Hizmet Hareketi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hizmet Hareketi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2019 Pazartesi

“Gurbette eşimi kaybetmiş, çaresizliğin dibine vurmuştum”

14 Ekim 2019 
“Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanınan ve Atina’da hayatını kaybeden eğitimci Halil Dinç’in eşi, vefatın yıldönümünde tüm yaşadıklarını anlatan bir mektup yazdı.


Atina’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Ankara Samanyolu Cemal Şaşmaz Kız Lisesi Müdürü Halil Dinç’in (45) ölümünün üzerinden 14 ay geçti. Herkes onu eğitimci kimliğinin yanı sıra “Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanıdı. Yunanistan’da kampta tanıştığı Pakistanlı çocuklara da, Meriç’i yol edinenlere de dizeleriyle umut oldu Halil Dinç. Fakat kalbi yaşadıklarına dayanamadı ve 16 Ağustos 2018 sabahı hayatını kaybetti.

Oğlu İhsan’ı Türkiye’de bırakan, iki kızıyla Atina’da tek başına kalan eşi Nihayet Dinç ise eşinin ardından darmadağınık olan hayatını toparlamak için uğraştı. Aile Haziran 2019’da tekrar Belçika’da bir araya geldi ama o zorlu günlerin acısı hala geçmiş değil.

15 Temmuz’dan sonra başlayan Tenkil sürecinde yaşadıklarını kaleme alan Türkçe öğretmeni Nihayet Dinç, eşinin cenazesi için sela okunmasını engelleyen müftüyü, uyuşturucu konulan, ateşe verilen okullarını, hayat arkadaşının kalp krizi geçirdiği o sabahı ve zorlu yol hikayesini yazdı.




Halil Dinç ve Nihayet Dinç

Ben 1972 Van doğumluyum. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümü mezunuyum. 1995’te mezun oldum. Okul yıllarında hizmetin evlerinde kaldım. Son sınıfta hizmetin dershanesinde stajerlik yaptım.

Halil Dinç 1972 Trabzon doğumlu. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi mezunu. 1992 mezunu. Eşim de öğrencilik yıllarında Ankara’da hizmetine evlerinde kaldı. Eşim mezun olduktan sonra Van’a sözleşmeli öğretmen olarak geldi. Serhat Fen Lisesi Kurumlarında Türkçe öğretmeni olarak çalıştı.

Ben de son sınıftayken stajerlik yapıyordum. Halil bey bize ders anlatıyordu. Eşimle orada tanıştık. Kaderi ilahi o öğretmen ben öğrenciydim. Daha sonra Halil bey bana izdivaç talebiyle geldi. Ben de kabul ettim ve 2 Ağustos 1995’te evlendik. İkimiz de hizmetin kurumlarında çalışıyorduk. Sonra o fen lisesi müdürü oldu. Toplam ben 4 yıl, eşim 8 yıl Van’da çalıştık.

Eşimle ilk tanıştığımızda bana yaptığımız işin zor olduğunu, gün gelir hapis gibi şeylerin başımıza gelebileceğini söyledi. “Ben seni kucağında 3 çocukla bırakıp hapse girebilirim” dedi. Beni böyle kabul eder misin diye sordu. Ben de kabul ettim.


DARBE GECESİ TATİLDEN DÖNMÜŞTÜK

Daha sonra 3 yıl Sivas’ta, 2 yıl Sinop’ta, 1 yıl Samsun’da çalıştık. 2007’de Ankara’ya geldik. O Yusuf Tanık’ta müdür oldu. Ben öğretmen. O daha sonra Ülkü Ulusoy İlköğretim’de müdür oldu. Daha sonra Halil Bey Cemal Şaşmaz Kız Lisesinde, ben de İbrahim Avcı İlköğretimde Türkçe öğretmeni olarak çalıştık.

Tabi 17-25 Aralık süreci başladı. Biz bundan hem maddi hem manevi çok etkilendik. Maaşlarımızı alamamaya başladık. Kayıtlarımızda azalma oldu. İnsanlar korkuyordu. Çocuklarını bizden almaya başladılar. Çevreden tepkiler almaya başladık. Bu durum 15 Temmuz darbeye kadar devam etti. Darbe gecesi biz tatilden dönmüştük. Evdeydik. Haberleri izliyorduk. O anda olanları gördük. Çok endişelendik.

OKULA UYUŞTURUCU VE 1 DOLAR KOYMUŞLAR


Eşimin okulunda güvenlik görevlileri eşimi aradılar. Okulun taşlandığını, kendilerinin herhangi bir can güvenliğinin olmadığını söylediler. Kaçtılar. Eşim, diğer okul müdürleri, öğretmenler okula gidemedi. Pursak İlköğretim Okulunu ateşe verdiler. Cemal Şaşmaz müdür yardımcısı bir gece okula girdi. Baktı. Her yere 1 Dolarlar koymuşlar. Masalarda, dolaplarda uyuşturucu koymuşlar. Hepsini klozete atmış. Çok kötü günlerdi.

Daha sonra biz iki aya yakın görümcemlerde kaldık. Ama eşim öğretmenlerini merak ettiği için kendisini tehlikeye atarak Ankara’ya gidip geliyordu.


HAPİSTE OLAN HER ARKADAŞIMIN ÇİLESİ SANKİ BOYNUMDA, DERDİ

Durumlara çok üzülüyordu. Tanıdıklarından, öğretmenlerden tutuklananlar olmuştu. Bizim eski evimize de gelmişler. Kapıları kırmışlar. Beni ve eşimi arıyorlarmış. Biz yeni taşındığımızdan ikametgahı almamıştık. Eşim bizden ayrıldı. Gaybubet yapmaya başladı. Her eve geldiğinde onu biraz daha çökmüş görüyordum. 15 kilo verdi. Sanki 10 yaş yaşlanmıştı. Elleri egzema olmuş, parmaklarından kan geliyordu. Ama doktora gidemiyorduk.

Elinden geldiğince mağdurlara yardım etti. Para buldu. Ziyaret etti. Diyebilirim ki son nefesine kadar Hizmet etti. Bana diyordu ki “Belki ben hapiste değilim ama hapiste olan her arkadaşımın çilesi sanki boynumda.” Çok ar etti. Yapılanları kabul edemiyordu. Bir şiiri vardı “Halkım beni tanımadı” Bunu okur ağlardı.

Derken böyle yaşamak zorlaşmaya başladı. Çocukların psikolojisi hiç kolay değildi. Her an yakalanma korkusu hiç kolay değildi. Eşimin ismi yeni oluşumda geçmeye başlamıştı. Tek çaremiz arabamızı satıp birkaç kuruş para bulup buralardan, vatandan terk-i diyar etmekti.

Tabi ben çok korkuyordum. Meriç’te boğulanları gördükçe cesaretim azalıyordu. Ama eşim bana cesaret verirdi. Her zaman öyleydi. Biraz ümitsizliğe kapılsam Allah bizimle beraber derdi. İmanına kurban olduğum çok imanlıydı.

Ben ona senin Amerika vizen var. İstersen sen git biz sonra geliriz dedim. Ama o hayır Nihayet ne sen bensiz (!), ne de ben sensiz yaparım dedi. Birlikte gitmeye karar verdik. Bu arada çocuklarım;

1) İnci Dinç (12) Yaş

2) Ahsen Dinç (18) Yaş

3) İhsan Dinç (22) Yaş 

  
HERKESE MORAL VERMEYE ÇALIŞIYORDU

İhsan’ Türkiye’de bıraktık. O sonra gelecekti. Meğer babasının cenazesini almak için kalmış orada yavrum. Meriç’i geçme hikayemiz korktuğumuz gibi olmadı. Kolay geçtik. Hapse konulduk. Askerler bize çok iyi davrandılar. Hapiste her saatte bir, bir aile geliyordu. Hepsi de bizim arkadaşlarımızdı. Doktor, avukat, hakim, hemşire, öğretmen… her meslekten vardı. Herkesin hikayesi farklıydı. Çok acı hikayeler dinledik.

Eşim herkese moral vermeye çalışıyordu. Saçları hep aktı. O yüzden herkes ona abi diyordu. Ama fark ediyordum. Yine çok üzülüyordu. Sürekli başı ağrıyordu. Ben de ona hep arveles verdim. Hapisten sonra bizi açık kampa aldılar. Orada Afrinli bir aile vardı. Afrin operasyonunda Türk askerleri evlerini basmış. Onlar da buralara gelmek zorunda kalmış. Onlarla ilgilenmeye çalıştı. Davasını anlattı. Bana, Nihayet Kürtçe bilen arkadaş varsa boş geçirmesinler, bu insanlara davamızı anlatsınlar derdi.

 



“BANA BİR ŞEY OLURSA BU ŞİİRİ YAYINLAYIN”

Kampta Pakistanlı çocuklar vardı. Perişan bir durumdalardı. Halil bey içlerinden birisine ezan okuma görevi verdi. Hep beraber cemaatle namaz kılıyorlardı. Duymuşlar Halil Bey’in öldüğünü, kampta Meriç şiirini dinliyorlarmış.

Gelelim “Gülerek Geçtim Meriç” şiirine. Bence bu şiir Yunanistan’daki arkadaşların ağzında marş gibi söylendi. Ancak Yunanistan’a geçen bu şiiri anlar ve ağlardı. Çocuklar bile bu şiiri ezberlemişti.

Eşim bu şiiri yola çıkmadan 3 gün önce kaleme almış. Bana ilk okuttuğunda çok şaşırdım. Halil bey dedim, sen daha oradan geçmeden nasıl bu kadar anlamlı ve duygulu yazdın. Dedi ki, ben bu şiirini oradaki şehitlerin hissiyatını düşünerek yazdım. Bana bir şey olursa bunu yayınlayın, dedi.

Kamp, hapis, zindan derken 12 gün sonra Atina’ya geldik. Bizi bir misafirhaneye aldılar. İki aile birlikte kalıyorduk. Atina’yı pek sevmedik. Oradan hemen gitmek istedik. Evrakları hazırlattı. Çarşamba yolculuk var dedi. Maalesef o gün yolculuk olamadı. Biraz üzülmüştü. Gece paraları saydı. Nihayet biz bu paralarla ancak 4 defa deneyebiliriz (denemek geçmeye çalışmak). Ben olsun üzülme Allah kerimdir dedim.





MUTLUYDU, HASTA FİLAN DEĞİLDİ

Sabah oldu ev arkadaşlarımız başka bir yere kahvaltıya gittiler. Biz evde dört kişiyiz. Eşim evde bize güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Mutluydu. Hasta filan da değildi. Gel beraber pazara gidelim dedi. Pazardan o kadar çok şey aldı ki ben bile şaşırdım. Markete gittik. Bana dedi ki, gel elini tutayım nasılsa burada kimse görmez.

Eve geldik. Ortanca kızımın morali pek iyi değildi. Ona dedi ki, hazırlan seni döner yemeye götüreceğim. Kendisi tıraşını oldu. Banyoya girmek için hazırlandı. O anda bana seslendi. Bir baktım yere yığılmış. Bilinç yok. Kızımla banyonun dışına çıkardık. Evde yalnızız. Kimseyi tanımıyoruz. Dil bilmiyoruz. Abileri aradım ambulans çağırın diye.

ATİNA YIKILMIŞ, ALTINDA KALMIŞTIM

Apartmanları dolaştım. Kimse yok. Kızım bir saate yakın ağız ve kalp masajı yaptı. Ben de şuursuzca aynı Hz. Hacer gibi oradan oraya deli gibi koşturuyorum. Küçük kızım kanepelerden atlıyor. Ne olur baba ölme! Apartmanın altı doldu insan. Ben balkonda ambulans ambulans diyorum. Sonra abiler geldi. Eşimin kalbi durmuştu. Ben çaresizliğin dibine kadar vurmuş, gurbette çınarımı kaybetmiş, Atina yıkılmış, altında kalmış, kısaca kıyametim kopmuştu. Halil Bey’i ambulansa bindirdiler. Götürdüler. Ama ben iyileşecek gelecek diye bekliyorum. Sonra beni götürdüler. Ve o sözü, dünyayı başıma yıkan, benim yarımı öldüren, Halilin öldü lafını duyunca tek şey düşündüm. Ölmeyi. 



BENİ MORGA GÖTÜRDÜLER

Ama ölemezdim. Çünkü ben bir anneydim. Kalbim parça parça Türkiye’deki oğlumu düşündüm. Evdeki kızlarımı gariplerimi düşündüm. Ben onlara nasıl babanız öldü diyecektim. O anda Hz. Meryem gibi “Keşke unutulsaydım, keşke hiç doğmasaydım, bir daha adımı kimse anmasaydı, kaybolup gitseydim.” sözünü söyledim.

Fakat imtihan yaşamak zorundaydım. Allah bana yeter ! dedim. Beni morga götürdüler. Kıyamıyorum Halilimin yüzüne bakmaya. Elini tuttum. Orada değildi. Kıyafetini çıkarmıştı. Tabi bayılmışım. Beni aldılar arabaya bindirdiler. Eve gitmek istemiyorum. Çocuklara ne diyecektim. Sığınağımız, çınarımız, duvarımız yıkıldı mı diyecektim.
 

ACIMIZI KİMSE ANLAYAMAZDI

Eve geldik. Ahsen bana baktı. Tabi anladı. O da orada düştü bayıldı. Küçük kızım dışarıdaydı. Ona da söylediler. Psikolog gelmişti. Ama psikolog senin yarana ne derman olur. Abiler, ablalar, bütün Yunanistan oraya döküldü. Ama acımızı anlayamazlardı. Akraba yok, kimse yok. Neyse abiler bizi o evden taşıdılar. Başka bir eve gittik. Yanımızda bize destek olan, benim canım arkadaşım ve eşinden Allah razı olsun. Tabi ben hiç iyi değilim. Ne yapacaktık Yunanistan’da. Eşimi Trabzon’a göndermeye karar verdik. Ailesi çok istiyordu. Kabrini hazırlamış, gelmesini bekliyorlardı.

KHK’LI BİR ARKADAŞI NAMAZINI KILDIRDI

Esma Uludağ’ın cenazesini taşıyan şirketle anlaştık. Eşimi otopsi için orada 9 gün beklettiler. O 9 gün bana ölüm gibi geldi. Sonra düşündük, Türkiye’de eşimi yıkamazlar. Orada abiler yıkadı, cenaze namazını bizim arkadaşlarımız kıldırdı. Eşimi en son o cenaze namazında gördüm. El salladım. Ahirette görüşürüz dedim. Tabi bayılmışım. Benden nabız alamıyorlar. Çocuklarım benim etrafımda anne ölme, anne ölme!

Bu arada oğlum haberi alır almaz bayılıyor. Daha dün babamla konuştum diyor. Yapayalnız. Bir iki arkadaşı yanına geliyor. Sonra o da cenazeyi almak için Trabzon’a geliyor. Trabzon havaalanında sadece İhsan ve bir enişte cenazeyi alıyor. Kardeşi korkuyor. Gelip almıyor. Trabzon’da eşim için ‘fetöcülerin elebaşısı geliyor, sakın selasını okutmayın ve namazını kıldırmayın diyor müftülük. Eşimin cenazesini bir KHK’lı arkadaşı kıldırıyor. Rabbim onların namert ellerini eşime sürdürmüyor. Bu arada ben perişan. Abiler bana ne yapalım abla, yola devam mı, yoksa Türkiye’ye mi dönersiniz. O kadar zor bir durum ki… Ne yapacağımı bilmiyorum. Atina bana mezar olmuş, nefes alamıyorum.


 POLİS SENİ ALIYOR, KAFESE KOYUYOR

Türkiye’ye dönsem yakalanacağım. Akrabalarım dön ne olur, bir iki yıl yatarsın diyorlar. Ama çocuklarıma bir de bunu yaşatırsam kaldırmazlar. Sonra bir abi bana dedi ki, ‘Abla Halil abi, o namertlerin elini vücuduna sürdürmedi. Siz giderseniz Halil Abi çok üzülür.’

Kızım da ‘Anne babam bizi buraya getirdi, o olsaydı tekrar onlara teslim olmamızı istemezdi’ deyince yola devam etmeye, hicretimizi tamamlamaya karar verdik. Bu arada ben ilaca başladım. Psikolog bir arkadaş bana yardımcı olmaya çalıştı. Kendimizi biraz toparlamaya başlayınca Belçika’da kamp olmadığı için Belçika’ya geçmeye karar verdik.

Ahsen çok zayıflamıştı. 45 kiloya düşmüştü. Panik atak geçiriyordu. 6 defa onunla denedik. Olmadı. Her denememizde Ahsen daha çok yıpranıyordu. Polis seni alıyor, kafese koyuyor, bunlar kolay şeyler değil. Sonra tek denemeye karar verdi ve Elhamdülillah geçti. Belçika’da bir arkadaşımda kaldı. Ben küçük kızımla denemelere devam ettim.


 HEPİMİZ YARALI BİR KUŞ GİBİYİZ

Bu arada İhsan da Belçika’ya farklı yollardan geldi. Dış hatlardan teslim oldu. İki ay hapis yattı. Sonra oturum aldı. İki kardeş artık birbirlerine dayanak olmaya başlamıştı. Ben Yunanistan’da 12 defa deneme yaptım. O kadar ayrı bir imtihan ki. Allahım kim bu durumda ve geçmek istiyorsa sen yardım et.

Küçük kızım artık havaalanını görmek istemiyordu. Şimdi bile havaalanı fobisi var. Bir yerde polis ve asker görünce rengi soluyor, hemen elimi tutuyor. Ben 10 Haziran 2019’da Belçika’ya geldim. Eşime haber gönderdim. “Halilim emanetlerine kavuştum.”

Şimdi hepimiz yaralı bir kuş gibiyiz. Birbirimizin yaralarını bazen sarıyor, bazen kanatıyoruz. Ben yarım kaldım, yarım olarak yoluma devam ediyorum. Rabbim beni de onun gibi hizmete hadim eylesin. Çocuklarıma da hakkı ve hakikati göstersin.

Meğer bu yol uzundur
menzili çoktur
derin sular var

ilahisini şimdi hepimiz yaşar olduk.


Bu yaşadıklarımdan hiçbir zaman Rabbime küsmedim. Ben yetim büyüdüm. Annemi 7, babamı 12 yaşında kaybettim. Ama rabbim beni hiç bırakmadı. Her zaman himayesini hissettim. Halilim bana onun bir nimetiydi. Nimeti veren O alan O. Ben yetimken bana sahip çıktı, okuttu, evlendirdi, sağlıklı çocuklar verdi, hizmetle tanıştırdı. Bu kadar nimet vermişken biraz da nikmet olmuş çok mu?

“Rabbim ebedi kavuşmalar nasip etsin”
“Ölüm niçin zor bilir misin? Çünkü onu yaşayan sağdır.”


Halil Dinç, ölümünden bir gün önce ailesiyle birlikte Atina’da.

Halil Dinç’in “Geçtim Meriç’ten” şiiri vefatının ardından Dil ve Kültür Festivali için bestelenip seslendirildi.


HALİL DİNÇ’İN HALKIM BENİ ANLAMADI” DİYE SÖYLEYİP SÖYLEYİP AĞLADIĞI “SİTEM” İSİMLİ ŞİİRİ

Haliktan geldiler dedim
Halkım beni tanımadı
Şu ömrümü sebil ettim
Halkım beni tanımadı.

Ben çamur içtim bir nice
Ayaza tipiye durdum
Bal yesin dedim ömrünce
Salkım beni tanımadı

Bir ağaç altı gölgede
Misafirdim her bölgede
Bir yer değil tüm ülkede
Mülküm beni tanımadı

Güzel bir şiirim olsun
Bestesi herdem duyulsun
Mürekkebi kalbden çektim
Kilkim beni tanımadı.

İyi günde kötü günde
Dost sanmışım… attı künde
Güzellikler kaldı dünde..
Bilgim beni tanımadı.

Miractan dönen Nebiyi
Örnek aldım döndüm ona
Görsünler diye iyiyi..
Yetmedim ben yetemedim..
Bir hiç uğruna aldandı.
Halkım beni tanımadı.








Halil Dinç’in cenazesi, Vakfıkebir Çelebi Köyü mezarlığına defnedildi.

21 Temmuz 2019 Pazar

Ölümcül hastalığına rağmen 4 aydır tutuklu

21 Temmuz 2019
Milyonda bir görülen ve kansere dönüşebilen ölümcül bir hastalığa sahip olan Raziye Işık (32), yarın hakim karşısına çıkacak. Doktorların ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdiği  Işık’ın babası ve babaannesi aynı hastalıktan öldü. Üç kardeş ise yıllardır milyonda bir görülen bu hastalıkla mücadele ediyor.

7 Mart 2019’dan beri Sivas E Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan ev hanımı Raziye Işık yarın 10.30’da Sivas 3. Ağrı Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak.

3,5 yaşındaki oğlu Adil Bera, eşi Ömer Işık ve kızkardeşi Zehra Işık ile birlikte ailece cezaevinde tutuklu bulunan Raziye Işık’ın (sağda) milyonda bir görülen ve tiroid kanserine dönüşen Men2A adlı kalıtsal bir hastalığı bulunuyor.

Raziye Koç Işık (sağda), 3,5 yaşındaki oğlu Adil Bera, kızkardeşi Zehra Koç ve eşi Ömer Koç ile birlikte aynı cezaevinde tutuklu.




Babası ve babaannesi genç yaşta bu yüzden vefat etti. Kızkardeşi Zehra Işık (solda) ve erkek kardeşi Fatih Işık aynı hastalıktan tedavi gördü. Fatih Koç’a Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) hastalığından dolayı askerlik yapamaz raporu verdi.

AİLEDEN 2 KİŞİ ÖLDÜ AMA DOKTORLAR HASTALIĞINA GUATR MUAMELESİ YAPIYOR


Raziye Koç Işık’ın 4 ay içinde cezaevinde durumu kötüleştiği için 4 kez Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Doktor, “Cezaevinde mikrop kapmışsın, ameliyat olman lazım, seni yatırabiliriz” dedi.

Ama ne ailesindeki ölümler, ne de tutukluluk sürecinde 4 kez hastaneye kaldırılması doktorlar tarafından dikkate alınmadı.

Aile yakınları, mahkemeye sunulmak üzere heyet raporu almak için başvurduklarını ama doktorların böylesine ölümcül bir hastalığa guatr muamelesi yaptıklarını ve hasta tutuklu için ‘cezaevinde kalabilir’ diye beyanda bulunduklarını belirtti.






3,5 yaşındaki Adil Bera Işık, cezaevinde büyüyen 864 bebekten sadece biri. Annesi, babası, teyzesi… Herkes tutuklu.

18 Temmuz 2019 Perşembe

“Kardeşim cezaevinde sakat kalmak üzere!”

18 Temmuz 2019 
İlahiyat öğrencisi Esra Çepik, bel kayması rahatsızlığına rağmen bir yıldır cezaevinde tutuluyor. Cezaevi yönetimi tarafından tedavisi aksatılıyor. Ablası Fikriye Canlıer, "Kardeşim cezaevinde sakat kalmak üzere" diyor.


Esra Çepik (25) Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık öğretim İlahiyat Fakültesi 2. sınıf öğrencisiyken hakkında gözaltı kararı çıktı. Telefonuna Bylock uygulaması yüklediği  ve Hizmet Hareketi gönüllüsü olduğu gerekçesiyle 27 Temmuz 2017 tarihinde gözaltına alındı.

8 günlük nezarethane sürecinden sonra adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Bir yıl sonra aynı tarihte Esra Çepik için yeniden tutuklama kararı verildi. Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi,önce 03.07.2018'de tutukluluğuna, sonra 23 Ekim 2018'de Çepik hakkında 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti.

Esra Çepik, defalarca yazdığı dilekçelerin ardından cezaevi yönetiminin izniyle 3 ay önce doktora götürüldü. Doktor, MR çekilmesi gerektiğini söyledi. Ancak cezaevi yönetimi, MR çektirmeye izin vermedi.

OLAYIN ARDINDAN BABAM KALP KRİZİ GEÇİRDİ

Şanlıurfa Hilvan Cezaevinde bulunan Esra Çepik'in ailesi, BOLD'a konuştu. Esra Çepik'in küçük ablası Zeynep Çepik, kardeşinin gözaltına alındığı gün yaşananları anlattı. Esra Çepik'i tutuklamak üzere polisler, Çepik ailesinin yaşadığı Şanlıurfa'nın Bozova köyüne gitti. Evin etrafını askerler kuşatırken 3 araç da dışarıda üniversite öğrencisi Esra Çepik'i bekledi.

Abla, Zeynep Çepik, "Bu olayın ardından babam kalp krizi geçirdi. 8 günlük gözaltı sürecinde şeker hastası olan annemin kan değerleri 600'e çıktı" dedi. Hasta halleri ile her hafta cezaevine ziyarette bulunan anne-baba artık kızlarının serbest bırakılmasını istedi.

MAHKEME, RAPORU DİKKATE ALMADI

Zeynep Çepik, mahkeme sürecinde kardeşinin sağlık raporunu hakime sunduklarını ancak raporun hiç dikkate almadığını bildirdi. Kardeşinin cezaevinde arkadaşlarının yardımıyla ihtiyaçlarını karşılayabildiğini vurguladı. Oturup kalkarken ya da yürürken bile artık çok zorlandığını belirtti.


CEZAEVİNDE DAHA DA KÖTÜYE GİDİYOR

Büyük abla Fikriye Canlıer de kardeşi üniversiteye başladığında ortaya çıkan bel kayması rahatsızlığının cezaevi şartlarında daha kötüye gittiğini aktardı.

Canlıer, Esra Çepik'in hastalığı ile ilgili "Biz, ilaçlarını götürdük, içeriye almadılar. İçeride doktorların ilgileneceğini söylediler. Ama doktorlar da ilgilenmemiş" ifadelerini kullandı. Görüş sırasında kardeşinin çok yavaş hareket edebildiğini dile getirdi.

"Abla artık dilekçe yazmaktan yoruldum" diyen Esra Çepik'in, taleplerinin dikkate alınmaması nedeniyle yeni dilekçe yazmadığını anlattı.

Esra Çepik, ablası Fikriye Canlıer ve yeğeni ile birlikte Şanlıurfa Hilvan Cezaevinde. (05.04.2019)

Fikriye Canlıer, şu bilgileri paylaştı: "Koğuşları 27-28 kişi. İki koğuşu birleştirmişler. Şanlıurfa'nın sıcağında buna dayanamazsınız. Çamaşırları ellerinde yıkıyorlar ama kardeşim yıkayamıyor, arkadaşları yardımcı oluyor. Çünkü oturup kalkamıyor. Açık görüşe gittiğimizde elinde bir poşeti varsa onu arkadaşları alıyor o yavaş yavaş yürüyerek geliyor. Arkadaşları içeri giriyor o arkadaşlarından sonra geliyor. Yatıp uyuyamıyor arkadaşları masaj yapıyor, yine de yatamıyor."

SULAR HEP KESİK

Görüş günlerinde cezaevine giden abla Canlıer, içeride su sıkıntısı olduğunu, su akmadığı için kimsenin ellerini yıkayamadığını söyledi. "Günde 1 saat su veriliyor sadece. Belli bir saatte su veriyorlar o saatte kullandık kullandık kullanamadık kalıyorsun, diyor kardeşim. Bunların banyo yapmaya, çamaşır yıkamaya, abdest almaya ihtiyacı var. İçme suyu da kısıtlı, kantinden alıp içebiliyorlar. Yemekler kısıtlı, su kısıtlı..." dedi.

KOLTUK DEĞNEĞİ KULLANMASI GEREKECEK

"Doktora götürmek için kardeşimin sakatlanmasını ya da ölmesini mi bekliyorlar" diye soran Canlıer, şöyle devam etti:

"Benim kardeşim daha çocuk... Zaten suçsuz yere tutukladınız, o zaman içeride ilgi gösterin onlara. Şu anda kendisi hiç oturup kalkamıyor, arkadaşları yardımcı oluyor. Eğer böyle devam ederse bir iki ay sonra koltuk değneği kullanması gerekir."

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre, cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin cezası, hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor. Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara uygulanmıyor, kanunlar çiğneniyor. Türkiye cezaevlerinde 2019 yılı itibariyle yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.

Esra Çepik, cezaevine girmeden önce. (Haziran 2018)
 * Bu haber Gül Nur Hasesoğlu imzasıyla www.boldmedya.com'da da yayınlanmıştır. 

29 Haziran 2019 Cumartesi

BM’den koruma talep eden 8 kişi Moğolistan’dan çıkış yolu arıyor

29 Haziran 2019
Moğolistan’da can güvenliği ve Türkiye’ye iade edilme endişesi taşıyan 6 öğretmen, 1 satın alma personeli ve 1 ev hanımı BM’ye başvurarak koruma talep etti.

Ayhan Altındağ (37), Enes Uzun (35), Fatih Avşar (41), Mustafa Varol (31), İshak İlik (31) ve Hacı Ömer Ayyıldız (42) (sağdan sola).

15 Temmuz’dan sonra Türk büyükelçilikleri ve konsolosluklarında bazı Türk vatandaşlarına karşı başlatılan resmi işlemleri yapmama, pasaporta el koyma, süre uzatmama ya da yeni doğan çocuklara pasaport vermeme gibi yaptırımlar devam ediyor. Moğolistan’da yaşayan 7 eğitimci ve aileleri de ülkede sıkışıp kaldı.

30 Haziran 2019’da oturumlarının süresi biten Yalçın Sandal (54), Hacı Ömer Ayyıldız (42), İshak İlik (31), Fatih Avşar (41) ve eşi Meryem Avşar (39), Enes Uzun (35), Ayhan Altındağ (37) Mustafa Varol (31) Nisan 2019’da seyahat etme hakkından ve özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Hem pasaportları iptal edildiği için hem de çocuklarına pasaport çıkartamadıkları ya da vizelerini uzatamadıkları için ülkeden ayrılamıyorlar.

Bu gelişme üzerine can güvenliği tehlikesi ve Türkiye’ye iade edilme endişesi de taşıyan toplamda 8 isim, 14 Haziran 2019’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Moğolistan Ofisine başvurarak koruma talep etti. 31 Aralık 2019 sonuna kadar BM’nin koruması altında olan aileler yine de endişeli.
İshak İlik ve ailesi.

SİYASİ MAHKUM DURUMUNDAYIZ

27 Temmuz 2018’de Moğolistan’daki Empaty Okullarının Genel Müdürü Veysel Akçay sabah saatlerinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından evinin önünde kaçırılmaya çalışılmış, Moğol devletinin duruşu ve halkın sosyal medya tepkisi nedeniyle gerçekleştirilememişti.

7 yıldır Moğolistan’da yaşayan İngilizce öğretmeni İshak İlik, bu olayı hatırlatarak “Onun rövanşını almak için bizi burada tuttuklarını düşünüyoruz. Siyasi bir mahkum gibi tutsak kaldık. E-devlet’e baktığımızda hakkımızda herhangi bir dava görünmüyor. Buna rağmen diyorlar ki pasaportunuz iptal. Tamamen keyfi uygulamalar” dedi.

15 Temmuz’dan sonra Malezya’dan İsmet Özçelik ve Turgay Karaman, Kosova’dan Cihan Özkan, Kahraman Demirez, Hasan Hüseyin Günakan, Mustafa Erdem, Osman Karakaya ve Yusuf Karabina, Kazakistan’dan Zabit Kişi MİT tarafından kaçırılarak Türkiye’ye zorla götürülmüştü.

İshak İlik yaşadıkları engellemeleri anlattı.

Ne zamandır Moğolistan’da yaşıyorsunuz?

Ben 2012 yılında geldim. İki yıl merkezde, başkentte öğretmenlik yaptım. Beş yıldır da Moğolistan’ın en batısında Bayan Ulgii’de çalıştım. Merkeze 1700 km uzaklıkta bir bölge. Merkeze uzaklığı arabayla 30-35 saat civarında.

Ne öğretmenisiniz?

İngilizce öğretmeniyim. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi mezunuyum. Mezun olur olmaz da Moğolistan’ın yolunu tuttuk. Önce yalnız geldim. 20 Temmuz 2015’te evlendim. 17 Ağustos 2015’te eşim geldi. 7 yılda burada birçok madalya kazandık, ülkeye pek çok öğrenci yetiştirdik. Moğolistan devleti de bunları gördü, biliyor ve kıymet veriyor.

Diğer 7 kişi de aynı okulda mı görevliydi?

Üç arkadaşla aynı okuldaydık, diğer 3 kişi de merkezde. Bir kişi de başka bir okulda görevliydi. Biri de ev hanımı. Hacı Ömer Ayyıldız Türkçe, Fatih Avşar kimya, Enes Uzun matematik, Ayhan Altındağ bilgisayar, Mustafa Varol matematik öğretmeni. Yalçın Sandal ise bir okulun satın alma işlerinden sorumluydu.

Hacı Ömer Ayyıldız ve ailesi.

Oturumlarınız ne durumda? Hala süreniz var mı?

Yarın (30 Haziran) doluyor. Pasaportlarımız iptal olduğu için ülkeden çıkamıyoruz. Bu sorun nasıl çözülecek bilmiyoruz. Oturum bittiği için ve yenileyemediğimiz için 10 güne kadar ülkeden ayrılmamız gerekiyor. Ne olacağını bilmiyoruz. Bekliyoruz. Geçen yıl Empaty Okullarının Genel Müdürü Veysel Akçay kaçırılmaya çalışıldı. Moğolistan halkı ve devletinin girişimi sayesinde engellendi.


İshak İlik’in 2 yaşındaki kızı Tuana İnci ve 8 kişiye BM’nin verdiği koruma belgesi.
Sizin de can güvenliğiniz tehlikede mi?

Bizim de korkumuz vardı tabi. Bundan dolayı Moğolistan’daki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)’ne başvurduk. 14 Haziran 2019’da hepimize ayrı ayrı Asylum Seeker Certificate belgesi verildi. Bu belgeye göre, adı geçen kişi isteği dışında, hiçbir ülkeye zorla gönderilemez. Bu deport edilmemizin de önünü kesiyor. Yani bizim BM’nin koruması altında olduğumuzu gösteriyor. Moğolistan’ın da uluslararası hukuğa saygı göstereceğine inanıyoruz.


Ayhan Altındağ, 2015-2016 yılı başlangıcında öğrencileriyle birlikte.




Pasaportunuz iptal edilse de başka bir ülkeye bilet alıp gidemiyor musunuz?

Moğolistan’da şöyle bir kural var. Ülkeden ayrılırken ‘çıkış vizesi’ adı verilen vizeyi almak zorundasınız. Diğer ülkeler gibi direkt biletinizi alıp gidemiyorsunuz. Nisan ayında evlilik hazırlığı yapan ve başka bir ülkeye gitmesi gereken Mustafa Varol vizeyi veren Immigration Office’e gitti. Ona, ‘pasaportunuz Türk elçiliği tarafından iptal edildi. Bize bir yazı ve isim listesi geldi. Bu listede adınızın var. Bundan dolayı size çıkış vizesi veremeyeceğiz. Türk elçiliğine giderek siz bunu kendi aranızda görüşün, halledin’ denildi. Bu olay üzerine Moğolistan’da çalışan bütün öğretmenler aynı kuruma, ‘acaba bizde de bir şey var mı’ diye başvurdu. 8 kişinin pasaportlarının iptal edildiği ortaya çıktı. Moğolistan hükümeti ‘geçerli olmayan resmi bir evraka işlem yapamayız’ diyor doğal olarak.


Meryem-Fatih Avşar ve çocukları.




BM oturumlarınızla ya da pasaportlarınızla ilgili herhangi bir şey yapamıyor mu?

Açıkçası, burası BM’nin çok aktif olduğu bir yer değil. Sadece bizden bilgi ve evrak topluyor ve merkeze yolluyor, oradan geleni bize bildiriyorlar.

Eşler ve çocuklar da aynı durumda mı?

O da başka bir sorun. Kızımın pasaportu yok. İki yıldır çıkartamadık. Tuana İnci 15 Mart 2017’de dünyaya geldi.15 Temmuz’dan sonra buradaki elçiliğin tutumu tamamen bize karşı değişti. Hiçbir resmi işlememizi yapmıyorlar.


Yalçın Sandal ve ailesi.




Ne diyorlar size?

Ben elçiliğe uzak bir yerdeydim. Benim durumumda olan birkaç arkadaşımız vardı. Onların çocuklarının pasaportları süreleri bitmişti. Uzatmak için gittiklerinde aldıkları cevap “Biz veremiyoruz” oldu. Türkiye’de hakkımızda herhangi bir arama kararı yok, bir şey yok. Tamamen keyfi uygulamalarla karşı karşıyayız.

Elçilikte nasıl davranıyorlar?

En basitinden nüfus kayıt örneği almak için gittiklerinde dahi kötü bir muameleyle karşılaşıyorlar. İşlemler yapılırken sürekli ‘pasaportunuzu getirin, ona göre işlem yapacağız’ diyorlar. Oysa buna gerek yok. Pasaportları istemelerindeki amaç belli. El koymak, iptal etmek.


Enes Uzun ailesi ve öğrencileriyle birlikte.





Moğolistan hükümeti bu konularla ilgili herhangi bir şey yapamıyor mu?

Moğolistan çocuklarımız dünyaya geldiğinde doğum belgesi verdi ve sağlık belgesi çıkarttı. Moğol çocuklar gibi bizim çocuklarımız da tüm haklara sahipler. Moğolistan, kendi ülkesinin kabul etmediği çocuğu bağrına basmış oldu. İki buçuk yıldır kızımla ilgili bize hiçbir problem çıkartmadılar.

Biz 6 ayda bir oturumumuzu yenilememiz gerekiyor, oturum yenilenirken de evraklar güncellenip tekrardan veriliyor. Bu oturum yenileme sürecinde, çocuğumun evraklarını olmadıklarını bildikleri için o konu hakkında hiçbir şey demediler. Anne-babanın oturumları varsa çocuk da kalabilir dediler. Yani Moğolistan hükümeti bize bir sorun çıkartmıyor. Moğolistan halkının iyiliklerini gördük.



Mustafa Varol (elinde kupa tutan) öğrencileriyle birlikte.


25 Haziran 2019 Salı

Kanser hastası iki kız kardeş ikinci kez tutuklandı

25 Haziran 2019 
Ailecek kalıtsal kanser hastalığı olan iki kız kardeş tedavileri sürerken tutuklandı. Raziye Koç’un kocası da tutuklu. Bebek hasta annenin koğuşunda.
Zehra Koç, Adil Bera Işık (3,5) ve Raziye Koç Işık
Koç Ailesi, milyonda bir görülen ve tiroid kanserine dönüşen Men2A adlı kalıtsal bir hastalıkla mücadele ediyor. Hastalık nedeniyle birçok acı yaşayan aile, şimdi de Hizmet Hareketi’yle bağlantıları olduğu gerekçesiyle soruşturma kıskacına alınmış durumda.

Tedavi süreçleri devam eden iki kız kardeş, 4 ay önce ikinci kez tutuklandı. Kardeşlerden Raziye Koç Işık’ın eşi ve 3.5 yaşındaki küçük çocuğu da demir parmaklıklara hapsedildi.

GATA’DA AMELİYAT OLDU, ASKERLİKTEN MUAF EDİLDİ

Raziye, Zehra ve Fatih Koç, Sivas’ın Gürün ilçesine bağlı Eskihamal köyünde doğup büyüdü. Babaları Nuri Koç, 38 yaşındayken kalıtsal hastalık nedeniyle genç yaşta hayata veda etti. Babaanneleri de 1994’te, henüz 50’li yaşlarındayken aynı hastalıktan yaşamını yitirdi. Üç kardeş hasta ve yaşlı annelerine bakıyor, köylerinde çiftçilik yaparak hayatlarını geçiriyordu.

Ailedeki kalıtsal hastalık zamanla üç kardeşte de ortaya çıktı. 28 yaşındaki Fatih Koç, 2012’de askere gittiğinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) ameliyat oldu. ‘Askerlik yapamaz’ denilerek terhis edildi.

Hastalığın belirtileri Raziye Koç Işık’ta 2005’te başladı. Önce böbrek üstü bezinde bir kitle oluştu. O kitle eğer alınmazsa guatrı tetikleyip beyne vuruyor ve beyin kanamasıyla hasta hayatını kaybedebiliyor.

2013’TE TROİD KANSERİ TEŞHİSİ KONULDU

Raziye Koç Işık (32)


Belirtiler artınca doktora giden Raziye Koç Işık’a 2013 yılında Sivas Anadolu Hastanesinde multinodüler troid teşhisi, daha sonra da tiroid kanseri teşhisi konuldu.

Ses tellerini etkileyecek ciddi bir hastalık olduğu için Işık, Sivas’taki doktorları tarafından Ankara Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesine sevk edildi. Buradaki doktorlar, Sivas’ta yapılan operasyonda böbrek üstü bezleri ve troid bezindeki kitlenin tamamen temizlenemediği tespit etti.

Konsey kararı ile böbrek üstü ameliyatını yapabilecek tek doktorun Ankara Atatürk Hastanesinde olduğu kararı verilerek Işık buraya gönderildi. Yedi saat süren zorlu ameliyat sonrası kitleler alındı. Ancak troid bezine operasyon yapılacakken hamile olduğunu öğrenen Işık’ın tedavisi ertelendi.

Raziye Koç Işık, kendisi için de sürpriz olan hamilelik ve doğum sürecini atlattıktan sonra tekrar tedavisine devam edecekken Haziran 2018’de Sivas’ta bir AVM’de arkadaşlarıyla alışveriş yaparken örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklandı.


YEMEK MUHABBETLERİ ŞİFRE SAYILDI

Ev hanımı Raziye Işık, Sivas E Tipi Kapalı Cezaevinde 6 ay kaldı. Bu süreçte tedavisi aksadığı için ataklar geçirmeye başladı. 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Işık, Aralık 2018’de tahliye edildi.

Birkaç ay sonra ise bu kez tüm aile şok yaşadı. 7 Mart 2019’da eşi Ömer Işık, kızkardeşi Zehra Koç ile birlikte teknik ve fiziki takibe takıldıkları için tutuklandılar. Haklarındaki suçlama telefonda arkadaşlarıyla yaptıkları yemek muhabbetleriydi. Polis, içinde ‘dolma, sirke’ geçen cümleleri şifreli konuşma şeklinde değerlendirerek topluca bir aileyi daha hapse attı.

4 AY İÇİNDE 4 KEZ HASTANEYE KALDIRILDI


Raziye Koç Işık’ın 4 ay içinde cezaevinde durumu kötüleştiği için 4 kez Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Doktor, “Cezaevinde mikrop kapmışsın, ameliyat olman lazım, seni yatırabiliriz” dedi. İki haftaya kadar yapılan biyopsi sonuçlarına göre durumuna karar verilecek.

Kardeşi Fatih Koç, yaşananları şöyle anlattı: “İkimizin hastalığı aynı. Aynı ilaçları ablam da kullanıyor, guatr ilaçlarımız aynı, ben ayrıyeten tansiyon ilacı kullanıyorum. Ablam benden önce hastalanmıştı. Ankara'da ameliyat oldu. Önce böbrek üstü bezindeki kitleyi aldılar. Sonra boğazda tiroid, partiroid aldılar. Bir tür kanser. Vücut tekrar üretiyor. İkinci ameliyatı riskli.

Nadir bir hastalık olduğu için bunu yapabilen doktor sayısı da az. Ses tellerinin tamamen gitme ihtimali ve masada kalma durumu var. İki hafta sonra biyopsi raporu çıkacak. O rapora göre ya ameliyat edecekler ya da öncesinde bir tedavi uygulayacaklar. Ciddi ve ender görülen bu hastalık için Ankara’daki hekimler kesinlikle kendilerinden habersiz tedaviyi değiştirmemesi veya herhangi bir operasyon yapılmaması konusunda sıkı sıkı tembihlemişlerdi. Şimdi kendisine nasıl bir tedavi uygulanacağını bilmiyoruz.”

Ömer Işık, anne Kıymet Koç, Zehra Koç, Adil Bera ve Raziye Işık Koç (soldan sağa)

3,5 YAŞINDAKİ ÇOCUK DA RİSK ALTINDA

Sadece Raziye Koç Işık değil, 3.5 yaşındaki oğlu Adil Bera da risk altında. Annesiyle birlikte hapiste bulunan Adil Bera’da da bazı belirtiler olduğu için annesini onu doktora götürmüştü. Aynı hastalığın onda da ortaya çıkmasından ve ilerlemesinden endişe ediliyor.

KHK İLE İHRAÇ OLAN EŞİ, BULAŞIKÇILIK YAPIYORDU


Din Kültürü öğretmeni Ömer Işık ise 1 Eylül 2016’da KHK ile ihraç oldu. Bulaşıkçılık yaparak evinin geçimini sağlayan Ömer Işık hakkındaki tek suçlama sendikaya üye olması.

YOĞURT, SÜT SATMAK DA YASAK!


29 yaşındaki kızkardeşi Zehra Koç da ikinci kez hapse girdi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Almanca öğretmenliğinden 3 sene önce mezun olan Koç, bir yandan KPSS’ye hazırlanıyor, bir yandan da bir kolejde çalışıyordu.

2017 Ağustos’ta örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. 9 ay Sivas E Tipi Cezaevinde kaldı. Tahliye olduktan sonra köyüne gitti ve annesinin yaptığı yoğurtları, sütleri satarak aile geçimine katkıda bulunmaya çalıştı.

Tekrar tutuklandığında, telefonla sattığı süt ve yoğurt ‘örgüte yardım ve yataklık’ olarak dosyasına girdi. Ablası gibi hastalığından dolayı tedavi gören Zehra Koç’un sağlık durumu şimdilik iyi fakat cezaevi koşullarından dolayı onun hastalığının da tekrar nüksetmesinden endişe ediliyor.

HEYET RAPORU VERİLİRSE...

18 Haziran’daki ara kararda Raziye Koç Işık’ın tutukluluğunun devamına karar verildi. 22 Temmuz 2019’da tekrar hakim karşısına çıkacak olan Işık’ın, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi endokrinoloji bölümünden Sivas 3. Ağrı Ceza Mahkemesine ‘cezaevinde kalması uygun değildir’ raporu gelirse tahliye olma ihtimali bulunuyor.


Ablalarıyla aynı hastalığı bulunan Fatih Koç’a GATA’nın verdiği raporlar. 
 


AİLECE TUTUKLULUK DÖNEMİ

Işık ailesiyle birlikte cezaevinde tutuklu bulunan çekirdek ailelerin sayısı da artmış oldu.
Daha önce tutuklanan ailelerden;
Sercan-Zeynep Zeyfeoğlu ve oğulları Hakan Osmaniye Cezaevi'nde.
Zinnet-Babahan Kaya ve oğulları Bedirhan Balıkesir Cezaevi'nde.
Fatma-Ersin Urunga ve kızları Selma Betül Tarsus Cezaevinde.
Nurten-Fuat Alperen Çatpınar, üç çocukları Ali Asaf (1,5), Ömer Mahir (3,5) ve Osman Bahadır (5) birlikte Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunuyor.

19 Haziran 2019 Çarşamba

Muşambanın üzerinde yaptığı doğumu anlattı: Bebeğimi mutfak tartısıyla tarttık

19 Haziran 2019
Doğumhanede gözaltına alınanlar, bebeğiyle tutuklananlar nedeniyle Türkiye’de pek çok kadın evde doğum yapmak zorunda kalıyor. Eğitimci Yasemin Atik onlardan biri.

Felsefe öğretmeni Yasin Atik’i (38) hemen hatırlayacaksınız. Eşi Yasemin Atik’in (35) evde doğum yapmak zorunda kaldığını gözyaşlarıyla anlamıştı.

Merkezi ABD’de bulunan insan hakları kuruluşu Advocates of Silenced Turkey (AST) tarafından hazırlanan videoda Yasin Atik, bir yıldır ayrı kaldığı eşine ve 4 çocuğuna duyduğu özlemi dile getirmek için kamera karşısına geçmişti.

Ama asıl içini yakan olay, ailece Türkiye’de yaşadıkları zor günlerdi. 15 Temmuz’dan sonra iki yıl saklanmak zorunda kalan Yasemin Atik, başkasına ait bir evde, 4 metrekarelik bir odada, muşambanın üzerinde oğlu Yusuf Muhsin’i dünyaya getirmişti.

Neler yaşadılar, ne oldu, ne bitti? Baba Amerika’da, anne ve çocuklar neredeydi? 11 aydır Selanik’te yaşayan Yasemin Atik’e ulaştık ve yaşadıklarını kendisinden dinledik.

PROTESTOYA KATILDIM DİYE FİŞLENMİŞTİM


Yasemim Atik ve çocukları 14 Haziran 2019'da karne gününde. Enes ve Reyhan Yunanistan'da ilk karnelerini aldılar. 


Marmara Üniversitesinde Büro Yönetimi okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’da bir yurtta rehberlik yapmaya başladım. Daha sonra Beşyüzevler’de bir dernekte çalıştım. Aralık 2006’da evlendik ve sekiz ay sonra Edirne Keşan’a taşındık. Orada bir yurtta yönetici memur olarak görev yapıyordum. İşimiz öğrencilerin dertleriyle, sıkıntılarıyla ilgilenmekti.

Eşim Yasin Atik, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünden mezun. O da dershanede öğretmenlik yapıyordu. Keşan’da bir süre kaldıktan sonra Mart 2010’da Edirne merkeze geçtik. Bu kez Aile Yaşamını Destekleme Derneği (AYDER) ve Başarı Yurdunda çalışmaya başladım.

Bu arada üç çocuğumuz oldu. Enes 2 Haziran 2008’de, Reyhan 30 Aralık 2009’da, Nalan da 8 Ağustos 2015’te doğdu.

15 Temmuz olayını herkes gibi biz de televizyon öğrendik. O gün eşim ve çocuklarımla birlikte İstanbul’daki evimizdeydik. Ben çocuklarla ilgileniyordum. Eşim İnternet’te gezinirken söyledi darbe vs. diye… Yavaş yavaş etrafımızdaki arkadaşlar gözaltına alınıp tutuklanmaya başladı. Durum böyle olunca biz de evimizde kalmamaya başladık.

Eşimin zaten 15 Temmuz’dan önce, 4 Mart 2016’da ifadesini almaya gelmişlerdi. Yurt ve dershaneler kapatılınca biz İstanbul’a taşınmıştık. 4 Haziran 2016’da İstanbul’daki evimize tutuklama emriyle geldiler. Eşim yine evde yoktu. 2016 Ağustos’tan itibaren ben de evde kalmamaya başladım.

2 YIL SAKLANMAK ZORUNDA KALDIM


Tabi ki çok zor bir süreçti. 3 çocuk, eşim bir yerde, ben bir yerde… Git gel, çocuklarla olmuyor. Başka bir semtte ev tuttuk. Türkiye’de 2 yıl saklanmak zorunda kaldım, hiçbir suç işlemediğim halde, sırf birileri adımı verdi, ifadelerde adım geçti diye…

Aralık 2016’da hakkımda dosya açılmıştı. Aynı dosyada yer alan, ifadeye giden diğer arkadaşlar söylemişti. İlk mahkeme Şubat 2016’da oldu. Terör örgütü yöneticiliğinden aranıyordum. Duyunca şok geçirmiş, vay be demiş, gülmüştüm… Yurtta çalışan sıradan biriydim, örgüt yöneticiliği inanılır gibi değildi, neyi, hangi örgütü yönetiyor, ne yapıyordum ki! Edirne’de adliye önünde protestoya katılmıştım arkadaşlarımla. Hükümetin basın özgürlüğüne dair yaptığı hukuksuz uygulamaları protesto ettim diye fişlemişler meğer.

Bir de alt komşum ifade vermiş hakkımda. Burs topluyorlardı, sohbet yapıyorlardı demiş. Hemşire bir hanımdı, eşi de doktordu. Büyük ihtimalle kendilerine bir şey olmasın diye menfi ifade vermişlerdi. Ne onlara ne de başka kimseye bir şey söylemiyorum, gönül koymuyorum. Çünkü ifade alınırken insanlara neler söylediklerini, yapılan tehditleri biliyoruz.

DOKUZ AY BOYUNCA SADECE 4 KEZ DOKTORA GİDEBİLDİM

Başka bir semtte ev tutmuştuk. Bu arada dördüncü çocuğuma hamile olduğumu öğrenmiştim. Hamilelik sürecinde 4 kez doktora gidebildim En sonuncusu doğumdan bir hafta önceydi. O da çok büyük riskleri göze alarak gittim. Sırayı alıyorum, hastaneden çıkıyorum, hastaneyi görebilecek yerlerde sağda solda dolaşıp, gelen giden var mı diye bakınıyorum, sıra bana gelince tekrar içeri giriyorum.

KHK İLE İHRAÇ OLMUŞ BİR EBE BULDUM


Atik ailesi Atina’dayken…



Benden 45 gün önce bir arkadaşım doğum yapmıştı. Ona, bildirim sistemine geçmemiş bir hastane bulduk, tevafuken. Orada birkaç arkadaş doğum yaptı. Akşam yatmadan bir bahane bulup çıktı.

Ben de orada doğum yapmayı düşünüyordum ama saat yedide doğum yapan bir arkadaşımın kapısına sekizde polis dayandı. İki gün sonra kızı alıp götürdüler Edirne’ye. Bir hafta boyunca sorguydu, hastaneydi… Kızcağız karakol, savcılık, hastane arasında git gel perişan oldu. Bebek sarılık oldu. Bunları duydukça bu taraftan ben de perişan oldum.

Bir yandan da bana haber gönderiyorlar. Başka bir çözüm bulsun diye. O zaman evde doğumu düşünmeye başladık. Önümü ilk açan ve destek olan eşimdi. Tecrübeli bir ebe bulduk. KHK ile ihraç olmuş bir ebeydi. Bir arkadaşın vesilesiyle bulmuştuk.

Doğum için dört-beş ev ayarladık. Birinde sorun çıkarsa diğerine geçerim diye. Her ihtimali düşünmek zorundasınız. 10 Eylül 2017’yi, 11 Eylül 2017’ye bağlayan gece başladı sancılarım. Gündüzden hissetmiştim doğum olabileceğini. İlerleyen saatlerde ebeyi aradık.

GECE ÜÇTE EBEYİ ALMAYA GİTTİK, ALTIDA SANCILARIM ARTTI

Erkek kardeşim gece 03.00 gibi ebeyi almaya gitti. Saat 06.00’da geldiler. Yanında başka bir kadın daha vardı, o da ebeydi. Serum, kalp dinlemek için NTS aleti, solunum cihazı vardı, tedarikliydi. Benden önce başka kadınlara doğum yaptırmıştı. Benden sonra başka bir eve daha gideceklerdi.

İşinin ehli bir ebeydi. Diğer doğumlarımı Sema Hastanesinde yapmıştım. Sema’dan hiçbir fark hissetmedim, başımdaki hemşireler adına. Çok destek oldular, rahat bir şekilde dünyaya geldi oğlum. Gece boyunca çok sancım olmadı ama 6’dan sonra arttı.

4 METREKARELİK ODADA YERE YORGAN SERDİK, ONUN ÜSTÜNE DE BÜYÜK BİR MUŞAMBA

Doğumdan önce ebe ile telefonlaşmıştık. Neler almamız gerektiğini söylemişti. Büyük bir muşamba, büyük bir çöp kovası, çöp poşeti mutlaka olsun demişti. Muşamba almak için bir dükkana girdiğimde ‘bu kadar büyük muşambayı ne yapacaksınız, halı mı yıkayacaksınız’ diye sormuştu satıcı. O bölgede kapılarda halı yıkamak, silkelemek çok meşhurdu. Evet dedim tebessüm ederek, halı yıkayacağız… Her soruya boğazımız düğümlenerek cevap verdiğim hiçbir zaman unutamayacağım anlardı.

Kaldığım ev çok küçüktü, 45-50 metrekare büyüklüğünde. Ebeler gelince önce yere yorgan serdiler. Onun üstüne muşamba… Küçük bir odaydı. Bir üçlü, bir ikili koltuk, bir de televizyon sehpası vardı. Ortada da 4 metrekare halı… Ebeler gez, yürü dediler. 4 metrekarelik alanda dolanıp durdum ve saat 09.00’da Yusuf Muhsin dünyaya geldi.

Diğer doğumlarımda yorgunluktan gözlerimi açamamıştım, bebeği görecek halim yoktu. Yusuf doğduğunda gözüm ondaydı. Sağlığını merak ediyordum. Eli ayağı, kaşı gözü oynuyordu. Çok şükür dedim, derin bir nefes aldım… Sonra yıkayıp yanıma verdiler. Çok yorulmuştuk ikimiz de… Uyumak istiyordum, uyudum.

Yasemin Atik’in doğum yaptığı ev…


BANA EN ÇOK SORULAN SORU: BAĞIRMADAN NASIL DOĞUM YAPTIN?

Normal doğum olunca daha kolay toparlanıyorsun. 2-3 güne kalkıp kendi işlerini yapabiliyorsun. çok büyük sıkıntı olmadığı sürece. Ben de hemen toparlandım. Hatta Yusuf 2-3 günlüktü, çok bunalmıştım. Nefes alamıyorum dedim ve çocuğu bırakıp kendimi dışarı attım.

Bana en çok sesini çıkarmadan nasıl doğum yaptın diye soruyorlar. Verecek tek bir cevabım var: Bağıramazdım… O vakte kadar acıya dayanmayı öğrettiler bize. İki yıl saklanmak zorunda kalmak, çocuklara bir şey belli etmemek, ailelerimizle bir şey konuşamamak, derdini söyleyememek… İki kez evimize polis gelmiş. Arkadaşlarımın başına gelenler. Zaten evde doğumu göze alarak bağırmamaya, ah etmemeye, acıya sabretmeye… Birçok şeye evet demiştim. O kadar hadiseden sonra bu yaşadığımız ne ki diye düşünüyorsunuz.

Ayrıca bağırsam ne olacak ki… Hem kendimin hem bebeğin hayatını riske atıyorum. Bağırarak her şeyi mahvedemezdim. Bunları hesaplamak, düşünmek zorundasınız. Elbette belim ağrıyor, kasıklarım acıyor ama o acıya sabrediyorsunuz. Canı çok az biri değilimdir, dayanıklıyımdır.

Yusuf Muhsin’in ilk anları… Ebeler onu mutfak tartısında tartmışlar. 3 kilo 150 gram.
BEN İLK DEĞİLDİM, SON DA OLMAYACAKTIM!

Bir de dört çocuğumu da normal doğumla dünyaya getirdim ama doğum hakkında birçok ayrıntıyı Yusuf’a hamileyken öğrendim. Bağırdığım zaman bebeğe giden oksijen azalacaktı, o yüzden de susmak zorundaydım. Bu hadiseyi ben yaşamış, eşim de anlatmış olabilir. Ama inanın ben tek değilim. Türkiye’de evde doğum yapmaya mecbur bırakılan birçok kadın var.

YUSUF’A KİMLİK ÇIKARTAMADIK

Yusuf Muhsin dünyaya geldi çok şükür, sorunsuz bir doğum yaşamıştım ama başka sıkıntılar ortaya çıkmıştı. Yusuf’un Türk kimliği yok, vatandaşlık numarası yok. Nüfus müdürlüğüne gidersek sistemde direkt anne-baba ile ilgili arama kaydı düşüyor. Anne-baba sorgusu yapıyorlar bu kurumlarda. Yine risk altındaydık.

Gerçi bir kere eşim gitti ama bakmamışlar kimliğine. Aslında normalde bir kanun var. Evde doğum yaptıysanız İl Nüfus Müdürlüğü sizin beyanınıza dayanarak nüfus cüzdanı vermek zorunda. Eşim de durumu anlattı. ‘Aile hekiminizden evde doğum yaptığınıza dair belge getirmeniz gerekiyor’ demişler. Yeni bir uygulamaymış.

Yusuf’un kimliği olmadığı için doktora da götüremiyordum. Tanıdık bir doktor bulmuştuk ama yine de çok zor oluyordu. Hastalanıyor, bir şey yapamıyoruz. Aşılarını aile hekime yaptırdık. Ama doğum belgesi veremeyeceğini söyledi doktor. Sizi takip etmedim, doğumunuzu görmedim vs. dedi. Muayeneye gidemediğim için bana kızmıştı.


MASADAN DÜŞTÜ, DOKTORA GÖTÜREMEDİK

Bir ay kadar o evde kaldık. Sonra taşındık. Geçen yıl Ramazan’ın son 10 gününde kayınpederim, eltimler iftara geleceklerdi. Ben de mutfakta uğraşıyorum. Artık Yusuf 7-8 aylık olmuştu. Çocuklar Yusuf’u masanın üzerine koymuşlar. İftara da çok az var. Yusuf masadan düştü. Ne yapacağımızı bilemedik. Ağlıyor, kusuyor, kafasını tutamıyor, gözünü açamıyor.

Misafirlerim geldi. Eşimin ailesi zaten Yusuf’a çok düşkün. Çok babalık yaptı kayınpederim. Doğumdan sonra beni ziyarete geldiğinde de onu görünce çok ağlamıştım. Evine gidince görümcemi aramış, ‘neyi var bu kızın, çok ağladı. Onlar o küçücük evde, 4 çocuk, ne yapacaklar’ diye dertlenmiş. Öyle merhametli bir insandır… Allah ebeden razı olsun.

İftarda Yusuf çok ağladı. Çorbaları koydum ama kimse yemeğini yemiyor. Kayınpederim koltuğun kenarına oturdu, ağlıyor. Doktoru aradık. ‘Sürekli kusmuyorsa sorun yoktur’ dedi. Ama çocuk durmuyor, mızmızlanıyor, içimiz rahat değil. Aradan birkaç gün geçtikten sonra kaynım ve ailesi ziyarete geldi ve bize ‘artık gidin buradan’ dedi. O zaman biz Türkiye’den ayrılmaya karar verdik.

Büyük oğlumun 5. sınıfa başlama zamanı gelmişti, kayıt yapılması lazım, güncel adresimiz yok. Görümcemler sağ olun çocuklar bizde kalsın dediler ama ben başımıza ne geleceğini bilmediğim için çocuklardan ayrılmak istemedim. Hep yanımızda olsunlar istedik. Geçirebildiğimiz kadar birlikte vakit geçirelim diye düşünüyorum.

Yusuf Muhsin şimdi 2 yaşında…



BİR GECE 23.00’TE KAPIMIZ ÇALDI…

Ben bir gece Yusuf’u uyutuyorum. Saat 23.00’te kapı çaldı. Eşim camdan baktı. İki ekip arabası kapıda. Eşim hemen Yusuf’u al git dedi. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Apar topar yangın merdiveninden yukarıya doğru çıktım. Orada bir saat kadar bekledik.

Bizim apartman 15 katlıydı. Biz 11. katta oturuyoruz. Evimiz de asansörün dibindeydi. O asansör her inip çıktığında kucağımda bebekle ben kahroldum, mahvoldum… Sonra eşim geldi. Yan apartmandan birilerini alıp gittiler dedi. Biz o kadar kötü olduk ki o gece. Eşim uyumadı, ben yarım yamalak… En büyük korkumuz çocukların gözü önünde yanında alınmaktı. Hep böyle iki arada bir derede yaşadık.

Artık gitmek gerekiyordu. Önce eşim, ben önden gideyim, siz sonra gelin dedi. Sonra vazgeçti. Erkek kardeşim de geçmeyi düşünüyordu. Eşim sen ve Yusuf Muhsin onlarla geç, ben diğer çocuklarla geleyim dedi. Ondan da vazgeçtik. Hep birlikte geçmeye karar verdik. Kardeşim 25 Haziran 2018’da geçti. Biz 3 Temmuz 2018’de.

ÜÇ KÜÇÜK MERİÇ’TEN GEÇTİK

Atik ailesi, Meriç’i geçtikten sonra Yunanistan tarafında… Yusuf Muhsin sağda babasının kucağında, çantada 2 yaşında başka bir çocuk uyuyor.


Meriç’ten geçmek bizim için zor olmadı. Türkiye tarafında yarım saat yürüdük. Pirinç tarlaları vardı. Demek ki orası sulak bir yerdi. Dizimize kadar çamura girdik. Eşim beline kadar battı neredeyse. Nalan omuzlarında, sırtında çanta… Denize yakın tarafı olduğu için nehrin çatallaşan kıyısından karşıya geçiyoruz, bu yüzden ayrı ayrı üç nehir geçtik diyebilirim.

Atik ailesinin Yunanistan kamp günleri…
Yunanistan’a geçtikten sonra, gece saat ikiden sabah altıya kadar yürüdük. Sonra Yunan polisi geldi. İki ay Atina’da kaldık. İki kez Avrupa’ya geçmeye çalıştık, olmadı. Elde avuçta çok bir şey olmayınca Selanik’e yerleştik.


Yasemin Atik ve çocukları Selanik’te…
250 Euro'ya giriş kat ama geniş bir ev tuttuk. Normalde burada kiralar 400 Euro civarında. Bizimki herhalde Selanik’in en ucuz evlerindendi. Biraz yukarı tarafta, kırsal bir bölgedeydi. UNESCO’nun MFC adı verilen yardımı ile geçiniyoruz. 400 euro civarında bir miktar, aile sayısına göre verilen bir para… Sağ olsunlar sevdiğimiz dostlar, arkadaşlar da hiç yalnız bırakmadılar. Türkiye’deki ailemiz de hep destekledi.

Eşim Selanik’te iş imkanlarını araştırdı. Fakat zor görünüyordu. Eşimin Amerika vizesi vardı, benim de var ama çocukların pasaportları, hatta Yusuf’un kimliği yoktu. Nereye kadar böyle yaşayacaktık… Biz Selanik’te kaldık, eşim önce ABD’ye oradan da İngiltere’ye geçti. İngiltere deport etti. İlk deport edilenler arasındaydı eşim. ABD’ye döndü mecburen. Oraya iltica etti. 2,5 ay sonra oturum aldı. 45-50 gün sonra da aile birleşime evet dediler. Şimdi aile birleşiminin hızlanması için girişimlerde bulunduk, onu bekliyoruz…
Bu fotoğraf, Atik ailesi Yunanistan tarafına geçtiği anda çekildi.