6 Eylül 2014 Cumartesi

Erdoğan, düşünce suçundan hapse girdi şimdi hiçbir düşünceye tahammülü yok

6 Eylül 2014
Düşünce Suçları Müzesi fikrini online olarak hayata geçiren besteci, söz yazarı ve insan hakları savunucusu Şanar Yurdatapan'ın Üsküdar Fethipaşa Korusu'ndaki evine misafir olduk. Ömrü hapishanelerde geçen Said Nursi'den fikirleri nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan Nazım Hikmet'e, şiir okuduğu için hapse atılan Recep Tayyip Erdoğan'a kadar herkese müzesinde yer veren Yurdatapan, “Ben Cumhurbaşkanı ile aynı görüşte değilim, bu ayrı bir şeydir. Müzemizde düşüncesinden dolayı hapse giren herkese yer var. Fakat bir zamanlar şiir okuduğu için mahkûm edilen Erdoğan, şimdi hiçbir düşünceye tahammül edemiyor.” diyor. (www.dusuncesuclarimuzesi.net)


Düşünce Suçları Müzesi, online bir müze. Yeni de kuruldu, fakat evveliyatı 1990'lı yıllara uzanıyor öyle değil mi?
Evet, 1995'te Yaşar Kemal'in yargılandığı gün “Düşünce Suçuna Karşı Girişim” adı altında bir imza kampanyası başlattık. Düşüncesinden dolayı yargılanan kim olursa olsun destekleyecektik. O süreçte çeşitli mesleklerden çok ünlü insanlar da bize katıldı, binden fazla imza toplandı.Kampanya metnine ne yazdınız?Her kim ki başı düşüncesinden dolayı belaya girerse, onun düşüncelerine katılsak da katılmasak da imzamızı atalım ve kendimizi ihbar edelim diye yazdık.

'MAHKEMELERDE OYUN TERSİNE DÖNMÜŞTÜ

'Tam olarak ne yapıyordunuz? 
Kim olursa olsun, onun suçuna iştirak edip dava açtırıyorduk kendimize. Bir kitap basıldı, içine on makale konuldu. Bunlar düşünce suçlularının, yargılanan insanların makaleleriydi. Kampanyaya imza veren 1.040 kişi de kitabın yayıncısı olduk. Makaleleri tekrar yayınladığımız için kanuna göre biz de suçluyduk. İki üç günde bir savcıdan randevu alarak bizi yargılamalarını istiyorduk. Her gün kapısına ayrı bir grup diziliyordu. Bir gün yazarlar, bir gün gazeteciler, profesörler, sanatçılar... Bu olay Türkiye'de büyük sansasyon yarattı. Mahkemelerde oyun tersine dönmüştü, tazı kaçıyor, tavşan kovalıyordu.

Ne kadar sürdü bu davalar?
Mahkemeye bizi 30'ar kişi çağırıyorlardı. Bir hesap yaptık. Dava 60 yıl sürecekti neredeyse. Demek ki, kanunları değiştirmek için bu şekilde zorlayamayacaktık. Bu kez, bir iki yapraktan ibaret A5 kâğıdına bir kişinin suçunu yazıyoruz, en fazla beş kişi yayıncı olarak adını yazıyor. Bu yıllarca böyle devam etti. Devlet bizden kurtulmak için zaman zaman bir cümlelik kanunlar çıkarttı. ‘Basın yoluyla işlenen suçlar üç sene için ertelenmiştir, bir daha yaparsa ikisini birden çeker' gibi. Bu arada bir kişi var ki, onun tam beş kere suçuna iştirak ettik ve yargılandık. Kim olduğunu tahmin edersiniz…

Kim?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Şiir okuduğu için yargılanan Erdoğan'ın suçunu o dönemde beş kez biz de ortak olduk.

Başka kimlerin suçlarına ortak oldunuz?
15 yılda 80.000'den fazla kişi, 300'den fazla düşünce suçlusunun suç(?)larına katıldık. Necmettin Erbakan yargılanınca onun da suçuna iştirak ettik. Düşünce Suçları Müzesi aslında fiilen o zamanlar açılmıştı fakat adına müze denilemedi. Müze açmanın kanuni prosedürü çok uzun. O zaman yasak kitapları toplayalım ve Basın Müzesi'nde sergileyelim istedik. Fakat Kemalistler ağır bastı orada, her türlü suçlu var ya, işin içinde Kürt meselesi de var, vazgeçtiler kitapları Basın Müzesi'nde sergilemekten.

Vazgeçmemişsinizdir siz...
İzmirli bir grup avukat, İzmir'de bu müzeyi açalım dediler. İçlerinden birinin babadan kalma eski bir evi varmış. Orayı aralarında para topladılar, boyadılar, onardılar. 1997'de açıldı müze ama o yıl bela bir yıl. Devlet müdahalesi olmasın diye Hollandalı parlamenter Türkiye-Avrupa Birliği Ortak Komisyonu Başkanı Pete Dankert'i davet ettik açılışa. O gelince kimse bir şey diyemedi. Fakat hiç ummadığımız bir şey oldu. Cumhuriyet gazetesi bir saldırıya geçti.

Neden?
Çünkü yasaklı kitaplar arasında Nazım Hikmet'in eserleri de var, Necip Fazıl'ın eserleri de. Mızraklı İlmihal de. Yasaklanmış kıyafetler arasında başörtüsü de var, sarık da. Bu saldırının sonucunda avukatlar ikiye bölündü ve öylece kaldı orası. Böyle bir müzeyi Türkiye'de yapmak ayrı bir dert, savunmak ayrı bir dert. Bundan sonra aklıma bu müzeyi internette açmak geldi.

MÜZEDE DÜŞÜNCESİNDEN DOLAYI BAŞI DERDE GİREN HERKES OLACAK

Düşünce Suçları Müzesi'nde neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Müzede hiç ayrım yapılmaksızın ifade özgürlüğüne yapılan her türlü saldırı yer alacak. Her koridora sembolik olarak bir-iki oda koyduk. Nazım Hikmet ile Necip Fazıl Kısakürek'in odası yan yana. Düşüncesinden dolayı başı belaya giren insanlar müzemizde yerini alacaklar.

Ömrü hapishanelerde geçen Said Nursi'den Nazım Hikmet'e, Cumhurbaşkanı'na kadar herkese yer vermişsiniz…
Evet tabii, öyle olmak zorunda. Ben şahsen Erdoğan'ı desteklemem ama bu ayrı bir şey, müzede olması ayrı bir konu. Fakat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir zamanlar düşünce suçundan hapse girdi ama şimdi kendi hakkındaki karikatürlere bile dayanamıyor. Musa Kart hakkında dava açtırdı. Bazı davaları da kazanıyor. Türkiye'de yargının hali de apayrı bir durumdur.

'Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı' şu andaki Türkiye'nin ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yine ifade özgürlüğünün tehlikede olduğunu görüyorum. Tehlikenin şekli değişiyor. Bir zamanlar, öldürülmekti bu tehlike. Veya hapse atılıyordu insanlar. Şimdi bunlar pek olmuyor ama insanlar düşüncelerini söylediği için mesleklerinden oluyorlar, gazetelerinden atılıyorlar, devlet dairelerinde aynı şey devam ediyor. Maalesef iktidarı elinde tutan, kendi düşüncesinin tek hâkim olmasını istiyor. Acıklı tabii. Yapacak çok işimiz var ne yazık ki.
Şanar Yurdatapan'ın Üsküdar'daki evinde, Kürşat Bayhan fotoğrafını çekerken...


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ