cezaevinden mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cezaevinden mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2019 Salı

Kanserli hücreleri onaran ilacı bulan Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen cezaevinde ölüme sürükleniyor

20 Ağustos 2019 
Tıp fakülteleri kuran, kanser ilaçları uluslararası patent alan Prof. Dr. Özen, üç yıldır cezaevinde ve makineye bağlı biçimde ölüme sürükleniyor.


Tutuklandıktan 3 ay sonra, geliştirdiği kanser ilacı ile WIPO(World Intellectual Property Organization - Dünya Fikri MülkiyetÖrgütü)'den patent alan, Türkiye'de tıp ana bilim dalları kurup öğrenci yetiştiren, cebinden ödediği parayla öğrencisini yurt dışına araştırmaya gönderen Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen 3 yıldır cezaevinde.

28 Temmuz 2019'da tutuklanıp Tekirdağ Muratlı 2 Nolu Kapalı Cezaevine gönderilen Özen, 20 Ekim 2016 tarihinde onaylanan patent başvurusunu göremedi. Eğer özgür olsaydı, fişlenmeseydi bilimsel çalışmalarına devam edecekti.

15 Temmuz'dan bu yana yüzlerce akademisyen, bilim insanı sürgün edildi, ülkesini terk etmeye zorlandı, kimi ihraç edildi, onca yıllık tecrübesi, birikimi yok sayılarak üniversiteden atıldı, kimi de Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen gibi hapislerde çürümeye terk edildi. 1071 Akademisyen, bilimsel çalışmaların geliştirilmesi için imza toplayacaklarına, durduk yere 'terörist' ilan edilen, sosyal ve fiziksel ölüme mahkum edilen meslektaşlarına yapılanları görmezden gelmeyi tercih etti.

Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, kendisine terörist ya da başka yafta yapıştırmasına kimsenin inanmayacağına ve bu yanlıştan kısa sürede dönüleceğine inandığı için cezaevinden ailesine gönderdiği ve herkese ulaştırılmasını istediği Eylül 2016 tarihli 8 sayfalık mektubunda bakın neler yazıyor!



Bir profesörün nasıl harcandığını, fişlenerek nasıl tecrit edildiğini kendi kaleminden okuyun: 

"Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden Şubat 1991'de mezun olduktan sonra Ordu ilinin Işıktepe belediyesinde 1 yıl olan mecburi hizmetimi 5 yıl sürdürerek zor şartlarda görevimi fazlasıyla yerine getirdim (getirdik).

1996-2001 yıllarında Fırat Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalından ihtisasımı tamamladıktan sonra 2001 yılında şimdiki adıyla Bülent Ecevit Üniversitesi, o zamanki adıyla Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalına yardımcı doçent (Yrd Doç) olarak atandım ve burada Anatomi Anabilim Dalını kurdum. Buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.

2004 yılında doçent olduktan sonra Afyon Kocatepe Tıp Fakültesi Anatomi A. D.'na doçent olarak atandım ve burada Anatomi A.D.'nı kurdum ve yine buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.

2008 yılında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi A.D.'na doçent olarak atandım ve burada da Anatomi A.D.'nı kurdum. 2009 yılında profesör kadrosunu takiben Kasım 2009'da Dekanlık (Tıp Fakültesi) kadrosuna atandım ve 2 dönem süren 6 yıllık Tıp Fakültesi Dekanlığım süresince Tıp Fakültesini kurdum, 2 dönem 2014 ve 2015'te mezunlar vererek görevimi başarıyla tamamladım."

Özen mektubunun devamında Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna atanırken kullandığı ifadeler Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin 17 yıllık anlı şanlı iktidarı için ibretlik:

"Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna, kesinlikle dindarlara geçit vermeyen Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü döneminde atandım ve 2011 rektörlük seçimlerine kadar beraber çalıştık. Daha sonra 2. sırada yer alıp rektörlüğe atanan Prof. Dr. Osman Şimşek ile çalıştım ve ikinci dönem dekanlık atamam bu rektör zamanında oldu ve muhafazakar görüntümün bu rektörün dindarlığından kaynaklandığını düşünüyorum. İnsan muhafazakar yapılır, dindar yapılır, daha da ileri irtica yaftası atılır ama FETÖ'cü yaftası ancak atana yakışır. Bu şerefsizliğin daniskasıdır. Bunun altında çıkar ilişkilerinin olduğu aşikardır."

Özel, açığa alınması ve fişlenmesinin nedeninin üniversitedeki çıkar ilişkilerden kaynaklandığı belirtiyor:

"Açığa alınma belgesi "kişiye özel" olarak gönderilmiş ve bize tebliğ edilen belgede dağıtım yerleri adı altında herkes (açığa alınan) bildirilmiş, kişiye özelliğin bir anlamı kalmamış, bu şekilde bir itibarsızlaştırma, lekeleme yapılmıştır.

Tıp Fakültesi 6 (altı) Anabilim Dalının öğretim üyelerinin hepsi açığa alınırken, 200'e yakın öğretim üyesinin çalıştığı Ziraat Fakültesinden 1 tane bile FETÖ şüphelisi öğretim üyesinin olmaması dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bu fırsattan istifade denip, Tıp Fakültesini bitirme operasyonu haline getirilmiştir. Bu sayede Ziraat Fakültesi Rektörlük saltanatını sürdürebilecektir. Şu anda da bütün rektörlükteki idari kadrolarda Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin yer alması bunun ispatıdır.

Akademik olarak Sağlık Meslek Yüksek Okulu (birçok bölümüne), Sağlık Yüksek Okulu (Hemşirelik), Tıp Fakültesi Anatomi derslerini verdim, vermekteyim. Yurtiçi, yurtdışı makale yazarlığı, kitap yazarlığı, kitap çevirisi ve bildiriler olmak üzere 200'e yakın yayınım bulunmaktadır. Çalışmalarım beni konferans özel ödülleriyle, TÜBİTAK teşvik ödülleriyle, üniversite bilimsel performansta en başarılı öğretim üyeleri sıralamasında ilk üçe sokan kaliteli çalışmalardır. Yurtiçi ve yurtdışı çok sayıda bilimsel toplantıda çalıştığım kurumları başarıyla temsil ettim. Zonguldak Bülent Ecevit Ün. (Karaelmas Ün.)'de yüksek lisans, Afyon Kocatepe Ün.'de yüksek lisans ve doktora, Namık Kemal Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora programları açtım ve mezunlar verdim..."



Özen, mektubunu geliştirdikleri kanser ilacı çalışmalarına nasıl başladıklarını anlatarak tamamlıyor:

"Gözaltına alınmadan önce de yine danışmanı olduğum doktora öğrencim Araş. Görev. Dr. Mustafa Özgül ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat katıldığı TÜBİTAK toplantılarında hedef gösterdiği ve Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanı iken Sayın Fikri Işık'ın üniversitemizi ziyaretlerinde hedef gösterdiği Biyoteknoloji alanına biz de yönelerek, bunun tıp alanındaki uygulamalarından olan "NanoTıp" konusunu ele aldık. Kanser ilaçlarını kendi geliştirdiğimiz orijinal akıllı moleküller ile insana zarar vermeden kanser dokusuna göndermeyi ve kanseri yok etmeyi amaçladık ve doktora tezini bu konuda hazırladık. Bu tezi gerçekleştirmek üzere doktora öğrencimi kendi cebimden (mali olarak) destekleyerek ABD California Riverside Üniversitesi Biyoteknoloji Bölümüne gönderdim.

Projemiz (tezimiz) oradaki öğretim üyeleri (Bölüm Bakanı Huina Liu başta olmak üzere) tarafından övgü aldı ve hemen "grant" (ABD'de çok zor alınan proje desteği) başvurusu yapmak için iki üniversitenin ortak olduğu proje vermemiz önerildi. Uzun bir çalışmadan sonra tamamladığımız başvuru hazırlıklarımızdan sonra 18 Temmuz 2016 tarihinde ortak proje başvurusunu NIH (National Institu of Healt)'e yaptık ve 22 Temmuz 2016'da açığa alındım. Bu yanlışın derhal düzeltilerek görevimin başına iade edilmem gerekir."

NIH, ABD'de tıbbi araştırmalara kaynak aktaran en büyük kuruluş olarak biliniyor. Özen ve asistanı, her türlü tıbbi ve biyolojik araştırmanın yapıldığı NIH'teki çalışmalarından sonra 21 Eylül 2015'te WIPO'ya başvuru yaptı ve 'Nanomicelles for the Treatment of Cancer' adlı araştırmaları ile patent almaya hak kazandı.
WIPO patent belgesi.

Başvurusunun onaylandığını duyunca "Çok az bilim adamına nasip olacak bir şey" diyen Oğuz Aslan Özen, profesörlüğü elinden alındıktan sonra 3 yıldır cezaevi ortamında hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakıldı.

Yaklaşık 7 yıldır OSAS (Obstruktif Sleep Apne Sendromu) yani uyku apnesi hastası olan Özen, uyku sırasında üst solunum yolları tıkandığı ve nefessiz kalıp hayatını kaybetme tehlikesi olduğu için her gece CPAP (Continious Positive Airway Pressure) adı verilen elektrik aksamlı bir makineyle uyumak zorunda. Ayrıca cezaevi sürecinde safra kesesinde taş oluştu ve bu hastalığın tedavisi için birçok eziyete katlandı. Yaşadıkları hasta tutuklulara yapılan eziyetleri bir kez daha gözler önüne seriyor.

Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, birçok doktor yetiştirdi, mezun etti.
KANSER HÜCRELERİNİ ONARAN BİR İLAÇ GELİŞTİRDİLER
Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen'in yaşadıklarını eşi Türkan Özen'den dinleyin:


Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen ve eşi Türkan Özen, Tekirdağ Cezaevi.


Eşim ve asistanı Mustafa Özgül, Namık Kemal Üniversitesinde kanser alanında yaptıkları çalışmayı ABD'de biraz daha ilerletmek istiyorlardı. Asistanını üniversitenin de onayıyla ABD'ye gönderdiler. 2014'teydi sanırım. Asistanı oradaki bir laboratuvarda çalışmaya başladı. Bu süreçte sürekli irtibat halindeydiler. Çalışmalar neticesinde kanser tedavisinde kullanılmak üzere geliştirdikleri ilaç için patent başvurusu yaptılar.

Şöyle bir ilaç; Aspirin nereden biliyor da baş ağrısını kesiyor diye merak edilir. Aslında Aspirin içtiğimizde bütün vücut ilaçtan etkileniyor, bu arada da baş ağrısını kesiyor. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar da öyle. Kanser hücrelerini tedavi etmesi gereken ilaç başka hücrelere zarar verebiliyor. Eşim ve asistanı sadece kanser hücrelerini onaran bir ilaç buldular. Kanser Terminatör diye hatırlıyorum adını.

Bu ilacın patentini almaya hak kazandıklarında eşim cezaevindeydi ve patentle ilgili 'Evet bu ilacı biz bulduk, patenti hakkı bana aittir' diye WIPO'ya geri dönüş yapılması lazımdı. Ama içeride olduğu için böyle bir şey yapamadılar. Bu durumda ilacın patenti halka açık oluyor. Başka biri sahiplenmiş olabilir. Biz bunu cezaevi savcısına, Cumhuriyet Savcısına gönderdik ama kimse ilgilenmedi.

15 TEMMUZ'DA MARMARİS'TEN DÖNÜYORDUK

Darbenin olduğu akşam biz Marmaris'ten tatilden dönüyorduk. 22 Temmuz 2016'da açığa alındığını öğrendik, üniversiteden mail gönderdiler. Ne olduğuna anlam vermedik. Herhalde birkaç aylık bir şeydir diye düşündük. Cuma günüydü. Pazar günü 24 Temmuz 2016'da, saat 20.30 civarında evimize polisler geldi. Gece 02.30'a kadar arama yaptılar. Mutfaktaki tencerelerin içine, bayat ekmek poşetlerine bile baktılar. Evden çıkıp eşimin işyerindeki ofisini armaya gittiler. Dört gün gözaltında kaldı eşim. Perşembe günü mahkemeye çıkarılıp örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir de kaçma şüphesi olduğu için tutukladılar. Kaçma şüphesine nasıl vakıf oldular bilemiyorum. Neye dayanarak kaçacağını düşündüler hala daha bilmiyorum.
NEFESSİZ KALIYOR, DİLİ BOĞAZINA KAÇIYOR
Eşim 7 yıldır uyku apnesi hastası. Tekirdağ'daki araştırma hastanesinde uyku testine tabi tuttular. Makine kullanmasına karar verildi. Makine şöyle bir şey; ağzına taktığı bir maske var. Ucunda hortumu bulunuyor. Eski teypler gibi küçük bir makine. O burnuna ve ağzına soğuk, serin bir hava veriyor ve horlamasını engelliyor. Horlarken tabi ki nefessiz kalıyor, dili boğazına gidiyor. Hem çevreyi rahatsız edebiliyor hem de sağlığı tehlike altında. E anlamıyor tabi uykuda olduğu için ve ileri aşamada ölüm tehlikesi var. Dilekçe verdi birkaç defa, sadece koğuşunu değiştirdiler. Daha az kişinin olduğu bir koğuş zannettik ama pek bir değişiklik olmadı.

Ayrıca makinenin filtresinin 2-3 günde bir temizlenmesi lazım. Küçük bir aparatı var, çıkarıp yıkıyorsunuz ama haftada bir yıkanması gerekirken o ortamda her gün yıkanması gerekiyor. Koğuşlar kalabalık. Sık sık yıkamak da filtreyi yıpratıyor. Bir buçuk yıl önce sabahtan alıp bakımını yaptırdık, parçalarını değiştirdik ama ne kadar makineyi yenilesek de koşullar uygun değil.


HAYVAN GİBİ KAFESLERE KOYUYORLAR
Bunun üzerine bir de safra kesesinde taş çıktı cezaevindeyken. CRP dedikleri safraya bakılan bir tetkik var. Onun için Edirne'deki hastaneye sevk edildi. Ama bizim hiç haberimiz olmadı. Zaten görüştürmüyorlar. Hastanede tedavisi bitince de Edirne'deki F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevine götürüyorlar. Orada da bir koğuşa koymuyorlar. Koridorların arasında kuytu bir köşede yatıyor. Kimseyle konuşamıyor, yalnız kalıyor. Bize haber vermedikleri için yanında para olmuyor. Çünkü cezaevi kartıyla alışveriş yapabiliyorsunuz.

Edirne'ye ilk gittiğinde çok sıkıntı çekti eşim. "Su bile vermediler" dedi. "Çeşme suyu içilecek gibi değildi ama lavaboya gittiğimde içecektim. İyi su almak istiyorum param olmadığı için vermediler" dedi. Eşim zaten uzun yıllardır panik atak hastası. Edirne'ye giderken sıkıntılı bir yolculuk yapıyor. Panik atak olduğu için gitmek istemiyor, o yolculuğu göze alamıyor, rahatsız oluyor. O cezaevi araçlarının içinde, hayvan gibi kafeslere koyuyorlarmış. Bundan 15-20 gün önce tekrar revire gittiğinde 'Beni Tekirdağ'daki bir hastaneye sevk edin. Safra kesemden rahatsızım, ağrım oluyor, her yediğim yemek dokunuyor' demiş.
3 YILDA 75 KEZ REVİRE ÇIKTI
18 Haziran 2019'da eşime 9 yıl ceza verdiler. Dosyası şu an istinaf'ta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de başvurduk. İstinaf dört aydan önce cevap vermiyor. Bekleme aşamasındayız. Son duruşmada mahkemeye, eşimin 3 yıldır kaç kere revire gittiğini, hastalık belgelerini hepsini sunduk. Karar verirken bunları hiç dikkate almadılar.

Üç yıldır 75 kere revire çıkmış eşim. Çok fazla ilaç kullanıyor. Uyku apnesi için makine, panik atak için antidepresan, tansiyon ilacı, midesindeki reflü için ayrı bir ilaç, safra kesesindeki taş için ağrı kesici ve antibiyotikler... Hangisini sayalım. Hasta insanlara bunlar yapılmamalı. Kanunlar uygulanmalı ve tutuksuz yargılanmalı.



PROF. DR. OĞUZ ASLAN ÖZEN'İN HASTANE BELGELERİ









Tıp fakülteleri kuran, kanser ilaçları uluslararası patent alan Prof. Dr. Özen, üç yıldır cezaevinde ve makineye bağlı biçimde ölüme sürükleniyor.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL - Tutuklandıktan 3 ay sonra, geliştirdiği kanser ilacı ile WIPO (World Intellectual Property Organization - Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü)'den patent alan, Türkiye'de tıp ana bilim dalları kurup öğrenci yetiştiren, cebinden ödediği parayla öğrencisini yurt dışına araştırmaya gönderen Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen 3 yıldır cezaevinde.
28 Temmuz 2019'da tutuklanıp Tekirdağ Muratlı 2 Nolu Kapalı Cezaevine gönderilen Özen, 20 Ekim 2016 tarihinde onaylanan patent başvurusunu göremedi. Eğer özgür olsaydı, fişlenmeseydi bilimsel çalışmalarına devam edecekti.
15 Temmuz'dan bu yana yüzlerce akademisyen, bilim insanı sürgün edildi, ülkesini terk etmeye zorlandı, kimi ihraç edildi, onca yıllık tecrübesi, birikimi yok sayılarak üniversiteden atıldı, kimi de Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen gibi hapislerde çürümeye terk edildi. 1071 Akademisyen, bilimsel çalışmaların geliştirilmesi için imza toplayacaklarına, durduk yere 'terörist' ilan edilen, sosyal ve fiziksel ölüme mahkum edilen meslektaşlarına yapılanları görmezden gelmeyi tercih etti.
Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, kendisine terörist ya da başka yafta yapıştırmasına kimsenin inanmayacağına ve bu yanlıştan kısa sürede dönüleceğine inandığı için cezaevinden ailesine gönderdiği ve herkese ulaştırılmasını istediği Eylül 2016 tarihli 8 sayfalık mektubunda bakın neler yazıyor!
Bir profesörün nasıl harcandığını, fişlenerek nasıl tecrit edildiğini kendi kaleminden okuyun:

"Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden Şubat 1991'de mezun olduktan sonra Ordu ilinin Işıktepe belediyesinde 1 yıl olan mecburi hizmetimi 5 yıl sürdürerek zor şartlarda görevimi fazlasıyla yerine getirdim (getirdik).
1996-2001 yıllarında Fırat Üniversitesi Anatomi Anabilim Dalından ihtisasımı tamamladıktan sonra 2001 yılında şimdiki adıyla Bülent Ecevit Üniversitesi, o zamanki adıyla Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalına yardımcı doçent (Yrd Doç) olarak atandım ve burada Anatomi Anabilim Dalını kurdum. Buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.
2004 yılında doçent olduktan sonra Afyon Kocatepe Tıp Fakültesi Anatomi A. D.'na doçent olarak atandım ve burada Anatomi A.D.'nı kurdum ve yine buradan mezun olan öğrencilerim yurdun dört bir yanında hizmet veriyor.
2008 yılında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi A.D.'na doçent olarak atandım ve burada da Anatomi A.D.'nı kurdum. 2009 yılında profesör kadrosunu takiben Kasım 2009'da Dekanlık (Tıp Fakültesi) kadrosuna atandım ve 2 dönem süren 6 yıllık Tıp Fakültesi Dekanlığım süresince Tıp Fakültesini kurdum, 2 dönem 2014 ve 2015'te mezunlar vererek görevimi başarıyla tamamladım."

Özen mektubunun devamında Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna atanırken kullandığı ifadeler Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin 17 yıllık anlı şanlı iktidarı için ibretlik:
"Namık Kemal Üniversitesi kadrosuna, kesinlikle dindarlara geçit vermeyen Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü döneminde atandım ve 2011 rektörlük seçimlerine kadar beraber çalıştık. Daha sonra 2. sırada yer alıp rektörlüğe atanan Prof. Dr. Osman Şimşek ile çalıştım ve ikinci dönem dekanlık atamam bu rektör zamanında oldu ve muhafazakar görüntümün bu rektörün dindarlığından kaynaklandığını düşünüyorum. İnsan muhafazakar yapılır, dindar yapılır, daha da ileri irtica yaftası atılır ama FETÖ'cü yaftası ancak atana yakışır. Bu şerefsizliğin daniskasıdır. Bunun altında çıkar ilişkilerinin olduğu aşikardır."
Özel, açığa alınması ve fişlenmesinin nedeninin üniversitedeki çıkar ilişkilerden kaynaklandığı belirtiyor:
"Açığa alınma belgesi "kişiye özel" olarak gönderilmiş ve bize tebliğ edilen belgede dağıtım yerleri adı altında herkes (açığa alınan) bildirilmiş, kişiye özelliğin bir anlamı kalmamış, bu şekilde bir itibarsızlaştırma, lekeleme yapılmıştır.
Tıp Fakültesi 6 (altı) Anabilim Dalının öğretim üyelerinin hepsi açığa alınırken, 200'e yakın öğretim üyesinin çalıştığı Ziraat Fakültesinden 1 tane bile FETÖ şüphelisi öğretim üyesinin olmaması dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bu fırsattan istifade denip, Tıp Fakültesini bitirme operasyonu haline getirilmiştir. Bu sayede Ziraat Fakültesi Rektörlük saltanatını sürdürebilecektir. Şu anda da bütün rektörlükteki idari kadrolarda Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin yer alması bunun ispatıdır.
Akademik olarak Sağlık Meslek Yüksek Okulu (birçok bölümüne), Sağlık Yüksek Okulu (Hemşirelik), Tıp Fakültesi Anatomi derslerini verdim, vermekteyim. Yurtiçi, yurtdışı makale yazarlığı, kitap yazarlığı, kitap çevirisi ve bildiriler olmak üzere 200'e yakın yayınım bulunmaktadır. Çalışmalarım beni konferans özel ödülleriyle, TÜBİTAK teşvik ödülleriyle, üniversite bilimsel performansta en başarılı öğretim üyeleri sıralamasında ilk üçe sokan kaliteli çalışmalardır. Yurtiçi ve yurtdışı çok sayıda bilimsel toplantıda çalıştığım kurumları başarıyla temsil ettim. Zonguldak Bülent Ecevit Ün. (Karaelmas Ün.)'de yüksek lisans, Afyon Kocatepe Ün.'de yüksek lisans ve doktora, Namık Kemal Üniversitesinde yüksek lisans ve doktora programları açtım ve mezunlar verdim..."

Özen, mektubunu geliştirdikleri kanser ilacı çalışmalarına nasıl başladıklarını anlatarak tamamlıyor:
"Gözaltına alınmadan önce de yine danışmanı olduğum doktora öğrencim Araş. Görev. Dr. Mustafa Özgül ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat katıldığı TÜBİTAK toplantılarında hedef gösterdiği ve Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanı iken Sayın Fikri Işık'ın üniversitemizi ziyaretlerinde hedef gösterdiği Biyoteknoloji alanına biz de yönelerek, bunun tıp alanındaki uygulamalarından olan "NanoTıp" konusunu ele aldık. Kanser ilaçlarını kendi geliştirdiğimiz orijinal akıllı moleküller ile insana zarar vermeden kanser dokusuna göndermeyi ve kanseri yok etmeyi amaçladık ve doktora tezini bu konuda hazırladık. Bu tezi gerçekleştirmek üzere doktora öğrencimi kendi cebimden (mali olarak) destekleyerek ABD California Riverside Üniversitesi Biyoteknoloji Bölümüne gönderdim.
Projemiz (tezimiz) oradaki öğretim üyeleri (Bölüm Bakanı Huina Liu başta olmak üzere) tarafından övgü aldı ve hemen "grant" (ABD'de çok zor alınan proje desteği) başvurusu yapmak için iki üniversitenin ortak olduğu proje vermemiz önerildi. Uzun bir çalışmadan sonra tamamladığımız başvuru hazırlıklarımızdan sonra 18 Temmuz 2016 tarihinde ortak proje başvurusunu NIH (National Institu of Healt)'e yaptık ve 22 Temmuz 2016'da açığa alındım. Bu yanlışın derhal düzeltilerek görevimin başına iade edilmem gerekir."

NIH, ABD'de tıbbi araştırmalara kaynak aktaran en büyük kuruluş olarak biliniyor. Özen ve asistanı, her türlü tıbbi ve biyolojik araştırmanın yapıldığı NIH'teki çalışmalarından sonra 21 Eylül 2015'te WIPO'ya başvuru yaptı ve 'Nanomicelles for the Treatment of Cancer' adlı araştırmaları ile patent almaya hak kazandı.
[caption id="attachment_69500" align="alignnone" width="614"] WIPO patent belgesi.[/caption]
Başvurusunun onaylandığını duyunca "Çok az bilim adamına nasip olacak bir şey" diyen Oğuz Aslan Özen, profesörlüğü elinden alındıktan sonra 3 yıldır cezaevi ortamında hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakıldı.
Yaklaşık 7 yıldır OSAS (Obstruktif Sleep Apne Sendromu) yani uyku apnesi hastası olan Özen, uyku sırasında üst solunum yolları tıkandığı ve nefessiz kalıp hayatını kaybetme tehlikesi olduğu için her gece CPAP (Continious Positive Airway Pressure) adı verilen elektrik aksamlı bir makineyle uyumak zorunda. Ayrıca cezaevi sürecinde safra kesesinde taş oluştu ve bu hastalığın tedavisi için birçok eziyete katlandı. Yaşadıkları hasta tutuklulara yapılan eziyetleri bir kez daha gözler önüne seriyor.
[caption id="attachment_69431" align="alignnone" width="740"] Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, birçok doktor yetiştirdi, mezun etti.[/caption]
KANSER HÜCRELERİNİ ONARAN BİR İLAÇ GELİŞTİRDİLER
Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen'in yaşadıklarını eşi Türkan Özen'den dinleyin:
Eşim ve asistanı Mustafa Özgül, Namık Kemal Üniversitesinde kanser alanında yaptıkları çalışmayı ABD'de biraz daha ilerletmek istiyorlardı. Asistanını üniversitenin de onayıyla ABD'ye gönderdiler. 2014'teydi sanırım. Asistanı oradaki bir laboratuvarda çalışmaya başladı. Bu süreçte sürekli irtibat halindeydiler. Çalışmalar neticesinde kanser tedavisinde kullanılmak üzere geliştirdikleri ilaç için patent başvurusu yaptılar.
Şöyle bir ilaç; Aspirin nereden biliyor da baş ağrısını kesiyor diye merak edilir. Aslında Aspirin içtiğimizde bütün vücut ilaçtan etkileniyor, bu arada da baş ağrısını kesiyor. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar da öyle. Kanser hücrelerini tedavi etmesi gereken ilaç başka hücrelere zarar verebiliyor. Eşim ve asistanı sadece kanser hücrelerini onaran bir ilaç buldular. Kanser Terminatör diye hatırlıyorum adını.
Bu ilacın patentini almaya hak kazandıklarında eşim cezaevindeydi ve patentle ilgili 'Evet bu ilacı biz bulduk, patenti hakkı bana aittir' diye WIPO'ya geri dönüş yapılması lazımdı. Ama içeride olduğu için böyle bir şey yapamadılar. Bu durumda ilacın patenti halka açık oluyor. Başka biri sahiplenmiş olabilir. Biz bunu cezaevi savcısına, Cumhuriyet Savcısına gönderdik ama kimse ilgilenmedi.
[caption id="attachment_69447" align="alignnone" width="740"] Prof. Dr. Oğuz Aslan Özen, eşi ve çocuklarıyla birlikte Tekirdağ Cezaevinde.[/caption]

15 TEMMUZ'DA MARMARİS'TEN DÖNÜYORDUK
Darbenin olduğu akşam biz Marmaris'ten tatilden dönüyorduk. 22 Temmuz 2016'da açığa alındığını öğrendik, üniversiteden mail gönderdiler. Ne olduğuna anlam vermedik. Herhalde birkaç aylık bir şeydir diye düşündük. Cuma günüydü. Pazar günü 24 Temmuz 2016'da, saat 20.30 civarında evimize polisler geldi. Gece 02.30'a kadar arama yaptılar. Mutfaktaki tencerelerin içine, bayat ekmek poşetlerine bile baktılar. Evden çıkıp eşimin işyerindeki ofisini armaya gittiler. Dört gün gözaltında kaldı eşim. Perşembe günü mahkemeye çıkarılıp örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Bir de kaçma şüphesi olduğu için tutukladılar. Kaçma şüphesine nasıl vakıf oldular bilemiyorum. Neye dayanarak kaçacağını düşündüler hala daha bilmiyorum.
NEFESSİZ KALIYOR, DİLİ BOĞAZINA KAÇIYOR
Eşim 7 yıldır uyku apnesi hastası. Tekirdağ'daki araştırma hastanesinde uyku testine tabi tuttular. Makine kullanmasına karar verildi. Makine şöyle bir şey; ağzına taktığı bir maske var. Ucunda hortumu bulunuyor. Eski teypler gibi küçük bir makine. O burnuna ve ağzına soğuk, serin bir hava veriyor ve horlamasını engelliyor. Horlarken tabi ki nefessiz kalıyor, dili boğazına gidiyor. Hem çevreyi rahatsız edebiliyor hem de sağlığı tehlike altında. E anlamıyor tabi uykuda olduğu için ve ileri aşamada ölüm tehlikesi var. Dilekçe verdi birkaç defa, sadece koğuşunu değiştirdiler. Daha az kişinin olduğu bir koğuş zannettik ama pek bir değişiklik olmadı.
Ayrıca makinenin filtresinin 2-3 günde bir temizlenmesi lazım. Küçük bir aparatı var, çıkarıp yıkıyorsunuz ama haftada bir yıkanması gerekirken o ortamda her gün yıkanması gerekiyor. Koğuşlar kalabalık. Sık sık yıkamak da filtreyi yıpratıyor. Bir buçuk yıl önce sabahtan alıp bakımını yaptırdık, parçalarını değiştirdik ama ne kadar makineyi yenilesek de koşullar uygun değil.

HAYVAN GİBİ KAFESLERE KOYUYORLAR
Bunun üzerine bir de safra kesesinde taş çıktı cezaevindeyken. CRP dedikleri safraya bakılan bir tetkik var. Onun için Edirne'deki hastaneye sevk edildi. Ama bizim hiç haberimiz olmadı. Zaten görüştürmüyorlar. Hastanede tedavisi bitince de Edirne'deki F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevine götürüyorlar. Orada da bir koğuşa koymuyorlar. Koridorların arasında kuytu bir köşede yatıyor. Kimseyle konuşamıyor, yalnız kalıyor. Bize haber vermedikleri için yanında para olmuyor. Çünkü cezaevi kartıyla alışveriş yapabiliyorsunuz.
Edirne'ye ilk gittiğinde çok sıkıntı çekti eşim. "Su bile vermediler" dedi. "Çeşme suyu içilecek gibi değildi ama lavaboya gittiğimde içecektim. İyi su almak istiyorum param olmadığı için vermediler" dedi. Eşim zaten uzun yıllardır panik atak hastası. Edirne'ye giderken sıkıntılı bir yolculuk yapıyor. Panik atak olduğu için gitmek istemiyor, o yolculuğu göze alamıyor, rahatsız oluyor. O cezaevi araçlarının içinde, hayvan gibi kafeslere koyuyorlarmış. Bundan 15-20 gün önce tekrar revire gittiğinde 'Beni Tekirdağ'daki bir hastaneye sevk edin. Safra kesemden rahatsızım, ağrım oluyor, her yediğim yemek dokunuyor' demiş.
3 YILDA 75 KEZ REVİRE ÇIKTI
18 Haziran 2019'da eşime 9 yıl ceza verdiler. Dosyası şu an istinaf'ta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de başvurduk. İstinaf dört aydan önce cevap vermiyor. Bekleme aşamasındayız. Son duruşmada mahkemeye, eşimin 3 yıldır kaç kere revire gittiğini, hastalık belgelerini hepsini sunduk. Karar verirken bunları hiç dikkate almadılar. Üç yıldır 75 kere revire çıkmış eşim. Çok fazla ilaç kullanıyor. Uyku apnesi için makine, panik atak için antidepresan, tansiyon ilacı, midesindeki reflü için ayrı bir ilaç, safra kesesindeki taş için ağrı kesici ve antibiyotikler... Hangisini sayalım. Hasta insanlara bunlar yapılmamalı. Kanunlar uygulanmalı ve tutuksuz yargılanmalı.


PROF. DR. OĞUZ ASLAN ÖZEN'İN HASTANE BELGELERİ










27 Temmuz 2019 Cumartesi

Arınçların aile dostları 4 yıldır zulüm altında

27 Temmuz 2019 
Yıllarca Manisa'da yaşayan Ayyıldız ve Akdoğan aileleri, Arınç'ların aile dostu. Toplam 30 yıl hapis cezasına çarptırılan üç aile üyesine yapılanları Arınç'lar sessizce seyrediyor. 

Yıllarca Manisa'da yaşayan Ayyıldız ve Akdoğan aileleri, Arınç'ların aile dostu. Toplam 30 yıl hapis cezasına çarptırılan üç aile üyesine yapılanları Arınç'lar sessizce seyrediyor.

Arınçlar, aile dostu olan Ayyıldız ve Akdoğan ailelerine yapılanlara 4 yıldır sessiz. Tutuklu hasta Elif Ayyıldız şu anda hastanede şeker komasında, kalp ameliyatlı eşi Şemseddin Ayyıldız 4 yıldır hapiste, babası Ahmet Akdoğan ise 3 yıldır hücrede. Hafızasını kaybeden, psikolojisi bozulan 74 yaşındaki eğitimci Akdoğan 8 hastalıkla mücadele ediyor.

Bugünlerde maaşıyla, danışmanlığıyla ve yapmak istediği bağışlarla tepki çeken Bülent Arınç ve ailesi olanları uzaktan sessizce izliyor, kayıtsız alıyor. İki ailenin 15 Temmuz öncesinde ve sonrasında yaşamadığı kalmadı.

Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla hukuk söylemleriyle iktidara gelen AKP’nin Türkiye’ye ve yakından tanıdığı daha birçok insana yaptığı bu zulümler bir gün bitecek, ama yaptıkları haksızlıkları tarih yazmaya devam edecek.

TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ SUÇLAMASI

 
Elif Ayyıldız, ilk gözaltına alındığında şekeri yine yükselmiş hastaneye kaldırılmıştı. O zaman objektife gülümseyen Ayyıldız, en son şeker komasına girdiği için cezaevinden hastaneye sevk edildi.
Ayyıldız ve Akdoğan aileleri terör örgütü üyesi olmaktan yargılandılar. Elif Ayyıldız 24 Nisan 2018'de 7 yıl 6 ay, Şemseddin Ayyıldız 26 Haziran 2018'de 13 yıl 9 ay, Ahmet Akdoğan'a 31 Temmuz 2018'de 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hepsine toplamda 30 yıl ceza verildi.

Elif Ayyıldız, ilk gözaltına alındığında şekeri yine yükselmiş hastaneye kaldırılmıştı. O zaman objektife gülümseyen Ayyıldız, en son şeker komasına girdiği için cezaevinden hastaneye sevk edildi.

YÜKSEK ŞEKER HASTASI

Dosyaları şu anda Yargıtay aşamasında bulunan Elif Ayyıldız 47, Şemseddin Ayyıldız 60, Ahmet Akdoğan 74 yaşında.

Hem hasta hem de yaş itibariyle cezaevi koşullarını kaldıramayacak durumdalar.

24 Mayıs 2017'den bu yana Manisa E Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Elif Ayyıldız, yüksek şeker hastası.

Şekeri binlere çıkıyor ve sürekli şeker komasına girdiği için sık sık hastaneye kaldırılıyor. Bugünlerde yine İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nde.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'ndan başka komaya giren bir kadının sesini duyan olmadı.

TUTUKLU HASTALARA İŞKENCE BİTSİN

Elif Ayyıldız'ın damadı Yavuz Uğurtaş, sosyal medya hesabından kayınvalidesinin hastalığı yüzünden yıllar önce sürücü ehliyetinin elinden alındığını ve bu durumda bir insanın 2 yıldan fazladır hapishane şartlarında hayata tutunmaya çalıştığını belirttti ve "Şimdi ise kaldığı hastaneden hapishaneye gönderecekler. Elif Ayyıldız acilen serbest bırakılmalı. Tutuklu hastalara bu işkence bitsin" çağrısında bulundu.

YAKINDAN TANIYORLAR

Hasta, hamile ve yaşlı tutuklular için hiçbir çaba göstermeyen, girişimde bulunmayan AKP'li Bülent Arınç'ın eşi Münevver Arınç hatta Abdullah Gül'ün eşi Hayrunnisa Gül, Ayyıldız ailesini yakından tanıyor.

Şemseddin Ayyıldız, 2015 Kasım'da Manisa T Tipi Cezaevinden eşine mektup yazmış ve "Şimdi değilse ne zaman?" diyerek Bayan Arınç ve Gül'den yardım istemişti.

BASİRET TEMENNİ EDİYORUM

"Canyoldaşım, eşim Elif, başımızı eğdirecek bir şey yapmadığımı en iyi sen biliyorsun. Tüm haklarımı sana helal ediyorum, sende helal et" diye yazan Şemseddin Ayyıldız mektubunda şöyle demişti:

"İnsan konuştuklarından sorumludur. Ama sıra geldiğinde konuşmamak ve susmaktan da sorumludur.

Sadece başörtülerini düşünen tüm İslami değerlerini tesettüre bağlamış hamiyeti ve haysiyet-i İslamiye'ye önem vermeyen Müslümanlara basiret temenni ediyorum.

Hassaten Hayrunisa Gül ve Münevver Arınç Hanımefendilere çok selamlarımı sunuyorum. Şimdi değilse ne zaman?"

Şemseddin Ayyıldız'ın eşine yazdığı, Oda TV'nin 'Gül ve Arınç'a çok özel selam' başlığı ile haberleştirildiği bu mektup, Manisa Cumhuriyet Savcısı Korhan Sert tarafından yazılan, Elif Ayyıldız'ın gerekçeli kararında da yer aldığını ve aleyhinde kullanıldığını belirtelim.

ZULÜM 2015'TE BAŞLADI

Şemseddin Ayyıldız'ın yaşadığı zulüm ise 2015'te başladı. Cemaat soruşturmaları kapsamında ilk tutuklular arasında bulunan Şemseddin Ayyıldız'ı hatırlayacaksınız.

Manisa KOM Şube'ye ifadeye götürülürken polis arabasından iner inmez 'terörist' diye yaftalanmasına yüksek sesle karşı çıkmış ve haykırmıştı:

"Bu ahlaksızca zulmü bize reva görenleri Allah kahru perişan eylesin. Hırsızlık yapmadım, rüşvet yemedim. Elimde bile bıçağı aileme verirken tersinden veriyorum ki, ürkütmemek için. Terörden tutuklanıyorum ben. 56 yaşına kadar ben bir din dersi öğretmeniyim. Allahtan korkun be!

"ACILARINI DAHA DA ARTIRDI


17 Kasım 2015'den bu yana Manisa T Tipi Cezaevinde bulunan Şemseddin Ayyıldız da cezaevinde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor.

Kapatılan Bugün gazetesine o günlerde röportaj veren Elif Ayyıldız, eşinin durumunu anlatmış, kendilerine reva görülen zulmün, beraber günde beş kez aynı kıbleye döndükleri insanların emriyle yapılmasının acılarını daha da arttırdığını dile getirmişti.

Eşinin kalp ameliyatı geçirdiğini anlatan Elif Ayyıldız, "Raporlu ilaçlarını dahi almayan insanlara ne kadar güveniriz? Nasıl rahat olabiliriz? Rabbim'den tez zamanda adaletin adil ismiyle tecelli etmesini bekliyoruz" demişti.

TERÖR İDDİASINI KABUL ETMİYORUM

Şemseddin Ayyıldız savunmasında ise şunları söyledi:

"Benim bu yapı ile bu vasıfla bir alakam yoktur, ancak bu yapının okullarında çalışmış bir insanım. Bu dönemlerde buraların bir terör merkezi, terör örgütüne ait olduğunu asla kabul etmiyorum.

Valinin, belediye başkanının, emniyet müdürünün yemeklerine, toplantılarına geldiği bir kurum bir gecede terör örgütü kurumu olamaz.

Bana sorulan sorulara gönül rahatlığı ile cevap verdim. Buradaki iddialar zan ve yakıştırmadan ibarettir ve bunun faturası bana 2 yıldır tutukluluğuma mal olmuştur. Hayatım boyunca fakir çocukların eğitimi ile uğraştım. tüm bu hususların değerlendirilerek tahliyemi talep ediyorum.

"DEDEM SARIKAMIŞ ŞEHİDİDİR

7 Ağustos 2016'dan bu yana Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hücrede tutulan Ahmet Akdoğan'ın durumu, şeker hastası kızı Elif Ayyıldız'dan ve damadından farksız değil. Daha kötü.

Ahmet Akdoğan 31 Temmuz 2018'deki savunmasında "18 aydır tek başıma bir hücredeyim, psikolojim bozuldu. 72 yaşından sonra bu iddialar beni mahvetti. Cezaevinde tam 8 tane hastalığım var, hafızamı da kaybettim" demişti.

Kalp spazmmı geçiren, yüksek tansiyon hastası bir insanın 3 senedir hücrede olması sosyal medyada defalarca kez kez gündeme getirildi. Ama yine Ahmet Akdoğan'ı yakından tanıyan Bülent Arınç'tan ses çıkmadı.

HÜCREDE KALIYORUM, 8 HASTALIĞIM VAR


Ahmet Akdoğan 31 Temmuz 2018'de mahkemede yaptığı savunmasında, "Samimiyetle ve yeminle şunu söyleyeyim bu ülkenin zararına ve üniter yapısına yönelik milletin birlik ve beraberliğini bozan terörist, bölücü, darbeci ve bunların kışkırtıcılarının hepsinin Allah belasını versin. 72 yaşındayım, bu ithamlar beni kahretti. Cezaevinde tam 8 tane hastalığım var, hafızamı da kaybettim. Ben terörün ve darbelerin mağduru bir insanım. Dedem Sarıkamış şehididir" açıklamasında bulunmuştu.  

O ZAMAN HERKES FETÖCÜ

Bir buçuk yıl çalıştıktan sonra 1996'da istifa ettiği Üftade Koleji müdürlüğü yaptığı için örgüt üyesi olmakla suçlanan ve ceza alan Akdoğan, "25 sene önce Üftade Koleji müdürlüğü yapmak ya da vakıf yöneticisi olmak fetöcülük ise herkes fetöcüdür. O zaman örgüt diye bir şey yoktu" ifadelerini kullanmıştı.

Ahmet Akdoğan'ın eşi Melahat Akdoğan (66) da kendisiyle birlikte tutuklandı, o da üyelikten yargılandı ve 31 Temmuz 2018'de görülen karar mahkemesinde serbest bırakıldı.

Melahat Akdoğan o gün yaptığı savunmasında "Ben suçlamayı kabul etmiyorum, örgüt falan bilmiyorum. Gülen cemaatini duydum. Evde bir not kağıdı çıkmış, onu polisler bana gösterdi. Ben hatırlayamadım, az evvel beyimin dediği gibi daha önceden eşimin Bülent Arınç ile tanışıklığı vardı" demişti.

Ahmet Akdoğan: "Vaizlik, hafızlık benim mesleğimdi. 1967 yılında imam hatip talebesi iken imamlık vazifesi almıştım. Urla'da başladım, 1975 yılına kadar imamlık yaptım. 1973 de İzmir'e atanmıştım. Merkez Salepçioğlu Camiinde çalıştım.

1975 yılında okullara ahlak bilgisi dersi konulunca Diyanet Başkanlığından 2000 kişi Milli Eğitime transfer edildi. Bende o şekilde Manisa Soma Linyit Lisesine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak atandım.

Görev yaptığım yerlerde müftülükler, diyanet tecrübesi olan bazı arkadaşları vaiz yetmediği zaman bazen bizden de talepde bulunurlardı. Bende Allah rızası için talep gelince bu şekilde vaizlik yapıyordum.

Üsküdar'daki Kısıklı Abdullah Ağa, Selami Ali gibi birçok camide 1987-89 yıllarında 1 yıl kadar vaizlikte yaptım. 1990 yılında İzmir Karşıyaka Mehmet Ali Lahur Anadolu Ticaret Lisesine atamam oldu, 3 yıl orada çalıştım, 1994 Ocakta emekliye ayrıldım.



PAZARCILIK YAPTIM

Emekli olunca ailemle Uşak'a geldim. Memleketim Erzurum, İspir'dir ama çocukluğum İzmir'de geçti. Emekli olduktan sonra maaş yetmiyordu, 6 çocuğum vardı, ekmeğimin peşinde koştum. Fayans ustacılığı, pazarcılık gibi ek işler de yapıyordum.

Uşak'tan Sezai Postacı ve Mesut Turgut bana 'bir okul açtık, milli eğitimde tecrübesi olan müdüre ihtiyacımız var' dediler. Üftade Kolejinde müdür olmamı teklif ettiler. Ben de mesleğime devam ederim düşüncesiyle kabul ettim. 1994 yılının başlarında Üftade Kolejinin müdürlüğüne başladım...

Ben din görevlisiyim, müftü olmayı hayal ederken milli eğitime geçtim. Eğitim yaparken bir ayağım da cami ve cami cemaatiyleydi. 25 senelik bir hadisedir, geniş bir çevrem oldu. Ben kendimi beğenmem ama bazıları güzel Kur'an okuduğumu ve güzel vaaz verdiğimi söylerdi. Düğünlere, nişanlara davet edilirdim. Hatra binaen hayır olması için giderdim. Ailenin önemini belirten ayet ve hadisleri anlatırdım.


KISA SÜRE BAŞKANLIK YAPTIM

Tutuklanmadan 6 ay önce İzmir'de çocuklarımın yanındaydım. Bazen Uşak'a gelip gidiyordum. Ömer Yeşil kaybolunca Nil Hizmet Vakfını müfettişler teftişe gelmişler. 1996 yılında Üftade Koleji müdürlüğünden ayrıldıktan sonra kısa bir süre Nil İlim Hizmet Vakfının Yönetim Kurulu başkanlığını kısa bir süre yapmıştım...

Ben bu devletin okullarında okudum, öğretmenlik yaptım. Diyanet Başkanlığında çalıştım. Bizde devletin varlığı ve bekası önemlidir. Sizden gizlediğim bir şey yoktur. Terör örgütü üyeliği suçlamasını asla kabul etmiyorum. Tansiyon ve değişik rahatsızlığım vardır. Ülserim, dizlerimde problem vardır. Oturup kalkmada müthiş ızdırap çekiyorum. Prostatım da vardır. Tahliyemi talep ediyorum...

73 yaşından sonra bu iddialar beni mahvetti. 24 aydır hücrede yaşıyorum. 73 yaşına giriyorum ahir ömrümde bu hayat benim psikolojimi ve sağlımı bozmuştur. Hafızam gelip gidiyor. Unutkanlık yaşıyorum, 8 adet hastalığım vardır..."