Hukuk fakültesini derece yaparak kazanan tutuklu öğrenci Emine Altın’ın sınavlara girmesine izin verilmiyor. CİMER’in gerekçesi: “Toplumun güvenliğini tehlikeye düşürebilir!”
İzmir Şakran Cezaevinde 14 Şubat 2018’den bu yana tutuklu bulunan Emine Altın, 2019 üniversiteye giriş sınavında derece yaptığı halde okumasına izin verilmiyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Altın İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi sınavlarına giremiyor.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi ile (CİMER) 4-5 kez yazışma yapan aileye 7 Ocak 2020’de gelen en son cevaba göre Altın ‘toplum güvenliğini tehlikeye atabilir’ diye sınavlara alınmıyor.
Cevapta şöyle deniliyor: “Ceza infaz kurumu düzeni ile toplum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği, terör örgütü veya diğer suç örgütü üyelerinin örgütsel amaçlı faaliyet ve haberleşmelerine imkân sağlayabileceği, yol, kalınacak ceza infaz kurumu ya da sınav merkezi veya okulda güvenlik açısından sakınca bulunabileceği değerlendirildiği takdirde Cumhuriyet Başsavcılığınca sınırlama…”
Anayasa’nın 42. maddesinde yer alan “Kimse eğitim öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” hükmü hiçe sayılarak eğitim hakkı elinden alınan Emine Altın’ın annesi Fadime Mersin, yaşanan hukuksuzluğa tepki gösterdi.
Mersin, “Tutuklu olanların okumasına müsaade eden okullar arasında İstanbul Üniversitesi olduğu için bu hukuk fakültesine kayıt yaptırdık. Şimdi sınavlara girmesine izin vermiyorlar. Kızınız terörle yargılanıyor, öğrencilere zarar verir. Mesuliyet alamayız. Burada okutamayız diyorlar. İlk başta devlet izin verirse, masrafları da siz karşılarsınız sınavlara girebilir demişlerdi. Şimdi devlet evlet izin vermiyor diyorlar. Madem okumasına izin verilmeyecekti neden sınava girmesine izin verildi. Hem sevindik hem de sevincimiz kursağımızda kaldı” dedi.
Kayıt sürecinde de çok uğraştıklarını belirten Mersin, “Vekalet için cezaevi ile noter arasında gidip geldik. İki ay son dakikaya kadar uğraştırdılar. Onu halledince bu sefer okul ile sorumuz başladı. Okul ilk önce önce sınavı kazanıp sonra içeri girseydiniz sizi kabul edebiliriz ama içerideyken kazandığınız için kaydınızı alamıyoruz dediler. Derslerine girmediğiniz için sınavlara kabul edemiyoruz dediler. Türkiye’de sadece 5 üniversitede dışarıdan eğitim almak özgürlüğüne sahipsiniz. Bunlardan biri de İstanbul Üniversitesi. O zaman bu ibareyi kullanmasınlar.” ifadelerini kullandı.
Kızının Manisa Turgutlu Rabia Hatun Lisesinden mezun olduğunu ifade eden Mersin, “İlk bine girdi kızım ve böyle şartlar altında okuyan bir çocuk. Görüşe gittiğimde, derece yapan senin kızın mı, o senin kızın mı diye soruyorlar bana. O kadar üzdüler ki bizi anlatamam. Çok mağduriyetler yaşadı” diye konuştu.
Emine Altın cezaevinde açılan kursa devam edip saz çalmayı da öğrenmiş, İzmir Şakran Cezaevi.
İKİNCİ ÜNİVERSİTESİ
Emine Altın aslında matematik öğretmeni. İzmir 9 Eylül Üniversitesi Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun. İkinci üniversitesini Türkiye derecesi yaparak kazandı. Okulu bitirdikten bir yıl sonra evlenen Altın’ın maden mühendisi eşi Armağan Altın da Kasım 2017’den beri aynı cezaevinde tutuklu. Eşi tutuklandığında hamile olan Altın, 1,5 aylık bebeğini o süreçte kaybetti. Dört ay sonra da kendisi tutuklandı. Evlilik aşamasındayken de gözaltına alınan Emine Altın, o dönemde serbest bırakılmıştı.
İÇ GÖRÜŞ YAPTIRMIYORLAR
Yeni evli çifte, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandıkları için 2 yıl içinde sadece iki kere kapalı görüş hakkı tanındı. Cezaevinde sağlık sorunları başlayan Armağan Altın’ın aile yakınları “Kan tahlili vermesi gerekiyor ama bir türlü almadılar. 3-4 defa dilekçe yazıp talep etmiş, ama ilgilenilmemiş. Normalde kalp kapakçığından dolayı ameliyat olmuştu. Onun için de kontrol istedik. Uzun süre sonra kontrole götürdüler.” dedi.
İki yıldır tutuklu Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve tutukluluk sürecinde ailece yaşadıklarını yazdı.
3 Temmuz 2018’den bu yana Manisa E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan 3 çocuk annesi Nesibe Nur Akkaş, intihara kalkışan kızını, manik depresif teşhisi konulan oğlunu ve ailece yaşadıkları sıkıntıları anlattı.
KIZIM İNTİHARA TEŞEBBÜS ETTİ
HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 6 sayfalık mektup yazan Akkaş, büyük kızının aşırı dozda anti-depresan aldığını ve ölümden döndüğünü söyledi. Akkaş, “Büyük kızım 12 yaşında. 42 ay önce babasının tutuklanmasının ardından geçirdiği travmayla aşırı derece kilo almaya başladı. Ben kızımı Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine tedaviye götürüyordum. Zaten 7 yaşından beri ‘Dikkat Eksikliği-Dürtüsellik’ hastalığından dolayı kırmızı reçete ile tedavi gören kızım, 10 yaşında antidepresan kullanmaya başladı. Maruz kaldığı sıkıntılar ve yaşadığı travmalar yüzünden 2018 Kasım ayında tedavisi için doktorun verdiği depresan ilaçları aşırı derece içerek İNTİHAR teşebbüsünde bulundu.” dedi.
NEFESİM DARALMAYA BAŞLIYOR ANNE
Akkaş, kızının Mart 2019’da kendisine gönderdiği ilk ve son mektubunun bir bölümüne de kendi mektubunda yer verdi:
“Anne var ya senin bana verdiğin kolye şu an elimde olan kolye ben onu okula takınca sanki böyle siz beni evde bekliyormuşsunuz gibi bir cesaret doluyordum. Ama önceki hafta okulda kolye, bileklik vs takılması yasaklandı. Bir anda içimi dolduran şey çıkıp gitti. Sanki birisi gücümü almaya çalışıyormuş gibi sanki sizin cezaevleriniz her bir saniyede daha da uzaklaşıyor gibi, sanki açık görüşler hiç gelmeyecek gibi, yüzünüzü, o güzel tebessümle bakan yüzünüzü çok az görecekmişim gibi sanki biri kalbimi sıkıştırıyor ama bırakmıyor anne, size o kadar çok ihtiyacım var ki… Anne biliyor musun ben geceleri kolyeyi alıp seninle konuşa konuşa ağlıyorum. Anne hani ben zehirlendim ya boru soktukları yer böyle üzülünce ama çok üzülünce sanki boğazımda bir şey var da nefes almama izin vermeyecekmiş gibi oluyor ondan sonra gerçekten nefesim daralmaya başlıyor ve nefes alamamaya başlıyorum… Ve artık bu çok sık oluyor.”
İki kızı, bir oğlu bulunan Nesibe Nur Akkaş çocuklarıyla bir görüş gününde, 2018.
OĞLUMA MANİK DEPRESİF TEŞHİSİ KONULDU
Tutuklandığından bu yana 16 yaşındaki oğlunun İzmir’de şizofren anneannesi ile kaldığını belirten Nesibe Nur Akkaş, “15 tatilde çok ısrar etmemin üzerine doktora götürülen oğluma doktor manik depresif teşhisi koymuş, düzenli muayeneye çağırmış. Şu an doktora götürebilecek kimse yok maalesef. Çünkü doktoru Turgutlu’da, okulu İzmir Çiğli’de, annemin evi İzmir’in Evka 4’ünde. Hepsi çok ters yerlerde. Devamsızlık ve derslere odaklanma, katılım problemi yaşayan oğlum çoğu zaman öz bakımını yapmakta bile zorluk çekiyor.”
Nesibe Aktaş, sadece çocuklarının değil kendisinin sağlık sorunları yaşadığını da ifade ediyor. Gözaltına alındıktan bir gün sonra hastalıkları nedeniyle İzmir Kadın Doğum Hastanesi ve Turgutlu Devlet Hastanesinde operasyon yapılacağını söyleyen Akkaş, “Gözaltına alındığım günün ertesi kadın hastalıklarından operasyon geçirecektim… Cezaevi şartlarından dolayı hastalıklarım ilerledi, bazıları tedavi edilmiyor. Damar ameliyatı olmam gerekiyordu, bu şartlarda çok riskli olduğu için olamadım. Kalp-damar, kadın hastalıkları, üroloji, KBB, fizik tedavi (bel fıtığı oluştu, sağ bacağım uyuşuyor) beyin cerrahisi, Nüroloji gibi bölümlerle ilgili tedaviler görüyorum. Doktorlar tarafından şartlar değişmedikten sonra iyileşmemin çok mümkün olmadığı ifade edilmekte.” diye yazdı.
OĞLUMU 6 AY HİÇ GÖRMEDİM
Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Nesibe Nur Akkaş’ın eşi de 42 aydır tutuklu. Dosyası Yargıtay’da bulunan Akkaş, mektubunu çocuklarının ruhen kan kaybettiğini, dayanma gücünün kalmadığını söyleyerek bitiriyor ve “Ne olur sesimi duyun” diyor.
“Kızlarımı sadece ayda 1 veya 2 ayda bir görüşüme gelince görebiliyorum. Oğlumu ise 6 ay hiç görmedim. Çocuklarımdan sağlıklı bilgi ve haber alamıyorum. Ciddi manada ruh ve beden sağlıkları ile eğitim hayatları adına endişe etmekteyim. Çocuklarım aile kavramını yitirmiş durumdalar. Bir daha bir araya gelemeyeceğimizi sanıyorlar. Psikolojileri çok kötü durumda. Aile Birlik ve Bütünlüğümüz Parçalanmış durumda. Bu yaşadığım durumları anlatabilecek kimsem olmadığı için sesimi sizin aracılığınızla vicdan sahiplerine sesleniyorum. Çocuklarım ruhen kan kaybediyorlar. Yaşları belki çok küçük gibi gelmiyordur belki size ama emin olun kundaktaki bebekten daha kötü ve annelerine ihtiyaçları olan aciz bir durumdalar. Anlatmaya çalıştığım mağduriyetler artık dayanma gücünün tükenmesine sebep oluyor. Ne olur sesimi duyun.”
NESİBE NUR AKKAŞ’IN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ
Yaklaşık dört aydır Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Elif Kısa’nın duyma ve işitme engelli oğlu Ahmet Kısa işaret diliyle yetkililere seslendi.
3 Aralık 2019 Dünya Engelliler Gününden bu yana tutuklu olan Elif Kısa’nın işitme engelli oğlu Ahmet Kısa, işaret diliyle bir video yayınlayarak annesinin serbest bırakılmasını istedi. Ahmet Kısa, “Abim oda oda annemi arıyor. Abim annemin serbest kalmasını istiyor, üzülüyor. Ben de annemin serbest kalmasını istiyorum ve artık resim çizmek istiyorum. Annem şimdi tutuklu” dedi.
Elbistan’daki atölyesinde resim yapan Ahmet Kısa Bugün ninemin ölüm yıl dönümü, annem şimdi çok üzülüyordur. Annem 77 gündür tutuklu. Annem tutuklu olduğu için çok üzgünüz. Annemi serbest bırakın. Annem abime baksın. Abim üzülüyor. Annemi çok seviyorum. Hepimiz çok üzgünüz. Doğru söylüyorum. Çok üzgünüz. Annemi serbest bırakın. Teşekkürler.” ifadelerini kullandı.
TBMM GÜNDEMİNE TAŞINMIŞTI
Kürt soruşturmaları kapsamında tutuklanan Elif Kısa, mahkeme tarafından vasi tayin edildiği bir tutukluya para yatırdığı için örgüt üyesi olmakla yargılanıyor. 64 yaşındaki Elif Kısa, 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde, gizli bir tanığın aleyhine verdiği ifade nedeniyle eşi Ali Kısa ile birlikte tutuklanmıştı. Elif Kısa’nın 44 yaşında oğlu İsmail Kısa ağır zihinsel ve bedensel engelli. 41 yaşındaki Ahmet Kısa ise duyma ve konuşma engelli. Elif Kısa’nın durumu HDP milletvekilleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşındı ama henüz bir sonuç olmadı.
İlyas Salman’ın KHK’yla ihraç kardeşi Vahap Salman 1990’larda yaşadığı Hollanda’dan döndüğüne pişman. Salman, ağaç kökü yemekten başka yol bırakılmadığını belirtiyor.
İstanbul KHK’lılar Platformunun üyeleri arasında bulunan Vahap Salman, Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sağlık görevlisi olarak çalışıyordu. 1 Nisan 2018’de çıkarılan 696 sayılı KHK ile ihraç edildi. Komünizm propagandası yapıyor diye 5 kişi tarafından şikayet edilmişti.
Ünlü sinema oyuncusu İlyas Salman’ın kardeşi Vahap Salman 2 yıldır Ankara-İstanbul arasında gidip gelerek yaşadığı haksızlıkla mücadele ediyor. Bir yandan da Harbiyeli Annelerin eylemlerine destek veriyor. Onu en son Ankara Büyükşehir Belediyesi eski başkanı İ. Melih Gökçek hedef gösterdi. Ankara metrosunda Harbiyeli Annelere destek verenlerin videolarını paylaştığı için trollerin saldırısına uğradı.
Uzun yıllar özel tiyatrolarda oyunculuk yapan Salman, ağaç kökü yemekten başka bir yol bırakmadıklarını belirtiyor ve 1990’lı yıllarda 7 yıl yaşadığı Hollanda’ya geri dönmeyi planlıyor.
AİLESİ DAĞILDI
İlyas Salman’ın en küçük kardeşi olan Vahap Salman 1966 Malatya Arguvan doğumlu. Türkmen Alevi bir köyden geldiklerini söylüyor. Annesi 11 çocuk dünyaya getirmiş. 7’si yoksulluktan, hastalıktan, kazalardan vefat etmiş. Kendisinin de 2 çocuğu var. Fakat bu süreçte yuvası da dağılmış. “Tencere kaynamayınca, sırtın pek olmayınca, kirayı ödeyemeyince böyle oluyor. Binlerce KHK’lı bu süreçte aynı durumu yaşadı. Bunlar bir travma. Bunu atlatırız bilmiyorum.” diyor. KHK’nın ne demek olduğunu ve bir KHK’lının yaşadıklarını kurdukları platformlarla duyurmaya çalıştıklarını söyleyen Salman 1990’lı yıllardan bugüne yaşadıklarını BOLD’a anlattı.
ZULME UĞRAYANLARIN HEP YANINDA OLDUM
Haksızlığın, adaletsizliğin, hukuksuzluğun olduğu her yerde zulme uğrayan insanların yanında olmak gibi bir düsturum var benim. Vicdanım da bana hep bunu emretmiştir. Adalet Yürüyüşüne de Melek Anne’nin haklı talebine omuz vermem gerektiğini hissettiğim için gittim. Sonrasında birkaç gün evden çıkamadım tedbiren. Çünkü yoğun saldırılar, tehditler vardı. İsim vererek hedef gösterme vardı.
KOMİSYONDAN RED ALDIM
Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ameliyathane ve strelizasyonda görevliydim. 1 Nisan 2018’de 696 sayılı KHK ile ihraç edildim. “Yasal yollar açık, gidin hakkınızı arayın” dediler. Ben de o gün bugündür hakkımı arıyorum. İdare Mahkemesinden ve OHAL Komisyonundan red kararı aldım. İstinaf Mahkemesine başvurmayı düşünüyorum ama gelişmeler neyi gösterir bundan sonraki süreçte bize o hak tanınır mı, geri döner miyiz, bu konuda emin değilim. Çünkü bana yapılan tamamen siyasi bir linçti.
Bizim aslında kimseyle bağlantımızın olmadığını çok iyi biliyorlar. Benim sosyalist olmam, İlyas abimin de sistemin dışında bir insan olması nedeniyle yapıldığına inandığım için mücadelem nereye varır, sonuç ne olur inanın ben de çok iyi bilemiyorum.
HASTANEDE ÇOK SEVİLEN BİR İNSANDIM
Ben hastanede çok sevilen, teşekkür belgeleri olan, sürekli takdir edilen bir insandım. Erkenden işime giden, steril makinalarının testlerini yapan, ameliyat odalarını hazırlayan bir insandım. Hocalar tarafından da çok sevilirdim. İhraç olduğumda kimse inanamadı. Hala ne gerekçesini söylediler, ne işime iade ettiler, ne de sonuç verdiler, sürünceme de bekliyorum.
Bizler şuna inanmıştık. Devlet suçun varsa seni cezalandırır ama suçun yoksa senin ekmeğinle oynamaz. Yani bana neden kast etsin ki, ben ne yaptım ki düşüncesi kafamı zorladı. Daha sonra şunu düşündüm, hayır böyle olmayacak. Ortada bir sürü hukuksuzluk var. Bu bana sıçradı bir şekilde. Öyleyse ne yapmam lazım, haklıyım, haklılığımla mücadele etmem lazım.
DEVLET BENİ NEDEN ATTI?
Kalktım Ankara’ya gittim.1,5 ay, kışın Ankara’da soğuklarda, hastane koridorlarında yatarak, arkadaşlarımın, dostlarımın yardımıyla bazen misafirhanelerde kalarak Meclis’te, Sağlık Bakanlığında, Adliye’de, Adalet Bakanlığında muhatap aradım. En azından bir gerekçe öğreneyim diye. Yani ben neden ihraç edildim, benim ne suçum vardı, ben devletime ne yaptım. Biz kamuda çalıştığımız için sürekli güvenlik soruşturması geçiren, sabıka kaydı sürekli takip edilen insanlarız. Benim hiçbir şeyim yok ki, beni neden attılar diye sordum. Kimlerle görüştüysem KHK işin içine girdiğinde insanlar sus pus oluyorlar. İnsanlar duvar gibi oluyor, o duvarın arkasına geçemiyorsunuz. Hiçbir somut bilgi alamıyorsunuz. Yani yaşadığım süreç buydu.
Daha sonra İstanbul KHK’lılar Platformu oluşturuldu. Ben de onun içinde yerimi aldım. Yeniden işimize, ekmeğimize, ailemize dönebilmek, sağlıklı bir gelecek kurabilmek için mücadele veriyoruz. İstanbul KHK’lılar platformu ayağımızda potin, sırtımıza gocuk, başımızda çatı. Birbirimizle dayanışarak, o komün kültürünü yeniden geliştirerek birbirimizi var etmeye çalışıyoruz. İnanın bana, 3,5-4 yıldır bu ülkede KHK soru var. Ve şimdiye kadar hiçbir KHK’lı taşkınlık yapmadı. Sadece haklarını savundu, haklarını aradı. Bunların görülmesi lazım.
KHK’NIN NE DEMEK OLDUĞUNU TOPLUMUN HAFIZASINA KAZIYORUZ
Bir defa toplum KHK’nın ne demek olduğunu bilmiyordu. Biz toplumun hafızasına KHK’nın ne olduğunu kazımaya çalışıyoruz, görünür olmaya, farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Yani bu toplumun ezberini bozmaya çalışıyoruz. Çünkü devlet bize siz teröristsiniz dedi. İnsanların kafasında bir getto oluşturdu, bizi de o gettoların içinde koydu. Biz bunu değiştirmekle mükellefiz. Sokaktaki insan bizim terörist olmadığımızı, bu ülkeye yıllarca emek veren insanlar olduğumuzu bilmeli.
Bunların içerisinde profesörler, akademisyenler, doktorlar, öğretmenler, güvenlik güçleri, askerler, sağlık çalışanları, yani anlatamayacağım kadar büyük bir kesimin içinden çıkmış büyük büyük beyinler var. Bu ülkeyi ihya edecek insanlar var, bu işten mağdur olanlar ve toplum bunu bilmiyor. Ben KHK’lıyım dediğimde başka bir şey zannediyor. İkincisi muhalefet olmamız lazım. Bu hukuksuzluk karşısında sesimizi duyurabilmek için bir çatıya ihtiyacımız var.
AĞAÇ KÖKÜ YİYORUZ
İş olarak hiçbir şey yapmıyoruz, ağaç kökü yiyoruz. Bize dayatılan şey bu. Biliyorsunuz bize bunu layık gördüler. Ağaç kökü yesinler dediler. Ben hasta ve yaşlı bakım sertifikası sahibiyim. MEB ve Halk Eğitim Merkezi tarafından verilmiş resmi belgem var. Bu tarz işler olunca gidiyorum, yoksa dostlarımın arkadaşlarımın desteğiyle ayakta durmaya çalışıyorum. Bir şair der ki, “Ömür umuttan önce bitmeli” Biz her türlü umuda sarılmak zorundayız. Her türlü umuda da sarılıyoruz. İnsanların ağzından çıkacak iki kelimeye bakıyoruz. Bir arkadaşım bana para gönderecekti. Çocuğu korkutmuşlar, demişler ki, ya sen ne yapıyorsun, onun hesabına para gönderirsen başın belaya girer. Düşünebiliyor musunuz yaşadıklarımızı.
DÖNDÜĞÜME PİŞMANIM
1989 yılında Avrupa’ya gittim ama hiç kendimi Avrupalı olarak görmedim. Dil öğrenmek gibi bir kaygım da olmadı. Bir kültür derneğinde çalıştım ama hep yurduma döneceğim günü hayal ettim ve döndüm. Şimdi pişman mısın deseler, evet pişmanım. 1989’daki geliş sebebim tiyatroydu. Çok da teklif aldım ama 7,5 yıl kaldıktan sonra döndüm. Fakat şimdi tekrar gitmeyi düşünüyorum. Uluslararası yaşlı bakım sertifikam var. Avrupa’da çok ihtiyaç olduğunu da biliyorum. Ayrıca tiyatro geçmişim var, zorlanacağımı zannetmiyorum. Ülkemin yarınlarının aydınlık olacağına inanıyorum. Bu umudumu korumak istiyorum. İçerideki, dışarıdaki bütün dostlarımızı KHK’lılara karşı duyarlı olmaya davet ediyorum.
Yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye başvuran hasta tutuklu
Sevgi Sezer’in başvurusu reddedildi. 3 gün önce tekrar hastaneye
götürülen Sezer’e doktor ise kanser hastalarının kullandığı ağrı kesici
verdi.
26 Şubat 2018’den bu yana Giresun
Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Sevgi Sezer için Anayasa Mahkemesine
yapılan başvuru reddedildi. Sırtındaki damarın içinde bulunan 9X5 cm’lik
tümör nedeniyle ağrı çeken ve yürümekte dahi zorlanan Sezer için 11
Aralık 2019’da yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçe gösterilerek Anayasa
Mahkemesine (AYM) başvuru yapılmıştı.
Giresun Cezaevi ile yazışma yaparak bir sonuca vardıklarını belirten AYM, 20 Aralık 2019 tarihinde verdiği kararında şöyle dedi:
“Başvuru dosyasında bilgiler ve ilgili kurum tarafından Anayasa
Mahkemesine gönderilen bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde,
başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olduğu, ceza
infaz kurumunda tutulmasının yaşamına ya da maddi veya manevi
bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturduğuna dair bilgi veya
bulgunun olmadığı anlaşılmıştır.”
Geçtiğimiz perşembe günü (20 Şubat 2020) Giresun’dan tekrar Samsun
Tıp Fakültesi Hastanesine götürülen Sevgi Sezer’e ise doktorlar, “Artık
bizim yapabileceğimiz bir şey yok, ameliyat yapılması gerekir. Ama o da
riskli.” dedi. Ağrıları için kanser hastalarının kullandığı ilaç
verildi.
ABLAM İYİ DEĞİL, AİHM’NE BAŞVURACAĞIZ
Sevgi Sezer’in kızkardeşi Özge Sezer ablasıyla hastane dönüşünden
sonra yaptıkları son görüşü anlattı, sağlık durumu hakkında bilgi verdi.
AYM’nin kararına anlam veremediklerini ifade eden Özge Sezer, ablasının
iyi olmadığını belirterek artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
başvuracaklarını söyledi:
“20 Şubat 2020 Perşembe günü ablam Sevgi Sezer ile kapalı görüş
yapabilmek için Samsun’dan Giresun’a doğru yola çıktım. Öğrendim ki
ablamı hastaneye Samsun’a getirmişler. Görüş iptal oldu. Sonraki gün
gitmek için savcıdan izin aldım. Normalde 45 dakikalık görüşümüz olması
gerekirken 30 dakika görüştürüldüm. Ablam hastanede yaşadıklarını
anlattı.
1.5 yıldır geldiği Girişimsel Radyoloji bölümündeki doktoru ablama
kendi bölümüyle alakalı bir durumunun kalmadığını, tümörün yanında
oluşan havuzda biriken kanın durduğunu, daha birikmediğini ve tümörünün
büyümediğini söyleyip artık ameliyat olması gerektiğini belirtmiş ve
Göğüs Cerrahisi bölümüne sevk etmiş.
AMELİYAT RİSKLİ
Oradaki doktor böyle vakalarla çok karşılaşmadıklarını ve böyle bir
ameliyatı her doktorun yapmak isteyeceği bir ameliyat olmadığını yine de
alanında uzman doktora sorup yapıp yapmayacağını anlatmış. Ve ablama
‘Bu ameliyatı yaparım ama çok riskli. Ameliyat sırasında olabilecek
reaksiyona karşı kanama çok olur ve tüp tüp kan gerekebilir ve bu tümörü
kazıdığımda bir yere sıçrama ihtimali de olabilir bu tümörler sinsi
olur.’ denilmiş. Ayrıca ameliyattan sonra kolunu kullanamama ihtimali de
sözkonusu. En kötü ihtimal buraya yazarken bile elim gitmiyor,masada
kalabilirsin demişler.
KANSER HASTALARINA VERİLEN İLACI KULLANIYOR
Zaten cezaevi şartlarının bu ameliyata uygun olmadığını ve bu tümörün
bu hale gelmesinin tamamen stres ve sıkıntıya bağlı olduğunu da bizzat
doktor söylüyor. Ablam da cezaevindeyken ameliyat olmak istemiyor zaten.
Peki ameliyat olana kadar ne yapacak? Onun için de Algoloji bölümüne
gönderilmiş. Ağrılarını hissetmemesi için ilaç vermiş oradaki doktor ve
bu ilacı verirken ‘bu ilacı kanser hastalarına veriyorum’ demiş. AYM
hayati tehlike yok diyor. Doktorlar ablama kanser hastalarının
kullandığı ilacı veriyor.”
TÜMÖR DAMARIN İÇİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2018’de tutuklanan sınıf
öğretmeni Sevgi Sezer, kısa bir süre sonra sırtında oluşan ağrı ve
şişkinlik şikayetiyle önce Giresun Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve
Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada ameliyat edilmesi riskli
bulununca Samsun 19 Mayıs Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildi.
Samsun-Giresun arasındaki yaklaşık 3 saatlik yolu hasta haliyle
defalarca kez gidip gelmek zorunda kalan Sezer’e 9 ay sonra Vemöz
Malformasyon adı verilen hastalık teşhisi konuldu. Sezer, sırtındaki
damarın içinde bulunan ve en son 9×5 cm olan tümör ile cezaevi ortamında
ağrı çekerek yaşamaya mecbur bırakılıyor.
Hamileliğinin son dört ayını cezaevinde geçiren Elif Tuğral, bu sabah
oğlu Vehbi Enes’i dünyaya getirdi. Tuğral doğuma başında 8-10 asker ve
gardiyanla girdi.
5 aylık hamileyken tutuklanıp İzmir
Şakran Cezaevine gönderilen Elif Tuğral bu sabah 10.30’da İzmir
Yeşilyurt Devlet Hastanesinde doğum yaptı. Bir erkek çocuk dünyaya
getiren Tuğral’ın ve bebeğinin sağlık durumu henüz bilinmiyor. Başında
yaklaşık 8-10 askerle asker ve gardiyan ile doğuma giren Tuğral’a
annesinin refakat edebilmesi için savcılığa izin başvurusu yapıldı.
Oğlunu kucağına alan baba Nuri Tuğral, “Oğlumu kucağıma aldım.
Sağlıklı görünüyordu. Eşimi henüz göremedim. Tahliyesi konusunda
yetkililerin gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum” dedi.
Ev hanımı Tuğral’ın Hilmi adından bir erkek çocuğu daha bulunuyor.
Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral,
İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına
çarptırıldı. Halen Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan Tuğral’ın dosyası
İstinaf’ta bulunuyor.
Elif Tuğral ve ailesi, bir görüş gününde. Ocak 2020.
Türk medyası zekasıyla gündemde olan Atakan’ı medya maymununa çevirerek, kemik kanseri Ahmet’i ise görmezden gelerek ‘öldürüyor.’
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen CNR’da bir kişisel gelişim uzmanı tarafından keşfedilen ve sosyal medyaya videosu düşen Atakan, gerçekten herkesin çok ilgisini çekti. Atakan daha 10 yaşındaydı. 5 ayda 250 kitap okumuştu. Kitaplar daha çok felsefe ağırlıklıydı. Konuşmalarında Nihilizmden, felsefeden, evrimden bahsediyordu.
Atakan gazete röportajları ve televizyon yayınlarla ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ailesiyle birlikte kanal kanal dolaşıyor. Bir günde Twitter’da 80 bin takipçiye ulaştı. Basın toplantısı bile düzenledi. Kullanışlı medya malzemesine dönüşme/dönüştürülme yolunda adım adım ilerliyor.
ÖĞRETMENLERİMİN ÖĞRETEBİLECEKLERİ ÇOĞU ŞEYİ BİLİYORUM
Bugün
düzenlenen basın toplantısında eğitim sistemini değiştirmek istediğini
söyleyen Atakan, insanların okul öncesinde ahlak, saygı ve terbiye
eğitimi alması gerektiğini söylerken şaşırtıyor. Öğrencilere kendilerini
eğitmeyi öğrenmelerini tavsiye ediyor. Daha sonra almak istediği
eğitime dair düşüncelerini açıklıyor:
“İstediğim eğitim şekli
tek. Sınıfta benden başka kimse bulunmayacak. Öğretmenin bana bilgiyi en
uygun en doğru şekilde aktarması böyle oluyor. Mustafa Kemal Paşa
Ortakulunda okuyorum. Okulumu değiştirmek istiyorum. Gerçekten iyi bir
eğitim görmek istiyorum. Onların öğretebilecekleri çoğu şeyi neredeyse
biliyorum.”
TAKİPÇİLERİ İKİYE BÖLÜNDÜ
Atakan’ı
takip edenler ikiye bölünmüş durumda. Kimi öğretmenlerini aşağıladığını,
yaşıtlarıyla aynı ortamda olmak istemediğini, bunun normal olmadığını
belirterek aileyi eleştiriyor. Birçok sosyal medya kullanıcısı ise bu
sözlerini destekliyor. Kimine göre itici, kimine göre haklı. Kimi de bu
ölçüsüzlüğün onu yalnızlaştırıp geleceğini etkileyeceğini savunuyor. ATAKAN’IN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ
Atakan’ın
bu önlenemez yükselişi devam ederken hasta bir çocuğun ve ailesinin
yaşadıkları, dünyanın neresine giderseniz gidin haber değeri taşıyacak
ölçüde olmasına rağmen görmezden geliniyor. O çocuk kanser hastası Ahmet
Burhan. İki yıldır kemik kanseriyle mücadele ediyor. Hastalığı kritik
aşamada. Almanya’da tedavi imkanı doğdu, çok yüksek bir tedavi masrafı
istenmesine rağmen kampanya yapılarak 50 Euro toplandı ama Ahmet buna
rağmen bu imkandan yararlanamıyor. Babası hapiste. Annesinin yurt dışı
yasağını bir mahkeme kaldırıyor, öteki tekrar yasak koyuyor. Anne ve
baba Cemaat soruşturması geçirdiği için Ahmet’e canı pahasına bir
‘bedel’ ödeteliliyor.
Atakan’ın başına üşüşen medya, Ahmet’in
yaşadığı haksızlık, vicdansızlık karşında sus pus. Aslında iki çocuk da
herhalükarda öldürülüyor. Biri kontrolsüz yüceltilerek, diğeri görmezden
gelinerek.
17 aydır hapiste olan Elif Güven, darmadağın edilen yuvasını ve
cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Güven, “Bu satırlar ifade etmek
istediklerimin binde biri bile olamaz.” dedi.
Bandırma M Tipi Cezaevinde bulunan iki
çocuk annesi Elif Güven, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu
Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek hem yaşadıklarını hem
de cezaevinde tanık olduğu anne ve bebek manzaralarını yazdı.
25 Ocak 2020 tarihli mektubuna “40 ay önce eşimin tutuklanmasıyla
birlikte dağılan yuvamın hüznümü yaşıyorum. 10 ay boyunca çocuklarımı
göremeden geçirdiğim zamanlar ve sonrasının bütün kadınların ortak
çığlığı olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum” diyerek başlayan Güven,
“Kadınların ve çocukların mağduriyetlere dur deyin” çağrısında bulundu.
10 AY ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM
Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Eylül 2018’de tutuklanan Elif
Güven (35), Adana’da özel bir yurtta idarecilik yaptığı için örgüt üyesi
olduğu iddiasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf
Mahkemesinde bulunuyor. Aynı nedenlerle 10 yıl hapis cezasına
çarptırılan eşi Selim Güven ise 3 yıldır tutuklu.
Halim (8), Nedim (6) adında iki erkek çocuğu bulunan Elif Güven’in
çocuklarına Çanakkale’de yaşayan dede ve anneanne bakıyor. Adana’da
oturdukları için tutuklandığında Tarsus Cezaevine gönderilen Güven, 10
ay çocuklarını göremediğini söylüyor. Daha sonra eşiyle birlikte
Bandırma Cezaevine sevk edilen Güven çifti, şimdi sadece açık görüşlerde
onlarla buluşabiliyor. Üzüntüden yüz felci geçiren anneanne ise hasta
haliyle iki erkek çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Annelerinden 1,5 yıldır
uzak çocuklar ise psikolojik travma içinde.
Kastamonu Üniversitesi Bilgisayar Teknikerliği bölümünden mezun olan Elif Güven ve çocukları Halim (8) ile Nedim (6).
Mektubuna “Burada öyle hayatlara şahit oldum ve öyle hayatlar
dinledim ki bu satırlarım ifade etmek istediklerimin binde biri bile
olamaz. Yaşadıklarımıza gözler kör olmuş, kulaklar sağır olmuş gibi.
Yine de bir umut sesimi duyurma çabasıyla tarihe not düşmek istiyorum”
diye devam eden Güven’in bir annenin ve çocuklarının cezaevinde neler
yaşadığına dair gözlemleri şöyle:
ÇOCUKLAR İLK ÖNCE MEMUR VE SAYIM KELİMESİNİ ÖĞRENİYOR
“Önceden çocuklarımızın ilk öğrendiği kelimeler anne ve baba iken,
şimdi bu ortamdaki çocukların öncelikli kelimeleri memur ve sayım oldu.
Cezaevindeki hayatı yurt dışı olarak algılayan çocuklarla birlikte
tüketiliyoruz biz.
GECE UYANIP DUA EDEN ÇOCUKLARIN GÖZYAŞLARIYLA SABAHLADIK
Gecenin bir vakti uyandığında yine cezaevinde olduğunu anlayıp
yatağında ellerini açarak dua eden çocukların gözyaşlarıyla sabahladık.
Bir çocuğun annesi ve babasıyla birlikte evlerinde olmasını istemek en
büyük lüksümüz oldu. Kantin alışveriş günümüzde mazgaldan verilen birkaç
abur cubura kocaman gözlerle sevinen çocukların mutluluğuna gizledik
hüznümüzü. İlk adımını gördüğümüz çocuklara sevinirken hiç hijyenik
olmayan o soğuk zemin üzerine her düştüğünde bizim içimiz kanadı.
BURADAKİ TEYZELERİM EVLERİNİ ÇOK ÖZLEDİ ALLAHIM
Oyun oynayacak alanı olmadığı için evinin bahçesini ve arkadaşlarını
özleyen çocuğun ‘Buradaki teyzelerim evlerini çok özledi ama en çok ben
özledim Allahım’ diyen çocukların yakarışları bizi bu dört duvardan daha
fazla sıktı. Çocuğu yanında olan anne ayrı hüzün yaşadı, uzak olan anne
ayrı hüzün yaşadı. Hangisi daha acımasızdı bilemedik!
NENE DİYE SESLENDİKLERİNDE İÇİMİZ BURKULDU
Yıllardır çocuklarımıza bakan büyüklerimizi kendi anne babaları gibi
gördü çocuklarımız. Görüşlerimize geldiklerinde annesinin yüzüne bakıp
“Nene” diye seslendiklerinde içimiz burkuldu. “Ne zaman işin bitecek,
eve geleceksin?” sorularına kaçamak cevaplar bulmaya çalışmak kelimeleri
boğazımızda düğümledi. Okula giden çocuğumuzun her veli toplantısında
annesinin babasının yanında olmamasından dolayı duyduğu yalnızlığın
çığlığı km’ler ötede bizim kulaklarımızda yankılandı. Bunlar gibi bir
sürü iç yakan hayat gördük buralarda.”