Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2019 Cumartesi

OHAL uygulamalarının bir yönetmene yaptığı...

16 Mart 2019
2016 yılında Avrupa Konseyi’ne davet edilen ve pek çok festivalde gösterilen Homo Politicus kısa filminin yönetmeni Hacı Orman’ın pasaportu iptal edildi. Orman, Sofya Film Festivali’ne seçilen Kültür Bakanlığı destekli, ilk uzun metrajlı filmi Körleşme ile Stefan Zweig’ın son 6 ayını anlatan Vatansız filmi için yola çıkmıştı.

OHAL uygulamaları artık o kadar inanılmaz bir boyuta geldi ki herkesin pasaportu olur olmaz gerekçelerle iptal edilebiliyor. OHAL'in keyfiliği, saçmalığı aklınıza ne gelirse... İlk uzun metrajlı filmi Körleşme için Kültür Bakanlığı'ndan destek alan Hacı Orman bile mağdur. 2014 yılında çektiği Homo Politicus (20 dk.) kısa filmiyle adından söz ettiren Praksis Film’in sahibi Hacı Orman’ın da pasaportu iptal edildi. 14 Mart 2019'da havaalanına gidince iptali öğrenen Orman karşılaştığı duruma Twitter hesabından tepki gösterdi. Orman, “Sofya Film Festivali’ne gitmek üzere Havaalanı’ndasın; biri geliştirme aşamasında, diğeri post prodüksiyonda iki uzun filmin sunumunu yapacağın için heyecanlısın; ama hevesin kursağında kalıyor. Çünkü pasaportuna el konuluyor.” dedi.

Hakkında yurtdışı yasağı verilmiş bir mahkeme karar olmadığını belirten Orman, mesajında pasaportunun İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından iptal edildiğini, isminin yanına şerh konulduğunu ifade etti ve devam etti: “Şimdi festivalde sunum yapamayacağına mı üzülürsün, emniyetin mahkeme yerine yetki kullanma hukuksuzluğuna mı yanarsın, yoksa pasaportunun iptal edildiğini sana tebliğ etmeye bile tenezzül etmemiş keyfiliğe mi kızarsın? Birinden birini seç artık, çünkü üçü birden fazla geliyor!!”

İLK UZUN METRAJLI FİLMİ KÜLTÜR BAKANLIĞI’NDAN DESTEK ALDI

Körleşme'de Fatih Al başrolde.
Hacı Orman’ın iki filmi birden, bu yıl 23.sü gerçekleştirilen Sofya Film Festivali’nin yan bölümlerine seçildi. İlki, Kültür Bakanlığı desteği alan ve çekimleri Ekim 2018’de tamamlanan Körleşme. Fatih Al, Vedat Erincin, Esiye Dinçsoy ve İpek Tenolcay’ın rol aldığı Körleşme, 45 yaşında görmeye başlayan Sinan’ın görsel dünyaya uyum sağlayamamasını ve karısıyla olan hikayesini anlatıyor. Film festivalde ‘En İyi Post Prodüksiyon’ ödülü için yarışıyor. İkincisi ise, Stefan Zweig’ın Newyork’tan Brezilya’ya geçtiği ve eşiyle birlikte intihar ettiği son 6 ayını anlatacağı Vatansız. Henüz proje aşamasında olan Vatansız ‘En İyi Proje’ ödülü için yarışıyor.

KİMİN KİMİ ŞİKAYET ETTİĞİ BELLİ DEĞİL!

28 Mart’ta sona erecek festivale katılamayan Orman, “Kimin kimler tarafından şikayet edildiğinin belli olmadığı bir dönemde biz yine vatandaş olarak haklarımızı takip edeceğiz. OHAL ile birlikte daha önce hapse girmiş ya da dava açılmış kişiler hakkında bu tür olaylar olduğunu duymuştum. 12 yıl önce bir dava vardı hakkımda, nedeni bu mu bilmiyorum ama mahkeme kararı olmadan, hukuki bir tebliğ de bulunmadan nasıl oluyor böyle şeyler anlamak mümkün değil. Davadan sonra hapisten çıktım, kısa film çektim, ondan sonra birçok yere gittim, çoğunlukla Avrupa ülkelerine. Her sene festivallere katılıyorum. 2016, 2017’de İtalya, Bulgaristan’a gidip filmlerimi anlattım. Pasaportumda sorun yoktu, şimdi neden var?” dedi.

Hem projelerinin sunumunu yapacağını hem de yarışmaya seçilen filmleri için yol açıktığını anlatan Orman ekliyor: “E gidemedik. Dünyanın her yerinden gelen dağıtımcılar, tv temcilcileri, yapımcılar oluyor festivalde. Herkesle görüşür ve projelerinizi burada uluslararası bir işe dönüştürürsünüz. Fon bulursunuz. Dolayısıyla bunların hiçbirini yapamadım.” (www.praksisfilm.com)

Bir hümanistle bir militaristin, bir teologla bir askerin, bir iktidarla bir çaresizin çatışmasını anlatan 20 dakikalık kısa film Homo Politicus'un haklarını bir Alman televizyonu satın almış. Film, Ermenilerin dostu Johannes Lepsius’un, 1915 yılında, Ermenilerin kurtuluşu için Enver Paşa’yla yaptığı görüşmeyi anlatıyor.




6 Temmuz 2015 Pazartesi

Dayımın kitabına layık bir film çekeceğim

6 Temmuz 2015
Sinema, müzik, edebiyat, resim gibi sanatın pek çok alanında eser üreten Mehmet Güreli, dayısı Salah Birsel'in tek romanı ‘Dört Köşeli Üçgen'i sinemaya aktarıyor. Çekimleri eylülde başlayacak filmle ilgili az konuşan Güreli şöyle diyor: “Dayım o kitabı yazdığı zaman aynı evde oturuyorduk, Cihangir'de. 1957 yılıydı. 8 yaşındaydım. Kitabın çıktığı günü bile hatırlıyorum.”
Mehmet Güreli, 50 yıldır Cihangir'de yaşıyor. Fotoğraf: Turgut Engin, Zaman
Mehmet Güreli'nin filmlerle doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisi var. Bugüne kadar bir uzun metraj olmak üzere dört film çekti. Av Mevsimi'ne konuk oyuncu oldu. Gönül Yarası'nda manavdı. Onur Ünlü, Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde ona özel bir teşekkür etti. Biraz daha eskiye gidersek İkinci Bahar dizisindeki balıkçı rolünü herkes hatırlayacak. Güreli'yi en son bir bankanın reklam filminde, yeğenine ilham olan ressam dayı rolünde izledik. Çekemediği filmler ise ayrı bir film konusu olabilir. Hiç durmuyor, üretiyor, üretiyor.

Müzikle ilişkisini zaten söylemeye gerek yok. Youtube'da 3,5 milyondan fazla tıklanan, çok sevilen bestesi ‘Kimse Bilmez' aldı başını gitti. Eylül ayında iki yeni film ve bir albümle sezona giriş yapacak olan Güreli, dayısı Salah Birsel'in tek romanı Dört Köşeli Üçgen'i sinemaya aktarıyor. Filmin senaryo aşaması bitmiş. Oyuncuların kimler olduğunu söylemese de, isimleri belirlemiş, mekanları bile düşünmüş, çekimler eylülde başlayacak. İlk sahne Şişhane metrosunun girişinde gerçekleştirilecek. İkinci film projesi ise, yönetmenliğini Görkem Yeltan'ın yaptığı ‘Yemekteydik ve Karar Verdim'. Post prodüksiyon için dün ekiple birlikte Bolonya'ya giden Güreli, filmde Rıza Gürsoy karakterini oynuyor.

Dört Köşeli Üçgen, hiciv sanatının başarılı örneklerinden biri olarak biliniyor. Film nasıl olacak?

Hulki Aktunç, Türkiye'deki ilk düşünce romanı budur demişti. Alegorik anlatımı olan bir romandır. Entelektüel anlamda beynin içindeki kıvrımlarla oynar. Filmin ilk beş dakikasını izleyici yadırgayabilir, sonra ısınabilir. Film, sabaha karşı bir sahneyle başlayacak. Tramvayda bir adam işine gidiyor. Hatta çekeceğim yeri de hesapladım, baktım oraya. Şişhane'de. Hafif bir müzikle başlayacak sahne. Corelli (İtalyan besteci) düşünüyorum. Corelli'ye yakın bir şey ben de besteleyebilirim.

Kitap uyarlamaları bazen çok farklı olabiliyor, siz nasıl bir şey tasarladınız?

Salah Birsel'in romanı ortada, aşağı yukarı ona çok yakın bir şey çekmek istiyorum. Dayım o kitabı yazdığı zaman aynı evde oturuyorduk, Cihangir'de. 1957 yılıydı. 8 yaşındaydım. Kitabın çıktığı günü bile hatırlıyorum, kitabın o baskısı da var bende.

Dayınız sizin hayatınızı nasıl etkiledi?

Salah Birsel benim için bir dayı olmaktan çok, bir hoca, evde izlediğim insandı. Üretmenin ne olduğunu ondan öğrendim. Onun bakışlarını, el hareketlerini, ses tonunu yükseltmeyişini, bir şey anlatırken samimiyetini… Tüm bunları ondan öğrendiğimi bugün daha iyi anlıyorum. Evet bunun şans olduğunu söylemek isterim. İnsanın hikayesi evde başlar. Okulda da devam ediyorsa o zaman çok daha şanslısınızdır.

Ölene kadar hep birlikte mi yaşadınız?

Erenköy'de oturuyordu son yıllarında ama her sabah 11.00'de bana telefon ederdi ya da ben arardım, uzun uzun konuşurduk. Bir de Bülent Oran'la aynı konuşmaları yapardık. Her şeyle ilgilendiğim için, etrafta ne oluyor ne bitiyor anlat derlerdi. Şu kitap çıktı, bu kitap çıktı, şu film var. Salah Birsel, Bülent Oran, Emir Salih Sandalcı çok şey öğrendiğim insanlar.

Filmde kimler oynayacak, çekimler, senaryo, çekim mekanı, gösterime giriş tarihi belli mi?

Aslında onlar hakkında da konuşmak istemiyorum. Bazen bitmemiş şeyleri söylüyorum. Para bulamıyorum, üzülüyorum sonra. Resim, müzik ve sinema ile ilgili benim meselelerim bitmez. Herhalde ölümüme kadar böyle gidecek. Bir defterim var, sana birazdan gösteririm, 67 tane film yazmışım, çekeceğim diye. İkisini yapabildim.

Refik Halid Karay'ın bir hikayesini, Ahmet Altan'ın Tehlikeli Masalları'nı filme çekeceğinizi duymuştuk, olmadı sanırım.

Bir film projemi de 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na teklif ettim. Reşat Ekrem Koçu'nun hayatını çekmeyi planlamıştım. Bayıldılar projeye ama olmadı. Nedenini ben söylersem acıklı ve komik olur. Çekemediğim filmler üzerine konuşmak beni öldürür. Yapılmamış şeyler her zaman insanın peşinden gelir.

O kadar karamsar bir durum yok ortada.

Peyami Safa'nın Selma ve Gölgesi romanından uyarlanan Gölge'yi çektik. Venedik'te çektim filmi, ödüller aldı. Kanada'ya seçildi vs. Ama filmin borçları daha yeni bitti. 2007'de çektim Gölge'yi, 2015'teyiz. Artık önümüze bakacağız, önemli olan çekmeye devam etmek. Sinemada az ürettiğime inanıyorum. Aslında kendime ilk seçtiğim alan sinemaydı. Her sene bir film çekmek isterdim.

Filmler son yıllarda daha çok destekleniyor aslında. Size mi rast gelmedi?


Kültür Bakanlığı'na Dört Köşeli Üçgen için başvurdum, reddedildi. Gölge reddedilmemişti. Jüriler değişiyor. Jürilerin tercihleri ve entelektüel yapıları rol oynuyor burada. Tercihler, ilişkiler, bağlantılar… Seçilmediğim zaman ‘jüri kötüydü' demek yakışmaz bana.

Salah Birsel'in, film eleştirileri yayınlanacak
Salah Birsel, bir roman yazdı ama edebiyatın pek çok alanında üretti. Ağustos sonunda Agora Yayınları film eleştirilerini ilk kez toplu halde yayınlayacak. 1956-1960 arasında Vatan ve Yeni Sabah gazetesinde yazdığı eleştirileri elbette Mehmet Güreli derleyip toparladı.

Mehmet Güreli, eylülde gösterime girecek "Yemekteydik ve Karar Verdim" filminde Rıza Gürsoy karakterini oynuyor. 
‘Kimse Bilmez'i solo albüme ilk kez alıyorum'
"Şu anda yedi kişilik bir müzik grubum var. Yaş ortalaması 25. Eylülde çıkacak altıncı albümü onlarla yapıyorum. Kayıtları Tünel'de Ada Müzik'in stüdyosunda gerçekleştirdik. Kimse Bilmez'i bu albüme alıyorum. Daha önce bu şarkı Kent Ozanları ve Hatırla Sevgili gibi ortak albümlerde vardı. Solo albümde ilk defa olacak. Albümün adı Zamboni Sokağı. Bu sokak, İtalya Bolonya'da. Görkem'in (Yeltan) sözlerini yazdığı, benim bestelediğim Mary şarkısında geçiyor. Mary'yi Cihangir'de tanımıştım, hikayesini anlattım Görkem'e. O da söz yazdı. Zamboni Sokağı'na pazar günü (dün) gideceğim. Ne tevafuk ki, ‘Yemekteydik ve Karar Verdim' filminin post prodüksiyonunun bir bölümünü Bolonya'da yapacağız. O sokakta fotoğraf çekineceğim, albümün kapağı olacak. Dört aydır bunları konuşuyoruz, o zaman o sokağa gitme düşüncemiz yoktu ama Görkem daha önce gitti oraya. Bolonya'da çocuk kitapları festivali yapılıyor her sene. Görkem 3-4 kere katıldı. Davet alıyor, gidiyor, konuşmalar yapıyor. Dolayısıyla o sokağı çok iyi biliyor. Sonra bizim yanımızda çalışan Eda diye bir arkadaşımız var. Ressamdır, kostüm işine bakıyor filmde. Dedi ki, ben bu sokakta okudum. Arzu Okay'ın kızıdır kendisi. Tüm bu bağlantılar hoşumuza gitti, albümün adına böyle karar verdik. Zamboni 23 yaşında bir genç, ölünce adını sokağa koymuşlar. Ama neden öldürüldüğünü bulamadım. Gidince sorup soruşturacağım."

Mehmet Güreli'den Carré d'Artistes için özel tablolar
Sanatı demokratikleştirmek' söylemiyle Fransa'dan yola çıkan ve 20'yi aşkın ülkede şube açan galeri Carré d'artistes, geçtiğimiz ocak ayında İstanbul'da da bir şube açtı. Bugüne kadar 20 kişisel sergi açan Mehmet Güreli, artık Carre d'artistes'in portföyündeki 500 sanatçıdan biri. Güreli'nin galeriye özel yaptığı eserleri 20 Temmuz'a kadar Galatasaray'daki mekânda görülebilir. Daima figüratif resim yapan ve ekspresyonizmden Güreli, resimlerinde canlı renkler kullanmayı tercih ediyor. Yağlı boya ve sulu boyayla yaptığı resimlerde öne çıkan insan figürü, şehirli insanın yabancılığı ve kaybolmuşluğunu anlatıyor. Bu hikâye kent insanının geçmiş yüzyılın içindeki film kareleri biçiminde kendini dışa vuruyor. Carre d'Artistes Sanat Galerisi için 13X13, 19X19, 25X25, 35X35 olmak üzere dört değişik ebattaki resimlerinde trenler, sokaklar, pencereler, odalar buluşma ve ayrılıklar ortak gizli temalar olarak kendini hissettiriyor. Resimlerinde Henri Matisse, Paul Gauguin ve Pierre Bonnard sevgisi hissedilen Güreli'nin daha keskin renk ve bozulmuş biçim ifadesi ile özetlenebilecek ‘Fauvizm' akımından etkilendiği de eserlerinde izleniyor.

Carré d'Artistes İstanbul'da Güreli ile birlikte 14 sanatçının eserleri yer alıyor. Galerinin bir başka özelliği de bünyesindeki sanatçıların eserlerinin başka ülkelerde de sergilenme şansı bulması. Her ay her galeriden bir sanatçı bir diğer şehirdeki Carré d'Artistes'te yer alıyor. Sanatçının sanatından para kazanmasını sağlamaktan yola çıkarak oluşan konsept sanatçılara düzenli gelir kaynağı oluşturarak kendi yaratıcılığına ve sanatına konsantre olmasını sağlıyor. Sanatı herkesle buluşturan galerinin sahibi Nazlı Berberoğlu “Sanat yalnızca ayrıcalıklı bir kesimin egemenliğinde kalmamalı ve isteyen herkes gerçek bir sanat eseri sahibi olabilmeli.” diyor.






 
Mehmet Güreli ile Cihangir'deki evinde iki saat sürdü röportajımız.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ



16 Mart 2015 Pazartesi

Film yıldızı değil, şovmenim

17 Mart 2015
X-Men, Sefiller gibi Hollywood filmlerinde rol alan fakat daha çok X-Men'deki Wolverine karakteriyle tanınan Avustralyalı oyuncu Hugh Jackman, önceki gün İstanbul'a geldi. Bugünden itibaren dört akşam "An Evening With Hugh Jackman" (Hugh Jackman'la Bir Gece) müzikaliyle Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi'nde sahneye çıkacak. Zorlu Center PSM Sky Lounge'ta gazetecilerin sorularını cevaplayan Jackman, Türkiye'ye ikinci kez geliyor. İlk 19 yıl önce, Fethiye'ye balayı tatili için gelmiş ve eşiyle birlikte 18 saat otobüs yolculuğu yapmışlar. Jackman'a bu akşamki gösterisinde 32 kişilik orkestra, dans ekibi ve adı açıklanmayan bir Türk sanatçı eşlik edecek. Sahnede iki buçuk saat kalacak olan sanatçı, ‘Singin' in the Rain' ve ‘Guys and Dolls' gibi Broadway'in klasikleşmiş, en başarılı müzikallerinden 26 parça seslendirecek. Basın toplantısında Elves Presley'in 'Fever' şarkısından çok az bir bölüm seslendiren Jackman'ın konuşmasından öne çıkan başlıklar…

Sefiller filminden de şarkılar olacak
Şovum aslında benim hayatımı anlatıyor. Bu nedenle benim için farklı anlamları olan parçalar söyleyeceğim. Gösteride tiyatro oyunum Oklahoma, Sefiller filmi, sevdiğim rock and roll şarkıları olacak. Ayrıca biliyorsunuz Broadway şovlarında rol alıyorum, klasikleşmiş Broadway şarkılarını da söyleyeceğim.
 
Türkçe şarkı söylememem sizin hayrınıza olur
Şovu ilk kez 2011'de San Francisco'da sahnelemeye başladım. Sonra Toronto'da, Broadway'de ve birkaç şehirde daha sahneledim. Zorlu Center PSM'den davet aldığımda çok heyecan duydum. Daha önce sahnelemediğim yeni sahneler var şovumda. Özel bir sürprizim de olacak size. Hayır, Türkçe şarkı söylemeyeceğim, bu sizin hayrınıza olur zaten. Keşke söyleyebilseydim. Belki hafta sonuna doğru bir şeyler öğrenebilirim. Bir Türk sanatçıyla aynı sahneyi paylaşacağım. Umarım iyi bir ikili oluruz.
Film yıldızı olmam beklenmedik bir gelişmeydi
Benim için her şey sahnede başladı. Önce müzikallerde rol aldım. Profesyonel müzikal kariyerime 1996 yılında Melbourne'da sahnelenen Beauty and the Beast'in (Güzel ve Çirkin) Gaston rolüyle başladım. Sunset Boulevard'da, Summa Cabaret'te ve 1998'de Royal National Cabaret'de sahnelenen Oklahoma'da başrol oynadım. Sahne şovları en keyif aldığım işlerim. Film yıldızı olmak benim için beklenmedik bir gelişmeydi. Herkes beni Wolverine karakteriyle tanıdı ama ben ondan çok farklıyım. Hayatım boyunca yaptığım en beklenmedik şey X-Men'de oynamaktı. Ama bu müzikal, hayatımın ta kendisiyle ilgili. Film yıldızından çok, şov insanı olduğumu söyleyebilirim.
 
Sabah uyanıp Boğaz'ı seyrettim...
İşimi büyük bir aşkla yapıyorum. Bugün İstanbul'da uyandım. Dışarıya baktım, Boğaz'ı seyrettim, bu olağanüstüydü, inanılmazdı. Herhalde dünyanın en şanslı insanı ben olmalıyım diye düşündüm. Çocukken odamın duvarlarında rock and roll yıldızlarının fotoğrafları yoktu ama dünyayı gezen insanların fotoğrafları vardı. Bakın bugün ben de buradayım. Yaptığım şeyi iş gibi düşünmüyorum. Çok büyük mutluluk duyuyorum. Ailemi geçindiriyorum. Çocuklarıma iyi bir eğitim alma imkanı sağlayabiliyorum. Bütün bunlar çok büyük bir nimet. Oyuncular olarak bizler, ‘şöyle yoğunuz, böyle yoğunuz' demeye, abartmaya bayılırız. Ben aslında epeyce geziyorum da…
 
"Son Umut" gibi bir film yapabilirim
Bu yılın, birlikteliği sembolize eden, uzlaşmayı yansıtan ve hep birlikte neler öğrenebileceğimizi simgeleyen çok önemli bir yıldönümü olduğunu düşünüyorum. Müzikalimin böyle bir zaman dilimine, Gelibolu'nun 100. yıldönümüne denk gelmesi güzel bir tesadüf oldu. Son Umut (Russell Crowe'un Çanakkale filmi) gibi bir film yapabilirim. Ben sadece sahnede olmanın gücüne değil, aynı zamanda bir film vesilesiyle insanlarla bağlantı kurmanın gücüne de inanıyorum. Son Umut filminde her iki tarafı anlamaya çalışıyorsunuz. Avustralya'da büyümüş insanlar olarak biz sadece madalyonun bir yüzünü biliyorduk, işte sinemanın gücü buradan geliyor. Bir şekilde kalbinizi yumuşatıyor. Tarihe ilgi duyan biriyim fakat, Osmanlı İmparatorluğu ve Atatürk ile ilgili kalın bir kitap okudum ve bunca yıl hüküm sürmüş imparatorlukla ilgili ne kadar az bilgi sahibi olduğumu görünce utandım.

Birdman'i kendime çok yakın buldum
Wolverine karakterini 15 yıl canlandırmış biri olarak Birdman'de anlatılan hikâyeyi kendime çok yakın buldum. Burada karakterin yaptığı en büyük hata pes etmesiydi. Eğer pes etmeseydi, bence gayet yolunda olacaktı her şey. Bu rolü ölene kadar oynayacaksın dediler. Bana sorarsanız harika bir filmdi. Bir oyuncunun yaşamını anlamayan ve ondan neler beklendiğini bilemeyen insanlar işin içyüzünü çözemiyorlar. Wolverine 40 yıl daha oynamayı şu anda tahayyül edemiyorum ama ne olacağını da bilemeyiz. 

Her şovda 1,5 kilo kaybediyorum
Oyunculuğu gerçekten çok seviyorum. Bazı arkadaşlarım, ‘hiç merak etme yakında orta yaş krizi yaşarsın' diyor. Şu anda 46 yaşındayım ve öyle bir kriz henüz vurmadı beni. Her şey yolunda gidiyor, kendimi iyi ve genç hissediyorum. Performans sahneliyor olmaktan memnuniyet duyuyorum. Dans etmeye bayılıyorum. Aşağı yukarı her şovda 1,5 kilo kaybediyorum.
Yaklaşık 30 dakika boyunca gazetecilerin sorularını cevaplayan Hugh Jackman'i dün dev bir medya ordusu takip etti. Toplantıda Türk medyasının yanı sıra Toronto ve Dubai'den gelen gazeteciler de vardı.
Oyuncuların yüzde 98'i işsiz
Yaşlanmak kaçınılmaz bir şey tabi… Yaşlanınca herhangi bir rol alamamaktan korkmuyorum. Dürüst olmak gerekirse, şu anda kariyerimin hayal ettiğimin on yıl daha ötesindeyim. Günümüzde dünyadaki oyuncuların yüzde 98'i işsiz. Türkiye'deki oranı bilmiyorum ama hayatına oyuncu olarak başlayıp oyuncu olarak bitiren insan sayısı çok az. ‘Ben 80 yaşına kadar çalışmayı hak ediyorum' gibi düşüncelere kendinizi gark ederseniz hata yapabilirsiniz. Çünkü bu düşük bir ihtimal. Ben şu anda yaşadığım şeyi, büyük bir teveccüh olarak görüyorum.
 
Başarı, para mutluluk getirmez
Tabi ki uzun yıllar oyunculuk yapmak istiyorum. Bundan 20 yıl önce eşimle tanıştığım zaman ilk tiyatro oyunumu sahneliyordum ve haftada aşağı yukarı 800 dolar kazanıyordum ve son derece mutluydum. Yani 19 yıl önce İstanbul'a geldiğimde de mutluydum, şimdi yine aynı derecede mutluyum. Nerede kaldığımızı tam hatırlamıyorum ama gecesi 25 dolar olan bir odada kaldık. Başarı, para size mutluluk getirmeyecek. Kim olursanız olun, ne öğrenmiş olursanız olun hayatınıza karşı sergilediğiniz tavırla ilgilidir mutluluk. Bir şeyin sonsuza dek süreceğiniz öngörmek sizi mutsuzluğa götürür.

Kamera karşısında rahatlamam 20 yılımı aldı
Sahne üzerinde performans sergilemek beni daha çok mutlu ediyor. Film yapma süreci, son derece teknik bir süreç. Bütün gün çekimler sürüyor. İki dakikalık bir çekim çıkıyor sonucunda. Ama sahnede olmak da kamera karşısında olmak da beni tatmin ediyor. Bu arada film setinde (kamera karşısında) rahatlamam 20 senemi aldı. Filmler içinde en iyi performansımın Sefiller olduğunu söyleyebilirim. Kendini seyretmek çok zor bir iş, benim avuçlarım terliyor.
Osmanlı torunu mu, Türk mü, değil mi? 
Herkesi Türk ya da Osmanlı torunu ilan etmeye nasıl da meraklıyız! Hugh Jackman dünkü basın toplantısında kendini Türk ilan etmedi. Ama buna rağmen, bütün siteler, gazeteler bu cümlelerle yıkılıyor, Türklüğüyle ilgili başlıklar vs. Bu ne kompleks, bu ne ırkçılık. Ayrıca bu konu ilk kez gündeme gelmedi. Bir-iki ay önce bir gazeteye verdiği röportajda Türklüğü'nden! bahsetmişti. Dünkü toplantıda yeni olan başka bir şey vardı ama nedense kimse ilgilenmemiş. Tam olarak ne söylediğini aşağıda yazdım. Bu soru kendisine ikinci kez sorulunca 'bu mesele biraz karışık' diye konuya girdi ve çark etti. Bana göre skandal bir cümlesi bile var: "Bugün buradayım ve Türküm" şeklinde. Yarın başka bir ülkede başka bir şey olacam demektir bu. Bir insanı medya maymununa döndürmenin bir örneği de Hugh Jackman oldu.

Hugh Jackman, Türkiye'ye gelmeden önce bir gazeteye röportaj vermiş ve dedelerinin Türk olduğunu, Osmanlı topraklarında yaşadığını söylemişti. Jackman dünkü toplantıda önce bu bilgiyi doğruladı ve şöyle dedi: “Avustralya'da doğdum büyüdüm ama İstanbul ile bağlantım var. Çünkü büyük büyükbabam burada yaşıyordu. Sanırım Sakız Adası'nda doğmuş ve sanırım burada bir bankada çalışmış. Babam birçok kez İstanbul'a geldi. Her zaman da bana der ki, ‘sen kısmen Türksün'. Belki o yüzden Türk kahvesine bayılıyorum. Sabahları uyanıp da bir fincan Türk kahvesi içmek kadar beni mutlu eden bir şey yok.”

Jackman'a sonra tekrar aynı soru sorulunca bu kez gerçeği şöyle açıkladı: “Aslında biraz karışık bir durum. Ailemin bazıları ‘dedemiz Türk'tü, bazıları Yunan'dı diyor. Yani bilemiyorum. Ama bugün buradayken Türk diyorum. Dürüst olmak gerekirse yüzde yüz emin değiliz bundan. Dedemin sonra İngiltere'ye gidip bir İngiliz kızıyla evlendiğini biliyoruz. Yüzyıl kadar önce. Dolayısıyla tam emin değiliz.”

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ



 





8 Mart 2015 Pazar

'Sıradışı İnsanlar’ destek arıyor!

9 Mart 2015
2010'da çektiği “İfakat-Uçuruma Yürüyen Kadınlar” belgeseliyle pek çok ödül alan Orhan Tekeoğlu, şimdi de Karadeniz'in sıra dışı insanlarını anlatacak. ‘Sıradışı İnsanlar' adlı belgesel, dünyada sinema ve müzik sektöründe yaygın olan, Türkiye'de ise adı yeni duyulan ‘kitlesel fonlama' platformu www.fongogo.com üzerinden yapılan bağışlarla çekilecek. Yirmi günde bütçenin yüzde 52'si toplandı. Belgeseli desteklemek için 40 gün var.

Orhan Tekeoğlu
“Türkiye’nin en sıra dışı insanları hangi bölgededir?” sorusuna aşağı yukarı herkes aynı cevabı verir. İlginç insanlardır. Karadenizliler. Pratik zekâları, şaşırtan buluşları, yaşam tarzları ve eğlence kültürleriyle bu toprakların neşe kaynağıdırlar. Zorlu doğa şartları onları kıvrak zekalı yapabiliyor. Özellikle icatlarıyla insanı hayrete düşürürler. İtalya’da tez konusu olan bile var. İşte onlardan biri; kayaların üzerine çelik halatlarla ev ve rüzgâr hızıyla dönen çardak yapan Rize Güneysu’dan Bilal Atasoy. Aslında onu tüm Türkiye tanıyor, onlarca kez televizyon haberlerine konu oldu.

Atasoy, hikayesini bu kez Orhan Tekeoğlu’na anlatacak. Ama daha ayrıntılarıyla… Kayalıklara ev dikmesine neden olan inadının/kırgınlığının sebebini, sabah uçuruma bakarak uyanmanın heyecanını, kaya köşküne yeni bir oda eklemek için yaptığı planları…

Yirmi beş yıl gazetecilikten sonra yönetmen koltuğuna oturan Orhan Tekeoğlu’nun ilk belgeseli 2010’da tamamladığı ‘İfakat-Uçuruma Yürüyen Kadınlar’, hem Türkiye’de hem de yurtdışında çok beğenildi. Güçlü, çalışkan ve fedakâr Karadeniz kadınının çilesini anlatan belgesel pek çok ödül aldı. Tekeoğlu, daha sonra ‘Öyle Sevdim ki Seni’ adlı bir sinema filmi çekti. Şimdi ise ikinci belgeseli ‘Sıradışı İnsanlar’ için hazırlık yapıyor.

Çekimleri ağustos ayında başlayacak belgeselde, en popüler diyebileceğimiz beş Karadeniz hikâyesi anlatılacak. En popüler çünkü, Giresun’da beş yüz yıldır konuşulan kuşdilini (ıslık dili), Çamlıhemşin’de gençlerin tahta arabalarla yaptığı Lazralli ya da Formulaz yarışmalarını, çay, odun taşımak için icat edilen yöre adıyla ‘varengel’i (iki vadiyi birleştiren teleferik) ve 364 gün büyük bir heyecanla beklenen Trabzon’un ünlü Sisdağı horon şenliğini bilmeyen neredeyse kalmadı. Zaten Tekeoğlu’nun amacı, ‘İfakat’ın Avrupa’da gördüğü ilgi üzerine, Karadeniz insanının renkli kişiliğini farklı bir pencereden dünyaya anlatmak. İlk belgeselde acı, hüzün, bitmek bilmeyen bir çile vardı, ikincisinde eğlence, pratik zekâ ve doğayla mücadele olacak.
Çamlıhemşin'de tahta arabalarla yapılan yapılan Lazralli yarışmaları.
Giresun'un Kuşköy ve civarında kuş dili (ıslıkla haberleşme) konuşuluyor. Alfabesi bile var.

Rize Güneysu'da kayalıklara çelik halatla ev yapan Bilal Atasoy hikayesi tez konusu bile oldu.
Resim yazısı ekle

Trabzon Sisdağı Yayla Şenlikleri


Online imece
Yapımcılığını Nurdan Tümbek Tekeoğlu’nun yaptığı ‘Sıradışı İnsanlar’, dünyada sinema ve müzik sektöründe yaygın olan, Türkiye’de ise yeni duyulmaya başlayan ‘kitlesel fonlama platformu’ www.fongogo.com üzerinden yapılan bağışlarla çekilecek. Ali Çebi, Ali Türkeş ve Louise Westerlind tarafından bir yıl önce kurulan Fongogo, yerli projeler için bir bağış, fon toplama sitesi. Online imece diyebileceğimiz bir sistem işliyor. Hayata geçirmek istediğiniz film, belgesel, kütüphane, atölye vs. gibi her türlü proje, deyim yerindeyse, sitede görücüye çıkıyor, isteyenler de buradan ekonomik katkıda bulunuyor. Başvuran ve kabul edilen her proje sitede 60 gün kalıyor. Bu süre içinde bağışçılara hediyeler vaat ediliyor. Mesela ‘Sıradışı İnsanlar’a 20 TL veren filmin galasına
davet edilecek, 2 bin TL veren belgeselin jeneriğinde ‘yardımcı yapımcı’ olarak yer alacak. Yirmi günde belgesel bütçesinin yüzde 52’si toplanmış. 78 kişi, sıra dışı insanlara 10 bin 500 TL bağışta bulunmuş. Belgeseli desteklemek için 40 gün daha var. Peki bu işte Fongogo'nun kârı ne? Yüzde 7 artı KDV. Yani birikten paranın yüzde 7'si onların cebine giriyor.
Fongogo ekibi sağdan sola: Louise Westerlin, ?, Ali Çebi, ?, Duygu Bağlan ve Ali Tirkeş.


Sarmaşık'ta Nadir Sarıbacak da rol alıyor.

Sarmaşık filmi için 27 bin TL toplandı
Fongogo’da bugüne kadar 80 projeden 23’ü hedefine ulaşmış ve toplamda bu projelere 300 bin TL bağış yapılmış. İlk başarılı proje, Tolga Karaçelik’in ikinci uzun metrajlı filmi ‘Sarmaşık’. Geçtiğimiz aralık ayında bağımsız filmlerin kalesi Sundance Film Festivali’ne seçilen ‘Sarmaşık’ için bu sitede 27 bin TL bağış toplanmış. Karaçelik, filmini aslında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği parayla çekmiş ama post prodüksiyon için para kalmayınca Fongogo’da kampanya başlatmış.
İkincisi, yapımcı Zeynep Özbatur’un üç kısa filmden oluşan projesi ‘Gerçekler Gizlidir’. Hatice Aslan ve Alican Yücesoy gibi oyuncuların hem rol aldığı hem bağış yaptığı proje için 54 bin
TL toplanmış. En çok bağış toplayan 81 bin TL ile SineMasal. Önümüzdeki yaz üçüncüsü yapılacak olan ve köylere sinema götüren Açıkhava Sinema Festivali SineMasal, çocukların sinema hayallerini gerçekleştiriyor.

Tolga Karaçelik ve Zeynep Özbatur’un kategori lideri olarak adlandırıldığı Fongogo, aslında Özbatur’un projesiyle sesini duyurmaya başladı. Filmin en başından itibaren, yönetmen ya da yapımcıyı izleyiciyle buluşturan, duygusal bir bağ kurmasını sağlayan Fongogo, sinemaya maddi olduğu kadar manevi katkı sunuyor.

Kitle fonuyla gerçekleşen projelere en güzel örneklerden biri İngiliz müzik grubu Marillion olarak gösteriliyor. Grup, 1997’de internette başlattıkları kampanya ile ABD’ye turne düzenlemiş. Bu olaydan sonra kitle fonlaması film ve müzik sektöründen hızlı yayılmış. Bugün pek çok alanda kullanılıyor.

İfakat'ın aldığı ödüller...
Macaristan / 2.Cinepecs International Film Festival / En İyi Belgesel Ödülü
Amsterdam Film Festival / En İyi Senaryo Ödülü
The International Filmmaker Festival- Kent-Great Britain / En İyi Belgesel Ödülü
TRT Belgesel Yarışması / Jüri Özel Ödülü
47. Altın Portakal Film Festivali / Final
Uluslararası Ankara Film Festivali / Final
29.Uluslararası İstanbul Film Festivali / Gösterim
Türk-Macar Film Haftası-Cinepécs 2010 / Gösterim
Essen Türk Alman Film Haftası / İstanbul 2010 Avrupa Kültür Kenti program gösterimi
Croatia-Zadar Film Festival / Gösterim

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ