7 Kasım 2019
Gülsu’nun önce raporları yok edildi, ardından ilaçları verilmedi,
sonra tedavi ettirilmeyerek ölümüne neden olundu. Dehşeti yaşayan koğuş
arkadaşlarından ilkinin şahitliklerini sunuyoruz.
İlaçları verilmediği ve tedavisi
geciktirildiği için tutuklu bulunduğu Tarsus Cezaevinde 28 Nisan 2018’de
hayatını kaybeden İngilizce öğretmeni Halime Gülsu’nun ölümüne dair
açılan soruşturmalar, Mersin ve Tarsus savcılıkları tarafından
kapatılmaya çalışılıyor.
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, Mersin TEM’deki görevliler ve Tarsus
Devlet Hastanesi doktoru hakkındaki soruşturmayı 16 Mayıs 2019’da
‘kovuşturmaya gerek yoktur’ diyerek takipsizlik kararıyla kapattı.
Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı ise cezaevi görevlileriyle ilgili
açılan soruşturmayı 18 Mart 2019’da kapattı. Kararı aileye 7 ay sonra,
geçtiğimiz hafta abi İrfan Gülsu’nun ısrarları sonucunda bildirdi.
Gülsu ailesi her iki karara da itiraz etti ama henüz itirazlara bir
cevap verilmedi.
Gülsu davasını yakından takip eden TBMM İnsan Hakları
Komisyonu Üyesi ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun
girişimleri ve çabalarıyla sivil toplum kuruluşu MAZLUM-DER, Mayıs
2019’da Halime Gülsu’nun ölümünde ağır ihmaller olduğunu kanıtlayan bir
rapor yayınladı. Ama her iki savcılık da bunları dikkate almadı,
şahitleri dinlemedi.
İHMALLE ÖLÜME 22 ŞAHİT VAR
20 Şubat 2018’de gözaltına alınıp 28 Nisan 2018’de cezaevinden
cenazesi çıkarılan Gülsu’nun yaklaşık iki aylık süreçte yaşadıklarına
tanıklık edebilecek 21 koğuş arkadaşı bulunuyor.
BOLD Medya’nın ulaştığı iki koğuş arkadaşı F.D. ile Z.A.’nın
anlattıkları, savcının belirttiği gibi Gülsu’nun ‘normal seyirde bir
ölüm’ ile hayatını kaybetmediği, bile bile ölüme sürüklendiğini kanıtlıyor.
İLK TANIK F.D. ANLATIYOR: İLAÇLARIM DİYE ÇIRPINDIĞINI GÖRDÜM
Halime ile aynı gün gözaltına alındık ve aynı yerde gözaltında
tutulduk. Daha o günlerde Halime ‘ilaçlarım’ demeye başlamıştı. İkimiz
de aynı ilaçları kullanıyorduk. İkimizin hastalığı da aynı kökten
geliyor. Muhatap olduğu insanlara ‘ilaçlarım’ diyerek çırpındığı gördüm.
Raporunu soruyordu, ilaçlarının az kaldığını söylemeye çalışıyordu. Bu
çırpınması 28 Nisan 2018’e kadar sürdü. Oldukça sıkıntılı bir süreçti.
Gözaltına alındığında yanlarına raporu almışlar ancak Emniyet’te
raporu görevliler kaybetmiş. Aynı gün bizi tutukladılar. Tarsus
Cezaevine götürdüler. Ve geçici koğuş denilen son derece hijyenden uzak
ve kötü şartlar altında 3 gün geçirdik. Ardından bizi yine aynı koğuşa
koydular. Bu süre zarfında Halime’nin ilaçları hala yok. Halime durmadan
revir yazıyor. Ben de yazıyorum, o da yazıyor ancak revire çıkmak zor
tabi.
10-12 gün geçtiği günlerde ben banyoya girmiştim, o esnada mazgal
açıldı ve ismimin okunduğunu duydum. Hazırlanın revire çıkacaksınız
dediler. Ama Halime’nin ismi okunmamıştı. Halime bana kapıdan seslendi,
“Ben sizin yerinize gidebilir miyim” dedi. Zaten ben banyodaydım, “Sen
git senin işin görülsün” dedim.
NEDEN REVİRE GELDİN DİYE KIZMIŞLAR
Sonra o gitti hatta orada ona kızmışlar, neden sen geldin diye.
Halime de ben hastayım demiş. Hastalığını söylemiş. 1 hafta sonra Tarsus
Devlet Hastanesi dahiliye bölümüne götürüldü. Halime söylemiş
hastalığını. Doktor sadece rutin tetkikleri istemiş. Halime’nin
hastalığını ortaya çıkaracak tetkikler yapılmamış, istenmemiş daha
doğrusu.
Sonra Halime koğuşa geri getirildi. Zaten sonuçları alıp doktora
gitme şansımız yok. Görevli memur sonuçları alır, götürür, doktora
gösterir, doktor da değerlendirmeyi yapar, ilaçları yazar. Ama o esnada
Halime’de bir şey çıkmıyor.
BUNLAR HASTALIĞIMIN TETKİKLERİ DEĞİL!
Hatta İKM (infaz koruma memuru) gelip Halime’nin yüzüne raporları
atarcasına “Hiçbir şeyin yokmuş ‘sen hastayım’ diyorsun” diyor. Halime
de “Ben kendime hastalık mı uyduruyorum ne demek bu? Ben hastayım.”
dedi. Raporlara baktı ve “Bunlar benim hastalığımın tetkikleri değil ki.
Benim hastalığımın tetkikleri istenmemiş, yapılmamış.” dedi.
Sonra yeniden revir yazdı. Başkana yazdı. Burada başkan görüşü denen
bir sistem var. Müdürün bir altı. İlk onunla görüşebiliyorsun. İlk
başkan görüşünde Halime’yle yine beraberdik. Halime, “Bakın benim
hastalığım şu, görevli memur bana sapasağlamsın dedi. Ama
rahatsızlığımın tetkikleri yapılmamış. O yüzden ben mağdurum. İlaçlarımı
alamıyorum.” dedi. Ve bu sırada 20-25 gün geçmiş.
Bu sefer tekrar Halime’yi hastaneye götürdüler. Ama tabi ki gitmesi 1
haftayı buluyor. Hemen işlemiyor işler. Tekrar revire çıkıyor, revir
jandarmaya yazıyor, jandarma ayarlıyor… Tarsus Devlet Hastanesinin de
Şehir Hastanesine sevk etmesi gerekiyor. Sonra Şehir Hastanesine sevk
yapıldı.
ARADAN 1 AY GEÇTİ, HALİME RAHATSIZLANMAYA BAŞLADI
Biz 20 Şubat 2018’de içeri alındık 12 gün göz altındaydık. 3 gün
geçici koğuşta kaldık. Yani oraya sevk edilmesi bayağı bir zaman aldı.
1, 1.5 ay kadar geçti. Ve Halime rahatsızlanmaya, hastalık usul usul
kendini göstermeye başladı. Halime yoruluyor, Halime halsiz. Bir
taraftan çabalıyor. Doktorum-ilacım…
Esas kullanması gereken bir ilaç var ama raporu kayıp olduğu için
kullanamadı. Rapor bulunamadı. Halime gidiyor, geliyor revire. Sistemden
bakarsanız bulunur diyor ama sistem bir türlü açık değil. Bir sürü
olumsuzluk var. Aslında cezaevi kurulunun hekimi çok kolay bir şekilde
Halime’nin TC’si ile sisteme girdiğinde rahatsızlığıyla ilgili her şeyi
görecek. Çünkü Halime 15 yıl bu hastalıkla mücadele etmiş bir insan.
Hastalığının seyrini çok iyi biliyor. Hastalığının doktoru olmuş.
İlacını kullanmazsa neler olacağını biliyor. Zaten cezaevi şartları,
beslenme ciddi problem. 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyoruz, 2 de
çocuğumuz var. Banyo tek, tuvalet tek sıkıntılı bir yer.
6 FARKLI KURUMA MEKTUP GÖNDERDİ
Sonra Halime’nin Şehir Hastanesine sevki yapıldı. Ama ne zaman
götürüleceği belli değil. Halime buna sessiz kalmamaya karar verdi ve 20
Şubat’tan bu yana yaşadıklarını kaleme aldı. 6 farklı kuruma yazdı.
Cezaevi savcığına, savcılığa, Adalet Bakanlığına, BİMER’e, CİMER’e
başından geçen her şeyi yazdı.
İlk açık görüşümüzün olduğu gün çarşamba günüydü. 25 Nisan 2018. Üç
gün sonra vefat etti zaten. Açık görüş günü Halime’yi Şehir Hastanesine
götürdüler. Halime aynı gün yazdığı mektupları ‘kapalı zarf usulü’
teslim etti.
“KAPALI ZARF USULÜ MEKTUP HAKKI”
‘Kapalı zarf usulü’ dediğinizde yönetim açmıyor zarfı. Tutukluların
böyle bir hakkı var. Normalde okuyorlar ama ‘bunun okunmasını
istemiyorum’ diyerek üzerine not düşüldüğünde onu açamıyorlar. Biz bu
tür şeyleri bilmezdik, bilmemiz de mümkün değildi. Koğuştaki hukukçu
arkadaşlar bize bu anlamda destek oldu. Bunun bir hak olduğunu ve bu
hakkın kullanılabileceğini söyledikleri için yazmıştık, diğer türlü
zaten o mektupların dışarı çıkma ihtimali sıfır. Hala çıktığından emin
değiliz. Bir mektup toplam 4-5 sayfa olması lazım. Halime çok yorulduğu
için yazamıyordu ve bazı arkadaşlar ona yazmasında yardım ediyorlardı.
Ciddi manada yoruluyordu.
HASTANEYE YATIŞ İSTEYECEĞİM
Evrakları teslim etti. Hastaneye gitti. Giderken “Bugün hastaneye
yatış isteyeceğim” doktordan dedi. Ben de “Ama yatırırlar mı bilmiyorum”
dedim. Ve o şekilde kapıdan çıktı. Görevli memura da hastaneye yatmak
istediğini belirtmiş. Memur “O kadar kolay iş değil o.” demiş.
Öyle deyince, talep edememiş, yatırmayacaklarını düşünmüş. Daha sonra
bana “İnfaz koruma memuru o hiç kolay iş değil dedi, ben de talep
etmedim.” dedi. Bir de oralarda yorulmak istememiş. Gücü kalmamıştı. Biz
bir taraftan acaba hastaneye yatırmazlar mı endişesi taşıyoruz. Bir
taraftan ilk açık görüş günü, abisini görebilecek mi diye düşünüyoruz.
İkilemdeyiz. Görüşmezse görüşmesin hastaneye yatsın diyoruz, ama bir
taraftan ilk açık görüşü…
Ne olacak ne bitecek diye düşünürken görüş saatine 10 dakika kala
Halime geldi. Şehir Hastanesine götürülmüş, tetkikler yapılmış, sonuçlar
15 gün sonra çıkacak demişler.
Sonra abisiyle görüştü. Hatta yan yana oturmuştuk. Ben de birkaç gün
önce avukatımla konuşmuştum, Halime’nin rahatsızlığını anlattım. Bu
kızın hala bir avukatı yok, zor durumda, hala ilaçlarını almakta sıkıntı
yaşıyoruz.
Ertesi gün öğleye doğru Halime biraz kendine geldi. Kızlar aşağı
havalandırmada kahvaltı hazırlamışlar. Halime daha o saate kadar bir şey
yememiş. Halime’yi zorla götürdüler, canı istemiyor. Baktım biraz yemek
yedi, kahvaltı etti. Biraz yemeye başladı, toparlanacak diye hoşumuza
gitti. Gözlemliyoruz çünkü onu. Üzülüyoruz da bir taraftan da. Onun ağız
tadıyla yediği son yemek o oldu.
 |
| Resim yazısı ekleHalime Gülsu ve annesi Zeynep Gülsu. |
Ardından Halime yukarı çıktı. Ben namaz kılıyordum. Sonra bir ara
baktım kendini nefes nefese peteğin üstüne attı. Selam verdim “Halime
nasılsın” dedim. “Bozma namazını” dedi. “Aldım onu, hemen bir arkadaşın
yatağına yatırdım. Oraya uzandı, ben namaza devam ettim. Bir-iki arkadaş
da başında ilgilenmeye başladılar noluyor diye.
Koğuştaki arkadaşları biri “Baksanıza bu kızın elleri buz gibi ama
sanki beyni kaynıyor.” dedi. Gerçekten bir baktım elleri buz gibiydi ve
buz gibi ter dökmüştü ama başı kaynıyordu sıcaktan. tansiyon aleti
isteyelim dedim. Merdivenlere yöneldim ama ben namazdayken istenmiş
zaten, ölçüyoruz sonuç alamıyoruz.
GÖZLERİ GİTTİ, KASILDI, MOSMOR OLDU, ÇOK KÖTÜ OLDU
Bir anda Halime’nin gözler gitti, kasıldı, mosmor oldu, kötü bir
görüntüydü gerçekten. Düşünün küçücük, iki çocuğun olduğu bir yerde
böyle bir şey yaşanıyor. Tabi hepimiz çırpınmaya başladık, kimimiz
kapıya vuruyor, kimimiz butona basıyor, çabuk gelin diye.
O sıra Halime’nin kasılması geçti biraz, kendine geldi, gözü açıldı.
Bu sırada istiğfar etti. Hem alttan hem üstten… Tabi biz ne yapacağız,
ne edeceğiz çırpınıyoruz. O sırada geldiler görevliler.
ÖLÜMCÜL HASTALIĞI VAR DEDİM, ANLAMADILAR
“N’oldu? Kiminle tartıştı? Kiminle kavga etti? Niye böyle?” diye
sorular yöneltmeye başladılar. Kimseyle tartışılmadı, kavga edilmedi,
kimseye hiçbir şey söylemedi. Kız hasta, ölümcül bir hastalığı var
dedim. Sürekli de ölümcül kelimesini kullanmaya başladım anlamıyorlar
diye.
Sonra ambulans geldi. Görevliler de alışmışlar; cezaevinde insanlar
sinir krizi geçirir, tartışırlar vs. Öyle bakıyorlar bütün olaylara.
Halime’yi de aynı kefeye koymaya çalışıyorlar. Biz diyoruz, bunun
sorumluluğunu kim alacak bu kız çok hasta. Zar zor ikna ettik hastaneye
götürmeye onları.
İki katlı bir yer orası, asma tavan var. Üstü yatakhane, altında
mutfak ve tuvalet. Halime’yi indirmek istiyoruz, sedye diyoruz, sedye
yok. O haldeki bir hasta nasıl inecek? Dört arkadaş ellerini
kenetlediler Halime’yi kucaklarına aldılar, o merdivenlerden aşağıya
indiler. Sağlık görevlileri ve aynı zamanda kurum memurları baktılar
sadece.
570 KİŞİNİN YAŞADIĞI YERDE BİR SEDYE YOK
Biz arkadaşımızı indirmekten gocunmuyoruz ama 570 kişinin 80’e yakın
çocuğun bulunduğu bir yerde bir sedyenin olmaması kadar kötü bir şey
yok. Kapının önüne bir tekerlekli sandalye getirmişler. Onu da içeri
bile sokmadılar. Kızı oraya bindirdik. Ondan sonrasını bilmiyoruz,
götürdüler Halime’yi. Akşama doğru geri getirdiler.
Acil servise götürmüşler, grip olmuşsun demişler. Bir serum
takmışlar, ateş düşürücü bir şey vermişler, Parol gibi. Onlar da biraz
Halime’nin kendine gelmesine sebep olmuş. Geldi ama kız yoğun bakımlık
bir durumda aslında. Şuuru, bilinci yerinde ama mecali, gücü kuvveti
yok.
KOĞUŞTA İKİNCİ KRİZ
Ben Halime’nin yanına yaklaşamıyordum. Çünkü yanına yaklaşırsam çok
şiddetli ağlayacağım, üzüleceğim kaygısıyla uzakta duruyordum.
Arkadaşlar da bir şeyler yedirelim diye çaba sarf ediyorlar. Sonra bir
meyve yedirdiler. 3 dakikaya varmadı Halime aynı şekilde bir kriz
yaşadı. Perşembe günü, biri öğleden sonra, biri akşam saatlerinde olmak
üzere iki kez doktora göndermeye çalışmamız yine maceralı şekilde oldu.
Oradaki herkes de buna şahitlik eder.
Halime’yi tekrar kollarımızla tutarak aşağıya indirdik. Zar zor ikna
ederek hastaneye gönderdik. Saat gece 2 buçuk civarı kapı açıldı, herkes
aşağı indi. Ben de uyandım, Halime geldi dediler. Aşağı indim, baktım
Halime oturuyor. Noldu dedim. “N’olucak serum taktılar, bir şey
yaptıkları yok” dedi.
NÖBETLEŞE BAŞINDA BEKLEMEYE BAŞLADIK
Yer olmadığı için ben koğuşta yer yatağında yatıyordum. Kızlar “Abla
Halime’nin yukarı çıkacak dermanı yok, hem her defasında onu bu şekilde
aşağıya taşımayalım, senin yatağı aşağıya indirsek mi?” dediler. Ben de
tabi ki dedim. Yatağı aşağıya indirdik. Halime’yi yatırdık. Nöbetleşe
başını beklemeye başladık.
Herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor. Sabah saat 9 ile 12 arası
ben görevi devraldım. Bir şey yemiyor, “Halimecim bir bardak su içer
misin” diyorum. Bir iki yudum su içti, hiçbir şey yemedi. Yatıyor
sessizce. Ağlamıyor, hıçkırmıyor, isyan etmiyor, bir şey söylemiyor
sadece öylece yatıyor.
Hani insan bazen aklından geçirdiği şeye utanır ya ben bunu nasıl
aklımdan geçirdim diye… İşte o durumu yaşadım. Yatağa döndüm baktım
Halime uzanmış yatıyor. Rengi gitmiş. İçimden “Allah’ım bu kız ölecek
mi?” diye geçti. Sonra oradan nasıl kaçasım geldi anlatamam. Ben nereye
gideceğim, nasıl saklanacağım, nasıl böyle bir şey düşünürüm diye…
Sonra Halime’yi revire götürdüler. Akşam 17.00’ye kadar orada
tutmuşlar. Bir serum takmışlar. Saat 17.30 gibi Halime’yi tekerlekli
sandalyeyle merdivenin başına getirmişler. Arkadaşınızı gelin alın
dediler. Gitti arkadaşlar, merdivenden aldılar, geldiler.
Cuma akşamı (27 Nisan 2019), saat gece 22.30 gibi Halime’yi tekrar
götürmeye kalktılar. Halime gitmek istemiyordu artık… Halime günlerce
sayıma inemedi. Bir de yanına çıkıp “Bayan, bayan iyi misin?” diye sanki
niye bizi buraya çıkarttın da biz aşağıda sayıyoruz anlamında
davranışları var. Neyse yani…
RİCA EDERİM BENİ HASTANEYE GÖTÜRÜN
Halime’yi götürdüler. Biz bir daha zaten onu görmedik. Halime’nin
hastalığı bu haddeye gelmeden 1 hafta önce şöyle bir şey yaşandı, onu
atladım: Bir akşamdı, oturuyorduk, ‘Ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum,
beni doktora götürün diyeceğim.’ dedi. Ben ‘Şimdi mi diyeceksin?’ diye
sordum, ‘Evet, sanırım hastalığım had safhaya çıktı.’ dedi. Ve butona
bastı. Doktora gitmek istediğini söyledi. Götürdüler. Akvaryum dedikleri
bir yer var, oraya oturtmuşlar. Biz de zannediyoruz hastaneye
götürüldü.
Akvaryum görevlilerin oturduğu bir yer. Etrafı açık olduğu için, cam
yani, kapalı bir yeri yok, o yüzden akvaryum diyorlar. Halime’yi orada
epey bir tutmuşlar. Sonra ambulans gelmiş, tansiyonuna bakmışlar. Ve
demişler ki bir şeyiniz yok. Halime de hastalığı anlatmış, ilaçlarını
alamadığını belirtmiş, hastalığımın seyrinin iyiye gitmediğini
düşünüyorum, o yüzden benim tetkiklerimin yapılması lazım, rica ederim
beni hastaneye götürün demiş. Bu Şehir Hastanesi’ne götürülmeden önceki
bir süreç.

SİZİN GALİBA CANINIZ SIKILMIŞ
Böyle deyince sanıyorlar ki Halime’nin canı sıkıldı. Çünkü orada
özellikle adli mahkumlar sıkılınca hastayım diyor, ambulans
çağırıyorlar, dışarı çıkmak, hava almak için bir çeşit bahane… Sağlık
görevlileri de bundan dolayı Halime’ye ‘Sizin galiba canınız sıkılmış’
tarzında şeyler söyleyip göndermişler. İşte böyle bir sürü ihmal
zinciri…
Cumartesi (28 Nisan 2019) sabah oldu. Halime’den ses yok, haber yok.
Gardiyanları çağırıyoruz, Halime’yi soruyoruz, bazıları bilmiyoruz
diyor, bazıları hastanededir diyor, bazıları başka şeyler söylüyorlar.
Ama Halime ile ilgili bir bilgi yok. Getirmediklerine göre belki
hastaneye yatırmışlardır diye umut ederek, dua ederek geçirdik o günü.
BİRDENBİRE BİZE İYİ DAVRANMAYA BAŞLADILAR
Pazar günü sabah oldu, hala bir haber yok. Bir arkadaş panik atak
hastası oldu. Halime gitti gelmedi, ondan dolayı da panik. Ben de iyi
değilim. Butona basıyoruz, tansiyon aleti anında geliyor. Şeker aleti
var mı dedim. Koştular koştular şeker aleti getirdiler. Günlerden pazar
bir de. Dedim ki arkadaşlara; bu işte bir iş var, bunlar bizimle neden
bu kadar ilgileniyorlar? Ben hoşlanmadım bu ilgiden, bunun altında bir
şey var.
Arkadaşın şekerine baktılar, beni tanık olarak gösteriyorlar, ısrarla
diyorlar ki, ‘Bakın şekeri bu, tansiyonu bu.’ Arkadaşın şekeri de 105
miydi neydi tam hatırlamıyorum ama bana onaylattırıyorlar. Bana tanıklık
yaptırıyorlar kendilerince. Dedim yine bu işin arkasında başka bir şey
var. Hoşuma gitmiyor tavırları.
Acaba Halime’nin durumu ağırlaştı da ondan dolayı zan altında
kalmamak için mi yapıyorlar nedir diye düşünüyoruz ama Halime vefat
etmiş haberimiz yok. Ve evet onlar zan altında kalmamak için
yapıyorlarmış. Bizim de o gün telefon görüşmemiz var. İki grup halinde
çıkıyoruz, Halime’den bir haber alalım diye ümit ediyoruz.
BÜTÜN KOĞUŞ KOPTU, AMBULANSLAR KAPIDA BEKLETİLDİ
O esnada geldiler, telefona çıkardılar bizi. Eşim hangi kanalda gördü
bilmiyorum ama alt yazı geçmiş. SLE hastası bir kadın öldü diye. Eşim
bana söyledi ama isim vermedi. Umut etmek de hani fakirin ekmeği ya
Halime’nin üzerine kondurmuyorum. Değildir inşallah diyorum. Arkadaşlara
söyleyemiyorum. Böyle bir şey varmış ama inşallah o değildir
diyemiyorum. Ama benden sonra giden arkadaşlarda da bir sessizlik. Zaten
çocuklar var diye içten bir kaynaşma. Gözlere baktım n’oluyor dedim.
N’oluyor söyleyin dedim. Tabi bütün koğuş koptu.
AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRDIM: KATİLSİNİZ
Biz haberi duyduk tabi, ortalık kırıldı geçti. Ondan sonra benim
tansiyonum fırladı, arkadaşın biri kilitlendi kaldı. Herkes orada farklı
bir şey yaşadı. İki çocuk var, onları hırpalamamaya çalışıyoruz.
Görevlilerden biri çocukları aldı götürdü. En azından o ortamda
bulunmasınlar diye. Kontrol edemiyoruz kendimizi. Ben avazım çıktığı
kadar bağırdım, katilsiniz diye. Siz yediniz o çocuğun başını dedim.
Çiçek gibi bir insanın hayatını katlettiniz diye avazımın çıktığı kadar
bağırdım.
OLMAYAN AMBULANSLAR KAPIDA HAZIR BEKLETİLDİ
Halime’nin ölümünü öğrenince kalp krizi geçiren olur, tansiyonu
yükselen olur diye ambulansları hazır bekletiliyorlar kapıda. Pazar günü
üstelik. N’olur götürün dediğimizde olmayan ambulanslar o gün orada.
Herkes çok kötü olunca ambulanslara götürdüler bizi.
Sonra kurum müdürü geldi; karısı hastaymış, adam 1 haftadır
hastanelerde koşturuyormuş, girdi içeri dedi ki “Allah belalarını versin
bu doktorların.” Aynen bu ifadeyi kullandı. “Benim eşim hasta bir
haftadır teşhis koyamadılar” dedi. Senin karına hastalığın teşhisini
koyamamışlar. Bu kızın hastalığı belliydi, küçücük bir araştırma
gerekliydi. Hepsi bu. Birkaç tuşa basacak kızın raporunu çıkartacak ve
ilaçlarını aldırtacaktınız. Hepsi bu. Ondan sonra geldiler, arkadaşlar
anlattı, herkes anlattı. Haklısınız tarzı şeyler söylüyor.
HEP BİRLİKTE ROTA VİRÜSÜ GEÇİRDİK
Biz oraya ilk girdiğimiz zamanlarda hep beraber bir rota virüsü
hastalığı geçirdik. 10-15 gün içinde. Bütün koğuş kusma, ishal, karın
ağrısı şikayeti yaşadı. On aylık bir kızımız vardı. Onda başladı,
herkese bulaştı. Sonra bizi iki ayrı grup halinde serum taktırmaya
götürdüler. Halime bunları da yaşadı yani.
Müdür konuşurken arkadaşlar dediler ki, 4 ay revir yazdık ama doktora
çıkamadık. Bizden önceki arkadaşlar bunları yaşamış. Tansiyon hastası
olduk, kalp hastası olduk, şeker hastası olduk. Bir arkadaş rahim
kanseri olmuş. Hastalıktan sonra çıkartmışlar. Bir sürü mağduriyet…
İFADELERİMİZİ EKSİK YAZDILAR
Halime’nin vefatından sonra bir gün ifadeleriniz alınacak dediler.
Kendilerini aklama çabasındalar. Hukukçu arkadaşlar bizi uyardı. İster
yazılı ister sözlü ifade verin, eğer ki söyledikleriniz yazılmamışsa
sakın imzalamayın dediler. Biz başladık ifade vermeye. Onlar her
defasında kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Bütün arkadaşlar aynı şeyi
yaşadı. Yazılı ifade kabul etmediler. Söylediklerimizin etkisini
azaltarak yazmaya çalışıyorlar. Israrla okumak istiyoruz, öyle imzalamak
istiyoruz diyoruz.
Mesela Halime’nin 6 farklı kuruma kapalı zarf olarak gönderdiği
mektupları söylüyoruz, kaydetmiyorlar. Kaydetmemek için çaba sarf
ediyorlar. Bu kadar insanın olduğu bir yerde neden sedye yok diye
söylüyorum. Arkadaşınız sedye yok diye mi öldü, diyorlar.
İkamelerin hiçbir suçu yokmuş! Doktorun suçu diyorlar. Ama kurum
doktorunun değil, hastane doktorunun suçu. Kurum doktorunun bu anlamda
hiçbir suçu yok! Kaydetmemeye çalışıyorlar söylediklerimizi. Defalarca
ölümcül hastalık dememize rağmen, bu hastalık nasıl bir hastalık diye
kimse araştırıp bakılmadı.
YALVARIYORUZ, ABİSİNİ ARAR MISINIZ?
Halime’nin götürüldüğü gece abisini arar mısınız diyoruz, ikamelere
yalvarıyoruz. Halime’nin yıllarca hastalığını takip eden doktorunu
arayın diyoruz. Onu ararsanız, Halime’nin rahatsızlığına daha iyi bir
şekilde tanı konulacak diyoruz. Değişik değişik formüller üretip
söyledik ama hiçbiri yapılmamıştı zaten, yapmazlar yani. Biz bunları
anlattığımızda kayda geçmemeye çalışıyorlar. Önce imzalamayacağımızı
söyledik. Sonra unuttuğumuz ve sonradan hatırlayacağımız şeyler olursa
ilave edeceğimizi bildirerek altına not düşerek, yeniden ifade vermeyi
talep ederek imzaları attık.
BİZ AKLANDIK!
O ifadeler ne oldu bilmiyoruz. Ama ikamelerin konuşmalarından bazı
arkadaşlar şöyle bir şey duymuş: Biz, aklandık bu konuda. Kız, gerçekten
ihmalle gitti…
Düşünün ağır hastasın ve 3-5 hafta sonra sana ilaç geliyor. Revir
hekimi çok bilgisiz bir hekimdi. İlaçlarla ilgili bilgiye vakıf değildi.
Söyleneni de dinlemiyordu, yani ilgisizdi.
Bizi ilk mahkemeye getirdiklerinde tek tek savcının karşısına
çıkarttılar. Halime’nin avukatı olmadığı için Halime’ye CMK’dan atanan
bir avukat geldi. Hem savcıya hem de avukata hastalığını söylemiş..
Avukat, raporu olmadığı için tahliyesini talep ediyoruz tarzında bir şey
söyleriz demiş. Halime de umutlanmıştı.
Mersin Cumhuriyet Savcılığının hastalığından haberi vardı yani. Orada
Halime’nin raporunu kaybetmeleri savcının dikkate almamasına sebep oldu
bence. Sözlü ifade yeterli gelmiyor onlara, oradan kurtulmak için
herkes her şeyi söyleyebilir diye düşünüyorlar.
Soruşturmanın asıl Halime’yi gözaltına alan ve raporu kaybedenlerden
başlatılması gerekiyor. Rapor kaybolmasaydı savcı Halime’yi bırakma
kararı alacaktı. Başka bir hastayı bırakmışlardı. O raporun TEM’de
kaybolması bir sürü şeyin art arda gelmesine sebep oldu. Ama tabi ki bu
rapora ulaşılamaz mıydı? Çok rahat bir şekilde ulaşılırdı. Ancak doktor
bilgisayarın birkaç tuşuna basarak rahat bir şekilde o rapora
ulaşabilirdi…
YARIN: İKİNCİ KOĞUŞ ARKADAŞI Z. A.:
* MAZGAL AÇILDI, GARDİYAN RAPORU YÜZÜNE FIRLATTI
* DİLİ BOĞAZINA KAÇTI, KAŞIKLA ÇIKARDIK
* SON İKİ GÜN YATAĞINDA ALTINI BİZ ALDIK