25 Temmuz 2019 Perşembe

Mektubumu sahibine ulaştırmazsan VEBALİ boynuna… Kimse ÇIĞLIĞIMIZI DUYMUYOR!

25 Temmuz 2019 
Yüzde 99 zihinsel engelli kızı Hümeyra Sinem Coşkun'un (7) sesini duyurmak için cezaevinden mektup yazan İbrahim Coşkun'un herkese bir mesajı var.



"Mektubumun sahibine ulaşmasına engel olursan vebali boynuna olsun. Çünkü kimse çığlığımızı duymuyor."

Bu sözler, Ağustos 2016’dan bu yana Sincan 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan akademisyen adayı İbrahim Coşkun’a ait.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazan Coşkun, engelli kızının, 'varlık ile ölüm arasında' sıkıntılarla tek başına mücadele eden eşinin ve tüm mağdurların sesini duyurmak için cezaevinden mektup yazdı.

Fakat, her şeyden yoksun olduğu bir yerde adeta çırpınan Coşkun'un sesini ne yetkililer, ne resmi kurumlar ne de etrafındaki insanlar duyuyor… Pek çok insan bu serzenişe duyarsız.
KURAN DERSİ VERDİĞİM İÇİN 8 YIL 9 AY HÜKÜMLÜYÜM
"2010 yılı öncesinde cemaat kurumlarında çalıştığım, bu süreçte de okul velilerimizle Kuran, Tefsir, İlmihal, Hadis ve Siyer sohbetleri yaptığımdan dolayı 10,5 yıla, iyi halden dolayı da 8 yıl 9 aya hükmedilmiş bir hükümözlü tutukluyum" diyen Coşkun, tutuklanmadan önce Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünde doktorasını yaptığını, aynı zamanda Harvard Üniversitesinde kavramlaştırılmış bir konuyu, saha çalışması şeklinde tez olarak yazan, bunun için ABD’ye gidip gelen bir akademisyen adayı olduğunu belirtiyor.

Yüzde 99 engelli kızının durumunu ve cezaevinde tanık olduğu hak ihlallerini yazan İbrahim Coşkun, mektubunu postaya vermeden önce cezaevi mektup komisyonuna da bir not yazıyor: "Aracı Arkadaş! Mektubumun sahibine ulaşmasına engel olursan VEBALİ boynuna olsun, çünkü kimse ÇIĞLIĞIMIZI duymuyor." Aslında bu not herkese...

Eşinin "Allahım ikimizin de canını al, kızımı arkada bırakma" diye dua ettiğini yazan İbrahim Coşkun tarihi değer taşıyan mektubunu yayınlıyoruz.



Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu,

Ülke olarak son derece buhranlı zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde, bigâne kalmamanız gerektiğini düşündüğüm bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü inanıyor ve biliyorum ki, bu mesele çözülmeden ülkemizdeki hiçbir sorun esaslı bir çözüme ve kavuşturalamayacaktır. O sorun ise merkezinden benim ve benim gibilerin olduğu (FETÖ yargılamaları) ana özünde bu toplumun ve ülkenin bir geleceği olacaksa onların tümünü, kısaca hepimizi ilgilendiren, insanca yaşamamızın teminatı olacak olan ADALET, İNSAN HAKLARI ve ÖZGÜRLÜKLER meselesidir.

Şahsım Ağustos 2016'dan bu zamana cezaevindeyim. 2010 yılı öncesinde Cemaat kurumlarında çalıştığım, bu süreçte de okul velilerimizle KURAN, tefsir, ilmihal, hadi ve siyer sohbetleri yaptığımdan dolayı 10,5 yıla, iyi halden dolayı da 8 yıl 9 aya hükmedilmiş bir hükümözlü tutukluyum. (Yeminli tanıkların, okul velilerin ifadeleri bunlardır. Bir de polis zoruyla ifade verenler önlerine konan şablonları imzalamaları istenen ve imzalamayanların tutuklandığı itirafçılar var ki bahsimiz haricidir.)


KIZIM BU SÜREÇTE YÜZDE 99 ENGELLİ HALE GELDİ
Tutuklanmadan önce Gazi Üniversitesi İİBF İşletme Bölümünde doktorasını yapan, Amerika Harward Üniversitesinde kavramlaştırılmış bir konuyu saha çalışması şeklinde tez olarak yazan, bunun için ABD'ye gidip gelen bir akademisyen adayıydım. Sizlere anlatmak istediğim maruz kaldığım (ız) adaletsizlikler, hukuksuzluklar değil, bu hukuksuzlukların sayıları milyonlara ulaşan insanların hayatlarında açtıkları yaralardır. Yıkılmalar, kopuşlar ve yaşadığımız (yaşatılan) travmalardır. Kendimde dahil olarak birkaç örnekle manzarayı size sunarak bu sıkıntıları ve acıları 500 bin ile çarpmanızı isteyeceğim. (İçişleri Bakanı 500 binden fazla insan yaptıklarını -adli işlem- ifade etmiştir.)

7 yaşındaki tek çocuğum olan kızım bu süreçte yüzde 99 ağır engelli hale gelmiştir. Beslenmesi için karnından midesine delik açarak bir boru takılmış, bu surette beslenmesine çalışılmaktadır. Beynine kalp pili şeklinde bir alet takılarak kasılmaları, çektiği acıları ve ağlamaları azaltılmaya çalışmıştır.
EŞİM ÖLÜM İLE HAYAT ARASINDA VAR OLMA MÜCADELESİ VERİYOR
Hayati risk taşıdığı için tedavisi evde devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Ona bakmaya çalışan işinden, eşinden edilmiş eşim hiçbir geliri olmadan kirada oturarak ölüm ile hayat arasında var olma yok olma mücadelesi vermektedir. (RAPORLARI EKTEDİR)


"ALLAHIM İKİMİZİN DE CANINI AL! KIZIMI ARKAMDA BIRAKMA"
Kızımın acıları ve ağlamaları karşısında dayanamayan eşim şöyle dua ettiğini ifade etmiştir: "Allahım ikimizin de canını al! Kızımı arkamda bırakma! Bakacak kimsesi yok!" diye geceler boyu yalvardığını anlatıyor.
- Akşehir T Tipi KCİK arkadaşım Bekir beyin oğlu; babası içeri alınınca şoka giriyor ve hiçbir hastalık belirtisi olmadan vefat ediyor. (14 yaşında).
- Sincan'da yan koğuşta savcı beyin; görüşe gelirken trafik kazasında vefat etti.
- Bir arkadaşımızın hanımı; dayanamayarak intihar etti.
- Binlerce arkadaşımızın eşleri, anne ya da babaları çektikleri sıkıntılardan KANSERE yakalandılar; kimisi içeride vefat etti, kimisi dışarıda vefat etti. Bir kısmı da hastalıkları ve dertleriyle yaşamaya devam ediyor.
Hangi birini anlatayım ki? başta dediğim gibi bu acıları 500 bin ile çarpmanız gerekiyor ve bizleri ANLAMANIZ için; EN ASGARİ SEVİYEDE bir insani yaklaşımla EMPATİ yapmanız gerekiyor.
HAYATIMIZIN İÇİNE KOCAMAN BİR KRATER BOŞLUĞU AÇILDI
15 Temmuz bahane edilerek hayatlarımızın içine kocaman bir krater boşluğu açıldı... Şimdi ise o boşluklara annelerimizi, babalarımızı, eşlerimizi, çocuklarımızı gömüyorlar; bize ise dört duvar arasından seyrettiriyorlar...


BAZILARI ZEVKLE, BAZILARI UFAK BİR ACIMAYLA SEYREDİYOR
Koskocaman bir ülke iktidarından muhalefetine bir sosyal felakete duyarsızca, bazıları zevkle, bazıları da ufal bir acımayla seyrediyor.
- Bir kısmı FETÖCÜ derler korkusu ile susuyor.
- Bir kısmı yalakalığın, yüzsüzlüğün görülmemiş bir haliyle insanların acılarından nemalanmaya, mevcut durumu makama, mevkiye ve paraya tahvil etmeye çalışıyor.
- Bir kısmı 'Bizim 28 Şubat'la bile yapamadığımızı-yapmadığımızı bu siyasal İslamcılar yapıyor' diye ellerini ovuşturuyor.
- Bir kısmı bir gün gelip kendilerini de vuracak olan zulmü 'kesilecek canının, kasabın bıçağını yalaması gibi' kutsuyor.
- Bir kısmı da 'NEME LAZIMCILIK' aymazlığı içinde özelde ben ve benim gibilere çektirilen ama aslında tüm ülkenin geleceğini ipotek altına alan dramları TV seyreder gibi izliyor.

Listeyi uzatmak belki mümkün ama DERDİM, AMACIM bu sosyal felaketi fark ettirmek olduğunda bu kadarla iktifa ediyorum.
Son olarak şunu da ekleyeyim; dışarı çıktığımızda konumumuza, mesleğimize ne uygun iş bulabiliyoruz, ne de iş veriyorlar-verdiriyorlar. Ama en azından hamallık da olsa ailemize bakabilmenin yolu açılmış oluyor.


SİZLERDEN TALEBİM VE İSTİRHAMIM ŞUDUR:
Meclis kulislerinde 2018'in başından beri hazırlandığı söylenen ama bir türlü gündeme getirilemeyen adli düzenlemelerin
- Sürekli olarak bir pazarlık ve oy toplama aracı olarak kullanılmaktan çıkarılarak bir an önce Meclis'e getirilmesi ve yasalaşması sağlanarak yüzbinlere çektirilen bu acıların bir kısmına son verilmesidir.
- Tarihe belki de 'sosyal soykırım' olarak geçecek bu yaşananlara daha fazla seyirci kalınmamasıdır. Acıların üzerine büyük FETÖ perdesi çekerek bu dramların daha fazla çoğalmamasıdır.
KIZININ ÖLÜME GİDİŞİNİ DEMİR PARMAKLIK ARASINDAN İZLEYEN BİR BABAYIM
- Şahsım olarak kendimden başka birinin ya da birilerinin sözcüsü değilim. Tek çocuğu, kızı erken yaşta ÖLÜME götüren bir hastalığa yakalanmış, onun tedavisi adına bile bir şey yapamayan, ölüme gidişini demir parmaklıklar arkasından seyreden bir baba kızının ve kocasının acılarından dolayı psikolog ile bedensel olarak bitmiş hale gelen bir kadının kocasıyım. Yaklaşık 3 senedir de haksız bir şekilde hapis yatmaktayım. Anlayışınızı bekliyor, saygılar sunuyorum.
HÜMEYRA SİNEM COŞKUN'UN HASTANE RAPORU: YAŞAMSAL RİSKİ VAR 
23 Nisan 2012'de dünyaya gelen Hümeyra Sinem Coşkun'un sağlık durumu ciddi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi 27 Eylül 2018'de verdiği rapora göre özel gelişim bozukluğu bulunan Hümeyra Sinem'in "durumunun ilerlemesi halinde yaşamsal riski bulunuyor."

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 16 Ağustos 2018'de verdiği rapora göre engellilik durumu yüzde 99 olan Hümeyra Sinem'in engel durumu 'ağır' olarak tanımlanıyor.




8 aylık hamileyken eşi şehit düştü, kızını yalnız büyüttü, şimdi gözaltında

25 Temmuz 2017
Şehit eşi Sezen Ataş'ın gözaltında tutulmasına tepkiler büyüyor. Eşi, Jandarma Üstteğmen Murat Ataş 2016'da Lice'de şehit düşmüştü.

Cemaat soruşturmaları kapsamında dün sabah Bursa'da gözaltına alınan matematik öğretmeni Sezen Ataş (29), hala gözaltında tutuluyor.

Nevşehir'de verilen bir ifade adı geçtiği için bugün Nevşehir'e sevk edilmesi beklenen Ataş'ın eşi Murat Ataş 4 Ekim 2016'da Diyarbakır Lice askeri üs bölgesine gerçekleştirilen saldırıda şehit düşmüştü.

Evliliğinden iki hafta sonra Lice'ye zorunlu göreve gönderilen Murat Ataş şehit olduğunda eşi 8 aylık hamileydi. Biri 2016'da, diğeri 2017'de olmak üzere hakkında verilen iki ifade nedeniyle gözaltına alınan Sezen Ataş'ın durumuna tepkiler çığ gibi büyüyor."

ŞEHİDİMİZE VEFA GEREĞİ, DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUM

Ataş'ın kızkardeşi, 2016'dan beri ikinci kez gözaltına alınan, acı üstüne acı yaşayan ablasına yapılan bu zulme sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Birçok sosyal medya kullanıcısa da kendisine destek verdi.

Kardeş G., "Ablamı serbest bırakın. Şehit Jandarma Üstteğmen Murat Ataş'ın eşi Sezen Ataş ikinci kez gözaltına alındı bu sabah itibariyle. Kendim için istemiyorum ama bizlerin güvenliği için canını ortaya koyan şehidimize vefa gereği desteklerinizi bekliyorum. Lütfen lütfen desteklerinizi esirgemeyin" diyen kızkardeş, "2,5 yaşında bir kız çocuğu var geride kalan. Eşini şehit verirken daha doğum bile yapmamıştı. Babasız büyüyen bir kız çoçuğu, yetmedi annesiz mi büyüsün. Bu nasıl bir vicdandır" ifadelerini kullandı.

İKİ HAFTALIK EVLİYKEN LİCE'YE GÖNDERİLDİ

Hadımköy Komando Jandarma Taburunda 2013'te göreve başlayan Murat Ataş, 2015'e kadar burada görev yaptı. 26 Temmuz 2015'te evlendikten iki hafta sonra Diyarbakır'a gönderildi. 3-4 ayda bir İstanbul'a gelen jandarma üstteğmen 14 ay sonra şehit oldu.Nevşehir Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi Matematik öğretmenliği mezunu olan Sezen Ataş, eşinin cenazesine tekerlekli sandalye ile katılabilmişti.

BAŞAK ASLI BABASIZ BÜYÜDÜ, HAPİSTE BÜYÜMESİN

2,5 yaşındaki kızı Başak Aslı'yı yalnız başına büyüten anne Ataş tutuklanırsa bir çocuk daha cezaevine girmek zorunda kalacak.Mayıs 2019'da açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 0-6 yaş arası 864 bebek ve çocuk annesiyle birlikte hapiste büyüyor ve bu sayı her geçen gün artıyor.

 
 
HİÇBİR SINIRLARI YOK, BU NASIL ÜLKE! 

İkinci kez gözaltına alınan Ataş’ın durumunu TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, dün sosyal medya hesabından duyurdu.

Gergerlioğlu paylaşımında “Hiçbir sınırları yok! Her gün bebekli anneler tutuklanıyor. Bu nasıl ülke!” dedi.

Sezen Ataş, sosyal medya tepkileri nedeniyle 25 Temmuz 2019 akşamı denetimli serbestlikle bırakıldı.


MURAT ATAŞ İÇİN DÜZENLENEN ASKERİ TÖREN


Murat Ataş, babası.


Sezen Ataş'ın eşinin cenaze törenine tekerlekli sandalye ile katılabilmişti.


22 Temmuz 2019 Pazartesi

Cezası ertelenen hasta tutuklu Engin Kara: Yüzüne rüzgar vurması ne büyük nimetmiş

22 Temmuz 2019 
Karaciğer nakli olan hasta tutuklu Engin Kara’nın, 6 yıl 10 ay’lık cezası 30 aylık tutukluluğunun ardından 6 ay ertelendi. Halen hastanede olan Kara, “Psikolojik olarak çok rahatladım” dedi.

2 Nisan 2019’da Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’nde karaciğer nakli yapılan hasta tutuklu Engin Kara’nın cezası 6 ay ertelendi. Kara’nın tedavisine artık başında askerler olmadan, eşi Olcay Kara’nın desteğiyle devam ediliyor.

“Psikolojik olarak çok rahatladım. Yürümek, halıya basmak, rüzgarın yüzünüze vurması ne büyük nimetmiş. Destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” diyen Kara ile son durumu hakkında küçük bir röportaj yaptık.

Engin bey geçmiş olsun, infaz erteleme kararı verildi hakkınızda.

Çok teşekkürler, destek olan herkesten Allah razı olsun. Açıkçası hastanenin verdiği rapor da bunu gerektiriyordu. ‘Cezaevine giremez’ demişti doktorlar. Durumum zaten onu gösteriyordu. Rapor verilmeyen hastalar olmuş daha önce ve kansere dönüşmüş onların durumu. Bu faktörleri göz önünde bulundurdular. İnşallah raporları verilmeyenlere de en kısa zamanda verilir. Karaciğer nakli kritik bir hastalık.

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Çok şükür kafamız rahatladı. 4 aydır buraya her sabah asker geliyordu. Yanımda aynı odada kalıyorduk. Yememize içmemize müdahale ediyorlardı. Her şeyi yiyemiyoruz. Yememiz gereken ekstra gıdalar var. Kan alıyorlar, kanda protein düşük çıkıyor. Onu dışarıdan almamıza izin vermiyorlar. Çok şükür bunlar bitti.

Yemeğinize neden karışıyorlar? Doktor ne diyorsa onu yemeniz gerekmiyor mu?

Cezaevi koşulları geçerli. Hasta olsak da mahkum uygulaması yapılıyor. Dışarıdan bir şey alamıyorsunuz. Hastane ne verirse o… Hatta sesim kısıktı. Ben onu hastalığa bağlıyordum. Meğer ki konuşmamaktan, moralsizliktenmiş. Karar çıktıktan sonra iki günde sesim düzeldi. Diyaframın etrafında karın tüpü diye bir şey var. O diyaframa değince sesim ondan kısılıyor diye düşünüyordum. Ondan değilmiş. Konuşmaya başlayınca sesim normale döndü. Çevrenizde konuşacak insan olmayınca öyle oluyor. Ağrılarımız var tabi, rutin ağrılar, ama şimdi bir an önce kendimi toparlayıp çıkmak istiyorum. Tabi ki artık çocuk gibi hassas bir durumdayım, ömür boyu böyle olacak artık.

Şu anda neredesiniz?

Biz Malatya’da Turgut Özal Hastanesindeyiz. Aynı odadayız. Sadece başımızdaki askerler gitti. İstediğim zaman dışarı çıkabiliyorum, güneş görebiliyorum, istediğim yere gidebiliyorum doktordan izinli. Taburcu olmadım ama tahliye oldum.

Psikolojik olarak rahatlamışsınızdır.


Hem de nasıl. Benim çok yürümem lazım mesela. Koridora çıkıp yürüyemiyordum, bazıları odanın içeride dahi yürmeme izin vermiyorlardı. Kimseye bir şey demiyorum, herkes görevini yapıyor ama yürümeyince de benim ağrılarım çok artıyordu. Çünkü vücudumda boşalan halen safra var. Vücudumdaki tüple yaşıyorum. Dışarıya tüple vücuttan sürekli safra ve kan geliyor. Yürümeyince onlar içeride birikiyor. Şu an kafamız rahatladı. Eşim de çok çekti, şimdi o da mutlu.

Şu an sağlığınız nasıl? Nakil yapılan ciğer size uyum sağladı mı?


Diyelim ki kolunuza bir kıymık batsa, o kıymığın battığı yer iltihap oluyor ya, bu şu anlama geliyor vücut o kıymığı kabul etmiyor, bu benden değil diyor. Şu anda da benim durumum bu. Karaciğer bir takım salgılar salgılıyor. Ama bunu ilaçlarla baskılıyorlar. ALT diye bir değer var. Buna karaciğer enzimi diyoruz. Bu değer normal insanlarda en fazla 30 ile 55 arasında olması gerekiyor.

Sizde ne kadar bu değer?

Bende bu değer 1500’dü. 700’lere düşmüştü. Şu an 300’lerde. Bu sabah kan aldılar. Heyecanla karnemi bekliyorum acaba nasıl gelecek diye. O değer normale dönene kadar hastanede yatmaya devam edeceğiz. Bu hastane çok ciddi bir hastane. Çok ilgilendiler, sağolsunlar. Benimle ilgilenen doktorlara, hemşirelere çok teşekkür ederim. Doktorlar değerler düşüne kadar hastanede kalmam gerektiğini söyledi. Ama o değerler ne zaman düşer şu anda bilemiyorlar. Bir de beyaz kürem düşük benim.

Beyaz küre ne oluyor?

Beyaz küre ilikte üretilen akyuvarlar. O da düşük. Zaman zaman yükseliyor düşüyor. Şimdi onunla da uğraşıyorlar. Eğer o normale gelmezse kansere dönüşme ihtimali olabiliyormuş. Zaten raporu ona göre yazdılar.

Tahliye edilmek, sağlığınıza kısmen de olsa kavuşmuş olmanız size neler hissettirdi?

Kıymetini bilmediğimiz şeylerin kıymetini burada öğreniyoruz. Eşim halı serdi odaya. Halıya basabilmek bile ne büyük nimetmiş. İnsanın yüzüne rüzgarın vurması ne güzel, ne büyük nimetmiş. Hamd olsun, normal bir hayata döndüm ama koridora çıkınca yanımda asker var mı, arkamdan gelen kimse var mı, acaba şuraya gitsem bir şey diyen olur mu diye hala içimde tedirginlik var, sivile alışmış değilim. Gayret gösteren, destek olan herkesten Allah razı olsun.



22 yıllık öğretmen olan Engin Kara, Cemaat soruşturmaları kapsamında 5 Şubat 2017’de tutuklandı.

Üyelikten 6 ay 10 ay hapis cezasına çarptırılan Kara, Ordu E Tipi Cezaevinde kalırken rahatsızlanmış ve karaciğer nakli için Nisan 2019’da Malatya’ya sevk edilmişti.

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin cezası, hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor.

Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara keyfi olarak uygulanmıyordu. Bir adım atılmış oldu. Türkiye cezaevlerinde 2019 yılı itibariyle yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Ömer Faruk Gergerlioğlu, karar için “4 aydır ayak sürüyorlardı, nihayet karar verildi.  Darısı infaz ertelemesi 110 gündür uygulanmayan Şerif Ağu’nun başına” diye yazdı.

20 yıllık öğretmen Şerif Ağu da karaciğer yapıldıktan sonra tekrar cezaevine gönderildi. 60 gündür Antalya L Tipi Cezaevinin revir odasında tutuluyor. Ailesi görüş günlerinde yanına maske kullanarak gidebiliyor.


21 Temmuz 2019 Pazar

Ölümcül hastalığına rağmen 4 aydır tutuklu

21 Temmuz 2019
Milyonda bir görülen ve kansere dönüşebilen ölümcül bir hastalığa sahip olan Raziye Işık (32), yarın hakim karşısına çıkacak. Doktorların ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdiği  Işık’ın babası ve babaannesi aynı hastalıktan öldü. Üç kardeş ise yıllardır milyonda bir görülen bu hastalıkla mücadele ediyor.

7 Mart 2019’dan beri Sivas E Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan ev hanımı Raziye Işık yarın 10.30’da Sivas 3. Ağrı Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak.

3,5 yaşındaki oğlu Adil Bera, eşi Ömer Işık ve kızkardeşi Zehra Işık ile birlikte ailece cezaevinde tutuklu bulunan Raziye Işık’ın (sağda) milyonda bir görülen ve tiroid kanserine dönüşen Men2A adlı kalıtsal bir hastalığı bulunuyor.

Raziye Koç Işık (sağda), 3,5 yaşındaki oğlu Adil Bera, kızkardeşi Zehra Koç ve eşi Ömer Koç ile birlikte aynı cezaevinde tutuklu.




Babası ve babaannesi genç yaşta bu yüzden vefat etti. Kızkardeşi Zehra Işık (solda) ve erkek kardeşi Fatih Işık aynı hastalıktan tedavi gördü. Fatih Koç’a Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) hastalığından dolayı askerlik yapamaz raporu verdi.

AİLEDEN 2 KİŞİ ÖLDÜ AMA DOKTORLAR HASTALIĞINA GUATR MUAMELESİ YAPIYOR


Raziye Koç Işık’ın 4 ay içinde cezaevinde durumu kötüleştiği için 4 kez Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Doktor, “Cezaevinde mikrop kapmışsın, ameliyat olman lazım, seni yatırabiliriz” dedi.

Ama ne ailesindeki ölümler, ne de tutukluluk sürecinde 4 kez hastaneye kaldırılması doktorlar tarafından dikkate alınmadı.

Aile yakınları, mahkemeye sunulmak üzere heyet raporu almak için başvurduklarını ama doktorların böylesine ölümcül bir hastalığa guatr muamelesi yaptıklarını ve hasta tutuklu için ‘cezaevinde kalabilir’ diye beyanda bulunduklarını belirtti.






3,5 yaşındaki Adil Bera Işık, cezaevinde büyüyen 864 bebekten sadece biri. Annesi, babası, teyzesi… Herkes tutuklu.

19 Temmuz 2019 Cuma

Ayağında 12 platinle cezaevinde kalan Serdin Cengiz’den mektup var

19 Temmuz 2019 
Edebiyat öğretmeni Serdin Cengiz, 7 aydır tutuklu. Koltuk değneği ve tekerli sandalyeyle yaşamak zorunda. Tedavisi yapılmadığı için yürüme engelli olabilir. Cengiz, "Bir bardak suyu taşıyamayacak haldeyim" diyor. 

Yedi aydır Gaziantep H Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan edebiyat öğretmeni Serdin Cengiz, bir bardak suyu taşıyamayacak kadar sağlık durumunun kötü olduğunu anlatan bir mektup yazdı.

Cengiz, davasının görüldüğü Muş 2. Ağır Ceza Mahkemesine sunmak üzere geçen hafta yazdığı mektubunda "Bir süre önce geçirmiş olduğum kaza sonucunda diz kapağımda beş parçalı kırık oluştu. Ayağımdan iki ameliyat geçirdim. Bu ameliyatlarda ayağıma birçok vida ve platinler (12) yerleştirildi. Ayağımın üzerine halen basamıyorum ve dizimi kullanamıyorum. Evde yatar vaziyette iken tutuklandım. Bu şekilde tutuklanmam nedeniyle içeride birçok sıkıntıya maruz kaldım.” dedi.

KASLARI ERİDİ DAMARLARI DARALDI

Tedavilerinin cezaevinde büyük bir sekteye uğradığını söyleyen Cengiz, fizik tedaviden mahrum kaldığı için kaslarının eridiğini, kılcal damarlarının daraldığını ve yürüyememe durumuyla karşı karşıya kaldığı ifade etti.

Cezaevi şartlarında tekrar ortaya çıkan bel fıtığı rahatsızlığı ile de mücadele ettiğini ve tüm ihtiyaçlarının koğuş arkadaşları tarafından görüldüğünü belirten Cengiz şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz ay beyin cerrahi polikliniğinde muayene oldum. MR çektirdim. Dört tane fıtık olduğu ifade edildi. Yedi aydır içerideki arkadaşlarımın yardımıyla hayatımı idame ettirdim. Halen onlara bağımlı durumdayım. Çünkü çift bastonla yürümem sebebiyle bir bardak suyu bile taşıyamayacak durumdayım. İnanın bazen kendi sıkıntılarımı unutup onlara yaşattığım sıkıntıları için üzülmekteyim. Takdir edersiniz ki, bir insan hiç tanımadığı bir insanın sıkıntısını kaç ay çeker veya çekebilir.”


ŞULE CENGİZ: EŞİMİ NASIL BİR DOKTORA GÖTÜRÜYORLAR BİLMİYORUM

Görüş günlerinde eşinin yanlarına tekerlekli sandalye ile geldiğini belirten Serdin Cengiz'in eşi Şule Cengiz de “Yürüteçle hareket etmesinin çok zor olması nedeniyle koltuk değneği talep ettik. Şu anda onları kullanıyor. Eşimi nasıl bir doktora götürüyorlar bilmiyorum. Doktor ayağındaki alçı için bu kaynamış demiş. Ama basamıyor, yürüyemiyor. Tekrardan tedavi olması lazım” dedi.

Şule Cengiz, 3 Temmuz 2018'de Gaziantep'te kayısı ağacından düşerek yaralanan eşinin tedavi sürecini şöyle anlattı:Biz Gaziantep'te yaşıyoruz. Kayınpederimin bahçeleri vardı. Eşim geçen sene oradaki kayısı ağacından düştü. Dizi dağılmış. Hem kırık hem diz dağılması oldu. Doktorlar epeyce uğraştı. Tedavi ettiler. Üniversite hastanesinde bir ay kadar yattı. Ondan sonra eve getirdik. 5-6 ay evde ayağı alçıda yattı. Aralık 2018'de polisler evimize gelip onu götürdüğünde yatalak durumdaydı. İfade vermeye yürüteç ile gitti. Bu halde tutuklanmaz demişti polisler ama, o günden beri tutuklu."

MAHKEMEDE SAVUNMA YAPAMADI

Cemaat soruşturmaları kapsamında 12 Aralık 2018'de tutuklanarak cezaevine gönderilen edebiyat öğretmeni Serdin Cengiz (40), bir ifadede adı geçtiği için üyelikten yargılanıyor. 21 Mayıs 2019 görülen ilk mahkemesinde SEGBİS bağlantısında sorun olduğu için kendisini savunamayan Cengiz'in 21 Haziran'daki ikinci mahkemesi de 16 Ekim'e ertelendi.

ANNE VE 4 ÇOCUK TEK BAŞINA

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi mezunu olan Cengiz, 15 yıldan bu yana doğu illerindeki dershanelerde edebiyat öğretmenliği yaptı. En son Muş'ta görevli olan Serdin, eşi Şule Cengiz (39) ve 4 çocuğuyla beraber Muş'ta yaşıyordu.

Serdin Cengiz'in tutuklanmasıyla beraber Şule Cengiz Gaziantep'e ailesinin yanına döndü. 4 çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kalan Şule Cengiz, “Ben de aynı dershanede matematik öğretmeniydim. 4 çocuğumuz var. 11 yaşında kızım Nursena, 9 yaşında Merve Elif, 3 yaşında da ikizler var, erkek. Çocuklara tek başıma bakıyorum. Eşimin sağlığıyla, cezaevindeki durumuyla yeterince ilgilenemiyorum" dedi.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre, cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen tutukluların cezası ne olursa olsun hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor. Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara uygulanmıyor, kanunlar çiğneniyor. Türkiye cezaevlerinde yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.



 * Bu haber Gül Nur Hasesoğlu imzasıyla www.boldmedya.com'da da yayınlanmıştır.  

18 Temmuz 2019 Perşembe

“Kardeşim cezaevinde sakat kalmak üzere!”

18 Temmuz 2019 
İlahiyat öğrencisi Esra Çepik, bel kayması rahatsızlığına rağmen bir yıldır cezaevinde tutuluyor. Cezaevi yönetimi tarafından tedavisi aksatılıyor. Ablası Fikriye Canlıer, "Kardeşim cezaevinde sakat kalmak üzere" diyor.


Esra Çepik (25) Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık öğretim İlahiyat Fakültesi 2. sınıf öğrencisiyken hakkında gözaltı kararı çıktı. Telefonuna Bylock uygulaması yüklediği  ve Hizmet Hareketi gönüllüsü olduğu gerekçesiyle 27 Temmuz 2017 tarihinde gözaltına alındı.

8 günlük nezarethane sürecinden sonra adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Bir yıl sonra aynı tarihte Esra Çepik için yeniden tutuklama kararı verildi. Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi,önce 03.07.2018'de tutukluluğuna, sonra 23 Ekim 2018'de Çepik hakkında 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti.

Esra Çepik, defalarca yazdığı dilekçelerin ardından cezaevi yönetiminin izniyle 3 ay önce doktora götürüldü. Doktor, MR çekilmesi gerektiğini söyledi. Ancak cezaevi yönetimi, MR çektirmeye izin vermedi.

OLAYIN ARDINDAN BABAM KALP KRİZİ GEÇİRDİ

Şanlıurfa Hilvan Cezaevinde bulunan Esra Çepik'in ailesi, BOLD'a konuştu. Esra Çepik'in küçük ablası Zeynep Çepik, kardeşinin gözaltına alındığı gün yaşananları anlattı. Esra Çepik'i tutuklamak üzere polisler, Çepik ailesinin yaşadığı Şanlıurfa'nın Bozova köyüne gitti. Evin etrafını askerler kuşatırken 3 araç da dışarıda üniversite öğrencisi Esra Çepik'i bekledi.

Abla, Zeynep Çepik, "Bu olayın ardından babam kalp krizi geçirdi. 8 günlük gözaltı sürecinde şeker hastası olan annemin kan değerleri 600'e çıktı" dedi. Hasta halleri ile her hafta cezaevine ziyarette bulunan anne-baba artık kızlarının serbest bırakılmasını istedi.

MAHKEME, RAPORU DİKKATE ALMADI

Zeynep Çepik, mahkeme sürecinde kardeşinin sağlık raporunu hakime sunduklarını ancak raporun hiç dikkate almadığını bildirdi. Kardeşinin cezaevinde arkadaşlarının yardımıyla ihtiyaçlarını karşılayabildiğini vurguladı. Oturup kalkarken ya da yürürken bile artık çok zorlandığını belirtti.


CEZAEVİNDE DAHA DA KÖTÜYE GİDİYOR

Büyük abla Fikriye Canlıer de kardeşi üniversiteye başladığında ortaya çıkan bel kayması rahatsızlığının cezaevi şartlarında daha kötüye gittiğini aktardı.

Canlıer, Esra Çepik'in hastalığı ile ilgili "Biz, ilaçlarını götürdük, içeriye almadılar. İçeride doktorların ilgileneceğini söylediler. Ama doktorlar da ilgilenmemiş" ifadelerini kullandı. Görüş sırasında kardeşinin çok yavaş hareket edebildiğini dile getirdi.

"Abla artık dilekçe yazmaktan yoruldum" diyen Esra Çepik'in, taleplerinin dikkate alınmaması nedeniyle yeni dilekçe yazmadığını anlattı.

Esra Çepik, ablası Fikriye Canlıer ve yeğeni ile birlikte Şanlıurfa Hilvan Cezaevinde. (05.04.2019)

Fikriye Canlıer, şu bilgileri paylaştı: "Koğuşları 27-28 kişi. İki koğuşu birleştirmişler. Şanlıurfa'nın sıcağında buna dayanamazsınız. Çamaşırları ellerinde yıkıyorlar ama kardeşim yıkayamıyor, arkadaşları yardımcı oluyor. Çünkü oturup kalkamıyor. Açık görüşe gittiğimizde elinde bir poşeti varsa onu arkadaşları alıyor o yavaş yavaş yürüyerek geliyor. Arkadaşları içeri giriyor o arkadaşlarından sonra geliyor. Yatıp uyuyamıyor arkadaşları masaj yapıyor, yine de yatamıyor."

SULAR HEP KESİK

Görüş günlerinde cezaevine giden abla Canlıer, içeride su sıkıntısı olduğunu, su akmadığı için kimsenin ellerini yıkayamadığını söyledi. "Günde 1 saat su veriliyor sadece. Belli bir saatte su veriyorlar o saatte kullandık kullandık kullanamadık kalıyorsun, diyor kardeşim. Bunların banyo yapmaya, çamaşır yıkamaya, abdest almaya ihtiyacı var. İçme suyu da kısıtlı, kantinden alıp içebiliyorlar. Yemekler kısıtlı, su kısıtlı..." dedi.

KOLTUK DEĞNEĞİ KULLANMASI GEREKECEK

"Doktora götürmek için kardeşimin sakatlanmasını ya da ölmesini mi bekliyorlar" diye soran Canlıer, şöyle devam etti:

"Benim kardeşim daha çocuk... Zaten suçsuz yere tutukladınız, o zaman içeride ilgi gösterin onlara. Şu anda kendisi hiç oturup kalkamıyor, arkadaşları yardımcı oluyor. Eğer böyle devam ederse bir iki ay sonra koltuk değneği kullanması gerekir."

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre, cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin cezası, hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor. Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara uygulanmıyor, kanunlar çiğneniyor. Türkiye cezaevlerinde 2019 yılı itibariyle yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.

Esra Çepik, cezaevine girmeden önce. (Haziran 2018)
 * Bu haber Gül Nur Hasesoğlu imzasıyla www.boldmedya.com'da da yayınlanmıştır. 

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Safiye bebek ve annesi tahliye oldu

17 Temmuz 2019 
24 Mayıs 2019’da Antalya’da dünyaya geldikten bir gün sonra annesiyle birlikte tekrar cezaevine gönderilen Safiye bebek ve annesi Hatice Şahnaz bu akşam 18.00’de tahliye oldu.



Mutlu haberi baba Hüseyin Şahnaz sosyal medya hesabından duyurdu.

4 Eylül 2018’den bu yana Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Hatice Şahnaz (28) 9 aylık hamilelik sürecini hapiste geçirmiş, kızı Safiye’yi 24 Mayıs 2019’da Antalya Muratpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dünyaya getirmişti.

Henüz 1,5 aylık evliyken tutuklanan Hatice Şahnaz Cemaat soruşturmaları kapsamında üyelikten yargılanıyordu.

8 Kasım 2018’de Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan Hatice Şahnaz’ın dosyası Yargıtay’daydı.

Cezayı onaylayan Yargıtay, 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’na göre 6 ay ceza ertelemesi vererek anne ve bebeği tahliye etti. 6 ayın iki ayını cezaevinde geçiren Hatice Şahnaz şimdilik 4 ay evinde olacak.


16 Temmuz 2019 Salı

AİHM inanamadı: Karaciğer nakli olan hasta gerçekten cezaevinde mi?

16 Temmuz 2019 
Karaciğer nakli olduktan sonra cezaevine gönderilen Şerif Ağu’nun dosyasını AİHM, yakın takibe aldı. Ağu’nun 53 gündür Antalya L Tipi Cezaevinde tutuklu bulunduğuna inanamayan mahkeme, Türk hükümetine cevaplaması için 13 soru sordu.


Karaciğer nakli yapıldıktan sonra, Adli Tıp Kurumu raporuna rağmen tahliye edilmeyen matematik öğretmeni Şerif Ağu’ya yapılan haksızlıklara AİHM inanamadı.

Ağu’nun avukatı Süleyman Nuri Ekinci, 20 Haziran 2019’da AİHM’ne bir dilekçe göndererek müvekkilinin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili başvuruda bulundu.

AİHM, karaciğer nakli yapıldıktan sonra tekrar cezaevine gönderilen hasta tutuklu Şerif Ağu’nun avukatını 4 Temmuz’da arayarak “Şerif Ağu dosyasını yakından takip etmek istiyoruz. Karaciğer nakli yapılan bu hasta gerçekten cezaevinde mi? Bize bunu ispatlayan belgelerinizi gönderebilir misiniz” dedi.

Ağu’nun, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan nakil raporu ile Antalya L Tipi Cezaevinde tutuklu bulunduğunu gösteren belge AİHM’ne gönderildi.

15 TEMMUZ’A KADAR TÜRKİYE’DEN CEVAP İSTENDİ

AİHM ayrıca, Türk hükümetinden 15 Temmuz’a kadar, Şerif Ağu ile ilgili şu soruları cevaplamasını istedi:

Şerif Ağu şu anda tutuklu mu?
Şu andaki sağlık durumu nasıl?
Günlük özel bakımı yapılıyor mu?
Günlük ihtiyaçları için ne tür desteklerde bulunuluyor?
Cezaevinde yeterli egzersiz yapabiliyor mu? Yeterli bir beslenme programına sahip mi?
Cezaevindeki sıhhi şartlar hastanın durumuna uygun mu?
Normal bir odada mı tutuluyor?
Odada kaç kişi bulunuyor? Boyutu nedir?
İyileşmesi için nasıl bir tedavi yöntemi izleniyor?
Hangi aralıklarla sağlık kontrolüne götürülüyor?
Tedavi gördüğü hastanenin tıbbi durumu yeterli mi?
Hasta, cezaevine döndükten sonra herhangi bir tıbbi komplikasyon geçirdi mi?
Sağlık durumuna dair en son raporlar nelerdir?

Üç yıldır yaşamadıkları sıkıntı kalmayan Ağu’nun ailesi, dört gözle AİHM’nin kararını bekliyor. Eşi Serpil Ağu, “Avukatımız AİHM’ne üç hafta önce başvuru yapmıştı. Kısa bir zaman geçmesine rağmen geçen hafta aradılar. İnanamamışlar eşimin cezaevinde olduğuna. Doğru olup olmadığını sormuşlar. Teyit ettiler. İstedikleri belgeleri ilettik. Sonuç bekliyoruz. Avukatımıza bu şekilde arayarak belge istemelerinin çok nadir bir uygulama olduğunu da belirtmişler” dedi.

6 UZMAN DOKTORUN İMZALADIĞI RAPOR DİKKATE ALINMADI

Matematik öğretmeni Şerif Ağu (48), bir ifadede adı geçtiği için 22 Haziran 2016’da gözaltına alınıp iki gün sonra tutuklandı ve Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.

Antalya’da özel kurumlarda 18 yıl öğretmenlik yapan Ağu, 18 yıldır Hepatit B taşıyıcısıydı. 2015’te karaciğerinde kötü huylu bir tümör tespit edildiği için ameliyat oldu. Tutuklandığı günlerde karaciğer nakli olmaya hazırlanan Ağu, operasyon gerçekleştirilemeden cezaevine girdi.



Serpil Ağu, eşinin durumunu resmi makamlara anlatmak için 2,5 yıl mücadele etti ve 30 Mart 2019’da Şerif Ağu’ya başarılı bir operasyonla nakil yapıldı. 1,5 ay hastanede gözetim altında tutulan Ağu, İstanbul Adli Tıp’ın ‘cezasının ertelenmesi gerekir’ raporuna rağmen 14 Mayıs 2019’da tekrar hapse gönderildi.

5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16/2. maddesine göre cezaevinde tek başına bakımını yapamayan bir hastanın tahliye edilmesi gerekiyor. İstanbul Adli Tıp Kurumu, Ağu’nun durumunu inceleyerek 8 Nisan 2019’da Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine hazırladığı raporu gönderdi.



Raporda, “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16/2. maddesi kapsamında değerlendirildiği, 6 (altı) ay süre ile cezasının infazının tehirinin uygun olduğu, tehir süresi bitiminde son durumunu gösteren sağlık kurulu raporu ile birlikte muayeneye gönderilmesi sonrasında sorulan hususlar hakkında yeniden değerlendirileceği oy birliği ile mütalaa olunur” denildi.

Fakat, 6 uzman doktorun imzaladığı bu rapora rağmen, Ağu’ya örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 15 Mart 2018’de, 8 yıl 9 ay ceza veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi hastanın cezasını ertelemedi. Raporu dikkate almayan iki hakim ret gerekçesine “Sağlık ile ilgili herhangi bir mütalaa olmadığından tutukluluğunun devamına…” yazdı.

EŞİMLE MASKEYLE GÖRÜŞÜYORUZ




53 gündür Antalya L Tipi Cezaevinin revir bölümünde tutuklu bulunan Ağu’nun dosyası şu anda Yargıtay aşamasında. Nakil olan başka bir tutuklu ile birlikte aynı odada bulunan Ağu, günde 21 adet ilaç içiyor.

Karaciğer nakli olan hastaların enfeksiyon kapma riskinin ve hayati tehlikesinin çok yüksek olduğunu söyleyen Serpil Ağu eşinin tedavisinin hijyenik ortamda ve titizlikle yapılması gerektiğini ifade etti. Ağu şöyle devam etti:

“18 saat sürdü eşimin ameliyatı. Riskli bir ameliyat zaten. İlk üç ay, ikinci üç ay, bir yıl çok önemli. Karaciğer nakli yeniden hayata dönüş gibi bir olay. İnsanlar doğum tarihini bile artık nakil olduğu tarihi söyler, yeniden doğduğum tarih dermiş. Evde itina ile, her gün özel dezenfektanlarla dahi bakılan hastalar enfeksiyon kapabiliyor, komplikasyonlar oluşabiliyor. Eşimle görüş günümüzde maskeyle görüşüyoruz. O da biz de maske takıyoruz. Nakilden sonra risk bir süre devam edebiliyorken kalınan yer cezaevi.

LÜTFEN CEZAEVİNDE ÖLÜME TERK EDİLMESİN

Ayrıca kaldığı yer Antalya Cezaevi. Gündüz sıcak ve nemli. 50 dereceyi gördüğümüz oluyor. Geceleri serinlemiyor. İnsanlar klima ve deniz ile normalde zor serinlerken bu sıcakta hastalıkla hapiste mücadelenin zorluğunu düşünün. Ayrıca bu hastalarda kilo ve kan şekerinin de kontrol altında tutmak önemli. Az yağlı, az şekerli gıdalar önemli. Toplu yemek çıkan bir yerde ne verilirse onu yemek zorunda.

Beslenme ve temiz havanın dışında tabi ki insan psikolojisi sevdiklerinin yanında olması onların ilgisi, moral motivasyonuyla birçok hastalıkta olduğu gibi organın adaptasyon sürecinde elbette önemli idi. Böyle bir hastaya tahliye neden çok görülüyor. Lütfen eşim cezaevinde ölüme terk edilmesin.”

Şerif Ağu, Antalya L Tipi Cezaevi, 2016


Şerif Ağu için AİHM’in istediği bilgi dilekçesi.