16 Nisan 2019 Salı

Cezaevinde büyüyen yüzlerce bebekten biri: Bedirhan...

16 Nisan 2019
Baba 9, anne 8 yıl aldı. İki küçük çocuk dedelerine emanet, üçüncüsü Bedirhan ise ömrünün bir yılını zindanda geçirdi bile. O yüzlerce mahkum bebekten biri.

Cezaevlerindeki bebeklerin sayısı her geçen gün artıyor. Ocak 2019’da açıklanan son rakamlara göre 677 bebek annesiyle birlikte mahkum. Yeni girenlerle birlikte bu rakam yaklaşık 700 civarında.

Bedirhan Halim Kaya (2), bir yıldır Balıkesir Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevi’nde annesiyle birlikte kalıyor. Annesi Zinnet Kaya bir ifadede ismi geçtiği gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Üstelik ifadeyi veren kişi mahkemede “baskı altındaydım” diyerek ifadesini geri çekmesine rağmen. Baba Babahan Kaya da aynı cezaevinde bulunuyor. Dosyası şu anda istinafta olan babaya 9 yıl 4 ay ceza verildi.



2009 yılında Balıkesir’de evlenen Kaya çifti, üniversiteden yeni mezun olmuş, öğretmenlik heyecanı ile hayata başlayan eğitimcilerdi.



Van doğumlu Babahan Kaya, Balıkesir Üniversitesi Fizik Bölümü mezun olduktan sonra Balıkesir merkezdeki FEM Dershanesi’nde çalışmaya başladı. Erzurumlu Zinnet Kaya, Uşak Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra aynı dershanede rehber öğretmen oldu. Evliliklerinin ilk iki yılında Balıkesir merkezde idiler, sonraki 8 yıl Edremit’te geçti.

15 Temmuz’dan sonra İzmir’e yerleşen ve 4 Şubat 2018’de İzmir’deki evlerinde gözaltına alınan Kaya çiftinin tutuklanma nedeni bir itirafçının isimlerini vermesi ve Bylock kullandıkları iddiası. SEGBİS ile mahkemeye bağlanan itirafçı ‘ben bu ifadeyi gözaltında polis baskısıyla verdim’ dedi ancak Türkiye mahkemelerinde artık bu durum hiçbir şey ifade etmiyor.

ÇOCUKLAR HAYATA KÜSTÜ


Kaya çiftinin üç çocukları var. Kamil Yusuf (9), Nihal (7) yaşında, Bedirhan Halim (2). Kamil Yusuf ve Nihal bir yıldır anneanne ve dedesiyle yaşıyorlar (yukarıdaki fotoğrafta amcaları ile birlikteler). Birdenbire aile düzenleri bozulan ve anne-babalarından ayrılmak zorunda kalan çocuklar yaşadıkları şokun hala etkisindeler. Ömürleri boyunca da bu travmayı unutamayacaklar.

Amcalarının A. Kaya’nın belirttiğine göre normalde çok konuşkan ve neşeli bir çocuk olan Kamil Yusuf’un ağzını bıçak açmıyor. Bir parmağı ağzında, diğeri saçında sürekli köşelere çekiliyor. Kimseyle iletişim kurmuyor. Nihal’in ağlama krizlerine ise anneanne ve dede derman olmaya çalışıyor.

Nihal ve Kamil Yusuf
SÜT ANNELER BESLEDİ 

Annesi tutuklandığında 1 yaşında olan Bedirhan Halim, cezaevine 4 ay sonra; Haziran 2018’de girdi. Bu süre içinde mahalleden ve akrabalardan bulunan süt anneler onu besledi.

Bedirhan şimdi 8-9 kişilik koğuşta 16-17 kadınla birlikte kalıyor, süpürgelerle oynuyor. Işık süzen camlara bakıp oralara doğru gitmek istiyor. Annesi onu cezaevi kantininde bulduklarıyla avutmaya çalışıyor.

BEDİRHAN HALİM'İN CEZAEVİNDE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARI 










 

BEDİRHAN HALİM'İN CEZAEVİNE GİRMEDEN ÖNCEKİ KARELERİ








11 Nisan 2019 Perşembe

Babasında Bylock olduğu gerekçesiyle kızına 6 yıl 3 ay ceza verildi: FERİHA'NIN SUÇU NE?


11 Nisan 2019 
Baskının mazlumları da susturduğu bir dönemde 24 yaşındaki hemşire kızı Feriha Zeynep Yüce'nin karartılan hayatına anne Şaduman Yüce'nin isyanıdır bu haber. Zulüm, kocasını ve kendisini vursa da kızına yapılanların eşi az bulunur.

Tortum'da hemşirelik yapan Feriha Zeynep Yüce (24) 1 yıl 2 aydır cezaevinde. Bylock kullandığı iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf mahkemesi kararı 5 günde, Yargıtay 2 ayda onayladı. Yargıtay'daki savcı, 'babasını dinlememişsiniz, bilirkişi raporu yok, bu kararı bozun' demesine ve cep telefonunun incelemesi bitmemesine rağmen bu ceza verildi.

Anne Şaduman Yüce'ye göre baba tutuklu olduğu için kızına bu ceza reva görüldü. Savcının ifade alırken Feriha Zeynep'e söylediği şu sözler hukuk katliamının geldiği noktayı gösteriyor: "Ooo Feriha, baban tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz".

Çocuk bakıcılığı yaparak hem kendine hem de cezaevindeki eşine ve kızına bakmak zorunda kalan evhanımı Şaduman Yüce uğradıkları haksızlıkları ve iki yıldır yaşadıklarını gözyaşları içinde anlattı.

Eşiniz, kızınız tutuklu, neler yaşadınız, yaşıyorsunuz?
Eşim, kızım, oğlum, kendi mahkemem de var... (Ağlıyor) Kesinlikle acizlik için ağlamıyorum. Bu Rabbim'den geldi. Başümün üstüne. Ama annesin, hayatının baharındaki yavrularımın biri bir yere, diğeri öbür yere savruldu. Biraz önce kızımdan haber aldım, onun duygusallığı da var. Kusura bakmayın, amacım kimseyi üzmek değil. Artık duygularımı bastırmaktan da yoruldum gerçekten.

Kızınızın ne diyor, bugün telefon görüşmeniz mi vardı?
Beni aramıyor kızım, kardeşini yani ikizi Furkan Samet'i arıyor. Furkan dil öğrenmeye yurt dışına gitti. Onunla konuşunca çok mutlu oluyor. Sonra babasını arıyor. Önceden her hafta arayabiliyorlardı birbirlerini. Ama her gün yeni bir icat çıkarıyorlar. Her hafta kapalı görüşlere gittiğimizde temiz kıyafet götürüyordum kızıma. Ama şimdi ayda bir getireceksiniz diye yeni bir uygulama çıkardılar. Kızım haber göndermiş, annem gelsin ihtiyaçlarımı söyleyeyim, kotam dolmasın diye. Bu insanların içeride her şeye ihtiyaçları var. İşkence olsun da çile olsun da ne olursa olsun.


Başka ne gibi hak ihlalleriyle karşılaştınız tutuklu yakını olarak.
O kadar incitici şeyler oluyor ki... Belki bunlar pek çok insana basit gelebilir ama biz bunları yaşıyoruz. Erzurum E Tipi Cezaevi'ne kızımı ziyarete gidiyorum. Bizi arayan kadın bir gardiyan var. 'Bu kadar erken nasıl gelebiliyorsunuz' diyor. İçeride benim canım var, gece uyuyamamışım, geç kalmayayım diye. Biz gittikten sonra kızıma ters davranırlar diye bunu bile yüzüne söyleyemiyorum. Susuyoruz hep.

Önce eşiniz Ahmet Yüce mi tutuklandı, kızınız mı?
Önce eşimi aldılar. 9 Ağustos 2016'da tutuklandı. Dün 32. ay bitti, 33. aya döndü. Zaten ikinci mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verdiler. Bir yıl Erzurum H Tipi Cezaevi'nde kaldı. İkinci yıla dönerken Ağrı Patnos L Tipi Cezaevi'ne gönderdiler.

Neden oraya gönderildi?
2016'da ceza alan hemen herkesi 2017'de 8'şer, 15'şer kişilik gruplar halinde Ağrı, Patnos ve Erzincan'daki cezaevlerine gönderdiler. Biz Erzurum'da yaşıyoruz. Eşim Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet'te komiserdi. 2013'te tayinle geldik buraya. Aslen Niğdeliyiz. Yıllardır Kayseri'de yaşıyoruz, ailelerimiz Kayseri'de.


Patnos ne kadar uzaklıkta Erzurum'a?
4 saatte gidiyoruz. 4 saatte geri geliyoruz. Kaç kere trafik kazası tehlikesi geçirdik. Eleşkirt ile Horasan arasında kaldık 33 kişi. Tekerlek patladı, arabamız bozuldu. Eşim tekrar Erzurum'a sevk edilsin diye uğraşıyorum. Boş yer yok diyorlar. Var biliyorum, burada gidip geliyoruz cezaevine. CİMER'e, Saadet Partisi'ne, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'na herkese yazdım. Eşimi ihraç ettiler, 2 Eylül 2016'da, kızımı da 15 Mart 2019'da ihraç ettiler. Ben tek başımayım, burası memleketim değil. Hiçbir Allah'ın kulu akrabam yok. Maddi yönden sarsılıyorum. Onlara para yatırmak zorundayım, yanlarına gitmek zorundayım.

NUSAYBİN'E İLK GÖNDERİLEN KAFİLEDEYDİ


15 Temmuz'da neredeydiniz, yapıyordunuz?
Senelik izindeydik. Niğde'ye kız istemeye gittik. Kaynımın nişanı vardı. 14 Temmuz'da nişanımız oldu. Sonra haber geldi, izinler kaldırıldı, görevinizin başına dönün diye. Pazartesi geldik Erzurum'a. Eşim 18 Temmuz 2016 salı sabahı görevine gitti. O anda açığa alındı ve 20 gün açıkta kaldı. 9 Ağustos 2016'da da aldılar zaten. Eşim tutuklanmadan önce Nusaybin'deki operasyonlara gönüllü giden bir komiserdi. İlk giden kafiledeydi. 49 gün orada çadırda yerde yattılar. Giderken davulla zurnayla çiçekle yolladılar. Döndüklerinde de davulla zurnayla karşıladılar. Ondan sonra da çok sürmedi 'sen teröristsin' diye içeri aldılar.

HAKİM EŞİME DİYOR Kİ: GEÇMİŞİN TEMİZ AMA 6 YIL CEZA...

Eşim 25 yıllık polis memuru. Hakim diyor ki, "Geçmişin temiz olduğundan dolayı... şu kanuna göre 6 yıl 3 ay..." dedi. Yani geçmişi temiz olduğu için eşime daha az ceza verdiğini söylemek istiyor. Terörist diye yaftaladıkları adama böyle diyorlar. Eşim 1995'ten beri polis, 2008'den beri de komiser. Şimdi içeride ikinci üniversitesini okuyor. Adalet Meslek Yükseokulu'na kayıt oldu, sınavlarını verdi, ikinci sınıfa geçti.

Eşiniz neden tutuklandı peki?
Bank Asya hesabı var diye alındı. Bank Asya hesabı da benim üzerimeydi. Sonra Bylock dediler, Bank Asya'ya para yatırma dediler, bilgisayarda sohbet dinleme dediler. Ne hakim ne savcı kimse savunmasını dinlemedi. Birinci duruşmada ceza vereceklerdi, ama hakim izinli olduğu için ikinci duruşmada ceza verildi. Eşimin üzerindeki iki telefonda Bylock çıktığını söylediler. İkinci telefondaki Bylock olayını, tutuklandıktan 20 ay sonra kızımı tutuklayarak söylediler. Eşim kaç kez söyledi. 'O telefonlar benim üzerime, neden kızımı aldınız, bir 'suç'tan iki kişiyi tutamazsınız' diye kaç kez itirazda bulunduk ama olmadı.

Kızınız babasının telefonunda çıkan Bylock nedeniyle mi tutuklandı?
Evet. Kızımı 14 Şubat 2018 perşembe günü aldılar. Bir gün gözaltında kaldı. İkinci gün mahkemeye çıkarılarak tutuklandı. İfadesini alan savcı bey "Ooo Feriha, baba tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz". Kızımla birlikte gözaltına alınan dört kişiden sadece kızım tutuklandı. Polisler geldi, evi aradılar, Feriha'nın telefonunu aldılar, bir tane ortada duran flaş bellek vardı, onu aldılar. Hala telefonun incelenmesi bitmemiş zaten. Cezayı verdiler, daha telefonu incelenmiş değil.

Telefonu incelenmeden mi cezası onaylandı?
Evet, zaten hemen hemen herkese aynısını yaptılar. Kızım 1 yıl 2 aydır cezaevinde. Hemen ilk mahkemede 6 yıl 3 ay verdiler. Kararı istinaf mahkemesi 5 günde, Yargıtay 2 ayda onadı. Yargıtay'daki savcı, 'bu çocuğun babasını dinlememişsiniz, bilirkişi raporu yok, bu kararı bozun'. dedi. Ama Yargıtay'daki hakimler bozmadı, yine de onayladılar. 9 ayda bütün işlemlerini bitirdiler.
Bu gencecik çocuğu niye tutuyorlar. Her şeyine mal oldunuz! Kızım lise mezunu, üniversite değil. Dershaneye gitmemiş, yurtta kalmamış... KPPS sınavına çalıştı, girdi, kazandı. 7 ocak 2014'te ilk atandığı yer zaten Tortum. Sağlık Bakanlığı her şeyini araştırdı, bir şey yoktu o zaman...

Kaç yaşında kızınız, ne yapıyordu Erzurum'da?


1995 doğumlu. Tortum İlçe Devlet Hastanesi'nde Acil Tıp Teknisyeni idi. Yani acilde çalışan bir hemşireydi. Araştırdılar. Hiçbir derneğe, sendikaya da üye değil. Bunu Sağlık Bakanlığı da söylüyor. Bu kararın verilmesinin nedeni babasının Bylock çıkan telefonun şifresinde kızımın adı ve doğum tarihi yazması. Kızım liseyi daha yeni bitirmiş, ne bir telefon, ne başka bir şey var. Sırf devlet memuru diye, ihraç etmek için... Bir ay önce görevinden de ihraç ettiler zaten.

İhraç sebebi olarak ne gösteriyorlar?
Birkaç gün önce geldi ihraç kağıdı. Sebep olarak şunu yazmışlar: "Devlet memurları kanuna göre 1 yıl cezaevinde kaldığınız için, kanunu ihlal ettiğinizden dolayı ihracınıza..." Haksız, hukuksuz yere kızımı cezaevine koydular. Şimdi de bunu ihraç sebebi olarak gösteriyorlar. Eşime de diyorum, hiçbir hakkımdan vazgeçmeyeceğim. Eşimin kızıma nasihatı: Kızım evden abdestsiz çıkma, hastalara güler yüzlü davran, hoşgeldin de, iğnelerini yaparken Besmele çek. Biz çocuklarımızı böyle yetiştirdik.

Sizin davanız ne zaman ve neden açıldı?


10 Ağustos 2017'de gözaltına alındım. 4 gün gözaltında kaldım. 5. gün savcıya ifade verdim. Hem terör şubede hem de adliyede. Üzerime kayıtlı bir telefonda Bylock kullandı diye aldılar ama sonra kullanmadığım ortaya çıkınca, hani dükkana girmişken boş çıkmayayım diye Bank Asya'da hesabım olduğundan dolayı dava açıldı. Bir defa duruşmam oldu. İkinci duruşma 2 Temmuz 2019'a ertelendi. Şartlı tahliye ile bıraktılar. Bir yıl 3 ay haftada bir gün imza attım.

Ne kadar para yatırdınız?
1000 TL ve biraz altınlarım vardı. Zaten belgeler ellerinde. Eşim tanık olarak katıldı davama. Birinci katta oturduğumuzdan dolayı, eşim sürekli görevde olduğu için yatırdık Bank Asya'ya paramızı. 'Eğer ben herhangi bir yerden talimat alsaydım, o parayı ve altınları talimat verildiğini iddia ettikleri tarihlerde bankadan çekip ev satın almazdık. Tam tersine orada kalırdı' dedik ama nafile... Ben artık dibi gördüm. Büyüklerimiz hep söylerdi. Ağlamak ile gülmek kardeştir diye. Bunların ne demek olduğunu yaşadım. İçin cayır cayır yanarken karşındaki evladına gülmek zorundasın. Eşimin her yanına gittiğimde ona kötü bir haber vermek zorunda kaldım. Ahmet ben gözaltına alındım, Ahmet kızın tutuklandı, ihraç edildi...










8 Nisan 2019 Pazartesi

Biri PKK’dan, biri KHK’dan, biri de başörtüsünden… Hayatları heba edilen OKUR kardeşler

8 Nisan 2019
Üç kardeşin biri PKK’dan, biri KHK’dan hayatını kaybetti. Diğeri ise 28 Şubat’ın bitmediğini gösteren mağduriyet zinciri içinde.. Bir Kürt ailesinin hikayesi…


Selman Okur ve Ahmet Okur…  İki kardeş… Bugün ikisi de hayatta değil. Bağırsak kanseri tedavisi gören Selman Okur (45), 19 Mart 2019’da Diyarbakır’da bir hastanede vefat etti. Kardeşi Ahmet Okur (49) ise, 24 Haziran 2005’te Bingöl dağlarında çıkan çatışmada vuruldu. Biri Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden atılıp ölüme mahkum edildi; diğeri PKK’ya katılıp dağda hayatını kaybetti. Yakınları Ahmet Okur’un öğrenciyken Kürt olduğu için maruz kaldığı haksızlıklardan sonra PKK’ya katıldığını belirtiyor.

İmam olmak için 10 yıldır mücadele eden üçüncü kardeş Ammar Okur’un (40) yaşadıkları ise, her fırsatta 28 Şubat’tan söz eden AKP iktidarı döneminde 28 Şubat’ın devam ettiğini gösteren bir hikaye.
Okur ailesinin yaşadıkları, Türkiye’de benzeri binlerce ailenin yaşadıklarından sadece bir örnek.

ÖNCE ÇÖPÇÜ YAPTILAR, SONRA AÇIĞA ALDILAR




Selman Okur (45) vefat etmeden önce Diyarbakır Sur Belediyesi halkla ilişkiler bölümünde çalışan, evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan bir eş ve babaydı. Üç kız bir erkek olmak üzere 4 çocuğu vardı. 2015’te aldığı ev kredisinin taksitlerini ödüyordu. 15 Temmuz’dan sonra terörist ilan edildi. Önce belediyenin temizlik işleri departmanına sürüldü, çöpçülük yapmaya zorlandı. Sonra açığa alındı. 17 Temmuz 2017’de ise 692 sayılı KHK ile işinden atıldı.

İşine geri dönmek için Olağanüstü Hal (OHAL) Komisyonu’na yaptığı müracaat, terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle reddedildi. 2010 yılından bu yana belediyede çalışan, 15 Temmuz’a kadar hakkında herhangi bir soruşturma açılmayan Selman Okur birdenbire terörist ilan edildi.

OHAL Komisyonu’nun incelemesine göre Selman Okur, 1993-2017 yılları arasında PKK/KCK adına düzenlenen eylem ve etkinliklere, yürüyüşlere, basın açıklamalarına katılmakla, kapatılan Tutuklu Hükümlü Aileleri Demokratik Hukuk ve Dayanışma Derneği, Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği üye olmakla suçlandı.

Ammar Okur, “Bir abim PKK’ye katıldığı için biz bu muameleyi hep gördük. Bugün de birçok Kürt ailesi aynı muameleye maruz kalıyor.” diyor.

SOSYOLOJİ OKUDU, İMAMLIK SINAVINI KAZANDI

1990 yılında Diyarbakır İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Selman Okur, 1992’de Diyarbakır Müftülüğü’nün açtığı imamlık sınavını kazandı ve Diyarbakır’ın Hani ilçesine imam olarak atandı. 18 ay maaş aldı. Fakat abisi Ahmet Okur’dan dolayı 1993’te tutuklandı. Yöneticilikten 10 yıl 6 ay ceza aldı ve bu ceza siciline işlediği için bir daha imamlığa geri dönemedi.

2003’te cezaevinden çıktıktan sonra Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünde okuyan Selman Okur, uğraştı, didindi sonunda Sur Belediyesi’nin 2010’da ‘hükümlüler’ için açtığı sınavı kazandı. Fakat ancak 7 yıl çalışabildi. Ammar Okur’a göre Sur Belediyesi’nin kayyumu, abisinin derneklere gidip gelmesini bahane etti.

Selman Okur’a ihraç olduktan iki ay sonra bağırsak kanseri teşhisi kondu. Bir buçuk yıl tüm aile onun hastalığıyla ilgilendi. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Adana Başkent Hastanesi, Elazığ Devlet Hastanesi, Diyarbakır Memorial arasında gidip geldiler. Kemoterapi uygulandı, radyoterapi yapıldı. Adana’daki doktorlar kanser hücrelerinin vücudundan temizlendiğini söyledi ama tekrar nüksedince Dicle Tıp Fakültesi’nde hayatını kaybetti. Ammar Okur, abisinin çocukları okutma, kredi borcuna ödeme, işine dönememe endişesiyle kanser olduğunu söylüyor.

HAYALİ FUTBOLCU OLMAKTI

1993’te PKK’ya katılan ve 24 Haziran 2005’te Bingöl/Dallıtepe çatışmasında ölen Ahmet Okur’un (solda) ideali ise futbolcu olmaktı. 1,90 boyunda yapılı ve güçlü bir fiziğe sahipti. Lise döneminde Hazro, Hani, Cizre’deki spor kulüplerinde futbol oynuyordu.

Liseden sonra hem para kazanmak hem de okumak için Antalya’ya gitti. Bir yandan taşeron olarak inşaat işleriyle uğraştı, diğer yandan üniversite sınavına hazırlandı. Antalya Akdeniz Üniversitesi Beden Eğitim Bölümü’nün sınavlarına girdi. Rakiplerini geride bırakarak tüm aşamaları başarıyla tamamladı ama sözlü sınavda ‘Kürt’ olduğu için elendi. Ahmet Okur futbolcu olmaktan da, üniversite sınavına girmekten de o gün vazgeçti.


Ammar Okur, “Abim 24-25 yaşlarında gitti kırsala (PKK). Çünkü bir zulme maruz kalıyor. Sözlü sınavda Kürt olduğu için aşağılanıyor. Sınavdaki hocaların ifadeleri, tavırları ağrına gidiyor. Şu anda aynı duruma yine binlerce Kürt çocuğu maruz kalıyor. Ahmet abim Diyarbakır Hazro’da liseyi okurken medresede kalıyordu. Ben ortaokul ikinci sınıftaydım o zaman. En son okuduğu kitap İbn-i Kasım’ın Şafi ilmihalidir. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hiçbir imamı o kitabı tam bilecek seviyede değildir. Buna benzer binlerce örnek var. Milyonlarca genç bu şekilde harap edildi.” diyor.

BAŞÖRTÜSÜ EYLEMLERİNE KATILDIĞI İÇİN İMAM OLAMIYOR

1998-1999 Diyarbakır İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Ammar Okur ise Dicle Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başörtüsü eylemlerine katıldı. Dönemin partisi DEHAP’ın mitinginde ‘Başörtüye uzanan eller kırılsın’ afişleri dağıttıkları için Diyarbakır TEM tarafından gözaltına alındı. Üç saat içeride kaldı. Dövüldükten sonra serbest bırakıldılar. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce 26 Ekim 2002’de tekrar gözaltına alındı.

Ammar Okur, neden tutuklandığını şöyle anlatıyor:

“Seçimden önce insanlara gözdağı vermek amacıyla Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Van, Urfa merkezli bir operasyon yapıldı. Bu arada 2001’de AKP, Diyarbakır’da yeni örgütlenmeye çalışırken bize de teklif geldi. Gelin gençlik kollarında görev alın diye. Biz o zaman Milli Gençlik Vakfı’na gidiyorduk. 26 Ekim 2002’de ablamın evindeyim. Gece polis geldi. Seni almamız lazım dediler. Gittik. 30 kişi tutuklandığımızı ben daha sonra mahkemede anladım. O 30 kişiden kimseyi tanımıyorum. Beni sorguya aldılar. İlk soru ‘Ahmet Okur nerede?’ ‘Selman Okur nerede?’ oldu.

Bizim mahalleden bir arkadaşım vardı. O adımı vermiş. Diyarbakır TEM onların evine gidince orada bana ait bir kitabı görüyorlar. Said Havva’nın İslam’da Nefis Tezkiyesi adlı kitabı. Bundan dolayı beni tutukladılar. Suçlama Kürdistan İslami devrim hareketini kurmak. Vay be dedim, biz neler yapıyormuşuz. Bahane çok. 160-170 sayfalık iddianamede benim ifadem 5 satırı geçmez, kimlik bilgiler dahil. Daha sonra serbest kaldık ama mahkememiz devam etti. Savcı hakkımızda 10 yıl ceza istedi. On yıl oldu 5 yıl. Beş yıl oldu 1 yıl. Bir yıl oldu 10 ay. 10 aylık ceza da ertelendi. Ama sicilime işlendi.”

Açıköğretim’de sosyoloji ve ilahiyat, Fırat Üniversitesi’nde mermercilik okuyan Ammar Okur, 2013’te Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı imamlık sınavını kazanıp Aydın’a imam olarak atanıyor ama göreve başlayamıyor. 10 aylık cezayı Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi temizlemesine rağmen, kamuda çalışma haklarını almasına rağmen DİB imamlık vasfını kaybettiğine kanaat getiriyor.

Ammar Okur o günden beri bu haksızlıkla mücadele ediyor. 9 Ocak 2014’te Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne dava açıyor. Mahkeme 6 ay sonra red kararı verince dosyasını Danıştay’a götürüyor ve 3 yıl sonuç bekliyor:

“Yani bir karar düzeltme 5 ay sürmesi gerekirken 3 yıl bekledik. Açıktan söylemiyorlar ama Kürt olduğumuz için hep red yiyoruz.” diyen Ammar Okur, 24 Şubat 2019’da dosyasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıyor. Şimdi yine beklemede, fakat pek ümitli değil: “Türkiye’de hepten hukuk kalmadı. En az 3 yılı daha gözden çıkardım. Bana herkes ‘sen hukuk mağdurusun’ diyor.”

30 BİN KİŞİ İÇİNDE 6 BİNİNCİ OLDU


İmam olamayınca Diyarbakır’da bir gözlük dükkanında çalışmaya başlayan Ammar Okur, 2018 Şubat’ta tekrar imamlık sınavına giriyor 30 bin kişi içinden 6 bininci oluyor. 20 gün önce katıldığı sözlü sınavdan ise abisinin hastalığıyla ilgilendiği için ancak 60 puan alabilmiş.

Okur, “Avukatıma sordum. Sınavları kazandım, DİB yine sorun çıkartabilir mi diye. Her şey olabilir, her şeye hazırlıklı olun dedi. Abimizden dolayı biz hep bunu yaşadık, baskı gördük. ‘Abisi orada kendisi burada’ gibi ithamlarda bulundular. Neden onun yolundan gidip gitmediğimizi bile sorguladılar. Bugün bazı ortamlara girince, insanlar bana da abilerimden dolayı ‘o’ gözle bakıyorlar. Ben hiçbir siyasi partinin binasından içeri girmiş değilim, hiçbir siyasi parti için çalışmış değilim. Ama maalesef durum böyle.” diyor.

15 TEMMUZ’DAN SONRA AİLEDEKİ HERKES KANSER TEDAVİSİ GÖRDÜ

Okur ailesi, Diyarbakır’ın Hazro ilçesi Dadaş köyünden… Molla ailesi olarak biliniyorlar. Sülaledeki herkes neredeyse imam. Baba, babanın babası, onun babası, amca, amcaoğulları, yeğenler… Silsile böyle devam ediyor. Daha birkaç gün önce ilahiyat mezunları yeğenleri imamlık sınavını kazanmış. Ailede her sene birileri imam oluyor.

1940 doğumlu baba Hayder Okur 1977’de Diyarbakır’ın Hani ilçesine imam olarak tayin oluyor ve 2002’de emekli oluncaya kadar imam olarak görev yapıyor. Saliha Okur ile evlenen Haydar Okur’un yedi çocukları dünyaya geliyor.

Büyükten küçüğe; Mehmet, Ahmet, Mina, Selman, Selime, Ammar ve Abdullah Okur. 15 Temmuz’dan sonra ailedeki herkes stres ve sıkıntı nedeniyle hastalanmış. 79 yaşındaki baba, geçici hafıza kaybı yaşıyor. Şu anda hastanede olan anne yatalak, böbrekleri ve bağırsakları rahatsız. Selman Okur bağırsak kanserinden vefat etti. Diyarbakır Kadın Doğum Hastanesi’nde laborant olarak çalışan Mehmet Okur ve evhanımı Mina Okur’da da kanserleşmemiş tümör tespit edildiği için kansere dönüşme ihtimaline karşı tedavi görmüşler. En küçük kardeş Abdullah da zihinsel engelli. Selime Okur, annesine, kardeşine ve babasına bakıyor. Zor bir hayatları var. Fakat Ammar Okur diyor ki, "Yaşamak direnmektir."


4 Nisan 2019 Perşembe

Karaciğer nakli yapılan tutuklu öğretmen Engin Kara'nın eşi Olcay Kara: Eşimin durumu kritik, cezasının ertelenmesini istiyoruz

4 Nisan 2019 
Karaciğer nakli yapılan tutuklu öğretmen Engin Kara için kritik dönem başladı. Eşi Olcay Kara endişeli: Temiz, stressiz, hijyenik bir ortamda tedavisine devam edilmezse ölümle sonuçlanabilir. 20 kişilik koğuşta 44 kişi kalıyorlar. Eşim cezaevine dönmemeli.



5 Şubat 2017'de tutuklanan, 22 yıllık öğretmen Engin Kara'ya önceki gün Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi'nde karaciğer nakli yapıldı. Oğlundan alınan karaciğerin yüzde 70'i babaya nakledildi. Doktorların ifadesine göre ameliyat başarıyla gerçekleştirildi fakat karaciğerin uyum süreci kritik bir dönem. 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Engin Kara'nın mikrop kapmaması için tedavisine hijyenik ve sağlıklı bir ortamda devam edilmesi gerekiyor. Oysa Ordu E Tipi Cezaevi'nde 20 kişilik koğuşta 44 kişi kalıyorlar. TC. Anayasası'na göre hasta tutukluların cezalarının ertelenmesi kanunda açıkça belirtiliyor. Engin Kara'nın eşi Olcay Kara bu talebi yetkililere ilettiklerini söylüyor. Telefonda görüştüğüm Olcay Kara yaşadıkları süreci anlattı:

BİR İTİRAFÇI ADINI VERDİ DİYE...

Benim eşim 22 yıllık öğretmen. Türkiye'nin birçok yerinde görev yaptı. Dershane öğretmeniydi. Genel müdürdü bir taraftan. Onu sevmeyen, yardımının dokunmadığı, işini halletmediği kimse yoktu. Ordu'dan bir itirafçının ismini vermesiyle içeri alındı. Oğlunu Gülen Cemaati'nin okullarına gönderdiği için, Bank Asya'da parası olduğu için tutuklandı. Bunlar 2,5 yıl önce Türkiye'de suç değildi. 26 aydır haksız bir şekilde cezaevinde eşim.

ÖNCE KOLUNDA BİR ÇATLAMA OLUYOR

Ordu E Tipi Cezaevi'ne ilk girdiği günlerde tahliye olan biri, sevincini paylaşmak üzere eşimin boynuna atlayınca yere düşüyorlar ve kolunda bir çatlama oluyor. Revire gitmişler aslında, ama çok üstünde durulmamış. Eşim de zaten pek ilgilenilmiyor diye 16 ay kadar hiç revire gitmemiş. O süreçte bacaklarında şişmeler, yüzünde sarılık-beyazlık oluyor. Hapiste güneş görmüyorlar, hareket edemiyorlar, D vitamini eksikliği diye düşünmüştük. Aklımıza başka bir ihtimal gelmemişti.


SİROZ TEŞHİSİ KONULDU, OĞLUMUN KARACİĞERİ NAKLEDİLDİ

Son dönemde vücudunda benek benek yaralar çıktı, anlayamadık çok durumu. Oysa bunların hepsi karaciğer hastalığının belirtisiymiş. Kaşıntı ve yaralar artınca doktora tekrar çıkıyor. Ordu Devlet Hastanesi'nde bir bayan doktorun dikkatiyle önce kemik kanserinden şüpheleniyorlar. Sonra siroz teşhisi konuluyor. Zaten sirozun üç evresi varmış. İlk iki evre enjektör tedavisiyle iyileşebiliyor. Üçüncü evre nakil gerektiriyor. Eşimin karaciğeri o durumdaydı. Bir hafta kadar Ordu Devlet Hastanesi'nde kaldı. İş ciddiye binince Ordu'da nakil imkanı olmadığı için Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi'ne sevk edildi. Burası nakil konusunda çok başarılı bir hastane. İyi ki gelmişiz, ameliyat başarılı geçti.

NAKİL OLUP ENFEKSİYON KAPAN HASTALAR VAR 

Vücudunun vereceği tepkiye göre, karaciğerin uyup sağlayıp sağlamamasına göre eşimin bir ay mı olur, iki ay mı olur artık hastanede kalması gerekiyor. Çünkü hastanede karaciğer nakli yapılmış ve sonra enfeksiyon kapmış hastalar var. Eşim şu an kritik bir dönem geçiriyor. Bakım çok önemli. Karaciğeri ölmüştü eşimin.

CEZA ERTELEME DİLEKÇESİ VERDİK, ÜMİTLE BEKLİYORUZ

Savcılığa ceza erteleme dilekçesi verdim. Eşim hükümlü olduğu için cezasının infazı için 1 yıl erteleme istedik. İnfaz koruma dilekçesinin de işleme konulduğunu söylediler. Ordu Cezaevi hastaneden, dilekçeden dolayı hasta bildirim raporu istedi. Bir ay içinde cevabın elimize ulaşmasını bekliyoruz. Doktorların ifadesine göre eşimin enfeksiyon kapma riski çok yüksek ve en ufak bir komplikasyon ölümle sonuçlanabilir. Ameliyatın tekrarlanma tehlikesi doğabilir. Bu yüzden cezasının ertelenmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Daha önce karaciğer nakli yapılan ve tekrar cezaevine gönderilen bir hasta ihmaller sonucu hastalığı kansere dönüştü. Ailesi korku içinde. Son günlerini yaşadığını söyledikleri başka bir vaka daha var. Bu durumların göz önünde bulundurulmasını istiyoruz.

Bize bekleyin ve gelişmeleri takip edin dendi. Biz de endişeli ama ümitli bir şekilde bekliyoruz. Bu ameliyat bitmiş bir ciğere bir operasyon için yapıldığından daha da önem arz ediyor. Temiz, stressiz, steril bir ortamda devam etmezse ölümle sonuçlanabilir. Eşim cezaevine dönmemeli. Yoğun bakım ana girişinde her gün 4 jandarma bekliyor. Onlar da işlerini yapıyor. Kimseden şikayetim yok.

20 KİŞİLİK KOĞUŞTA 44 KİŞİ KALIYORLAR

Eşim 2 yıldır Ordu E Tipi Cezaevi'nde bulunuyordu. 5 Şubat 2017'de tutuklandı. 6 yıl 10 ay hapis cezası verildi. 20 kişilik koğuşta 44 kişi kalıyorlar. Dört kişinin yatağı yok. Gecenin bir yarısına kadar biri yatıyor, sonra o kalkıyor, diğeri yatıyor. 44 kişilik yerde 2 tuvalet var. Sıraya giriyorlar. 1,5 saat sonra sıra geliyor bir kişiye. Sonra günlük suları kesiliyor. Günde 5 saat su veriyorlar. Farklı farklı zamanlarda. Gün içinde 10 dakika sıcak su veriliyor. Genelde tavuk yemeği çıkıyormuş, eşim onu yiyemiyor. Cezaevi şartları hastalar, ameliyatlı insanlar için uygun değil. Eşimin cezasını ertelenmesi gerekiyor. Zaten TC. Anayasası'nda hasta tutuklularla ilgili kanun var. Bunun uygulanmasını istiyoruz.

1 Nisan 2019 Pazartesi

Zeyfeoğlu ailesi yeni bir hak ihlali ile karşı karşıya

1 Nisan 2019 
Osmaniye’de tutuklu bulunan Zeyfeoğlu ailesi yeni bir hak ihlali ile karşı karşıya. Babasının cenazesine katılmasına izin verilmeyen Sercan Zeyfeoğlu’ndan şimdi de bir tercih yapması istendi: Ya hapisteki ailenle görüşebilirsin ya da dışarıdakilerle!




Sercan Zeyfeoğlu bir yıl önce tutuklandı. Ardından eşi Zeynep Zeyfeoğlu ve 2,5 yaşındaki oğlu Hakan 21 Mart 2019’da Osmaniye Toprakkale Cezaevi’ne konuldu. Anne, baba ve çocuk artık aynı cezaevinde kalıyor.

28 Mart 2019’da Sercan Zeyfeoğlu’nun, akciğer kanseri babası Süleyman Zeyfeoğlu hayatını kaybetti. Babanın ölmeden önce tek söylediği dünya gözüyle oğlunun çıktığını görmekti. Oğlunun tahliyesini göremeden gelini ve torunundan da haksız, hukuksuz yere mahrum bırakıldı.

Abla Sibel Zeyfeoğlu, kardeşinin cenazeye katılması belgeleri hazırlayıp cezaevi yönetimine teslim etti. Ama savcılık Sercan Zeyfeoğlu’nun babasına son görevini yapmasına izin vermedi.

İki gün önce, 30 Mart Cumartesi ise yeni bir gelişme oldu. Abla Sibel Zeyfeoğlu yaşadıklarını gözyaşlarıyla anlatıyor:

“Her şey üst üste geldi. Babam vefat etti, savcılık kardeşim Sercan’ın cenazeye katılmasına izin vermedi. Ölüm günü kendi acımı unuttum, adliye ile cezaevi arasında koşturup durdum, belgeleri hazırlayıp teslim etmeme rağmen izin çıkmadı. Şimdi ise cezaevi kardeşime ve gelinimize bir tercih yapmalarını söylemiş. Görüş günlerinde ya dışarıdaki ailelerinizle görüşebilirsiniz ya da buradaki eşinle. İkisinden birini tercih et diyorlar. Yani bizimle görüşecekler ya da birbirleriyle. İtiraz etmişler, biz de itiraz edeceğiz. Daha ne kadar zulüm yapılabilir, daha ne kadar bir insana işkence edilebilir bilmiyorum…”

http://sevincozarslan.blogspot.com/2019/03/24-mart-2019-bir-anne-ve-bebek-daha.html

29 Mart 2019 Cuma

İsim benzerliği nedeniyle tutuklandı, çocukları yolunu gözlüyor

29 Mart 2019 
Türkiye’de artık hiç kimsenin yargı sistemine, adalete, hukuka inancı kalmadı. Uzun zamandır durum böyle ama mahkeme kayıtları ortaya çıktıkça fotoğraf daha netleşiyor. Şanlıurfa’da bir hakim, sanık ve itirafçı arasında yaşanan aşağıdaki diyalog, mahkemelerdeki durumu bir kez daha göstermesi bakımından ibretlik…

İtirafçının ifadesine rağmen tutuklanan Ayşe Demir'in, biri 14 aylık 3 çocuğu var. Eşi de cezaevinde.


– Yer: Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi.
– Tarih: 11 Kasım 2018.
– Hakim Ali Kara, itirafçı Büşra Demirdal’a soruyor.
– Ayşe Demir’i tanıyor musunuz?
– El cevap: Hayır, benim dediğim Ayşe Demir bu değil. Adını verdiğim Ayşe Demir eczacı bir bayandı. 40-45’lı yaşlarındaydı. Ben bu kadını tanımıyorum.
– Hakim: Ayşe Demir’in tutuklanmasına… (karşısındaki kadını kast ederek) 

Gözaltındayken Ayşe Demir’in adını veren Büşra Demirdal, mahkemede adını verdiği kadınla karşılaşınca yanlış kişi olduğunu ifade ediyor. Ama buna rağmen sonuç değişmiyor. Hukuksuzluklar dağ gibi. Hayatı mahvolan bunca insan ne yapacak, nası bir çıkış yolu bulacak...

ANNE VE BABA AYNI GÜN, ÇOCUKLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE TUTUKLANDILAR 


Türkçe öğretmeni Ayşe Demir ve fizik öğretmeni eşi Beytullah Demir, 12 Eylül 2018’de, üç çocuklarının gözleri önünde Urfa’daki evlerinde tutuklandılar. 10 gün gözaltında kaldıktan sonra Şanlıurfa Sulh Ceza Mahkemesi Ayşe Demir’i adli kontrolle serbest bıraktı. Beytullah Demir ise ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi.

Ayşe Demir bir ay boyunca hiçbir yere kaçmadan, gizlenmeden imzasını attı. Bir ayın sonunda ise yeni bir gelişme oldu. İstanbul Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Büşra Demirdal adlı genç bir kız itirafçı olmuş, Ayşe Demir adlı birinin adını vermiş, Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde de hakkında dava açmıştı. Ayşe Demir, Ceylanpınar doğumlu olduğu için ifadesinin alınması için Ceylanpınar Asliye Mahkemesi’ne talimat verildi.

Fakat Şanlıurfa merkezde yaşayan Ayşe Demir, ‘ben kendim hakim karşısına çıkıp, savunmamı yapayım’ diye 11 Kasım 2018’de Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya gitti. Kendi ayağıyla gittiği mahkemede maalesef tutuklandı. Hakim Ali Kara, mahkemeye SEGBİS ile bağlanan Büşra Demirdal’ın yukarıdaki ifadesine rağmen, ‘ben bu kadını tanımıyorum’ demesine rağmen, genç anneyi üç çocuğundan ayırdı. Ve 32 yaşındaki Demir, 12 Aralık 2018’de terör örgüne üyelik suçlamasıyla 5 yıl 18 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf mahkemesi de on gün önce kararı onayladı. Dava şu anda Yargıtay aşamasında.

Bir itirafçının adını vermesiyle Hilvan 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Ayşe Demir Türkçe öğretmeniydi. Eşi de kendisi de Dicle Üniversitesi’nden mezun oldu. 2011-2014 yılları arasında Diyarbakır’daki Kültür Özel Eğitim ve Nehir Özel Eğitim kurumlarında ücretli öğretmen olarak çalıştılar.

Ayşe Demir, Hümeyra’ya hamile kalınca okuldan ayrıldı. Çalıştıkları kurum kapatıldıktan sonra da Şanlıurfa’ya yerleştiler. Bu arada çocuklarının sayısı 3 oldu. Şimdi 1,5 yaşında olan Taha Bera, annesi tutuklandığında henüz sütten kesilmemişti. En büyük oğulları Osman 7, Hümeyra ise 2 yaşında.

20 gün önce mahkemesi olan Beytullah Demir ise iki ay sonra tekrar hakim karşısına çıkıp savunmasını yapacak ve ‘terörist’ olmadığını kanıtlamaya çalışacak!

ÜÇ TORUNUMA, 80 YAŞINDAKİ FELÇLİ BABAMA BAKIYORUM

Ayşe Demir’in babası emekli Şeref Atay, hem torunlarına, hem de beyin kanaması nedeniyle hastanede yatan kendi babasına bakıyor. İki ayağı bir pabuca girmiş, bir oraya bir buraya koşturuyor. Telefonla görüştüğümüz Şeref Atay, çaresiz bir baba ve dede olarak tüm mağdurların sesi olarak 6 aydır yaşadıklarını anlattı:

“Yandaş olman lazım, yoksa başka çaresi yok. Kızıma sordum, sen Büşra’yı tanıyor muydun diye. Vallahi billahi tanımıyorum baba, diyor. Biz Büşra Demirdal’ı mahkemede gördük, kimdir bilmiyoruz. Daha önce Diyarbakır’da bulunmuş galiba. Büşra Demirdal’ın o tarihlerde kızımı tanıması mümkün değil. Kızım o tarihlerde üniversite okuyordu. Evlenmemişti, benim soyadımı taşıyordu… Ben perişan oldum. Torunlarıma bakıyorum. 80 yaşındaki babam beyin kanaması geçirdi, felç oldu, hastanede yatıyor. Üç çocuk bize kalmış, bunları bezleri var, üstleri var. Taha Bera daha süt emiyor. Sabah akşam cezaevine götürüyorum. Ben emekli bir insanım. Artık psikolojimiz bozuldu. Eve gidiyorum, çocuklar başlıyor; dede annem ne zaman gelecek demeye. Ne yapacağımı bilmiyorum.

ÇALMADIĞIM KAPI KALMADI

Böyle hukuksuzluk olmaz. Benim kızım suçluysa cezasını verin çeksin! Ama yok, bana bir gerekçe gösterin! Suçlamalardan birine de gaybubet evinde yaşıyor diye yazmışlar. Üç çocuğuyla kendi evinde yaşayan bir anne, nasıl gaybubet evinde yaşıyor! Emlakçı belli, biz tutup yerleştirdik kızımı oraya. Allah’tan korkun, neyin terör örgütü. Silah mı sıkmış, silah mı kullanmış, kaçakçılık mı yapmış anlamadım. Öyle bir hayat yaşadık ki, anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan geldi. Çalmadığım kapı kalmadı. Kimseye, hiçbir şeye inancım kalmadı artık. Çok doluyum…”

Ayşe Demir’e isnat edilen akıl almaz üç suç var. 2011-2014 yılları arasında Diyarbakır’daki Kültür Özel Eğitim ve Nehir Özel Eğitim kurumlarında ücretli öğretmen olarak çalışması olması. Tanımadığı, adını dahi bilmediği Büşra Demirdal’ın adını vermesi ve gaybubet evinde kaldığı iddiası. Ayşe Demir’in avukatı, iddiaları çürütmelerine rağmen bir sonuca varamadıklarını ifade ediyor.

Ayşe Demir, Büşra Demirdal ifadeleri ile avukat Abdülhamit Tapışık’ın savunması:


24 Mart 2019 Pazar

Hakan bebek ve annesi Zeynep öğretmen tutuklandı, baba da aynı cezaevinde

24 Mart 2019 
 Bir anne ve bebek daha cezaevine girdi. 2,5 yaşındaki Hakan bebek ve annesi iki gün önce tutuklandı. Devlet üniversitesinin düzenlediği geziye katılmakla suçlanan baba ise 15 aydır tutuklu. Şimdi üçü birlikte Osmaniye Toprakkale Cezaevi’nde…

Tutuklu bebeklere bir yenisi daha eklendi. Zeynep Zeyfeoğlu ve 2,5 yaşındaki oğlu Hakan 21 Mart perşembe sabahı tutuklandı. Öğretmen Zeynep ve oğlunun tutuklanmasından sonra Türkiye hapishanelerindeki çekirdek ailelerin sayısı da artmış oldu. 2014 yılında kurulan Zeyfeoğlu ailesinin üç üyesi de artık Osmaniye Toprakkale Cezaevi'nde bulunuyor.

DEVLET ÜNİVERSİTESİNİN DÜZENLEDİĞİ GEZİYE KATILMAK SUÇ SAYILDI



Önce tarih öğretmeni olan baba Sercan Zeyfeoğlu 29 Aralık 2017'de gözaltına alındı, 3 Ocak 2018'de tutuklandı. Emlakçı bir arkadaşının adını vermesi üzerine 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan gözaltına alınan ve 'güleç' yüzüyle tanınan Zeyfeoğlu, çıkarıldığı ilk mahkemede ifadesi okunurken gülümsediği için tutuklanmasına karar verildi. Daha sonra iddianamesine Bylock kullanıcısı olduğu yazıldı. Atfedilen en trajikomik suç ise Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörlüğünün düzenlediği geziye katılmak. Üniversitenin tarih bölümünden 2011 yılında mezun olan Sercan Zeyfeoğlu, rektörlüğün gezisine gitmekle suçlanıyor.

ÖNCE 'BYLOCK YOK', SONRA 'VAR' DEDİLER

Eşi Zeynep Zeyfeoğlu'na atfedilen suç ise Bylock kullanmak. Oysa Sercan Zeyfeoğlu gözaltına alındığında her ikisinin de telefonuna el koyan polis, önce 'telefonlarınız temiz' dedi. Daha sonra Sercan Zeyfeoğlu'nunkini geri alıp Bylock tespit etti! Bir buçuk yıldır eşini cezaevine ziyarete gidip gelen Zeynep Zeyfeoğlu da aradan geçen zaman zarfında birdenbire Bylock kullanıcısı ilan edildi!

Zeyfeoğlu ailesinden telefonla görüştüğümüz S. Zeyfeoğlu, "Zeynep'i perşembe günü gözaltına aldılar, aynı gün tutukladılar. Tutuklanma kağıdına da 'hakkındaki delillerin tespit edilmesi' yazdılar. Bunu tutuksuz da yapabilirlerdi. Denetimli serbestlikle de yapabilirlerdi. Bu olayın hiçbir yerinde mantık yok. Hakimin, savcının amacı baskı kurarak etkin pişmanlıktan yararlandırmak, isim söyletmek. Yani bu ülkede tutuklanmadık insan kalmayacak. Rektörün düzenlediği geziye katılmak suç sayıldı. Bu yasal değilmiş, devletin üniversitesinin düzenlediği bir gezi." diyor.

İlk mahkemesine Kasım 2018'de çıkarılan Sercan Zeyfeoğlu'nun ikinci mahkemesi geçtiğimiz ocak ayında yapıldı. Üçüncü mahkemesi 9 Nisan'da görülecek. S. Zeyfeoğlu ve avukatın düşüncesine göre Zeynep Zeyfeoğlu'nun tutuklanmasının nedeni, karar duruşmasından önce aileye baskı kurmak, isim söyletmek.

 


HER İKİSİ DE AİLELERİNİN OKUYAN TEK ÇOCUKLARI

Biri 14 kardeşli bir ailenin okumuş tek kızı, diğeri 6 kardeşli ailenin okumuş tek oğlu... Siirt Pervari doğumlu olan 29 yaşındaki Zeynep Zeyfeoğlu, köyün üniversite okuyan iki kızından biri. Kızların okumasına iyi gözle bakılmayan Doğanköy'de verdiği mücadele köydeki diğer kızlara umut olmuş, önlerini açmıştı. Doğanköy'de şimdi epeyce kız üniversite mezunu.

Ailesindeki herkes 'o okusun' diye üzerine titrediği 31 yaşındaki Sercan Zeyfeoğlu ise Osmaniye'de büyümüş. Zeynep Zeyfeoğlu Erzurum Atatürk Üniversitesi, Sercan Zeyfeoğlu Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi mezunu. Biri tarih öğretmeni, diğeri matematik öğretmeni.

2014 yılında Van'daki Çağlayan dershanesinde çalışırlarken evlenen Zeyfeoğlu çiftinin oğulları Hakan, Ekim 2016'da dünyaya geldi. Şimdi tüm hakları elinden alınmmış halde, annesiyle birlikte 40 metrekarelik bir koğuşta yaşıyor. İki yıl önce Osmaniye'ye dönen Zeyfeoğlu çifti, burada yeni bir hayat kurma telaşınday, kendi dünyalarında yaşayıp giden yurdum insanıydılar... MAHKEMELERDEKİ HAVAYI, DİYALOGLARI BİR GÖRSENİZ...

Parkinson hastası olan, aynı zamanda kalp yetmezliği bulunan Sercan Zeyfeoğlu'nun babası Selman Zeyfeoğlu'na ise 2018 Kurban Bayramı'ndan sonra akciğer kanseri teşhisi konuldu. Yaşadıkları sıkıntıların bu hastalığı tetiklediğini ifade eden S. Zeyfeoğlu, "Sercan'ı okutabilmek için çok çabaladık. Öğretmen oldu diye düşünürken devlet ona terörist damgası vurdu. Mahkemelerdeki havayı, diyalogları bir görseniz olayın iç yüzünü daha iyi anlarsınız. Orada tamaman bir tiyatro gibi mahkemecilik oynanıyor. Adın nedir, soyadın nedir, ifadene itirazın var mı, otur, öbürüne geç... O kadar çaresiz ki insanlar, ölüm kadar çaresizler..." diyor.


Sercan Zeyfeoğlu'nun, akciğer kanseri teşhisi konulan babası Selman Zeyfeoğlu "Ben yaşacağımı yaşadım, dünya gözüyle oğlumun çıktığını göreyim" diyor.