14 Eylül 2019 Cumartesi

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

14 Eylül 2019
Cezaevilerinde hasta olup da sesini duyuramayan kim bilir kaç hasta daha var? 37 aydır Konya Ereğli Cezaevinde tutuklu bulunan Merve Gökkaya, 3,5 ay önce bir arkadaşına mektup göndererek çaresizliğini ve hastalığını anlattı.

Merve Gökkaya ve koğuşunda annesiyle birlikte tutuklu bulunan bir kız çocuğu. Konya Ereğli Cezaevi.


Merve Gökkaya, BOLD Medya’nın ulaştığı o mektuplarda yemek, içmek ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını, iki kişinin yardımıyla cezaevinde yaşam mücadelesi verdiğini söylüyor ve teşhis konulamayan hastalığını, yaşadığı acıları dile getiriyor:

“… 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.”

Gökkaya, daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmenin imkansızlığını vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.”

KOYDUKLARI TEŞHİSİ GERİ ÇEKTİLER

2017 yılından bu yana tüm vücudunun tutularak ağrılı zor bir süreç geçirdiğini söyleyen Gökkaya, doktorların önce hastalığına Ankilozan Spondilit teşhisi koyduklarını ama sonra vazgeçtiklerini söylüyor. Hastaneye götürülürken gördüğü muameleyi ve çaresizliğini “Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” cümleleriyle ifade eden Gökkaya,

“Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” ifadelerini kullanıyor.

BİR İFTİRA İLE HAPSİ ATILDIM

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Merve Gökkayya (29), “Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?” diyerek tahliye çağrısında bulunuyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu 16/6 maddesine göre cezaevinde ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan hastaların tahliye edilmesi gerekiyor. Kanunda şöyle deniliyor:

“Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonunun raporuna göre cezaevlerinde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta tutuklu bulunuyor.

Merve Gökkaya koğuş arkadaşlarıyla. Konya Ereğli Cezaevi.

MERVE GÖKKAYYA’NIN HER SATIRI ACI DOLU O MEKTUPLARI…
1. MEKTUP


“Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır tutuklu bulunmaktayım. Tutuklu kaldığım bu kadar yıldır sağlık problemlerimle başa çıkmaya çalışıyorum. Kurumdaki imkansızlık ve olumsuz şartlar (ortamın soğukluğu, kıyafet kısıtlaması, yemeklerin yetersizliği, koğuşun iki katlı olup her gün merdiven inip çıkmak zorunda olduğum, tedavimin ve kontrolümün yeterli olmadığı, her an ikinci bir kişinin yardımına muhtaç olduğum vs.) hastalığımı şiddetli derecede artırmaktadır. Ne verilen ilaçlar ne de vurulan iğneler tedavime olumlu cevap vermemekte. Bu süre içerisinde birkaç kez farklı doktorlara muayeneye götürüldüğüm halde tüm vücudumun tutulmasına bir çare bulunamadı ve teşhis konulamadı.

Daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmek imkansız. Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.





TEDAVİMİN YAPILAMAMASINI NASIL TARİF EDEBİLİRİM?

Öyle zamanlarda oturduğum yerden kalkamadığım vakit birinin yardımı ile doğrularak ihtiyaçlarımı gidermeye çalışıyorum. Tüm bunlar olurken tedavim adına bir şeyler yapılamamasını, elimden bir şey gelememesini bilmem ki nasıl tarif edebilirim. Veya elim, kolum, omuzlarım tutulduğu vakit dilekçe dahi yazamadığımda ihtiyacımı, taleplerimi, durumumu nasıl ifade edebilirim ki kurumda dilekçesiz adım bile atılmazken…


İKİ BÜKLÜM AĞLAYARAK DOKTORA GÖTÜRÜLMEK…


Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?


BİR İFTİRA İLE HAPSE ATILDIM


Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Burada zorunlu geçirtilen her gün benim sağlığımı, ruh sağlığımı, bedenimi, iftira sonucu dağıtılan yuvamı, eşimi, ailemi, en önemlilerinden biri olan anne olma yetimi yitirmeme neden olmakta ve buna sebep olan merciler durumumu gözardı etmektedir. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?


DÖRT DUVAR ARASINDA ÖLÜME MAHKUM EDİLMEKTEYİM


Adalet Kurulunun tutuklulukta; Adli Kontrol şartı veya elektronik Kelepçe uygulama imkanı olduğu halde bu kadar süredir rahatsızlıklarım, ruh sağlığım gözününde bulundurulmadan, uzun tutukluluk süresi dikkate alınmadan, halen dört duvar arasında ölüme mahkum edilmekteyim. Burada geçen her bir saniye sağlığım aleyhinde işlemekte ve ben ne yapacağımı, ağrılarımla, hareketlerimi kısıtlayan tutulmalarım ile nasıl mücadele edeceğimi bilmeden umutsuzca beklemekteyim.
Sağlık durumum ve rahatsızlıklarımla ilgili raporlar dosyamda mevcut bulunmaktadır. Elbette suçsuzluğum bir gün ortaya çıkacaktır ve adalet gerçekten yerini bulacaktır. Yanlışlıklar sonucunda tarafıma verilen hüküm bir gün düştüğünde bu zararın, kaybetmeye başladığım sağlığımın telafisi nasıl mümkün olacaktır?




ÇARESİZCE HASTALIKLARIMA DERMAN ARIYORUM

2016 yılı nisan ayında bir daha çocuğumun olamayacağı riskiyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım. Olumsuz sonucun ardından 2. kez zaman kaybetmeden tekrar denememiz gereken tüp bebek tedavim, eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleşemedi. Üzerinden geçen yaklaşık 3 yıl aile olabilmemiz adına son şansımızı yitirmiş olmamız korkusundayım. Bu konudaki akibetim hakkında bilgi sahibi olamıyorum. Yumurtalıklarım her geçen gün azalmakta ve risk altındayım. Ben de anne olmak istiyorum ve bunun için gereken tedavimi yapmak istediğim halde elimden bir şeyin gelmemesi canımı çok yakıyor.

Anne olamama ihtimalim günler geçtikçe artmaktadır ve bu beni, psikolojimi cidden yıpratmaktadır. Telafisi mümkün olmayan bir süreç yaşamaktan çok korkuyorum. Ayrıca tedavimin acilen tekrarlanması için tüp bebek merkezi tarafından verilen talep dilekçesi mahkeme sırasında dosyama eklemek üzere sunulduğu halde heyet tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Çaresizce hastalıklarıma derman arıyorum. Ne yazık ki haksız yere tutsak olduğum için bulamıyorum.


KISA (Editörün notu: Merve Gökkaya, aynı mektupta durumunu kısaca özetleyerek arkadaşından bu mektupları farklı kişilere ulaştırmasını istemiş)

Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.

Haricen 2016 nisan ayında yumurtalıklarımın hızla alınması nedeniyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım ve olumsuz sonuç çıktı. Ara vermeden yakın zamanda (4-5 ay sonra) tekrarlanması gereken tedavim eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleştirilemedi. Anne olma yetimi yitirmekteyim ve burada geçirdiğim her bir gün sağlığım adına aleyhime işlemektedir. Benim durumumda olan birçok kişi şu an tutuksuz yargılanmaktadır. Bu zamana değin birçok üst merciye mektup ve dilekçelerle başvurduğum halde olumlu dönüş alamadım. Çaresiz durumdayım.






2. MEKTUP
RAHATSIZLIĞIMIN BELİRTİLERİ


2017 yılında tüm vücudum tutulmaya başladı. Öncesinde herhangi bir buna benzer rahatsızlık geçirmedim. Bazen sebepsiz tutuldum. Bazen de ya temizlik ya da elde çamaşır, bulaşık yıkadığımda tutuldum.


4 KEZ ATAK YAŞADIM, VÜCUDUM KASKATI KESİLDİ

Tutulan yerler her defasında farklı ama sık sık tekrarlanarak gerçekleşti. Mesela sadece sırtım tamamen tutuldu, bacaklarımın ön kısmı ve ayak bileklerim tutuldu, bacaklarımın tümü veya arka kısmı ve kalçam tutuldu. Kollarım, bilek, ellerim ve parmaklarımın tümü tutuldu. Bir sefer de göğüs, ve çok sık omuz ve boynum tutuldu. Ve tüm bu saydığım tutulmalar bazen ayrı ayrı bazen de birkaçı birleşerek oldu ve sık sık oldu. Bu zamana kadar 4 kez atak yaşadım. Bu ataklar da kastettiğim başımdan ayak bileklerime ve parmaklarıma kadar tüm vücudum kaskatı kesildi. Yataktan kalkamadım hareket dahi edemedim. Yemeğimi ve ihtiyaçlarımı iki kişinin yardımıyla ancak giderebiliyordum. Bu ataklar 2-3 gün kadar sürdü. 2-3 ayda bir kez olurken bir yıldır haftada bir iki kez olmaya başladı.

Tutulmalar da uyuşuklukla beraber vücut ısımın artarak devam ettiğini fark ettim. Ve kaslarımın tamamen gerildiğini ardından hareketsiz kaldığımı fark ettim. Bir defa omurgam, kuyruk sokumuna kadar tutuldu ve hiçbir şekilde hareket edemedim. Kalça kemiğim ve kuyruk sokumumda her gün, her saat bir ağrı hissediyorum. 10 dk oturduğumda ağrıyla beraber o kısmın tutulduğuna birkaç kez şahit oldum, aynı şekilde ayakta beklerken de…

Özellikle bacaklarımın üst kısmı tutulduğunda küçük damarların çıktığını (çatlak toprak gibi görünüyordu) ve elimle tutulan yerlere bastırdığım ve çektiğimde bir müddet parmaklarımın izinin kaldığını, sanki şişlik varmış gibi renk değiştirdiğini gördüm. Hemşire ödem oluştuğunu söyledi. Bu tutulmalarda, iğne vurulduğunda (DOLİNE), 3-4 günde ancak geçip rahatlıyorum. Vurdurmazsam bir hafta geçmiyor.


NEDEN TUTULDUĞUM TESPİT EDİLEMEDİ

2017 yılında ramatoloji uzmanı tarafından (Meram Tıp Fak. Konya) Ankilozan Spondilit teşhisi koyulmuştu. Ağrı olduğunda Endal 25 mg haptan kullanmamı söyledi. Gün geçtikçe tutulmalar artınca tekrardan sevk istedim. FTR ve ramatoloji uzmanlarına 1-2 kez götürüldüm. CRP-20 çıktı bir kez kanda ama emarda bir şey çıkmadığı ve yapılan tahlil tetkiklerde ilk sonuç gibi çıkmadığından teşhis muallakta kaldı.





Ve neden tutulduğum halen tesbit edilemedi. Geçici kas gevşeticilerle çözüm bulunmaya çalışılıyor. Gün geçtikçe hastalığım ilerliyor.

Bu zamana kadar FTR – Ramatoloji uzmanlarının verdiği ve kullandığım ilaçlar şunlardır:
– Etotio 400 mg / 8 mg 8 (Etodolak tiyakolşikosid)
– Naprosyn 750 mg (Naproksen) – Aprol Ford 550 mg (Naproksen Seydum)
– Endal 25 mg (Indometazin) * Endal 100 mg Fitil (Indometazin Supozitavar)
– Rantudil 90 mg (Asemetazin) * Rantudil Forte 60 mg (Asemetazin)
– Doline iğne.
Tüm bu ilaçları ara ara kullandım. Mg yüksek olanları müdemde ülser, safrakesem de olmadığı için arada bırakmak zorunda kaldım. Tutulduğumda Endal 25 mg’ı kullanmam söylendi ama hiçbir faydasını görmedim, diğerlerini aldığımda da geçici olarak ağrılarımı dindirdi.


HER SABAH YARIM SAAT TUTULAN YERLERİN AÇILMASINI BEKLİYORUM

Yine doktorun verdiği bel egzersizlerini yapıyorum ama bazılarını yapmakta güçlük çekiyorum. Dizlerimi bükerken ağrı ve uyuşma olduğu için geri kalkamıyorum. Bacaklarımı düz bir şekilde uzatmaya çalışırken diz kapağının arkasında bir çekilme oluyor, uzatamıyorum ve kuyruk sokumu ile kalça kemiklerimdeki ağrı şiddetleniyor. Hiç tutulmasam da bu ağrı hep var. Her sabah uyandığımda ellerim, parmaklarım ve boğumlarında tutulma ve kasılmalar oluyor. Her gün bir yarım saat tutan yerlerin açılmasını bekliyorum. Herhangi bir şişlik, kızarıklık vs yok ama sadece içten ağrı ve tutulma oluyor.


15 DAKİKADAN FAZLA AYAKTA KALAMIYORUM

Sandalyede otururken dizlerimin ve ayak bileklerimin uyuşarak ağrıdığını fark ediyorum. Ayakta 15 dk. Fazla kalamıyorum. Bu süreyi geçince kalçam ve bel kısmım bacaklarıma kadar tutulmaya başlıyor. Gece yattığımda sırt üstü uzun süre duramıyorum. Sağıma doğru yattığımda ağrı oluyor, yine sola doğru yatıp dizlerimi göğsüme doğru çekerek ancak rahat uyuyabiliyorum. Bu uygun pozisyonu almam yarım saat uğraşla oluyor.

Gece ağrılarım artıyor. 10 dk sonra ancak yataktan doğrulabiliyorum. Kalem tutarken (şu an parmakları tutuldu ve kalemi bıraktığımda o şekilde kalıyor) kilitleniyor parmaklarım ve bir 10 dk açılmasını bekliyorum. Bu tutulmalar hareketlerimi ileri derecede kısıtlıyor. Halen bir tanı koyulamadı ve en son Ankilozanspandilit teşhisi iptal edildi. Nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmemekteyim. Bu yüzden tavsiye ve yönlendirmenize ihtiyacım var.




13 Eylül 2019 Cuma

Nurhayat Yıldız: Artık şafak sayıyorum; az kaldı…

13 Eylül 2019
3 yıldan bu yana Sinop Cezaevinde tutuklu bulunan Nurhayat Yıldız son mektubunda diyor ki: “Hüküm alacağım çok büyük ihtimal, zaten cezanın çoğunu yattık. 1,5 yıl çok gelmiyor gözüme…”

Ev hanımı Nurhayat Yıldız (29), Tenkil Süreci’nin en sembolik isimlerinden biri oldu. 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ve cezaevinde bebeklerini kaybeden ilk anneydi. Doğum yapar yapmaz tekrar cezaevine gönderildi ve hala Sinop Cezaevinde bulunuyor.

Giresun Üniversitesinde iki yıl muhasebe okuyan Yıldız, mezun olduktan sonra Sinop’ta ailesinin yanına döndü ve burada özel bir kurumda çalışmaya başladı. Eşiyle bu kurumda tanıştı ve 1 Temmuz 2014’te evlendi.

15 Temmuz olduğunda 3 aylık hamile olan Yıldız, kullanmadığı Bylock programı nedeniyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hakim, telefonunun dökümleri bile incelenmeden 10 dakikada tutuklanmasına karar verdi.

Dosyası 1 yıldan bu yana Yargıtay’da bulunan Nurhayat Yıldız’a verilen 7 yıl 6 ay hapis cezası henüz kesinleşmedi. Fakat kendisinin de 31 Temmuz 2019 tarihli son mektubunda dediği gibi artık cezasının büyük bir kısmını hapiste geçirdi. Yıldız, “Hüküm alacağım çok büyük ihtimal, bunu da artık kabullendim, zaten cezanın çoğunu yattık. 1,5 yıl çok gelmiyor gözüme, hatta düşününce mutlu oluyorum az kaldı diye” diyor.

İŞTE NURHAYAT YILDIZ’IN SON MEKTUBUNDAN BİR BÖLÜM…

“Aleykümselam balımmm… Temmuzun son günü. İçimden dedim ki, bugün Pazartesi senden, dün Hüsna’dan mektup geldi. Allahım bugün arkadaşlarıma gelsin dedim. Sadece bana geldi. Hoş ben bu durumdan şikayetçi değilim, yani bana mektup gelmesinden. Onlar da bana takılıyor; ya Nurhayat hep sana mektup geliyor diye. Arkadaş diyor ki; ben çözümü buldum …. bize mektup arkadaşı bulsun diyor (tabi şakasına). Rabbim’e sonsuz şükürler olsun, hamdüsenalar olsun iyiyim. Sizler iyi olunca daha iyi oluyorum. Yazın tadını çıkarıyorum. Sabah kalkıyorum, yürüyüşümü yapıyorum, sonra avluda kitap okuyorum, bazen el işi yapıyorum. Artık şafak sayıyorum tabiri caizse 1,5 yıl kaldı yaa, Rabbimin izniyle yokuşu çıktık, şimdi yokuş aşağı iniyoruz, kolayladık yani.

Dün Güllüzar’ın 3 yılı bitti, bir ay sonra da benim 3 yıl bitecek nasipse inşallah. Zaman gerçekten ne kadar güzel ilaçmış. İlk bir yıl yalan olmasın neredeyse her uyandığımda sabahları cama bakıyordum, parmaklıklı cam, ben hala burada mıyım diyordum. İki yıl oldu daha çok alıştım, bazı şeyleri aşmaya başladım. Üçüncü yılımda artık her şey normalleşti. Eğer ruh halim iyiyse (ki bu aralar iyiyim, çok şükür) burayı seviyorum. Hüküm alacağım çok büyük ihtimal, bunu da artık kabullendim, zaten cezanın çoğunu yattık. 1,5 yıl çok gelmiyor gözüme, hatta düşününce mutlu oluyorum az kaldı diye.

Hayatın akışına bırakmak istiyorum artık kendimi. Akıntıya çok kürek çektim ve bu beni hep yordu. Eskiye nazaran daha çok teslim ediyorum kendimi Rabbim’e. Demek ki yaşanan her şeyin yaşanması gerekiyormuş. Geçmişe hayıflanmak yerine olanlara şükredip ileriyi düşünmek istiyorum artık. Birkaç aydır okuduğum kitaplar da bana çok iyi geldi. Rabbim bizi çok seviyor buna emin ol. Ben emimin çünkü lütufları sağanak sağanak yağıyor. Bir de insanların ne imtihanlar yaşadığını düşününce Rabbin’e hamd ediyorsun. Bitecek bu ayrılık er ya da geç diyorsun…”


NURHAYAT YILDIZ'IN KALEMİNDEN CEZAEVİNDE İKİZ BEBEKLERİNİ KAYBEDİŞ SÜRECİ







12 Eylül 2019 Perşembe

Nurhayat Yıldız’ın kaleminden cezaevinde ikiz bebeklerini kaybediş süreci

12 Eylül 2019
Cezaevinde ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız, bebeklerini kaybettiği şartları ve günleri mektubunda anlattı. Son fotoğrafındaki manzara bile çok şey ifade ediyor.


29 Ağustos 2016’da tutuklanan ve cezaevindeyken ikiz bebeklerini kaybeden evhanımı Nurhayat Yıldız’ın bebeklerini kaybettiği süreci anlattığı mektubuna BOLD ulaştı. Tenkil sürecinde tutuklanan ve bebeğini cezaevinde ilk kaybeden anne olan Yıldız, o günlerde 3 aylık hamileydi. Bebeğinin cinsiyetini öğrenmek üzere doktor kontrolüne giderken Samsun 19 Mayıs ilçesinde yolda gözaltına alındı. İkizleri olacağını hapse girdiğinde öğrendi ama bu sevinci uzun sürmedi. Bebekler 19 haftalıkken anne karnında öldü. Mektubunda “Bebeklerim cezaevi şartlarına, strese dayanamadı” yazan Yıldız tutuklandığı günden bebeklerini kaybettiği ana kadar yaşadıklarını mektupta ayrıntılarıyla anlatıyor.

HAMİLEYKEN TUVALETİN ÖNÜNDE UYUDU

Yıldız bu süreçte, hamile bir kadın olarak tuvaletin önünde yerde uyumaya mecbur bırakıldı. Sinop Cezaevinde kaldığı 10 kişilik koğuşta kendisiyle birlikte 22 kişi, 1 de bebek vardı. Hastanede yattığı odanın camının kulpu söküldü. İlaç verilerek düşük yaptıktan sonra aylarca bu travmayı atlatamadı. 6 ay depresyondaydı.

Nurhayat Yıldız’ın el yazısıyla avukatına yazdığı mektup, avukatı aracılığıyla bilgisayara geçirilip aile yakınlarına gönderilmiş. Sonrasında Yıldız’ın avukatı da tutuklandığı için mektubun orijinali yerine şimdilik bilgisayara geçirilmiş halini yayınlıyoruz.

Nurhayat Yıldız, Sinop Cezaevi’nde Ağustos 2019’da çektirdiği son fotoğrafındaki duvarın durumu cezaevi şartlarını anlatmaya yetiyor.

Nurhayat Yıldız, Sinop Cezaevi’nde Ağustos 2019’da çektirdiği son fotoğrafındaki duvarın durumu cezaevi şartlarını anlatmaya yetiyor.
Fotoğraf yasağı olduğu için 3 yıldır ailesine cezaevinde çekilmiş hiçbir fotoğrafını gönderemeyen Yıldız, yasak kalkınca son mektubunda 2 karesini de gönderdi.

YILDIZ’IN TEMMUZ 2017’DE KALEME ALDIĞI İŞTE O MEKTUBU:

KONTROL İÇİN SAMSUN’A DOKTORA GİDİYORDUM

“29.08.2016 tarihinde üç aylık hamileliğim sebebiyle Samsun’da özel bir hastaneye giderken otobüsüm durduruldu. Emniyete götürüldüm. Orada hakkımda arama kararı olduğunu öğrendim. Saat öğlen gibiydi. 17.00’a kadar bekletildim. Sinop’tan gelen bir polis ekibiyle Sinop’a götürüldüm. Mide bulantılarım vardı. Yemek yiyemiyordum, emniyette sadece çorba içtim. 19.00 gibi Sinop’taydık ama benim halim kalmamıştı, yorgunluktan kasılmalarım oluyordu. Beni getiren polisler adli kontrol ile salıverileceğimi, çünkü özel bir durumum olduğunu söylemişlerdi ama öyle olmadı. Üç saat bekletildim, yorgunluğa dayanamadım, bir odaya geçip dinlenebileceğimi söylediler.

10 DAKİKADA KARAR VERİLDİ, TUTUKLANDIM


Biraz uzandım. Sonrasında hakim bey gelmiş, mahkemeye çıkarıldım. Neyle suçlandığımı sordum. Bylock dedi hakim bey. Kesinlikle böyle bir program kullanmadığımı, ilk defa duyduğumu söyledim fakat 10 dakikada karar verildi ve tutuklandım. Ailem dışarıda perişandı. Aç mısın dediler. Olayın şokundan saatlerce bir şey yemediğim halde iştahım yoktu. Kasılmam vardı. Sonrasında prosedürler uygulanarak cezaevine gönderildim. Saat 24.00’ı geçiyordu, tecride koyuldum. Öyle bir şok yaşadım ki, bebeğimin sağlığından endişe ediyordum. Ertesi gün 30 Ağustos’tu. Bayram sebebiyle beni koğuşa almadılar. Bir gece daha tek başıma kalmak zorunda kaldım. Bu süre zarfında sürekli ağlıyordum. Üzüntüden yemek yiyemedim. Çarşamba günü 11.00 gibi beni koğuşa aldılar.

3 KİŞİ VE 1 BEBEK TUVALETİN ÖNÜNDE YERDE YATMAK ZORUNDA KALDI

Normalde 10 kişilik koğuşta benimle birlikte 22 kişiydik. Koğuş iki katlıydı, üst kat yemekhaneydi. Üst katta yatacak yer olmadığı için alt katta 3 kişi 1 bebek tuvaletin önünde yerde yatmak zorunda kaldık. Alt kat yemekhane olarak geçiyormuş, burada yatmak yasakmış, ben bunu aylar sonra öğrendim ama biz mecburduk. Çünkü yukarıda da yerde yataklar vardı.

İKİZ OLDUKLARINI HAPİSTE ÖĞRENDİM

Mide bulantılarım hala devam ediyordu, cezaevinin yemeklerini yiyemiyordum. Dilekçeler yazdım, durumumu belirttim, hiçbir şekilde geri dönülmedi savcılıktan. İki kilo verdim, 63 kiloya düştüm.Tutuklandığımın haftası bebeğimin sağlığından endişe ettiğim için perşembe revire çıkarıldım. Cuma kontrole götürüldüm. Kontrolde iki tane kalp atışı duydum. Orada bebeklerimin ikiz olduğunu öğrendim, çok mutlu oldum.

Ultrason çıktısındaki resimleri hemen dosyaya koydular, resimlerine bakamadım bile. Artık daha çok dikkat etmem gerekiyordu kendime ama cezaevi şartları bu hamileliğe uygun değildi. Onlar için besleyici şeyler yemem gerekiyordu. Üzüntü ve stres içerisindeydim zaten. Dilekçe yazdım savcılığa, yine bir dönüş olmadı. 26 güne yakın A2 koğuşunda kaldım, sonrasında A1 koğuşuna geçirildim. Ben tahliye beklerken baktım iyice yerleştiriliyorum, bir kez daha yıkıldım. Koğuştaki arkadaşlar yemek yemem gerektiğini söylüyorlardı sürekli. 26 Eylül’de revire çıktım, aylık kontrol için sevk yaptırdım. Çünkü dışarıda da kontrollere düzenli gidiyordum, hiçbir sorun yoktu.

İKİSİ DE EKS OLMUŞ, DEDİ DOKTOR, ŞOK OLDUM

17 haftalık olduklarından hareket ettiklerini hissettim. Çok güzel bir duyguydu. Canım mandalina çekiyordu, kantin formuna 4-5 kere yazdım, gelmedi. Onun yerine limon yiyordum. 4 Ekim’de kontrole götürüldüm. Birkaç gündür anormallikler hissediyordum. İçim huzursuzdu. Hareketlerini birkaç kez hissettim, sonra hissetmedim. Ultrasona koyulduğumda hareketlerini en son ne zaman hissettiğimi sordu doktor. Birkaç gün olduğunu söyledim. İkisi de eks olmuş, dedi. Şok oldum ağlayamadım bile.

Cezaevinde ikiz olduğunu öğrendiğim bebeklerimi bir ay sonra cezaevinde kaybettim. Doktor almamız gerekiyor, dedi. Ben bir yanlışlık vardır, belki yaşıyorlardır, dedim. Ayrıntılı ultrasona gönderdi, sonuç değişmedi.

Nurhayat Yıldız: Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca.


Nurhayat Yıldız: Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca.
O PSİKOLOJİ İLE CEZAEVİNE DÖNMEK İSTEMİYORDUM

Çok acıydı. Bebeklerim cezaevi şartlarına, üzüntüye, strese daha fazla dayanamadı. Dilekçelerde demiştim dayanamadığımı ama önemsenmedim. Aileme haber verildi, annem refakatçi olarak yanımda kaldı. Doktor düşük yapmanı bekleyeceğiz, kürtaj yapamayız dedi. Salı gün akşam yatış yaptılar, ilaç vermeye başladılar. Çarşamba sabah hiçbir değişiklik yoktu. Doktor düşük yapmanı beklememiz bir hafta sürebilir, dedi.

Durumumu dilekçeyle savcılığa bildirdim, çünkü o psikoloji ile cezaevine dönmek istemiyordum. Adli kontrol verilmesini istedim. Aradan çok geçmeden 15.00’te düşük yaptım. Hala cinsiyetlerini bilmediğim bebeklerimi kaybettim. Ailem perişandı. Abim benimle görüşemeyeceğini bildiği halde gece yarılarına kadar servisin kapısında bekledi.

YATTIĞIM ODANIN CAMININ KULPUNU SÖKTÜLER


Bebeklerimi kaybettikten sonra yattığım odanının camının kulpu söküldü. Normalde yatağa kelepçeliyorlarmış, onu yapmadılar. Bunu bilmek bile bana çok ağır geldi. Perşembe akşam defalarca istediğim mandalinayı abim getirdi ama ben ağlamaktan yiyemedim. Çünkü onlar bilmiyordu defalarca istediğimi, bir iki tane yiyebildim.

HASTANENİN ARKA KAPISINDAN ÇIKARDILAR
Cuma günü sabah taburcu oldum. Odada annemle vedalaştık. Servisin kapısında abim bekliyordu. Askerler ve gardiyanlar beni hastanenin arka kapısından çıkardılar. Annem aşağıya inemedi, eminim yüreği dayanmadı. Çünkü o bir anneydi. Ben de artık anneydim, onu anlamaya başlamıştım. Evladının kayıp gitmesi nasıl bir duygu bir duygu hissetmiştim, canından can gitmesi.

10 AY GEÇTİ, HALA O SAHNEYİ HATIRLADIKÇA AĞLIYORUM

Cezaevi otobüsüne bindirildim. Abim el sallıyordu, ben de ona sallıyordum, güçlü görünmeye çalışıyordum. Otobüs çalıştı, hareket edecekti artık. Abim ellerini yüzüne getirdi, ağlamaya başladı, bana fark ettirmemeye çalışıyordu, orada bulunan banka oturdu, otobüs hareket etti. 10 ay geçti, ben hala o sahneyi hatırladıkça ağlıyorum.

KENDİMİ HAMİLE ZANNETMEMEK İÇİN AYLARCA REJİM YAPTIM

Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca. Doğumdan sonra kontrole götürülene kadar bebeklerim hala karnımda hareket ediyorlar duygusuyla yaşadım 1,5 ay.

“HAMİLE OLMAN SALIVERİLMENE SEBEP DEĞİL”


Savcıya ifade vermeden tutuklandım ama bebeklerimi kaybettikten sonra Ekim 18’inde apar topar ifadeye çağrıldım. İfadeye başlar başlamaz isim söyle seni cezaevi gitmeden evine göndereyim dedi, savcı bey. Bildiğim her şeyi samimi bir şekilde anlattım. Dilekçelerle mağduriyetimi bildirdiğimi ama dönüş olmadığını söyledim. Hamile olman salıverilmene sebep değil, dedi savcı bey. Eğer bildiğim başka bir şey olsa neden söylemeyeyim, yardımcı olun lütfen dedim. Ben o kurumda sadece ekmeğim için çalıştığımı söyledim. Sen bize yardımcı olmadın ki, biz sana yardımcı olalım dedi ve cezaevine geri gönderildim.

6 AY DEPRESYONDAYDIM

6 ay depresyonda yaşadım. Gündüz 15.00’e kadar, bazen daha fazla uyuyordum. Çocuğu olan anneleri mağduriyetten dolayı tahliye ettiler ama beni yaşadığım o kadar mağduriyete rağmen tahliye etmediler. 10 ay sonra iddianamem geldi. 23 Mayıs’ta ilk mahkemem oldu. 28.06.2017 tarihinde ben dilekçe vermediğim halde kurum tarafından psikiyatriye çağrıldım. Yaşadıklarımı anlattım. Doktor ilaç kullanmaya ihtiyacınız var dedi, ben istemedim. Aylarca nasıl baş ettiniz bu yaşadıklarınızla, dedi. İlaç benim için çözüm değildi.

ŞİMDİ GECİKMİŞ ADALETİ BEKLİYORUM

11. ayın içerisindeyim. Yargılandığım davada itirafçı olan bir kişi, aynı zamanda pişmanlık yasasından faydalanmış şu an serbest. Bylock indirdiğini kabul ediyor ama kullanmadım diyor. Kullanıp kullanmadığına nasıl inanıyor, bu programın içeriği gelmiyor ki. Bir şey bana göre suçsa suçtur. Kişiye göre değiştirilemez. Aynı suçlamalar çocuklu annelerde de vardı, ama onlar tahliye edilirken ben hiç önemsenmedim. Patoloji sonucunda bebeklerimin vefat etmesine sebep olacak fizyolojik bir bulguya rastlanmadı. Bebeklerimi üzüntünden, stresten, şahsıma uygulanan haksız muameleden kaybettim. Şimdi gecikmiş adaleti bekliyorum.”


YARIN: Nurhayat Yıldız’ın 31 Temmuz 2019 tarihli son mektubu yarın BOLD Medya’da.






















Üç yıldır Sinop Cezaevinde bulunan Nurhayat Yıldız, 1,5 yıllık tutukluluğunun ardından  Sinop Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yıldız’ın dosyası 1 yıldır Yargıtay’da bekletiliyor.








5 Eylül 2019 Perşembe

Savunması bile alınmayan yürüme engelli KHK’lı öğretmen hapse girdi

5 Eylül 2019 
KHK ile ihraç edilen öğretmen Muhammed Koşar, İstinaf Mahkemesi cezasını onayladığı için bu sabah tutuklanarak cezaevine gönderildi. Eşi Fatma Koşar, "Bu haksızlığa herkes ses çıkarsın" dedi.

Koşar çiftinin Betül (18), Azra (14), Fatih Burak (8) adında 3 çocuğu bulunuyor. 

2 yaşındayken çocuk felci geçiren ve koltuk değneği kullanan sınıf öğretmeni Muhammed Koşar (46), Bank Asya hesabı ve dernek üyeliği gerekçe gösterilerek, savunma dahi yapamadan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstinaf Mahkemesi tarafından 15 Mayıs 2019'da cezası onaylanan Koşar, bu sabah Adana'daki evinde gözaltına alınarak Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevine gönderildi. 3 çocukları bulunan Koşar çifti, sıkma börek satarak geçiniyorlardı.

Koşar'ın tutuklandığını TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Gergerlioğlu, "Muhammed Koşar, KHKlı engelli öğretmen, koltuk değnekli. İşinden attılar yetmedi. Bank Asya'da kendi hesabına miras parasını yatırdığı için mahkeme 2 yıl 1 ay cezaya çarptırdı! Börek satarak zor bela geçimini sağlıyordu, 3çocuk babası bugün cezaevine giriyor Allah yanınıza bırakmasın." dedi.

Muhammed Koşar, İstinaf Mahkemesine Bank Asya ile davalık olduğunu, hesap hareketlerindeki değişikliklerin miras paylaşımından kaynaklandığını ifade etmesine rağmen sonuç değişmedi.

19 yıllık sınıf öğretmeni Muhammed Koşar 1 Eylül 2016'da 672 Sayılı KHK ile ihraç edilmişti. Betül (18), Azra (14), Fatih Burak (8) adında 3 çocuğu bulunan Koşar, eşi Fatma Koşar ile birlikte Adana'da sıkma börek satarak ailesini geçindiriyordu. Eşi Fatma Koşar, "Eşim neden tutuksuz yargılanmıyor? Cezaevleri engellilere uygun değil. Savunmasında kaç kere Bank Asya'da neden hesap açtığını anlattı. Bu haksızlığa herkes ses çıkarsın." dedi.

CEZAEVLERİ ENGELLİLERE UYGUN DEĞİL

Türkiye'deki cezaevleri engelli tutuklular için uygun değil. Özellikle iki katlı koğuşlarda yaşamak zorunda bırakılan engelliler, başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan hayatını idame ettirmekte zorlanıyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre, cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen tutukluların, cezası ne olursa olsun hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor.

Hapse girmeden önce röportaj yaptığımız Muhammed Koşar (46), Tenkil sürecinden sonra maruz kaldığı haksızlıkları BOLD Medya'ya anlatmıştı.




Kanser hastası tutuklu Özgür Doğan’a “cezaevinde kalamaz” raporu verildi

5 Eylül 2019 
İzmir Kırıklar Cezaevinde tutuklu bulunan kanser hastası Özgür Doğan için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı karar verdi: Cezaevinde kalması uygun değildir.


Akciğer kanserinin 4. evresinde bulunan hasta tutuklu Özgür Doğan için beklenen rapor nihayet çıktı.

UYAP’taki belgelere göre; Manisa 2. Ağrı Ceza Mahkemesi, 2 Eylül 2019’da İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığına bir dilekçe yazarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığının raporunu gönderdi.

Dilekçedeki bilgilere göre raporda “… hüküm özlü Özgür Doğan hakkındaki Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 3. İhtisas Kurulunun ‘Kemoterapi aldığı süre içerisinde cezaevi şartlarında kalmasının sağlığı açısından uygun olmadığı” mütaalası yazımız ekinde gönderilmiştir.” denildi. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi de raporu aynı gün Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderdi.




Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 28 Ağustos 2019’da verdiği ‘cezaevinde kalamaz’ kararına göte Özgür Doğan’ın bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Özgür Doğan’ın eşi Seyra Doğan, “İnşallah bugün yarın eşimi tahliye ederler ve tedavisine daha sağlıklı koşullarda devam edebiliriz. Sosyal medyada bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.

5 AY ÖNCE TEŞHİS KONULDU

35 aydır tutuklu bulunan ve 5 ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan (42), dördüncü evreye gelmiş olmasına rağmen tahliye edilmemişti.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Manisa Salihli Cezaevinden İzmir Kırıklar Cezaevine gönderilen ve 31 Temmuz 2019’da İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlayan Doğan’ın durumu ciddiyetini koruyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Tenkil sürecinde tutuklanan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan, uzun yıllar Manisa Salihli’de görev yaptı. 22 Eylül 2016’da gözaltına alınan Doğan, 8 gün sonra tutuklanarak Salihli Cezaevine gönderildi. 1,5 yıl sonra ilk mahkemesine çıkarılan genç öğretmen örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an Yargıtay’da.

ÖZGÜR DOĞAN TAHLİYE EDİLDİ, TAHLİYEDEN SONRA İLK FOTOĞRAF

ÖZGÜR DOĞAN'IN HİKAYESİ 

TUTUKLU SON EVRE KANSER HASTASININ EŞİ: “Ya şimdi sesim olun ya da öldükten sonra kimse haber yapmasın!” 

4 Eylül 2019 Çarşamba

Üç yıldır hücrede tutulan bir akademisyen…

4 Eylül 2019 
Akademisyen Selçuk Türel, üç yıldır cezaevinde ve hücrede tutuluyor. Neden hücre cezası uygulandığına ilişkin tüm çabalara rağmen hiçbir bilgi verilmiyor.



Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Su Ürünleri Mühendisliği araştırma görevlisi Selçuk Türel (34), hiçbir sebep gösterilmeden 3 yıldır hücrede tutuluyor.

Normal koğuşa geçmek için defalarca dilekçe yazmasına rağmen hiçbir talebine cevap verilmeyen genç akademisyene cezaevinde psikolojik işkence yapılıyor. Diğer hücrelerde kalan tutuklularla konuştuğu için son hücreye atılan ve yan hücresi de boş bırakılan genç akademisyen, 10 yıl hapis cezasına çaptırılarak hücrede tecride mahkum edildi.

“10 kez dilekçe verdiniz, artık yazmayın” diyerek cezaevi yönetimi tarafından uyarılan Türel’in hakkını araması da engelleniyor. Ailesi Muğla’da yaşadığı için Muğla civarına nakil isteyen Selçuk Türel’in bu talebi de dikkate alınmadı.



GÖZALTINDA İŞKENCE

Üniversitedeki görevinden Tenkil sürecinde 23 Temmuz 2016’da ihraç edilen Türel, bir gün sonra 24 Temmuz saat 19.30’da evine gelen 3 polis tarafından hiçbir açıklama yapılmadan gözaltına alındı. Dört gün gözaltında kalan Türel daha sonra Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.

2 ay sonra ise ailesine haber verilmeden Eskişehir Cezaevine nakledilip hücreye konuldu. Eskişehir Emniyet Müdürlüğünde de 6 saat sorgulanan Türel, gözaltında kaldığı süre boyunca işkence gördüğü iddia ediliyor.

“İMZALA YOKSA SIKARIM”

Türel’in başına neler geldiğini eşi şöyle anlatıyor: “İşkence yapılıp yapılmadığını bir gün eşime sordum, başını öne eğdi, ‘evet’ dedi. Başına silah dayamışlar. ‘İmzala yoksa sıkarım, eşine, çocuğuna bilmem ne yaparız’ demişler. Sora sora bu kadarını ögrenebildim. Başka neler yaptılar bilemiyorum. Gözaltının ikinci gününde avukatı yanına gitmişti. Eşinizin gözaltları çökmüş iyi görünmüyor demişti. ‘Burda size bir sey mi yapıyorlar’ diye sormuş. ‘Bizi çok zorluyorlar’ diye cevap verebilmiş sadece.”

“BU DAVADAN ÇEKİL, SENİN DE BAŞIN YANAR”

“Bu davayı alma, senin de başın yanar” diyen emniyet müdürü tarafından tehdit edilen avukatın, Selçuk Türel’in davasından çekildiğini aktaran eşi, “Eşim kendi emeğiyle çalışarak KPSS’den aldığı 91 puanla üniversiteye kabul edildi. Başarılı bir akademisyendi. 2017’de doktor olacaktı.” dedi.

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Türel’in dosyası şu an Yargıtay aşamasında. 13 ay 10 günlük evliyken tutuklanan Türel’in 3,5 yaşında Esra adında bir kızı bulunuyor.

Esra Türel, anne babası cezaevinde bulunan tüm çocuklar gibi babaya hasret. Eşi diyor ki: “Babasının tişörtünü yastığa geçirmiştik, kızım sarılarak uyumuştu. Diğer gün tişörtü katlarken ‘Anne neden babamı katlıyorsun’ demişti.”

Esra Türel, anne babası cezaevinde bulunan tüm çocuklar gibi babaya hasret. Eşi diyor ki: “Babasının tişörtünü yastığa geçirmiştik, kızım sarılarak uyumuştu. Diğer gün tişörtü katlarken ‘Anne neden babamı katlıyorsun’ demişti.”

2 Eylül 2019 Pazartesi

Üç yıldır sesimi kimseye duyuramadım, eşim hapiste çıldırmak üzere

2 Eylül 2019 
Erzincan T Tipi Cezaevinde vahim bir vaka yaşanıyor. Tenkil sürecinde tutuklanan ve 3 yıldır cezaevinde bulunan Hakan Yıldırım akıl sağlığını kaybetti.

Yıldırım çiftinin Zehra (10) ve Gülnihal (7) adında iki kızları bulunuyor.



Bipolar bozlukluk teşhisi ile Bakırköy Devlet Hastanesine kaldırılan ve şizofren tanısı konulan İngilizce öğretmeni Harun Karateke'den sonra bir öğretmen daha cezaevinde akıl sağlığını kaybetti. 15 Ağustos 2016'da tutuklanan 14 yıllık beden eğitimi öğretmeni Hakan Yıldırım'ın (43) durumu oldukça ağır.

Tedaviyi reddettiği ve hastaneden imza karşılığı cezaevine geri gönderildiği için Hakan Yıldırım'a teşhis konulmuş değil. Kendisini muayene eden doktorlara "Ben deli değilim, deli sizsiniz" dediği için herhangi bir tetkik yapılmayan Yıldırım'ın sağlık durumu, 'imzasına' bırakılmayacak kadar ciddi:

- Çocuklarının DNA testini isteyecek kadar eşinden süpheleniyor.

- Cezaevinde kimseyle konuşmuyor, zehir katarlar diye yemek yemiyor.

- Koğuş arkadaşları, 'can sağlığımızdan endişeliyiz' diye defalarca dilekçe yazdı.

- Bir görüş gününde eşine vurdu. Bazı koğuş arkadaşlarına ve avukatına da saldırdı.

- Başka bir kapalı görüş gününde kendini duvardan duvara vurarak kafasını kanattı.

- Halisülasyon görüyor. Görüş gününde eşine olmayan varlıklardan bahsediyor.

Karar mahkemesinde, "Yıllardır onların adamısın, senin niye Bylock'un yok!" diyen hakim tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldırım, cezası Yargıtay tarafından da hızlıca onaylanınca yaşadığı buhranı kaldırımadı.

Bu kaos ile 3 senedir tek başına mücadele eden eşi B. Yıldırım anlattıkları ise daha korkunç. "Yıllardır sesimi kimseye duyuramadım. Artık bir yuva beklentim yok, eşim bu psikolojiyle beni de çocuklarımızı da öldürür" diyen B. Yıldırım, "Yaşadıklarımız herkese çok ütopik geliyor. Eşim içeride çıldırıyor. O orada şizofren oldu, ben dışarıda paranoyak. Yetkililere sesleniyorum. Eşimin tedaviye ihtiyacı var. Lütfen tahliye edilsin." dedi.

EŞİM ŞİZOFREN OLDU

Ben felsefe öğretmeniyim, eşim beden eğitimi öğretmeni. İkimiz de Atatürk Üniversitesi mezunuyuz. Okurken tanıştık ve evlenmeye karar verdik. 10 yıllık evliyiz. Ağrı'da yaşıyorduk. Eşim Hakan Yıldırım 15 Ağustos 2016'da tutuklandı ve önce Ağrı Cezaevine, sonra Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. İlk zamanlar 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyorlardı. Şimdi kaç kişiler bilmiyorum. Eşimin bir doktor belgesi yok ama şizofren olmuş durumda.

BİR KOLİ KİTAP YÜZÜNDEN...

Eşim Eskişehir'de bir kolejde çalışıyordu. Sonra iş bulunca Ağrı'ya yerleştik. 17/25 Aralık'tan sonra ben eşime 'Eve hiçbir şey getirme' dedim. Evde olanları da kitap, gazete ne varsa hepsini yaktırdım. İstemediğimi belirttim. İki kızımız var. Onlara, yuvama zarar gelsin istemiyordum. Bir gün eşim NT'de indirim varmış, iki koli kitap alıp gelmiş. Biz yine tartıştık. Kesinlikle evde NT'den kitap istemediğimi tekrar söyledim.

Sonra biz ev satın aldık. Kitaplar kolinin içinde kapının önünde duruyordu. Hiç açmamıştık. Eşimle güzel güzel konuştuk, beni dinledi, NT ile de anlaştık ve kitapları iade etmeye karar verdik. O günlerde bir arkadaşımız gelmişti eve. Kitapları almak istedi. Biz de ona verdik. Meğerse o da kocasından gizlemiş kitapları.

Birkaç zaman sonra eşi ev taşınırken kitapları görüyor ve panik oluyor. Kitapları otobüse verip o zaman memlekette olan karısına gönderiyor. O sırada muavin adamdan şüpheleniyor, polisi arıyor. Kolide ne var ne yok diye. Polis de açmış bakmış kitapları bulmuş. Sonra arkadaşımız beni aradı. 'Eşimi tutukladılar, kitapları bulmuşlar' dedi.

Ben o kadar üzüldüm ki, olayı olduğu gibi anlatın dedim. Öyle deyince eşime iftira atıldı: "Hakan Yıldırım 15 Temmuz'dan sonra korkuyla geldi, kitapları evime bıraktı. Panik oldu." denildi. O kitapları darbeden sonra vermiş gibi gösterdiler ve eşimi tutuklattılar. Sonra da başka şeyler çıkardılar. Yani eşim şu anda bir adamın ifadesi, Dijitürk aboneliğini iptal ettirmesi ve 14 yıllık kolej öğretmeni olduğu için tutuklu. 5 Haziran 2017'de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.



HAKİM: SENİN NİYE BYLOCK'UN YOK!


Cezaevine girdiğinde ilk 10 ay çok iyiydi eşim. Ben bu süreçte 12 kilo verdim. Kas hastasıyım aynı zamanda. Beraat edeceğini bekliyorduk aslında. 5 Haziran 2017'de son mahkemesi yapıldı. Bir Ramazan günüydü. Arkadaşımızın eşi ifadesini aynı şekilde yineleyince tahliye etmediler. Hakim kararı eşimin yüzüne bile okumadı. Diyor ki, 'Senin niye Bylock'un yok! Eşim 'Bylock gibi bir yazılım olduğunu ben içeride öğrendim. Kullanmadım.' diyor. Bu kez, '14 yıldır onların adamısın, senin neden Bylock'un yok' diye tekrar yineliyor.

KARAR MAHKEMESİNDEN SONRA ERİMEYE BAŞLADI

1998'de dershaneye gitmiş eşim. Gerekçeli kararına 1998'den bu yana terör örgütü üyesi olduğunu yazmışlar. Eşim son mahkeme gününden sonra erimeye başladı. Savcılığa dilekçe yazdım ve dedim ki, 'Eşimin karar mahkemesinden sonraki telefon konuşmalarının psikologlar tarafından dinlenmesini istiyorum. Ben psikoloji öğretmeniyim, kocam değişti, başka biri oldu'

Dikkate alındı bu dilekçem, telefon konuşmalarının dökümleri çıkarıldı ve hasta olduğuna kanaat getirdiler. Kasım 2017'de Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk ettiler. Fakat tedaviyi kabul etmediği için hastanedeki doktorlar eşimden imza almışlar ve tekrar cezaevine göndermişler. Eşimle yaptığımız görüşmelerden aynı zamanda doktor olan milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'na da bahsettim. 'Bire bir paranoya' dedi. Ama elimizde resmi belge olmadığı için bir şey yapamıyoruz.

BİR GÖRÜŞTE BANA VURDU

Eşim sonra her şeyde beni suçlamaya başladı. Bunu benim hazırladığım bir senaryo olduğunu söyledi. Bir görüşte bana vurdu. 2 ay görüş yasağı koydular. Vurdu, hakaret etti ama ben yine gittim ziyarete. Yalnız bırakmak istemedim. 14 yıllık evliliğimizde bana bir fiske vurmuş değil çünkü.

Aralık 2017'de Ağrı'dan Erzincan Cezaevine gönderildi. Oranın yönetimine çok dilekçe yazdım, doktora götürülmesi için, o zaman daha çok kızdı bana. 'Beni akıl hastanesine kapatmaya çalışıyorsun, beni delirtmeye çalışıyorsun' diye. Sonra zorla götürmüşler hastaneye. 'Neyin var' diye sormuş doktor, o da 'ben iyiyim' diyor tabi. Zaten kendini hasta olarak görmüyor. Doktor da cezaevinde kalabilir raporu veriyor. Bir klinik araştırma yok, tetkik yok. Doktoruyla daha sonra Ömer bey görüştü, "Rızası olmayan hastalara, hele ki mahkumlara yapacak bir şeyimiz yok' dedi. Onlar da haklı.

Biz avukatımız aracılığıyla adli tıp raporu istedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu Ankara'daki Cezaevleri Genel Müdürlüğünü aradı. Adli tıp raporu var demişler. Ama bir hastaneye yatmadı, tam teşekküllü bir hastanede tetkik yapılmadı. Erzincan Mengücek Devlet Gazi ve Eğitim Hastanesi ve Elazığ Ruh ve Sinir Hastanesine götürülmesine rağmen iyiyim dediği için hiçbir teşhis konulamadı. Nasıl, nereden var bu rapor bilmiyoruz, soru işareti.

ÇOCUKLARIMIZIN DNA TESTİNİ İSTEDİ

Eşim iki aydır bizi görüşe kabul etmiyor. En son görüş günlerimizin birinde büyük kızımız Zehra için 'Niye bana benzemiyor' diye DNA testi istedi. Ben de istersen küçük kızımıza da yaptıralım dedim. O zaman 'Doğru çıkarsa ben dayanamam" deyip bu isteğinden vazgeçti. Hep şüpheleniyor, şüphelendiği şey doğru çıkarsa diye korkuyor.

Koğuşta kendisi çay demlememişse içmiyor. Kimseye konuşmuyor. Biz gidiyoruz ya görüşe herkes bizi izliyor, yine karısını dövecek mi ya da yine ağlayacaklar mı diye. Herkes karısını sevgiyle karşılıyor, adeta ağırlıyor gönderiyor, biz salya sümük ağlaya ağlaya... Bazen görüş saati dolmadan çıkıp gidiyor. Olanların hepsinin içindeki şeytanı çıkarmak için yapıldığını düşünüyor. Halisülasyon da görüyor. Bir kere orada otururken 'bak siyah adamlar geliyor' dedi. Onu dinlerken öyle yoruluyorum ki...

Bana vurduğunda kimse görmedi sandım, koştum arabaya bindim. Ağlayamıyorum da... Annesi babası vardı. Sonra kayınpederim elimi tuttu. 'Betül kızım, arkanı dönüp gidersen hayır demem' dedi. Ben de 'Baba orası dar yer, yoksa böyle yapmazdı' diyebildim.

Eşim o hafta beni aradı. 'Sen nasıl bir kadınsın' diye hakaretler etmeye başladı. 'Neden, ne yaptım' dedim. Meğerse görüşten sonra yönetim kendisini çağırmış. Bana vurduğunu kameradan izletmişler. O da demiş ki, 'Ben vurmadım, ben eşime kıyamam' demiş. Bana da 'Niye beni şikayet ettin' diyor. Halbuki en son yapacağım şey bu dedim ama...


Hakan Yıldırım'ın öğrencileri Ağrı'da masa tenisi turnuvasında birincilik ödülü almıştı, 2013.



BU PSİKOLOJİYLE NE BENİ NE ÇOCUKLARIMI SAĞ BIRAKIR

Tek başıma mücadele ediyorum. Hakan çıksın ve iyileşsin, gelsin evimize diye tabi ki ümidim var ama artık zor. Bir yuva beklentim kalmadı, ölümü düşünüyorum. Hakan bu psikolojiyle çıktıktan sonra ne beni ne çocuklarımı bırakmaz. O karıncayı ezmeyen adam bizi öldürür, bunu çok iyi biliyorum. Allah merhamet etsin. Cezaevinde kalamıyor. Gardiyanlar buna şahit.

KENDİNİ DUVARDAN DUVARA VURDU

Bir kapalı görüşte Hakan kendini top gibi duvardan duvara vurdu. Burnu kanadı. Kapalı görüş yerleri küçük bir kabin gibi, soyunma kabinleri gibi düşünün. Çıkarın beni buradan diye kafasını duvarlara vurdu. O an hemen beyaz gömlekli bir adam ve birçok gardiyan girdi içeri. Meğerse Hakan'ın rahatsız olduğunu biliyorlar, telefonları da dinleniyor ya durumu biliyorlar. Psikologlar iki kabin ötede bekliyor. Bir gardiyan 'Ben şahitlik ederim, bu adam hasta' demiş. Ama kimse elini taşın altına koyup bir şey yapmadı.

KOĞUŞ ARKADAŞLARI: CAN SAĞLIĞIMIZDAN ENDİŞELİYİZ

Hakan Yıldırım'ın cezaevine girdiği ilk dönemler... Ağrı Cezaevi.Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasından sonra Ağrı Cezaevindeki koğuş arkadaşları ayrı ayrı cezaevi yönetimine dilekçe yazdı. "Hem Hakan'ın hem de kendi can sağlığımızdan endişe ediyoruz." diye. Birkaç kişiye saldırmış, avukatına da saldırdı.

İlk zamanlar bana 'Kızsam da gel. Kimseyle konuşmuyorum, konuşunca kalp kırıyorum' diyordu. Artık beni istemiyor. O iftirayı kaldırmadı. Kafasında kurdu kurdu ve beni karşısına aldı. Anne babası gidiyor ziyarete. Eşimi en son 2 Temmuz 2019'da gördüm. 2 Ağustos 2019'da görüş vardı gitmedim. 'Sakın gelmesin vururum yine' demiş. Sizi görünce beni ter basıyor, imanım gidiyor gibi şeyler söylemiş. 14 yıllık evliliğimiz boyunca böyle bir şey yaşamadık. Karı koca tek derdimiz iki kızımızı büyütmekti. Evimiz olsun, kapımızda arabamız olsundu.

ZEHİR KATARLAR DİYE YEMEK DE YEMİYOR


Tahliye olan bir koğuş arkadaşıyla görüştüm, bir avukattı. Bana dedi ki 'Ben 8 ay boyunca hep Hakan hocaya dönük uyudum.' 'Korktuğunuz için mi?' diye sordum. 'Yok' dedi, 'Arkamı dönersem küser yanlış anlar' diye dedi. Allah'tan yanında hassas insanlar vardı. 'Hasta değil mi' dedim, 'Evet maalesef' dedi. Şu an ne yapıyor bilmiyorum ama hapishane yemeğine 'zehir katarlar' diye yemiyordu. Kapalı Dardanel alıyormuş, kutusunu kendi açacak ve emin olacak.

AĞRI'DA İLK CEZA ALAN ÖĞRETMEN

Ağrı 2. Ağır Ceza'da ilk onun mahkemesi oldu ve hemen ceza aldı, İstinaf hemen onadı, Yargıtay hemen onadı, Anayasa Mahkemesi başvurumuzu reddeti. Şimdi AİHM seviyesine geldik. Ondan bile şüpheleniyor. 'Ben kimim, ben neyim ki benim işlerim bu kadar hızlı yürüyor' diyor. Belki AİHM'den iyi bir sonuç çıkar' diyorum. 'Ne kadar numaracı kadınsın, benim eridiğimi gördükçe mutlu oluyorsun di mi' diyor. Her şeyi ona özel yapıldığını zannediyor.

Koğuşunda çok doktor vardı, psikolog da vardı. Hepsi eşlerine tembih etmiş. 'Yenge hanıma söyle, ulaşabildiği herkese ulaşsın, bu adamı çıkarsınlar' diye. Elimden ancak bu kadar geliyor. Ben eşimi sevdiğim için evlendim. Hizmet Hareketiyle hiçbir bağlantım olmadı. Ama bunları yaşıyoruz.

ARTIK ÇAREMİZ KALMADI

Şu an Erzincan Cezaevinde. Ama orada olduğuna da inanmıyormuş. Çünkü bir yıl boyunca Ağrı'dan Erzincan'a her hafta görüşlerine gittim. Koğuş arkadaşlarına diyormuş ki, 'Nasıl geliyor her hafta bu kadın, beni sevmiyor ki, onca yolu beni görmek için gelmiş olamaz' Oradaki insanlara da yazık, sürekli Hakan'ı ikna etmek zorundalar.


AYM BAŞVURUMUZU REDDDETTİ 

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurumuzu reddetti. Eşimin Türkiye'deki hak arama yolları kapandı. Şimdi AİHM'e başvuracağız. Ama eşim çıkacağına artık hiç inanmıyor. Bu yüzden başvuru belgelerini imzalamıyor. Cezaevi müdürü çağırmış 'Artık çıkacağından ümidini kesmişsin' demiş. Hasta adama böyle denir mi!




25 Ağustos 2019 Pazar

4. evre akciğer kanseri edebiyat öğretmeni tahliye bekliyor

25 Ağustos 2019
Beş ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan hasta tutuklu  Özgür Doğan (42), İzmir Kırıklar Cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor. İzmir Adli Tıp’ın vereceği rapor için yaklaşık 2 aydır bekletilen Doğan’ın, kanserin 4. evresinde olduğu öğrenildi.

Kanser olmasına rağmen 3 kez tahliyesi reddedilen ve son aşamada hastaneye kaldırıldıktan sonra dün (24 Ağustos 2019) hayatını kaybeden KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak’ın (36) ölümünden sonra cezaevlerindeki diğer hasta tutukluların yakınları daha çok endişelenmeye başladı.

BOLD Medya’ya ulaşıp içinde bulundukları zor durumu anlatmak istediğini söyleyen Özgür Doğan’ın eşi, “Artık başka çaremiz kalmadı. Eşimin durumu kötü. Hepimizin psikolojisi bozuldu.” dedi.

35 aydır tutuklu bulunan ve 5 ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan (42), dördüncü evreye gelmiş olmasına rağmen hala tutuklu.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Manisa Salihli Cezaevinden İzmir Kırıklar Cezaevine gönderilen ve İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlayan Doğan’ın Heyet Raporu olmasına rağmen, adli tıp raporu olmadığı için tahliye edilmeyerek bekletiliyor. Ailesi de kendisi de neden bu kadar zamandır bekletildiklerine anlam veremiyor.

Özgür Doğan’ın eşi S. D., “Eşimle dün görüştük. Nefes almada ve konuşmada zorluk çekiyor. Kemoterapinin yan etkileri başladı, saçı dökülüyor, çok halsiz. Bağışıklığı bayağı düştü. Ve yapyalnız bir odada tek başına yaşam savaşı veriyor.” dedi.

31 Temmuz 2019’dan bu yana İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi alan Doğan, tedavisi sırasında bazen hastaneye yatırılıyor, bazen de günübirlik cezaevi ile hastane arasında dolaştırılıyor.

S. D, “Eşim o zaman çok yoruluyor 09.00’dan 17.00’ye kadar bir odada aç şekilde bekliyor. Sonra günlerce kendine gelemiyor. Çok hasta oluyormuş, hepsinin tedavisi bitene kadar bekletiyorlarmış.” ifadelerini kullandı.

66 KİLODAN 53’E DÜŞTÜ

En son 15 Ağustos 2019’da kan değerlerine bakılması için hastaneye götürülen Özgür Doğan’ın değerleri düşük çıktığı için doktoru 5 iğne verdi. “Eşimin tedavisinde aksamalar oldu.” diyen eşi şöyle devam etti: “Hastanede hücre gibi bir odada kaldı. 66 kilodan 53 kiloya düştü. Bir kere bile halinden şikayetçi olmadı ama en son mektubunda ‘Susuz kalmış bir balık gibiyim’ yazmıştı. Ben 36 yaşında, 3 çocuklu bir sınıf öğretmeniyim. 6 yıl öğretmenlik yaptım. Şimdi de kanser olan hasta mahkum eşimi bekliyorum.”


16 YILLIK EDEBİYAT ÖĞRETMENİ


15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil süreci kapsamında tutuklanan Özgür Doğan, 16 yıllık edebiyat öğretmeni. Uzun yıllar Manisa Salihli’de görev yaptı. 22 Eylül 2016’da gözaltına alınan Doğan, 8 gün sonra tutuklanarak Salihli Cezaevine gönderildi. 1,5 yıl sonra ilk mahkemesine çıkarılan genç öğretmen örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an Yargıtay’da.

CEZAEVLERİNDE 457’si AĞIR 1333 HASTA VAR


İnsan Hakları Derneği’nin son açıklamasına göre, hapishanelerde 457’si ağır olmak üzere 1333 hasta tutuklu bulunuyor. 15 Temmuz’dan bu yana başlatılan Tenkil sürecinde birçok tutuklu, tedavisi aksatıldığı ve hak ihlali yaşadığı için cezaevinde hayatını kaybetti. Polis memuru Kadir Eyce, Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit, Yargıtay Üyesi Mustafa Erdoğan, İngilizce öğretmeni Halime Gülsu, Kuran’ı Kerim Öğretmeni Nesrin Gençosman, Selman Aşçı, işadamı Ali Ayverdi, tıbbi mümessil Deniz Hakan Şen cezaevlerinde bile bile ölüme sürüklenen isimlerden sadece bir kısmı…

35 aydır Manisa Salihli Cezaevinde tutuklu bulunan Özgür Doğan, 5 ay önce İzmir Kırıklar Cezaevine gönderildi.

ÖZGÜR DOĞAN'IN EŞİNİN MÜCADELESİ






ÖZGÜR DOĞAN'IN KANSER TEŞHİS RAPORU


21 Ağustos 2019 Çarşamba

Yüzde 100 engelli Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

21 Ağustos 2019 
Dört ay önce tutuklanan hasta tutuklu Lütfi Koç'un eşi adalet istiyor: "Oğlum yüzde 100 engelli. Kızım kas hastası. 80 yaşındaki anneme bakıyorum. Eşim tutuksuz yargılansın!"
Lütfi Koç, oğlunu elinden tutarak uyutuyor ve onunla 24 saat ilgileniyordu.


Ev hanımı Züleyha Koç, eşinin tahliye edilmesi için dün (20 Ağustos 2019) İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimler heyetine bir dilekçe yazdı. Biri ağır engelli olmak üzere iki hasta çocuğu, 80 yaşındaki annesi ve cezaevinde endoskopi sırası bekleyen eşi için adalet çağrısında bulundu.

KALBİ DURDU...

Doğuştan engelli Muhammed Yahya, 24 saat bakıma, ilgiye, tedaviye muhtaç bir çocuk. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Sadece elini sürekli tutan biri olunca sakinleşip mutlu oluyor.

Sık sık epilepsi nöbeti geçiren ve üst üste 3 gün hiç uyumayan 4 yaşındaki Muhammed Yahya'nın geçen sene doktor kararıyla dişlerinin çekildiğini belirten annesi, "Oğlumun dişleri yarım çıkmıştı. Çiğnemesi olmadığı için dişleri yumuşaktı ve devamlı enfeksiyondan yanağı şişiyordu. Doktorlar hepsinin çekilmesine karar verdi. Çünkü anestezi her zaman alamıyordu. Kalbi durdu bir keresinde, operasyonu yarım bıraktılar" ifadelerini kullandı.




ENDOSKOPİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

Tenkil sürecinde başlatılan soruşturmalar kapsamında 2 Kasım 2018'de İzmir'de gözaltına alınan baba Lütfi Koç (45), iki gün gözaltında kaldıktan sonra oğlu Muhammed Yahya'nın (4,5) durumu göz önünde bulundurularak denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Fakat 7 ay sonra, 29 Nisan 2019'da kendi ayağıyla gittiği mahkeme bu kez 'örgüt üyeliğinden' tutuklanmasına karar verdi.

Koç ailesinin zaten zor olan hayatı o günden sonra daha zorlaştı. 4 aydır İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Koç, 95 kilo girdiği cezaevinde 20 kilo kaybetti.

Ağrıları nedeniyle eşinin 10 Haziran 2019'da Yeşilyurt Devlet Hastanesine sevk edildiğini söyleyen Züleyha Koç, "Eşimin karın ağrıları vardı ama üzerine düşmemişti. Cezaevindeki stres, koğuş ortamındaki sıkıntılar sanırım tetikledi. Doktor, 'kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım' dedi ama hala bunlar çekilmek üzere hastaneye götürülmedi. Uyuşturarak yapacaklar tetkikleri, bunun için 6 ay beklemesi gerekiyormuş. Eşim ağrılarının devam devam ettiğini söylüyor ama dayanmaya çalışıyor" dedi.

9 Temmuz 2019'da çıkarıldığı ilk mahkemede, savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Lütfi Koç'un kendisi de, eşi de, çocukları da çaresiz. Ailesinin durumunu 9 maddede mahkeme heyetine özetleyen Züleyha Koç, tek başına tüm sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Muhammed Yahya'nın elinden kim tutacak bilemiyoruz ama Tenkil sürecinin en ibretlik belgelerinden biri olan Züleyha Koç'un tarihi dilekçesini sunuyoruz...

BU HAYAT MÜCADELESİNDE YALNIZ KALDIM

"Ben Züleyha Koç, ağır engelli annesiyim. Epilepsi nöbetleri olan oğlum yüzde 100 ağır engelli. 4 yaşında. Aynı zamanda görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli el tutmak istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor. Her an nöbet geçirebiliyor.

Kızım 11 yaşında. Doğduğunda rahatsız doğdu. Çok zor günler atlattık. Onu hayata kazandırdık derken 10 yaşında kas rahatsızlığı başladı. Müsküler Distrofi (çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı.

Hastaneler, uykusuz günler-geceler, eşimle birlikte yardımlaşarak geçirdiğimiz bu hayat mücadelesinde yalnız kaldım. Çok zor durumdayım, ayrıca evin tek çocuğuyum. 80 yaşındaki anneme bakmak zorundayım. Hayat iyice zorlaştı. Lütfen kalbinizle, vicdanınızla merhamet edin. Sizin de çocuklarınız, eşiniz, anneniz vardır. Kendinizi benim yerime koyun.

Eşim 29 Nisan'da çocuklarıyla dahi kucaklaşmadan geri gelirim diye çıktığı evine geri dönemedi. Kendi ayaklarıyla gittiği mahkemede tutuklandı. 


1- Yüzde 100 çocuğun ayak ameliyatı tedavisi,
2- 11 yaşındaki kızının fizik tedavisi,
3- Kendi rahatsızlığı (Yeşilyurt D.H Gastroentoloji kanser şüphesi doktor teşhisi), 
4- Kendi isteği ile mahkemeye gitmesi,
5- Yıllardır aynı ikamette kalması,
6- Her hafta serbest denetim imzasına gitmesi,
7- Şikayetçilerin çelişkili ifadesi,
8- Tüm hukuki talepleri kabul etmemiz, 
9- Sadece çocuklarımızın tedavisi için yanımızda olması talebimizin reddedilmesi, 8 yıl 10 ay çok ağır ceza verilmesi bizi çok üzdü. Kız çocuğumun psikolojisinin bozulmasına sebep oldu. Hayata küstü, içine kapandı, devamlı üzgün ve ağlamaklı. "Benim babam kötü biri değil, benim babam terörist değil" deyip ağlıyor. Yeni okul dönemine nasıl başlayacağız bilemiyorum.

Sizden RİCA EDİYORUM, çocuklarımı gözü yaşlı, boynu bükük bırakmayın. Bizim yardıma, desteğe, BABAMIZA ihtiyacımız var. Bu yardım talebimizi geri çevirmeyin. Çok perişan bir anne, bir kadın olarak sizlerden rica ediyorum. Bitmiş durumdayız. 

Çocuklarımızın tedavilerinin yarım kalmaması ve hayata kazandırmak için EŞİM LÜTFİ KOÇ'un TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUM."

Muhammed Yahya, ablası ve hasta tutuklu babası Lütfi Koç.

MUHAMMED YAHYA'NIN ELİNİN TUTULMASINI İSTEDİĞİ VE MUTLU OLDUĞU TEK AN...


MUHAMMED YAHYA'NIN DİŞLERİNİN ÇEKİLDİĞİ GÜN


MUHAMMED YAHYA'NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ AN


MUHAMMED YAHYA'NIN ENGELİNE İLİŞKİN HASTANE RAPORU