19 Kasım 2019 Salı

Cezaevindeki çocuk Adil Bera’ya ölümcül hastalık teşhisi konuldu

19 Kasım 2019 
Sivas Cezaevinde kalan 3.5 yaşındaki Adil Bera’ya tiroid kanserine dönüşebilen genetik Men2A teşhisi konuldu. Bera, annesi, babası ve teyzesiyle tutuklu.



Annesi, babası ve teyzesi ile birlikte Sivas E Tipi Cezaevinde kalan 3,5 yaşındaki Adil Bera Işık’a da ailesinde bulunan ve kanser dönüşebilen ölümcül Men2A teşhisi konuldu. Adil Bera’nın annesi, dayısı ve teyzesi de aynı genetik hastalığa sahip. Dedesi ve büyük babaannesi de bu hastalıktan hayatını kaybetti.

4 Ağustos 2016 doğumlu Adil Bera Işık, 8 aydır annesiyle birlikte cezaevinde kalıyor. Milyonda bir görülen ve kansere dönüşebilen ölümcül Men2A hastalığına sahip olan anne Raziye Koç Işık (32), bugün tekrar hakim karşısına çıktı ve mahkemeye kendisinin ve oğlunun hastane raporları sunuldu. Buna rağmen ikisinin de riskli sağlık durumu göz önünde bulundurulmadan mahkeme Ocak 2020’ye ertelendi.

Raziye-Ömer Işık’ın 3,5 yaşındaki oğulları Adil Bera Işık, ilk önce 31 Temmuz 2019’da Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi doktoru tarafından muayene edilmiş ve 3 ay sonraya kontrole gelmesi istenmişti.

13 Ekim 2019’da Sivas Numune Hastanesi Acil Polikliniğine sevk edilen Adil Bera’ya ilaç yazılıp taburcu edildiği raporlarda görülüyor. 14 Kasım 2019’da ise Radyolojiye gönderilen Adil Bera’da aynı hastalık olduğu ortaya çıktı. Bera’nın bir sonraki kontrolü 27 Kasım 2019’da.

5 YAŞINDAN ÖNCE TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİYOR

14 Kasım 2019’da yapılan Radyoloji sonuçlarını değerlendiren Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi doktoru Adil Bera’nın raporuna şu notu düştü: “MEN2A (RET Proto Onkogen heterozigat mutasyon) ile takipli hastanın modüller troid ca açısından orta düzey risk mevcut olup bilimsel literatür eşliğinde değerlendirildiğinde 5 (beş) yaş öncesi total troidartomi endikasyonu vardır.”



Aile Bera ile birlikte aileden 6. kişiye aynı teşhis konulmuş oldu. Raziye Koç Işık’ın ailesinden bu hastalıktan Işık’ın babası ve babaannesi hayatını kaybetmişti. Raziye, Fatih ve Zehra Koç kardeşler de yıllardır milyonda bir görülen bu hastalıkla mücadele ediyordu.

BİR AİLE TOPLUCA CEZAEVİNDE

Haziran 2018’de örgüt üyesi olduğu iddiasıyla Sivas’ta bir AVM’de tutuklanan Raziye Koç Işık, Aralık 2018’de 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılarak serbest bırakılmıştı. Birkaç ay sonra ise bu kez tüm aile şok yaşadı. 7 Mart 2019’da Raziye Koç’un eşi Ömer Işık, kız kardeşi Zehra Koç ile birlikte teknik ve fiziki takibe takıldıkları için tutuklandılar.

Haklarındaki suçlama telefonda arkadaşlarıyla yaptıkları yemek muhabbetleriydi. Polis, içinde ‘dolma, sirke’ geçen cümleleri şifreli konuşma şeklinde değerlendirerek topluca bir aileyi daha hapse attı. Bir aileden 4 kişi şu anda Sivas Cezaevinde tutuklu. Ömer Işık hariç diğerleri cezaevi koşullarında hastalıkla mücadele ediyor.

ADİL BERA'NIN HASTANE RAPORLARI 






Adil Bera, babası, anneannesi, teyzesi ve annesiyle birlikte bir görüş gününde.


KANSER HASTASI İKİ KIZ KARDEŞ İKİNCİ KEZ TUTUKLANDI

ÖLÜMCÜL HASTALIĞINA RAĞMEN 4 AYDIR TUTUKLU

18 Kasım 2019 Pazartesi

Ceylan’ın çığlığı: Abim ölüyor kurtarın

18 Kasım 2019 
9 kardeşli ailenin kızı Ceylan, perişan haldeki köy evlerinden hasta tutuklu abisi için dünyaya seslendi. Herkesi Ceylan’la omuz omuza dayanışmaya çağırıyoruz.
Ceylan Avunan Korkmaz (21), Bingöl Kepçeli Köyü 
Hasta tutuklu Veysel Avunan’ın durumu her geçen gün kötüleşiyor ve artık vücudunun büyük bölümünü hissetmiyor. Cezaevinde tuvalete dahi gidemez hale gelen Veysel Avunan için, Bingöl’ün Genç İlçesi Kepçeli Köyü’nde virane gibi bir evde yaşayan kız kardeşi Ceylan çığlık olmaya çalışıyor.

9 kardeşli ailenin en büyüğü olan Veysel Avunan, imkansızlıklar içinde okudu ve Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında tutuklanan Avunan, cezaevinde ağır sağlık sorunları yaşadı ve tedavi ettirilmediği için şu an vücudunun büyük bölümünü hissedemiyor.

CEYLAN AVUNAN KORKMAZ VİDEO 

CEYLAN AVUNAN'IN ÇIĞLIĞI 

Veysel Avunan’ın kız kardeşi Ceylan, imkansızlıklar içinde pes etmeden sesini duyurmaya çalışıyor. Ceylan abisinin yaşadığı ağır hak ihlallerini, ailesinin durumunu anlattığı videosunda “Sadece adalet istiyorum” diye haykırıyor.

Belden aşağısını hissedemeyen Veysel Avunan, artık ellerini de hissetmemeye başladı. Abisine 5 ay önce tüberküloz menenjit teşhisi konulduğunu anlatan Ceylan, “Abim Elazığ Cezaevinde tedavisi geciktirildiği için hastalığı ilerlerdi. Tuvalete diğer tutuklular götürüyor. Plastik sandalyenin ortasını kesip abime tuvalet yapmışlar. Altını koğuşundaki arkadaşları temizliyor. Abim bundan dolayı utanç içinde. Diğer mahkumlara mahkum halde” diyor.

KÖYDEKİ VİRANEDEN SESLENDİ

Bingöl’e 35 km uzaklıktaki Kepçeli Köyünde yaşayan Avunan ailesi, köydeki tek hane. Köyün diğer sakinleri göç etmişler. Hayvancılıkla geçinen Avunan ailesi ise ekonomik sebeplerle göç edememiş ve köyde tek başlarına kalmış durumdalar. Ceylan, “Abim neden cezaevinden çıkmak istemedi biliyor musunuz? Verem ve menenjit tedavisi görüyordu. Ekstradan da ayaklar eklendi. Ve bunların tedavisi ağır. Ailemin maddi durumu hiç yok. Annem babam köyde hayvancılık yapıyor. Öyle bir yerdeyiz ki kuş geçmez kervan geçmez. Abim dışarı çıksa tedavisini yaptıracak imkan bizde bulunmuyor. Bundan dolayı ben içeride kalayım, tedavim yapılsın diye düşünüyor. Biz tahliye edilsin diye uğraşıyoruz. ‘Hayır ben ceza ertelemesi istemiyorum, içeride tedavim yapılsın’ diyor.” Bize yardım edin, insanlık öldü mü? Hastalara merhamet edin, adaletli olun.” sözleriyle ailenin içinden çıkamadığı imkansızlığı anlatıyor.

Kepçeli Köyü, Avunan ailesi bu evde yaşıyor. Kasım 2019


HASTANEDE NASIL YER OLMAZ!

Ceylan, bu sabah (18 Kasım 2019) telefon görüşmesi yaptığı abisinin son durumunu ise şöyle anlatıyor: “Cuma hastaneye gitmiş. Yatış vermişler ama yer yok diye yatırmamışlar. Telefonda, ‘ellerim de ayaklarım gibi olmaya başladı. Onları da hissetmiyorum’ dedi. Abimin acil tedavi olması lazım. İhmalin kurbanı olmasın. Felç kalmasın. Lütfen söylediklerimi yazın, paylaşın, tüm dünya duysun. Hastanede nasıl yer olmaz! Elazığ Şehir Hastanesi, yer yok, biz anlamıyoruz deyip abimi göndermiş. Nasıl yer olmaz. Artık yeter.’

2017’DEN BERİ TUTUKLU

28 yaşındaki Veysel Avunan 15 Eylül 2017’den beri tutuklu. Hastalığı nedeniyle Bingöl Cezaevinden Elazığ Cezaevine gönderilen ve Elazığ Şehir Hastanesine sevk edildi. Hastanede yer olmadığı gerekçesiyle cezaevine geri gönderildi. Avunan tedavi ettirilmediği için felç vücuduna yayılıyor.

VEYSEL AVUNAN'IN HİKAYESİ
CEZAEVİNDE TEDAVİSİ YAPILMADIĞI İÇİN KÖTÜRÜM OLDU





Hasta tutuklu Veysel Avunan: Artık ellerimi de hissetmiyorum

18 Kasım 2019 



Elazığ Cezaevinde tutuklu bulunan ve tedavisi geciktirildiği için yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’ın sağlık durumu ciddi. Bu sabah abisiyle telefon görüşmesi yapan Ceylan Avunan Korkmaz “Artık yeter, sesimi dünyaya duyurun. Abim tedavi edilsin.” dedi.

Tüberküloz menenjit teşhisi konulan hasta tutuklu Veysel Avunan durumu gittikçe kötüleşiyor. Bu sabah abisiyle telefon görüşmesi yapan Ceylan Avunan Korkmaz abisinin sağlık durumuyla ilgili acil tedavi yapılması çağrısında bulundu.

Ceylan A. Korkmaz, “Abim şimdi aradı. ‘Cuma hastaneye gittim. Yatış verdiler ama beni yatırmadılar. Yer yokmuş. Ellerim de ayaklarım gibi olmaya başladı. Onları da hissetmiyorum’ dedi. Abim acil tedavi olması lazım. Artık yeter! İhmalin kurbanı olmasın. Felç kalıyor. Lütfen söylediklerimi yazın, paylaşın, tüm dünya duysun. Hastanede nasıl yer olmaz! Elazığ Şehir Hastanesi, yer yok, biz anlamıyoruz deyip abimi göndermiş. Nasıl yer olmaz. Artık yeter!” dedi.

15 Eylül 2017’den beri tutuklu olan Veysel Avunan’a Temmuz 2019’da teşhis konulmuş ama tedavisi geciktirildiği için yürüyemez hale gelmişti. Artık ellerini de hissetmiyor. Elazığ Cezaevinde kalan Avunan’ın bakımını koğuş arkadaşları yapıyor. Ortası delik plastik bir sandalye ile tuvalete götürüp getiriyorlar.

CEZAEVİNDE TEDAVİSİ YAPILMADIĞI İÇİN KÖTÜRÜM OLDU

CEYLAN'IN ÇIĞLIĞI: ABİM ÖLÜYOR, KURTARIN

15 Kasım 2019 Cuma

Yanlış hastaneye götürülen hamile tutukluya yolda işkence

15 Kasım 2019 
Hamile tutuklu Kimya Bozkurt’a cezaevi aracında işkence yapıldı. Rapor almak için yanlış hastaneye götürülen Bozkurt, arabada kusmasına rağmen kimseye sesini duyuramadı.



21 Ekim 2019’da Gaziantep’te tutuklanan 6 aylık Kimya Bozkurt’a yönelik hak ihlalleri artarak devam ediyor. Hakimin duruşma salonunda “sağa dön sola dön” diyerek hamile olduğuna inanmayarak tutukladığı Kimya Bozkurt, kurul raporu almak için başvurdu. Bozkurt, yanlış hastaneye götürülürken kelepçeli yolculuk işkenceye dönüştürüldü.

Kimya Bozkurt, Tenkil Süreci’nde tutuklanan hamile kadınlardan biri. BOLD’a ulaşan Bozkurt’un bir aile yakını, hamile kadının tutuklandıktan sonra yaşadıklarını anlattı:

“Kurul raporu almak için hastaneye götürülmüş ama komikliğe bakın gidilen hastanede doktor yok. Yanlış hastaneye gidilmiş. Kimya da tahlil yapılır diye aç gitmiş. Dönüşte midesi bulanmış, elleri kelepçeli kabinde kusmuş, seslenmesine rağmen bakmamışlar. Hastaneye gitmek onun için işkence artık.”

HAKİM SAĞA SOLA DÖNDÜREREK HAMİLELİK TESTİ YAPMIŞTI

Gaziantep L Tipi Cezaevinde bulunan Bozkurt’un hamile olduğuna inanmayan Ardahan Sulh Ceza Hakimliği, mahkeme salonunda ‘sağa dön, sola dön’ diyerek Bozkurt’a hamilelik kontrolü yapmaya çalışmıştı. Yeni evli olan ve ilk bebeğini bekleyen Bozkurt, tutuklandıktan iki gün sonra da rapor almak için cezaevi yönetimi tarafından kelepçeli bir şekilde hastaneye götürülmüştü.

HAMİLE KADINA KELEPÇELİ HASTANE EZİYETİ
HAKİM İNANMAMIŞTI, 6 AYLIK HAMİLELİĞİ BELGELENDİ


Cezaevinde tedavisi yapılmadığı için kötürüm oldu

15 Kasım 2019 
İki yıldır cezaevinde bulunan Veysel Avunan, verem ve menenjite yakalandı. Tedavisi ihmal edildi. Şimdi ayakları tutmayan Avunan, tekerlekli sandalyeye mahkum oldu.



Cezaevindeki hak ihlalleri inanılmaz boyutlara ulaştı. Elazığ Cezaevindeki iki hasta tutuklu durumları ağır olmasına rağmen tahliye edilmiyor.

Cezaevine sağlam giren ve 5 ay önce tüberküloz menenjit teşhisi konulan Veysel Avunan (28), tedavisi geciktirildiği için tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Artık çaresi olan verem ve menenjit gibi hastalıklardan dolayı bir genç cezaevinde felç olmak ve bir daha yürüyememek tehlikesiyle karşı karşıya.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri geçtiğimiz günlerde Elazığ ve Diyarbakır cezaevlerini ziyarete gitti. Daha önce durumundan haberdar olduğu iki hastanın koğuşunu özellikle görmek isteyen komisyon üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, karşılaştıkları manzara karşısında tüylerinin ürperdiğini anlattı.

BÜYÜK BİR İHMALE UĞRAMIŞ

Bingöllü Veysel Avunan’ın oldukça kalabalık bir koğuşta kaldığını ifade eden Gergerlioğlu hasta tutuklunun durumunu şöyle anlattı:

“Sandalyesine oturmuş, kalkamıyordu. Mart ayından beri şikayetleri olmuş ve sevk gecikmesi, teşhis gecikmesi vb. nedenlerle ancak temmuz ayında teşhis konulmuş ve tedavi başlamadan artık çok gecikildiği için yoğun bakımda yatmak zorunda kalmış. Çünkü tüberküloz mikrobu beyne zarar vermiş. Tüberküloz menenjit olmuş, o kadar bakımsız kalmış, o kadar ihmale uğramış ki… Büyük ihmal, mahrumiyet, gıdasızlık, beslenememe, doktora zamanında ulaşamamaktan kaynaklanır bu hastalığın bu kadar kötüleşmesi.”


Veysel Avunan’ın bu videosu Haziran 2019’da Elazığ Şehir Hastanesinde çekildi. Elazığ Cezaevinde bayılınca yoğun bakıma alınan Avunan’a tüberküloz menenjit teşhisi konuldu. Şu anda bu durumdan daha kötü bir halde cezaevinde kalıyor.

ORTASI DELİK BİR SANDALYE YAPTIK

Yoğun bakımda yaklaşık bir ay kalan Veysel Avunan’ın kendini biraz toparlayınca tekrar cezaevine gönderildiğini ifade eden Gergerlioğlu, “Kendisiyle konuştuk. Bilinci yerinde değil, birçok şeyi unutuyorum dedi. Maalesef ihmallerden dolayı 2 bacağı da tutmuyordu. Kalkıp yürüyemiyordu. Koğuş arkadaşları ‘Yukarıda yatağından alıp aşağıya tuvalete indiriyoruz, onun için ortası delik bir sandalye yaptık. Sandalyeye oturtuyoruz. Büyük abdestini yaptıktan sonra bir kişi altını temizliyor. Sonra sırtımıza alıp odasına tekrar çıkarıyoruz, arkasından tuvaleti temizliyoruz. İnfaz erteleme alması lazım, durumu hiç iyi değil. Veysel Avunan da çok mahcuptu. Arkadaşlarına mahkum yaşıyor. Veysel Avunan’ın sağlık kurulu ve adli tıp kararıyla bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

HUKUK MEZUNU

Cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Veysel Avunan, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu 28 yaşında bir genç. Bingöl’ün Genç ilçesinden 9 kardeşli bir ailenin en büyük oğlu.

Bold Medya’nın ulaştığı Veysel Okunan kız kardeşi Ceylan Korkmaz “Kaç aydır sesimizi duyurmaya çalışıyoruz” diyerek yardım istedi, çaresizliklerini anlattı:

CEZAEVİNDE BAYILDI, BEYNİNDE KANLI ENFEKSİYON ÇIKTI

“Abim 15 Eylül 2017’den beri Bingöl Cezaevinde tutukluydu. Geçtiğimiz mart ayında hastalandı. Zatürre idi, sonra menenjite çevrildi. Elazığ’a kontrole götürdüler. Orada net bir teşhis konulmadı. Ta ki Elazığ Cezaevinde bayılana kadar… Hastaneye kaldırdılar, komaya girdi. Menenjit geçirdiği anlaşıldı. Beyninde kanlı enfeksiyon vardı.

21 GÜN KAYSERİ’DE YOĞUN BAKIMDA KALDI

Birkaç gün Elazığ Devlet Hastanesinde kaldı. Sonra Kayseri Şehir Hastanesine götürüldü. 21 gün Kayseri’de yoğun bakımda kaldı. Bilincini kaybetmişti. Hastane abime rapor verdi, 12 ay hastanede tedavi görmesi gerektiğine dair. Yoğun bakımdan çıkar çıkmaz tekrar Elazığ’a hastaneye getirdiler.

1 hafta hastanede kalmadan tekrar Elazığ Cezaevine gönderildi. Hastane dedi ki ‘artık iyi oldun, serumluk bir durum yok, kullanacağınız ilacı hapiste de alabilirsin’. Sonra Bingöl Cezaevine geldi abim. Açık görüşe gittik, o hafta abim iyiydi. İkinci açık görüşte yürüyemiyor, ayaklarını basamıyordu, kollarından tutarak arkadaşları getirmişti. Arkadaşları sırtlarına alıp alt kata tuvalete, yemeğe götürüp getiriyorlar. Şimdi tekrar Elazığ’a götürdüler, bir aydır orada.

KAÇ AYDIR SESİMİZİ DUYURMAYA ÇALIŞIYORUZ

Geçtiğimiz salı günü açık görüş vardı gittik, abim diyor ki, belden aşağı kendimi hissetmiyorum. Abim ihmalkarlıktan böyle bir duruma düştü, zaten ağır bir hastalık. Kaç aydır sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Allah korusun belden aşağı felç de olabilir. Abimin psikolojisi bunu kaldıramaz. Kaç mahkum böyle intihar etti. Benim abim o durum düşsün istemiyorum.

Bizim istediğimiz hastaneye götürülsün, tedavi olsun. Nerede olursa olsun tedavi edilsin. Sağlığından oldu, canından olmasın. Abimin durumu içler acısı. Annem üzüntüden kalp hastası oldu.

İNFAZ ERTELEME İSTEMEDİ ÇÜNKÜ…

Abimin tahliyesine bir yıl kaldı. Onun istediği tahliye olmadan tedavi görmek. Seneye kasımda çıkacak. Yoğun bakımda kaldığı dönemde biz ceza ertelemesi istedik ama kendisi istemedi. Heyete de çıktı, raporu geldi, cezaevinde kalması uygundur denilmiş. Öyle karar verildiği için elimizden gelen başka bir şey yok.

Abim neden cezaevinden çıkmak istemedi biliyor musunuz? Verem ve menenjit tedavisi görüyordu. Ekstradan da ayaklar eklendi. Ve bunların tedavisi ağır. Ailemin maddi durumu hiç yok. Annem babam köyde hayvancılık yapıyor. Öyle bir yerdeyiz ki kuş geçmez kervan geçmez. Abim dışarı çıksa tedavisini yaptıracak imkan bizde bulunmuyor. Bundan dolayı ben içeride kalayım, tedavim yapılsın diye düşünüyor. Biz tahliye edilsin diye uğraşıyoruz. ‘Hayır ben ceza ertelemesi istemiyorum, içeride tedavim yapılsın’ diyor.”

Cezaevine girdiğinde sapasağlam olan Veysel Avunan, tedavisi yapılmadığı için sakat kalmak üzere. 






BEYİN FELCİ GEÇİRDİ, HASTANEYE GÖNDERİLDİ

By-pass ameliyatı olduktan beyin felci geçiren ikinci hasta tutuklu Zeki Bektaş ise koğuşta bilinci kapalı bir şekilde yatıyor. Gergerlioğlu, Bektaş’ın durumunu dair ise şu bilgileri verdi: “Zeki Bektaş, bilinci bulanmış bir şekilde yatakta yatıyordu. Kendinde değildi. Hayatla ölüm arasında olan biriydi. By-pass ameliyatından sonra beyin felci geçirmiş. Bilinci bulanık. Hastaneden cezaevine gönderilmiş. Bu kişinin hastanede şartlarında kalması gerekiyor. Komisyon üyeleri olarak başına gittik, herkes ne diyeceğini bilemedi, tüyler ürpertici bir andı.


13 Kasım 2019 Çarşamba

Adliyelerde kalmayan adaleti sokakta arıyorlar

13 Kasım 2019
Sokaklar, adliye saraylarında adaleti bulamayanların kendilerini vurduğu alanlar olarak öne çıkmış durumda. Türkiye’deki parçalanmışlık, sokaklarda yerini birleşen ellere bırakıyor.

Türkiye’de her geçen gün artan baskı rejimi, ülkenin ezilen kesimleri arasında sokakta farklı birliktelikler oluşturmaya başladı. Geçmişte sol gruplar ve Kürtler’de görülen sokak eylemlerinin artık farklı müdavimleri var.

15 Temmuz’dan sonra hayatlarında ilk kez hapishane süreçleriyle karşılaşan kesimler, bireysel eylemlerle sokakta haklarını arıyor. Sokaklar, adliyelerde adaleti bulamayanların kendilerini vurduğu alanlar olarak öne çıkmış durumda. Türkiye’deki parçalanmışlık, sokaklarda yerini birleşen ellere bırakıyor.


CUMARTESİ ANNELERİ
Sokak eylemlerinin en eskilerinden biri her cumartesi Beyoğlu Galatasaray Medyanında toplanan Cumartesi Annelerinin yaptığı eylem. 27 Mayıs 1995’ten bu yana toplanan anneler, kimi zaman oturarak, kimi zaman basın açıklaması yaparak 90’lı yılların karanlık günlerinde gözaltında kaybedilen çocuklarının ya da faili meçhul cinayetlere kurban edilen yakınlarının akıbetini soruyor.

Her şey Hasan Ocak’ın işkence yapılmış cesedinin bulunmasıyla başladı. 12 Mart 1995’te Alevilerin yoğun olarak yaşadığı İstanbul’un Gazi Mahallesinde kimliği belirsiz kişiler bir kahvehaneye silahlı saldırı gerçekleştirdi. 3 gün süren Gazi Mahallesi Olaylarında 22 kişi hayatını kaybetti ve yüzlerce kişi yaralandı.


Hasan Ocak olaylardan sonra gözaltına alındı ve ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca onu aradı. 15 Mayıs’ta işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Ocak gözaltına alındıktan 5 gün sonra Beykoz Ormanında köylüler tarafından fark edilmişti.

Hasan Ocak’ın bulunması için İnsan Hakları Derneğinin de desteğiyle başlayan kampanya cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü. İlk kez 27 Mayıs’ta Galatasaray Önünde oturma eylemi yapan 15-20 kişilik grup zamanla büyüdü.

2013’te Uluslararası Hrant Dink Ödülü verilen Cumartesi Anneleri, 745’inci haftalarında 15 Temmuz’dan sonra siyah Transporter ile Şubat 2019’da kaçırılan 6 kişi için buluştu. Salim Zeybek, Mustafa Yılmaz, Gökhan Türkmen, Erkan Irmak, Özgür Kaya ve Yasin Ugan’ın eşleri ve annelerinin katıldığı buluşmayla Cumartesi Anneleri tüm kesimleri kucaklayan daha büyük bir harekete dönüştü.
HARBİYELİ ANNELER

Cumartesi Annelerine ilham olan 41 yıl önce mücadeleye başlayan Arjantinli Mayıs Anneleriydi. Arjantin’de kirli savaş olarak adlandırılan diktatörlük döneminde (1976-1983) sol görüşlü 30 binden fazla kişi kayboldu. Arjantinli anneler de gözaltında kaybedilen çocuklarını arıyorlardı. 25 yıl önce mücadeleye başlayan Cumartesi Anneleri de Harbiyeli Annelere esin kaynağı oldu.

Kara Harp Okulundan (KHO) 367 öğrenci 15 Temmuz 2016 gecesi darbe gerekçesiyle tutuklandı. 108 öğrenci Haziran 2019’da beraat etti ancak KHO’dan 259, Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulundan 26 öğrenci üç yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. Kimine müebbet, kimine 12 ya da 17 yıl ceza verildi.

Harbiyeli Anneleri, Silivri Cezaevinde tutuklu olan ve müebbet verilen askeri öğrenci Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya öncülüğünde her çarşamba Ankara Sakarya Caddesinde çocukları için adalet arayışına çıkmaya karar verdi.

25 Eylül 2019’da başlayan ilk eylem Melek Çetinkaya’nın gözaltına alınmasıyla sona erdi. Çetinkaya vazgeçmedi. Her hafta eylemlere diğer annelerle birlikte Ankara’da devam ediyorlar. TBMM’ye gitmeye kalktılar engellendiler, Kızılay’da otobüsten iner inmez gözaltına alındılar ve bu defalarca tekrar etti ama yine vazgeçmediler.
NEVİN YILMAZ


Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanırken devlet güçleri tarafından zorla kaybedilen Mustafa Yılmaz’ı arayan anne Nevin Yılmaz da önemli sembollerden biri oldu. Kendi halinde bir Anadolu kadını olan ve politik yönü bulunmayan Nevin Yılmaz, hukuksal yolların bittiği noktada kendini sokağa vurdu.

Beyaz önlüğe bastırdığı oğlunun fotoğrafını pardösüsünün altına saklayan Nevin Yılmaz, kalabalık yerlerde aniden ortaya çıkıp “Yavrumu istiyorum, bana yavrumu verin” çığlıkları attı, defalarca gözaltına alındı. Bir çoğunda fenalık geçirip bayıldı. Nevin Yılmaz’a bu eylemlerinde KHK’lı sol gruplar destek verdi.
YÜKSEL DİRENİŞÇİLERİ


Yüksel Direnişi, 9 Kasım 2016’da Nuriye Gülmen ile başladı. CNN International’ın 2016’nın önde gelen 8 kadını arasında gösterdiği Gülmen, Konya Selçuk Üniversitesinde akademisyenliğe başlamıştı. Ertesi gün 15 Temmuz oldu ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 679 sayılı KHK ile okuldaki görevinden atıldı. O günden itibaren kaybettiği işine geri dönmek üzere Ankara Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı önünde 9 Kasım 2016’da ‘İşimi Geri İstiyorum’ eylemini başlattı. Yüzlerce kez gözaltına alındı.

Nuriye Gülmen’e daha sonra Semih Özakça katıldı ve birlikte açlık grevine başladılar. Gülmen 59 kilodan 34 kiloya düştü. Nuriye Gülmen 26 Ocak 2018’de açlık grevine son verdi. Fakat Yüksel’deki “İşimizi Geri istiyoruz” direnişi devam ediyor. KHK ile atılan Acun Karadağ, Deniz Aydın, Murat Çeşme, Gülnaz Bozkurt, Nazan Bozkurt, Simge Aksan, Özge Çırpan, Burak Aydemir, Sibel Balaç, Mehmet Dersulu gibi isimler haklarını geri almak için gün oradalar.
HDP ÖNÜNDEKİ ANNELER


Hacire Akar, 21 Ağustos’ta kaybolan oğlu Mehmet’in (21) HDP’liler tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, 1 gün sonra partinin Diyarbakır binası önünde oturma eylemine başladı. Eylemin 3. gününde Mehmet Akar ortaya çıktı, annesine kavuştu. Oğluna kavuşan Hacire Akar, çocukları kayıp diğer annelere çağrıda bulundu.

Çağrıya 3 anne cevap verdi. 3 Eylül 2019’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl binasının önünde Fevziye Çetinkaya, Remziye Akkoyun ve Ayşegül Biçer bir araya gelerek oturma eylemi başlattı. Anneler, PKK’ya katılan çocuklarının dağa çıkmasında HDP’nin aracı olduğunu iddia ediyorlardı.
Anne sayısı daha sonra 56’ya kadar yükseldi. Bu eylemin devletin yönlendirmesiyle başladığı ailelerin de açıklamalarıyla ortaya çıktı. Eyleme gelen AKP’li siyasetçiler ve sanatçılarla yandaş medyanın yaptığı yayınlar bunun göstergesiydi. Yine de çocuğunu arayan annelerin çığlıklarının kutsallığına herkes saygı duydu.
CEMAL YILDIRIM


677 Sayılı KHK ile Maliye Bakanlığı Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğünden ihraç edilen devlet memuru Cemal Yıldırım 13 Mart 2017’den bu yana Ankara’da eylem yapıyor. Önce iş yerinin önünde “İşimi geri istiyorum” pankartı açan Yıldırım, daha sonra bu eylemlerini Ankara’nın her yerine taşıdı. Yüksel Direnişçileri, Veli Saçılık, HDP Ankara, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi isimlerin destek verdiği Yıldırım iki yılda birçok kez gözaltına alındı, para cezası kesildi.

Cemal Yıldırım 16 Eylül 2019’da kendisinin ifadesiyle ‘AKP’nin iki yüzlülüğünü ortaya çıkarmak’ için Kocatepe’deki AKP İl Başkanlığının önünde elinde dövizle 5 gün oturma eylemi yaptı, her seferinde gözaltına alındı. Amacı HDP’nin önündeki annelere oturma izni veren AKP’nin Ankara’da aynı eylemleri neden yasakladığına dikkat çekmekti. Sosyal medyayı da aktif kullanan Cemal Yıldırım sokak eylemlerine devam ediyor.
MAHMUT KONUK
22 Kasım 2016’da 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Mahmut Konuk 989 gündür sokaklarda… Çankaya İlçe Sağlık Müdürlüğünden ihraç edilen Konuk, 27 Şubat 2017’de iş yerinin önünde başlattığı eylemlerine devam ediyor. 142. haftasına girdi. O da her seferinde gözaltına alınıp 320 TL para cezasına çarptırılıyor. “40 yıllık emeğimi gasp edemezler, iki elim yakanızda” diyen Konuk en son eyleminde şöyle dedi:




“Anayasal bir hak olan basın açıklaması yapmaya çalışıyorum. Elimde Anayasa Mahkemesinin ‘OHAL koşullarında bile basın açıklaması yapmak anayasal bir haktır’ şeklindeki kararı, Ankara Valiliğinin Ankara Barosunun yazısına verdiği ‘Ankara’da Genel Bir Eylem Yasağı Yoktur’ şeklindeki yazı, bunları sallıyorum ve “Bakın suç işliyorsunuz, öyle bir ülke yarattınız ki birileri dörder maaş alırken insanlar dörder dörder intihar ediyor.

Bu kadar sıkarsanız bu toplum patlar, patladığında da altında kalırsınız” diyorum ama harami saltanatının zebanileri gibi saldırıyorlar. Gözaltı aracına atıyorlar ancak tamamen vesayet altına almış olsalar da “hukuk” karışmasın diye resmi gözaltı işlemi yapmıyorlar, hastaneye götürüp Kabahatler Kanunundan İdari Para cezası kesip bırakıyorlar. Tam bir hukuksuzluk rejimi, tam bir yağma ve talan düzeni, tam bir zulüm ve zorbalık düzeni, tam bir Harami Saltanatı… Ama ne yaparlarsa yapsınlar bizi yıldıramazlar.”
KENAN GÜNGÖRDÜ


Terör örgütü ile irtibatlı olduğu gerekçe gösterilerek işten atılan Zeytinburnu Belediyesi çalışanı Kenan Güngördü, belediye önündeki eylemleri 500 günü geçti. 3 Nisan 2018’de KHK ile işinden atılan Güngördü de defalarca kez gözaltına aldı. Belediye başkanı 1600 belediye çalışanına ‘onunla konuşmayın, su vermeyin’ talimatı verdi. İdare mahkemesine açtığı işe iade davasını kazanan Güngördü, işe başladıktan 6 dakika sonra ‘personel ihtiyacımız yok’ cevabı verilerek bir kez daha işten atıldı.

Hukuksuzluklara karşı Ankara’ya yürüyüş yapan Kenan Güngördü bir röportajda “Beni oradan kaldırmak için her türlü şeyi yaptılar. ATM bile diktiler oraya. Gölgesinde eylem yaptığım ağacı kestiler. Yaz sıcağında gölge olmasın diye yapmışlardır. Ancak yaptıkları her haksızlık benim öfkemi arttırıyor, ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anlıyorum.” demişti. Güngördü mağduriyetlere son verilinceye kadar eylemlerine devam etmeye kararlı.
OKTAY İNCE
Oktay İnce, 20 yıllık video arşivine polis tarafından el konulan bir video aktivist. 20 yıldır belgesel film üreten İnce’nin arşivine polis, 18 Ekim 2018’de İzmir’deki evine baskın yapılarak el koydu. Sokaklardaki hak arama mücadelelerini kaydeden İnce o günden beri ‘Filmlerimi yazılarımı ve arşivimi geri istiyorum’ pankartı açarak birikimlerine alıkonulmasını protesto ediyor.

Hakkındaki suçlama sosyal medya paylaşımlarında ‘terörü ve terör örgütünü övmek’ . Dosyası Ankara’ya taşınan İnce eylemlerini de Ankara’ya taşıdı ve geçtiğimiz haftalarda Ankara Sinema Genel Müdürlüğü önünde kendini zincirledi. Gözaltına alındı, bırakıldı, tekrar eylem yaptı, tekrar gözaltına alındı… İnce de mücadelesinde kararlı.
TÜRKAN ALBAYRAK
8,5 yıldır çalıştığı Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğünden ‘güvenlik ve arşiv araştırması’ gerekçesiyle tazminatsız atılan Türkan Albayrak (55) da sokağa çıkarak adalet çağrısı yapıyor. 15 Ağustos 2018’de çıkarıldığı işine geri dönmek için Sarıyer Kaymakamlığı önünde eylem yapan ve gözaltına alınan Albayrak, serbest bırakıldıktan sonra eylemine aynı yerde devam etti. 400’den fazla günü geride bıraktı. Türkan Albayrak eşinin hastalığı nedeni ile bir süredir Sarıyer’de eylem alanı olarak belirlediği parka gidemese de protestolarına sosyal medyada devam ediyor.

 


54 yaşındaki Türkan Albayrak’ın aslında bu ilk eylemi değildi. Taşeron temizlik işçisi olarak beş yıldır çalıştığı Paşabahçe Devlet Hastanesinden sendikal faaliyetleri nedeniyle 9 Temmuz 2010’da işten çıkarılmıştı. O günlerde 117 gün boyunca hastane bahçesinde kurduğu çadırda oturma eylemi yaptı.

Bu eyleminin ardından İl Sağlık Müdürlüğü ile sözleşme imzaladı ve sözleşmeli personel olarak onu tekrar işe başladı. Açtığı işe iade davasını da kazanan Albayrak’ın, bu süreçteki maddi kaybı da telafi edildi. Türkan Albayrak en son başlattığı eyleminden henüz sonuç alabilmiş değil. Fakat şimdiye kadar yaşadıklarını ‘Direndiğin Kadar Güçlüsün’ isimli kitabında bir araya getirdi.

 KEZBAN ANA


19 Temmuz 2018 perşembe günü Armutlu Cemevi’ne düzenlenen baskında, Cemevi başkanı Zeynep Yıldırım gözaltına alınmıştı. Kamuoyunda Kezban Ana olarak tanınan Zeynep Yıldırım’ın annesi ise o günden beri cemevi önünde oturma eylemi yapıyor. 79 yaşındaki Kezban Ana’ya zaman zaman çeşitli sendika ve meslek örgütlenmelerinden de destek geliyor.

Eyleminde 473. günü geride bırakan Kezban Ana ve ona destek verenler her gün saat 13.00-16.00 arasında Zeynep Yıldırım’ın özgürlüğüne kavuşması için oturuyor. Eylem 16.00’da cemevinin önünde ‘Zeynep Yıldırım serbest bırakılsın’ sloganının atılmasıyla sona eriyor.

Ahmet’in annesi: “Yurt dışı yasağımı kaldırın, oğlum ölüyor”

13 Kasım 2019 
Kemik kanseri hastası Ahmet Burhan Ataç’ı Almanya’daki Immun Onkologisches Zentrum tedavi etmek istiyor. Yurt dışı yasağı nedeniyle oğlunu doktora götüremeyen annesi, yetkililere seslendi.





14 aydır kemik kanseriyle mücadele eden 8 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç, Almanya Köln’deki Immun Onkologisches Zentrum’dan tedavi için davet aldı. Fakat anne Ataç’ın yurt dışı çıkış yasağı bulunduğu için oğlunu tedaviye götüremiyor.

Sosyal medyada bir kampanya başlatarak yetkililere seslenen Zekiye Ataç yayınladığı videoda şöyle dedi: “Oğlumun kürek kemiği alınmıştı, şimdi köprücük kemiği kırılmış, doktorlar sebebini araştırıyor. Şu an hastanedeyim ve EMAR sonucunu bekliyorum. Ahmet’in hastalığını tüm dünya duyduğu için Köln’deki Immun-Onkologischen Zentrum oğlumu tedavi etmek istiyor. Fakat benim yurt dışına çıkış yasağım var. Almanya’ya gidemiyorum. Yetkililere sesleniyorum, yasağı kaldırın, oğlumun hayatı tehlikede… Oğlumun tedavi edilmesi için herkesin desteğini bekliyorum.”





Ahmet’in annesine #Ahmetinannesinepasaportverilsin etiketiyle destek verebilirsiniz.

YURTTA ÇALIŞTIĞI İÇİN SUÇLANIYOR
Adana’da özel bir yurtta görev yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 20 Şubat 2018’de tutuklanan ve 30 Kasım 2018’de, 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan baba Harun Reha Ataç, oğlunun hastalığı yeni öğrenmişti. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülen Ataç’ın dosyası şu an İstinaf’ta.
Eşiyle aynı gün gözaltına alınan Zekiye Ataç, 2,5 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmişti.

Ahmet Burhan Ataç, anne ve babasından ayrı kaldığı o günlerde hastalığa yakalanmıştı. Oğlunun hastalığını sosyal medyada duyuran Ataç ve yabancı basında da gündeme gelen Ataç, 15 eylül 2019’da gözaltına alınmış, sosyal medya tepkileri nedeniyle bir gün sonra adli kontrol şartıyla sonra serbest bırakılmıştı.
KANSER HASTASI AHMED BURHAN: BABAMA SARILMAK VE İYİLEŞMEK İSTİYORUM

11 Kasım 2019 Pazartesi

Bir çocuk daha cezaevine girdi

12 Kasım 2019 
Hapisteki bebek ve çocukların sayısı her geçen gün artıyor. İki yaşındayken de hapse girmek zorunda kalan Meryem A. (4) yine demir parmaklıklar ardına gönderildi.


Anne babası tutuklu bulunan çocukların dramlarına ne yeni yargı paketiyle bir çözüm bulundu ne de ailelerin tutuksuz yargılanma talepleri dikkate alınıyor.

Annesi Erzurum H Tipi Cezaevinde, babası Trabzon Bahçecik Cezaevinde tutuklu bulunan Meryem A. 25 Ekim 2019’da bir kez daha cezaevine gönderildi.

2 yaşındayken de hapse girmek zorunda kalan Meryem’in hayatı birçok bebek ve çocuk gibi cezaevlerinde geçiyor. Bazen anneanne, bazen de babaanneyle kalan Meryem’in bir de 5 yaşında Tarık ve Burak adında ikiz abileri bulunuyor.

3 ÇOCUK DÖNÜŞÜMLÜ OLARAK CEZAEVİNE GİRİP ÇIKTI

Fen bilgisi öğretmeni Mehmet Atilla A. (36) ve bilgisayar öğretmeni Rukiye Betül A. (32) Erzincan’da bir devlet okulunda öğretmenlik yapıyorlardı. Rukiye Betül A., 2014 Temmuz ayında ikiz bebekleri dünyaya gelince mesleğine ara verdi. 2015 Eylül’de Meryem doğunca yine işine geri dönemedi. Bu sırada Erzurum’a ailelerinin yanına tayin istediler.

Rukiye Betül A. 15 Temmuz’a kadar çocuklarını büyütmekle meşgul bir anne iken birdenbire ailece ‘terörist’ ithamıyla karşı karşıya kaldı. Önce 1 Eylül 2016’da eşi tutuklanıp Erzincan Cezaevine gönderildi. Üç çocuğuyla kalan anne ise Mayıs 2017’de tutuklandı. 7 ay cezaevinde yatan anne bu süre içinde üç çocuğunu 2’şer aylık periyotlarla yanına alıp bakmak zorunda kaldı.

Aralık 2017’de örgüt üyeliğinden 8,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Rukiye Betül A., çocuklarının durumu göz önünde bulundurularak serbest bırakılmıştı. Fakat geçtiğimiz temmuz ayında Yargıtay cezasını onaylandığı için 17 Ekim 2019’da tekrar tutuklandı.

Erzincan’dan Trabzon’a nakledilen baba ise zaten 3 yıldır hapiste. Dosyası şu an İstinaf’ta olan baba da örgüt üyesi olmak iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Tarık ve Burak babalarıyla...


HİÇ OLMAZSA BABA TUTUKSUZ YARGILANSIN

Çocukların amcaları Mert A., “Polisler annelerini çocukların gözü önünde aldı. Çünkü tekmiş o gün evde. Polis kıyafetinde olmadıkları için ‘işçi arkadaşları geldi, işe götürdüler’ diye söylenmiş. Anneleri işe gitti diye biliyor çocuklar. Meryem annesine çok bağlı. Mecburen yanına göndermek zorunda kaldık. Dilekçe yazdık. Hiç değilse baba tutuksuz yargılansın, çocuklara baksın diye. İkizler anneanne ve babaannede dönüşümlü kalıyorlar. Babaannenin şeker hastalığı ve kalp romatizması var. Annem bakamıyor, babam kısmen ilgilenebiliyor. Ben uzaktayım, her zaman yanlarında olamıyorum.” dedi.

Eylül 2015 doğumlu Meryem ikiz abileri Tarık ve Burak’tan ayrıldı. Birbirlerine çok bağlı olan kardeşlerin annelerinden ayrılmaları ayrı, birbirlerinden ayrılmaları ayrı bir sorun.

Mehmet Atilla A. (sağdan ikinci) Erzincan Cezaevindeyken, eşi (sağ baştaki), çocukları, annesi, babası ve kardeşiyle birlikte bir görüş gününde.

Rukiye Betül ve Mehmet Atilla A., çocuklarının doğum gününü kutlarken.

Tarık ve Burak A.’ya anne babaları cezaevindeyken, 70’li yaşların başındaki babaanneleri ve dedesi bakmak zorunda kaldı.





8 Kasım 2019 Cuma

Bir gün beni bu yatakta ölü bulabilirsiniz!

8 Kasım 2019
Halime Gülsu’nun ikinci koğuş arkadaşı Z.A: Son günlerinde, lavoboya gidemiyordu, altını biz temizledik. Çok utanırdı, sıkılırdı. Gardiyanlar ayağa kalkamadığını görüyorlardı…
Halime Gülsu, Tarsus Cezaevi, 18 Nisan 2018.

Halime Gülsu’nun Tarsus Cezaevi’nde ilaçları verilmeyerek, tedavi hakkı engellenerek ölüme sürüklenişine tanık olan koğuş arkadaşlarının şahitliklerini yayınlamaya devam ediyoruz.

Çocukluğundan beri, ölümcül SLE hastası olan Gülsu (32), 28 Nisan 2018’de hayatını kaybettiğinde koğuşunda kendisi hariç 21 kişi vardı. 67 gün boyunca birlikte yaşadılar. Hepsi genç öğretmenin hastalığına ve maruz kaldığı hak ihlallerine yakından tanık oldu. Dün, F.D.’nin şahitliklerini yayınladık. Bugün diğer koğuş arkadaşı Z.A. şahitliğini anlatıyor.

Z.A.: GÜNLÜK, AYLIK, HAFTALIK İLAÇLARI OLDUĞUNU SÖYLÜYORDU

Halime ile aynı gün gözaltına alındık. 20 Şubat 2018’de Mersin’de büyük bir operasyon yapılmış, 98 kişi alınmıştı. Yarısından fazlası kadındı. Alınanlar arasında üniversite öğrencileri, yaşlı kadınlar, şalvarlı teyzeler vardı.

Halime ile biz nezarethanede tanıştık. Yenişehir’de. Sayı çok fazla olduğu için 21 kişiyi Yenişehir’e götürdüler. 3 nezarethane vardı. 7’şer kişi kalacak şekilde bölündük. Çok şükür hepimiz kadındık, başımızda duran polisler de.

12 gün aynı nezarethanede birlikte kaldık. Küçücük bir oda zaten. 3 yatak, 5-6 battaniye vardı. 7 kişi orada öyle yatıyorduk. Halime hep hastalığından bahsediyordu. Anlatıyor, şaşırıyoruz bu nasıl bir hastalık diye. Çok az rastlanıyormuş. Günlük, aylık, haftalık ilaçları olduğunu söylüyordu. Gözaltına alınışını da anlatmıştı. Evde tek başınaymış. İçeriye dalmışlar, ellerinde gözünün içine sokarcasına kamera…

İlk hafta 21 kişi orada kaldı. 10. günden sonra artık insanları teker teker çifter çifter alıyorlardı. Gidenler ya tutuklanıyordu, ya tahliye oluyordu, ne olduğunu bilmiyorduk.

Halime gözaltına alındığı zaman, tam kapıdan çıkarken, “Benim ilaç almam lazım, bekleyin” demiş polislere. Sonra evde elinin altında ne kullanıyorsa o ilaçlarını almış. Ama tabi gözaltındayken, çantası başka bir yere gidiyor, kendisi başka bir yere. Orada ilaç kullandı, kullanmadı değil, ama düzenli kullanamadı.

RAPORUNU EMNİYETTE KAYBETTİLER

“Benim ilaç kullanmam gerekiyor, benim aileme haber verin” diyordu. Polisleri demirlere vurup çağırıyorduk. Hepimiz tepki gösterince ailesi arandı. Raporunu istedi Halime. “Benim raporlu ilaçlarım var, ısrarla raporumun gelmesi lazım” dedi. Abisi getirdi. Tutuklanıp cezaevine gittiğinde raporu kaybettiklerini söylediler. Halime çok sinirlenmişti, üzülmüştü o zaman.

Cezaevinde aynı koğuşa düştük. Halime ilk başlarda biraz dinçti ama asıl martın sonu nisanın ilk haftaları çok halsizleşti. O eski Halime yoktu. Koğuşun işlerini sırayla yapıyorduk ama Halime’ye yaptırmıyorduk. Bir iş yapacağı zaman yardımcı olmaya çalışıyorduk.

ÇEŞMEDEN İÇİN SU DEDİLER, İÇENLER HASTANELİK OLDU

Yenişehir’de nezaretteyken “Çok su içmem gerekiyor” demişti. Bize fazla su verilmiyordu. Sabahları meyve suyu, öğlen bir pet şişe, akşam bir pet şişe. Yetmiyordu tabi ki… Birer şişemizi Halime’ye veriyorduk. Çeşmeden için diyorlardı, içenler hastanelik oldu. İshal, kusma vs. Halime zaten oradan içememişti.

Tarsus’a gittik, Halime her defasında “Benim romatolojiye gitmem gerek.” diyordu, o kadar çok dilekçe yazdı ki. Hemen hemen her hafta yazıyordu. Sürekli revir istiyordu. Halime’yi dahiliyeye götürdüler. “Bunlar benim hastalığımı bilemez, dahiliye anlayamaz” diyordu. Hep dahiliyeye sevk ettiler. Ramotoloji bölümü zaten her hastanede yok. Mersin merkezde var. Tarsus Devlet Hastanesi küçücük bir yer.

 MAZGAL AÇILDI, RAPORU YÜZÜNE ÇARPARCASINA ATTI

Bir gün kan değerlerine bakılmasını istemişti. Mazgal açıldı ve Halime Gülsu dendi. Hepimiz aşağıya indik tabi, bir şey mi oldu diye. Bayan gardiyan geldi. Elinde bir kağıt vardı, Halime’nin suratına çarparcasına elini sallayarak, “Al hiçbir şeyin yokmuş” diye fırlattı. Biz öyle kaldık.

Halime eline aldı kağıdı, baktı ve acı acı gülerek “Bunlar benim istediğim değerler değil. Bunlar derdimi bilemez. Benim derdimi ancak benim durumuma düştüğünüz zaman anlarsınız. İnşallah benim derdime düşersiniz de beni anlarsınız.” dedi.

Nisan 2018’de oldu bu olay, tarih hatırlamıyorum. Onun bir fotoğrafı vardı, sarı kazağı çekimiş. O 18 Nisan 2018’de çekildi, onu unutmuyorum, çünkü o zaman görüş günüydü. Görüşten gelmiştik. Ondan sonra fotoğrafçı gelmişti koğuşa. Hatta biz toplu fotoğraf çekmek istiyorduk. O zaman OHAL’di. Yasak demişlerdi.

BANYOYA GİRİNCE KAPISINDA BEKLERDİK

Halime de hep yorgunluk, halsizlik vardı. Banyoya girerdi, kapısında beklerdik. “Halime iyi misin? Halime?” diye seslenirdik. Bize haber vermeden girmemesini istiyorduk. Koğuş iki katlı, yukarıda yatakhaneler var. Merdiveni çıkardı, oraya iskemle koymuştuk, köşeye oturur dinlenirdi, suyunu içerdi. Sonra hemen merdivenin bitiminde seccade seriliydi, namaz kılardı. Çok geç bitirirdi namazını. Halime bitti mi namazın derdim, dinleniyorum derdi. Nisanın 18’inden sonra namazlarını oturarak kılmaya başladı.

DİLİ BOĞAZINA KAÇTI, KAŞIKLA ÇIKARDIK

Bir gün ben aşağı kattaydım, son haftalardı. Bir bağırma sesi duydum, herkes bağırıyor, çığlıklar atıyor, ben aşağı kattayım, n’oluyor dedi kızlar, koşa koşa kızlar gelip tezgahtan kaşık aldılar, yukarı koştular. Halime’nin dili boğazına kaçmış. Çabuk kaşık yetiştirin, diyorlar. Sonrasında kendine geldi, ama o an kriz gibi bir şey olmuştu. Koğuşumuzda hakim, vali yardımcısı, öğretmenler, üniversite öğrencileri, biyolog, mühendis, birkaç yaşlı ev hanımları, teyzeler vardı.

HERKESE İĞNE VE MEKİK OYASI YAPARDI

Halime öyle bir arkadaştı ki iyi olduğu ilk zamanlarda koğuştaki bütün arkadaşlara iğne oyası yapardı. Hem öğretirdi hem de iğne oyasından çiçekler yapar hediye ederdi. Mekik oyası da biliyordu. Annesi Zeynep teyze, çok güzel şeyler öğretmiş kızına. Halime’nin iyi olduğu zamanlarda onunla oturur İngilizce çalışırdık. Hastalanmaya başlayınca bıraktık.

Son haftalarına gelecek olursak… Sürekli hastaneye gidip geliyordu, her defasında gitmesi gereken yerlere götürülmemiş, yapılması gerekli şeyler yapılmamış, morali bozuk bir şekilde gelirdi. Bizim de çok canımız sıkılırdı. Çantasını hazırlardık, hastaneye yatacak, gelmeyecek bu gece diye eline verirdik. Bir bakardık, akşamına Halime geri gelmiş. Çok sinirlenirdik. Halime niye yatmadın, yatırmadılar derdi, Halime niye yapmadın, yapmadılar derdi. Hasta bir insan olmasına rağmen elleri kelepçelenirdi.

Halime Gülsu'nun ölmeden 15 gün önce çektirdiği fotoğrafında giydiği sarı kazak, çiçekli başörtüsü ve bazı ilaçlarının kutuları Tenkil Müzesi koleksiyonunda bulunuyor.
LAVABO İHTİYACINI KARŞILAYAMIYORDU

Son zamanlarında lavabo ihtiyacını karşılayamıyordu. Çok affedersiniz, altını temizledik. Çok utanırdı, sıkılırdı, çok üzülüyordu. Kendindeydi ama ayağa kalkacak hali yoktu. Ben ailesini daha çok üzmek istemediğim için bunları söylemedim.

Sara hastası gibi krizler, nöbetler geçirmeye başladı. Bir gün bir kriz geçiriyordu, herkes bağırıyor çağırıyor, bir teyze dizlerine vuruyor, gitti kız, gitti kız diyerek. Eli, ayağı, ağzı kitlendi. Gözleri kaydı. Sonra ambulans çağırdılar. Bir bayan iki erkek görevli vardı. Gencecik çocuklar, belki lise mezunudur.

Tüm arkadaşlar görevlilere, ‘bakın bu kızın durumu iyi değil, hastaneye gitmesi gerekiyor’ diyor. Halime’min yüzü sapsarı, dudakları mosmor. Kriz geçirdi yani, ne krizi biz de bilmiyoruz. Daha önce hiç böyle olmamıştım demişti düzelince.

Görevli kadın tansiyonunu ölçtü, tansiyonu biraz düşük. Tuzlu ayran getirin, tuzlu ayran getirin diye bağırdı. Emniyet amiri arkadaş ellerini vurarak, “Bana söyler misiniz madem bunun tansiyonu düşmüş neden yüzü sapsarı ve dudakları mosmor” dedi. O da tansiyon hastasıymış. Görevli kadın tansiyonu düşmüştür diyor, hiçbir şekilde bizi dinlemiyordu. Erkekler tamam götürmemiz gerekiyor demelerine rağmen, o bayan kabul etmedi ve Halime’yi bizimle beraber bıraktılar.

SABAH-AKŞAM SAYIMLARINA ÇIKAMIYORDU

En son hafta romatolojiye sevk aldı ama gitmek kısmet olmadı. Şöyle bir durum da oldu. Sabah sayımı- akşam sayımı oluyor. Sayıyorlar. 21 kişiyiz, 1 kişi nerede diyorlar. Yukarıda yatıyor diyoruz. 10 gün boyunca gardiyanlar Halime’ye yukarıda bakıyorlar, iniyorlar. Bir kere neden bu kadın yatıyor demediler. Sayıyorlar geri gidiyorlar, hasta diyoruz ama hepsi benim görevim değil, ben ne yapabilirim, şuna söyleyin, buna söyleyin diyerek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor.

Halime’nin yatağını aşağıya taşımıştık, acil bir durumda hemen kapıdan gönderelim diye. Yukarı çıkacak gücü yoktu zaten. Kollarından omuzlarından girerek biri de ayaklarından tutarak 3 kişi taşıyorduk Halime’yi.

Son 2-3 gün boyunca hepimiz sandalyelerimizi Halime’nin yatağının etrafına birleştiriyorduk ve başında bekliyorduk. Kimi dua, Kur’an okuyordu, kimi tesbih çekiyordu.

Halime her hastaneye götürüldüğünde çantasında hem abisinin hem doktorunun numarasını koyuyorduk ama ne abisine ne doktoruna ulaşılmamış. Abisine “Hiç mi sizi aramadılar” dedim “Hayır kimse aramadı” dedi. Çamaşırlarımızı elimizde yıkardık. O utanırdı, bazen gizlice gidip bizden habersiz yıkardı. Biz kapıdan seslenirdik çık diye, hayır derdi.

BEN HİÇ BU KADAR KÖTÜ OLMAMIŞTIM

İlaçlarını düzenli alamıyordu, tombul bir ilaç şişesi vardı. Bir gün o şişesini eline aldı, “Ya acaba ben bu ilaçları aldığım için mi bu durumdayım, yoksa almadığım için mi? Çünkü ben hiç bu duruma gelmedim” derdi. Psikolojik olarak da çok kötü oldu, hem de yıllardır kullandığı ilaçlarda bir düzensizlik olunca, kendi anlattığı kadarıyla söylüyorum, bağışıklık sistemini etkiliyormuş. Bize bir keresinde, “Arkadaşlar benim hastalığım öyle bir şey ki beni bir gün yatakta ölü bulabilirsiniz.” demişti.

Halime “Bağışıklık sistemim baskılanıyor” derdi. O ne derdik, o anlatmaya çalışırdı. Biyolog arkadaş da bize anlatmaya çalışırlardı. Halime hatta bize ilk başlarda hastayım dediğinde inanmazdık, sapasağlam görünürdü. Arkadaşlar ben ilaç aldığım için bu durumdayım derdi.”



7 Kasım 2019 Perşembe

Halime Gülsu’nun cezaevinde öldürülüşüne şahit olan koğuş arkadaşları BOLD’a konuştu

7 Kasım 2019 
Gülsu’nun önce raporları yok edildi, ardından ilaçları verilmedi, sonra tedavi ettirilmeyerek ölümüne neden olundu. Dehşeti yaşayan koğuş arkadaşlarından ilkinin şahitliklerini sunuyoruz.

İlaçları verilmediği ve tedavisi geciktirildiği için tutuklu bulunduğu Tarsus Cezaevinde 28 Nisan 2018’de hayatını kaybeden İngilizce öğretmeni Halime Gülsu’nun ölümüne dair açılan soruşturmalar, Mersin ve Tarsus savcılıkları tarafından kapatılmaya çalışılıyor.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, Mersin TEM’deki görevliler ve Tarsus Devlet Hastanesi doktoru hakkındaki soruşturmayı 16 Mayıs 2019’da ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ diyerek takipsizlik kararıyla kapattı.

Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı ise cezaevi görevlileriyle ilgili açılan soruşturmayı 18 Mart 2019’da kapattı. Kararı aileye 7 ay sonra, geçtiğimiz hafta abi İrfan Gülsu’nun ısrarları sonucunda bildirdi.
Gülsu ailesi her iki karara da itiraz etti ama henüz itirazlara bir cevap verilmedi.

Gülsu davasını yakından takip eden TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun girişimleri ve çabalarıyla sivil toplum kuruluşu MAZLUM-DER, Mayıs 2019’da Halime Gülsu’nun ölümünde ağır ihmaller olduğunu kanıtlayan bir rapor yayınladı. Ama her iki savcılık da bunları dikkate almadı, şahitleri dinlemedi.

İHMALLE ÖLÜME 22 ŞAHİT VAR

20 Şubat 2018’de gözaltına alınıp 28 Nisan 2018’de cezaevinden cenazesi çıkarılan Gülsu’nun yaklaşık iki aylık süreçte yaşadıklarına tanıklık edebilecek 21 koğuş arkadaşı bulunuyor.

BOLD Medya’nın ulaştığı iki koğuş arkadaşı F.D. ile Z.A.’nın anlattıkları, savcının belirttiği gibi Gülsu’nun ‘normal seyirde bir ölüm’ ile hayatını kaybetmediği, bile bile ölüme sürüklendiğini kanıtlıyor.


İLK TANIK F.D. ANLATIYOR: İLAÇLARIM DİYE ÇIRPINDIĞINI GÖRDÜM

Halime ile aynı gün gözaltına alındık ve aynı yerde gözaltında tutulduk. Daha o günlerde Halime ‘ilaçlarım’ demeye başlamıştı. İkimiz de aynı ilaçları kullanıyorduk. İkimizin hastalığı da aynı kökten geliyor. Muhatap olduğu insanlara ‘ilaçlarım’ diyerek çırpındığı gördüm. Raporunu soruyordu, ilaçlarının az kaldığını söylemeye çalışıyordu. Bu çırpınması 28 Nisan 2018’e kadar sürdü. Oldukça sıkıntılı bir süreçti.

Gözaltına alındığında yanlarına raporu almışlar ancak Emniyet’te raporu görevliler kaybetmiş. Aynı gün bizi tutukladılar. Tarsus Cezaevine götürdüler. Ve geçici koğuş denilen son derece hijyenden uzak ve kötü şartlar altında 3 gün geçirdik. Ardından bizi yine aynı koğuşa koydular. Bu süre zarfında Halime’nin ilaçları hala yok. Halime durmadan revir yazıyor. Ben de yazıyorum, o da yazıyor ancak revire çıkmak zor tabi.

10-12 gün geçtiği günlerde ben banyoya girmiştim, o esnada mazgal açıldı ve ismimin okunduğunu duydum. Hazırlanın revire çıkacaksınız dediler. Ama Halime’nin ismi okunmamıştı. Halime bana kapıdan seslendi, “Ben sizin yerinize gidebilir miyim” dedi. Zaten ben banyodaydım, “Sen git senin işin görülsün” dedim.

NEDEN REVİRE GELDİN DİYE KIZMIŞLAR

Sonra o gitti hatta orada ona kızmışlar, neden sen geldin diye. Halime de ben hastayım demiş. Hastalığını söylemiş. 1 hafta sonra Tarsus Devlet Hastanesi dahiliye bölümüne götürüldü. Halime söylemiş hastalığını. Doktor sadece rutin tetkikleri istemiş. Halime’nin hastalığını ortaya çıkaracak tetkikler yapılmamış, istenmemiş daha doğrusu.

Sonra Halime koğuşa geri getirildi. Zaten sonuçları alıp doktora gitme şansımız yok. Görevli memur sonuçları alır, götürür, doktora gösterir, doktor da değerlendirmeyi yapar, ilaçları yazar. Ama o esnada Halime’de bir şey çıkmıyor.

BUNLAR HASTALIĞIMIN TETKİKLERİ DEĞİL!

Hatta İKM (infaz koruma memuru) gelip Halime’nin yüzüne raporları atarcasına “Hiçbir şeyin yokmuş ‘sen hastayım’ diyorsun” diyor. Halime de “Ben kendime hastalık mı uyduruyorum ne demek bu? Ben hastayım.” dedi. Raporlara baktı ve “Bunlar benim hastalığımın tetkikleri değil ki. Benim hastalığımın tetkikleri istenmemiş, yapılmamış.” dedi.

Sonra yeniden revir yazdı. Başkana yazdı. Burada başkan görüşü denen bir sistem var. Müdürün bir altı. İlk onunla görüşebiliyorsun. İlk başkan görüşünde Halime’yle yine beraberdik. Halime, “Bakın benim hastalığım şu, görevli memur bana sapasağlamsın dedi. Ama rahatsızlığımın tetkikleri yapılmamış. O yüzden ben mağdurum. İlaçlarımı alamıyorum.” dedi. Ve bu sırada 20-25 gün geçmiş.

Bu sefer tekrar Halime’yi hastaneye götürdüler. Ama tabi ki gitmesi 1 haftayı buluyor. Hemen işlemiyor işler. Tekrar revire çıkıyor, revir jandarmaya yazıyor, jandarma ayarlıyor… Tarsus Devlet Hastanesinin de Şehir Hastanesine sevk etmesi gerekiyor. Sonra Şehir Hastanesine sevk yapıldı.

ARADAN 1 AY GEÇTİ, HALİME RAHATSIZLANMAYA BAŞLADI

Biz 20 Şubat 2018’de içeri alındık 12 gün göz altındaydık. 3 gün geçici koğuşta kaldık. Yani oraya sevk edilmesi bayağı bir zaman aldı. 1, 1.5 ay kadar geçti. Ve Halime rahatsızlanmaya, hastalık usul usul kendini göstermeye başladı. Halime yoruluyor, Halime halsiz. Bir taraftan çabalıyor. Doktorum-ilacım…

Esas kullanması gereken bir ilaç var ama raporu kayıp olduğu için kullanamadı. Rapor bulunamadı. Halime gidiyor, geliyor revire. Sistemden bakarsanız bulunur diyor ama sistem bir türlü açık değil. Bir sürü olumsuzluk var. Aslında cezaevi kurulunun hekimi çok kolay bir şekilde Halime’nin TC’si ile sisteme girdiğinde rahatsızlığıyla ilgili her şeyi görecek. Çünkü Halime 15 yıl bu hastalıkla mücadele etmiş bir insan. Hastalığının seyrini çok iyi biliyor. Hastalığının doktoru olmuş. İlacını kullanmazsa neler olacağını biliyor. Zaten cezaevi şartları, beslenme ciddi problem. 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyoruz, 2 de çocuğumuz var. Banyo tek, tuvalet tek sıkıntılı bir yer.

6 FARKLI KURUMA MEKTUP GÖNDERDİ

Sonra Halime’nin Şehir Hastanesine sevki yapıldı. Ama ne zaman götürüleceği belli değil. Halime buna sessiz kalmamaya karar verdi ve 20 Şubat’tan bu yana yaşadıklarını kaleme aldı. 6 farklı kuruma yazdı. Cezaevi savcığına, savcılığa, Adalet Bakanlığına, BİMER’e, CİMER’e başından geçen her şeyi yazdı.

İlk açık görüşümüzün olduğu gün çarşamba günüydü. 25 Nisan 2018. Üç gün sonra vefat etti zaten. Açık görüş günü Halime’yi Şehir Hastanesine götürdüler. Halime aynı gün yazdığı mektupları ‘kapalı zarf usulü’ teslim etti.

“KAPALI ZARF USULÜ MEKTUP HAKKI”

‘Kapalı zarf usulü’ dediğinizde yönetim açmıyor zarfı. Tutukluların böyle bir hakkı var. Normalde okuyorlar ama ‘bunun okunmasını istemiyorum’ diyerek üzerine not düşüldüğünde onu açamıyorlar. Biz bu tür şeyleri bilmezdik, bilmemiz de mümkün değildi. Koğuştaki hukukçu arkadaşlar bize bu anlamda destek oldu. Bunun bir hak olduğunu ve bu hakkın kullanılabileceğini söyledikleri için yazmıştık, diğer türlü zaten o mektupların dışarı çıkma ihtimali sıfır. Hala çıktığından emin değiliz. Bir mektup toplam 4-5 sayfa olması lazım. Halime çok yorulduğu için yazamıyordu ve bazı arkadaşlar ona yazmasında yardım ediyorlardı. Ciddi manada yoruluyordu.

HASTANEYE YATIŞ İSTEYECEĞİM

Evrakları teslim etti. Hastaneye gitti. Giderken “Bugün hastaneye yatış isteyeceğim” doktordan dedi. Ben de “Ama yatırırlar mı bilmiyorum” dedim. Ve o şekilde kapıdan çıktı. Görevli memura da hastaneye yatmak istediğini belirtmiş. Memur “O kadar kolay iş değil o.” demiş.

Öyle deyince, talep edememiş, yatırmayacaklarını düşünmüş. Daha sonra bana “İnfaz koruma memuru o hiç kolay iş değil dedi, ben de talep etmedim.” dedi. Bir de oralarda yorulmak istememiş. Gücü kalmamıştı. Biz bir taraftan acaba hastaneye yatırmazlar mı endişesi taşıyoruz. Bir taraftan ilk açık görüş günü, abisini görebilecek mi diye düşünüyoruz. İkilemdeyiz. Görüşmezse görüşmesin hastaneye yatsın diyoruz, ama bir taraftan ilk açık görüşü…

Ne olacak ne bitecek diye düşünürken görüş saatine 10 dakika kala Halime geldi. Şehir Hastanesine götürülmüş, tetkikler yapılmış, sonuçlar 15 gün sonra çıkacak demişler.

Sonra abisiyle görüştü. Hatta yan yana oturmuştuk. Ben de birkaç gün önce avukatımla konuşmuştum, Halime’nin rahatsızlığını anlattım. Bu kızın hala bir avukatı yok, zor durumda, hala ilaçlarını almakta sıkıntı yaşıyoruz.

Ertesi gün öğleye doğru Halime biraz kendine geldi. Kızlar aşağı havalandırmada kahvaltı hazırlamışlar. Halime daha o saate kadar bir şey yememiş. Halime’yi zorla götürdüler, canı istemiyor. Baktım biraz yemek yedi, kahvaltı etti. Biraz yemeye başladı, toparlanacak diye hoşumuza gitti. Gözlemliyoruz çünkü onu. Üzülüyoruz da bir taraftan da. Onun ağız tadıyla yediği son yemek o oldu.

Resim yazısı ekleHalime Gülsu ve annesi Zeynep Gülsu.
Ardından Halime yukarı çıktı. Ben namaz kılıyordum. Sonra bir ara baktım kendini nefes nefese peteğin üstüne attı. Selam verdim “Halime nasılsın” dedim. “Bozma namazını” dedi. “Aldım onu, hemen bir arkadaşın yatağına yatırdım. Oraya uzandı, ben namaza devam ettim. Bir-iki arkadaş da başında ilgilenmeye başladılar noluyor diye.

Koğuştaki arkadaşları biri “Baksanıza bu kızın elleri buz gibi ama sanki beyni kaynıyor.” dedi. Gerçekten bir baktım elleri buz gibiydi ve buz gibi ter dökmüştü ama başı kaynıyordu sıcaktan. tansiyon aleti isteyelim dedim. Merdivenlere yöneldim ama ben namazdayken istenmiş zaten, ölçüyoruz sonuç alamıyoruz.

GÖZLERİ GİTTİ, KASILDI, MOSMOR OLDU, ÇOK KÖTÜ OLDU

Bir anda Halime’nin gözler gitti, kasıldı, mosmor oldu, kötü bir görüntüydü gerçekten. Düşünün küçücük, iki çocuğun olduğu bir yerde böyle bir şey yaşanıyor. Tabi hepimiz çırpınmaya başladık, kimimiz kapıya vuruyor, kimimiz butona basıyor, çabuk gelin diye.

O sıra Halime’nin kasılması geçti biraz, kendine geldi, gözü açıldı. Bu sırada istiğfar etti. Hem alttan hem üstten… Tabi biz ne yapacağız, ne edeceğiz çırpınıyoruz. O sırada geldiler görevliler.

ÖLÜMCÜL HASTALIĞI VAR DEDİM, ANLAMADILAR

“N’oldu? Kiminle tartıştı? Kiminle kavga etti? Niye böyle?” diye sorular yöneltmeye başladılar. Kimseyle tartışılmadı, kavga edilmedi, kimseye hiçbir şey söylemedi. Kız hasta, ölümcül bir hastalığı var dedim. Sürekli de ölümcül kelimesini kullanmaya başladım anlamıyorlar diye.

Sonra ambulans geldi. Görevliler de alışmışlar; cezaevinde insanlar sinir krizi geçirir, tartışırlar vs. Öyle bakıyorlar bütün olaylara. Halime’yi de aynı kefeye koymaya çalışıyorlar. Biz diyoruz, bunun sorumluluğunu kim alacak bu kız çok hasta. Zar zor ikna ettik hastaneye götürmeye onları.

İki katlı bir yer orası, asma tavan var. Üstü yatakhane, altında mutfak ve tuvalet. Halime’yi indirmek istiyoruz, sedye diyoruz, sedye yok. O haldeki bir hasta nasıl inecek? Dört arkadaş ellerini kenetlediler Halime’yi kucaklarına aldılar, o merdivenlerden aşağıya indiler. Sağlık görevlileri ve aynı zamanda kurum memurları baktılar sadece.

570 KİŞİNİN YAŞADIĞI YERDE BİR SEDYE YOK

Biz arkadaşımızı indirmekten gocunmuyoruz ama 570 kişinin 80’e yakın çocuğun bulunduğu bir yerde bir sedyenin olmaması kadar kötü bir şey yok. Kapının önüne bir tekerlekli sandalye getirmişler. Onu da içeri bile sokmadılar. Kızı oraya bindirdik. Ondan sonrasını bilmiyoruz, götürdüler Halime’yi. Akşama doğru geri getirdiler.

Acil servise götürmüşler, grip olmuşsun demişler. Bir serum takmışlar, ateş düşürücü bir şey vermişler, Parol gibi. Onlar da biraz Halime’nin kendine gelmesine sebep olmuş. Geldi ama kız yoğun bakımlık bir durumda aslında. Şuuru, bilinci yerinde ama mecali, gücü kuvveti yok.

KOĞUŞTA İKİNCİ KRİZ

Ben Halime’nin yanına yaklaşamıyordum. Çünkü yanına yaklaşırsam çok şiddetli ağlayacağım, üzüleceğim kaygısıyla uzakta duruyordum. Arkadaşlar da bir şeyler yedirelim diye çaba sarf ediyorlar. Sonra bir meyve yedirdiler. 3 dakikaya varmadı Halime aynı şekilde bir kriz yaşadı. Perşembe günü, biri öğleden sonra, biri akşam saatlerinde olmak üzere iki kez doktora göndermeye çalışmamız yine maceralı şekilde oldu. Oradaki herkes de buna şahitlik eder.

Halime’yi tekrar kollarımızla tutarak aşağıya indirdik. Zar zor ikna ederek hastaneye gönderdik. Saat gece 2 buçuk civarı kapı açıldı, herkes aşağı indi. Ben de uyandım, Halime geldi dediler. Aşağı indim, baktım Halime oturuyor. Noldu dedim. “N’olucak serum taktılar, bir şey yaptıkları yok” dedi.

NÖBETLEŞE BAŞINDA BEKLEMEYE BAŞLADIK

Yer olmadığı için ben koğuşta yer yatağında yatıyordum. Kızlar “Abla Halime’nin yukarı çıkacak dermanı yok, hem her defasında onu bu şekilde aşağıya taşımayalım, senin yatağı aşağıya indirsek mi?” dediler. Ben de tabi ki dedim. Yatağı aşağıya indirdik. Halime’yi yatırdık. Nöbetleşe başını beklemeye başladık.

Herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor. Sabah saat 9 ile 12 arası ben görevi devraldım. Bir şey yemiyor, “Halimecim bir bardak su içer misin” diyorum. Bir iki yudum su içti, hiçbir şey yemedi. Yatıyor sessizce. Ağlamıyor, hıçkırmıyor, isyan etmiyor, bir şey söylemiyor sadece öylece yatıyor.
Hani insan bazen aklından geçirdiği şeye utanır ya ben bunu nasıl aklımdan geçirdim diye… İşte o durumu yaşadım. Yatağa döndüm baktım Halime uzanmış yatıyor. Rengi gitmiş. İçimden “Allah’ım bu kız ölecek mi?” diye geçti. Sonra oradan nasıl kaçasım geldi anlatamam. Ben nereye gideceğim, nasıl saklanacağım, nasıl böyle bir şey düşünürüm diye…

Sonra Halime’yi revire götürdüler. Akşam 17.00’ye kadar orada tutmuşlar. Bir serum takmışlar. Saat 17.30 gibi Halime’yi tekerlekli sandalyeyle merdivenin başına getirmişler. Arkadaşınızı gelin alın dediler. Gitti arkadaşlar, merdivenden aldılar, geldiler.

Cuma akşamı (27 Nisan 2019), saat gece 22.30 gibi Halime’yi tekrar götürmeye kalktılar. Halime gitmek istemiyordu artık… Halime günlerce sayıma inemedi. Bir de yanına çıkıp “Bayan, bayan iyi misin?” diye sanki niye bizi buraya çıkarttın da biz aşağıda sayıyoruz anlamında davranışları var. Neyse yani…

RİCA EDERİM BENİ HASTANEYE GÖTÜRÜN

Halime’yi götürdüler. Biz bir daha zaten onu görmedik. Halime’nin hastalığı bu haddeye gelmeden 1 hafta önce şöyle bir şey yaşandı, onu atladım: Bir akşamdı, oturuyorduk, ‘Ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum, beni doktora götürün diyeceğim.’ dedi. Ben ‘Şimdi mi diyeceksin?’ diye sordum, ‘Evet, sanırım hastalığım had safhaya çıktı.’ dedi. Ve butona bastı. Doktora gitmek istediğini söyledi. Götürdüler. Akvaryum dedikleri bir yer var, oraya oturtmuşlar. Biz de zannediyoruz hastaneye götürüldü.

Akvaryum görevlilerin oturduğu bir yer. Etrafı açık olduğu için, cam yani, kapalı bir yeri yok, o yüzden akvaryum diyorlar. Halime’yi orada epey bir tutmuşlar. Sonra ambulans gelmiş, tansiyonuna bakmışlar. Ve demişler ki bir şeyiniz yok. Halime de hastalığı anlatmış, ilaçlarını alamadığını belirtmiş, hastalığımın seyrinin iyiye gitmediğini düşünüyorum, o yüzden benim tetkiklerimin yapılması lazım, rica ederim beni hastaneye götürün demiş. Bu Şehir Hastanesi’ne götürülmeden önceki bir süreç.

SİZİN GALİBA CANINIZ SIKILMIŞ

Böyle deyince sanıyorlar ki Halime’nin canı sıkıldı. Çünkü orada özellikle adli mahkumlar sıkılınca hastayım diyor, ambulans çağırıyorlar, dışarı çıkmak, hava almak için bir çeşit bahane… Sağlık görevlileri de bundan dolayı Halime’ye ‘Sizin galiba canınız sıkılmış’ tarzında şeyler söyleyip göndermişler. İşte böyle bir sürü ihmal zinciri…

Cumartesi (28 Nisan 2019) sabah oldu. Halime’den ses yok, haber yok. Gardiyanları çağırıyoruz, Halime’yi soruyoruz, bazıları bilmiyoruz diyor, bazıları hastanededir diyor, bazıları başka şeyler söylüyorlar. Ama Halime ile ilgili bir bilgi yok. Getirmediklerine göre belki hastaneye yatırmışlardır diye umut ederek, dua ederek geçirdik o günü.

BİRDENBİRE BİZE İYİ DAVRANMAYA BAŞLADILAR

Pazar günü sabah oldu, hala bir haber yok. Bir arkadaş panik atak hastası oldu. Halime gitti gelmedi, ondan dolayı da panik. Ben de iyi değilim. Butona basıyoruz, tansiyon aleti anında geliyor. Şeker aleti var mı dedim. Koştular koştular şeker aleti getirdiler. Günlerden pazar bir de. Dedim ki arkadaşlara; bu işte bir iş var, bunlar bizimle neden bu kadar ilgileniyorlar? Ben hoşlanmadım bu ilgiden, bunun altında bir şey var.

Arkadaşın şekerine baktılar, beni tanık olarak gösteriyorlar, ısrarla diyorlar ki, ‘Bakın şekeri bu, tansiyonu bu.’ Arkadaşın şekeri de 105 miydi neydi tam hatırlamıyorum ama bana onaylattırıyorlar. Bana tanıklık yaptırıyorlar kendilerince. Dedim yine bu işin arkasında başka bir şey var. Hoşuma gitmiyor tavırları.

Acaba Halime’nin durumu ağırlaştı da ondan dolayı zan altında kalmamak için mi yapıyorlar nedir diye düşünüyoruz ama Halime vefat etmiş haberimiz yok. Ve evet onlar zan altında kalmamak için yapıyorlarmış. Bizim de o gün telefon görüşmemiz var. İki grup halinde çıkıyoruz, Halime’den bir haber alalım diye ümit ediyoruz.

BÜTÜN KOĞUŞ KOPTU, AMBULANSLAR KAPIDA BEKLETİLDİ

O esnada geldiler, telefona çıkardılar bizi. Eşim hangi kanalda gördü bilmiyorum ama alt yazı geçmiş. SLE hastası bir kadın öldü diye. Eşim bana söyledi ama isim vermedi. Umut etmek de hani fakirin ekmeği ya Halime’nin üzerine kondurmuyorum. Değildir inşallah diyorum. Arkadaşlara söyleyemiyorum. Böyle bir şey varmış ama inşallah o değildir diyemiyorum. Ama benden sonra giden arkadaşlarda da bir sessizlik. Zaten çocuklar var diye içten bir kaynaşma. Gözlere baktım n’oluyor dedim. N’oluyor söyleyin dedim. Tabi bütün koğuş koptu.


AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRDIM: KATİLSİNİZ

Biz haberi duyduk tabi, ortalık kırıldı geçti. Ondan sonra benim tansiyonum fırladı, arkadaşın biri kilitlendi kaldı. Herkes orada farklı bir şey yaşadı. İki çocuk var, onları hırpalamamaya çalışıyoruz. Görevlilerden biri çocukları aldı götürdü. En azından o ortamda bulunmasınlar diye. Kontrol edemiyoruz kendimizi. Ben avazım çıktığı kadar bağırdım, katilsiniz diye. Siz yediniz o çocuğun başını dedim. Çiçek gibi bir insanın hayatını katlettiniz diye avazımın çıktığı kadar bağırdım.

OLMAYAN AMBULANSLAR KAPIDA HAZIR BEKLETİLDİ

Halime’nin ölümünü öğrenince kalp krizi geçiren olur, tansiyonu yükselen olur diye ambulansları hazır bekletiliyorlar kapıda. Pazar günü üstelik. N’olur götürün dediğimizde olmayan ambulanslar o gün orada. Herkes çok kötü olunca ambulanslara götürdüler bizi.
Sonra kurum müdürü geldi; karısı hastaymış, adam 1 haftadır hastanelerde koşturuyormuş, girdi içeri dedi ki “Allah belalarını versin bu doktorların.” Aynen bu ifadeyi kullandı. “Benim eşim hasta bir haftadır teşhis koyamadılar” dedi. Senin karına hastalığın teşhisini koyamamışlar. Bu kızın hastalığı belliydi, küçücük bir araştırma gerekliydi. Hepsi bu. Birkaç tuşa basacak kızın raporunu çıkartacak ve ilaçlarını aldırtacaktınız. Hepsi bu. Ondan sonra geldiler, arkadaşlar anlattı, herkes anlattı. Haklısınız tarzı şeyler söylüyor.

HEP BİRLİKTE ROTA VİRÜSÜ GEÇİRDİK

Biz oraya ilk girdiğimiz zamanlarda hep beraber bir rota virüsü hastalığı geçirdik. 10-15 gün içinde. Bütün koğuş kusma, ishal, karın ağrısı şikayeti yaşadı. On aylık bir kızımız vardı. Onda başladı, herkese bulaştı. Sonra bizi iki ayrı grup halinde serum taktırmaya götürdüler. Halime bunları da yaşadı yani.

Müdür konuşurken arkadaşlar dediler ki, 4 ay revir yazdık ama doktora çıkamadık. Bizden önceki arkadaşlar bunları yaşamış. Tansiyon hastası olduk, kalp hastası olduk, şeker hastası olduk. Bir arkadaş rahim kanseri olmuş. Hastalıktan sonra çıkartmışlar. Bir sürü mağduriyet…

İFADELERİMİZİ EKSİK YAZDILAR

Halime’nin vefatından sonra bir gün ifadeleriniz alınacak dediler. Kendilerini aklama çabasındalar. Hukukçu arkadaşlar bizi uyardı. İster yazılı ister sözlü ifade verin, eğer ki söyledikleriniz yazılmamışsa sakın imzalamayın dediler. Biz başladık ifade vermeye. Onlar her defasında kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Bütün arkadaşlar aynı şeyi yaşadı. Yazılı ifade kabul etmediler. Söylediklerimizin etkisini azaltarak yazmaya çalışıyorlar. Israrla okumak istiyoruz, öyle imzalamak istiyoruz diyoruz.

Mesela Halime’nin 6 farklı kuruma kapalı zarf olarak gönderdiği mektupları söylüyoruz, kaydetmiyorlar. Kaydetmemek için çaba sarf ediyorlar. Bu kadar insanın olduğu bir yerde neden sedye yok diye söylüyorum. Arkadaşınız sedye yok diye mi öldü, diyorlar.

İkamelerin hiçbir suçu yokmuş! Doktorun suçu diyorlar. Ama kurum doktorunun değil, hastane doktorunun suçu. Kurum doktorunun bu anlamda hiçbir suçu yok! Kaydetmemeye çalışıyorlar söylediklerimizi. Defalarca ölümcül hastalık dememize rağmen, bu hastalık nasıl bir hastalık diye kimse araştırıp bakılmadı.

YALVARIYORUZ, ABİSİNİ ARAR MISINIZ?

Halime’nin götürüldüğü gece abisini arar mısınız diyoruz, ikamelere yalvarıyoruz. Halime’nin yıllarca hastalığını takip eden doktorunu arayın diyoruz. Onu ararsanız, Halime’nin rahatsızlığına daha iyi bir şekilde tanı konulacak diyoruz. Değişik değişik formüller üretip söyledik ama hiçbiri yapılmamıştı zaten, yapmazlar yani. Biz bunları anlattığımızda kayda geçmemeye çalışıyorlar. Önce imzalamayacağımızı söyledik. Sonra unuttuğumuz ve sonradan hatırlayacağımız şeyler olursa ilave edeceğimizi bildirerek altına not düşerek, yeniden ifade vermeyi talep ederek imzaları attık.

BİZ AKLANDIK!

O ifadeler ne oldu bilmiyoruz. Ama ikamelerin konuşmalarından bazı arkadaşlar şöyle bir şey duymuş: Biz, aklandık bu konuda. Kız, gerçekten ihmalle gitti…

Düşünün ağır hastasın ve 3-5 hafta sonra sana ilaç geliyor. Revir hekimi çok bilgisiz bir hekimdi. İlaçlarla ilgili bilgiye vakıf değildi. Söyleneni de dinlemiyordu, yani ilgisizdi.

Bizi ilk mahkemeye getirdiklerinde tek tek savcının karşısına çıkarttılar. Halime’nin avukatı olmadığı için Halime’ye CMK’dan atanan bir avukat geldi. Hem savcıya hem de avukata hastalığını söylemiş.. Avukat, raporu olmadığı için tahliyesini talep ediyoruz tarzında bir şey söyleriz demiş. Halime de umutlanmıştı.

Mersin Cumhuriyet Savcılığının hastalığından haberi vardı yani. Orada Halime’nin raporunu kaybetmeleri savcının dikkate almamasına sebep oldu bence. Sözlü ifade yeterli gelmiyor onlara, oradan kurtulmak için herkes her şeyi söyleyebilir diye düşünüyorlar.

Soruşturmanın asıl Halime’yi gözaltına alan ve raporu kaybedenlerden başlatılması gerekiyor. Rapor kaybolmasaydı savcı Halime’yi bırakma kararı alacaktı. Başka bir hastayı bırakmışlardı. O raporun TEM’de kaybolması bir sürü şeyin art arda gelmesine sebep oldu. Ama tabi ki bu rapora ulaşılamaz mıydı? Çok rahat bir şekilde ulaşılırdı. Ancak doktor bilgisayarın birkaç tuşuna basarak rahat bir şekilde o rapora ulaşabilirdi…

YARIN: İKİNCİ KOĞUŞ ARKADAŞI Z. A.: 

* MAZGAL AÇILDI, GARDİYAN RAPORU YÜZÜNE FIRLATTI

* DİLİ BOĞAZINA KAÇTI, KAŞIKLA ÇIKARDIK

* SON İKİ GÜN YATAĞINDA ALTINI BİZ ALDIK