylık sağlıyordu. Bunca kolaylık bir araya gelince kartpostal medyası hızla yaygınlaşıyor. Özel fotoğraf stüdyolarında kartpostallar tasarlanıyor, buralarda Avrupa’dan siparişlerle getirilen elbiselerle özel çekimler yapılıyor, satış için kartpostal dükkanları açılıyor, kartpostal üreticiliği önemli bir meslek haline geliyor.

Osmanlı dönemine ait 12 bin kart postalı var

1964 yılında Belçika’ya kimya mühendisliği okumaya giden koleksiyoner Seyhun Binzet, Avrupa’da herkesteki koleksiyon merakını görünce kendisinde de kartpostallara karşı bir ilgi uyanıyor. Doğma büyüme Kadıköylü olduğu için önce Kadıköy’den Avrupa’ya postalanan kartpostallar ilgisini çekiyor. Bir yandan okuyup bir yandan küçük eskici dükkanlarında rastladığı bu kartları topluyor. Sonra tüm Osmanlı coğrafyasından gönderilen kartpostalların peşine düşüyor. Binzet’in elinde şu anda 1850-1930’lu yıllar arasına tarihlenen 12 bin kartpostal var. Aklınıza gelebilecek her konu, kişi ile ilgili bir kartpostala rastlayabilirsiniz koleksiyonunda.

    Binzet, Fenerbahçe’deki evinin bir odasını kartpostal albümlerine ayırmış. 140 tanesini ise bugün Karaköy’deki Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açılan “Osmanlı@ Kartpostal/Kartpostallarla Osmanlı’dan İnsan Manzaraları” sergisinde meraklılarına sunuyor. Adından anlaşılacağı gibi sergide o dönemden insan manzaraları sergileniyor. Şekerci, turşucu, ciğerci, börekçi, tesbihçi, ahtapot ve istiridye satan adamlar, lavantacı kadınlar, cura ve saz çalan müzisyenler, Mevlevi dervişleri, Yahudi mozaik işçileri, ayı oynatanlar, sünnet düğünlerinde çıkan hokkabaz grupları, Ayvalık’taki müzikli kafeler, Tatavla (Kurtuluş) kılıç kalkan ekibi, Bursa’da ipek fabrikasında çalışan kadınlar, Bitlis’te çadırda yaşayan Kürtler, Kağıthane deresinin kenarında dinlenen kadınlar da kartpostallara yansıyan manzaralar arasında.

 Sergideki bazı kartpostallara bakarken kimi zaman tarih dersi dinliyor, bazen de eğlence programı izliyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ayyıldızlı forma giyen Taksim Yunan Mektebi’nin talebelerinin, Çanakkale ya da Yemen Savaşı’na giden askerleri uğurlama duasına katılan üç dinin temsilcilerinin ve V. Mehmet Reşat ile VI. Vahdettin döneminde Ertuğrul Mızıkası’nın şefliğine getirilen ünlü Alman şef Paul Lange’nin orkestrasıyla çekilmiş kareleri tarihe not düşüyorlar. Sultan Abdülhamid’in hafiye başı Fehim Paşa’nın gönlünü çalan Margarethe Fehim Paşa’nın ve Fransız halterci Doublier’in sırtını yere getirerek o dönemde destan yazan Faik Üstünidman’ın kah karnına taş koydurup, kah amuda kalkarak güç gösterisi yaparken çektirdiği fotoğraflardan basılan kartpostallar da sergiye eğlence programı havası katıyor. Binzet, “Kartpostallarım arasında elimizden çıkan topraklardaki Osmanlı eserleriyle ilgili kartpostallar var. Aslında bunları sergilemek istiyorum.” diyor.
    Küratörlüğünü Osman Köker ile Gürel Tüzün’ün, tasarımını Tan Oral’ın yaptığı sergi 19 Ocak 2014 tarihine kadar açık. (www.schneidertempel.com)

Ay yıldız formalı Taksim Yunan Okulu’nun öğrencileri.

Çanakkale ya da Yemen savaşına giden askerleri uğurlama duasına katılına üç dinin temcilcileri.

Ertuğrul Mızıkası’nın şefliğine atanan Alma ünlü şef Paul Lange ve orkestrası.

İstanbul’da bir ciğerci.
Tespih satanlar.
Lavanta satan kadınlar.

Şekerci

İzmir’de halı dokuyanlar.

Kasap

Adana’da bir ayakkabıcı.

Kağıthane deresinin kenarında dinlenen kadınlar.

Turşucu (elinde tas tutan).

Bursa’da bir ipek fabrikasında çalışan kadınlar.

Bitlis’te çadırda yaşayan Kürtler

Eskrim oynayanlar

Tatavla (Kurtuluş) kılıç kalkan ekibi.


Kartpostal satan dükkan.

Tesbih satıcıları

Börekçi


Ayvalık'ta müzikli kahve.

Ahtapot satıcısı.

Haltere meraklı bir çocuk

Halterci Faik Üstünidman.

Üsküdar’da bir Türk okulu.

Mevlevi dervişler
Sünnet düğünlerinde çıkan hokkabaz grupları.
Postacı
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ





7 Aralık 2013 Cumartesi

Divanhana’dan sevdalinka şarkıları

7 Aralık 2013
Saraybona Müzik Akademisi’nde okuyan 7 gencin kurduğu Divanhana müzik grubu, 11 Aralık Çarşamba günü Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde konser verecek. Boşnak halk müziğinin dalı olan ve kökleri Osmanlı’ya uzanan ‘sevdalinka’ şarkılarını seslendiren grubun vokalisti Leila Catic, İstanbul’da ilk kez konser veren gruplarını anlattı.
2009’dan 2011’e kadar grubun vokalistliğini yapan Vanja Muhovic, yerini iki yıldır Leila Catic’e (ortada, deri ceketli) bıraktı.

Divanhana ya da bugünkü karşılığı ile divanhane, ev halkının bir araya gelip sohbet ettiği, şarkılar söylediği, kimi zaman da bir konuyu tartıştığı oda demek. Bosna’da, 1463 yılından bu yana, yani Osmanlı Devleti’nin Bosna’yı fethinden sonra kullanılan bir kelime. Günümüzde ise Bosnalı bir müzik grubuna ilham olmuş bu sözcük. Saraybosna Müzik Akademisi’nde okuyan 7 gencin 2009’da kurduğu Divanhana, Boşnak halk müziğinin bir dalı olan ve kökleri Osmanlı’ya uzanan sevdalinka şarkılarını modern bir şekilde yorumlamak için yola çıkmış. Grup, ‘divanhane’nin tüm işlevini de yerine getiriyor. Sohbet, muhabbet, şarkılar ve bazen de ‘Bosna kültürünün sadece sevdalinka şarkılarından ibaret olmadığını’ söyleyenlerle tatlı tartışmalar…

    Osmanlı Devleti’nin Bosna Hersek’i fethinden sonra ortaya çıkan bir müzik türü olan sevdalinka, Boşnakçada sevda şarkıları anlamına geliyor. “Horonda, düğünlerde, akşam toplantılarında, aile buluşmalarında, avluda, bahçede, çardakta, piknikte, yolda, handa, mahallede, hamamda, çayırda, avlanırken, esarette, askeri seferlerde kısacası yaşamın tüm alanlarında söylenmiş bu şarkılar. Osmanlı’ya özgü; avlusu, çardaklı bahçesi, âşık penceresi, kapısı olan evlerden oluşan mahallelerin ortaya çıkması, sevdalinka şarkılarının konusunu ve fonunu oluşturuyor.” Fakat Batı kültürünün Bosna’nın yaşamına girmeye başlamasıyla sevdalinkanın altyapısını oluşturan yaşam biçimi değişiyor.

    Sevdalinka elbette Boşnak müziğinin bir parçası ama abartılmasını, bütün Boşnak kültürü ondan ibaretmiş gibi algılanmasını istemeyenler bulunuyor ülkede. Grubun vokalisti Leila Catic’e bu konu hakkında ne düşündüklerini soruyoruz. Onlar da çok kültürlü bir toplum olduklarının farkında, “Sevdalinka, Boşnak kültürünü oluşturan tek şey değil.” diyor ve ekliyor: “Bunun dışında nesne ya da hikâyeler, ninni gibi ya da daha önce hiç duyulmayan farklı türlerde müzik türleri gibi pek çok mirasa sahibiz. Boşnak kültürü kompleks ve ilgi çekici bir özelliğe sahip. Bizi ülkemizle ilgili fazla bilgi sahibi olmayan kişilere yaklaştıran ve anlatan geleneksel müziğimiz gibi öğelere sahip olmak bizim için iyi bir şey. Dolayısıyla bu durumdan rahatsız değiliz.”

    Divanhana, İstanbul konserinde ‘sevda’ müziği ve buna bağlı olarak Balkanlar’ın, Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan bölgesinin geleneksel müziklerinden örnekler ile Çingene ezgilerini seslendirecek. İlk albümleri dünyaca ünlü caz ve etnik müzik yapımcısı Walter Quintus tarafından çıkarılan Divanhana grubu, geleneksel akordeon, vokalleri tamamlayan pirinçten üflemeli çalgılar, piyano, bas ve davuldan oluşan orkestrasıyla 11 Aralık Çarşamba günü, saat 20.00’de Zorlu Center PSM, Drama Sahnesi’nde olacak.


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

2 Aralık 2013 Pazartesi

Başhakkâk Robertson 132 yıl sonra Beyoğlu’nda

2 Aralık 2013
Osmanlı döneminde başhakkaklık ve fotoğrafçılık yapan İngiliz sanatçı James Robertson, doğumunun 200. yılında bir sergiyle anılıyor. Beyoğlu'nda 1854'te fotoğraf stüdyosu açan Robertson’un İstanbul’da çektiği fotoğraflar ve Darphane-i Amire’de Osmanlı Devleti için hazırladığı madalyalar, dükkânının yüz metre ilerisindeki AnaMed'de sergileniyor.

Londra Kraliyet Darphanesi’nde hakkak olarak görev yapan James Robertson, Beyoğlu Postacılar Sokağı köşesinde 293 numarada bir fotoğraf stüdyosu açar. Ne zaman açıldığı tam bilinmemekle birlikte 1853-1854 yıllarına tarihleniyor bu mekân. İstanbul’un ilk panoramik fotoğrafını (altta) çeken sanatçı olarak da tanınan Robertson’ın gözünden mimari eserler ve manzara çekimleri, kıyafet ve satıcılar serileri, İstanbul tarihindeki en eski ve kapsamlı fotoğraflar olarak kayda geçer. Sanatçı daha çok Sultanahmet, Ayasofya, Beyoğlu, Galata, Tophane bölgesine yoğunlaştırır kamerasını. Döner kebapçısı, simitçi, sahlepçi, hamal, börekçi, kayıkçı, çalgıcı, derviş ve berberlerin ilk görüntüleri de ona aittir. Robertson, dükkanını 1867’de kapatana kadar İstanbul’da çektiği fotoğrafları burada tabeder, satar. Hatta kendi memleketinde albümlerini bastırır, daha da önemlisi, İstanbul fotoğraflarıyla uluslararası sergilere katılıp fotoğraf sanatçısı olarak varlığını kanıtlamak ister.

    Londra’da yayınlanan The Athengeum dergisinin 24 Aralık 1853 tarihli sayısının ‘güzel sanatlar sütunu’nda, Robertson’ın ilk İstanbul albümüyle ilgili bir eleştiri yayımlanır. Sanat çevrelerinde artık adından söz ettirir Robertson. Bu albümü sonra Prens Albert satın alır. İngiltere Kraliyet Hazine Dairesi harcama kayıtlarına göre Robertson’ın İstanbul albümü, kraliyet ailesi koleksiyonları için satın alınan ilk fotoğraf albümüdür.

    Fakat Robertson’ın İstanbul’a geliş sebebi fotoğraf çekmek değildir. Fotoğrafa, asıl işinden geriye kalan vakitlerde bir hobi olarak başlar. James Robertson, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki Darphane-i Amire binasında arka arkaya dört Osmanlı sultanına bağlı olarak kırk yıl boyunca başhakkak, yani kalemkar, gravürcü olarak hizmet eder. Darphanede basılan madalyaların desen ve modellerinin hazırlanması onun en önemli görevidir. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinin birbirinden güzel altın ve gümüş paralarının ve madalyalarının hem desenlerini hem de kalıp modellerini o hazırlar. Robertson, işinde o kadar başarılıdır ki, 1851’de Sultan Abdülmecid tarafından ödüllendirilir. Ona verilen ‘İftihar Nişanı’ bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde muhafaza ediliyor.

     Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AnaMed), Osmanlı darphanesi başhakkağı James Robertson’ı, doğumunun 200’üncü yılı anısına düzenlediği “Robertson, Osmanlı Başkentinde Fotoğrafçı ve Hakkâk” sergisiyle anıyor. Bahattin Öztuncay’ın küratörlüğünü üstlendiği ve Ömer M.Koç koleksiyonundan Robertson’a ait orijinal fotoğraf ve suluboya eserlerin yer aldığı sergi, Robertson’ın yüz küsur yıl önce Beyoğlu’nda açtığı fotoğraf dükkânının (şu andaki Arter) yüz metre ilerisindeki AnaMed Galerisi’nde sergileniyor. Böylece, 1881 yılında İstanbul’dan ayrılan Robertson 132 yıl sonra Beyoğlu’na geri dönüyor.

“Robertson, Osmanlı Başkentinde Fotoğrafçı ve Hakkâk” başlığını taşıyan sergide, sanatçının 40 yıl Darphane-i Amire’de hazırladığı madalyalarının yanı sıra suluboya ve fotoğraf çalışmalarından örnekler yer alıyor. Sergiyi 2 Şubat 2014’e kadar gezebilirsiniz.







Ayasofya Madalyası’nı Robertson hazırladı


James Robertson’ın imzalı tek örnek olmasından dolayı günümüzde en tanınmış madalya çalışmasının Ayasofya Madalyası olduğu biliniyor. Ayasofya Müzesi’nin İsviçreli mimar Gaspare Fossati tarafından yürütülen restorasyonu anısına 1849’da basılan madalyanın bir yüzünde gravürcü olarak Robertson’ın imzası bulunuyor. Diğer çalışmalarından bazıları, 1840’ta Akka Beyrut’un geri alınması üzerine çıkartılan Akka Madalyası, 1868’de Girit İsyanı’nın bastırılmasında görev yapanlar için hazırlanan Girit Madalyası, Sivastapol Kalesi anısına basılan madalya, Kars Savunması Madalyası ve Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen Sergi-i Umum-i Osmani’de sanat ve ticaret dallarında başarı gösterenlere verilen Ziraat ve Sınaat Madalyası…

ROBERTSON'UN ÇEKTİĞİ FOTOĞRAFLARDAN...

James Robertson’ın Beyazıt Kulesi’nden çektiği İstanbul’un ilk panaromik karesi. (Mayıs 1854)









HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ 
TODAYS ZAMAN-İNGİLİZCE

ZAMAN-TÜRKÇE