24 Şubat 2020 Pazartesi

KHK’lı Vahap Salman: Hollanda’dan döndüğüme pişmanım

24 Şubat 2020
İlyas Salman’ın KHK’yla ihraç kardeşi Vahap Salman 1990’larda yaşadığı Hollanda’dan döndüğüne pişman. Salman, ağaç kökü yemekten başka yol bırakılmadığını belirtiyor.
İstanbul KHK’lılar Platformunun üyeleri arasında bulunan Vahap Salman, Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sağlık görevlisi olarak çalışıyordu. 1 Nisan 2018’de çıkarılan 696 sayılı KHK ile ihraç edildi. Komünizm propagandası yapıyor diye 5 kişi tarafından şikayet edilmişti.
Ünlü sinema oyuncusu İlyas Salman’ın kardeşi Vahap Salman 2 yıldır Ankara-İstanbul arasında gidip gelerek yaşadığı haksızlıkla mücadele ediyor. Bir yandan da Harbiyeli Annelerin eylemlerine destek veriyor. Onu en son Ankara Büyükşehir Belediyesi eski başkanı İ. Melih Gökçek hedef gösterdi. Ankara metrosunda Harbiyeli Annelere destek verenlerin videolarını paylaştığı için trollerin saldırısına uğradı.
Uzun yıllar özel tiyatrolarda oyunculuk yapan Salman, ağaç kökü yemekten başka bir yol bırakmadıklarını belirtiyor ve 1990’lı yıllarda 7 yıl yaşadığı Hollanda’ya geri dönmeyi planlıyor.
AİLESİ DAĞILDI
İlyas Salman’ın en küçük kardeşi olan Vahap Salman 1966 Malatya Arguvan doğumlu. Türkmen Alevi bir köyden geldiklerini söylüyor. Annesi 11 çocuk dünyaya getirmiş. 7’si yoksulluktan, hastalıktan, kazalardan vefat etmiş. Kendisinin de 2 çocuğu var. Fakat bu süreçte yuvası da dağılmış. “Tencere kaynamayınca, sırtın pek olmayınca, kirayı ödeyemeyince böyle oluyor. Binlerce KHK’lı bu süreçte aynı durumu yaşadı. Bunlar bir travma. Bunu atlatırız bilmiyorum.” diyor. KHK’nın ne demek olduğunu ve bir KHK’lının yaşadıklarını kurdukları platformlarla duyurmaya çalıştıklarını söyleyen Salman 1990’lı yıllardan bugüne yaşadıklarını BOLD’a anlattı.
ZULME UĞRAYANLARIN HEP YANINDA OLDUM
Haksızlığın, adaletsizliğin, hukuksuzluğun olduğu her yerde zulme uğrayan insanların yanında olmak gibi bir düsturum var benim. Vicdanım da bana hep bunu emretmiştir. Adalet Yürüyüşüne de Melek Anne’nin haklı talebine omuz vermem gerektiğini hissettiğim için gittim. Sonrasında birkaç gün evden çıkamadım tedbiren. Çünkü yoğun saldırılar, tehditler vardı. İsim vererek hedef gösterme vardı.
KOMİSYONDAN RED ALDIM
Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ameliyathane ve strelizasyonda görevliydim. 1 Nisan 2018’de 696 sayılı KHK ile ihraç edildim. “Yasal yollar açık, gidin hakkınızı arayın” dediler. Ben de o gün bugündür hakkımı arıyorum. İdare Mahkemesinden ve OHAL Komisyonundan red kararı aldım. İstinaf Mahkemesine başvurmayı düşünüyorum ama gelişmeler neyi gösterir bundan sonraki süreçte bize o hak tanınır mı, geri döner miyiz, bu konuda emin değilim. Çünkü bana yapılan tamamen siyasi bir linçti.
Bizim aslında kimseyle bağlantımızın olmadığını çok iyi biliyorlar. Benim sosyalist olmam, İlyas abimin de sistemin dışında bir insan olması nedeniyle yapıldığına inandığım için mücadelem nereye varır, sonuç ne olur inanın ben de çok iyi bilemiyorum.
HASTANEDE ÇOK SEVİLEN BİR İNSANDIM
Ben hastanede çok sevilen, teşekkür belgeleri olan, sürekli takdir edilen bir insandım. Erkenden işime giden, steril makinalarının testlerini yapan, ameliyat odalarını hazırlayan bir insandım. Hocalar tarafından da çok sevilirdim. İhraç olduğumda kimse inanamadı. Hala ne gerekçesini söylediler, ne işime iade ettiler, ne de sonuç verdiler, sürünceme de bekliyorum.
Bizler şuna inanmıştık. Devlet suçun varsa seni cezalandırır ama suçun yoksa senin ekmeğinle oynamaz. Yani bana neden kast etsin ki, ben ne yaptım ki düşüncesi kafamı zorladı. Daha sonra şunu düşündüm, hayır böyle olmayacak. Ortada bir sürü hukuksuzluk var. Bu bana sıçradı bir şekilde. Öyleyse ne yapmam lazım, haklıyım, haklılığımla mücadele etmem lazım.
DEVLET BENİ NEDEN ATTI?
Kalktım Ankara’ya gittim.1,5 ay, kışın Ankara’da soğuklarda, hastane koridorlarında yatarak, arkadaşlarımın, dostlarımın yardımıyla bazen misafirhanelerde kalarak Meclis’te, Sağlık Bakanlığında, Adliye’de, Adalet Bakanlığında muhatap aradım. En azından bir gerekçe öğreneyim diye. Yani ben neden ihraç edildim, benim ne suçum vardı, ben devletime ne yaptım. Biz kamuda çalıştığımız için sürekli güvenlik soruşturması geçiren, sabıka kaydı sürekli takip edilen insanlarız. Benim hiçbir şeyim yok ki, beni neden attılar diye sordum. Kimlerle görüştüysem KHK işin içine girdiğinde insanlar sus pus oluyorlar. İnsanlar duvar gibi oluyor, o duvarın arkasına geçemiyorsunuz. Hiçbir somut bilgi alamıyorsunuz. Yani yaşadığım süreç buydu.
Daha sonra İstanbul KHK’lılar Platformu oluşturuldu. Ben de onun içinde yerimi aldım. Yeniden işimize, ekmeğimize, ailemize dönebilmek, sağlıklı bir gelecek kurabilmek için mücadele veriyoruz. İstanbul KHK’lılar platformu ayağımızda potin, sırtımıza gocuk, başımızda çatı. Birbirimizle dayanışarak, o komün kültürünü yeniden geliştirerek birbirimizi var etmeye çalışıyoruz. İnanın bana, 3,5-4 yıldır bu ülkede KHK soru var. Ve şimdiye kadar hiçbir KHK’lı taşkınlık yapmadı. Sadece haklarını savundu, haklarını aradı. Bunların görülmesi lazım.
 
KHK’NIN NE DEMEK OLDUĞUNU TOPLUMUN HAFIZASINA KAZIYORUZ
Bir defa toplum KHK’nın ne demek olduğunu bilmiyordu. Biz toplumun hafızasına KHK’nın ne olduğunu kazımaya çalışıyoruz, görünür olmaya, farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Yani bu toplumun ezberini bozmaya çalışıyoruz. Çünkü devlet bize siz teröristsiniz dedi. İnsanların kafasında bir getto oluşturdu, bizi de o gettoların içinde koydu. Biz bunu değiştirmekle mükellefiz. Sokaktaki insan bizim terörist olmadığımızı, bu ülkeye yıllarca emek veren insanlar olduğumuzu bilmeli.
Bunların içerisinde profesörler, akademisyenler, doktorlar, öğretmenler, güvenlik güçleri, askerler, sağlık çalışanları, yani anlatamayacağım kadar büyük bir kesimin içinden çıkmış büyük büyük beyinler var. Bu ülkeyi ihya edecek insanlar var, bu işten mağdur olanlar ve toplum bunu bilmiyor. Ben KHK’lıyım dediğimde başka bir şey zannediyor. İkincisi muhalefet olmamız lazım. Bu hukuksuzluk karşısında sesimizi duyurabilmek için bir çatıya ihtiyacımız var.
AĞAÇ KÖKÜ YİYORUZ
İş olarak hiçbir şey yapmıyoruz, ağaç kökü yiyoruz. Bize dayatılan şey bu. Biliyorsunuz bize bunu layık gördüler. Ağaç kökü yesinler dediler. Ben hasta ve yaşlı bakım sertifikası sahibiyim. MEB ve Halk Eğitim Merkezi tarafından verilmiş resmi belgem var. Bu tarz işler olunca gidiyorum, yoksa dostlarımın arkadaşlarımın desteğiyle ayakta durmaya çalışıyorum. Bir şair der ki, “Ömür umuttan önce bitmeli” Biz her türlü umuda sarılmak zorundayız. Her türlü umuda da sarılıyoruz. İnsanların ağzından çıkacak iki kelimeye bakıyoruz. Bir arkadaşım bana para gönderecekti. Çocuğu korkutmuşlar, demişler ki, ya sen ne yapıyorsun, onun hesabına para gönderirsen başın belaya girer. Düşünebiliyor musunuz yaşadıklarımızı.
DÖNDÜĞÜME PİŞMANIM
1989 yılında Avrupa’ya gittim ama hiç kendimi Avrupalı olarak görmedim. Dil öğrenmek gibi bir kaygım da olmadı. Bir kültür derneğinde çalıştım ama hep yurduma döneceğim günü hayal ettim ve döndüm. Şimdi pişman mısın deseler, evet pişmanım. 1989’daki geliş sebebim tiyatroydu. Çok da teklif aldım ama 7,5 yıl kaldıktan sonra döndüm. Fakat şimdi tekrar gitmeyi düşünüyorum. Uluslararası yaşlı bakım sertifikam var. Avrupa’da çok ihtiyaç olduğunu da biliyorum. Ayrıca tiyatro geçmişim var, zorlanacağımı zannetmiyorum. Ülkemin yarınlarının aydınlık olacağına inanıyorum. Bu umudumu korumak istiyorum. İçerideki, dışarıdaki bütün dostlarımızı KHK’lılara karşı duyarlı olmaya davet ediyorum.
Vahap Salman, İlyas Salman ve Talat Bulut


23 Şubat 2020 Pazar

AYM Sevgi Sezer için ‘yaşam tehlikesi yok’ dedi, doktor kanser ilacı verdi

23 Şubat 2020
Yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye başvuran hasta tutuklu Sevgi Sezer’in başvurusu reddedildi. 3 gün önce tekrar hastaneye götürülen Sezer’e doktor ise kanser hastalarının kullandığı ağrı kesici verdi.

26 Şubat 2018’den bu yana Giresun Cezaevinde bulunan hasta tutuklu Sevgi Sezer için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru reddedildi. Sırtındaki damarın içinde bulunan 9X5 cm’lik tümör nedeniyle ağrı çeken ve yürümekte dahi zorlanan Sezer için 11 Aralık 2019’da yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçe gösterilerek Anayasa Mahkemesine (AYM) başvuru yapılmıştı. 
Giresun Cezaevi ile yazışma yaparak bir sonuca vardıklarını belirten AYM, 20 Aralık 2019 tarihinde verdiği kararında şöyle dedi:

“Başvuru dosyasında bilgiler ve ilgili kurum tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilen bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olduğu, ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturduğuna dair bilgi veya bulgunun olmadığı anlaşılmıştır.”

Geçtiğimiz perşembe günü (20 Şubat 2020) Giresun’dan tekrar Samsun Tıp Fakültesi Hastanesine götürülen Sevgi Sezer’e ise doktorlar, “Artık bizim yapabileceğimiz bir şey yok, ameliyat yapılması gerekir. Ama o da riskli.” dedi. Ağrıları için kanser hastalarının kullandığı ilaç verildi.


ABLAM İYİ DEĞİL, AİHM’NE BAŞVURACAĞIZ
Sevgi Sezer’in kızkardeşi Özge Sezer ablasıyla hastane dönüşünden sonra yaptıkları son görüşü anlattı, sağlık durumu hakkında bilgi verdi. AYM’nin kararına anlam veremediklerini ifade eden Özge Sezer, ablasının iyi olmadığını belirterek artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuracaklarını söyledi:

“20 Şubat 2020 Perşembe günü ablam Sevgi Sezer ile kapalı görüş yapabilmek için Samsun’dan Giresun’a doğru yola çıktım. Öğrendim ki ablamı hastaneye Samsun’a getirmişler. Görüş iptal oldu. Sonraki gün gitmek için savcıdan izin aldım. Normalde 45 dakikalık görüşümüz olması gerekirken 30 dakika görüştürüldüm. Ablam hastanede yaşadıklarını anlattı.

1.5 yıldır geldiği Girişimsel Radyoloji bölümündeki doktoru ablama kendi bölümüyle alakalı bir durumunun kalmadığını, tümörün yanında oluşan havuzda biriken kanın durduğunu, daha birikmediğini ve tümörünün büyümediğini söyleyip artık ameliyat olması gerektiğini belirtmiş ve Göğüs Cerrahisi bölümüne sevk etmiş.


AMELİYAT RİSKLİ
Oradaki doktor böyle vakalarla çok karşılaşmadıklarını ve böyle bir ameliyatı her doktorun yapmak isteyeceği bir ameliyat olmadığını yine de alanında uzman doktora sorup yapıp yapmayacağını anlatmış. Ve ablama ‘Bu ameliyatı yaparım ama çok riskli. Ameliyat sırasında olabilecek reaksiyona karşı kanama çok olur ve tüp tüp kan gerekebilir ve bu tümörü kazıdığımda bir yere sıçrama ihtimali de olabilir bu tümörler sinsi olur.’ denilmiş. Ayrıca ameliyattan sonra kolunu kullanamama ihtimali de sözkonusu. En kötü ihtimal buraya yazarken bile elim gitmiyor,masada kalabilirsin demişler.
KANSER HASTALARINA VERİLEN İLACI KULLANIYOR
Zaten cezaevi şartlarının bu ameliyata uygun olmadığını ve bu tümörün bu hale gelmesinin tamamen stres ve sıkıntıya bağlı olduğunu da bizzat doktor söylüyor. Ablam da cezaevindeyken ameliyat olmak istemiyor zaten. Peki ameliyat olana kadar ne yapacak? Onun için de Algoloji bölümüne gönderilmiş. Ağrılarını hissetmemesi için ilaç vermiş oradaki doktor ve bu ilacı verirken ‘bu ilacı kanser hastalarına veriyorum’ demiş. AYM hayati tehlike yok diyor. Doktorlar ablama kanser hastalarının kullandığı ilacı veriyor.”
TÜMÖR DAMARIN İÇİNDE
Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Şubat 2018’de tutuklanan sınıf öğretmeni Sevgi Sezer, kısa bir süre sonra sırtında oluşan ağrı ve şişkinlik şikayetiyle önce Giresun Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada ameliyat edilmesi riskli bulununca Samsun 19 Mayıs Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildi.

Samsun-Giresun arasındaki yaklaşık 3 saatlik yolu hasta haliyle defalarca kez gidip gelmek zorunda kalan Sezer’e 9 ay sonra Vemöz Malformasyon adı verilen hastalık teşhisi konuldu. Sezer, sırtındaki damarın içinde bulunan ve en son 9×5 cm olan tümör ile cezaevi ortamında ağrı çekerek yaşamaya mecbur bırakılıyor.



21 Şubat 2020 Cuma

Hamile tutuklu Elif Tuğral bu sabah doğum yaptı: Oğlumu kucağıma aldım...

21 Şubat 2020 
Hamileliğinin son dört ayını cezaevinde geçiren Elif Tuğral, bu sabah oğlu Vehbi Enes’i dünyaya getirdi. Tuğral doğuma başında 8-10 asker ve gardiyanla girdi.

5 aylık hamileyken tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen Elif Tuğral bu sabah 10.30’da İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinde doğum yaptı. Bir erkek çocuk dünyaya getiren Tuğral’ın ve bebeğinin sağlık durumu henüz bilinmiyor. Başında yaklaşık 8-10 askerle asker ve gardiyan ile doğuma giren Tuğral’a annesinin refakat edebilmesi için savcılığa izin başvurusu yapıldı.

Oğlunu kucağına alan baba Nuri Tuğral, “Oğlumu kucağıma aldım. Sağlıklı görünüyordu. Eşimi henüz göremedim. Tahliyesi konusunda yetkililerin gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum” dedi.

Ev hanımı Tuğral’ın Hilmi adından bir erkek çocuğu daha bulunuyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 Ekim 2019’da tutuklanan Elif Tuğral, İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesince 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Halen Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan Tuğral’ın dosyası İstinaf’ta bulunuyor.




Elif Tuğral ve ailesi, bir görüş gününde. Ocak 2020.

 

20 Şubat 2020 Perşembe

Türk medyasının öldürdüğü iki çocuk: Atakan ve Ahmet

20 Şubat 2020
Türk medyası zekasıyla gündemde olan Atakan’ı medya maymununa çevirerek, kemik kanseri Ahmet’i ise görmezden gelerek ‘öldürüyor.’


Geçtiğimiz günlerde düzenlenen CNR’da bir kişisel gelişim uzmanı tarafından keşfedilen ve sosyal medyaya videosu düşen Atakan, gerçekten herkesin çok ilgisini çekti. Atakan daha 10 yaşındaydı. 5 ayda 250 kitap okumuştu. Kitaplar daha çok felsefe ağırlıklıydı. Konuşmalarında Nihilizmden, felsefeden, evrimden bahsediyordu.

Atakan gazete röportajları ve televizyon yayınlarla ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ailesiyle birlikte kanal kanal dolaşıyor. Bir günde Twitter’da 80 bin takipçiye ulaştı. Basın toplantısı bile düzenledi. Kullanışlı medya malzemesine dönüşme/dönüştürülme yolunda adım adım ilerliyor.



ÖĞRETMENLERİMİN ÖĞRETEBİLECEKLERİ ÇOĞU ŞEYİ BİLİYORUM

Bugün düzenlenen basın toplantısında eğitim sistemini değiştirmek istediğini söyleyen Atakan, insanların okul öncesinde ahlak, saygı ve terbiye eğitimi alması gerektiğini söylerken şaşırtıyor. Öğrencilere kendilerini eğitmeyi öğrenmelerini tavsiye ediyor. Daha sonra almak istediği eğitime dair düşüncelerini açıklıyor:

“İstediğim eğitim şekli tek. Sınıfta benden başka kimse bulunmayacak. Öğretmenin bana bilgiyi en uygun en doğru şekilde aktarması böyle oluyor. Mustafa Kemal Paşa Ortakulunda okuyorum. Okulumu değiştirmek istiyorum. Gerçekten iyi bir eğitim görmek istiyorum. Onların öğretebilecekleri çoğu şeyi neredeyse biliyorum.”



TAKİPÇİLERİ İKİYE BÖLÜNDÜ

Atakan’ı takip edenler ikiye bölünmüş durumda. Kimi öğretmenlerini aşağıladığını, yaşıtlarıyla aynı ortamda olmak istemediğini, bunun normal olmadığını belirterek aileyi eleştiriyor. Birçok sosyal medya kullanıcısı ise bu sözlerini destekliyor. Kimine göre itici, kimine göre haklı. Kimi de bu ölçüsüzlüğün onu yalnızlaştırıp geleceğini etkileyeceğini savunuyor.

ATAKAN’IN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ


Atakan’ın bu önlenemez yükselişi devam ederken hasta bir çocuğun ve ailesinin yaşadıkları, dünyanın neresine giderseniz gidin haber değeri taşıyacak ölçüde olmasına rağmen görmezden geliniyor. O çocuk kanser hastası Ahmet Burhan. İki yıldır kemik kanseriyle mücadele ediyor. Hastalığı kritik aşamada. Almanya’da tedavi imkanı doğdu, çok yüksek bir tedavi masrafı istenmesine rağmen kampanya yapılarak 50 Euro toplandı ama Ahmet buna rağmen bu imkandan yararlanamıyor. Babası hapiste. Annesinin yurt dışı yasağını bir mahkeme kaldırıyor, öteki tekrar yasak koyuyor. Anne ve baba Cemaat soruşturması geçirdiği için Ahmet’e canı pahasına bir ‘bedel’ ödeteliliyor.

Atakan’ın başına üşüşen medya, Ahmet’in yaşadığı haksızlık, vicdansızlık karşında sus pus. Aslında iki çocuk da herhalükarda öldürülüyor. Biri kontrolsüz yüceltilerek, diğeri görmezden gelinerek.




17 Şubat 2020 Pazartesi

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

17 Şubat 2020
17 aydır hapiste olan Elif Güven, darmadağın edilen yuvasını ve cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Güven, “Bu satırlar ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz.” dedi.


Bandırma M Tipi Cezaevinde bulunan iki çocuk annesi Elif Güven, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek hem yaşadıklarını hem de cezaevinde tanık olduğu anne ve bebek manzaralarını yazdı.

25 Ocak 2020 tarihli mektubuna “40 ay önce eşimin tutuklanmasıyla birlikte dağılan yuvamın hüznümü yaşıyorum. 10 ay boyunca çocuklarımı göremeden geçirdiğim zamanlar ve sonrasının bütün kadınların ortak çığlığı olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum” diyerek başlayan Güven, “Kadınların ve çocukların mağduriyetlere dur deyin” çağrısında bulundu.
10 AY ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM
Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Eylül 2018’de tutuklanan Elif Güven (35), Adana’da özel bir yurtta idarecilik yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor. Aynı nedenlerle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eşi Selim Güven ise 3 yıldır tutuklu.

Halim (8), Nedim (6) adında iki erkek çocuğu bulunan Elif Güven’in çocuklarına Çanakkale’de yaşayan dede ve anneanne bakıyor. Adana’da oturdukları için tutuklandığında Tarsus Cezaevine gönderilen Güven, 10 ay çocuklarını göremediğini söylüyor. Daha sonra eşiyle birlikte Bandırma Cezaevine sevk edilen Güven çifti, şimdi sadece açık görüşlerde onlarla buluşabiliyor. Üzüntüden yüz felci geçiren anneanne ise hasta haliyle iki erkek çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Annelerinden 1,5 yıldır uzak çocuklar ise psikolojik travma içinde.

Kastamonu Üniversitesi Bilgisayar Teknikerliği bölümünden mezun olan Elif Güven ve çocukları Halim (8) ile Nedim (6).
Mektubuna “Burada öyle hayatlara şahit oldum ve öyle hayatlar dinledim ki bu satırlarım ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz. Yaşadıklarımıza gözler kör olmuş, kulaklar sağır olmuş gibi. Yine de bir umut sesimi duyurma çabasıyla tarihe not düşmek istiyorum” diye devam eden Güven’in bir annenin ve çocuklarının cezaevinde neler yaşadığına dair gözlemleri şöyle:
ÇOCUKLAR İLK ÖNCE MEMUR VE SAYIM KELİMESİNİ ÖĞRENİYOR
“Önceden çocuklarımızın ilk öğrendiği kelimeler anne ve baba iken, şimdi bu ortamdaki çocukların öncelikli kelimeleri memur ve sayım oldu. Cezaevindeki hayatı yurt dışı olarak algılayan çocuklarla birlikte tüketiliyoruz biz.
GECE UYANIP DUA EDEN ÇOCUKLARIN GÖZYAŞLARIYLA SABAHLADIK
Gecenin bir vakti uyandığında yine cezaevinde olduğunu anlayıp yatağında ellerini açarak dua eden çocukların gözyaşlarıyla sabahladık. Bir çocuğun annesi ve babasıyla birlikte evlerinde olmasını istemek en büyük lüksümüz oldu. Kantin alışveriş günümüzde mazgaldan verilen birkaç abur cubura kocaman gözlerle sevinen çocukların mutluluğuna gizledik hüznümüzü. İlk adımını gördüğümüz çocuklara sevinirken hiç hijyenik olmayan o soğuk zemin üzerine her düştüğünde bizim içimiz kanadı.
BURADAKİ TEYZELERİM EVLERİNİ ÇOK ÖZLEDİ ALLAHIM
Oyun oynayacak alanı olmadığı için evinin bahçesini ve arkadaşlarını özleyen çocuğun ‘Buradaki teyzelerim evlerini çok özledi ama en çok ben özledim Allahım’ diyen çocukların yakarışları bizi bu dört duvardan daha fazla sıktı. Çocuğu yanında olan anne ayrı hüzün yaşadı, uzak olan anne ayrı hüzün yaşadı. Hangisi daha acımasızdı bilemedik!
NENE DİYE SESLENDİKLERİNDE İÇİMİZ BURKULDU
Yıllardır çocuklarımıza bakan büyüklerimizi kendi anne babaları gibi gördü çocuklarımız. Görüşlerimize geldiklerinde annesinin yüzüne bakıp “Nene” diye seslendiklerinde içimiz burkuldu. “Ne zaman işin bitecek, eve geleceksin?” sorularına kaçamak cevaplar bulmaya çalışmak kelimeleri boğazımızda düğümledi. Okula giden çocuğumuzun her veli toplantısında annesinin babasının yanında olmamasından dolayı duyduğu yalnızlığın çığlığı km’ler ötede bizim kulaklarımızda yankılandı. Bunlar gibi bir sürü iç yakan hayat gördük buralarda.”
ELİF GÜVEN’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ


16 Şubat 2020 Pazar

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

16 Şubat 2020
Üçüncü evre böbrek hastası Ramazan Sarıkaya, yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti. Doktorların ifadesine göre artık nakil yapılması gerekiyor.



Şubat 2019’dan bu yana Balıkesir Kepsüt Cezaeevinde tutuklu bulunan Ramazan Sarıkaya (50), böbrek nakli yapılacak hale geldi. Bir böbreği 1997’de askerdeyken alınan Sarıkaya’nın ikinci böbreği yüzde 50 çalışıyordu. Cezaevine girdikten sonra o böbreğin işlevi de birdenbire yüzde 30’a düştü. Bir ay önce kontrole götürülen Sarıkaya’ya doktorlar “Artık nakil yapılması lazım” dedi.

40 KİŞİLİK KOĞUŞTA KALIYOR

Sarıkaya’nın eşi Müzeyyen Sarıkaya, “Doktor, eğer ortamı sağlıklı olursa yüzde 30’luk böbrek onu uzun süre götürür demişti. Yemesi, içmesi, tuvalet ihtiyacı bunlar böbrek hastaları için önemli. 40 kişi kalıyorlar koğuşta. 2-3 tuvalet var. Sıra gelene kadar vakit geçiyor. Böbrekte ürenin durmaması lazım. Hijyenik bir ortam değil.” ifadelerini kullandı.

Ramaza Sarıkaya ve çocukları bir görüş gününde.



“ÖLÜNCE Mİ TEHLİKE VAR DİYECEKLER”

Eşinin, Kasım ve Aralık 2019’da Balıkesir Şehir Hastanesine iki kez götürüldüğünü söyleyen Müzeyyen Sarıkaya, “İlk götürdüklerinde doktor rapora ölüm tehlikesi yoktur yazmış. Bunun sınırı nedir? Ne kadar ömür biçtiler ki, ölüm tehlikesi yok deniliyor. Yüzde 50 çalışan böbrek nasıl yüzde 30’a düştü, şimdi nasıl nakillik hale geldi. Bir ay önce gittiği doktor artık nakil yapılması lazım dedi. Ölünce mi tehlike var diyecekler. Buradaki kasıt nedir? Ortada bir suç yok, suç varsa bir yıldır mahkemesi neden sonuçlanmıyor. Bunlar içimizde hep bir ukde. Bunların hesabını kim verecek? Geri dönüşü olan bir hastalık değil. Çırpınmamız bundan dolayı.” diye konuştu. Müzeyyen Sarıkaya, ev hapsi ve ceza ertelemesi gibi seçenekler varken neden bunların uygulanmadığını da sordu.

Özel bir yurtta idarecilik yaptığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Sarıkaya’nın davası, 5 kez mahkemeye çıkmasına rağmen henüz sonuçlanmadı.




GERGERLİOĞLU’NUN SORU ÖNERGESİ

Ramazan Sarıkaya ile ilgili 18 Ocak 2020’de TBMM’ye soru önergesi veren HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e cevaplaması için 14 soru sordu:

1- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın ağır hasta bir şekilde Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olduğu iddiası doğru mudur?

2- Bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın hastalığı ne durumdadır?

3- Bu iddialar doğruysa 5275 sayılı kanun çerçevesinde tahliye edilmeme gerekçeleri nelerdir?

4- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiaları doğru mudur?Eğer doğruysa tedavisi ne şekilde yürütülmektedir?

5- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın tutuklandıktan sonra % 50 olan böbrek işlevinin % 35’e düştüğü iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğruysa Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek işlevi neden % 35’e düşmüştür?

6- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşın böbrek hastası olduğu iddiası doğruysa diğer mahpuslardan farklı bir şekilde yemeği,içeceği ve hijyeni farklı mıdır?

7- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaş cezaevinde kaldığı için kalan böbreğini kaybetmesi halinde sorumlu ya da sorumlular kim ya da kimler olacaktır?

8- Ramazan Sarıkaya isimli yurttaşa diyet raporu hazırlandığı iddiaları doğru mudur?

9- Bakanlığınıza iletilmiş bu konuyla ilgili şikayet var mıdır?

10- Son 3 yılda ağır hasta tutuklular için yapılmış çalışmalar nelerdir?

11- Son 3 yıldır Cezaevleri’nde çalışan personellerle ilgili açılan soruşturma sayısı kaçtır ve bu soruşturmaların akıbeti ne durumdadır?

12- Son 5 yılda cezaevlerinden hastalık nedeniyle tahliye olan kişi sayısı kaçtır ?

13- Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup böbreğini kaybeden yurttaş sayısı kaçtır?

14 Son 10 yılda cezaevlerinde böbrek hastası olup tahliye olan yurttaş sayısı kaçtır?

GEREKLİ İŞLEMLER BAŞLATILDI

Gergerlioğlu, soru önergesinden sonra Balıkesir’deki yetkili makamların Sarıkaya’nın tahliyesi için gerekli işlemleri başlattığını da iki gün önce duyurdu.


Dört çocuk babası Ramazan Sarıkaya bir görüş gününde.


14 Şubat 2020 Cuma

Ağrılardan uyuyamıyor, kabuslar görüyor, inleyerek uyanıyorum

14 Şubat 2020 
Cezaevinde yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’dan mektup var: “Ağrılardan uyuyamıyorum. Kabuslardan inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum.”


Tutuklu bulunduğu Elazığ Cezaevinden tedavi için Kayseri’ye gönderilen ve şu anda Kayseri Cezaevinde bulunan Veysel Avunan, kız kardeşi Sümeyra Avunan’a gönderdiği mektubunda sağlık durumunu anlattı.
Avunan “Hayat burada Allah’ın yardımıyla iyi gidiyor. Arkadaşlar bana spor yaptırıyorlar. Artık ufak tefek işlerimi görebiliyorum. Ama çok zorluyorlar. Önüne gelen, ‘hadi şu hareketi yap’, madem hastane ve cezaevi bir şey yapamıyor. Onlara inat biz seni buradan yürüterek çıkaracağız diyorlar.” dedi.
İNAN Kİ GÜCÜM YOK
Arkadaşlarının bazen kendisine “Çok tembelsin, söylenenleri takmıyorsun diye.” sitem ettiklerini belirten Avunan, “Ama inan ki gücüm yok. Çok çabuk yoruluyorum. Gece ağrılarımdan dolayı yatamıyorum veya gördüğüm kabuslardan dolayı inleyerek arkadaşları da uyandırıyorum. Sağolsunlar anlayışla karşılıyorlar.” ifadelerini kullandı.
HEP KALORİFERİN DİBİNDE OTURUYORUM
Mektubunda, içerideki sosyal faaliyetlerden de bahseden Avunan şöyle devam etti: “Haftada bir tatlı yapılır. Çiğ köfte yapılır. Saz eşliğinde türkü söylenir. Bunlar sosyal faaliyetlerimiz. Tabi ben hepsinde oturuyorum. Kaloriferin dibinde.”


15 Eylül 2017’de beri tutuklu bulunan Veysel Avunan’a Mart 2019 hastalandı. Önce teşhis konulamadı. Ta ki Elazığ Cezaevinde bayılana kadar… Önce zatürre dediler, sonra menenjit geçirdiği anlaşıldı. O günden sonra tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. İşlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Elazığ Cezaevine gidip bizzat kendisini gördü ve durumunu Meclis’te gündeme getirdi ama buna rağmen bugüne kadar bir çözüm bulunamadı.


DOSYASI İSTİNAF’TA
Cemaat soruşturması kapsamında tutuklanan ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Veysel Avunan (28), Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu. Bingöl’ün Genç ilçesinden 9 kardeşli bir ailenin en büyük oğlu olan Avunan’ın dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor.

 

13 Şubat 2020 Perşembe

15 dakikalık adalet!

13 Şubat 2020
Türkiye’de birçok mahkemede 15 dakikada bir duruşma yapılıyor. İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunmaya çalıştı.



İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün sabah 09.00’dan 14.20’ye kadar 18 kişinin davası görülecek. 15 dakikada bir hakim karşısına çıkacak olan tutuklular kendilerini çok kısa bir sürede savunmak zorunda.

Aşağıda gördüğünüz liste, bugün İzmir 18. Ağır Ceza Mahkemesinin kapısına asılan Duruşma Listesi. Saat 14.20’ye kadar 18 kişi hakim karşısına çıkıp kendisini savunacak. İlk duruşma 09.00’da başlıyor. İkinci duruşma 5 dakika sonra. Daha sonraki tutuklular ise 15 dakikada bir salona alınacak. Listedekilerin hepsi ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ iddiasıyla yargılanıyor. 18 kişinin adının yer aldığı listede 8 kadın, 10 erkek tutuklu bulunuyor.

353 CEZAEVİNİN KAPASİTESİ 218 BİN 950

Türkiye’de birçok mahkemenin duruşma listesi bu şekilde. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Yılmaz Çiftçi, Kasım 2019’da yaptığı açıklamada cezaevlerinde yaklaşık 286 bin hükümlü ve tutuklunun bulunduğunu, kadın hükümlü/tutuklu sayısının da yaklaşık 11 bin olduğunu söylemişti. Çocuk statüsünde bulunan yaklaşık 2 bin 500 kişinin cezaevlerinde bulunduğunu ifade eden Çiftçi ayrıca cezaevinde annesinin yanında 780 çocuğun kaldığı bilgisini vermişti. Temmuz 2019 itibariyle ise Türkiye’de 353 cezaevi bulunduğu ve bu cezaevlerinin kapasitesinin 218 bin 950 olduğu açıklanmıştı.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Üç operasyon geçiren hasta tutuklu cezaevine gönderildi

12 Şubat 2020 
15 gün önce hastaneye kaldırılan hasta tutuklu Kadir Çeç, anjiyo, by-pass ve kalp kapakçığı operasyonları geçirdikten sonra tekrar hapse gönderildi.



27 Ocak 2020’de avluda bayılınca hastaneye kaldırılan KHK’lı öğretmen Kadir Çeç, 15 gün içinde 3 operasyon geçirmesine rağmen pazartesi taburcu edilerek tekrar cezaevine gönderildi.

53 yaşındaki Çeç, ilk önce önce anjiyo oldu. Daha sonra 3 Şubat 2020 Pazartesi günü iki operasyon daha geçirdi. Tıkalı olan üç kalp damarı açıldı. Yani by-pass yapıldı. Doktorların ifadesine göre artık işlevini kaybeden ve kireç bağlayan kalp kapakçığı da aynı gün değiştirildi. İki önemli kalp ameliyatından sonra dün taburcu edilen Kadir Çeç, bir süre cezaevinin revirinde kalacak.

4 GÜN KELEPÇE TAKTILAR


Kadir Çeç’in Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği 15 günü eşi Aysel Çeç BOLD’a anlattı:

“Doktor uğraştı, hastamın yoğun bakıma yakın bir yerde olmasını istiyorum dedi. Ondan sonra mahkum odasına değil de yoğun bakımın yanındaki bir odaya aldılar. Üç damarı tıkalı olduğunu söylediler. Kapakçık çok berbat durumdaymış. Kireçleşmiş taşlaşmış, onları temizlemişler. Yıpranmış. Yattıktan sonra, kalkamayabilirdi, dediler. Oysa hiçbir şikayeti yoktu. Belirtisi de yoktu. Nefesi tıkanmazdı. İki ay önce avluda düşüp bayılmış. Cezaevi doktoru zayıflıktan olduğunu söyleyip dahiliyeye sevk ediyor. Bir ay sonra dahiliyeden randevu alınabiliyor ancak. Dahiliye gidince kendisi kalp damar bölümüne de görünmek istediğini söylüyor ve o şekilde ortaya çıkıyor. Başında 2 asker, 1 komutan, bir gardiyan vardı, tuvalete bile onlarla beraber gitmek zorunda kaldı. Ameliyattan sonra ilk iki gün değil ama diğer dört gün yatağa kelepçelediler. O kelepçe onu çok rahatsız etti. Kolu halka halka morarmıştı. Geceleri rahatsız olmuş.”

DOSYASI YARGITAY’DA

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Eylül 2018’de tutuklanan Kadir Çeç 16 aydır Uşak Cezaevinde. Örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çeç’in dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 26 yıl hem tarih öğretmenliği hem de idarecilik yapan Çeç, evli ve 2 çocuk sahibi.











Aysel Çeç, koronavirüs nedeniyle yeni çıkacak infaz yasasının tüm tutukluları kapsaması için çağrıda bulundu.

“Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım”

12 Şubat 2020 
Bylock iftirası nedeniyle 2 yıldır tutuklu olan tıp teknisyeni Feriha Zeynep Yüce, “Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım” dedi.


Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevinde 23 aydır tutulan Feriha Zeynep Yüce (25), HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak yaşadığı hukuksuzluğu anlattı.

KULLANMADIĞIM PROGRAM YÜZÜNDEN 2 YILDIR TUTUKLUYUM

Babasının kullandığı Bylock nedeniyle kendisinin de ‘suçlu’ ilan edildiğini söyleyen Yüce, “Size bu mektubu yazma sebebim hiçbir merciye kendimi ifade edememem, Yargıtay savcısının bozma kararına rağmen Yargıtay hakimliğinin cezamı onamasıdır” dedi.

Ne kendisinin açıklamalarının ne de babasının Erzurum KOM Şube’ye gönderdiği ifadenin dikkate alınmadığını belirten Yüce, şu ifadeleri kullandı:

“İşlemediğim bir suç yüzünden, bırakın suçu kullanmadığım bir program yüzünden 2 yıldır tutukluyum. Size gönderdiğim belgelerden de göreceğiniz üzere sadece şüphe üzerine haksız ve hukuksuz olarak ceza çekiyorum. Suçsuzluğumu ispat etme umudum kalmadığı için psikolojik olarak çökmüş durumdayım.”



YENİDEN YARGILANMA TALEBİ REDDEDİLDİ

İşlemediği bir suçun cezasını ev hapsi olarak çekmeye razı olduğunu belirten Yüce, mektubuna şöyle devam etti:

“Gençliğimin en güzel yıllarını dört duvar arasında, annemden, babamdan, ikizimden ayrı geçirmek zor geliyor. Feryadımı size duyurarak sesime ses olacağınıza inanıyorum. Kendimi ifade etmek adına yeniden yargılanma talebinde bulundum. Her şeyin net olarak belli olduğu bu dosyada talebim geri çevrildi. Yargının beni anlayacağından bu kadar eminken büyük bir hüsrana uğradım. Çaresizlik içerisinde ne yapacağımı bilemeden hukuk mücadelesi veriyorum.”

Feriha Zeynep Yüce Tortum İlçe Devlet Hastanesinde Acil Tıp Teknisyeni olarak çalışırken Sağlık Bakanlığı tarafından işten çıkarılmış, 14 Şubat 2018’de de gözaltına alınmıştı. 2 gün sonra tutuklanan Yüce’nin savcı ifadesini alırken kendisine “Baba tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz” demişti.

Yüce, 2 Nisan 2018’de 4. Ağır Ceza Mahkemesince Bylock kullandığı gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası babası tanık olarak dinlenmediği halde Yargıtay tarafından hemen onaylandı. Oysa hem kendisi hem de babası ilgili makamlara başvurarak Bylock kullanıcısı olmadığını bilirkişi raporuyla sundu. Yeniden yargılanmak için yaptığı başvurular da reddedildi.

FERİHA ZEYNEP YÜCE’NİN MEKTUBU

BABA AHMET YÜCE: GERÇEKLER ORTAYA ÇIKARILMALI

Feriha Zeynep Yüce ve babası Ahmet Yüce.
Feriha Zeynep Yüce’nin babası Ahmet Yüce, 15 Temmuz’dan önce Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet’te komiser iken ihraç edildi, 9 Ağustos 2016’da da tutuklandı. Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanan Ahmet Yüce örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay ceza verildi. Halen Ağrı Patnos L Tipi cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Ahmet Yüce, Ağustos 2019’da Erzurum KOM Şube Müdürlüğüne bir dilekçe yazarak, kızının herhangi bir program kullanmadığını ve telefonundaki Bylock’a kullanıcı adına ve şifresine kızının adını kendisinin yazdığını söyledi. Yüce, “Bu soruşturmanın her aşamasında eksikliklerin, yanlışlıkların olduğu aşikardır. Yanlışlıktan dönmek büyük bir erdemdir. İşlemediği bir suçtan dolayı uzun zamandan beri cezaevinde bulunan bir insanın hürriyetine kavuşması için gerçeklerin ortaya çıkarılıp yeniden mahkemeye sunulması en az bir suçlunun cezalandırılması kadar kıymetlidir” diye yazdı.

Ahmet Yüce’nin kızıyla ilgili Erzurum KOM’a sunduğu dilekçenin son iki sayfası:


Babasında Bylock olduğu gerekçesiyle kızına 6 yıl 3 ay ceza verildi: FERİHA'NIN SUÇU NE?