Gülden Aşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülden Aşık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2020 Salı

“Karnımda ölü bebekle cezaevinde 3 hafta yaşadım”

11 Şubat 2020 
Cezaevinde düşük yapan hamile tutuklu Gülden Aşık, üç hafta karnında ölü bebeğiyle yaşamak zorunda bırakıldı. Ev hanımı Aşık, yaşadıklarını Bold’a anlattı.
Gülden Aşık, Mayıs 2019’da tutuklu bulunduğu Bandırma Cezaevinde 10 haftalık çocuğunu düşürmüş, sonra da eşine mektup yazarak yaşadıklarını anlatmıştı. Aşık’ın 19 sayfalık mektubunun sonunda yer alan “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

10 Temmuz 2019’da tahliye edilen Gülden Aşık’a, serbest kalmasından hemen sonra tiroid kanseri teşhisi konuldu. Cezaevinde yaşadığı ağır travmanın etkisi henüz geçmemişken, şimdi kanserle mücadele ediyor. 26 Şubat’ta karar mahkemesi görülecek olan Gülden Aşık ile bebeğini kaybetme sürecini ve hastanede yaşadıklarını konuştuk.

Geçmiş olsun. Teşhis ne zaman konuldu?


İlk biyopsi cezaevindeyken yapıldı. Tahliyemden 4 gün önce. Cezaevindeyken beni rutin hamilelik kontrolüne götürmüşlerdi. Bebeğin alındığı dönemdi. Hipotiroid bende zaten vardı. Onun için dahiliyeye sevk etmişlerdi. Doktor miyom var dedi, Bandırma’da endokrinoloji olmadığı için beni Balıkesir’e sevk ettiler. O zaman şüphelenmişlerdi ama ikinci bir biyopsi yapma ihtiyacı hasıl oldu. O zaman da zaten özgürdüm. Ağustos 2019’da teşhis kondu. Birçok yere gittim, tek bir yerle yetinmedim. Lenflere sirayet etmiş, lenflerin de alınmasını gerektiren bir ameliyat olmam lazım. Lenflere sıçradığı için ağrı sızı biraz oluyor. Ama diğer kanser türleri gibi değil çok şükür.

Ne zaman çıkmış hastalığınız, doktor herhangi bir şey söyledi mi?


Son hamileliğimde nodül çıkmıştı bende ama kanser şüphesi yoktu. Doktor, 4 kadından 2’sinde rastlanabiliyor demişti. Ama tabi ki stres, sıkıntı tetikliyor. Kansere dönüşebiliyor. Cezaevinde olmamın etkisi olmuştur. Çok büyük travmalar yaşadık. Son 3-4 yıldır. Daha öncesinde de. Oradan buraya bakınca nasıl görünüyoruz bilmiyorum ama çok sağlıklı değiliz açıkçası.

Cezaevindeyken düşük yaptınız, dediğiniz gibi büyük travmalar yaşadınız. Baştan beri yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Eşim 15 Temmuz’dan sonra tutuklanmıştı. 17 ay cezaevinde kaldı. Bir yıl sonra ben tutuklandım. 2019 yılının nisan ayıydı. Korkunç günlerdi. Aleyhimde ifadeler varmış, sigorta geçmişi vs. Alındığımda hamile olduğumu bilmiyordum. 2 günlük gözaltı süreci oldu. O süreçte doktora götürüyorlar ama sadece darp raporu alıp çıkartıyorlar hastaneden. Bana hiçbir şekilde tahlil yapılmadı. Doktor yüzünüze bakıyor, darp var mı diye soruyor. Hayır deyince, raporu imzalayıp sizi gönderiyor. Cezaevine girerken çıplak muayenede gösterilen hassasiyeti sağlık raporunda göstermediler. Hamile olduğumu tahmin ediyordum ama o anda kimseye söyleyemedim.

Rahatsızlıklarınız ne zaman başladı?

Cezaevine girdikten 10 gün sonra. Baygınlık geçiriyordum. Tansiyonum, şekerim düşüyordu. Sonra ani yükselmeler oluyordu. Hemşire koğuşun kapısına, mazgala gelip tansiyonumu ölçüp gidiyordu. Şunu yap, bunu yap yat deniyordu. Ramazan’dı. Oruçla birlikte rahatsızlığım arttı. Kanama vardı bu arada. Bir gün namaz kılarken bayılmışım. Durup dururken baygınlık geçiriyordum. Ben bu süreçte hamile olabilirim diye şüphelenmeye başladım.

Bayılınca hastaneye gitmediniz mi?

İlk başta çok kötüydüm hastaneye gidemedim. Sonrasında dilekçeler yazdım, cevap gelmedi. En son ‘gebelik şüphesi’ diye yazdım. Yine de 4-5 gün sonra gidebildim kurum revirine. Oraya gidince doktor ile gardiyanlar arasında tartışma oldu.

Nasıl bir tartışma?

Dilekçelerimiz hep revire gidiyor ama dönüş alamıyoruz, gardiyanların inisiyatifine kalmış. Doktor, “Bunca zamandır dilekçeler geliyor, neden getirmediniz bu kadını, gebelik şüphesi var, yaşı ortada, yaşadığı sağlık problemleri var, riskli bir gebelik.” dedi. “Biz ne yapabiliriz, idari” diye gardiyan kendini savunuyor. Sonra yetkili gardiyan geldi. Bu sefer jandarmada problem biz ne yapabiliriz, o götürmezse biz ne yapabiliriz mantığı. Kurum içindeki revire çıkamıyorum, jandarmalık bir durum yoktu. Sonra doktor “Hemen acil sevk yazıyorum, hastaneye götüreceksiniz” dedi. Gittim hastaneye. Hamileyim.

Gülden Aşık, cezaevinde yaşadığı hak ihlallerine dair Adalet Bakanlığı’na gönderdiği şikayet dilekçesine de henüz cevap verilmediğini söylüyor.
Hamile olduğunu duyunca ilk ne hissettiniz, tutsak bir anne olarak?

Bir sevinç yaşıyorsunuz tabi ama garip bir sevinç. Burada hamileliği nasıl geçiririm. Bu bebek burada sağlıklı nasıl doğar. Daha dosya yok, iddianame yok. Endişeler yaşıyorum. Halbuki bebek ölüymüş. Doktor 10 haftalık hamile olduğum söyledi. Fakat şöyle bir şey var. Bebeğin otopsi sonucu geldi. Bebek 7 hafta 5 günlükken kalbi durmuş. Küçülmüş de mi 7 haftalık olmuş, o zaman mı ölmüş de 10. haftada fark edilmiş belli değil.

Yani karnınızda ölü bebekle 3 hafta cezaevinde mi yaşadınız?

Evet…

Bu mümkün mü? Bebek anneyi zehirlemiyor mu?

Yani yaşamışım. Doktor siz 10 haftalık hamilesiniz demişti. Öldüğünde 7 haftalık. Gelişimi 7 haftalık 5 günlükken durmuş sanırım. Kalbinin durma tarihini, ona göre veriyorlar. Üç hafta ölü bebekle cezaevinde yaşama hadisem var. Büyük bir şey atlattık. Verilmiş sadakamız varmış. Sevineyim mi üzüleyim mi onu da bilmiyorum, farklı bir hadise.

Hastaneye gittiğiniz ilk gün mü size kürtaj yapıldı?

Hayır ertesi gün. 30 Mayıs 2019’da beni revire çıkardılar. 31 Mayıs’ta sevk yapıldı. Bebeğin ölü olduğu o gün yapılan ultrason sonuçlarında ortaya çıktı. Yatış yaptılar ve 1 Haziran’da bebek alındı.

Bebek karnınızda cezaevindeyken mi öldü, yoksa öncesinde mi?


Öncesinde öldüğünü düşünmüyorum. Çok büyük bir bebek değil. Çünkü bebek 2,5 aylık. 11 Nisan 2019’da cezaevine girdim. 1 Haziran 2019’da 10 haftalıktı. O süreçte öldüğü gözüküyor. 2 Haziran 2019’da da hastaneden taburcu oldum.

Dilekçelerinize zamanınızda cevap verilse, kontrole gitseniz bebeğin yaşama ihtimali var yani?


Yaşayabilir. Yaşamasa bile ben o sıkıntıları yaşamazdım.

Peki hastanede neler yaşadınız? Mahkum koğuşunda kalmak bildiğim kadarıyla çok zor.

Ameliyattan önce mahkum koğuşuna koymak istediler. Fakat doktorun ısrarıyla normal odada yatabildim. Onlara kalsa benimle hiç kimse ilgilenmeyecekti. Mahkum koğuşu denilen yere bir Allah’ın kulu uğramıyor, sizinle kimse ilgilenmiyor. Kimse size bir yardımda bulunmuyor. Kapı kilitli. Ve jandarma gelip size pencereden bakıp gidiyor, her 15-20 dakikada bir. Kaçmış mı bu diye. Kadınsınız, yaralısınız yatıyorsunuz öyle bir ortamda. Doktor benim ısrarla normal odada yatmamı istedi ameliyat süresince. O noktada yardımlarını gördüm doktorun. Ameliyattan sonra mahkum odasına götürdüler tabi.

Bebeğinizi ihmal sonucu kaybettiğinize dair bir rapor istediniz mi doktordan?

Ben orada doktora dedim ki, bakın ben mağdur edildim, siz de farkındasınız, ihmale maruz kaldım, bana bebeğimin hakkını arayabileceğim bir rapor verin. “Ben avukat da değilim, hakim de değilim” dedi. Hakim, avukat aramıyorum, mesleğinizle alakalı yapmanız gerekeni istiyorum, dedim. “Karışamam” dedi. Raporu kürtaj yapılmıştır, şeklinde verdi. İhmal sebebiyle bebeğini kaybetmiştir demedi. Bandırma Devlet Hastanesinde oluyor bunlar.

Gardiyanlara kızdı, “Akarı kokarı getiriyorsunuz bu kadını neden getirmediniz” dedi. Doktor da benim fetöden yargılandığım için bu muameleyi gördüğümün farkında. Onlara sitem ediyor, tartışıyor ama sizin lehinize bir karar da vermiyor.
Erzurum Atatürk Üniversitesinde ilahiyat okuyan Gülden Aşık’ın Tarık (11), Zafer (10) ve Nilgün (7) adında üç çocuğu bulunuyor.

Refakatçi izni alabildiniz mi?

Normalde kanserli, yoğun bakımda yatan hastalara bile refakatçi verilmiyor. Fakat benim hadisem kurum ihmalinden kaynaklı olduğu için savcı eşime refakatçi izni verdi. Ve ameliyat olduğum günün gecesi eşim yanımda kaldı. Sabahında zaten onu gönderdiler. Ve benim çıkış işlemlerimi yapıyorlar. Kolumda serum, iğneler var. Onların çıkarılması için hasta bakıcının gelmesi lazım. Biraz uzadı gelmesi.

Evet, gardiyanlarla ilgili bir sorun yaşamıştınız hastanede.


Tabi gardiyanlar da ilk defa hastanede nöbet tutuyorlar. Çok da hoşlarına gitmiyor bu durum. Çok iyi insanlar da vardı ama bu gardiyan sabırsız, tahammülsüz, bir an önce evine gitmek istiyor. “Evde bebeğim beni bekliyor” diyor. Hasta bakıcı gelmeyince iğneyi kendi çıkarmaya kalktı. Hatta iğneyi damarda iken kırdı. Canım acıyor yapmayın dedim. Hasta bakıcıyı bekliyoruz, gidiyor geliyor, sinirleniyor. Sonra nöbet değişimi oldu. Jandarma komutanı geldi. Komutan “Bu bayan bebeğini kaybetmiş, öyle mi” diye sordu. “Ya abi işte ne olacak, 7-8 haftalık, çöp işte ya” şeklinde argo tabirlerle durumumu komutana izah ediyor. Ben de uzaktan dinliyorum. Moraliniz bozuluyor, tepki veremiyorsunuz, esaret böyle bir şey. Gıkınızı çıkaramıyorsunuz. Onları dinledim öyle. Sonra beni ring aracına bindirdiler, hiçbir şey olmamış gibi cezaevine attılar. Yaşadığım hadiseyle ilgili idareden herhangi bir açıklama, yorum, geçmiş olsun, nabzımı bile yoklamadılar.

Cezaevinde kendinizi nasıl toparladınız?

Eşim telefonda, avukatımın idari mahkemeye dilekçe verdiğini ve tahliyemi istediğini söyledi. Ben de eşime sorumluların yargılanmasını istiyorum dedim. Bu meselede hukuki yol aransın, bebeğimin hakkı sorulsun. Bütün sıralı amirlerden şikayetçiyim, ihmale kurban gitti bebeğim. Ben de ölebilirdim. Bunlar hakkında soruşturma açılmasını istiyorum diye avukattan talep etmesini söyledim. Orada emir komuta var. Bizim muhatap olduğumuz gardiyanlar mesul değil, onlar sadece emirleri yerine getiriyor ama revire gidip gitmeyeceğime karar verecek amirler var. Açık açık telefonda konuştum, görüşte de ifade ettim. Ondan sonra bir hareketlilik başladı, bana karşı daha pozitif davranıldı. Hastaneye götürmeye, daha yumuşak ve esnek davranmaya başladılar.

Daha sonra savcı ile görüşmek istediğime dair dilekçeler yazdım. Sormak istedim bir soruşturma açıldı mı diye. Çünkü siz sanki saçınızı kuaförde kestirip gelmişsiniz, hiçbir şey olmamış gibi hayat rutin devam ediyor gibi davranıldı. Zaten haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz, bunun üstüne bir de travma yaşıyorsunuz. Ağlıyorum sürekli. Yemek yiyemiyorum. Kürtaj oldum, hamilelik sona erdi ama hamilelik sıkıntıları devam etti. Bulantı oluyor, kokulara karşı hassasiyet var. O psikoloji de düşünün. Üstüne vurdumduymazlık, hiç saymak… Çok kırıldım, psikolojim çok fazla etkilendi. O dönemde hızla çok fazla kilo verdim. Hiç uyumuyorum, ağlıyorum, sürekli kitap okuyorum, delirmemeye çalışıyorum. Öyle bir dönem geçirdim.
Gülden Aşık ve çocukları bir görüş gününde.
 “Delirmemeye çalışmak” ağır ve taşıması zor bir kelime.

Kalkıyorsunuz sabah ve akli melekelerimi kaybetmemişim (ağlıyor), çok şükür bugün de böyle başladım diyorsunuz. Yatarken Allahım aklımı alma. Sağlık problemleri illaki yaşıyorsunuz, çünkü bedeni besleyen şey ruh. Ruhunuz yaralandı mı bedeniniz de isyan ediyor. Dinlerken başkalarına sıradan basit bir şeymiş gibi geliyor. Çünkü burada daire daire insanlarda duyarsızlık var. Kendisine dokunmadıktan sonra… Orada herkes sizin yaşadıklarınız biliyor, mağduriyetlere kulak tıkıyor. Kimse umursamıyor. Sen kurtulmuşsun şükret, arkasını arama diyorlar. Öyle bir mantık var. Her şeye kırılıyor, üzülüyorsunuz. Kendinizi sosyal bir kıyımın içinde hissediyorsunuz. Dışlanmışlık, her şey üst üste geliyor.

Mektubu yazmaya nasıl karar verdiniz?


Ben normalde de yaşadığım her şeyi günlük tutar gibi yazıyordum. Yaşadıklarımı telefonla eşime anlatamadım ama bilinmesini istedim. Eşimin paylaşacağını da tahmin etmiyordum. Canınız yandıkça bu orada dilinize de halinize de yanıyor. Canınız yandıkça vaveyla etmek istiyorsunuz, sesinizi herkes duysun istiyorsunuz. Allah da sesimi duyurdu. Bizden terörist çıkaramazsınız ama mücadele insanı çıkardınız.

Koğuş ortamı nasıldı?

Benim kaldığım koğuş eskiden revir olarak kullanılan bir yermiş. Biz 8 kişiydik. Tamamen demirlerin arasında yaşıyorsunuz. Ne kadar temizliğe dikkat ederseniz edin, hijyenik bir ortam değil. Bina çok eski, rögarın taştığı bir yer. Eskiden koğuşun içine taşıyormuş, benim gittiğim dönemde bahçeye taşıyordu. Bahçe zaten küçük bir alan. Havalandırma imkanı yok koğuşun. Tuvaletin, banyonun ve mutfağın tavanı ortak. Üst duvar yok. Bütün kokuların birbirine karıştığı bir yer düşünün. Tuvalete gitmek istediğinizde iki kişinin koridorda geçemediği, duvara yaslanmak zorunda olduğu bir ortam. Benim girdiğim dönemin iyi olduğunu söylüyordu arkadaşlar. Tavuk fabrikalarının olduğu bir bölge orası. Sinekten, kokudan durulmuyor. Yüzde 45 özürlü biri vardı, hala içeride. 3 yılına girmek üzere. Çocuk felci geçirmiş, kolunu kullanamıyordu. Böyle hayatını idame ettirmeye çalışan insanlar var içeride…
Gülden Aşık'ın bebeğini kaybediş süreci ve mektubu: Bebeğini kaybeden tutuklu anne: Benim yavrum kanım, canım, onlar için çöptü!!

15 Haziran 2019 Cumartesi

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: Benim yavrum kanım, canım, onlar için çöptü!!

15 Haziran 2019
Gülden Aşık, tutuklandıktan sonra bebeğini kaybetti. Hastanede “Kelepçe takmayın ben terörist değilim” diye sayıklarken, bebeği hakkında gardiyanların “çöp” demesi üzerine bir mektup yazdı.



Sinop Kapalı Cezaevinde tutukluyken 19 haftalık ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız’ın yaşadığı dramın bir benzeri Balıkesir’de meydana geldi. İki aydır Bandırma M Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan ev hanımı Gülden Aşık (40) 7 haftalık bebeğini cezaevinde kaybetti.

Hamile olduğunu hapisteyken öğrenen ve 31 Mayıs 2019’da acil olarak Bandırma Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Aşık, bebeğin kalbi durduğu doktorlar tarafından tespit edilince bir gün sonra kürtaj olmak zorunda kaldı.

Hastane doktorlarının, “Akarı kokarı getiriyorsunuz, neden şimdiye kadar bu kadını getirmediniz diye” uyardığı sorumlular bebeğe bir de çöp muamelesi yaptı.

Ameliyattan bir gün sonra, Ramazan Bayramı öncesinde taburcu edilip tekrar cezaevine gönderilen Aşık, yaşadıklarını, hasta yatağında 12 gün boyunca, peyder pey not alarak 19 sayfalık mektubunda anlattı.

“BENİM YAVRUM KANIM CANIM ONLAR İÇİN ÇÖPTÜ”
Gülden Aşık, ameliyat sonrası müşahede odasına götürülürken.
Narkozun etkisiyle “Ben terörist değilim, elimi kelepçelemeyin… Bebeğimi öldürdüler” diye sayıklayan Aşık, bir gardiyan ve komutan arasında geçen konuşmayı şöyle yazdı:

“Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…’ gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı, kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti. Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük, yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım.”

İbrahim Aşık ile 2007’de evlenen Gülden Aşık’ın Tarık (10), Zafer (9), Nilgün (6) olmak üzere üç çocuğu daha bulunuyor.

BEBEĞİMİ ÖLDÜRDÜLER DİYE SAYIKLAMAYA BAŞLADI

Eşinin, bebeğini kaybetmesinden dolayı çok etkilendiğini ifade eden İbrahim Aşık, “Hastane koridorunda bekliyoruz. Eşim yatağına götürülürken narkozun etkisiyle bebeğimi öldürdüler diye ağlayarak sayıklamaya başladı. Görevlilerin hepsi buna şahit oldular. Bugün mektubu geldi, onu okuyordum, ruh hali ortada, cezaevi şartlarını kaldıramadığını çok zorlandığını ifade ediyor, bebeğini kaybetmiş bir anne olarak zorlanıyor haliyle” ifadelerini kullandı.

3 Haziran 2019’da Balıkesir Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne tahliye talebinde bulunduklarını ifade eden İbrahim Aşık, henüz bir cevap alamadıklarını da sözlerine ekledi.

Kendisi de KHK ile ihraç edilen İbrahim Aşık, eline dün ulaşan eşinin uzun mektubunun bazı sayfalarını BOLD Medya ile paylaştı. Cezaevinde bebeğini kaybeden ve tekrar hapsedilen bir annenin travmalarını kendi kaleminden yayınlıyoruz.

OTURUP KALKAMIYORUM, YEMEĞİ ARKADAŞLAR YATAĞIM GETİRİYOR


3 Haziran Pazartesi, 10.40

“Hapiste iken insanın tek bir arzusu olur. Özgürlük! Eğer hapisteyken hastalanırsanız özgürlüğü düşünmez sağlığınızı düşünürsünüz. Dolayısıyla sağlık özgürlükten daha önemlidir”.

Bu satırlar hasta yatağımda okuduğum Özgürlüğe Kaçışım Zindan Notları kitabından. Kahraman Aliya’nın sözleri. Tam da içinde bulunduğum hali tercüme ediyor. O kuvvetli ağrı kesici iğnelerden mahrum kalınca ağrılarım peyda oldu, zor oturup kalkıyorum, yemeğim yatağıma geliyor, arkadaşlarımdan Allah razı olsun. Sezeryanla kıyaslanamayacak kadar az olsa da ağrılar canımı sıkıyor. Babaannem rahmetlinin dediği gibi “Allah insanı bedeninden geri koymasın”.

Üzülme lütfen, bunun için yazmıyorum, sana nazlanmayı seviyorum, keşke şefkatli kollarının arasına sığınsam ve hep orada kalabilseydim. Heyhat! Ya Muğis eğisna! diyor ve Rabbime iltica ediyorum.

O ÇİRKİN ARACA BİNDİRDİKLERİNDE GERÇEK YÜZÜME TOKAT GİBİ ÇARPTI

… dün sabah huzursuzdum. (Muallakta olan şeyden hoşlanmam biliyorsun.) Ne zaman çıkacağım, böyle ne kadar bekleyeceğim derken sanırım hastaneden çıkıp eve gideceğimi sanıyordum ki çıkışta seni gönderip beni kelepçelerle zinetlendirip o çirkin araca bindirdiklerinde gerçek yüzüme tokat gibi çarptı.

Gözüm etrafta seni aradı. Kızma ihtimallerine aldırmadan ayakta (aracın içinde) seni, hiç değilse arabamızı görebilmeyi ümit ettim, başaramadım. Öyle ki Bandırma sis perdesini çekmiş kendini kapatmıştı. Uzaktan evimizin yolunu bile göremedim. Yaşayacağım daha büyük acılar var mı yoksa bunlar Tarihçe-i Hayatımın son acı tecrübeleri mi bilemiyorum ama bu kadar acizken Allah’a sığınmaktan başka çare bulamıyorum.

BUGÜN YAVRUMU KAYBEDİŞİMİN GÜN DÖNÜMÜ
Cumartesi 09.29

… Serin bir Bandırma sabahına uyandım. Virdlerimi yaptım, çayımı içtim, kahvaltıya farklı ne çıkarabilirim telaşı yaşıyorum, evet bugün bir hafta sonra ilk nöbetimi yapacağım ve bugün yavrumu kaybedişimin gün dönümü…

DELİRMEKTEN KORKUYORUM, YAŞADIKLARIMA TAHAMMÜLÜM YOK

Hayretle bunlar rüya mıydı, gerçek mi diye düşünüyorum. Allah kimseye yaşatmasın, ruhum çok yorgun. Düşünmek istemiyorum, konuşmak istemiyorum, içimde dağ gibi yığılan kırgınlık ve öfkeyi bastırmak için deli gibi kitap okuyorum. Soluk almadan… Yemeyi içmeyi unutacak kadar kendimi kaptırıyorum. Öyle olmak zorundayım, delirmekten korkuyorum, yaşadıklarıma tahammülüm yok, yaşadıklarıma lakayt kalınmasına tahammülüm hiç yok… Allahhh diyor derin bir nefes alıyorum.

Okuduğum kitapta Varlam Shalamov’un (Stalin’in kampları hakkındaki) Kalima Hikayeleri adlı eserinden Sibirya kamplarındaki mahpusların hayat ve ölümlerinden alıntılar ve çarpıcı yorumlar var, onlardan bazılarını sana da yazıyorum…

CANIMDAN CAN GİTTİ
Her kitap dalımdan 1 yaprak bırakıyor eksiltiyor ve elem bırakıyor biliyorum ama vazgeçemiyorum... Allah yardımcımız olsun. Dayanmak zorunda olduklarımızı yok etsin inşallah. Akif’in “Bu gecenin yok mu sabahı” dediği noktadayım. Herkes bana başsağlığı diliyor. Azrail benimle muamelede bulunmuş, Allah buyurmuş, o da gönlümün gülünü koparmış. Canımdan can, etimden et gitti. Ruhum ağır bir darbe aldı, yüküm çok ağırlaştı. Rabbim merhamet buyursun, yükün altında ezmesin.

ÖLENLE ÖLÜNMÜYOR AMA YAŞANMIYOR DA!

İnsanlar “Sen kurtuldun ya” diyor. İnan hiç sevinemiyorum. “İnna lillah…” diyor ve dişimi sıkıyorum. İçinde bulunduğum elemin tarifi imkansız. Bazen kalbim nasıl oluyor da çatlamıyor, hala nefes alabiliyorum diye kendime şaşıyorum. Evet ölenle ölünmüyor ama yaşanmıyor da!!!

ABİ DAHA 7-8 HAFTALIK ÇÖP YANİ ÇÖP İŞTE!
Seni çıkardıktan sonra beni; hastabakıcı gelip kolumdaki iğneleri çıkarana kadar beklettiler. Bu sırada bayan gardiyanla (gerçi bu sıfatı beğenmiyorlar ya) ben görevli memura diyeyim işte komutanla benim hakkıma konuştular.

Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…” gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti.

Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım. Allahım ben hiçim, benim sahbim Sensin, ben Sana aidim. Yaşadıklarım benim değil Senin zoruna gitsin, rikkatine dokunsun, başka da bir şey istemiyorum.

ADI UMUT OLDU BEBEĞİMİN, BENİ ÖTELERDE BEKLEYECEK O

Evladımın ömrü o kadarmış, dünyadan nasibi yokmuş, veren O (c.c), alan O (c.c) asla isyan etmiyorum. O’ndan gelen başım üstüne. Sadece benim yaşadığım zulüm küçük yavruma da dokundu, ona üzüldüm. İnşallah paratoner olmuştur, yaşanan tüm haksızlıkların sona ermesi, masumlara bir fereç olması için kurban olmuştur.

İnşallah ona bedel başkaları incinmez, daha fazla ağlamaz ve yanmaz. Yavrumun ölümü başkalarının saadatine hizmet etsin Allahım. Gayreti’ni harekete geçirecek son damla olsun inşallah. Adı Umut oldu bebeğimin, beni ötelerde bekleyecek o. İnancım tam. ‘Umut’ları söndürenlere Allah yardım etsin.

BANA İFTİRA ATANLAR AYNISINI YAŞAMADAN ÖLMESİN!
“Mazlumun duası çok tesirlidir reddolunmaz” diyen Efendimiz’e (s.a.v) güveniyor ve ağlatanlar ağlasın, bana iftira atanlar aynı şeyleri yaşamadan, beni incitecek söz söyleyenler, terörist diye hakaret edenler aynı sözleri işitmeden ölmesinler. Beni yakanları yak diye inledim. Elbet Allah sesimi işitti. Amenna ve Saddakna. Ben halimi Allah’a havale ettim. Zaten başka da gücüm yok. Çaresizliğimde Allah’ı imdada çağırdım. Başka kimsem de yok.

O gün bana (pazar günü) tebessüm ettiren tek şey arkadaşlarımın şefkatle karşılaması ve ben hastanedeyken senden gelen, yatağımın üzerinde beni bekleyen mektubun ve yavrularımın mutlu anlarından çekilmiş kareleri oldu. Allah razı olsun.

BEN TERÖRİST DEĞİLİM, KELEPÇE TAKMAYIN

Hastaneyi unutmak istesem de kulaklarımda narkozdan uyanırken söylemişim ‘Ben terörist değilim, kelepçe takmayın’ sözlerim çın çın ötüp duruyor. Sübhansın Yarab el aman el aman… Dünyamızı cehenneme çevirenlerden ve cehennemin ateşinden koru bizi. Amin. Elfü elfi amin. Bedenen de ruhen de yoruldum.”

HAPSE GİRDİĞİNDE HAMİLE OLDUĞUNU BİLMİYORDU
Gülden Aşık, iki ayrı ifadede adı geçtiği için 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alındı, bir gün sonra tutuklanarak Bandırma M Tipi Cezaevine gönderildi.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu bilmeyen Aşık, 16 Mayıs’ta yatsı vakitlerinde koğuşunda aniden düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde herkes başına toplanmıştı.

Görevliler hastaneye götürmeyi teklif etti. Fakat Aşık, cezaevi-hastane arasındaki 15 kilometrelik yolu daha önce kelepçeli gittiği için ‘takatim yok’ diyerek göze alamadı.

Sıkıntıları devam edince 18 Mayıs’ta dilekçe yazıp durumunu anlattı. Kendisine 10 gün cevap verilmedi. 27 Mayıs’ta bir dilekçe daha yazdı. 30 Mayıs’ta revire çıkan Aşık’a 9 haftalık hamile olduğu söylendi. Fakat bir sorun vardı. Revir görevlileri yönetimden acil olarak Aşık’ın hastaneye sevkini istedi.

31 Mayıs cuma günü Bandırma Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Aşık, muayene ve ultrason görüntülerinden sonra bebeğinin 7 hafta 5 günlük olduğunu fakat kalbinin atmadığını öğrendi. Hastane doktorları ertesi gün bebeğin kürtajla alınmasına karar verdi.


İhmal sonucu cezaevinde anne karnında ölen bebeğin doğum raporu.


Gülden Aşık’ın eşine anlattığına göre muayene yapan doktor, “Akarı kokarı getiriyorsunuz da bu kadını bu zamana kadar neden getirmediniz, neden beklettiniz” dedi.

Bir gece gözetim altında tutulan Aşık, 2 Haziran 2019 pazar günü öğlen saatlerinde taburcu edildi.

NURHAYAT YILDIZ HALA TUTUKLU

Evhanımı Nurhayat Yıldız (28) ise, 29 Ağustos 2016’da tutuklandığında 3,5 aylık hamileydi. Üç yıllık evliydi ve ikiz bekliyordu.

Sinop Kapalı Cezaevindeki 25 kişilik koğuşa konulduğunun 40. günü, hamileliğinin 19. haftasında bebeklerini kaybetti.

İki günlük hastanede kaldıktan sonra tahliye edilmeyerek tekrar cezaevine gönderildi.

Bebekler defin için aileye verilmesi uygun bulunmadı. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi, 1,5 yıllık tutukluluğunu ardından Nurhayat Yıldız’ı 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Yıldız, hala aynı cezaevinde bulunuyor.