15 Eylül 2013 Pazar

Malatya kültürü sözden yazıya geçiyor

15 Eylül 2013
Malatya Valiliği, örnek bir çalışma ile şehrin sözlü kültürünü, mimarî, tarihî ve edebî değerlerini yazıya geçiriyor. 24 kitaplık dizide Malatya’nın yemek kültüründen mimarisine, masal ve öykülerden çocuk oyunlarına kadar Malatya kültürü kayıt İstanbul DT’den altına alınıyor.

24 kitaplık ‘Malatya Kitaplığı’ dizisinden 15’i yayımlandı. Bu kitaplar, Malatya’daki kütüphanelerin yanı sıra diğer illerdeki halk kütüphanelerine, üniversitelere, dernek ve vakıflara da gönderildi.
Malatya Valiliği, gençlerin kitap okuma alışkanlığı kazanırken bir yandan da Malatya’nın kültürel tarihi ve sanat değerlerini öğrenmeleri için bir kitap dizisi hazırladı. Valiliğin öncülüğünde İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve Kayısı Vakfı işbirliğiyle hazırlanan “Malatya Kitaplığı” dizisi, toplam 24 kitaptan oluşacak. Kitaplarda, yemek kültüründen mimariye, masal ve öykülerden çocuk oyunlarına, şehrin yetiştirdiği şair ve ressamlardan devlet adamlarına kadar Malatya kültürü kayıt altına alınıyor.

    Kitap dizisi oluşturulurken, öğrencilerin yaşadığı şehrin tarihini ve kültürünü derli toplu bir eserden öğrenmeleri amaçlanmış. Bir dönem önceki Malatya Valisi Doç. Dr. Ulvi Saran öncülüğünde başlatılan proje kapsamında Malatya’nın tarihi, kültürel ve sanatsal değerlerinin gün yüzüne çıkarılması, arşivlenmesi ve tanıtılması da hedeflenmiş.

    İl Kültür Turizm Müdürlüğü’nce yürütülen proje, yeni Vali Vasip Şahin himayesinde devam ediyor. Malatya İl Kültür ve Turizm Müdürü Derviş Özbay, şimdiye kadar 24 kitaplık “Malatya Kitaplığı” dizisinden 15’inin yayımlandığını söylüyor. Bu kitaplar, Malatya’daki tüm kütüphanelere gönderilmiş. Ayrıca yurtiçinde de bürokratlar, il valileri, il halk kütüphaneleri, üniversiteler, dernekler ve vakıflar ile paylaşılmış.

     Bugüne kadar yayımlanan kitaplar arasında Kent Rehberi, Battalname, Malatya Masalları, Malatya Öyküleri, Malatya Bibliyografyası, Malatya  Çocuk Oyunları, Şemsi Belli, Malatya’nın Gönül Sultanı Niyazî-i Mısrî, Akçadağ Öğretmen Okulu, Osmanlı Dönemi Malatya Kökenli Devlet Adamları, Malatya Türk İslam Dönemi Mimari Eserler 1, Medeniyetin Beşiği Malatya, Siyah-Beyaz Malatya, Malatya Mutfak ve Yemek Kültürü, Malatyalı Ressamlar yer alıyor. Yayımlanacak kitaplar ise şöyle: Malatya’da Ziyaret Kültürü ve Ziyaret Yerleri, Malatya Efsaneleri, Sultansuyu Harası, Valilerin Hatıralarında Malatya, Malatyalı Musikişinaslar, Mimari Eserler, Malatya Tarihi.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ






13 Eylül 2013 Cuma

Bugüne şükretmeyi unutuyoruz

13 Eylül 2013
Sanem Öge, geçen hafta gösterime giren Şimdiki Zaman filmiyle 31. İstanbul Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülü kazanmıştı. Beyoğlu’ndaki bir kafede fal bakan Mina karakterini canlandıran Öge, “Günümüz insanı, geçmişte yaşayıp ve gelecek için kaygılanınca bugüne şükretmeyi unutuyor.” diyor.

Birkaç yıl önce popüler olan ve hâlâ bu popülerliğini koruyan Beyoğlu’ndaki fal kafeler ve o kafelerin müdavimleri, Belmin Söylemez’in geçen hafta gösterime giren ilk filmi Şimdiki Zaman’a konu oldu. Filmin başkarakteri Mina (Sanem Öge), müşterileri memnun etmek için 20 TL’ye fal bakmak zorunda. ‘Geçmişte neler neler olmuş, vah vah vah, tüh tüh tüh ne acılar yaşanmış, ‘kumral bir kadın görünüyor orada, ona dikkat etmelisin, yakışıklı bir adam var ama…’ türünden cümleler duyup ferahlamak günümüz insanı için maalesef bir terapi yöntemi. Oysa yaşamakta olduğumuz an, kıymetini bilmeden nasıl da geçip gidiyor. Zamanımızı bol keseden harcamakta yetenekli bir milletiz.
    Oyunculuk kariyerinin başındaki Sanem Öge ise, bugünlere gelirken her anını değerlendirmek için boş durmadan çalışmış. Yapmadığı iş yok neredeyse. Lunaparkta bilet görevlisi, muhabirlik, editörlük, çevirmenlik… Tüm bu işlerin hepsi geçimini sağlamak üzere hayatta yan dal yapmak gibi bir şey onun için. Asıl hedefi, 1994’te Stüdyo Oyuncuları Oyunculuk Stüdyosu’nda eğitimini almaya başladığı oyunculuktur. Sonra devamı gelir.
       Önce kazandığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü bitirir, İTÜ’de Sanat Tarihi yüksek lisans eğitimine başlar ama devam etmez. İkinci yüksek lisans denemesi, 2007 yılında Kadir Has Üniversitesi “Film ve Drama Bölümü”nde kabul edildiği oyunculuk üzerinedir. Genç oyuncu, Stüdyo Oyuncuları, Ve Diğer Şeyler Topluluğu, Tiyatro Oyunevi, İstanbul Devlet Tiyatrosu gibi tiyatrolarda önemli roller üstlenir. Bir yandan okul, bir yandan yayınevlerinde editörlük, bir yandan ilk sahne deneyimlerini yaşar bu yıllarda Öge. Tam o sırada, artık tamamen oyunculuğa yönelmesi gerektiğine karar verir. Hayatındaki her şeyin yarım yamalak olmasını istemez. “Birini tam yapmak istedim. Bir kapıyı kapatmadan diğeri açılmıyor. O cesareti göstermek gerekiyor.” diye düşünür ki, ödül almasına vesile olan tiyatro ve sinema teklifleri de işte bundan sonra gelir.
   
Kendisinin ifadesiyle ‘kovalamayan ve hırs yapmayan biri için’ filmografisi ve ödülleri oldukça göz dolduruyor Öge’nin: 2012 yapımı Şimdiki Zaman’daki rolü ile 31. İstanbul Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu seçildi. Ve Diğer Şeyler Topluluğu’nun sahnelediği Yüz Yılın Aşkı’ndaki rolü ile de Tiyatro Tiyatro ödüllerinde yine en iyi kadın oyuncu o idi. Sanem Öge’yi yakında, Tek Notalık Adam (2008), Ejder Kapanı (2010) ve Şimdiki Zaman’dan sonra, çekimleri kısa bir süre önce tamamlanan ve şu anda post production aşamasında olan Melisa Önel’in Kumun Tadı ve Esra Saydam ile Nisan Dağ’ın birlikte çektiği Deniz Seviyesi’nde izleyeceğiz. İlkinde Iraklı bir mülteci, diğerinde bir aşk hikayesinin bir parçası olarak karşımıza çıkacak olan genç oyuncu ne güzel ifade ediyor şükrünü: “Günümüz insanı geçmişte yaşayıp ve gelecek için kaygılanınca bugüne şükretmeyi unutuyor.”





HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

11 Eylül 2013 Çarşamba

Tarihî yarımadayı kurtarma adımı

11 Eylül 2013
Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 2012’nin başında kurulan İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM), ekimde uluslararası bir sempozyuma hazırlanıyor. Merkezi Yedikule surlarının içinde olan İSTYAM’ın üzerinde durduğu en önemli konu, bölgede yaşayanlarda tarihî yarımada bilinci oluşturmak.
Fotoğraf: İzzet Keribar
 Sur içi diye tabir edilen tarihi yarımada hepimizin bildiği gibi çok önemli bir bölge. İlk İstanbul bu bölgede kuruldu, imparatorlukların merkezi oldu, yüzlerce tarihi yapı ve kültürel zenginlikler yine burada. Fakat tarihi yarımada bir o kadar da ilgiye ve sahiplenilmeye muhtaç. Yıldız Teknik Üniversitesi, bölgenin geleceğini teminat altına almak için 2012 yılının başında İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM) kurdu. Fatih Belediyesi, Yedikule Mahallesi’nde 5 bin 400 metrekarelik arazi içinde 2 bin metrekare kapalı alanı olan bir binayı 20 yıl boyunca İSTYAM’a tahsis etti.

İSTYAM, bir yıldır hem sur içinde oturanlarda ‘nerede yaşadıklarına’ dair bir bilinç oluşturmak, hem de ‘tarihi yarımada uzmanları’ yetiştirmek için çalışmalar yapıyor. “Cankurtaran’da Dönüşüm ve Cankurtaran’da Yaşayanlar” ya da “İstanbul’un İlk Kadısı Tarafından Yaptırılan Hızır Bey Camii’nin Restorasyon Süreci” gibi seminerlerin yanı sıra Osmanlı Türkçesi atölyeleri açarak, evlerinin yanı başındaki mezar kitabesini okumayı bilmeyen ama öğrenmek isteyen tarihi yarımadalılarla akademisyenleri bir araya getiriyor.

YTÜ Mimarlık Bölümü Bina Bilgisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferah Akıncı’nın öncülüğünde kurulan İSTYAM, ekimde önemli bir sempozyuma hazırlanıyor. İran, İtalya, Azerbaycan, Hollanda gibi ülkelerden katılımcıların bildirilerini sunacağı Uluslararası Tarihi Yarımada Sempozyumu 3-5 Ekim 2013’te gerçekleş-tirilecek. Sempozyumda ‘Tarihi yarımadanın sınırları genişliyor mu? Silüeti bozan Zeytinburnu’ndaki ikiz kulelerin akıbeti ne olacak? Bu konuda akademisyenler ne diyor? Tarihi yarımada nefes almakta zorlanırken akademinin bu emeği yeterli mi?’ gibi konular tartışılacak. Akıncı, “Ben Fatih Malta’da büyüdüm. Tarihi yarımadanın yitip giden değerlerini gözümüzle gördük. Bu merkez, bölgedeki tarihsel dokunun en iyi şekilde korunması ve kültürel sürekliliğin sağlanmasına büyük katkı yapacak.” diyor.

ÜÇ KOMİSYON KURULDU

İSTYAM kapsamında kurulan üç önemli komisyon bulunuyor. Op. Dr. Mehmet Görgülü ve ekibinin oluşturduğu Biyolojik Materyal İnceleme Komisyonu, tarihi yarımadada yapılan kazılardan elde edilen yeni ve eski insan, hayvan ve bitkilere ait biyolojik materyallerin analizini yapıyor. Buradaki amaç; örneğin insan iskeletlerinde yaş, boy, cinsiyet, hastalık gibi özelliklerin saptanması yoluyla tarihi yarımadanın geçmişteki sakinlerini kimliklendirmek.

‘Tarihi Yapılarda Deformasyon Ölçmeleri’ adını taşıyan ikinci komisyon, tarihi yapılarda oluşan ya da oluşabilecek deformasyonları saptıyor. Doç. Dr. Atınç Pırtı, Yrd. Doç. Dr. R. Gürsel Hoşbaş, Uzman Taylan Öcalan’dan oluşan komisyonun tecrübeleri arasında sur içinde Fatih Camii deformasyon ölçme ve değerlendirme çalışması yer alıyor. Konservatör Uğur Genç yönetimindeki Tarihi Yarımada Deneysel Araştırma Komisyonu ise sokak sokak gezerek cam, taş, ahşap, fosil toplayıp binaları ve eserleri korumak için malzeme analizi yapıyor, ayakta kalan yapıların ömürlerini ve dayanıklılıklarını ölçüyor.

Sempozyumdan bazı etkinlikler

- “Tezhip ve Minyatür Sanatıyla İstanbul Tarihi Yarımadası” ve “İstanbul Tarihi Yarımada Resim Sergisi”, 3 Ekim 2013.

- Tarih ve ‘şehirli’ arasındaki ilişkinin çeşitli yönleriyle ele alınacağı tarihçi Teyfur Erdoğdu yönetiminde gerçekleştirilecek Şehirli Atölyesi, 2 Ekim 2013.

- Doç. Dr. Ercan Karakoç, “Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde İstanbul’da Toplu Ulaşım”, 4 Ekim 2013.

- “Tarihi Yarımadada Küçük Bir Çocuk Olmak” acaba nasıl bir duygu? Bölgede büyüyen Yrd. Doç. Dr. Şule Özkeçeci izlenimlerini aktaracak, 4 Ekim 2013.

- Program çerçevesindeki ilginç atölyelerden biri kesme şekerden Ayasofya Müzesi’nin yapılacağı Sugar Sophia Maket Atölyesi olacak, 1-2 Ekim 2013. Sempozyum oturumları ve etkinliklerin hepsi İSTYAM’ın Yedikule’deki merkezinde yapılacak. Katılmak isterseniz: www.istyam.yildiz.edu.tr, 0212 588 21 14

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ


7 Eylül 2013 Cumartesi

İbrahim Müteferrika koleksiyonu sahibini arıyor

17 Eylül 2013
Osmanlı’da ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika, 1745’te vefat edene kadar matbaasında 17 kitap bastı. Uğur Güracar, Türk, İslam ve Osmanlı tarihi açısından önem taşıyan 17 eseri buldu buluşturdu, bir araya getirdi.
Osmanlı döneminde ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika (1674-1745), vefat edene kadar matbaasında 17 kitap basıyor. 1920’lerde Beyoğlu’nda kurulan sahaf Librairie de Pera’nın bugünkü sahibi Uğur Güracar, ilk Türk matbaasında basılan 17 eser ile birlikte Müteferrika’nın ölümünden sonra yayımlanan dört eseri toparladı, bir koleksiyon oluşturdu.
       Bu koleksiyon önemli, çünkü bugüne kadar 17 eserin bir arada olduğu bir koleksiyon yoktu. Geçtiğimiz mayıs ayında Yalova’da açılan İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi’nde bile, yetkililer çok arzu etmesine rağmen böyle bir koleksiyon bulunmuyor. Hatta Güracar’ın ifadesiyle dünyanın en önemli kütüphanelerinden biri olan ve yüzyıllık koleksiyonları koruma misyonu ile kurulan Paris’teki Bibliothèque Nationale de France’da (BnF) bile yok. Güracar, “Böyle bir koleksiyon dünyada çok az yerde veya kişide var. Bibliotheque Nationale’de bile tam değil. Bu eserleri müzayedeye çıkarıp satmak gibi bir fikrim yok. Bizim koleksiyonumuzda yer alıyor. Ama görmek, satın almak isteyen koleksiyonerlere de elbette kapımız açık.” diyor.

Koleksiyonun en değerli eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve İslam dünyasında Arap harfleriyle basılan ilk kitap olan Vankulu Lügati. Kapak içinde ebruların yer aldığı, mücellidinin mührünün bulunduğu Vankulu Lügati, Lale Devri’nin en değerli eseri olarak biliniyor. Müteferrika’nın bastığı bir diğer kitap, Türk denizcilik tarihine ilişkin önemli bir kaynak eser olan, Katip Çelebi’nin yazdığı Tuhfetu’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar yani Deniz Seferleri Hakkında Büyüklere Armağan.
    Koleksiyonda, ‘Türkiye’de basılan ilk resimli kitap’ olarak tanıtılan Tarih-i Hind-i Garbi’nin, değerine değer katan bir özelliği bulunuyor. Müteferrika, bastığı ilk üç kitaba adını yazmazken, bu eserin son sayfasına, eseri bizzat kendi eliyle bastığını belirten bir not düşmüş.

  İbrahim Müteferrika, matbaasında kendisinin kaleme aldığı kitapları da basıyor. Bunlardan biri, Osmanlı yönetim sisteminde yeniden yapılanmanın gerekliliğini ve uygulama yöntemlerini bilimsel bir şekilde anlattığı eseri, Usule’l-Hikem fi Nizame’l-Ümem. Koleksiyonda müellifi olduğu eserlerle birlikte, Müteferrika’nın katkıda bulunduğu başka kitaplar da mevcut.

   Müteferrika 71 yaşında vefat edince (1745) matbaa bir süre kapalı kalıyor. Devrin padişahı, matbaanın ruhsatını Müteferrika’nın bizzat yetiştirdiği Rumeli kadılarından İbrahim Efendi ve Ahmet Efendi’ye vermesine rağmen, sadece Vankulu Lügati’nin ikinci basımını yapabiliyorlar. Daha sonra I. Abdülhamid bu işin sürmesi için Divan-ı Hümayun beylikçilerinden Raşid Mehmet Efendi ile Vasıf Efendi’yi teşvik ederek makineleri Müteferrika’nın vârislerinden alarak onların bu işe devam etmelerini sağlıyor. İki ortağın bastıkları ilk eser, Müteferrika Matbaası makinelerinden çıkan on sekizinci kitap, “Tarih-i Sami ve Şakir ve Suphi”. Koleksiyondaki 21 eserin hepsi Türk-İslam ve Osmanlı tarihi açısından oldukça değerli. Bu değere yaraşır şekilde korunması da o kadar önemli. (www.librairiedepera.com)


Müteferrika Koleksiyonu’ndaki eserler

1- Vankulu Lügati olarak bilinen Cevheri’nin yazdığı Tercüme-i Sıhah-ı Cevheri. 

2- Tuhfetu’l-Kibar fi Esfari’l-Bihari Katip Çelebi.

3- Tarih-i Seyyah, Judas Thasddaeus Krusinski. 

4- Tarihu’l-Hindi’-Garbi El-Musemma Bi Hadisi Nev. 
 
5- Tarih Timur-i Gurgan, İbn Arabşah. 
 
6- Tarih-i Mısr-i Kadim ve Mısr-i Cedid, Süheyli Efendi. 

7- Gülşen-i Hulefa, Nazmizade Murteza. 
 
8- Grammaire Turque ou Methode Courte & Facile, Jena-Baptiste Daniel Holdermann. 

 9- Usulü’l-hikem fi nizami’l-umem, İbrahim Müteferrika. 
 
10- Fuyuzat-ı Mıknatısiyye, İbrahim Müteferrika. 

11- Kitab-ı Cihannümali Katip Çelebi, İbrahim Müteferrika-Katip Çelebi. 

12- Takvim el-Tevarih, Katip Çelebi. 
 
13- Tarih-i Na’ima, Mustafa Na’ima. 

 14- Tarih-i Raşid, Mehmed Raşid. 


15- Tarih-i Asım, Çelebizade Asım Efendi. 

16- Ahval-i Gazavat der Diyar-ı Bosna, Ömer Bosnavi. 

17- Ferheng-i Şuuri, Şuuri Hasan Efendi. 

18- “Tarih-i Sami ve Şakir ve Suphi”, Raşid Mehmet Efendi ve Vasıf Efendi. 

19- Tarih-i İzzi, Süleyman İzzi. 
 20- İ’rabu’l-Kafiye, Güzelhisarlı Zeyn,-Zade Hüseyin. 
 
21- Vankulu Lügati’nin ikinci baskısı.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ



5 Eylül 2013 Perşembe

Türkiye’nin Broadway’inde dünyaca ünlü üç müzikal

 5 Eylül 2013
Temeli 2008’de atılan Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nin tanıtımı ve ilk sezon programı, dün yapılan basın toplantısıyla açıklandı. Avrupa’nın en büyük sahnesi olarak sunulan Zorlu Center PSM, dünyaca ünlü üç müzikali Türkiye’ye getirerek İstanbul’u, Broadway düzeyinde bir sanat merkezi yapmayı hedefliyor.

Jersey Boys


İstanbul yeni bir sanat merkezi daha kazandı. Tanıtımı dün yapılan Zincirlikuyu’daki Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi, müzikallerin New York Broadway ve Londra West End’den sonraki yeni merkezi olmaya aday. İşletmeciliğini dünyada 30’un üstünde Broadway tiyatrosu yöneten ve 101. yaşını kutlayan Amerikalı Nederlander Worldwide Entertainment’ın yaptığı Zorlu Center PSM, üç önemli müzikali Türkiye’ye ilk kez getirerek açılışını kutluyor.
    İlki Broadway’den gelen ve kasım ayında gösterime girecek olan Jersey Boys. Müzikal, dört mavi yakalı gencin oluşturduğu “Four Seasons” grubunun pop müzik tarihinin en büyük başarılarından birine imza atmalarının öyküsünü anlatıyor. Jersey Boys, en iyi müzikal albüm dalında Tony, Grammy, Olivier ve Helpmann ödülü olmak üzere toplam 54 uluslararası ödüle sahip.
    Yeni yılın ilk iki ayında sahnelenecek ikinci müzikal ise Londra’dan gelecek olan Broadway’in en uzun soluklu müzikallerinden biri sayılan ve 7 kez Tony Ödülü alan Cats. Eseri, bugüne kadar üç yüzden fazla şehirde, 50 milyondan fazla kişi izledi.

Cats

    2014 yılının Nisan ve Mayıs ayında izleyiciyle buluşacak üçüncü müzikal ise Paris’ten gelecek olan “Notre Dame de Paris” müzikali. Victor Hugo’nun ölümsüz eseri “Notre Dame’ın Kamburu”ndan esinlenen müzikal; sahnelendiği ilk yılında (1998) en çok bilet satışı yapan prodüksiyon olarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na girdi.

Notre Dame’ın Kamburu

    Zorlu Center PSM’de müzikallerin yanı sıra klasik müzik, caz, pop-rock konserleri ve modern dans ve bale gösterileri de yapılacak. Etkinlikler 23 Ekim’de In a Time Lapse’ın albüm turnesi kapsamında Türkiye’ye yine ilk kez konuk olacak kompozitör Ludovico Elinaudi’nin konseriyle başlıyor.
    26 Ekim’de ise şiirseverlerin beğeneceği bir gösteri var. “The Kavafis Project” adıyla gerçekleştirilecek gecede, 150. doğum yılı kutlanan dünyaca ünlü Yunan şair Kavafis’in şiirleri, Yunan besteci Alexander Karozas’ın besteleri, Yunan müziğinin önemli temsilcisi George Dalaras’ın yorumu ve Okan Bayülgen’in okumaları eşliğinde sunulacak. Saraybosna Müzik Akademisi’nden bir grup öğrenci tarafından kurulan ve Bosna Hersek’in geleneksel kent müziğini icra eden Divanhana’nın 11 Aralık’taki konseri de açıklanan programın dikkat çeken etkinlikleri arasında.
George Dalaras


 EN İYİLER VE İLKLER...
 
‘Avrupa’nın en büyük sahnesi’nin tam ortasında yapılan basın toplantısında konuşan Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi Genel Müdürü Ray Cullom, “Bu ilk sezon programımızı oluştururken iki temel noktaya odaklandık: en iyiler ve ilkler. Her sezonda Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde Broadway’in üç veya dört efsane müzikali izlenebilecek.” dedi.
    Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nin ilk sezon biletleri bugün 13.00’te satışa çıkıyor. Tüm etkinliklerin biletleri www.zorlucenterpsm. com’dan satılacak. Gişe satışları ise merkez binasından yapılacak.


Genel müdürlüğünü Ray Cullom’un (yanda) yaptığı Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi, 50 bin metrekare kapalı alana sahip. Merkezin içinde 2.262 kişi kapasiteli Ana Tiyatro ve doğal akustik donanımla tasarlanan 738 kişi kapasiteli Drama Sahnesi olmak üzere iki salon bulunuyor.


2013-2014 etkinliklerinden bazıları
Jersey Boys: 13-24 Kasım 2013
Cats: 21-31 Ocak 2014 ve 1-2 Şubat 2014
Notre Dame de Sion: 22-30 Nisan 2014 ve 1-4 Mayıs 2014
Divanhana-Saraybosna Müzik Akademisi: 11 Aralık 2013
George Dalaras&Okan Bayülgen: 26 Ekim 2013
John Williams Gala: 21 Aralık 2013
Ennio Morricone 50. Sanat Yılı Veda Turnesi: 22 Şubat 2014
The Piano Guys: 11 Nisan 2014
Haris Alexiou ve İncesaz: 3 Nisan 2014
Take 6: 12 Kasım 2013
Spectacular Classics: 20 Aralık 2013
Evren Kutlay-Osmanlı’dan Cumhuriyete Avrupa Müziği: 17 Aralık 2013
Fahir Atakoğlu, Yasmin Levy, Azam Ali: 17 Nisan 2014
Fındıkkıran-Moskova Klasik Balesi: 7 Aralık 2013
New York Gypsy All-Stars: 10 Aralık 2013

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ




2 Eylül 2013 Pazartesi

Bir yönetim merkezi olarak Hırka-i Saadet

2 Eylül 2013
Fatih Sultan Mehmed’in, Topkapı Sarayı’nın en prestijli mekânı olarak inşa ettirdiği Has Oda, günümüzde Mukaddes Emanetler Dairesi olarak ziyaret edilebiliyor. Böylesine önemli mekânla ilgili olarak bugüne kadar iki eser yayımlanmıştı. Sevgi Ağca’nın hazırladığı üçüncü eser Hırka-i Saadet, Has Oda’yı Kutsal Emanetler’in muhafaza edildiği bir mekân olmasının yanı sıra yönetim merkezi olarak ele alıyor.
Has Oda
Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Saadet Dairesi’ni yani Has Oda’yı gezerken belki dikkatinizi çekmiştir, köşede siyah kapağı bulunan bir kuyu yer alır. Osmanlı döneminde Hırka-i Saadet temizlendikçe bir saygı ifadesi olarak odadan çıkan tozlar, bu kuyuya dökülürmüş (Alttaki fotoğraf). Has Oda’nın temizliği zaten başlı başına bir tören. ‘Pars temizliği’ diye özel bir adı dahi bulunuyor. Padişahlar, her yıl Ramazan ayının 12 ile 14’ü arasında kendilerinin nezaretinde yapılan bu temizliğe katılmayı şeref addederlermiş. Çünkü burası sarayın, tozlarının bile emanet kabul edildiği önemli bir mekân. Peygamber Efendimiz’e (sas) ait kutsal emanetler Hırka-i Saadet Dairesi’nde muhafaza ediliyor.
Padişah tabutlarının konulduğu musalla taşı ve Hırka-i Saadet 
temizlenince biriken tozların atıldığı siyah kapaklı kuyu.
Hırka-i Saadet Dairesi’ne adını veren, bizzat Peygamberimiz’den intikal eden mübarek Hırka-i Şerif’i, Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin bir bölümü, Sakal-ı Şerif’i, saçları, ayak izi, nal-ı saadet adı verilen sandaleti, su içtiği tası, kılıcı, yayı ve mührünün burada yer alması önemini anlamak, anlatmak ve sahip çıkmak için yeterli.

Hırka-i Saadet Dairesi ile ilgili bugüne kadar üç eser yayımlandı. İlki 1953’te müzenin ilk müdürü Tahsin Öz’ün hazırladığı, siyah beyaz fotoğraflarda oluşan 80 sayfalık bir eserdi. 2004 yılına kadar, aradan geçen 51 yılda maalesef sadece Osmanlı padişahları ve Mukaddes Emanetler bölümü sorumlularının görebildiği bu kıymetli eserlerle ilgili bir çalışma yapılmamıştı. 2004’te Topkapı Sarayı eski müdürlerinden Hilmi Aydın, ‘Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler’ (Kaynak Yayınları) adıyla geniş ve kapsamlı ilk çalışmayı hazırlamıştı. Hırka-i Saadet Dairesi’nde, sayısı 605 olarak tespit edilen Mukaddes Emanetler’in tek tek fotoğrafları ilk kez bu çalışma sırasında çekilmiş ve kitapta bir araya getirilmişti. Aydın’ın on yılda hazırladığı eser, 2005’te Avusturya’da düzenlenen, 35 ülkeden altı bin kitabın değerlendirildiği yarışmada en iyi ikinci kitap ödülü aldı.

414 sayfadan oluşan eserde, teşkilatı, törenleri ve Kutsal Emanetler’iyle Hırka-i Saadet Dairesi bol fotoğraflar eşliğinde anlatılıyor.
Hırka-i Saadet Dairesi ile ilgili üçüncü eseri ise geçtiğimiz günlerde Korpus Kültür Sanat Yayıncılık yayımladı. Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler sorumlusu Sevgi Ağca’nın “Hırka-i Saadet” adıyla yayına hazırladığı kitabın diğerlerinden farkı, Has Oda olarak da adlandırılan Hırka-i Saadet’i Mukaddes Emanetler’in yer aldığı ve korunduğu bir mekân olmasının yanı sıra sarayın idari bir bölümü ve diğer bölümlerle olan ilişkisiyle birlikte ele alması.
    ‘Bir teşkilat olarak Hırka-i Saadet’in işlevleri nelerdir? Osmanlı payitahtında inanç ve törenler nasıl yapılırdı, Has Odalılar kimlerdi ve Has Oda Teşkilatı neden önemliydi?’ gibi soruların cevaplarını bol fotoğraflar eşliğinde sunulan kitabın bu bölümlerinde bulabiliyoruz.
    Padişahlar, tahta ilk olarak Has Oda’da oturmuş, ilk biat merasimini Hırka-i Saadet Odası’nda yapmış ve ardından yapılan cülüs merasimine bu kutsal odadan çıkıp katılmış, yıllar içinde resmi saltanat törenlerinden biri haline gelen Hırka-i Saadet Resmi Âlisi de Hırka-i Saadet Dairesi’nde yapılmaya devam etmiş.

TAHT İLE TENEŞİR ARASINDAKİ MESAFE
Kitapta, 9 bölümden oluşan Hırka-i Saadet Dairesi’nin bir planı da yer alıyor. Şadırvanlı Sofa ile başlayan daire Şadırvanlı Sofa II. Bölüm, Has Oda Koğuşu/Destimal Odası, Has Oda/Hırka-i Saadet Odası, Arzhâne, Silahdar Ağa Hazinesi I. Bölüm/Hafız Odası, Silahdar Ağa Hazinesi II. Bölüm, Mermer Dibek ve Musalla Taşı adı verilen bölümlere ayrılıyor.
    Has Oda’nın Osmanlı yönetiminde önemi büyük, fakat bize göre en etkileyici bölümü, sadece padişahların ve şehzadelerin tabutlarının yerleştirildiği mermer musalla taşı. Padişahlar nasıl ki bu odada tahta çıkıyorsa cenazeleri de aynı odadan törenle çıkarılıp defnediliyordu. Sevgi Ağca, bir padişah vefat edip diğeri tahta çıkarken yapılan ibretlik geleneği bugün de ibret olsun diye kitaba not düşüyor: 1918'de vefat eden Sultan V. Mehmed Reşat’ın naaşı, Has Oda çeşmesinde yıkandıktan sonra buraya konulur. Tahta çıkma merasimi için Topkapı Sarayı’na gelen VI. Mehmed Vahideddin Bağdat Köşkü’nde dinlendikten sonra Babüssaade’ye cülüs töreni için geçerken Sultan Reşad’ın naaşı önünde durup Fatiha okur, ardından da kendisini tahta çıkaran talihin bir diğerini mezara götürmesini “Taht ile teneşir arasındaki mesafe çok kısa” veciz cümlesiyle dile getirir.
Has Oda'nın Arzhane'ye açılan kapısı.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ