Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Rakım 1, nüfus 1, burası 'Kendini Koruyan Mahalle'

 19 Ağustos 2015
Karadeniz'de sıradışı belgesel
Yönetmenliğini Orhan Tekeoğlu'nun yaptığı ‘Sıra Dışı İnsanlar' belgeselinin çekimleri tamamlandı. Galası 18 Aralık'ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılacak belgeselin Çamlıhemşin'deki çekimlerine katıldık.
“Rakım bin, nüfus 1… Burası Çinçiva vadisi, Kendini Koruyan Mahalle” ... Orhan Tekeoğlu'nun yönettiği ‘Sıra Dışı İnsanlar' belgeseli, muhtemelen bu cümle eşliğinde, Karadeniz dağları ve vadilerinin manzaralarıyla başlayacak. Tekeoğlu, görüntü yönetmeni Görkem Özok ve Ersin Odabaşı'yla birlikte 7-16 Ağustos tarihleri arasında Doğu Karadeniz'deydi. Modern imece diyebileceğimiz kitlesel fonloma yöntemi www.fongogo.com'dan toplanan parayla belgeselini tamamladı.

Çekimler önce Trabzon'daki Sis Dağı Şenlikleri'yle başladı. Tulum eşliğinde yapılan bu şenlikler neden ilginç, sıra dışılığı nerede diye düşünebilirsiniz. Evet, ilk bakışta pek bir şey ifade etmiyor. Ama sadece bir günlük bu şenlik için arabayla 3 bin km yol kat edip gelenler olduğunu görünce delilik diyorsunuz. Üstelik yağmur yağsa da kesinlikle iptal yok, yağmurda çamurda horon oynamaya devam…

Çekimler daha sonra yedi yıldır yapılan ve Laz rallisi olarak bilinen Ardeşen'deki Formulaz yarışmalarıyla, iletişimin ıslıkla sağlandığı Giresun Kuş köyünde, atmaca avının yeni başladığı Artvin Arhavi'de devam etti. Biz, sadece varangel ile ulaşım sağlanan Çamlıhemşin'in Çinçiva vadisinde yer alan Nesibe-Metin Akıncı'nın evindeki çekimlere katıldık.
 

Akıncılar'ın evi gerçekten hayranlık uyandırıcı. İnsan gerçekten hayret ediyor. Eve sadece, varengel yani hava hattı denilen, yine Karadeniz insanının icadı olan ulaşım yöntemi ile gidiliyor. Bölgede 10 bin varengel var ve bu pratik icat daha çok yamaçlarda toplanan çayları yola indirmek için kullanılıyor. Metin Akıncı gibi, evi vadinin diğer yamacında olanların da işine yarıyor.

Akıncı, evinin yolunu kendi elleriyle yapmış, devlet mühendis gönderemediği için elektriğini de kendi çekmiş ve yaz kış yaşadığı topraklarına “Kendini Koruyan Mahalle” adını vermiş. Rakım bin, nüfus 1, yani burası kendini koruma altına almış sıra dışı bir mahalle. Varengelin başlangıç noktasında böyle yazıyor. Metin Akıncı elbette evde yalnız değil, eşi Nesibe Akıncı ve çocukları İpek ve Onur da yanında. Ama onlar Eskişehir'de devam eden eğitimleri dolayısıyla sadece yazın babasının yanına gelebiliyorlar.

500 metre uzunluğundaki hava hattı ile 2,5 dakika süren yolculuktan sonra mahalleye varınca sizi ‘Dikkat horoz çıkabilir' tabelası karşılıyor. İlk başta espri zannettiğimiz bu tabelada yazanlar gerçek. Horozlar yabancıları, varengelle gelseler bile mahalleye almıyor. Akıncı, evinin bahçesine küçük bir kafe ve çay ocağı yapmış, Kurban Bayramı'nda turizme açmayı planladığı evinin misafirlerini burada ağırlamayı düşünüyor. Vadiye bakan kafe, bal üretimi, yazın ortasında evin içinde yanan ateş, bahçede yetişen sebzeler, sabahleyin meyve yemek için bahçeye gelen vadinin ayıgilleri… Hikâye uzun. Gerisi, 18 Aralık'ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda galası yapılacak Sıra Dışı İnsanlar belgeselinde… Orhan Tekeoğlu ilk belgeseli İfakat ile hem yurt içinde hem yurt dışında pek çok ödül almıştı, Sıra Dışı İnsanlar'ın da bahtı açık görünüyor.
Yönetmen Orhan Tekeoğlu (oturan), Metin-Nesibe Akıncı çifti ve oğulları Onur.
Yapımcısı, Avrupa Film Akademisi'ne kabul edildi
 Belgesel çekilirken Çinçiva vadisine Berlin'den güzel bir haber geldi. Belgeselin yapımcısı, Nurdan Tümbek Tekeoğlu, Avrupa Film Akademisi'ne (EFA) kabul edildi. Uzun yıllar özel sektörde çalıştıktan sonra 9 yıl Metro Group Türkiye temsilcisi olarak görev yapan Tekeoğlu, 2008'den bu yana kendini kültür-sanat ve eğitime adadı. Aynı zamanda Beykent Üniversitesi'nde öğretim üyesi. Tekeoğlu, EFA sürecini şöyle anlatıyor: “Zeynep Atakan ve Elif Dağdeviren'in referansı ile Avrupa Film Akademisi'ne kabul edilen üçüncü Türk'üm ve gurur duyuyorum. İfakat belgeseli, uzun metrajlı film Öyle Sevdim ki Seni ve Rus balet Nuruyev'in Türkiye anılarının anlatıldığı Düşlerin Adası belgeselinden sonra şimdi de finansmanı kitlesel fonlama ile sağlanan Sıra Dışı İnsanlar belgeselini çektik. Sinema, dünyayı insanların ayağına getiren en önemli sanat dalı. Yıllarca TÜRSAK ile öğrencilere yönelik kısa film yarışmaları düzenledim. Eşim Orhan Tekeoğlu ile toplumsal sorunlar üzerine iz bırakacak belgesel ve filmler üzerine çalışıyoruz.” Sıra Dışı İnsanlar belgeselini fongogo'nun yanı sıra Çebi Vakfı, Bizim Neslin Uşakları Derneği, KAGİDER destekledi.

ÇEKİMLERDEN KARELER...





Nesibe Akıncı



Metin Akıncı ve kızı İpek.


Nesibe hanımın bizim için hazırladığı bereketli sofrası.


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ



30 Temmuz 2015 Perşembe

İstanbul'daki Suriyeli sanatçılar

30 Temmuz 2015 
Savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınan Suriyeliler, sokaklarda, çarşı pazarda gördüğümüz insanlardan ibaret değil. İçlerinde sanatçılar, yazarlar, eğitimciler var. İşte onlar bir belgesele konu oldu. Bilal Alirıza'nın yönettiği 'Selam' belgeselinin amacı, Suriyeli sanatçıları görünür kılıp Türkiye'deki ‘kötü Suriyeli' algısını kırmak, Suriyelilerin yeni yaşamına ortak olmak ve uyum sürecine katkı sağlamak.
Muhammed Zaza (sağda) ve belgeselin yönetmeni Bilal Alirıza.
Sizce de öyle değil mi?.. 50 yıl önce gurbete çalışmaya giden Türklere Almanların bakışı ne ise, bugün de bizim Suriyelilere bakışımız aynı. Çoğu insan, savaştan kaçıp ülkemize sığınan yaklaşık 2 milyon Suriyeliyi semtinde, mahallesinde, hatta pazarda dahi görmek istemiyor. Onları barbar (!), görgüsüz olmakla suçluyor, aşağılıyor. Dilenenlere acımakla-tahammülsüzlük arasında karmakarışık duygular besleniyor. Oysa insan oldukları ve zulümden kaçtıkları unutuluyor. Evet, bir anda apartmanımızda onlarla komşu olduk, sokağımızda Şam Şerif Market, Halep lokantası, SuriyeCell açmalarına alışamadık fakat acılarını anlamak, paylaşmak ve hayatta kalma çabalarına destek olmak zorundayız.

Bilal Alirıza'nın yönettiği “Selam” belgeseli, bu algıyı ve bakışı biraz olsun değiştirmeyi amaçlıyor. Şimdilik 12 bölüm olarak planlanan belgeselin her bölümünde bir Suriyeli sanatçının hayatı ve sanatı anlatılacak. Belgeselin 18 dakikalık birinci bölümü bitti ve YouTube'da dünden itibaren yayınlanmaya başladı. Belgeselin herhangi bir TV kanalı ya da festivalde gösterilme gibi bir durumu bulunmuyor, fakat keşke olsa. Özellikle TRT'nin böylesi iyi niyetli bir çalışmaya sahip çıkmaması anlaşılır değil.

Beyoğlu, Balat ve Sultanahmet gibi semtlere yerleşen Suriyeli sanatçılar, bir süredir merak konusuydu. Belgesel sayesinde daha görünür olacaklar. Bilal Alirıza ve proje koordinatörü Serkan Sevinç, “Selam başlangıç oldu. İstanbul'da yaşayan Suriyeli sanatçıların 25-30'uyla irtibat halindeyiz. Belgeselde savaştan çok buradaki hayata yöneldik. Amacımız Suriyeli sanatçıları görünür kılıp ‘kötü Suriyeli' algısını kırmak.” diyor. 

Selam'ın ilk konuğu ressam Muhammed Zaza, Riyad doğumlu. Suriye'de güzel sanatlar okuduktan sonra 2010'da mezun olan Zaza, bir buçuk yıl aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmış. Suriye hayatının (8 yıl) çok güzel olduğunu söyleyen sanatçı, bir buçuk yıldır Beyoğlu'nda yaşıyor ve diyor ki: “Savaş, bazı sanatçıların sorumluluk duygularını yükseltti. Alanları genişlediği için kendilerini daha çok ispatlamak durumunda kaldılar. Ben de onlardan biriyim.” Belgeselin bundan sonraki bölümlerinde, Halep'te sanat galerisi bulunan Adnan Alahmad, ‘Adım' tiyatro grubu, ressam Naser Nasaan Agha, sinemacı Yahya Abdullah, müzisyenler Karam Aizoug, Yousef Kekhia gibi sanatçıların hikâyelerine yer verilecek.

Ailesiyle birlikte İstanbul'da yaşayan ressam Naser Nasaan Agha, Halep duvarları, mimarisi çalışıyor. Adım tiyatro grubu, ilk önce Arap ve Kürtlerden oluşan 11 kişilik ekiple Eminönü gibi meydanlarda sessiz tiyatro yapmış. Fakat daha sonra ekibin çoğu Avrupa'ya göç etmiş. Şu anda dört kişiden oluşan grup Bağcılar'da yaşıyor ve gösterilerini internetten yayınlıyor. Yahya Abdullah ise Işık Üniversitesi İngilizce psikoloji bölümünde öğretmen. Edebiyatçı ve sinemacı olan Abdullah, geçen yıl İstanbul'da sokakta yaşayan hemşehrileriyle ilgili bir belgesel çekmiş.

Evinde ud var diye IŞİD esir almış
Selam'ın emekçileri belgesele konu olan üç Suriyelinin ismini vermek istemiyor ama hikâyelerinden kısaca bahsediyor. Savaştan sonra bir süre Lübnan'da yaşayıp İstanbul'a yerleşen Suriyeli bir oyuncu, İstanbul'da ilk başta radyoda program sunmuş, şimdi internette mizah programı yapıyor. Müzisyen ailede yetişen ve çocukluğundan bu yana babasıyla Halep'e özgü meşklere katılan ud sanatçısını IŞİD, “evinde ud bulundurmak” suçundan haftalarca esir almış. Şimdi ise İstanbul'da bir müzik grubuyla Halep ve tasavvuf müzikleri yapıyor. Arapça, Türkçe ve Kürtçe şiir kitapları yayınlanan, eski asker bir şair, İstanbul'daki Suriye okulunda din kültürü öğretmenliği yapıyor.

Adonis için Suriye'de özel sergi açtı

Yazar ve şehir tarihçisi Hüseyin Emiroğlu (sağda) ve Adnan Alahmad.
Bize göre belgeselin en ilginç konuklarından biri, Halep'teki Kaleemat Sanat Galerisi'ne ve yaklaşık bin eserden oluşan koleksiyonuna kilit vurup bir buçuk yıl önce İstanbul'a yerleşen Adnan Alahmad. İki çocuğu ve eşiyle Halkalı'da yaşayan Alahmad, galerisini kapatmış ama İstanbul'da birkaç yerde şube açmış, açıyor. Mesela Kuzguncuk'taki Zahir restoranın (Ekmek Teknesi dizisinin çekildiği bina) duvarlarında koleksiyonunun bir kısmı sergileniyor. Zahir'deki tablolardan birinde Adonis adıyla da bilinen Suriyeli ünlü şair ve denemeci Ali Ahmet Sait Eşber (1930) var. Adonis için Suriye'de özel bir sergi düzenleyen Alahmad'ın koleksiyonunda,  Avrupa'da, Amerika'da bilinen, sergiler açan Sabhan Adam, Şerif Maden gibi sanatçıların eserleri de bulunuyor. Alahmad, yakında Adonis ile ilgili bir de kitap yayınlayacak.

     Yazar ve şehir tarihçisi Hüseyin Emiroğlu ile ortak çalışan Adnan Alahmad, geçtiğimiz ocak ayında Marmara Üniversitesi Rektörlük Sanat Galerisi'nde, kızının resimlerinin de yer aldığı bir sergi açmıştı. Kasım ayında eserlerini Gaziantep SANKO Sanat Galerisi'ne götürecek. 1 Ağustos Cumartesi günü ise üç aylığına anlaştığı Ümraniye'deki alışveriş merkezi Canpark'ta da Suriyeli ve Arap ressamların eserlerini sergileyecek. Alahmad, Suriye sanatını ve sanatçılarını tanıtmak için yoğun çaba sarf ediyor. Fakat henüz ne Suriyeli sanatçılar Türkiye sanatını, ne de bu toprakların sanatçıları Suriye sanatını tanıyor.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

8 Mart 2015 Pazar

'Sıradışı İnsanlar’ destek arıyor!

9 Mart 2015
2010'da çektiği “İfakat-Uçuruma Yürüyen Kadınlar” belgeseliyle pek çok ödül alan Orhan Tekeoğlu, şimdi de Karadeniz'in sıra dışı insanlarını anlatacak. ‘Sıradışı İnsanlar' adlı belgesel, dünyada sinema ve müzik sektöründe yaygın olan, Türkiye'de ise adı yeni duyulan ‘kitlesel fonlama' platformu www.fongogo.com üzerinden yapılan bağışlarla çekilecek. Yirmi günde bütçenin yüzde 52'si toplandı. Belgeseli desteklemek için 40 gün var.

Orhan Tekeoğlu
“Türkiye’nin en sıra dışı insanları hangi bölgededir?” sorusuna aşağı yukarı herkes aynı cevabı verir. İlginç insanlardır. Karadenizliler. Pratik zekâları, şaşırtan buluşları, yaşam tarzları ve eğlence kültürleriyle bu toprakların neşe kaynağıdırlar. Zorlu doğa şartları onları kıvrak zekalı yapabiliyor. Özellikle icatlarıyla insanı hayrete düşürürler. İtalya’da tez konusu olan bile var. İşte onlardan biri; kayaların üzerine çelik halatlarla ev ve rüzgâr hızıyla dönen çardak yapan Rize Güneysu’dan Bilal Atasoy. Aslında onu tüm Türkiye tanıyor, onlarca kez televizyon haberlerine konu oldu.

Atasoy, hikayesini bu kez Orhan Tekeoğlu’na anlatacak. Ama daha ayrıntılarıyla… Kayalıklara ev dikmesine neden olan inadının/kırgınlığının sebebini, sabah uçuruma bakarak uyanmanın heyecanını, kaya köşküne yeni bir oda eklemek için yaptığı planları…

Yirmi beş yıl gazetecilikten sonra yönetmen koltuğuna oturan Orhan Tekeoğlu’nun ilk belgeseli 2010’da tamamladığı ‘İfakat-Uçuruma Yürüyen Kadınlar’, hem Türkiye’de hem de yurtdışında çok beğenildi. Güçlü, çalışkan ve fedakâr Karadeniz kadınının çilesini anlatan belgesel pek çok ödül aldı. Tekeoğlu, daha sonra ‘Öyle Sevdim ki Seni’ adlı bir sinema filmi çekti. Şimdi ise ikinci belgeseli ‘Sıradışı İnsanlar’ için hazırlık yapıyor.

Çekimleri ağustos ayında başlayacak belgeselde, en popüler diyebileceğimiz beş Karadeniz hikâyesi anlatılacak. En popüler çünkü, Giresun’da beş yüz yıldır konuşulan kuşdilini (ıslık dili), Çamlıhemşin’de gençlerin tahta arabalarla yaptığı Lazralli ya da Formulaz yarışmalarını, çay, odun taşımak için icat edilen yöre adıyla ‘varengel’i (iki vadiyi birleştiren teleferik) ve 364 gün büyük bir heyecanla beklenen Trabzon’un ünlü Sisdağı horon şenliğini bilmeyen neredeyse kalmadı. Zaten Tekeoğlu’nun amacı, ‘İfakat’ın Avrupa’da gördüğü ilgi üzerine, Karadeniz insanının renkli kişiliğini farklı bir pencereden dünyaya anlatmak. İlk belgeselde acı, hüzün, bitmek bilmeyen bir çile vardı, ikincisinde eğlence, pratik zekâ ve doğayla mücadele olacak.
Çamlıhemşin'de tahta arabalarla yapılan yapılan Lazralli yarışmaları.
Giresun'un Kuşköy ve civarında kuş dili (ıslıkla haberleşme) konuşuluyor. Alfabesi bile var.

Rize Güneysu'da kayalıklara çelik halatla ev yapan Bilal Atasoy hikayesi tez konusu bile oldu.
Resim yazısı ekle

Trabzon Sisdağı Yayla Şenlikleri


Online imece
Yapımcılığını Nurdan Tümbek Tekeoğlu’nun yaptığı ‘Sıradışı İnsanlar’, dünyada sinema ve müzik sektöründe yaygın olan, Türkiye’de ise yeni duyulmaya başlayan ‘kitlesel fonlama platformu’ www.fongogo.com üzerinden yapılan bağışlarla çekilecek. Ali Çebi, Ali Türkeş ve Louise Westerlind tarafından bir yıl önce kurulan Fongogo, yerli projeler için bir bağış, fon toplama sitesi. Online imece diyebileceğimiz bir sistem işliyor. Hayata geçirmek istediğiniz film, belgesel, kütüphane, atölye vs. gibi her türlü proje, deyim yerindeyse, sitede görücüye çıkıyor, isteyenler de buradan ekonomik katkıda bulunuyor. Başvuran ve kabul edilen her proje sitede 60 gün kalıyor. Bu süre içinde bağışçılara hediyeler vaat ediliyor. Mesela ‘Sıradışı İnsanlar’a 20 TL veren filmin galasına
davet edilecek, 2 bin TL veren belgeselin jeneriğinde ‘yardımcı yapımcı’ olarak yer alacak. Yirmi günde belgesel bütçesinin yüzde 52’si toplanmış. 78 kişi, sıra dışı insanlara 10 bin 500 TL bağışta bulunmuş. Belgeseli desteklemek için 40 gün daha var. Peki bu işte Fongogo'nun kârı ne? Yüzde 7 artı KDV. Yani birikten paranın yüzde 7'si onların cebine giriyor.
Fongogo ekibi sağdan sola: Louise Westerlin, ?, Ali Çebi, ?, Duygu Bağlan ve Ali Tirkeş.


Sarmaşık'ta Nadir Sarıbacak da rol alıyor.

Sarmaşık filmi için 27 bin TL toplandı
Fongogo’da bugüne kadar 80 projeden 23’ü hedefine ulaşmış ve toplamda bu projelere 300 bin TL bağış yapılmış. İlk başarılı proje, Tolga Karaçelik’in ikinci uzun metrajlı filmi ‘Sarmaşık’. Geçtiğimiz aralık ayında bağımsız filmlerin kalesi Sundance Film Festivali’ne seçilen ‘Sarmaşık’ için bu sitede 27 bin TL bağış toplanmış. Karaçelik, filmini aslında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği parayla çekmiş ama post prodüksiyon için para kalmayınca Fongogo’da kampanya başlatmış.
İkincisi, yapımcı Zeynep Özbatur’un üç kısa filmden oluşan projesi ‘Gerçekler Gizlidir’. Hatice Aslan ve Alican Yücesoy gibi oyuncuların hem rol aldığı hem bağış yaptığı proje için 54 bin
TL toplanmış. En çok bağış toplayan 81 bin TL ile SineMasal. Önümüzdeki yaz üçüncüsü yapılacak olan ve köylere sinema götüren Açıkhava Sinema Festivali SineMasal, çocukların sinema hayallerini gerçekleştiriyor.

Tolga Karaçelik ve Zeynep Özbatur’un kategori lideri olarak adlandırıldığı Fongogo, aslında Özbatur’un projesiyle sesini duyurmaya başladı. Filmin en başından itibaren, yönetmen ya da yapımcıyı izleyiciyle buluşturan, duygusal bir bağ kurmasını sağlayan Fongogo, sinemaya maddi olduğu kadar manevi katkı sunuyor.

Kitle fonuyla gerçekleşen projelere en güzel örneklerden biri İngiliz müzik grubu Marillion olarak gösteriliyor. Grup, 1997’de internette başlattıkları kampanya ile ABD’ye turne düzenlemiş. Bu olaydan sonra kitle fonlaması film ve müzik sektöründen hızlı yayılmış. Bugün pek çok alanda kullanılıyor.

İfakat'ın aldığı ödüller...
Macaristan / 2.Cinepecs International Film Festival / En İyi Belgesel Ödülü
Amsterdam Film Festival / En İyi Senaryo Ödülü
The International Filmmaker Festival- Kent-Great Britain / En İyi Belgesel Ödülü
TRT Belgesel Yarışması / Jüri Özel Ödülü
47. Altın Portakal Film Festivali / Final
Uluslararası Ankara Film Festivali / Final
29.Uluslararası İstanbul Film Festivali / Gösterim
Türk-Macar Film Haftası-Cinepécs 2010 / Gösterim
Essen Türk Alman Film Haftası / İstanbul 2010 Avrupa Kültür Kenti program gösterimi
Croatia-Zadar Film Festival / Gösterim

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ
 

21 Şubat 2015 Cumartesi

‘Gözümün önünde 500 kişiyi öldürdüler'

21 Şubat 2015
Azerbaycan halkının yaşadığı en ağır facialardan Hocalı katliamı, 23. yılında İstanbul'da anılıyor. 26 Şubat 1992'de, o geceyi yaşayanlardan Valey Hüseyinov, 27 günlük esaretini anlattığı Sonsuz Koridor belgeselinin gösterimi için İstanbul'a geldi. 100 değil, 23 yıl önce yaşanan bu katliama ve Hüseyinov'un anlattıklarına kayıtsız kalmak zor.
Valey Hüseyinov ile 19 Şubat 2015'te İstanbul'da kaldığı Maçka Hilton Park Oteli'nin teras katında görüştüm.




26 Şubat 1992 gecesinde Hocalı'da bir katliam yaşandı. Azerbaycan'ın Dağlık-Karabağ bölgesindeki yaklaşık 5 bin nüfuslu bu kasabada, bir gecede resmi rakamlara göre 106 kadın, 63 çocuk ve 70 yaşlı olmak üzere toplam 613 Azeri hayatını kaybetti (resmi olmayan rakamlara göre binden fazla kişi). 1275 kişi rehin alındı. O gece yaşananları anlatmak için rakam vermek ve ‘hayatlarını kaybetti' demek belki daha acı. Telinan Enveroğlu Orucov'un kafa derisi yüzüldü, Fitat Ehedkızı Hasanov tecavüze uğradı, gözleri çıkarıldı, Dilara Oruçgızı Nuraliyeva'nın göğüsleri kesildi, üç yaşındaki Agyar Salmanoğlu İmam diri diri yakıldı, Hafiz Yusufoğlu Nuriyev'in kafası kesildi. O kafalarla Ermeni askerlerin top oynadığını olaya tanık olan bir çocuk daha sonra anlatacaktı... Gecenin tanıklarından biri de 22 yaşındaki Valey Hüseyinov'du.

Valey Hüseyinov, katliamdan beş ay önce evlenmişti.


Valey Hüseyinov, Ermeni silahlı güçleri, Hocalı'ya girdikleri gece evinde eşiyle yalnızdı. Kaçmak için mecburen evden çıktılar, herkes gibi onlar da daha güvenli bölge olan Ağdam'a doğru yola çıktılar, fakat ne mümkün menzile varmak. Hüseyinov'un gözünün önünde 500 kişiyle birlikte, beş ay önce evlendiği eşi öldürüldü, kendisi esir düştü. 27 gün boyunca ölüp ölüp dirildi. Ermeni askerleri gitar çaldığı için parmaklarını tek tek kırdılar, başparmağının tırnağını söktüler. Avuçlarının içini sıcak sobaya yapıştırdılar. Her gün dövdüler. Aç susuz bıraktılar. 27 gün boyunca sadece yarım çay bardağı su verdiler. Sonra öldü zannedip bir dere kenarına attılar. Çırpındığını görünce dereden çıkarıp tekrar işkenceye devam ettiler. Yine ölmediğini gören askerler, bu kez onu kurşuna dizmeye karar verdiler. Bir aydır, eli ayağı tutmayan, konuşamayan, gözünü açamayan, etrafında olup biteni sadece duyan Hüseyinov, bir gece önce gördüğü rüyanın etkisiyle, o an dile geldi. Çünkü rüyasında ona ‘bir gün daha dayan kurtulacaksın' demişlerdi.

Hüseyinov, karşısında silahlı duran askerlere ayın kaçı olduğunu sordu. 21 Mart'tı. 22 Mart onun doğum günüydü. “Doğum gününe kadar yaşamak mı istiyorsun?” diyerek kendisiyle dalga geçen, aşağılayan askerlerle can pazarlığı yaptı. Onu bir gün daha öldürmeyeceklerdi, ama 23 Mart'ta canlı canlı keseceklerini söylediler. Hüseyinov tabii ki bu pazarlığa tamam dedi… Ümidi vardı elbette. Ertesi gün, Azerilere esir düşen üç Ermeni kadın ile Valey Hüseyinov değiş tokuş yapıldı.

Valey Hüseyinov, kurtulmuştu artık ama acısı hâlâ taze. Önceki gün İstanbul'a gelen ve yaşadığı acıları gözleri dolarak anlatan Hüseyinov, yukarıda kısaca ifade ettiğimiz bu işkencenin daha fazlasını Sonsuz Koridor belgeselinde anlatıyor. Dört tanığın eşliğinde Hocalı katliamını belgeleyen Sonsuz Koridor, 24, 25 ve 26 Şubat tarihlerinde sırasıyla Kanyon, Cevahir ve Palladium AVM'deki Cinemaximum sinemalarında 19.00, 20.00 ve 21.00 seanslarında ücretsiz gösterilecek. İzlemek isteyenlerin https://www.eventbrite.com/d/turkey--istanbul/sonsuz-koridor/ adresi üzerinden kayıt yaptırması gerekiyor. Yapımcılığını Emmy ödüllü yapımcı Gerald Rafshoon'un üstlendiği, Litvanyalı Aleksandras'ın Brokas'ın yönettiği belgeseli, Oscar ödüllü oyuncu Jeremy Irons seslendiriyor. 100 yıl önce değil, sadece 23 yıl önce yaşanan ve tanıklarının çoğu sağ olan Hocalı katliamına kayıtsız kalmak çok zor!
 “Hocalı İçin Adalet”
 Sonsuz Koridor belgeseli “Hocalı İçin Adalet” kampanyası çerçevesinde gösterilecek. Haydar Aliyev'in kızı Leyla Aliyeva 2008 yılında uluslararası bir kampanya başlattı. “Hocalı İçin Adalet” (Justice for Khojaly- JFK) kampanyasının amacı, uluslararası kamuoyuna Hocalı'yı anlatmak ve insanları bilinçlendirmekti. Daha da önemlisi hâlâ Ermeni işgali altında olan Dağlık-Karabağ bölgesinde barış ve adaletin sağlanması, suçluların yargılanmasıydı. JFK bu çerçevede pek çok girişimde bulunuyor. Avrupa Azerbaycan Topluluğu (The European Azerbaijan Society, TEAS) kampanyanın ve belgeselin destekçileri arasında.

Hala işgal altında
1980'li yılların sonunda Sovyetler Birliği'nin (SSCB) dağılma sürecinde SSCB'nin topraklarından yararlanmak isteyen Ermenistan, Dağlık-Karabağ bölgesini egemenliği altına aldı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden geçen dört yasa tasarısına rağmen, Dağlık Karabağ ve çevresindeki yedi bölge hâlâ işgal altında. Ortalama 875 bin mülteci ve yerinden yurdundan edilen insanlar Azerbaycan'da kamplarda yaşıyor.

Hocalı için üç etkinlik 
Ramal Kazimov, Genocide series 1, 270 x 150, 2011.

Bir sergi: “Hocalı'ya Adalet” platformu belgesel dışında İstanbul'da bir anma programı, bir de sergi düzenliyor. Katliamın yıldönümü olan 26 Şubat'taki anma programı, Milli Saraylar Müzesi'nde saat 20.00'de başlayacak. Geceye İtalyan sanatçı Alessandro Safina konuk olarak katılacak. Katliam kurbanları anısına hem kendi şarkılarını hem de Azeri türkülerini seslendirecek olan Safina'ya ENBE Orkestrası eşlik edecek. 27 Şubat'ta ise Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde “Gözü Yaşlı Hocalım” sergisi açılacak. Niyaz Najafov, Emin Asgarov, Ramal Kazimov, Anar Huseynzade ve Reza Hazare'nin eserlerinin yer alacağı sergi üç gün görülebilecek. (www.justiceforkhojaly.org)


Bir kısa film yarışması: Hazar Strateji Enstitüsü'nün (SOCAR) yayınlarından Hazar World dergisinin organize ettiği “Hazar Kısa Film Yarışması 2014” bu yıl Hazar bölgesinin kanayan yarası Dağlık Karabağ sorununu gündeme taşıdı. Sonucu geçtiğimiz hafta Ortaköy Feriye Sineması'nda yapılan ödül töreninde açıklanan yarışmanın teması, “Ermenistan İşgali Altındaki Dağlık Karabağ”dı. Jüri, savaş yılları, savaşta şehit düşenler, gaziler, savaş sonrası göçe zorlanan kadın, çocuk ve yaşlılar; göçmenlerin sorunları, yaşamları ve adaptasyon süreçlerini anlatan kısa filmleri değerlendirdi. Yarışmada birinciliği ve 10 bin TL'lik ödülü Cennet Çiçekleri isimli filmiyle Ömer Miraç Tunç aldı. Filmler şu adresten izlenebilir: (www.hazarkisafilm.com)

Bir kitap: Ithaca Press Yayınevi tarafından 2014'te Londra'da İngilizce olarak yayınlanan “Khojaly Witness of a War Crime. Armenia in the Dock”, Avrupa Azerbaycan Topluluğu (TEAS) bünyesindeki TEAS Yayınevi tarafından Türkçeye de çevrildi. “Hocalı: Bir Savaş Suçuna Tanıklık/Ermenistan Tanık Sandalyesi'nde” adlı kitapta, Hocalı katliamının tanıklarıyla görüşmelere, yaşanan acılarla ilgili uluslararası medyada çıkan haberlere, yabancı araştırmacıların bakışlarına, uluslararası örgütlerinin raporlarına ve yabancı fotoğrafçıların çektiği pek bilinmeyen fotoğraflara yer veriliyor. Kitabın tanıtımı, 23 Şubat Pazartesi günü 19.30'da Zorlu AVM Cinemaximum'da yapılacak.


Katliamdan fotoğraflar