14 Şubat 2020 Cuma

Ağrılardan uyuyamıyor, kabuslar görüyor, inleyerek uyanıyorum

14 Şubat 2020 
Cezaevinde yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’dan mektup var: “Ağrılardan uyuyamıyorum. Kabuslardan inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum.”


Tutuklu bulunduğu Elazığ Cezaevinden tedavi için Kayseri’ye gönderilen ve şu anda Kayseri Cezaevinde bulunan Veysel Avunan, kız kardeşi Sümeyra Avunan’a gönderdiği mektubunda sağlık durumunu anlattı.
Avunan “Hayat burada Allah’ın yardımıyla iyi gidiyor. Arkadaşlar bana spor yaptırıyorlar. Artık ufak tefek işlerimi görebiliyorum. Ama çok zorluyorlar. Önüne gelen, ‘hadi şu hareketi yap’, madem hastane ve cezaevi bir şey yapamıyor. Onlara inat biz seni buradan yürüterek çıkaracağız diyorlar.” dedi.
İNAN Kİ GÜCÜM YOK
Arkadaşlarının bazen kendisine “Çok tembelsin, söylenenleri takmıyorsun diye.” sitem ettiklerini belirten Avunan, “Ama inan ki gücüm yok. Çok çabuk yoruluyorum. Gece ağrılarımdan dolayı yatamıyorum veya gördüğüm kabuslardan dolayı inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum. Sağolsunlar anlayışla karşılıyorlar.” ifadelerini kullandı.
HEP KALORİFERİN DİBİNDE OTURUYORUM
Mektubunda, içerideki sosyal faaliyetlerden de bahseden Avunan şöyle devam etti: “Haftada bir tatlı yapılır. Çiğ köfte yapılır. Saz eşliğinde türkü söylenir. Bunlar sosyal faaliyetlerimiz. Tabi ben hepsinde oturuyorum. Kaloriferin dibinde.”


15 Eylül 2017’de beri tutuklu bulunan Veysel Avunan’a Mart 2019 hastalandı. Önce teşhis konulamadı. Ta ki Elazığ Cezaevinde bayılana kadar… Önce zatürre dediler, sonra menenjit geçirdiği anlaşıldı. O günden sonra tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. İşlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Elazığ Cezaevine gidip bizzat kendisini gördü ve durumunu Meclis’te gündeme getirdi ama buna rağmen bugüne kadar bir çözüm bulunamadı.


DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Veysel Avunan (28), Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu. Bingöl’ün Genç ilçesinden 9 kardeşli bir ailenin en büyük oğlu olan Avunan’ın dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor.

 

13 Şubat 2020 Perşembe

15 dakikalık adalet!

13 Şubat 2020
Türkiye’de birçok mahkemede 15 dakikada bir duruşma yapılıyor. İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunmaya çalıştı.



İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün sabah 09.00’dan 14.20’ye kadar 18 kişinin davası görülecek. 15 dakikada bir hakim karşısına çıkacak olan tutuklular kendilerini çok kısa bir sürede savunmak zorunda.

Aşağıda gördüğünüz liste, bugün İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinin kapısına asılan Duruşma Listesi. Saat 14.20’ye kadar 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunacak. İlk duruşma 09.00’da başlıyor. İkinci duruşma 5 dakika sonra. Daha sonraki tutuklular ise 15 dakikada bir salona alınacak. Listedekilerin hepsi ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ iddiasıyla yargılanıyor. 18 kişinin adının yer aldığı listede 8 kadın, 10 erkek tutuklu bulunuyor.

353 CEZAEVİNİN KAPASİTESİ 218 BİN 950

Türkiye’de birçok mahkemenin duruşma listesi bu şekilde. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yılmaz Çiftçi, Kasım 2019’da yaptığı açıklamada cezaevlerinde yaklaşık 286 bin hükümlü ve tutuklunun bulunduğunu, kadın hükümlü/tutuklu sayısının da yaklaşık 11 bin olduğunu söylemişti. Çocuk statüsünde bulunan yaklaşık 2 bin 500 kişinin cezaevlerinde bulunduğunu ifade eden Çiftçi ayrıca cezaevinde annesinin yanında 780 çocuğun kaldığı bilgisini vermişti. Temmuz 2019 itibariyle ise Türkiye’de 353 cezaevi bulunduğu ve bu cezaevlerinin kapasitesinin 218 bin 950 olduğu açıklanmıştı.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Üç operasyon geçiren hasta tutuklu cezaevine gönderildi

12 Şubat 2020 
15 gün önce hastaneye kaldırılan hasta tutuklu Kadir Çeç, anjiyo, by-pass ve kalp kapakçığı operasyonları geçirdikten sonra tekrar hapse gönderildi.



27 Ocak 2020’de avluda bayılınca hastaneye kaldırılan KHK’lı öğretmen Kadir Çeç, 15 gün içinde 3 operasyon geçirmesine rağmen pazartesi taburcu edilerek tekrar cezaevine gönderildi.

53 yaşındaki Çeç, ilk önce önce anjiyo oldu. Daha sonra 3 Şubat 2020 Pazartesi günü iki operasyon daha geçirdi. Tıkalı olan üç kalp damarı açıldı. Yani by-pass yapıldı. Doktorların ifadesine göre artık işlevini kaybeden ve kireç bağlayan kalp kapakçığı da aynı gün değiştirildi. İki önemli kalp ameliyatından sonra dün taburcu edilen Kadir Çeç, bir süre cezaevinin revirinde kalacak.

4 GÜN KELEPÇE TAKTILAR


Kadir Çeç’in Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği 15 günü eşi Aysel Çeç BOLD’a anlattı:

“Doktor uğraştı, hastamın yoğun bakıma yakın bir yerde olmasını istiyorum dedi. Ondan sonra mahkum odasına değil de yoğun bakımın yanındaki bir odaya aldılar. Üç damarı tıkalı olduğunu söylediler. Kapakçık çok berbat durumdaymış. Kireçleşmiş taşlaşmış, onları temizlemişler. Yıpranmış. Yattıktan sonra, kalkamayabilirdi, dediler. Oysa hiçbir şikayeti yoktu. Belirtisi de yoktu. Nefesi tıkanmazdı. İki ay önce avluda düşüp bayılmış. Cezaevi doktoru zayıflıktan olduğunu söyleyip dahiliyeye sevk ediyor. Bir ay sonra dahiliyeden randevu alınabiliyor ancak. Dahiliye gidince kendisi kalp damar bölümüne de görünmek istediğini söylüyor ve o şekilde ortaya çıkıyor. Başında 2 asker, 1 komutan, bir gardiyan vardı, tuvalete bile onlarla beraber gitmek zorunda kaldı. Ameliyattan sonra ilk iki gün değil ama diğer dört gün yatağa kelepçelediler. O kelepçe onu çok rahatsız etti. Kolu halka halka morarmıştı. Geceleri rahatsız olmuş.”

DOSYASI YARGITAY’DA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Eylül 2018’de tutuklanan Kadir Çeç 16 aydır Uşak Cezaevinde. Örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çeç’in dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 26 yıl hem tarih öğretmenliği hem de idarecilik yapan Çeç, evli ve 2 çocuk sahibi.











Aysel Çeç, koronavirüs nedeniyle yeni çıkacak infaz yasasının tüm tutukluları kapsaması için çağrıda bulundu.

“Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım”

12 Şubat 2020 
Bylock iftirası nedeniyle 2 yıldır tutuklu olan tıp teknisyeni Feriha Zeynep Yüce, “Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım” dedi.


Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevinde 23 aydır tutulan Feriha Zeynep Yüce (25), HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak yaşadığı hukuksuzluğu anlattı.

KULLANMADIĞIM PROGRAM YÜZÜNDEN 2 YILDIR TUTUKLUYUM

Babasının kullandığı Bylock nedeniyle kendisinin de ‘suçlu’ ilan edildiğini söyleyen Yüce, “Size bu mektubu yazma sebebim hiçbir merciye kendimi ifade edememem, Yargıtay savcısının bozma kararına rağmen Yargıtay hakimliğinin cezamı onamasıdır” dedi.

Ne kendisinin açıklamalarının ne de babasının Erzurum KOM Şube’ye gönderdiği ifadenin dikkate alınmadığını belirten Yüce, şu ifadeleri kullandı:

“İşlemediğim bir suç yüzünden, bırakın suçu kullanmadığım bir program yüzünden 2 yıldır tutukluyum. Size gönderdiğim belgelerden de göreceğiniz üzere sadece şüphe üzerine haksız ve hukuksuz olarak ceza çekiyorum. Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım.”



YENİDEN YARGILANMA TALEBİ REDDEDİLDİ

İşlemediği bir suçun cezasını ev hapsi olarak çekmeye razı olduğunu belirten Yüce, mektubuna şöyle devam etti:

“Gençliğimin en güzel yıllarını dört duvar arasında, annemden, babamdan, ikizimden ayrı geçirmek zor geliyor. Feryadımı size duyurarak sesime ses olacağınıza inanıyorum. Kendimi ifade etmek adına yeniden yargılanma talebinde bulundum. Her şeyin net olarak belli olduğu bu dosyada talebim geri çevrildi. Yargının beni anlayacağından bu kadar eminken büyük bir hüsrana uğradım. Çaresizlik içerisinde ne yapacağımı bilemeden hukuk mücadelesi veriyorum.”

Feriha Zeynep Yüce Tortum İlçe Devlet Hastanesinde Acil Tıp Teknisyeni olarak çalışırken Sağlık Bakanlığı tarafından işten çıkarılmış, 14 Şubat 2018’de de gözaltına alınmıştı. 2 gün sonra tutuklanan Yüce’nin savcı ifadesini alırken kendisine “Baba tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz” demişti.

Yüce, 2 Nisan 2018’de 4. Ağır Ceza Mahkemesince Bylock kullandığı gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası babası tanık olarak dinlenmediği halde Yargıtay tarafından hemen onaylandı. Oysa hem kendisi hem de babası ilgili makamlara başvurarak Bylock kullanıcısı olmadığını bilirkişi raporuyla sundu. Yeniden yargılanmak için yaptığı başvurular da reddedildi.

FERİHA ZEYNEP YÜCE’NİN MEKTUBU

BABA AHMET YÜCE: GERÇEKLER ORTAYA ÇIKARILMALI

Feriha Zeynep Yüce ve babası Ahmet Yüce.
Feriha Zeynep Yüce’nin babası Ahmet Yüce, 15 Temmuz’dan önce Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet’te komiser iken ihraç edildi, 9 Ağustos 2016’da da tutuklandı. Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanan Ahmet Yüce örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay ceza verildi. Halen Ağrı Patnos L Tipi cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Ahmet Yüce, Ağustos 2019’da Erzurum KOM Şube Müdürlüğüne bir dilekçe yazarak, kızının herhangi bir program kullanmadığını ve telefonundaki Bylock’a kullanıcı adına ve şifresine kızının adını kendisinin yazdığını söyledi. Yüce, “Bu soruşturmanın her aşamasında eksikliklerin, yanlışlıkların olduğu aşikardır. Yanlışlıktan dönmek büyük bir erdemdir. İşlemediği bir suçtan dolayı uzun zamandan beri cezaevinde bulunan bir insanın hürriyetine kavuşması için gerçeklerin ortaya çıkarılıp yeniden mahkemeye sunulması en az bir suçlunun cezalandırılması kadar kıymetlidir” diye yazdı.

Ahmet Yüce’nin kızıyla ilgili Erzurum KOM’a sunduğu dilekçenin son iki sayfası:


Babasında Bylock olduğu gerekçesiyle kızına 6 yıl 3 ay ceza verildi: FERİHA'NIN SUÇU NE?



11 Şubat 2020 Salı

“Karnımda ölü bebekle cezaevinde 3 hafta yaşadım”

11 Şubat 2020 
Cezaevinde düşük yapan hamile tutuklu Gülden Aşık, üç hafta karnında ölü bebeğiyle yaşamak zorunda bırakıldı. Ev hanımı Aşık, yaşadıklarını Bold’a anlattı.
Gülden Aşık, Mayıs 2019’da tutuklu bulunduğu Bandırma Cezaevinde 10 haftalık çocuğunu düşürmüş, sonra da eşine mektup yazarak yaşadıklarını anlatmıştı. Aşık’ın 19 sayfalık mektubunun sonunda yer alan “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

10 Temmuz 2019’da tahliye edilen Gülden Aşık’a, serbest kalmasından hemen sonra tiroid kanseri teşhisi konuldu. Cezaevinde yaşadığı ağır travmanın etkisi henüz geçmemişken, şimdi kanserle mücadele ediyor. 26 Şubat’ta karar mahkemesi görülecek olan Gülden Aşık ile bebeğini kaybetme sürecini ve hastanede yaşadıklarını konuştuk.

Geçmiş olsun. Teşhis ne zaman konuldu?


İlk biyopsi cezaevindeyken yapıldı. Tahliyemden 4 gün önce. Cezaevindeyken beni rutin hamilelik kontrolüne götürmüşlerdi. Bebeğin alındığı dönemdi. Hipotiroid bende zaten vardı. Onun için dahiliyeye sevk etmişlerdi. Doktor miyom var dedi, Bandırma’da endokrinoloji olmadığı için beni Balıkesir’e sevk ettiler. O zaman şüphelenmişlerdi ama ikinci bir biyopsi yapma ihtiyacı hasıl oldu. O zaman da zaten özgürdüm. Ağustos 2019’da teşhis kondu. Birçok yere gittim, tek bir yerle yetinmedim. Lenflere sirayet etmiş, lenflerin de alınmasını gerektiren bir ameliyat olmam lazım. Lenflere sıçradığı için ağrı sızı biraz oluyor. Ama diğer kanser türleri gibi değil çok şükür.

Ne zaman çıkmış hastalığınız, doktor herhangi bir şey söyledi mi?


Son hamileliğimde nodül çıkmıştı bende ama kanser şüphesi yoktu. Doktor, 4 kadından 2’sinde rastlanabiliyor demişti. Ama tabi ki stres, sıkıntı tetikliyor. Kansere dönüşebiliyor. Cezaevinde olmamın etkisi olmuştur. Çok büyük travmalar yaşadık. Son 3-4 yıldır. Daha öncesinde de. Oradan buraya bakınca nasıl görünüyoruz bilmiyorum ama çok sağlıklı değiliz açıkçası.

Cezaevindeyken düşük yaptınız, dediğiniz gibi büyük travmalar yaşadınız. Baştan beri yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Eşim 15 Temmuz’dan sonra tutuklanmıştı. 17 ay cezaevinde kaldı. Bir yıl sonra ben tutuklandım. 2019 yılının nisan ayıydı. Korkunç günlerdi. Aleyhimde ifadeler varmış, sigorta geçmişi vs. Alındığımda hamile olduğumu bilmiyordum. 2 günlük gözaltı süreci oldu. O süreçte doktora götürüyorlar ama sadece darp raporu alıp çıkartıyorlar hastaneden. Bana hiçbir şekilde tahlil yapılmadı. Doktor yüzünüze bakıyor, darp var mı diye soruyor. Hayır deyince, raporu imzalayıp sizi gönderiyor. Cezaevine girerken çıplak muayenede gösterilen hassasiyeti sağlık raporunda göstermediler. Hamile olduğumu tahmin ediyordum ama o anda kimseye söyleyemedim.

Rahatsızlıklarınız ne zaman başladı?

Cezaevine girdikten 10 gün sonra. Baygınlık geçiriyordum. Tansiyonum, şekerim düşüyordu. Sonra ani yükselmeler oluyordu. Hemşire koğuşun kapısına, mazgala gelip tansiyonumu ölçüp gidiyordu. Şunu yap, bunu yap yat deniyordu. Ramazan’dı. Oruçla birlikte rahatsızlığım arttı. Kanama vardı bu arada. Bir gün namaz kılarken bayılmışım. Durup dururken baygınlık geçiriyordum. Ben bu süreçte hamile olabilirim diye şüphelenmeye başladım.

Bayılınca hastaneye gitmediniz mi?

İlk başta çok kötüydüm hastaneye gidemedim. Sonrasında dilekçeler yazdım, cevap gelmedi. En son ‘gebelik şüphesi’ diye yazdım. Yine de 4-5 gün sonra gidebildim kurum revirine. Oraya gidince doktor ile gardiyanlar arasında tartışma oldu.

Nasıl bir tartışma?

Dilekçelerimiz hep revire gidiyor ama dönüş alamıyoruz, gardiyanların inisiyatifine kalmış. Doktor, “Bunca zamandır dilekçeler geliyor, neden getirmediniz bu kadını, gebelik şüphesi var, yaşı ortada, yaşadığı sağlık problemleri var, riskli bir gebelik.” dedi. “Biz ne yapabiliriz, idari” diye gardiyan kendini savunuyor. Sonra yetkili gardiyan geldi. Bu sefer jandarmada problem biz ne yapabiliriz, o götürmezse biz ne yapabiliriz mantığı. Kurum içindeki revire çıkamıyorum, jandarmalık bir durum yoktu. Sonra doktor “Hemen acil sevk yazıyorum, hastaneye götüreceksiniz” dedi. Gittim hastaneye. Hamileyim.

Gülden Aşık, cezaevinde yaşadığı hak ihlallerine dair Adalet Bakanlığı’na gönderdiği şikayet dilekçesine de henüz cevap verilmediğini söylüyor.
Hamile olduğunu duyunca ilk ne hissettiniz, tutsak bir anne olarak?

Bir sevinç yaşıyorsunuz tabi ama garip bir sevinç. Burada hamileliği nasıl geçiririm. Bu bebek burada sağlıklı nasıl doğar. Daha dosya yok, iddianame yok. Endişeler yaşıyorum. Halbuki bebek ölüymüş. Doktor 10 haftalık hamile olduğum söyledi. Fakat şöyle bir şey var. Bebeğin otopsi sonucu geldi. Bebek 7 hafta 5 günlükken kalbi durmuş. Küçülmüş de mi 7 haftalık olmuş, o zaman mı ölmüş de 10. haftada fark edilmiş belli değil.

Yani karnınızda ölü bebekle 3 hafta cezaevinde mi yaşadınız?

Evet…

Bu mümkün mü? Bebek anneyi zehirlemiyor mu?

Yani yaşamışım. Doktor siz 10 haftalık hamilesiniz demişti. Öldüğünde 7 haftalık. Gelişimi 7 haftalık 5 günlükken durmuş sanırım. Kalbinin durma tarihini, ona göre veriyorlar. Üç hafta ölü bebekle cezaevinde yaşama hadisem var. Büyük bir şey atlattık. Verilmiş sadakamız varmış. Sevineyim mi üzüleyim mi onu da bilmiyorum, farklı bir hadise.

Hastaneye gittiğiniz ilk gün mü size kürtaj yapıldı?

Hayır ertesi gün. 30 Mayıs 2019’da beni revire çıkardılar. 31 Mayıs’ta sevk yapıldı. Bebeğin ölü olduğu o gün yapılan ultrason sonuçlarında ortaya çıktı. Yatış yaptılar ve 1 Haziran’da bebek alındı.

Bebek karnınızda cezaevindeyken mi öldü, yoksa öncesinde mi?


Öncesinde öldüğünü düşünmüyorum. Çok büyük bir bebek değil. Çünkü bebek 2,5 aylık. 11 Nisan 2019’da cezaevine girdim. 1 Haziran 2019’da 10 haftalıktı. O süreçte öldüğü gözüküyor. 2 Haziran 2019’da da hastaneden taburcu oldum.

Dilekçelerinize zamanınızda cevap verilse, kontrole gitseniz bebeğin yaşama ihtimali var yani?


Yaşayabilir. Yaşamasa bile ben o sıkıntıları yaşamazdım.

Peki hastanede neler yaşadınız? Mahkum koğuşunda kalmak bildiğim kadarıyla çok zor.

Ameliyattan önce mahkum koğuşuna koymak istediler. Fakat doktorun ısrarıyla normal odada yatabildim. Onlara kalsa benimle hiç kimse ilgilenmeyecekti. Mahkum koğuşu denilen yere bir Allah’ın kulu uğramıyor, sizinle kimse ilgilenmiyor. Kimse size bir yardımda bulunmuyor. Kapı kilitli. Ve jandarma gelip size pencereden bakıp gidiyor, her 15-20 dakikada bir. Kaçmış mı bu diye. Kadınsınız, yaralısınız yatıyorsunuz öyle bir ortamda. Doktor benim ısrarla normal odada yatmamı istedi ameliyat süresince. O noktada yardımlarını gördüm doktorun. Ameliyattan sonra mahkum odasına götürdüler tabi.

Bebeğinizi ihmal sonucu kaybettiğinize dair bir rapor istediniz mi doktordan?

Ben orada doktora dedim ki, bakın ben mağdur edildim, siz de farkındasınız, ihmale maruz kaldım, bana bebeğimin hakkını arayabileceğim bir rapor verin. “Ben avukat da değilim, hakim de değilim” dedi. Hakim, avukat aramıyorum, mesleğinizle alakalı yapmanız gerekeni istiyorum, dedim. “Karışamam” dedi. Raporu kürtaj yapılmıştır, şeklinde verdi. İhmal sebebiyle bebeğini kaybetmiştir demedi. Bandırma Devlet Hastanesinde oluyor bunlar.

Gardiyanlara kızdı, “Akarı kokarı getiriyorsunuz bu kadını neden getirmediniz” dedi. Doktor da benim fetöden yargılandığım için bu muameleyi gördüğümün farkında. Onlara sitem ediyor, tartışıyor ama sizin lehinize bir karar da vermiyor.
Erzurum Atatürk Üniversitesinde ilahiyat okuyan Gülden Aşık’ın Tarık (11), Zafer (10) ve Nilgün (7) adında üç çocuğu bulunuyor.

Refakatçi izni alabildiniz mi?

Normalde kanserli, yoğun bakımda yatan hastalara bile refakatçi verilmiyor. Fakat benim hadisem kurum ihmalinden kaynaklı olduğu için savcı eşime refakatçi izni verdi. Ve ameliyat olduğum günün gecesi eşim yanımda kaldı. Sabahında zaten onu gönderdiler. Ve benim çıkış işlemlerimi yapıyorlar. Kolumda serum, iğneler var. Onların çıkarılması için hasta bakıcının gelmesi lazım. Biraz uzadı gelmesi.

Evet, gardiyanlarla ilgili bir sorun yaşamıştınız hastanede.


Tabi gardiyanlar da ilk defa hastanede nöbet tutuyorlar. Çok da hoşlarına gitmiyor bu durum. Çok iyi insanlar da vardı ama bu gardiyan sabırsız, tahammülsüz, bir an önce evine gitmek istiyor. “Evde bebeğim beni bekliyor” diyor. Hasta bakıcı gelmeyince iğneyi kendi çıkarmaya kalktı. Hatta iğneyi damarda iken kırdı. Canım acıyor yapmayın dedim. Hasta bakıcıyı bekliyoruz, gidiyor geliyor, sinirleniyor. Sonra nöbet değişimi oldu. Jandarma komutanı geldi. Komutan “Bu bayan bebeğini kaybetmiş, öyle mi” diye sordu. “Ya abi işte ne olacak, 7-8 haftalık, çöp işte ya” şeklinde argo tabirlerle durumumu komutana izah ediyor. Ben de uzaktan dinliyorum. Moraliniz bozuluyor, tepki veremiyorsunuz, esaret böyle bir şey. Gıkınızı çıkaramıyorsunuz. Onları dinledim öyle. Sonra beni ring aracına bindirdiler, hiçbir şey olmamış gibi cezaevine attılar. Yaşadığım hadiseyle ilgili idareden herhangi bir açıklama, yorum, geçmiş olsun, nabzımı bile yoklamadılar.

Cezaevinde kendinizi nasıl toparladınız?

Eşim telefonda, avukatımın idari mahkemeye dilekçe verdiğini ve tahliyemi istediğini söyledi. Ben de eşime sorumluların yargılanmasını istiyorum dedim. Bu meselede hukuki yol aransın, bebeğimin hakkı sorulsun. Bütün sıralı amirlerden şikayetçiyim, ihmale kurban gitti bebeğim. Ben de ölebilirdim. Bunlar hakkında soruşturma açılmasını istiyorum diye avukattan talep etmesini söyledim. Orada emir komuta var. Bizim muhatap olduğumuz gardiyanlar mesul değil, onlar sadece emirleri yerine getiriyor ama revire gidip gitmeyeceğime karar verecek amirler var. Açık açık telefonda konuştum, görüşte de ifade ettim. Ondan sonra bir hareketlilik başladı, bana karşı daha pozitif davranıldı. Hastaneye götürmeye, daha yumuşak ve esnek davranmaya başladılar.

Daha sonra savcı ile görüşmek istediğime dair dilekçeler yazdım. Sormak istedim bir soruşturma açıldı mı diye. Çünkü siz sanki saçınızı kuaförde kestirip gelmişsiniz, hiçbir şey olmamış gibi hayat rutin devam ediyor gibi davranıldı. Zaten haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz, bunun üstüne bir de travma yaşıyorsunuz. Ağlıyorum sürekli. Yemek yiyemiyorum. Kürtaj oldum, hamilelik sona erdi ama hamilelik sıkıntıları devam etti. Bulantı oluyor, kokulara karşı hassasiyet var. O psikoloji de düşünün. Üstüne vurdumduymazlık, hiç saymak… Çok kırıldım, psikolojim çok fazla etkilendi. O dönemde hızla çok fazla kilo verdim. Hiç uyumuyorum, ağlıyorum, sürekli kitap okuyorum, delirmemeye çalışıyorum. Öyle bir dönem geçirdim.
Gülden Aşık ve çocukları bir görüş gününde.
 “Delirmemeye çalışmak” ağır ve taşıması zor bir kelime.

Kalkıyorsunuz sabah ve akli melekelerimi kaybetmemişim (ağlıyor), çok şükür bugün de böyle başladım diyorsunuz. Yatarken Allahım aklımı alma. Sağlık problemleri illaki yaşıyorsunuz, çünkü bedeni besleyen şey ruh. Ruhunuz yaralandı mı bedeniniz de isyan ediyor. Dinlerken başkalarına sıradan basit bir şeymiş gibi geliyor. Çünkü burada daire daire insanlarda duyarsızlık var. Kendisine dokunmadıktan sonra… Orada herkes sizin yaşadıklarınız biliyor, mağduriyetlere kulak tıkıyor. Kimse umursamıyor. Sen kurtulmuşsun şükret, arkasını arama diyorlar. Öyle bir mantık var. Her şeye kırılıyor, üzülüyorsunuz. Kendinizi sosyal bir kıyımın içinde hissediyorsunuz. Dışlanmışlık, her şey üst üste geliyor.

Mektubu yazmaya nasıl karar verdiniz?


Ben normalde de yaşadığım her şeyi günlük tutar gibi yazıyordum. Yaşadıklarımı telefonla eşime anlatamadım ama bilinmesini istedim. Eşimin paylaşacağını da tahmin etmiyordum. Canınız yandıkça bu orada dilinize de halinize de yanıyor. Canınız yandıkça vaveyla etmek istiyorsunuz, sesinizi herkes duysun istiyorsunuz. Allah da sesimi duyurdu. Bizden terörist çıkaramazsınız ama mücadele insanı çıkardınız.

Koğuş ortamı nasıldı?

Benim kaldığım koğuş eskiden revir olarak kullanılan bir yermiş. Biz 8 kişiydik. Tamamen demirlerin arasında yaşıyorsunuz. Ne kadar temizliğe dikkat ederseniz edin, hijyenik bir ortam değil. Bina çok eski, rögarın taştığı bir yer. Eskiden koğuşun içine taşıyormuş, benim gittiğim dönemde bahçeye taşıyordu. Bahçe zaten küçük bir alan. Havalandırma imkanı yok koğuşun. Tuvaletin, banyonun ve mutfağın tavanı ortak. Üst duvar yok. Bütün kokuların birbirine karıştığı bir yer düşünün. Tuvalete gitmek istediğinizde iki kişinin koridorda geçemediği, duvara yaslanmak zorunda olduğu bir ortam. Benim girdiğim dönemin iyi olduğunu söylüyordu arkadaşlar. Tavuk fabrikalarının olduğu bir bölge orası. Sinekten, kokudan durulmuyor. Yüzde 45 özürlü biri vardı, hala içeride. 3 yılına girmek üzere. Çocuk felci geçirmiş, kolunu kullanamıyordu. Böyle hayatını idame ettirmeye çalışan insanlar var içeride…
Gülden Aşık'ın bebeğini kaybediş süreci ve mektubu: Bebeğini kaybeden tutuklu anne: Benim yavrum kanım, canım, onlar için çöptü!!

9 Şubat 2020 Pazar

Tutuklu gazeteci kalp krizi riskiyle karşı karşıya

9 Şubat 2020
Tutuklu gazeteci Melih Gasgar, koğuşta 3 kere bayılınca hastaneye kaldırıldı. 14 yıldır yüksek tansiyon hastası olan Gasgar’ın kalp krizi geçirme riski bulunuyor.

Bir yıl önce tutuklanan Cihan Haber Ajansı Balıkesir muhabiri Melih Gasgar (47) kalp krizi geçirme riskiyle karşı karşıya.

Tutuklu bulunduğu Balıkesir Kepsüt Cezaevinde 2-3 kez baygınlık geçirdikten sonra doktora götürülen Gasgar’a doktorlar kalp krizi geçirme riskine karşı ilaç verdi. 26 kişilik koğuşlarda 45 kişi ile birlikte kalan Gasgar’ın aile yakınlarını durumunu BOLD’a anlattı:
EFOR TESTİ YAPILIRKEN BAYILDI
“Melih bey, 2009’dan bu yana yüksek tansiyon hastası. 14 senedir ilaç kullanıyor. Altı ayda bir ilacının dozu değişiyordu. Cezaevinde girince doktora çıkmak istemiş, biraz geciktirmişler. Kepsüt Cezaevi bu konuda sıkıntılı bir yer. Koğuşta 2-3 kere baygınlık geçirdikten sonra hastaneye götürülüyor. Arkadaşları da Melih bey içi dilekçe yazmışlar. Tansiyonunu takip etmek için holter cihazı takıyorlar. Geri döndüğünd ekoğuşa tekrar bayılıyor. Sonra Balıkesir Devlet Hastanesinde doktor efor testi yaparken koşu bandı tarzında bir şeye çıkarıyorlar, orada tekrar düşüp bayılıyor. Sonra tahliller, tetkikler sonucunda tansiyon ilacının yanı sıra bir kalp ilacı daha veriliyor. Bu ilaçların isimlerini söyledi bize. Biz de tanıdık birkaç doktora gösterdik. Biri yüksek dozda bir tansiyon ilacı, diğeri de kalp krizi riskine karşı verilen bir ilaç olduğunu öğrendik. Önleme ya da  geciktirme amaçlı bir ilaç. Kalp için olan ilacı parayla alıyor. Onun için çok endişeliyiz, hapiste başına bir şey gelecek diye korkuyoruz.”
DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2019’da tutuklanan Melih Gasgar, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf’ta bulunuyor.


Evli ve iki çocuk sahibi olan Gasgar’ın 15 yaşındaki oğlu ile 4 yaşındaki kızında da yaşadıkları sıkıntılardan dolayı kalp sorunu başladığı belirtiliyor. Gasgar, oğlu ile bir görüş gününde.
150’den FAZLA GAZETECİ TUTUKLU
Türkiye cezaevilerinde hala 150’den fazla gazeteci tutuklu bulunuyor. Tutuklu gazetecilerle ilgili güncel liste için tıklayın.



Melih Gasgar, Anıtkabir önünde, 2013.


Tutuklu gazeteci Melih Gasgar, koğuşta 3 kere bayılınca hastaneye kaldırıldı. 14 yıldır yüksek tansiyon hastası olan Gasgar’ın kalp krizi geçirme riski bulunuyor.
SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL- Bir yıl önce tutuklanan Cihan Haber Ajansı Balıkesir muhabiri Melih Gasgar (47) kalp krizi geçirme riskiyle karşı karşıya.
Tutuklu bulunduğu Balıkesir Kepsüt Cezaevinde 2-3 kez baygınlık geçirdikten sonra doktora götürülen Gasgar’a doktorlar kalp krizi geçirme riskine karşı ilaç verdi. 26 kişilik koğuşlarda 45 kişi ile birlikte kalan Gasgar’ın aile yakınlarını durumunu BOLD’a anlattı:
EFOR TESTİ YAPILIRKEN BAYILDI
“Melih bey, 2009’dan bu yana yüksek tansiyon hastası. 14 senedir ilaç kullanıyor. Altı ayda bir ilacının dozu değişiyordu. Cezaevinde girince doktora çıkmak istemiş, biraz geciktirmişler. Kepsüt Cezaevi bu konuda sıkıntılı bir yer. Koğuşta 2-3 kere baygınlık geçirdikten sonra hastaneye götürülüyor. Arkadaşları da Melih bey içi dilekçe yazmışlar. Tansiyonunu takip etmek için holter cihazı takıyorlar. Geri döndüğünd ekoğuşa tekrar bayılıyor. Sonra Balıkesir Devlet Hastanesinde doktor efor testi yaparken koşu bandı tarzında bir şeye çıkarıyorlar, orada tekrar düşüp bayılıyor. Sonra tahliller, tetkikler sonucunda tansiyon ilacının yanı sıra bir kalp ilacı daha veriliyor. Bu ilaçların isimlerini söyledi bize. Biz de tanıdık birkaç doktora gösterdik. Biri yüksek dozda bir tansiyon ilacı, diğeri de kalp krizi riskine karşı verilen bir ilaç olduğunu öğrendik. Önleme ya da  geciktirme amaçlı bir ilaç. Kalp için olan ilacı parayla alıyor. Onun için çok endişeliyiz, hapiste başına bir şey gelecek diye korkuyoruz.”
DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2019’da tutuklanan Melih Gasgar, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf’ta bulunuyor.
Evli ve iki çocuk sahibi olan Gasgar’ın 15 yaşındaki oğlu ile 4 yaşındaki kızında da yaşadıkları sıkıntılardan dolayı kalp sorunu başladığı belirtiliyor. Gasgar, oğlu ile bir görüş gününde.
150’den FAZLA GAZETECİ TUTUKLU
Türkiye cezaevilerinde hala 150’den fazla gazeteci tutuklu bulunuyor. Tutuklu gazetecilerle ilgili güncel liste için tıklayın.

Melih Gasgar, Anıtkabir önünde, 2013.

10 gün sonra doğum yapacak olan hamile tutuklu: Adalet istiyorum

9 Şubat 2020
9 aylık hamile tutuklu Elif Tuğral’dan mesaj var. Avukatı aracılığıyla yetkililere seslenen Tuğral “Adalet istiyorum” dedi.


İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan 9 aylık hamile Elif Tuğrul, avukatı aracılığıyla yetkililere seslendi. “Burada doğum yapmaktan korkuyorum. Hastaneye gidip gelmek o araçlarda çok zor. Sağlam çocuğumu da yollarda kaybetmek istemiyorum. Sadece adalet istiyorum.” dedi.

Sezeryanla doğum yaptıktan sonra cezaevinde çocuğuna nasıl bakacağı konusundan da çok endişeli olduğunu ifade eden Tuğral, “Doğum sezeryanla olacak. O halde koğuşta bebeğe nasıl bakacağımı bilmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Elif Tuğral’ın eşi Nuri Tuğral, eşinin son fotoğrafını sosyal medyadan paylaştı. Ocak ayının ilk hafasında, bir görüş gününde ailesiyle birlikte çekilen fotoğrafta Elif Tuğral’ın hamileliği artık iyice kendini gösteriyor.

Kontrol için Çiğli Bölge Eğitim Hastanesine götürülen Elif Tuğral’a verilen raporda 21 Şubat’ta sezeryanla doğum yapacağı yazıyor. Genetik kan pıhtılaşması sorunu nedeniyle hamileliği süresince her gün iğne olan Elif Tuğral’ın doğumu da risk taşıyor. Aynı hastalığa sahip ablası, bebeğini 9. ayında bu yüzden kaybetmişti

YANLIŞ RAPOR DOSYASINA KONULDU

Nuri Tuğral, 3 Şubat 2020’de İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesine bir dilekçe yazarak eşinin durumunu şöyle açıkladı:

“Eşim şu anda 36 haftalık gebe olup, doğumuna 15 günden az kalmıştır. Eşimin mevcut hastalıklarından dolayı sezeryan doğum yapılacağından en geç şubat ayının 15-20 arası doğumu gerçekleşecektir. Daha önce cezaevi tarafından sayın mahkemenize eşimin dosyası yerine yanlışlıkla eşimin yan koğuşundaki başka bir hamile tutuklunun dosyası gönderilmiş olup eşimin doğumuna çok az kalmış olmasına rağmen çok büyük bir yanlışlık yapılarak 17 haftalık gebe olduğu zannedilmiştir. Bu hususu da telafisi mümkün olmayan durumlara sebep olacağından dolayı tekrardan önemle belirtmek isterim.

GENETİK PIHTILAŞMA BOZUKLUĞU VAR

Eşimin ciddi sağlık problemlerinin olduğunu daha önceki dilekçelerde de belirtmiş idim. Eşimin şu andaki en önemli hastalığı bebeği ve kendisi için zamanında müdahale edilmez ise ölümcül risk oluşturabilecek Genetik Pıhtılaşma Bozukluğudur. Bu rahatsızlık kanın damarlar içinde dolaşırken aniden pıhtılaşmasına sebep olabiliyor ve bu da ciddi sorunlara yol açıyor. Gebelikte hormonların etkisiyle kanın pıhtılaşma riski daha da artar ve bu da kan damarlarında, beyinde, böbreklerde emboli denilen kan pıhtısıyla bu organların tıkanması ve işlev yapamamasına neden olur. Eğer bu durum plesentada gerçekleşirse fetüs yani anne karnındaki bebeğin kaybına neden olur.

AYNI HASTALIK NEDENİYLE ABLASI 9 AYLIK BEBEĞİNİ KAYBETTİ

Bu hastalığın şiddetlenmesinde hamilelik risk faktörüdür. Gebelikte pıhtılaşma riskini, normal hastalara göre en az 7 kat artırmaktadır. Bu hastalık gebelikte ilk aylarda düşük riskinden ziyade gebeliğin son ayına hatta doğuma kadar her an bebeğin hayatının kaybına neden olabilecek durumdadır. Şu anda eşim hamile olduğu için eşim ve bebeği hayati risk altındadır. Bu hastalık nedeni ile gebeliğinin başından beri aylardır her gün iğne vurulmaktadır. 5 aydır cezaevinde olduğu için hafta içi her gün revire giderek iğne vurulmakta olup hafta sonu revirin kapalı olmasından dolayı iğne vurulmak bile kendisine zulüm olmakta iğneyi kendisi zor şartlar altında vurmaya çalışmaktadır.
Bu hastalığını ispatlar nitelikteki Tromboz-Kardiyovasküler Hastalıklara Yatkınlık Paneli Resal-time PCR Raporu’nu Sayın Mahkemenize sunuyorum. Rapor 2014 tarihinde Üniversite Hastanesinden alınmıştır, genetik bir rahatsızlık olması nedeniyle doğuştan bu yana eşimde bu hastalık bulunmakta ve geçme ihtimali de yoktur. Bu nedenle raporun tarihinin de bir önemi yoktur. Aynı hastalık eşimin ablasında da vardır ve ablası yakın zamanda, doğuma giderken hastaneye geç kalması nedeniyle 9 aylık bebeğini kaybetmiştir.

CEZAEVİ-HASTANE ARASI 2 SAAT

Elif Tuğral ve ailesi bir görüş gününde. Fotoğraf Ocak 2020’nin ilk haftasında çekildi.
Tuğral artık, son ayında.

Eşim Şakran Cezaevinde kalmaktadır ve bu bahsettiğim hastalık nedeni ile cezaevine yakın devlet hastanelerinde yeterli donanım olmadığından doktorlar dosyasına not düşmüş ve doğum esnasında Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesine sevkini istemişlerdir. Cezaevinden bu hastaneye gitme süresi en az iki saattir ve bu zaman aralığında çok acil bir şekilde götürülse dahi sağlıklı bir doğum yapabilmesi neredeyse imkansızdır. Ayrıca şunu da önemle belirtmek isterim ki, normalde gebeliğin son aylarında gebe kadınların kusması normal olmayıp tehlikeli bir durum olmasına rağmen eşim cezaevinden kontrol için hastaneye götürüldüğünde iki saat süren yol boyunca ciddi rahatsız olmakta ve devamlı kusma durumunda kalmaktadır. Sadece bu durum bile gebeliği açısından ciddi risk oluşturmaktadır.”

DOSYASI İSTİNAF’TA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta bulunuyor.

ELİF TUĞRAL’IN, DOĞUM YAPACAĞI TARİHİNİ GÖSTEREN RAPOR



4 Şubat 2020 Salı

Down sendromlu Nalan evden kaçıp hapisteki annesine gitmeye kalktı

4 Şubat 2019 
Down sendromlu 7 yaşındaki Nalan, tutuklu annesinin hasretine dayanamadı. Minik kız, kendisine bir çanta hazırlayıp cezaevine gitmeye çalışırken son anda babası tarafından fark edildi.



Anne, babası tutuklu çocuklardaki travmalar her gün farklı bir boyutta kendini gösteriyor. 12 Aralık 2019 Perşembe günü tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen biyoloji öğretmeni Nuran Dilber’in (44) down sendromlu kızı Nalan Dilber, pazar sabahı evden kaçıp annesinin yanına gitmeye kalktı. Baba Yavuz Dilber, sabahın erken saatlerinde yaşadığı o anları şöyle anlattı:

DİŞ FIRÇASINI, PARFÜMÜNÜ, KIYAFETLERİNİ ÇANTASINA KOYMUŞ

“Ben uyuyordum. Uyanmasam belki de çıkacaktı sokağa. Allah korusun. Elinde çantayla kapıda yakaladım Nalan’ı. Bir poşete diş fırçasını, macununu, parfümünü koymuş. Kıyafet, çorap, kazak, eşofman, iç çamaşırı doldurmuş. Kapıyı açmaya çalışıyor. Nereye dedim, ‘Anneme gideceğim’ dedi. Nasıl gideceksin kızım dedim. ‘Taksiyle’ dedi. Bayağı bir uğraştı çıkmak için.”

KARNE GÜNÜ DE ÇOK KÖTÜ OLDU

Anaokuluna giden Nalan’ın yarı yıl tatilinin başladığı 17 Ocak 2020’de de çok kötü olduğunu söyleyen Yavuz Dilber, “Karne günü de çok duygulandı. Karneyi almaya gittik. Normalde çok sevinerek gitti. Bütün çocukların annesi gelmişti tabi. Nalan onları görünce duruldu, kimseyle konuşmadı. Eve gelince yengesine sarıldı, annemi istiyorum dedi. Kızıma annesinin işte olduğunu söyledik. O yüzden her sabah ve akşam yatarken ‘Baba annemin işi bitti mi,  ne zaman gelecek’ diye soruyor. Bu çocuklar diğerlerinden daha duygusal ve çok hassas oluyor. Onun için zor bir dönemden geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

BANK ASYA’DA PARASI VAR DİYE


Cemaat soruşturmaları kapsamında Kahramanmaraş’ta bir ifadede adı geçtiği için tutuklanan Nuran Dilber, Bank Asya’ya para yatırdığı için örgüt üyesi olmakla suçlanıyor. Dilber’in ne zaman mahkemeye çıkacağı henüz belli değil.


2 Şubat 2020 Pazar

Tutsak bebek Esra Rana, birinci yaşına cezaevinde girdi

2 Şubat 2020
6 aylık hamileyken tutuklanan Beyza Demir, geçen yıl bu zamanlarda kızını dünyaya getirip tekrar cezaevine gönderilmişti. Esra Rana bebek, 1. yaşını hapiste doldurdu.

Hatırlayacaksınız, geçen sene tam bugünlerde Beyza Demir, 1 günlük bebeği Esra Rana’yı Bakırköy civarında bir hastanede dünyaya getirmiş ve sonra tekrar cezaevine gönderilmişti.

Tarih 29 Ocak 2019’du. 6 aylık hamileyken Edirne’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Beyza Demir, TCK 16/4 maddesine rağmen tahliye edilmemiş, 9. ayını hapiste doldurmuştu. Bebeğini de sancıları gelince alelacele kaldırıldığı bir hastanede dünyaya getirmişti. Aradan bir yıl geçti. Esra Rana bebek 1 yaşına girdi. Gözlerini cezaevinde açan Esra Rana, ilk adımlarını orada attı, dişleri orada çıktı, ilk seslerini yine koğuş ortamında çıkarmaya başladı.

ADALET SESSİZ, AİLE SESSİZ, HERKES SESSİZ…

İki aylıkken tükürük bezinden mikrop kapan Esra Rana, o süreçte ameliyat edilmişti. Sağlık durumlarından ve kendilerinden maalesef yeni bir haber yok. Demir’in ailesi, bu tutukluluk karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında eşi Emin Demir ile birlikte Kasım 2018’de tutuklanan Beyza Demir, özel okullarda öğretmenlik yapıyordu. Bir ifadede adı geçtiği için tutuklanmıştı. 14 Ocak 2019’da ilk mahkemesine çıkan Demir, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla  7 yıl 6 ay cezasına çaptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Bakırköy Cezaevinden Gebze Cezaevine nakledilen Beyza Demir’in eşi, Emin Demir ise Aralık 2019’da tahliye edildi. Esra ara sıra babasıyla kalıyor ama yaşı itibariyle annesinden kopamıyor. Bugünlerde Gebze Cezaevi çok soğuk rutubetli olduğu için kızını yanına alamayan Beyza Demir, sütünü sağıp lavaboya döküyor.

ŞEYMA VE YUSUF BURAK

15 Mayıs 2019, Yusuf Burak ve annesi Şeyma Tekin.
Beyza Demir ile aynı durumda olan ve aynı gün doğum yapan Şeyma Tekin ve oğlu Yusuf Burak ise 28 Şubat 2019’da tahliye edilmişti. Fakat Tekin, cezaevi sürecinde yaşadıklarının hala atlatabilmiş değil. Tek başına evden çıkmaya, sokaklarda yürümeye korkuyor. Dışarı çıkmak istemiyor. İlk kez 28 Mayıs 2019’ta oğlu ile birlikte gezmeye gidebildiler. Hala daha o tedirginlikleri devam ediyor.

Doğum gününüz kutlu olsun Ceyda ve Yusuf Burak. Aynı gün dünyaya geldiniz, biriniz 28 gün sonra özgür oldu, diğeriniz hala tutsak!

31 Ocak 2020 Cuma

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İBB davasında verilen müebbet kararlarının bozulmasını talep etti

31 Ocak 2020 
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 15 Temmuz gecesi İBB önünde şehit olan 14 vatandaşın ölümünden sorumlu tutulan 36 asker hakkında verilen müebbet kararlarının bozulmasını talep etti.


İstanbul Büyükşehir Belediyesinde (İBB) 15 Temmuz gecesi yaşanan olaylara ilişkin davada sıcak bir gelişme yaşandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 36 askere verilen ‘ağırlaştırılmış müebbet’ ve ‘müebbet’ cezaların bozulmasını istedi. Başsavcılık, o gece asteğmen, uzman erbaş ve erlerin Kolluk Kuvvetlerini Toplumsal Olaylarda Destekleme (KOKTOD) faaliyeti kapsamında IŞİD saldırısında polise destek olunacağı bahanesiyle kışla dışına çıkarıldıklarını ifade etti. Askerlik mesleğinin kendine has özellikleri gereği sanıkların bu durumu sorgulamadıkları ve sorgulamalarının da beklenemeyeceği vurgulandı. Yargıtay 16. Ceza Dairesine üç gün önce sunulan talepte ayrıca, şehit olan vatandaşların kimler tarafından öldürüldüğünün de tespit edilmediği belirtildi.

NİHAİ KARARI 16. CEZA DAİRESİ VERECEK

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 36 asteğmen, uzman erbaş ve erler hakkındaki ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs etme’ suçlarından verilen cezaların CMK’nun 302/2. maddesi uyarınca bozulmasını istiyor. Ancak nihai kararı verecek olan, yani 36 kişinin yeniden yargılanıp yargılanmayacağına karar verecek olan Yargıtay 16. ceza Dairesinin ise henüz dosyayı incelemeye başlamadığı belirtiliyor.

52 KİŞİ YARGILANDI 

15 Temmuz gecesi İBB önünde 14 vatandaş şehit oldu. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davalarda 52 kişi, 14 kişinin ölümünden sorumlu tutularak yargılandı. Mahkeme heyeti, 25 Mayıs 2018’de eski Albay Zeki Demir, eski yüzbaşılar Ramazan Ertürk, Yakup Karaçelik ve Mustafa Alper Şengören, eski teğmen Ömer Sevim, eski asteğmen Fatih Sultan Mehmet Samancı, eski uzman onbaşı Sercan Met, uzman çavuş Ömer Er ile İBB Sivil Savunma Sekreteri Mehmet Tunç ve eski AFAD İstanbul İl Müdürü Gökay Atilla Bostan’a ağırlaştırılmış müebbet verdi. Sanıklar, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek” ile suçlandı.
42 erden 31’ini “anayasayı ihlal” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptıran mahkeme, duruşmadaki hal ve davranışlarını, suçun işlenişi sırasındaki konumlarını ve verilen cezanın gelecekte sanıklar üzerindeki etkisini dikkate alarak cezayı müebbete düşürdü. 11 er ise yeterli delil olmadığı için tüm suçlardan beraat etti.

14 KEZ MÜEBBET 

Mahkeme heyeti, İBB önünde 14 kişi şehit olduğu için 8 rütbeli askere 14’er kez ağırlaştırılmış müebbet verdi. Ayrıca o gece İBB önünde 182 kişi yaralandığı için kasten adam öldürmeye teşebbüs edildiği gerekçesiyle toplamda 2 bin 912’şer yıl hapis cezası verildi. 31 ere de 14’er kez müebbet, 182 kişiye yönelik kasten öldürmeye teşebbüsünden de 2 bin 426’şar yıl verildi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Mahkemesi) verilen bu cezaları, 15 Temmuz’un üçüncü yıl dönümüne az kala, 9 Temmuz 2019’da onayladı. 42 kişi, hakkında verilen müebbet kararlarını temyiz etti. 6 aydır Yargıtay’da bekletilen dosya ile ilgili, özellikle emre tabi olan erlerin ailelerini bir nebze de olsa umutlandıran bir gelişme yaşandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB davalarında verilen kararların bozulmasını talep etti.





AYAĞINDAN VURULAN ER YASİN AKGÜL’E DE MÜEBBET VERİLDİ 

Müebbet hapis cezasına çarptırılan erlerden Yasin Akgül’ün annesi Fadime Akgül, Ttemmuz 2019’da Bold Medya’ya verdiği röportajda “Komutanları erlere halka ateş etmelerini söylüyor. Oğlum ateş etmiyor. Kimseyi vurmadığını söylüyor. Ama komutanı tekrar, ‘ateş etmeyeni vururum, askerliğini yakarım’ demiş. Benim oğlum yine ateş etmeyince üçüncü seferde oğlumu ayağından vuruyor” demişti. Yasin Akgül halen İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

14 VATANDAŞ ŞEHİT OLMUŞTU 

15 Temmuz gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde aralarında Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank’ın ağabeyi Prof. Dr. İlhan Varank’ın da arasında olduğu 14 şehit olmuştu: Adil Büyükcengiz, Ahmet Kara, Erkan Pala, Haki Aras, İbrahim Yılmaz, Metin Arslan, Murat Kocatürk, Ömer Cankatar, Ramazan Sarıkaya, Şuayıp Seferoğlu, Tahsin Gerekli, Tolga Ecebalın, Yunus Emre Ezer.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından, Yargıtay 16. Ceza Dairesi Yüksek Başkanlığına gönderilen 27 Ocak 2020 tarihli tebliğnamenin 1, 28 ve 29. sayfaları:




27 Ocak 2020 Pazartesi

Bebeğiyle tutuklu Semanur Kütükçü: “Oğlumla psikolojik şiddete karşı savaşıyoruz”

27 Ocak 2020 
Bebeğiyle 21 aydır tutuklu Semanur Kütükçü, ‘kadına ve çocuğa şiddete hayır’ diyenlere seslendi, hapis ortamında kendisini teselli eden oğlunu ve yaşadıklarını anlattı.

3 yaşındaki oğlu Kerem Sabri ile birlikte Kırıkkale Keskin Cezaevinde kalan Semanur Kütükçü (33), HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak “Oğlumla özgürlüğüme kavuşmak istiyorum” dedi.
8 AYLIKKEN GÖZALTINA ALINDIM
8 aylık hamileyken 26 Eylül 2016’da gözaltına alındığını ifade eden Kütükçü, “O durumdayken Uşak’a gönderildim. 9 gün gözaltında kaldım. Haftada 2 gün imza ile serbest kaldım. 19 ay boyunca imzama riayet ettim, minik bebeğimle birlikte. Onu karakol yollarında büyüttüm (karakol çalışanları şahittir). Şimdi de hapishane köşelerinde büyütmeye çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.
BİR SÜRÜ KADIN YATIYOR, SEN DE YAT
Kerem Sabri 16 aylık iken, 17 Mayıs 2018’de tekrar tutuklanan Kütükçü, mahkemede çocuğuna bakacak kimsenin olmadığını söylemesine rağmen hakimin ‘içeride bir sürü kadın yatıyor biraz da sen yat’ kanaatiyle tutuklama kararı verdiğini ve bebeğiyle Uşak Cezaevine gönderildiğini belirtti ve “Oysa o dönemde çocuğu küçük olduğu için bırakılan birçok kadından biri de ben olabilirdim.” diye yazdı.
MEB’e bağlı bir yurtta çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Semanur Kütükçü, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Semanur Ketenci ve oğlu Kerem Sabri.
SÜREKLİ ENFEKSİYON KAPIYOR
Duvarları rutubetten akan, 20 kişilik bir koğuşta yaşadıklarını söyleyen Kütükçü, oğlunun sağlık sorunlarını mektubunda şöyle açıkladı:
“Tozdan gözleri sürekli enfeksiyon kapıyor, defalarca ilaç kullanmama rağmen bu sürekli nüksediyor. Ve şu soğuk kış günlerinde sürekli üşütüyor, karın ağrısı yaşıyor, kronik bronşitten dolayı da sürekli antibiyotik kullanıyoruz. Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şu dönemde kalabalık ve soğuktan dolayı çok zorlanıyorum. Bundan dolayı daha çok çamaşır kirletiyor ve çamaşırları yıkamak ve kurutmak bu ortamda çok zor oluyor.”
AĞLAMA ANNE, EVE GİTMEMİZE AZ KALDI
Denetimli serbestlikle bırakılması için gerekli makamlara dilekçe yazdığını belirten Kütükçü, 3 yaşındaki bir çocuğun cezaevinde yaşadıklarını ise 14 maddede sıraladı.
– Cezaevinin tüm olumsuz durumlarına şahit olan bir çocuk.
– Yetişkinlere verilen yemekle beslenen bir çocuk.
– Halıya basamayan, terliğini ayağından çıkaramayan bir çocuk.
– Tek kişilik ranzada 21 aydır annesiyle düşmemeye çalışarak yatan bir çocuk.
– Kreşe gidemeyen, koğuştan sadece açık görüşlerde ve revire giderken çıkabilen bir çocuk.
– Kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz kitaplarla her şeyi (hayvanları, bitkileri) öğrenmeye çalışan bir çocuk.
– Az sayıdaki oyuncaklarla sürekli oynamaya çalışan bir çocuk.
– Hayali kaydıraktan kayan, kalemiyle tahterevalliye binmeye çalışan, gazetedeki araba resimlerinin üzerinde oturan, hayali asansöre binen bir çocuk.
– Yaşıtlarını göremediği için buradaki teyzelerini arkadaşı sayıp onların peşinde “benimle oyna” diye koşan bir çocuk.
– Her şeyin izin dahilinde yapıldığını fark eden, TV’de kitap seçen çocukları gördüğünde “Anne bak onlar izinsiz dokunuyor kitaplara” diyen bir çocuk.
– Canı bir şey istediğinde “Anne bana bunu al” değil de “Anne bana şunun fişi yazar mısın?” diyen bir çocuk.
– Sürekli “Anne artık buradan çok sıkıldım ne zaman eve gideceğiz diyen bir çocuk.
– Annesi ağlarken “Anne az kaldı eve gitmemize ağlama” diye annesini teselli eden bir çocuk.
– Ve bunların hiç birisini yaşamaması gereken, hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir çocuk.
Video oynatıcı
00:00
00:20
Kerem Sabri cezaevine girmeden önce.
KADINA, ÇOCUĞA ŞİDDETE HAYIR DİYENLER NEREDE?
Semanur Kütükçü, mektubunu, kadına ve çocuklara yapılan şiddet konusunda hassas olduğunu düşündüğü topluma seslenerek bitiriyor: “Kadına ve çocuğa şiddetin önemsendiği, medyada konuşulduğu bu dönemde, şiddet sizlerin de bildiği üzere sadece dövmek, vurmak değildir. Suçsuz olduğu halde şu yaşadıklarımız da bize karşı yapılan psikolojik bir şiddettir. Şu an oğlumla bu psikolojik şiddete karşı savaşmaya çalışıyoruz.”
3 YAŞINDA BİR ÇOCUK, 33 YAŞINDA BİR ANNE
Semanur Küçükçü’nün 13 Ocak 2020’de yazıp “3 yaşında bir çocuk, 33 yaşında bir anne” diye imzalayarak Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderdiği mektubun orijinalini sunuyoruz:
  
Sayın milletvekilim, hapishanedeki mağdur olan kişilerle ilgili yaptığınız çalışmalarınız bizi memnun ediyor. Bir nebze de olsa bizleri birileri düşünüyor diye seviniyoruz.
Binlerce insan gibi ben de naçizane size mağduriyetimi paylaşmak istiyorum. Sizlerin vesilesiyle oğlumla özgürlüğümüze kavuşmak istiyorum.
26 Eylül 2016 tarihinde Milli Eğitime bağlı olan bir yurtta sigortam olması nedeniyle 8 aylık hamile iken Antalya’da gözaltına alındım. O durumdayken Uşak’a gönderildim. 9 gün gözaltında kaldım. Haftada 2 gün imza ile serbest kaldım. 19 ay boyunca imzama riayet ettim, minik bebeğimle birlikte. Onu karakol yollarında büyüttüm (karakol çalışanları şahittir). Şimdi de hapishane köşelerinde büyütmeye çalışıyorum.
Oğlum 16 aylık iken, 17 Mayıs 2018’de mahkemede çocuğuma bakacak başka kimsenin olmadığını söylememe rağmen hakimin “İçeride bir sürü kadın yatıyor biraz da sen yat” kanaatiyle tutuklanarak bebeğimle Uşak Cezaevine gönderildim. 7 yıl 11 ay gibi yüksek bir ceza aldım. O dönemde çocuğu küçük olduğu için bırakılan birçok kadından biri de ben olabilirdim.
3 ay sonrasında ailemin Ankara’da ikamet etmesinden dolayı Keskin Ceza İnfaz Kurumuna oğlumla sevk oldum. Oğlum da benimle birlikte 21 aydır tutuklu ve şu an 38 aylık.
20 kişinin yaşadığı bir koğuşta tozdan dolayı gözleri sürekli enfeksiyon kapıyor, defalarca ilaç kullanmama rağmen bu sürekli nüksediyor. Rutubetten duvarları akan bir koğuştayız. Ve şu soğuk kış günlerinde sürekli üşütüyor, karın ağrısı yaşıyor, kronik bronşitten dolayı da sürekli antibiyotik kullanıyoruz. Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şu dönemde kalabalık ve soğuktan dolayı çok zorlanıyorum. Bundan dolayı daha çok çamaşır kirletiyor ve çamaşırları yıkamak ve kurutmak bu ortamda çok zor oluyor.
Erkek çocuğu olduğu için enerjisini atamıyor. Hareket kısıtlılığı, koşmak, oynamak, zıplamak istiyor. Onu sadece yatak üzerinde oynatabiliyorum. Bu onun için yeterli olmuyor. Ona yetememe düşüncesi, buradaki imkansızlıkları da düşündüğümde beni de bir anne olarak ruhen ve bedenen çok yıpratıyor ve bunalıyorum. Yine kendisi de buradaki insanların yaşadığı olayları, üzüntüleri gördükçe psikolojisi bozuluyor, hırçınlaşıyor, ağlıyor.
Cezaevinde her şey sayılı ve izinli olduğu için ve erkek cezaevi olduğu için extra yapılan olumlu hiçbir şey yok.
3 yaşındaki bir çocuğun cezaevinde yaşadıkları:
– Cezaevinin tüm olumsuz durumlarına şahit olan bir çocuk.
– Yetişkinlere verilen yemekle beslenen bir çocuk.
– Halıya basamayan, terliğini ayağından çıkaramayan bir çocuk.
– Tek kişilik ranzada 21 aydır annesiyle düşmemeye çalışarak yatan bir çocuk.
– Kreşe gidemeyen, koğuştan sadece açık görüşlerde ve revire giderken çıkabilen bir çocuk.
– Kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz kitaplarla her şeyi (hayvanları, bitkileri) öğrenmeye çalışan bir çocuk.
– Az sayıdaki oyuncaklarla sürekli oynamaya çalışan bir çocuk.
– Hayali kaydıraktan kayan, kalemiyle tahterevalliye binmeye çalışan, gazetedeki araba resimlerinin üzerinde oturan, hayali asansöre binen bir çocuk.
– Yaşıtlarını göremediği için buradaki teyzelerini arkadaşı sayıp onların peşinde “benimle oyna” diye koşan bir çocuk.
-Her şeyin izin dahilinde yapıldığını fark eden, TV’de kitap seçen çocukları gördüğünde “Anne bak onlar izinsiz dokunuyor kitaplara” diyen bir çocuk.
– Canı bir şey istediğinde “Anne bana bunu al” değil de “Anne bana şunu fişi yazar mısın?” diyen bir çocuk.
– Sürekli “Anne artık buradan çok sıkıldım ne zaman eve gideceğiz diyen bir çocuk.
– Annesi ağlarken “Anne az kaldı eve gitmemize ağlama” diye annesini teselli eden bir çocuk.
– Ve bunların hiç birisini yaşamaması gereken, hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir çocuk.
Kadına ve çocuğa şiddetin önemsendiği, medyada konuşulduğu bu dönemde, şiddet sizlerin de bildiği üzere sadece dövmek, vurmak değildir. Suçsuz olduğu halde şu yaşadıklarımız da bize karşı yapılan psikolojik bir şiddettir. Şu an oğlumla bu psikolojik şiddete karşı savaşmaya çalışıyoruz.
Geleceğimiz olan çocukların bu yaşta yaşadığı travmalar bütün hayatını olumsuz etkilemesinden korkuyorum ve sesimi kimseye duyuramama üzüntüsü içindeyim.
Gerekli mevkilere de en ağır denetimli serbestlik şartlarını da kabul ederek (bunu çocuğum için istediğimi belirterek) talepte bulunmama rağmen olumlu olumsuz bir dönüş olmamıştır.
Bu yazdığım mağduriyetler emin olun ki sadece kalemime dökebildiklerimdir.
Oğlumla sesimizi duymanızı ve duyurmanızı istiyorum. Maalesef sizden başka bunu yapacak kimse yok.
Sizden isteğim ev hapsi bile olsa en azından çocuğumu bu ortamdan kurtarıp onu mutlu etmek ve ev ortamında büyütmek istiyorum.
Göstereceğiniz ilgiden dolayı şimdiden teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
13 Ocak 2020
3 yaşında bir çocuk, Kerem S. Kütükçü
33 yaşında bir anne, Semanur Kütükçü