5 Eylül 2019 Perşembe

Savunması bile alınmayan yürüme engelli KHK’lı öğretmen hapse girdi

5 Eylül 2019 
KHK ile ihraç edilen öğretmen Muhammed Koşar, İstinaf Mahkemesi cezasını onayladığı için bu sabah tutuklanarak cezaevine gönderildi. Eşi Fatma Koşar, "Bu haksızlığa herkes ses çıkarsın" dedi.

Koşar çiftinin Betül (18), Azra (14), Fatih Burak (8) adında 3 çocuğu bulunuyor. 

2 yaşındayken çocuk felci geçiren ve koltuk değneği kullanan sınıf öğretmeni Muhammed Koşar (46), Bank Asya hesabı ve dernek üyeliği gerekçe gösterilerek, savunma dahi yapamadan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstinaf Mahkemesi tarafından 15 Mayıs 2019'da cezası onaylanan Koşar, bu sabah Adana'daki evinde gözaltına alınarak Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevine gönderildi. 3 çocukları bulunan Koşar çifti, sıkma börek satarak geçiniyorlardı.

Koşar'ın tutuklandığını TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Gergerlioğlu, "Muhammed Koşar, KHKlı engelli öğretmen, koltuk değnekli. İşinden attılar yetmedi. Bank Asya'da kendi hesabına miras parasını yatırdığı için mahkeme 2 yıl 1 ay cezaya çarptırdı! Börek satarak zor bela geçimini sağlıyordu, 3çocuk babası bugün cezaevine giriyor Allah yanınıza bırakmasın." dedi.

Muhammed Koşar, İstinaf Mahkemesine Bank Asya ile davalık olduğunu, hesap hareketlerindeki değişikliklerin miras paylaşımından kaynaklandığını ifade etmesine rağmen sonuç değişmedi.

19 yıllık sınıf öğretmeni Muhammed Koşar 1 Eylül 2016'da 672 Sayılı KHK ile ihraç edilmişti. Betül (18), Azra (14), Fatih Burak (8) adında 3 çocuğu bulunan Koşar, eşi Fatma Koşar ile birlikte Adana'da sıkma börek satarak ailesini geçindiriyordu. Eşi Fatma Koşar, "Eşim neden tutuksuz yargılanmıyor? Cezaevleri engellilere uygun değil. Savunmasında kaç kere Bank Asya'da neden hesap açtığını anlattı. Bu haksızlığa herkes ses çıkarsın." dedi.

CEZAEVLERİ ENGELLİLERE UYGUN DEĞİL

Türkiye'deki cezaevleri engelli tutuklular için uygun değil. Özellikle iki katlı koğuşlarda yaşamak zorunda bırakılan engelliler, başkalarının yardımına ihtiyaç duymadan hayatını idame ettirmekte zorlanıyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre, cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen tutukluların, cezası ne olursa olsun hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor.

Hapse girmeden önce röportaj yaptığımız Muhammed Koşar (46), Tenkil sürecinden sonra maruz kaldığı haksızlıkları BOLD Medya'ya anlatmıştı.




Kanser hastası tutuklu Özgür Doğan’a “cezaevinde kalamaz” raporu verildi

5 Eylül 2019 
İzmir Kırıklar Cezaevinde tutuklu bulunan kanser hastası Özgür Doğan için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı karar verdi: Cezaevinde kalması uygun değildir.


Akciğer kanserinin 4. evresinde bulunan hasta tutuklu Özgür Doğan için beklenen rapor nihayet çıktı.

UYAP’taki belgelere göre; Manisa 2. Ağrı Ceza Mahkemesi, 2 Eylül 2019’da İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığına bir dilekçe yazarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığının raporunu gönderdi.

Dilekçedeki bilgilere göre raporda “… hüküm özlü Özgür Doğan hakkındaki Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 3. İhtisas Kurulunun ‘Kemoterapi aldığı süre içerisinde cezaevi şartlarında kalmasının sağlığı açısından uygun olmadığı” mütaalası yazımız ekinde gönderilmiştir.” denildi. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi de raporu aynı gün Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderdi.




Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 28 Ağustos 2019’da verdiği ‘cezaevinde kalamaz’ kararına göte Özgür Doğan’ın bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Özgür Doğan’ın eşi Seyra Doğan, “İnşallah bugün yarın eşimi tahliye ederler ve tedavisine daha sağlıklı koşullarda devam edebiliriz. Sosyal medyada bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.

5 AY ÖNCE TEŞHİS KONULDU

35 aydır tutuklu bulunan ve 5 ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan (42), dördüncü evreye gelmiş olmasına rağmen tahliye edilmemişti.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Manisa Salihli Cezaevinden İzmir Kırıklar Cezaevine gönderilen ve 31 Temmuz 2019’da İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlayan Doğan’ın durumu ciddiyetini koruyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Tenkil sürecinde tutuklanan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan, uzun yıllar Manisa Salihli’de görev yaptı. 22 Eylül 2016’da gözaltına alınan Doğan, 8 gün sonra tutuklanarak Salihli Cezaevine gönderildi. 1,5 yıl sonra ilk mahkemesine çıkarılan genç öğretmen örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an Yargıtay’da.

ÖZGÜR DOĞAN TAHLİYE EDİLDİ, TAHLİYEDEN SONRA İLK FOTOĞRAF

ÖZGÜR DOĞAN'IN HİKAYESİ 

TUTUKLU SON EVRE KANSER HASTASININ EŞİ: “Ya şimdi sesim olun ya da öldükten sonra kimse haber yapmasın!” 

4 Eylül 2019 Çarşamba

Üç yıldır hücrede tutulan bir akademisyen…

4 Eylül 2019 
Akademisyen Selçuk Türel, üç yıldır cezaevinde ve hücrede tutuluyor. Neden hücre cezası uygulandığına ilişkin tüm çabalara rağmen hiçbir bilgi verilmiyor.



Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Su Ürünleri Mühendisliği araştırma görevlisi Selçuk Türel (34), hiçbir sebep gösterilmeden 3 yıldır hücrede tutuluyor.

Normal koğuşa geçmek için defalarca dilekçe yazmasına rağmen hiçbir talebine cevap verilmeyen genç akademisyene cezaevinde psikolojik işkence yapılıyor. Diğer hücrelerde kalan tutuklularla konuştuğu için son hücreye atılan ve yan hücresi de boş bırakılan genç akademisyen, 10 yıl hapis cezasına çaptırılarak hücrede tecride mahkum edildi.

“10 kez dilekçe verdiniz, artık yazmayın” diyerek cezaevi yönetimi tarafından uyarılan Türel’in hakkını araması da engelleniyor. Ailesi Muğla’da yaşadığı için Muğla civarına nakil isteyen Selçuk Türel’in bu talebi de dikkate alınmadı.



GÖZALTINDA İŞKENCE

Üniversitedeki görevinden Tenkil sürecinde 23 Temmuz 2016’da ihraç edilen Türel, bir gün sonra 24 Temmuz saat 19.30’da evine gelen 3 polis tarafından hiçbir açıklama yapılmadan gözaltına alındı. Dört gün gözaltında kalan Türel daha sonra Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.

2 ay sonra ise ailesine haber verilmeden Eskişehir Cezaevine nakledilip hücreye konuldu. Eskişehir Emniyet Müdürlüğünde de 6 saat sorgulanan Türel, gözaltında kaldığı süre boyunca işkence gördüğü iddia ediliyor.

“İMZALA YOKSA SIKARIM”

Türel’in başına neler geldiğini eşi şöyle anlatıyor: “İşkence yapılıp yapılmadığını bir gün eşime sordum, başını öne eğdi, ‘evet’ dedi. Başına silah dayamışlar. ‘İmzala yoksa sıkarım, eşine, çocuğuna bilmem ne yaparız’ demişler. Sora sora bu kadarını ögrenebildim. Başka neler yaptılar bilemiyorum. Gözaltının ikinci gününde avukatı yanına gitmişti. Eşinizin gözaltları çökmüş iyi görünmüyor demişti. ‘Burda size bir sey mi yapıyorlar’ diye sormuş. ‘Bizi çok zorluyorlar’ diye cevap verebilmiş sadece.”

“BU DAVADAN ÇEKİL, SENİN DE BAŞIN YANAR”

“Bu davayı alma, senin de başın yanar” diyen emniyet müdürü tarafından tehdit edilen avukatın, Selçuk Türel’in davasından çekildiğini aktaran eşi, “Eşim kendi emeğiyle çalışarak KPSS’den aldığı 91 puanla üniversiteye kabul edildi. Başarılı bir akademisyendi. 2017’de doktor olacaktı.” dedi.

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Türel’in dosyası şu an Yargıtay aşamasında. 13 ay 10 günlük evliyken tutuklanan Türel’in 3,5 yaşında Esra adında bir kızı bulunuyor.

Esra Türel, anne babası cezaevinde bulunan tüm çocuklar gibi babaya hasret. Eşi diyor ki: “Babasının tişörtünü yastığa geçirmiştik, kızım sarılarak uyumuştu. Diğer gün tişörtü katlarken ‘Anne neden babamı katlıyorsun’ demişti.”

Esra Türel, anne babası cezaevinde bulunan tüm çocuklar gibi babaya hasret. Eşi diyor ki: “Babasının tişörtünü yastığa geçirmiştik, kızım sarılarak uyumuştu. Diğer gün tişörtü katlarken ‘Anne neden babamı katlıyorsun’ demişti.”

2 Eylül 2019 Pazartesi

Üç yıldır sesimi kimseye duyuramadım, eşim hapiste çıldırmak üzere

2 Eylül 2019 
Erzincan T Tipi Cezaevinde vahim bir vaka yaşanıyor. Tenkil sürecinde tutuklanan ve 3 yıldır cezaevinde bulunan Hakan Yıldırım akıl sağlığını kaybetti.

Yıldırım çiftinin Zehra (10) ve Gülnihal (7) adında iki kızları bulunuyor.



Bipolar bozlukluk teşhisi ile Bakırköy Devlet Hastanesine kaldırılan ve şizofren tanısı konulan İngilizce öğretmeni Harun Karateke'den sonra bir öğretmen daha cezaevinde akıl sağlığını kaybetti. 15 Ağustos 2016'da tutuklanan 14 yıllık beden eğitimi öğretmeni Hakan Yıldırım'ın (43) durumu oldukça ağır.

Tedaviyi reddettiği ve hastaneden imza karşılığı cezaevine geri gönderildiği için Hakan Yıldırım'a teşhis konulmuş değil. Kendisini muayene eden doktorlara "Ben deli değilim, deli sizsiniz" dediği için herhangi bir tetkik yapılmayan Yıldırım'ın sağlık durumu, 'imzasına' bırakılmayacak kadar ciddi:

- Çocuklarının DNA testini isteyecek kadar eşinden süpheleniyor.

- Cezaevinde kimseyle konuşmuyor, zehir katarlar diye yemek yemiyor.

- Koğuş arkadaşları, 'can sağlığımızdan endişeliyiz' diye defalarca dilekçe yazdı.

- Bir görüş gününde eşine vurdu. Bazı koğuş arkadaşlarına ve avukatına da saldırdı.

- Başka bir kapalı görüş gününde kendini duvardan duvara vurarak kafasını kanattı.

- Halisülasyon görüyor. Görüş gününde eşine olmayan varlıklardan bahsediyor.

Karar mahkemesinde, "Yıllardır onların adamısın, senin niye Bylock'un yok!" diyen hakim tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldırım, cezası Yargıtay tarafından da hızlıca onaylanınca yaşadığı buhranı kaldırımadı.

Bu kaos ile 3 senedir tek başına mücadele eden eşi B. Yıldırım anlattıkları ise daha korkunç. "Yıllardır sesimi kimseye duyuramadım. Artık bir yuva beklentim yok, eşim bu psikolojiyle beni de çocuklarımızı da öldürür" diyen B. Yıldırım, "Yaşadıklarımız herkese çok ütopik geliyor. Eşim içeride çıldırıyor. O orada şizofren oldu, ben dışarıda paranoyak. Yetkililere sesleniyorum. Eşimin tedaviye ihtiyacı var. Lütfen tahliye edilsin." dedi.

EŞİM ŞİZOFREN OLDU

Ben felsefe öğretmeniyim, eşim beden eğitimi öğretmeni. İkimiz de Atatürk Üniversitesi mezunuyuz. Okurken tanıştık ve evlenmeye karar verdik. 10 yıllık evliyiz. Ağrı'da yaşıyorduk. Eşim Hakan Yıldırım 15 Ağustos 2016'da tutuklandı ve önce Ağrı Cezaevine, sonra Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. İlk zamanlar 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyorlardı. Şimdi kaç kişiler bilmiyorum. Eşimin bir doktor belgesi yok ama şizofren olmuş durumda.

BİR KOLİ KİTAP YÜZÜNDEN...

Eşim Eskişehir'de bir kolejde çalışıyordu. Sonra iş bulunca Ağrı'ya yerleştik. 17/25 Aralık'tan sonra ben eşime 'Eve hiçbir şey getirme' dedim. Evde olanları da kitap, gazete ne varsa hepsini yaktırdım. İstemediğimi belirttim. İki kızımız var. Onlara, yuvama zarar gelsin istemiyordum. Bir gün eşim NT'de indirim varmış, iki koli kitap alıp gelmiş. Biz yine tartıştık. Kesinlikle evde NT'den kitap istemediğimi tekrar söyledim.

Sonra biz ev satın aldık. Kitaplar kolinin içinde kapının önünde duruyordu. Hiç açmamıştık. Eşimle güzel güzel konuştuk, beni dinledi, NT ile de anlaştık ve kitapları iade etmeye karar verdik. O günlerde bir arkadaşımız gelmişti eve. Kitapları almak istedi. Biz de ona verdik. Meğerse o da kocasından gizlemiş kitapları.

Birkaç zaman sonra eşi ev taşınırken kitapları görüyor ve panik oluyor. Kitapları otobüse verip o zaman memlekette olan karısına gönderiyor. O sırada muavin adamdan şüpheleniyor, polisi arıyor. Kolide ne var ne yok diye. Polis de açmış bakmış kitapları bulmuş. Sonra arkadaşımız beni aradı. 'Eşimi tutukladılar, kitapları bulmuşlar' dedi.

Ben o kadar üzüldüm ki, olayı olduğu gibi anlatın dedim. Öyle deyince eşime iftira atıldı: "Hakan Yıldırım 15 Temmuz'dan sonra korkuyla geldi, kitapları evime bıraktı. Panik oldu." denildi. O kitapları darbeden sonra vermiş gibi gösterdiler ve eşimi tutuklattılar. Sonra da başka şeyler çıkardılar. Yani eşim şu anda bir adamın ifadesi, Dijitürk aboneliğini iptal ettirmesi ve 14 yıllık kolej öğretmeni olduğu için tutuklu. 5 Haziran 2017'de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.



HAKİM: SENİN NİYE BYLOCK'UN YOK!


Cezaevine girdiğinde ilk 10 ay çok iyiydi eşim. Ben bu süreçte 12 kilo verdim. Kas hastasıyım aynı zamanda. Beraat edeceğini bekliyorduk aslında. 5 Haziran 2017'de son mahkemesi yapıldı. Bir Ramazan günüydü. Arkadaşımızın eşi ifadesini aynı şekilde yineleyince tahliye etmediler. Hakim kararı eşimin yüzüne bile okumadı. Diyor ki, 'Senin niye Bylock'un yok! Eşim 'Bylock gibi bir yazılım olduğunu ben içeride öğrendim. Kullanmadım.' diyor. Bu kez, '14 yıldır onların adamısın, senin neden Bylock'un yok' diye tekrar yineliyor.

KARAR MAHKEMESİNDEN SONRA ERİMEYE BAŞLADI

1998'de dershaneye gitmiş eşim. Gerekçeli kararına 1998'den bu yana terör örgütü üyesi olduğunu yazmışlar. Eşim son mahkeme gününden sonra erimeye başladı. Savcılığa dilekçe yazdım ve dedim ki, 'Eşimin karar mahkemesinden sonraki telefon konuşmalarının psikologlar tarafından dinlenmesini istiyorum. Ben psikoloji öğretmeniyim, kocam değişti, başka biri oldu'

Dikkate alındı bu dilekçem, telefon konuşmalarının dökümleri çıkarıldı ve hasta olduğuna kanaat getirdiler. Kasım 2017'de Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk ettiler. Fakat tedaviyi kabul etmediği için hastanedeki doktorlar eşimden imza almışlar ve tekrar cezaevine göndermişler. Eşimle yaptığımız görüşmelerden aynı zamanda doktor olan milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'na da bahsettim. 'Bire bir paranoya' dedi. Ama elimizde resmi belge olmadığı için bir şey yapamıyoruz.

BİR GÖRÜŞTE BANA VURDU

Eşim sonra her şeyde beni suçlamaya başladı. Bunu benim hazırladığım bir senaryo olduğunu söyledi. Bir görüşte bana vurdu. 2 ay görüş yasağı koydular. Vurdu, hakaret etti ama ben yine gittim ziyarete. Yalnız bırakmak istemedim. 14 yıllık evliliğimizde bana bir fiske vurmuş değil çünkü.

Aralık 2017'de Ağrı'dan Erzincan Cezaevine gönderildi. Oranın yönetimine çok dilekçe yazdım, doktora götürülmesi için, o zaman daha çok kızdı bana. 'Beni akıl hastanesine kapatmaya çalışıyorsun, beni delirtmeye çalışıyorsun' diye. Sonra zorla götürmüşler hastaneye. 'Neyin var' diye sormuş doktor, o da 'ben iyiyim' diyor tabi. Zaten kendini hasta olarak görmüyor. Doktor da cezaevinde kalabilir raporu veriyor. Bir klinik araştırma yok, tetkik yok. Doktoruyla daha sonra Ömer bey görüştü, "Rızası olmayan hastalara, hele ki mahkumlara yapacak bir şeyimiz yok' dedi. Onlar da haklı.

Biz avukatımız aracılığıyla adli tıp raporu istedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu Ankara'daki Cezaevleri Genel Müdürlüğünü aradı. Adli tıp raporu var demişler. Ama bir hastaneye yatmadı, tam teşekküllü bir hastanede tetkik yapılmadı. Erzincan Mengücek Devlet Gazi ve Eğitim Hastanesi ve Elazığ Ruh ve Sinir Hastanesine götürülmesine rağmen iyiyim dediği için hiçbir teşhis konulamadı. Nasıl, nereden var bu rapor bilmiyoruz, soru işareti.

ÇOCUKLARIMIZIN DNA TESTİNİ İSTEDİ

Eşim iki aydır bizi görüşe kabul etmiyor. En son görüş günlerimizin birinde büyük kızımız Zehra için 'Niye bana benzemiyor' diye DNA testi istedi. Ben de istersen küçük kızımıza da yaptıralım dedim. O zaman 'Doğru çıkarsa ben dayanamam" deyip bu isteğinden vazgeçti. Hep şüpheleniyor, şüphelendiği şey doğru çıkarsa diye korkuyor.

Koğuşta kendisi çay demlememişse içmiyor. Kimseye konuşmuyor. Biz gidiyoruz ya görüşe herkes bizi izliyor, yine karısını dövecek mi ya da yine ağlayacaklar mı diye. Herkes karısını sevgiyle karşılıyor, adeta ağırlıyor gönderiyor, biz salya sümük ağlaya ağlaya... Bazen görüş saati dolmadan çıkıp gidiyor. Olanların hepsinin içindeki şeytanı çıkarmak için yapıldığını düşünüyor. Halisülasyon da görüyor. Bir kere orada otururken 'bak siyah adamlar geliyor' dedi. Onu dinlerken öyle yoruluyorum ki...

Bana vurduğunda kimse görmedi sandım, koştum arabaya bindim. Ağlayamıyorum da... Annesi babası vardı. Sonra kayınpederim elimi tuttu. 'Betül kızım, arkanı dönüp gidersen hayır demem' dedi. Ben de 'Baba orası dar yer, yoksa böyle yapmazdı' diyebildim.

Eşim o hafta beni aradı. 'Sen nasıl bir kadınsın' diye hakaretler etmeye başladı. 'Neden, ne yaptım' dedim. Meğerse görüşten sonra yönetim kendisini çağırmış. Bana vurduğunu kameradan izletmişler. O da demiş ki, 'Ben vurmadım, ben eşime kıyamam' demiş. Bana da 'Niye beni şikayet ettin' diyor. Halbuki en son yapacağım şey bu dedim ama...


Hakan Yıldırım'ın öğrencileri Ağrı'da masa tenisi turnuvasında birincilik ödülü almıştı, 2013.



BU PSİKOLOJİYLE NE BENİ NE ÇOCUKLARIMI SAĞ BIRAKIR

Tek başıma mücadele ediyorum. Hakan çıksın ve iyileşsin, gelsin evimize diye tabi ki ümidim var ama artık zor. Bir yuva beklentim kalmadı, ölümü düşünüyorum. Hakan bu psikolojiyle çıktıktan sonra ne beni ne çocuklarımı bırakmaz. O karıncayı ezmeyen adam bizi öldürür, bunu çok iyi biliyorum. Allah merhamet etsin. Cezaevinde kalamıyor. Gardiyanlar buna şahit.

KENDİNİ DUVARDAN DUVARA VURDU

Bir kapalı görüşte Hakan kendini top gibi duvardan duvara vurdu. Burnu kanadı. Kapalı görüş yerleri küçük bir kabin gibi, soyunma kabinleri gibi düşünün. Çıkarın beni buradan diye kafasını duvarlara vurdu. O an hemen beyaz gömlekli bir adam ve birçok gardiyan girdi içeri. Meğerse Hakan'ın rahatsız olduğunu biliyorlar, telefonları da dinleniyor ya durumu biliyorlar. Psikologlar iki kabin ötede bekliyor. Bir gardiyan 'Ben şahitlik ederim, bu adam hasta' demiş. Ama kimse elini taşın altına koyup bir şey yapmadı.

KOĞUŞ ARKADAŞLARI: CAN SAĞLIĞIMIZDAN ENDİŞELİYİZ

Hakan Yıldırım'ın cezaevine girdiği ilk dönemler... Ağrı Cezaevi.Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasından sonra Ağrı Cezaevindeki koğuş arkadaşları ayrı ayrı cezaevi yönetimine dilekçe yazdı. "Hem Hakan'ın hem de kendi can sağlığımızdan endişe ediyoruz." diye. Birkaç kişiye saldırmış, avukatına da saldırdı.

İlk zamanlar bana 'Kızsam da gel. Kimseyle konuşmuyorum, konuşunca kalp kırıyorum' diyordu. Artık beni istemiyor. O iftirayı kaldırmadı. Kafasında kurdu kurdu ve beni karşısına aldı. Anne babası gidiyor ziyarete. Eşimi en son 2 Temmuz 2019'da gördüm. 2 Ağustos 2019'da görüş vardı gitmedim. 'Sakın gelmesin vururum yine' demiş. Sizi görünce beni ter basıyor, imanım gidiyor gibi şeyler söylemiş. 14 yıllık evliliğimiz boyunca böyle bir şey yaşamadık. Karı koca tek derdimiz iki kızımızı büyütmekti. Evimiz olsun, kapımızda arabamız olsundu.

ZEHİR KATARLAR DİYE YEMEK DE YEMİYOR


Tahliye olan bir koğuş arkadaşıyla görüştüm, bir avukattı. Bana dedi ki 'Ben 8 ay boyunca hep Hakan hocaya dönük uyudum.' 'Korktuğunuz için mi?' diye sordum. 'Yok' dedi, 'Arkamı dönersem küser yanlış anlar' diye dedi. Allah'tan yanında hassas insanlar vardı. 'Hasta değil mi' dedim, 'Evet maalesef' dedi. Şu an ne yapıyor bilmiyorum ama hapishane yemeğine 'zehir katarlar' diye yemiyordu. Kapalı Dardanel alıyormuş, kutusunu kendi açacak ve emin olacak.

AĞRI'DA İLK CEZA ALAN ÖĞRETMEN

Ağrı 2. Ağır Ceza'da ilk onun mahkemesi oldu ve hemen ceza aldı, İstinaf hemen onadı, Yargıtay hemen onadı, Anayasa Mahkemesi başvurumuzu reddeti. Şimdi AİHM seviyesine geldik. Ondan bile şüpheleniyor. 'Ben kimim, ben neyim ki benim işlerim bu kadar hızlı yürüyor' diyor. Belki AİHM'den iyi bir sonuç çıkar' diyorum. 'Ne kadar numaracı kadınsın, benim eridiğimi gördükçe mutlu oluyorsun di mi' diyor. Her şeyi ona özel yapıldığını zannediyor.

Koğuşunda çok doktor vardı, psikolog da vardı. Hepsi eşlerine tembih etmiş. 'Yenge hanıma söyle, ulaşabildiği herkese ulaşsın, bu adamı çıkarsınlar' diye. Elimden ancak bu kadar geliyor. Ben eşimi sevdiğim için evlendim. Hizmet Hareketiyle hiçbir bağlantım olmadı. Ama bunları yaşıyoruz.

ARTIK ÇAREMİZ KALMADI

Şu an Erzincan Cezaevinde. Ama orada olduğuna da inanmıyormuş. Çünkü bir yıl boyunca Ağrı'dan Erzincan'a her hafta görüşlerine gittim. Koğuş arkadaşlarına diyormuş ki, 'Nasıl geliyor her hafta bu kadın, beni sevmiyor ki, onca yolu beni görmek için gelmiş olamaz' Oradaki insanlara da yazık, sürekli Hakan'ı ikna etmek zorundalar.


AYM BAŞVURUMUZU REDDDETTİ 

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurumuzu reddetti. Eşimin Türkiye'deki hak arama yolları kapandı. Şimdi AİHM'e başvuracağız. Ama eşim çıkacağına artık hiç inanmıyor. Bu yüzden başvuru belgelerini imzalamıyor. Cezaevi müdürü çağırmış 'Artık çıkacağından ümidini kesmişsin' demiş. Hasta adama böyle denir mi!




25 Ağustos 2019 Pazar

4. evre akciğer kanseri edebiyat öğretmeni tahliye bekliyor

25 Ağustos 2019
Beş ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan hasta tutuklu  Özgür Doğan (42), İzmir Kırıklar Cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor. İzmir Adli Tıp’ın vereceği rapor için yaklaşık 2 aydır bekletilen Doğan’ın, kanserin 4. evresinde olduğu öğrenildi.

Kanser olmasına rağmen 3 kez tahliyesi reddedilen ve son aşamada hastaneye kaldırıldıktan sonra dün (24 Ağustos 2019) hayatını kaybeden KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak’ın (36) ölümünden sonra cezaevlerindeki diğer hasta tutukluların yakınları daha çok endişelenmeye başladı.

BOLD Medya’ya ulaşıp içinde bulundukları zor durumu anlatmak istediğini söyleyen Özgür Doğan’ın eşi, “Artık başka çaremiz kalmadı. Eşimin durumu kötü. Hepimizin psikolojisi bozuldu.” dedi.

35 aydır tutuklu bulunan ve 5 ay önce akciğer kanseri teşhisi konulan edebiyat öğretmeni Özgür Doğan (42), dördüncü evreye gelmiş olmasına rağmen hala tutuklu.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Manisa Salihli Cezaevinden İzmir Kırıklar Cezaevine gönderilen ve İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlayan Doğan’ın Heyet Raporu olmasına rağmen, adli tıp raporu olmadığı için tahliye edilmeyerek bekletiliyor. Ailesi de kendisi de neden bu kadar zamandır bekletildiklerine anlam veremiyor.

Özgür Doğan’ın eşi S. D., “Eşimle dün görüştük. Nefes almada ve konuşmada zorluk çekiyor. Kemoterapinin yan etkileri başladı, saçı dökülüyor, çok halsiz. Bağışıklığı bayağı düştü. Ve yapyalnız bir odada tek başına yaşam savaşı veriyor.” dedi.

31 Temmuz 2019’dan bu yana İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi alan Doğan, tedavisi sırasında bazen hastaneye yatırılıyor, bazen de günübirlik cezaevi ile hastane arasında dolaştırılıyor.

S. D, “Eşim o zaman çok yoruluyor 09.00’dan 17.00’ye kadar bir odada aç şekilde bekliyor. Sonra günlerce kendine gelemiyor. Çok hasta oluyormuş, hepsinin tedavisi bitene kadar bekletiyorlarmış.” ifadelerini kullandı.

66 KİLODAN 53’E DÜŞTÜ

En son 15 Ağustos 2019’da kan değerlerine bakılması için hastaneye götürülen Özgür Doğan’ın değerleri düşük çıktığı için doktoru 5 iğne verdi. “Eşimin tedavisinde aksamalar oldu.” diyen eşi şöyle devam etti: “Hastanede hücre gibi bir odada kaldı. 66 kilodan 53 kiloya düştü. Bir kere bile halinden şikayetçi olmadı ama en son mektubunda ‘Susuz kalmış bir balık gibiyim’ yazmıştı. Ben 36 yaşında, 3 çocuklu bir sınıf öğretmeniyim. 6 yıl öğretmenlik yaptım. Şimdi de kanser olan hasta mahkum eşimi bekliyorum.”


16 YILLIK EDEBİYAT ÖĞRETMENİ


15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil süreci kapsamında tutuklanan Özgür Doğan, 16 yıllık edebiyat öğretmeni. Uzun yıllar Manisa Salihli’de görev yaptı. 22 Eylül 2016’da gözaltına alınan Doğan, 8 gün sonra tutuklanarak Salihli Cezaevine gönderildi. 1,5 yıl sonra ilk mahkemesine çıkarılan genç öğretmen örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an Yargıtay’da.

CEZAEVLERİNDE 457’si AĞIR 1333 HASTA VAR


İnsan Hakları Derneği’nin son açıklamasına göre, hapishanelerde 457’si ağır olmak üzere 1333 hasta tutuklu bulunuyor. 15 Temmuz’dan bu yana başlatılan Tenkil sürecinde birçok tutuklu, tedavisi aksatıldığı ve hak ihlali yaşadığı için cezaevinde hayatını kaybetti. Polis memuru Kadir Eyce, Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit, Yargıtay Üyesi Mustafa Erdoğan, İngilizce öğretmeni Halime Gülsu, Kuran’ı Kerim Öğretmeni Nesrin Gençosman, Selman Aşçı, işadamı Ali Ayverdi, tıbbi mümessil Deniz Hakan Şen cezaevlerinde bile bile ölüme sürüklenen isimlerden sadece bir kısmı…

35 aydır Manisa Salihli Cezaevinde tutuklu bulunan Özgür Doğan, 5 ay önce İzmir Kırıklar Cezaevine gönderildi.

ÖZGÜR DOĞAN'IN EŞİNİN MÜCADELESİ






ÖZGÜR DOĞAN'IN KANSER TEŞHİS RAPORU


21 Ağustos 2019 Çarşamba

Yüzde 100 engelli Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

21 Ağustos 2019 
Dört ay önce tutuklanan hasta tutuklu Lütfi Koç'un eşi adalet istiyor: "Oğlum yüzde 100 engelli. Kızım kas hastası. 80 yaşındaki anneme bakıyorum. Eşim tutuksuz yargılansın!"
Lütfi Koç, oğlunu elinden tutarak uyutuyor ve onunla 24 saat ilgileniyordu.


Ev hanımı Züleyha Koç, eşinin tahliye edilmesi için dün (20 Ağustos 2019) İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimler heyetine bir dilekçe yazdı. Biri ağır engelli olmak üzere iki hasta çocuğu, 80 yaşındaki annesi ve cezaevinde endoskopi sırası bekleyen eşi için adalet çağrısında bulundu.

KALBİ DURDU...

Doğuştan engelli Muhammed Yahya, 24 saat bakıma, ilgiye, tedaviye muhtaç bir çocuk. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Sadece elini sürekli tutan biri olunca sakinleşip mutlu oluyor.

Sık sık epilepsi nöbeti geçiren ve üst üste 3 gün hiç uyumayan 4 yaşındaki Muhammed Yahya'nın geçen sene doktor kararıyla dişlerinin çekildiğini belirten annesi, "Oğlumun dişleri yarım çıkmıştı. Çiğnemesi olmadığı için dişleri yumuşaktı ve devamlı enfeksiyondan yanağı şişiyordu. Doktorlar hepsinin çekilmesine karar verdi. Çünkü anestezi her zaman alamıyordu. Kalbi durdu bir keresinde, operasyonu yarım bıraktılar" ifadelerini kullandı.




ENDOSKOPİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

Tenkil sürecinde başlatılan soruşturmalar kapsamında 2 Kasım 2018'de İzmir'de gözaltına alınan baba Lütfi Koç (45), iki gün gözaltında kaldıktan sonra oğlu Muhammed Yahya'nın (4,5) durumu göz önünde bulundurularak denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Fakat 7 ay sonra, 29 Nisan 2019'da kendi ayağıyla gittiği mahkeme bu kez 'örgüt üyeliğinden' tutuklanmasına karar verdi.

Koç ailesinin zaten zor olan hayatı o günden sonra daha zorlaştı. 4 aydır İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Koç, 95 kilo girdiği cezaevinde 20 kilo kaybetti.

Ağrıları nedeniyle eşinin 10 Haziran 2019'da Yeşilyurt Devlet Hastanesine sevk edildiğini söyleyen Züleyha Koç, "Eşimin karın ağrıları vardı ama üzerine düşmemişti. Cezaevindeki stres, koğuş ortamındaki sıkıntılar sanırım tetikledi. Doktor, 'kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım' dedi ama hala bunlar çekilmek üzere hastaneye götürülmedi. Uyuşturarak yapacaklar tetkikleri, bunun için 6 ay beklemesi gerekiyormuş. Eşim ağrılarının devam devam ettiğini söylüyor ama dayanmaya çalışıyor" dedi.

9 Temmuz 2019'da çıkarıldığı ilk mahkemede, savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Lütfi Koç'un kendisi de, eşi de, çocukları da çaresiz. Ailesinin durumunu 9 maddede mahkeme heyetine özetleyen Züleyha Koç, tek başına tüm sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Muhammed Yahya'nın elinden kim tutacak bilemiyoruz ama Tenkil sürecinin en ibretlik belgelerinden biri olan Züleyha Koç'un tarihi dilekçesini sunuyoruz...

BU HAYAT MÜCADELESİNDE YALNIZ KALDIM

"Ben Züleyha Koç, ağır engelli annesiyim. Epilepsi nöbetleri olan oğlum yüzde 100 ağır engelli. 4 yaşında. Aynı zamanda görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli el tutmak istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor. Her an nöbet geçirebiliyor.

Kızım 11 yaşında. Doğduğunda rahatsız doğdu. Çok zor günler atlattık. Onu hayata kazandırdık derken 10 yaşında kas rahatsızlığı başladı. Müsküler Distrofi (çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı.

Hastaneler, uykusuz günler-geceler, eşimle birlikte yardımlaşarak geçirdiğimiz bu hayat mücadelesinde yalnız kaldım. Çok zor durumdayım, ayrıca evin tek çocuğuyum. 80 yaşındaki anneme bakmak zorundayım. Hayat iyice zorlaştı. Lütfen kalbinizle, vicdanınızla merhamet edin. Sizin de çocuklarınız, eşiniz, anneniz vardır. Kendinizi benim yerime koyun.

Eşim 29 Nisan'da çocuklarıyla dahi kucaklaşmadan geri gelirim diye çıktığı evine geri dönemedi. Kendi ayaklarıyla gittiği mahkemede tutuklandı. 


1- Yüzde 100 çocuğun ayak ameliyatı tedavisi,
2- 11 yaşındaki kızının fizik tedavisi,
3- Kendi rahatsızlığı (Yeşilyurt D.H Gastroentoloji kanser şüphesi doktor teşhisi), 
4- Kendi isteği ile mahkemeye gitmesi,
5- Yıllardır aynı ikamette kalması,
6- Her hafta serbest denetim imzasına gitmesi,
7- Şikayetçilerin çelişkili ifadesi,
8- Tüm hukuki talepleri kabul etmemiz, 
9- Sadece çocuklarımızın tedavisi için yanımızda olması talebimizin reddedilmesi, 8 yıl 10 ay çok ağır ceza verilmesi bizi çok üzdü. Kız çocuğumun psikolojisinin bozulmasına sebep oldu. Hayata küstü, içine kapandı, devamlı üzgün ve ağlamaklı. "Benim babam kötü biri değil, benim babam terörist değil" deyip ağlıyor. Yeni okul dönemine nasıl başlayacağız bilemiyorum.

Sizden RİCA EDİYORUM, çocuklarımı gözü yaşlı, boynu bükük bırakmayın. Bizim yardıma, desteğe, BABAMIZA ihtiyacımız var. Bu yardım talebimizi geri çevirmeyin. Çok perişan bir anne, bir kadın olarak sizlerden rica ediyorum. Bitmiş durumdayız. 

Çocuklarımızın tedavilerinin yarım kalmaması ve hayata kazandırmak için EŞİM LÜTFİ KOÇ'un TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUM."

Muhammed Yahya, ablası ve hasta tutuklu babası Lütfi Koç.

MUHAMMED YAHYA'NIN ELİNİN TUTULMASINI İSTEDİĞİ VE MUTLU OLDUĞU TEK AN...


MUHAMMED YAHYA'NIN DİŞLERİNİN ÇEKİLDİĞİ GÜN


MUHAMMED YAHYA'NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ AN


MUHAMMED YAHYA'NIN ENGELİNE İLİŞKİN HASTANE RAPORU 




20 Ağustos 2019 Salı

Tutsak bebek Muaz’ın babası: Oğlum beni tanımadı, o an…

20 Ağustos 2019 
Annesi Nurhan Erdal Bahadır ile 9 aydır Mersin Tarsus Cezaevinde tutsak bulunan 11 aylık Muaz bebeğin babası Levent Bahadır, geçen hafta yaptığı açık görüş ziyaretini yazdı.




Cezaevindekiler ayrı, dışarıdakiler ayrı perişan. Anne babaların boynu bükük, torunlarına bakmak zorunda kalan dedeler, babaanneler çaresiz. Çalışma koşulları nedeniyle 3 ayda bir oğlunu ve eşini ziyaret edebilen Levent Bahadır, geçen hafta yaptığı son görüşünden büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntüyle döndü.

"Oğlum beni tanımadı, o an kollarım yana düştü" diyen Levent Bahadır'ın kaleme aldığı o görüş gününe dair özel satırları sunuyoruz. İşte Tenkil sürecinde yaşananlara dair hikayelerden biri daha...

"Gâh hüzünlü geçen, gâh neşe içinde geçen bir açık görüşün ardından yazıyorum bu satırları.İşlerim bittikten sonra, bedenimi ittire ittire yazı masama getiriyorum. Çünkü ruhum hâlâ Tarsus'ta, Ali Fakı (cezaevinin bulunduğu yerleşke) dolaylarında dolaşıyor...

15 Ağustos 2019'da yola çıktım. Bulunduğum şehirden Mersin'e varmak otobüsle çok zor. Bu nedenle uçak yolculuğunu tercih etmek zorundayım. Ama biliyorum ki birçok aile otobüslerle gece yarıları gidiyor görüşlere. Sabah saatlerine indim Adana'ya.

İner inmez boğucu bir sıcaklık karşılıyor bizi. Havanın ne kadar çok sıcak olduğu şikayetleri arasında iniyorum merdivenden.
Ya cezaevindekiler ne yapıyorlardır acaba? diye geçirdim içimden. Bu sıcakta nereye kaçıyorlardır? Ya çocuklar, ya bebekler, ya Muâz'ım, Tarsus'ta bulunan toplam 90 bebek ne yapıyor acaba bu sıcakta? dedim. Betonun hapsettiği o sıcaklık akşama kadar sürer cezaevlerinde...

Hâlet-i ruhiyem bitap bir hâlde, bu düşüncelerle indim yolcu merdiveninden. Valizimi banttan aldıktan sonra hemen Tarsus'a doğru yola çıktım.
Pırıl pırıl bir güneş var... Yolun her iki tarafından akan dağ çiçeklerine takılıyor gözüm. Biraz daha gidince uçsuz bucaksız lahana tarlaları karşılıyor beni. Omuzunda lahana taşıyan işçiler...

Mütemadiyen uzanan tarlalarda birbirini neşe içinde kovalayan çocuklar... Müdanasızca uçan kuşları seyre dalıyorum.
Hava bir açıyor, bir kapanıyor. Sanki havada güneşle bulutların saklambaç oyunu var.

Tagor düşüyor, aklıma. Şehre vardığımda öğlen saatleri olmuştu. Önce kalmak için bir pansiyon buldum kendime. Görüş günümüz bir sonraki gündü. 16 Ağustos 2016, saat 10.30. O saatler geçmek bilmiyor.
Nurhan Erdal ve oğlu Muaz bebek (11 aylık), Mersin Tarsus Cezaevi.


8 AYDA DÖRT KEZ ZİYARET EDEBİLDİM

Vuslatımızın nihayete ereceği saatler geldi çattı. Sabah olunca Ali Fakı dolmuşlarıyla cezaevi yerleşkesinin olduğu bölgeye doğru yola çıktım. 45 dakika sürüyor bu yolculuk.

Eşimi ve oğlumu görmek için bu dördüncü ziyaretim. Çalıştığım firmanın çalışma koşulları nedeniyle ancak bu kadar izin alabiliyorum. Dolmuşta yaklaşık 10-15 kişiydik. Bayram sonrası olduğu için çok yoğun değildi ziyaretçi sayısı. Güvenlik kontrol aşamalarından tek tek geçerek heyecanla açık görüş salonunda beklemeye başlıyorum.

Açık görüş salonunun pencerelerine yapıştırılan tabiat manzaralı resimlere acı bir tebessümle bakıyorum.

ŞİRİNLİĞİN BAŞKENTİ

Bekleyen herkesin içi kıpır kıpır... Buğulu gözlerimiz içeriye heyecanla girecekleri o an da... Derken... Eşimle, oğlum içeriye girdiler. Maşaallah! Barekallah! Aman Allah'ım! Şirinliğin başkenti!..

Oğlumun ne diş çıkarma dönemine ne de emekleme macerasına şahitlik ediyorum.Ne kadar da çabuk büyüyor kerata!.. Davranıp kucağıma alayım derken, ağlayarak annesinin koynuna iyice sokuluyor, Muâz'ım. Eşim, elindeki şekeri göstererek: "Bu şekere bayılıyor! Oturalım. Biraz aşina olsun sana. Bir kez daha deneriz." dedi.

Kollarım iki yanıma düşüyor. Bir kez daha, bir kez daha bitap düşüyoruz. Eşimin gözleri nemleniyor... İstemsizce oturuyor sandalyeye... O anda birinin ayakta durması gerekiyordu. Bazen o yapıyor bunu... Bazen de ben... Bitap düşmüş ruhumu zor da olsa yerden kaldırıyorum. "Az kaldı!.." diyorum. 'Az kaldı!.."
"Atlatacağız hepsini, inşâllah!" diyorum.
Eşim, mütebessim bir çehreyle; sanki Stefan Zweig'e nazire yapıyor. "
Çünkü sadece paramparça olan bilir tamamlamanın özlemini." diyor, Zweig.

PATİSKA GİBİ BEYAZ ELLERİYLE...

O kavuşmalar, ağlamalar, hasretler çocukların anne babalarına yapışması... Görüş salonu nasıl anlatayım bilmiyorum. Her köşede bir hikaye ve yıkık bir dünya vardı.Küçük Yusuf'cuğum şekeri benim elimden değil, annesinin elinden alıyor ama teşekkür mahiyetinde de bol bol öptürüyor kendini...

Patiska gibi beyaz elleriyle elimi tutuyor.
Eskisi gibi, "Muaz, oğlum!" diyorum.
Dikkat kesiliyor.
Ve kocaman bir gülümsemeyle mukabele ediyor bana.
Kuvve-i hayâlim donduruyor o eşsiz lahzayı...
Oğluma gelirken söylediğim şiiri;Tagor'u fısıldıyorum kulağına.

"Çeltik tarlasında güneşle bulutların saklambaç oyunu var bu kez
Mavi gökte ak buluttan sallar
Girmesek bugün evden içeri...
Boş versek göğü bugünde
Rüzgarla gülüşler koşuyor.
Boş versek işi gücü..."

O gün, öyle yaptık bizde.Sonra, Muaz'ımın cennetten tebellür eden gülüşü geldi.

BATAKLIĞIN ÜZERİNE KURULAN BİR CEZAEVİ

Sıcaklığın etkisiyle isilik olmuş oğlum. Cezaevi bataklığın üzerine kurulduğu için klimalar çalışmıyormuş. Mersin yaklaşık 35-40 derece. Vantilatör ile serinlemeye çalışıyorlar içeridekiler. Nedenini sorunca da altyapı eksikliğinden kaynaklandığını söylediler.

Eşim 'Muaz güldüğünde, bir şeye tepki verdiğinde keşke babası da görseydi diyorum." diye ağlıyor. Oğlumuza bakma konusunda içeride ne kadar zorlandığını, yemek yiyemediğini, kantin fiyatlarının çok yüksek olduğunu anlatıyor.Gözüyle ilgili bir ay sonra doktor randevusu almışlar. Muhtemelen Tarsus Devlet Hastanesine götürecekler. 45 dakikaya her şeyi sığdırmak o kadar zor ki... Bir de benden plastik oyuncak ve hikaye kitabı istedi eşim. Onları aldım şimdi, birazdan postaya vereceğim. Hikaye kitapları resimli ve kalın kapaklı olsun dedi, ince olanları yırtıyormuş. O dakikalar nasıl akıp geçti bilmiyorum.

SON BEŞ DAKİKA 

"Son beş dakika" denildiğinde herkesi bir telaş alıyor. 45 dakika yetmiyor her şeyi konuşmaya. Artık ayağa kalkıp son sarılmalar, konuşmalar, vedalar, 'her şey geçecek' dilekleri arasında 'hadi bitti' deyip bizleri çıkarıyorlar. Kapı kapanana kadar salonun önünde bekledim, bekledim ve bekledim... İnşallah bu son gidişim olur. İnşallah bu meşakkatli süreç biter. Eşim ve çocuğum kendi evinde olur, oğlum salonda koşar, oynar..."

NURHAN ERDAL BAHADIR VE MUAZ BEBEĞİN HİKAYESİ BU LİNKTE




Kanserli hücreleri onaran ilacı bulan Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen cezaevinde ölüme sürükleniyor

20 Ağustos 2019 
Tıp fakülteleri kuran, kanser ilaçları uluslararası patent alan Prof. Dr. Özen, üç yıldır cezaevinde ve makineye bağlı biçimde ölüme sürükleniyor.


Tutuklandıktan 3 ay sonra, geliştirdiği kanser ilacı ile WIPO(World Intellectual Property Organization - Dünya Fikri MülkiyetÖrgütü)'den patent alan, Türkiye'de tıp ana bilim dalları kurup öğrenci yetiştiren, cebinden ödediği parayla öğrencisini yurt dışına araştırmaya gönderen Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen 3 yıldır cezaevinde.

28 Temmuz 2019'da tutuklanıp Tekirdağ Muratlı 2 Nolu Kapalı Cezaevine gönderilen Özen, 20 Ekim 2016 tarihinde onaylanan patent başvurusunu göremedi. Eğer özgür olsaydı, fişlenmeseydi bilimsel çalışmalarına devam edecekti.

15 Temmuz'dan bu yana yüzlerce akademisyen, bilim insanı sürgün edildi, ülkesini terk etmeye zorlandı, kimi ihraç edildi, onca yıllık tecrübesi, birikimi yok sayılarak üniversiteden atıldı, kimi de Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen gibi hapislerde çürümeye terk edildi. 1071 Akademisyen, bilimsel çalışmaların geliştirilmesi için imza toplayacaklarına, durduk yere 'terörist' ilan edilen, sosyal ve fiziksel ölüme mahkum edilen meslektaşlarına yapılanları görmezden gelmeyi tercih etti.

Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, kendisine terörist ya da başka yafta yapıştırmasına kimsenin inanmayacağına ve bu yanlıştan kısa sürede dönüleceğine inandığı için cezaevinden ailesine gönderdiği ve herkese ulaştırılmasını istediği Eylül 2016 tarihli 8 sayfalık mektubunda bakın neler yazıyor!



Bir profesörün nasıl harcandığını, fişlenerek nasıl tecrit edildiğini kendi kaleminden okuyun: 

"Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden Şubat 1991'de mezun olduktan sonra Ordu ilinin Işıktepe belediyesinde 1 yıl olan mecburi hizmetimi 5 yıl sürdürerek zor şartlarda görevimi fazlasıyla yerine getirdim (getirdik).

1996-2001 yıllarında Fırat Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalından ihtisasımı tamamladıktan sonra 2001 yılında şimdiki adıyla Bülent Ecevit Üniversitesi, o zamanki adıyla Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalına yardımcı doçent (Yrd Doç) olarak atandım ve burada Anatomi Anabilim Dalını kurdum. Buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.

2004 yılında doçent olduktan sonra Afyon Kocatepe Tıp Fakültesi Anatomi A. D.'na doçent olarak atandım ve burada Anatomi A.D.'nı kurdum ve yine buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.

2008 yılında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi A.D.'na doçent olarak atandım ve burada da Anatomi A.D.'nı kurdum. 2009 yılında profesör kadrosunu takiben Kasım 2009'da Dekanlık (Tıp Fakültesi) kadrosuna atandım ve 2 dönem süren 6 yıllık Tıp Fakültesi Dekanlığım süresince Tıp Fakültesini kurdum, 2 dönem 2014 ve 2015'te mezunlar vererek görevimi başarıyla tamamladım."

Özen mektubunun devamında Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna atanırken kullandığı ifadeler Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin 17 yıllık anlı şanlı iktidarı için ibretlik:

"Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna, kesinlikle dindarlara geçit vermeyen Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü döneminde atandım ve 2011 rektörlük seçimlerine kadar beraber çalıştık. Daha sonra 2. sırada yer alıp rektörlüğe atanan Prof. Dr. Osman Şimşek ile çalıştım ve ikinci dönem dekanlık atamam bu rektör zamanında oldu ve muhafazakar görüntümün bu rektörün dindarlığından kaynaklandığını düşünüyorum. İnsan muhafazakar yapılır, dindar yapılır, daha da ileri irtica yaftası atılır ama FETÖ'cü yaftası ancak atana yakışır. Bu şerefsizliğin daniskasıdır. Bunun altında çıkar ilişkilerinin olduğu aşikardır."

Özel, açığa alınması ve fişlenmesinin nedeninin üniversitedeki çıkar ilişkilerden kaynaklandığı belirtiyor:

"Açığa alınma belgesi "kişiye özel" olarak gönderilmiş ve bize tebliğ edilen belgede dağıtım yerleri adı altında herkes (açığa alınan) bildirilmiş, kişiye özelliğin bir anlamı kalmamış, bu şekilde bir itibarsızlaştırma, lekeleme yapılmıştır.

Tıp Fakültesi 6 (altı) Anabilim Dalının öğretim üyelerinin hepsi açığa alınırken, 200'e yakın öğretim üyesinin çalıştığı Ziraat Fakültesinden 1 tane bile FETÖ şüphelisi öğretim üyesinin olmaması dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bu fırsattan istifade denip, Tıp Fakültesini bitirme operasyonu haline getirilmiştir. Bu sayede Ziraat Fakültesi Rektörlük saltanatını sürdürebilecektir. Şu anda da bütün rektörlükteki idari kadrolarda Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin yer alması bunun ispatıdır.

Akademik olarak Sağlık Meslek Yüksek Okulu (birçok bölümüne), Sağlık Yüksek Okulu (Hemşirelik), Tıp Fakültesi Anatomi derslerini verdim, vermekteyim. Yurtiçi, yurtdışı makale yazarlığı, kitap yazarlığı, kitap çevirisi ve bildiriler olmak üzere 200'e yakın yayınım bulunmaktadır. Çalışmalarım beni konferans özel ödülleriyle, TÜBİTAK teşvik ödülleriyle, üniversite bilimsel performansta en başarılı öğretim üyeleri sıralamasında ilk üçe sokan kaliteli çalışmalardır. Yurtiçi ve yurtdışı çok sayıda bilimsel toplantıda çalıştığım kurumları başarıyla temsil ettim. Zonguldak Bülent Ecevit Ün. (Karaelmas Ün.)'de yüksek lisans, Afyon Kocatepe Ün.'de yüksek lisans ve doktora, Namık Kemal Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora programları açtım ve mezunlar verdim..."



Özen, mektubunu geliştirdikleri kanser ilacı çalışmalarına nasıl başladıklarını anlatarak tamamlıyor:

"Gözaltına alınmadan önce de yine danışmanı olduğum doktora öğrencim Araş. Görev. Dr. Mustafa Özgül ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat katıldığı TÜBİTAK toplantılarında hedef gösterdiği ve Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanı iken Sayın Fikri Işık'ın üniversitemizi ziyaretlerinde hedef gösterdiği Biyoteknoloji alanına biz de yönelerek, bunun tıp alanındaki uygulamalarından olan "NanoTıp" konusunu ele aldık. Kanser ilaçlarını kendi geliştirdiğimiz orijinal akıllı moleküller ile insana zarar vermeden kanser dokusuna göndermeyi ve kanseri yok etmeyi amaçladık ve doktora tezini bu konuda hazırladık. Bu tezi gerçekleştirmek üzere doktora öğrencimi kendi cebimden (mali olarak) destekleyerek ABD California Riverside Üniversitesi Biyoteknoloji Bölümüne gönderdim.

Projemiz (tezimiz) oradaki öğretim üyeleri (Bölüm Bakanı Huina Liu başta olmak üzere) tarafından övgü aldı ve hemen "grant" (ABD'de çok zor alınan proje desteği) başvurusu yapmak için iki üniversitenin ortak olduğu proje vermemiz önerildi. Uzun bir çalışmadan sonra tamamladığımız başvuru hazırlıklarımızdan sonra 18 Temmuz 2016 tarihinde ortak proje başvurusunu NIH (National Institu of Healt)'e yaptık ve 22 Temmuz 2016'da açığa alındım. Bu yanlışın derhal düzeltilerek görevimin başına iade edilmem gerekir."

NIH, ABD'de tıbbi araştırmalara kaynak aktaran en büyük kuruluş olarak biliniyor. Özen ve asistanı, her türlü tıbbi ve biyolojik araştırmanın yapıldığı NIH'teki çalışmalarından sonra 21 Eylül 2015'te WIPO'ya başvuru yaptı ve 'Nanomicelles for the Treatment of Cancer' adlı araştırmaları ile patent almaya hak kazandı.
WIPO patent belgesi.

Başvurusunun onaylandığını duyunca "Çok az bilim adamına nasip olacak bir şey" diyen Oğuz Aslan Özen, profesörlüğü elinden alındıktan sonra 3 yıldır cezaevi ortamında hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakıldı.

Yaklaşık 7 yıldır OSAS (Obstruktif Sleep Apne Sendromu) yani uyku apnesi hastası olan Özen, uyku sırasında üst solunum yolları tıkandığı ve nefessiz kalıp hayatını kaybetme tehlikesi olduğu için her gece CPAP (Continious Positive Airway Pressure) adı verilen elektrik aksamlı bir makineyle uyumak zorunda. Ayrıca cezaevi sürecinde safra kesesinde taş oluştu ve bu hastalığın tedavisi için birçok eziyete katlandı. Yaşadıkları hasta tutuklulara yapılan eziyetleri bir kez daha gözler önüne seriyor.

Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, birçok doktor yetiştirdi, mezun etti.
KANSER HÜCRELERİNİ ONARAN BİR İLAÇ GELİŞTİRDİLER
Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen'in yaşadıklarını eşi Türkan Özen'den dinleyin:


Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen ve eşi Türkan Özen, Tekirdağ Cezaevi.


Eşim ve asistanı Mustafa Özgül, Namık Kemal Üniversitesinde kanser alanında yaptıkları çalışmayı ABD'de biraz daha ilerletmek istiyorlardı. Asistanını üniversitenin de onayıyla ABD'ye gönderdiler. 2014'teydi sanırım. Asistanı oradaki bir laboratuvarda çalışmaya başladı. Bu süreçte sürekli irtibat halindeydiler. Çalışmalar neticesinde kanser tedavisinde kullanılmak üzere geliştirdikleri ilaç için patent başvurusu yaptılar.

Şöyle bir ilaç; Aspirin nereden biliyor da baş ağrısını kesiyor diye merak edilir. Aslında Aspirin içtiğimizde bütün vücut ilaçtan etkileniyor, bu arada da baş ağrısını kesiyor. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar da öyle. Kanser hücrelerini tedavi etmesi gereken ilaç başka hücrelere zarar verebiliyor. Eşim ve asistanı sadece kanser hücrelerini onaran bir ilaç buldular. Kanser Terminatör diye hatırlıyorum adını.

Bu ilacın patentini almaya hak kazandıklarında eşim cezaevindeydi ve patentle ilgili 'Evet bu ilacı biz bulduk, patenti hakkı bana aittir' diye WIPO'ya geri dönüş yapılması lazımdı. Ama içeride olduğu için böyle bir şey yapamadılar. Bu durumda ilacın patenti halka açık oluyor. Başka biri sahiplenmiş olabilir. Biz bunu cezaevi savcısına, Cumhuriyet Savcısına gönderdik ama kimse ilgilenmedi.

15 TEMMUZ'DA MARMARİS'TEN DÖNÜYORDUK

Darbenin olduğu akşam biz Marmaris'ten tatilden dönüyorduk. 22 Temmuz 2016'da açığa alındığını öğrendik, üniversiteden mail gönderdiler. Ne olduğuna anlam vermedik. Herhalde birkaç aylık bir şeydir diye düşündük. Cuma günüydü. Pazar günü 24 Temmuz 2016'da, saat 20.30 civarında evimize polisler geldi. Gece 02.30'a kadar arama yaptılar. Mutfaktaki tencerelerin içine, bayat ekmek poşetlerine bile baktılar. Evden çıkıp eşimin işyerindeki ofisini armaya gittiler. Dört gün gözaltında kaldı eşim. Perşembe günü mahkemeye çıkarılıp örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir de kaçma şüphesi olduğu için tutukladılar. Kaçma şüphesine nasıl vakıf oldular bilemiyorum. Neye dayanarak kaçacağını düşündüler hala daha bilmiyorum.
NEFESSİZ KALIYOR, DİLİ BOĞAZINA KAÇIYOR
Eşim 7 yıldır uyku apnesi hastası. Tekirdağ'daki araştırma hastanesinde uyku testine tabi tuttular. Makine kullanmasına karar verildi. Makine şöyle bir şey; ağzına taktığı bir maske var. Ucunda hortumu bulunuyor. Eski teypler gibi küçük bir makine. O burnuna ve ağzına soğuk, serin bir hava veriyor ve horlamasını engelliyor. Horlarken tabi ki nefessiz kalıyor, dili boğazına gidiyor. Hem çevreyi rahatsız edebiliyor hem de sağlığı tehlike altında. E anlamıyor tabi uykuda olduğu için ve ileri aşamada ölüm tehlikesi var. Dilekçe verdi birkaç defa, sadece koğuşunu değiştirdiler. Daha az kişinin olduğu bir koğuş zannettik ama pek bir değişiklik olmadı.

Ayrıca makinenin filtresinin 2-3 günde bir temizlenmesi lazım. Küçük bir aparatı var, çıkarıp yıkıyorsunuz ama haftada bir yıkanması gerekirken o ortamda her gün yıkanması gerekiyor. Koğuşlar kalabalık. Sık sık yıkamak da filtreyi yıpratıyor. Bir buçuk yıl önce sabahtan alıp bakımını yaptırdık, parçalarını değiştirdik ama ne kadar makineyi yenilesek de koşullar uygun değil.


HAYVAN GİBİ KAFESLERE KOYUYORLAR
Bunun üzerine bir de safra kesesinde taş çıktı cezaevindeyken. CRP dedikleri safraya bakılan bir tetkik var. Onun için Edirne'deki hastaneye sevk edildi. Ama bizim hiç haberimiz olmadı. Zaten görüştürmüyorlar. Hastanede tedavisi bitince de Edirne'deki F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevine götürüyorlar. Orada da bir koğuşa koymuyorlar. Koridorların arasında kuytu bir köşede yatıyor. Kimseyle konuşamıyor, yalnız kalıyor. Bize haber vermedikleri için yanında para olmuyor. Çünkü cezaevi kartıyla alışveriş yapabiliyorsunuz.

Edirne'ye ilk gittiğinde çok sıkıntı çekti eşim. "Su bile vermediler" dedi. "Çeşme suyu içilecek gibi değildi ama lavaboya gittiğimde içecektim. İyi su almak istiyorum param olmadığı için vermediler" dedi. Eşim zaten uzun yıllardır panik atak hastası. Edirne'ye giderken sıkıntılı bir yolculuk yapıyor. Panik atak olduğu için gitmek istemiyor, o yolculuğu göze alamıyor, rahatsız oluyor. O cezaevi araçlarının içinde, hayvan gibi kafeslere koyuyorlarmış. Bundan 15-20 gün önce tekrar revire gittiğinde 'Beni Tekirdağ'daki bir hastaneye sevk edin. Safra kesemden rahatsızım, ağrım oluyor, her yediğim yemek dokunuyor' demiş.
3 YILDA 75 KEZ REVİRE ÇIKTI
18 Haziran 2019'da eşime 9 yıl ceza verdiler. Dosyası şu an istinaf'ta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de başvurduk. İstinaf dört aydan önce cevap vermiyor. Bekleme aşamasındayız. Son duruşmada mahkemeye, eşimin 3 yıldır kaç kere revire gittiğini, hastalık belgelerini hepsini sunduk. Karar verirken bunları hiç dikkate almadılar.

Üç yıldır 75 kere revire çıkmış eşim. Çok fazla ilaç kullanıyor. Uyku apnesi için makine, panik atak için antidepresan, tansiyon ilacı, midesindeki reflü için ayrı bir ilaç, safra kesesindeki taş için ağrı kesici ve antibiyotikler... Hangisini sayalım. Hasta insanlara bunlar yapılmamalı. Kanunlar uygulanmalı ve tutuksuz yargılanmalı.



PROF. DR. OĞUZ ASLAN ÖZEN'İN HASTANE BELGELERİ









Tıp fakülteleri kuran, kanser ilaçları uluslararası patent alan Prof. Dr. Özen, üç yıldır cezaevinde ve makineye bağlı biçimde ölüme sürükleniyor.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL - Tutuklandıktan 3 ay sonra, geliştirdiği kanser ilacı ile WIPO (World Intellectual Property Organization - Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü)'den patent alan, Türkiye'de tıp ana bilim dalları kurup öğrenci yetiştiren, cebinden ödediği parayla öğrencisini yurt dışına araştırmaya gönderen Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen 3 yıldır cezaevinde.
28 Temmuz 2019'da tutuklanıp Tekirdağ Muratlı 2 Nolu Kapalı Cezaevine gönderilen Özen, 20 Ekim 2016 tarihinde onaylanan patent başvurusunu göremedi. Eğer özgür olsaydı, fişlenmeseydi bilimsel çalışmalarına devam edecekti.
15 Temmuz'dan bu yana yüzlerce akademisyen, bilim insanı sürgün edildi, ülkesini terk etmeye zorlandı, kimi ihraç edildi, onca yıllık tecrübesi, birikimi yok sayılarak üniversiteden atıldı, kimi de Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen gibi hapislerde çürümeye terk edildi. 1071 Akademisyen, bilimsel çalışmaların geliştirilmesi için imza toplayacaklarına, durduk yere 'terörist' ilan edilen, sosyal ve fiziksel ölüme mahkum edilen meslektaşlarına yapılanları görmezden gelmeyi tercih etti.
Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, kendisine terörist ya da başka yafta yapıştırmasına kimsenin inanmayacağına ve bu yanlıştan kısa sürede dönüleceğine inandığı için cezaevinden ailesine gönderdiği ve herkese ulaştırılmasını istediği Eylül 2016 tarihli 8 sayfalık mektubunda bakın neler yazıyor!
Bir profesörün nasıl harcandığını, fişlenerek nasıl tecrit edildiğini kendi kaleminden okuyun:

"Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden Şubat 1991'de mezun olduktan sonra Ordu ilinin Işıktepe belediyesinde 1 yıl olan mecburi hizmetimi 5 yıl sürdürerek zor şartlarda görevimi fazlasıyla yerine getirdim (getirdik).
1996-2001 yıllarında Fırat Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalından ihtisasımı tamamladıktan sonra 2001 yılında şimdiki adıyla Bülent Ecevit Üniversitesi, o zamanki adıyla Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalına yardımcı doçent (Yrd Doç) olarak atandım ve burada Anatomi Anabilim Dalını kurdum. Buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.
2004 yılında doçent olduktan sonra Afyon Kocatepe Tıp Fakültesi Anatomi A. D.'na doçent olarak atandım ve burada Anatomi A.D.'nı kurdum ve yine buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.
2008 yılında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi A.D.'na doçent olarak atandım ve burada da Anatomi A.D.'nı kurdum. 2009 yılında profesör kadrosunu takiben Kasım 2009'da Dekanlık (Tıp Fakültesi) kadrosuna atandım ve 2 dönem süren 6 yıllık Tıp Fakültesi Dekanlığım süresince Tıp Fakültesini kurdum, 2 dönem 2014 ve 2015'te mezunlar vererek görevimi başarıyla tamamladım."

Özen mektubunun devamında Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna atanırken kullandığı ifadeler Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin 17 yıllık anlı şanlı iktidarı için ibretlik:
"Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna, kesinlikle dindarlara geçit vermeyen Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü döneminde atandım ve 2011 rektörlük seçimlerine kadar beraber çalıştık. Daha sonra 2. sırada yer alıp rektörlüğe atanan Prof. Dr. Osman Şimşek ile çalıştım ve ikinci dönem dekanlık atamam bu rektör zamanında oldu ve muhafazakar görüntümün bu rektörün dindarlığından kaynaklandığını düşünüyorum. İnsan muhafazakar yapılır, dindar yapılır, daha da ileri irtica yaftası atılır ama FETÖ'cü yaftası ancak atana yakışır. Bu şerefsizliğin daniskasıdır. Bunun altında çıkar ilişkilerinin olduğu aşikardır."
Özel, açığa alınması ve fişlenmesinin nedeninin üniversitedeki çıkar ilişkilerden kaynaklandığı belirtiyor:
"Açığa alınma belgesi "kişiye özel" olarak gönderilmiş ve bize tebliğ edilen belgede dağıtım yerleri adı altında herkes (açığa alınan) bildirilmiş, kişiye özelliğin bir anlamı kalmamış, bu şekilde bir itibarsızlaştırma, lekeleme yapılmıştır.
Tıp Fakültesi 6 (altı) Anabilim Dalının öğretim üyelerinin hepsi açığa alınırken, 200'e yakın öğretim üyesinin çalıştığı Ziraat Fakültesinden 1 tane bile FETÖ şüphelisi öğretim üyesinin olmaması dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bu fırsattan istifade denip, Tıp Fakültesini bitirme operasyonu haline getirilmiştir. Bu sayede Ziraat Fakültesi Rektörlük saltanatını sürdürebilecektir. Şu anda da bütün rektörlükteki idari kadrolarda Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin yer alması bunun ispatıdır.
Akademik olarak Sağlık Meslek Yüksek Okulu (birçok bölümüne), Sağlık Yüksek Okulu (Hemşirelik), Tıp Fakültesi Anatomi derslerini verdim, vermekteyim. Yurtiçi, yurtdışı makale yazarlığı, kitap yazarlığı, kitap çevirisi ve bildiriler olmak üzere 200'e yakın yayınım bulunmaktadır. Çalışmalarım beni konferans özel ödülleriyle, TÜBİTAK teşvik ödülleriyle, üniversite bilimsel performansta en başarılı öğretim üyeleri sıralamasında ilk üçe sokan kaliteli çalışmalardır. Yurtiçi ve yurtdışı çok sayıda bilimsel toplantıda çalıştığım kurumları başarıyla temsil ettim. Zonguldak Bülent Ecevit Ün. (Karaelmas Ün.)'de yüksek lisans, Afyon Kocatepe Ün.'de yüksek lisans ve doktora, Namık Kemal Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora programları açtım ve mezunlar verdim..."

Özen, mektubunu geliştirdikleri kanser ilacı çalışmalarına nasıl başladıklarını anlatarak tamamlıyor:
"Gözaltına alınmadan önce de yine danışmanı olduğum doktora öğrencim Araş. Görev. Dr. Mustafa Özgül ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat katıldığı TÜBİTAK toplantılarında hedef gösterdiği ve Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanı iken Sayın Fikri Işık'ın üniversitemizi ziyaretlerinde hedef gösterdiği Biyoteknoloji alanına biz de yönelerek, bunun tıp alanındaki uygulamalarından olan "NanoTıp" konusunu ele aldık. Kanser ilaçlarını kendi geliştirdiğimiz orijinal akıllı moleküller ile insana zarar vermeden kanser dokusuna göndermeyi ve kanseri yok etmeyi amaçladık ve doktora tezini bu konuda hazırladık. Bu tezi gerçekleştirmek üzere doktora öğrencimi kendi cebimden (mali olarak) destekleyerek ABD California Riverside Üniversitesi Biyoteknoloji Bölümüne gönderdim.
Projemiz (tezimiz) oradaki öğretim üyeleri (Bölüm Bakanı Huina Liu başta olmak üzere) tarafından övgü aldı ve hemen "grant" (ABD'de çok zor alınan proje desteği) başvurusu yapmak için iki üniversitenin ortak olduğu proje vermemiz önerildi. Uzun bir çalışmadan sonra tamamladığımız başvuru hazırlıklarımızdan sonra 18 Temmuz 2016 tarihinde ortak proje başvurusunu NIH (National Institu of Healt)'e yaptık ve 22 Temmuz 2016'da açığa alındım. Bu yanlışın derhal düzeltilerek görevimin başına iade edilmem gerekir."

NIH, ABD'de tıbbi araştırmalara kaynak aktaran en büyük kuruluş olarak biliniyor. Özen ve asistanı, her türlü tıbbi ve biyolojik araştırmanın yapıldığı NIH'teki çalışmalarından sonra 21 Eylül 2015'te WIPO'ya başvuru yaptı ve 'Nanomicelles for the Treatment of Cancer' adlı araştırmaları ile patent almaya hak kazandı.
[caption id="attachment_69500" align="alignnone" width="614"] WIPO patent belgesi.[/caption]
Başvurusunun onaylandığını duyunca "Çok az bilim adamına nasip olacak bir şey" diyen Oğuz Aslan Özen, profesörlüğü elinden alındıktan sonra 3 yıldır cezaevi ortamında hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakıldı.
Yaklaşık 7 yıldır OSAS (Obstruktif Sleep Apne Sendromu) yani uyku apnesi hastası olan Özen, uyku sırasında üst solunum yolları tıkandığı ve nefessiz kalıp hayatını kaybetme tehlikesi olduğu için her gece CPAP (Continious Positive Airway Pressure) adı verilen elektrik aksamlı bir makineyle uyumak zorunda. Ayrıca cezaevi sürecinde safra kesesinde taş oluştu ve bu hastalığın tedavisi için birçok eziyete katlandı. Yaşadıkları hasta tutuklulara yapılan eziyetleri bir kez daha gözler önüne seriyor.
[caption id="attachment_69431" align="alignnone" width="740"] Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, birçok doktor yetiştirdi, mezun etti.[/caption]
KANSER HÜCRELERİNİ ONARAN BİR İLAÇ GELİŞTİRDİLER
Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen'in yaşadıklarını eşi Türkan Özen'den dinleyin:
Eşim ve asistanı Mustafa Özgül, Namık Kemal Üniversitesinde kanser alanında yaptıkları çalışmayı ABD'de biraz daha ilerletmek istiyorlardı. Asistanını üniversitenin de onayıyla ABD'ye gönderdiler. 2014'teydi sanırım. Asistanı oradaki bir laboratuvarda çalışmaya başladı. Bu süreçte sürekli irtibat halindeydiler. Çalışmalar neticesinde kanser tedavisinde kullanılmak üzere geliştirdikleri ilaç için patent başvurusu yaptılar.
Şöyle bir ilaç; Aspirin nereden biliyor da baş ağrısını kesiyor diye merak edilir. Aslında Aspirin içtiğimizde bütün vücut ilaçtan etkileniyor, bu arada da baş ağrısını kesiyor. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar da öyle. Kanser hücrelerini tedavi etmesi gereken ilaç başka hücrelere zarar verebiliyor. Eşim ve asistanı sadece kanser hücrelerini onaran bir ilaç buldular. Kanser Terminatör diye hatırlıyorum adını.
Bu ilacın patentini almaya hak kazandıklarında eşim cezaevindeydi ve patentle ilgili 'Evet bu ilacı biz bulduk, patenti hakkı bana aittir' diye WIPO'ya geri dönüş yapılması lazımdı. Ama içeride olduğu için böyle bir şey yapamadılar. Bu durumda ilacın patenti halka açık oluyor. Başka biri sahiplenmiş olabilir. Biz bunu cezaevi savcısına, Cumhuriyet Savcısına gönderdik ama kimse ilgilenmedi.
[caption id="attachment_69447" align="alignnone" width="740"] Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, eşi ve çocuklarıyla birlikte Tekirdağ Cezaevinde.[/caption]

15 TEMMUZ'DA MARMARİS'TEN DÖNÜYORDUK
Darbenin olduğu akşam biz Marmaris'ten tatilden dönüyorduk. 22 Temmuz 2016'da açığa alındığını öğrendik, üniversiteden mail gönderdiler. Ne olduğuna anlam vermedik. Herhalde birkaç aylık bir şeydir diye düşündük. Cuma günüydü. Pazar günü 24 Temmuz 2016'da, saat 20.30 civarında evimize polisler geldi. Gece 02.30'a kadar arama yaptılar. Mutfaktaki tencerelerin içine, bayat ekmek poşetlerine bile baktılar. Evden çıkıp eşimin işyerindeki ofisini armaya gittiler. Dört gün gözaltında kaldı eşim. Perşembe günü mahkemeye çıkarılıp örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir de kaçma şüphesi olduğu için tutukladılar. Kaçma şüphesine nasıl vakıf oldular bilemiyorum. Neye dayanarak kaçacağını düşündüler hala daha bilmiyorum.
NEFESSİZ KALIYOR, DİLİ BOĞAZINA KAÇIYOR
Eşim 7 yıldır uyku apnesi hastası. Tekirdağ'daki araştırma hastanesinde uyku testine tabi tuttular. Makine kullanmasına karar verildi. Makine şöyle bir şey; ağzına taktığı bir maske var. Ucunda hortumu bulunuyor. Eski teypler gibi küçük bir makine. O burnuna ve ağzına soğuk, serin bir hava veriyor ve horlamasını engelliyor. Horlarken tabi ki nefessiz kalıyor, dili boğazına gidiyor. Hem çevreyi rahatsız edebiliyor hem de sağlığı tehlike altında. E anlamıyor tabi uykuda olduğu için ve ileri aşamada ölüm tehlikesi var. Dilekçe verdi birkaç defa, sadece koğuşunu değiştirdiler. Daha az kişinin olduğu bir koğuş zannettik ama pek bir değişiklik olmadı.
Ayrıca makinenin filtresinin 2-3 günde bir temizlenmesi lazım. Küçük bir aparatı var, çıkarıp yıkıyorsunuz ama haftada bir yıkanması gerekirken o ortamda her gün yıkanması gerekiyor. Koğuşlar kalabalık. Sık sık yıkamak da filtreyi yıpratıyor. Bir buçuk yıl önce sabahtan alıp bakımını yaptırdık, parçalarını değiştirdik ama ne kadar makineyi yenilesek de koşullar uygun değil.

HAYVAN GİBİ KAFESLERE KOYUYORLAR
Bunun üzerine bir de safra kesesinde taş çıktı cezaevindeyken. CRP dedikleri safraya bakılan bir tetkik var. Onun için Edirne'deki hastaneye sevk edildi. Ama bizim hiç haberimiz olmadı. Zaten görüştürmüyorlar. Hastanede tedavisi bitince de Edirne'deki F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevine götürüyorlar. Orada da bir koğuşa koymuyorlar. Koridorların arasında kuytu bir köşede yatıyor. Kimseyle konuşamıyor, yalnız kalıyor. Bize haber vermedikleri için yanında para olmuyor. Çünkü cezaevi kartıyla alışveriş yapabiliyorsunuz.
Edirne'ye ilk gittiğinde çok sıkıntı çekti eşim. "Su bile vermediler" dedi. "Çeşme suyu içilecek gibi değildi ama lavaboya gittiğimde içecektim. İyi su almak istiyorum param olmadığı için vermediler" dedi. Eşim zaten uzun yıllardır panik atak hastası. Edirne'ye giderken sıkıntılı bir yolculuk yapıyor. Panik atak olduğu için gitmek istemiyor, o yolculuğu göze alamıyor, rahatsız oluyor. O cezaevi araçlarının içinde, hayvan gibi kafeslere koyuyorlarmış. Bundan 15-20 gün önce tekrar revire gittiğinde 'Beni Tekirdağ'daki bir hastaneye sevk edin. Safra kesemden rahatsızım, ağrım oluyor, her yediğim yemek dokunuyor' demiş.
3 YILDA 75 KEZ REVİRE ÇIKTI
18 Haziran 2019'da eşime 9 yıl ceza verdiler. Dosyası şu an istinaf'ta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de başvurduk. İstinaf dört aydan önce cevap vermiyor. Bekleme aşamasındayız. Son duruşmada mahkemeye, eşimin 3 yıldır kaç kere revire gittiğini, hastalık belgelerini hepsini sunduk. Karar verirken bunları hiç dikkate almadılar. Üç yıldır 75 kere revire çıkmış eşim. Çok fazla ilaç kullanıyor. Uyku apnesi için makine, panik atak için antidepresan, tansiyon ilacı, midesindeki reflü için ayrı bir ilaç, safra kesesindeki taş için ağrı kesici ve antibiyotikler... Hangisini sayalım. Hasta insanlara bunlar yapılmamalı. Kanunlar uygulanmalı ve tutuksuz yargılanmalı.


PROF. DR. OĞUZ ASLAN ÖZEN'İN HASTANE BELGELERİ