20 Mayıs 2019 Pazartesi

Muhammed öğretmen hapse girmesin

20 Mayıs 2019 
2 yaşından beri koltuk değneğiyle yürüyebilen Muhammed Koşar'a savunması alınmadan Bank Asya'da hesabı var diye hapis cezası verildi. Sıkma börek kulübesiyle ailesini geçindiren Koşar, üç çocuğunu bırakıp hapishaneye girecek.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, dün gece sosyal medya hesabından Malcolm X'in meşhur bir sözünü paylaşarak adaletin peşinde olduğunu duyurdu. Oysa bakanlığı dönemi adaletsizlikten en çok şikayet edilen dönem oldu.

2 yaşındayken çocuk felci geçiren ve o günden beri koltuk değneği kullanan sınıf öğretmeni Muhammed Koşar (46), Bank Asya hesabı ve dernek üyeliği gerekçe gösterilerek, savunma dahi yapamadan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstinaf Mahkemesi'ne savunmasını sunmasına, Bank Asya ile davalık olduğunu, hesap hareketlerindeki değişikliklerin miras paylaşımından kaynaklandığını ifade etmesine rağmen de sonuç değişmedi.


Üç çocuk babası Koşar, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 'terör örgütüne yardım'dan verdiği ceza, 15 Mayıs 2019'da onayladığı için bir-iki hafta içinde cezaevine girecek.

Hapse gireceğini, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun duyurduğu  Koşar, 1 Eylül 2016'da 672 sayılı KHK ile ihraç edilmişti.


























2010 yılında aldığı konut kredisinin dosya masrafı nedeniyle Bank Asya'yı dava eden Koşar, "2013 yılında banka ile karşılıklı davalık olduk. Destek verdiğim bir bankayı mahkemeye vermem veya beni mahkemeye veren bankayı desteklemem söz konusu olamaz" dedi.

EVİME YAKIN DİYE BANK ASYA'DA HESAP AÇTIM




Bank Asya'dan kredi çekme sebebinin bankanın eviyle okulu arasında olduğu için tercih ettiğini ifade eden Koşar şöyle devam etti: "Hem evime yakın diye, okulum ile ev arasında olması, bana kolaylık sağlaması, faizsiz olması, EFT, havale ücreti almaması gibi nedenlerle Bank Asya'da hesap açtım."

Mahkeme kararında Koşar'ın Bank Asya'ya talimatla para yatırdığı da iddia ediliyor. Bunun doğru olmadığını ifade eden Koşar, "Talimatla hareket etsem mahkemece belirtilen talimat tarihi olan 15.01.2014 değil de 3,5 ay sonra yatırayım! İlk duruşmadan sonra banka için bilirkişi istemişlerdi. Bilirkişi 2013 Aralık'tan itibaren hesabımı inceleyerek raporu hazırlamış. Oysa çok önceden açtırdığım bir hesaptı. 1999'dan beri kullanıyordum. Döviz altın alıp satıyordum, 2010'da konut kredisi çektim, 2015'te Mayıs'ta bitti. Bunlarla ilgili savunma dahi yapmadım." dedi.


MİRAS PARASI ÖRGÜTE YARDIM SAYILDI

2014 Mart ayının sonunda hesabındaki para artışının miras paylaşımıyla ilgili olduğunu belirten Koşar, "2012 yılında babamı kaybettik. Babamdan kalan bir ev vardı. O ev satıldı ve benim payıma 9 bin 500 TL düştü. Abim 25 Mart 2014'te o parayı hesabıma yatırdı. Ben de daha önceleri rutin olarak yaptığım gibi paramın değerlenmesi adına 26 Mart 2014'te vadeli hesaba yatırmamdan ibarettir. Daha sonra da maaşım artmış, haliyle azar azar da olsa birikim yapmaya başlamıştım. Birikim yapmış olduğum bu paralarla da 2015 Mart ayında otomobil siparişi verdim ve belli aralıklarla çekip 8 Mayıs 2015'te son taksidimi ödedim. Aynı işlemlerime bankaya TMSF el koyduktan sonra bile devam ettim. Hesabı kapatmadım. 15 Temmuz'dan sonra dahi hesabımın açıktı. Amacım bankaya destek olsa TMSF el koyduktan sonra hesabımı kapatırdım" ifadelerini kullandı.

19 YILLIK SINIF ÖĞRETMENİ








En son Adana Seyhan Atatürk İlkokulu'nda görev yapan Muhammed Koşar 19 yıllık sınıf öğretmeni. Evli ve 3 çocuğu var. En büyük kızı Betül 18, Azra 14, Fatih Burak 8 yaşında.

15 TEMMUZ'DA ANDIRIN'DA YAYLADAYDIM

15 Temmuz'da Andırın'da yaylada olduğunu söyleyen Koşar, "Olaylardan haberimiz yok, tv, radyo yok. Sela okununca haberimiz oldu. Birkaç gün sonra açığa alındık. Ben tebligatı alıp tekrar yaylaya çıktım. Bir hafta sonra dilekçe veririm diye Adana merkezdeki evime gittim. Kapı açılmadı, polis gelmiş, arama yapmışlar, sonra da anahtarı değiştirmişler, ben çilingir çağırdım. Evime öyle girdim." dedi.

Neden arama yaptıklarını öğrenmek için Adana KOM'a giden Koşar, burada gözaltına alındı ve Diyarbakır KOM'a götürüldü. İki gün nezarette kaldıktan sonra yargılaması devam etmek üzere Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. İlk mahkemesine SEGBİS ile bağlanan Koşar, ikinci mahkemesinde ceza aldı: "İkinci mahkemenin de öyle olacağını zannettim. 10 Temmuz 2018'de 9.30'da Diyarbakır'da görülecek duruşmaya yetişmem imkansızdı. Savunma yapamadan ceza verdiler."

MAHKEME KAPISI NEDİR BİLMİYORDUK



Ceza beş yıldan az olduğu için direkt cezaevine gireceğini ifade eden Koşar:
"Hafta içi muhtelemen tebligat gelir. Mahkeme kapısı nedir bilmiyorduk, yeni yeni öğreniyoruz. 3 çocuğum var, eşim ev hanımı, küçük bir kira gelirimiz, sağdan soldan yardımlarla geçiniyoruz. Bir mahalle arasında eşimle sıkma börek yapıp satıyorduk. Şimdi ben de gidersem hanım tek kalacak. Çocuklarımın üçü de okuyor. Biri üniversiteye hazırlanıyor lise sonda, diğeri lise sınavına hazırlanıyor. En küçüğü ikinci sınıfa gidiyor. Ne yapacağımızı bilmiyoruz."



GÜNÜM DOLMASINA RAĞMEN İHRAÇ OLDUĞUM İÇİN EMEKLİ EDİLMEDİM

Muhammed Koşar, emekliliği konusunda da bir hak ihlali ile karşı karşıya:

"Günüm dolmasına rağmen ihraç edildiğim için (dilekçe verdiğim tarihte iştirakçi olmadığım gerekçesiyle) emekliliğim SGK tarafından reddedildi. Mahkemeye başvurdum. İdare Mahkemesi beni haklı buldu, fakat SGK üst mahkemeye itiraz etti. Nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Yani engellilere sıkıntı çıkarıyorlar. Sağlam insanlar günü dolduysa rahatça emekli olabiliyor. Engelliler, engel derecesine göre daha kısa sürede emekli oluyor. 15-18 yıl arasında. Fakat ihraç olduğumuz için sağlam insan kriterlerine göre işlem yapıyorlar. Ya 25 yılını ya da yaşını (en az 60) dolduracaksın diyorlar."





15 Mayıs 2019 Çarşamba

Tutuklu Ömer Asaf’ın babası: Oğlum verem vakasının olduğu bir koğuşta kalıyor

15 Mayıs 2019 
Verem hastası bir tutuklunun bulunduğu koğuşta tutulan Ömer Asaf bebeğin annesinin yarın ilk mahkemesi var. Anne bir mesajda ismi geçti diye tutuklanmıştı.




17 Nisan 2019'da Kütahya'da tutuklanan Fatma Erden yarın ilk mahkemesine çıkıyor. Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek davada Erden, adı ve ev adresi bir mesajda geçtiği için 'terör örgütü üyesi' olmaktan yargılanacak.

Fatma Erden yaklaşık bir aydır 8 aylık oğlu Ömer Asaf ile birlikte Kütahya E Tipi Cezaevi'nde 50 metrekarelik bir koğuşta kalıyor.

29 kadın ve 4 çocuğun daha bulunduğu koğuşta kalorifer yeterli olmadığı için oğlunun sürekli hastalandığını söyleyen baba Necip Erden, "Hava serin, kalorifer yanmıyor, sürekli hasta. Alerji oluyor. O ortamda bir bebeğin banyosu, bakımı, her şey dert, sıkıntı. Revirden öksürük ilacı almış eşim ama alerji yapmış" dedi.

Koğuşta verem vakasının olduğunun söylendiğini belirten Erden, "Dert sıkıntı çok. Koğuşta verem vakası olduğu söyleniyor. Oğlumuzun zaten hassas bir yapısı vardı. Annesi suyun sıcaklığı 25 derece olmadan yıkamazdı onu. Şimdi akmayan sıcak sularda yıkamak zorunda. O çocuğun güneşe ihtiyacı var. Başındaki hassas bölge D vitamini olmadan güneş görmeden olmadan nasıl sağlıklı bir şekilde kapanacak." ifadelerini kullandı.

"Ne kadar gerçek bilmiyoruz ama yemeklerde şap iddiası var. Böyle bir şey çocuğun bünyesine nasıl etki yapar!" diyen Erden bir baba olarak Aile Bakanlığı'na, Adalet Bakanlığı'na serzenişte bulunuyor:

"Hadi büyükler sabretsin ama çocukların yeni gelişen dünyası sadece o koğuşlar mı o olacak? Zihin gelişimi etkilenmeyecek mi? Çocuk ağacı, güneşi, kediyi, köpeği sadece televizyondan mı görecek? Kritik gelişim dönemi, zihinsel gelişimi, fiziki gelişimi 50 metrekareden mi ibaret olacak. Baba demeye yeni başlayan oğlumu parmaklıklar arkasından mı seveceğim, ona ne zaman dokunacağım, babadan yoksun mu büyüyecek oğlum."

EVİNE GELMEK İSTEYEN MİSAFİRLERİNİN MESAJLARINDA ADI VE EV ADRESİ GEÇTİĞİ İÇİN TUTUKLANDI

Kütahya Köprüören Tek Termik Ortaokulu'nda Teknoloj ve Tasarım Öğretmeni olarak görev yapan Fatma Erden, 15 Temmuz'dan sonra Valilik kararı ile açığa alınmış, 30 ay bekletildikten sonra iki ay önce görevine geri dönmüştü.

17 Nisan 2019'da gelen tebligat üzerine ifade vermeye giden Erden, birkaç saat içinde tutuklanmıştı. 2015 yılında, iki meslektaşı kendi aralarında mesajlaşıp Fatma Erden'in evine misafirliğe gideceklerini söylemeleri ve ev adresini yazmaları suç sayılmıştı.


Tutuklu hamile Hatice Şahnaz'ın annesi: Doğuma beş gün kaldı, kızımı serbest bırakın

15 Mayıs 2019 

Antalya Döşemealtı L Tipi Cezaevi’nde 9 aydır tutuklu bulunan hamile Hatice Şahnaz’ın (28) eşi ve annesi dün gece HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun televizyonu ÖFG TV’ye konuk oldu.

İnsan hakları ve cezaevlerindeki hak ihlallerini her salı günü saat 21.00’de ağırladığı konuklarla gündeme getiren Gergerlioğlu, hamilelik sürecini cezaevinde geçiren ve doğumuna beş günü kalan Hatice Şahnaz’ı serbest bırakın çağrısı yaptı, karnı burnundaki bir anne adayının kanunlara göre tahliye edilmesi gerektiğini ifade etti.



20 Nisan 2019’da Bold Medya’ya da konuşan eşi Hüseyin Şahnaz ve kızını zor şartlarda okuttuğunu söyleyen Cennet Kandemir, 15 Temmuz’dan bu yana mağdur edilen bir aile olarak Gergerlioğlu’nun sorularını cevapladı.

CENNET KANDEMİR (ANNESİ): KIZIM TEZGAHTARLIK, BAKICILIK YAPARAK OKUDU

Benim eşim inşaatta çalışıyor. Hatice ve ablası aynı dönemde üniversiteyi kazandılar. Kızım tezgahtarlık yaparak, bakıcılık yaparak okudu. Bir gün polis geldi onu alıp götürdü. Birileri ifadede adını söylemiş. Zorluklarla okuttum ben onları. Benim okumam yazmam yok. Kızlarım okusun ayakta dursun çok istedim.

BANKASYA HESAP ÜCRETİ ALMIYOR DİYE KIZIMA ORADAN PARA YATIRIYORDUM

Bankasya hesap ücreti almıyor diye kızıma oradan para yatırıyordum. 50-60 TL gönderiyordum. Başka bankadan yatırsam para kesiyorlardı, eline bir şey geçmiyordu. İnsanlık bu mu? İslam memleketi diyorlar Türkiye’ye. İslam bu mu?

KIZIM MAHKEMEDE TİTRİYORDU, SİYASİLER SEÇİMLERİ BIRAKSIN, CEZAEVLERİNE BAKSINLAR

Hakim ilk duruşmada ceza verdi. Kızım mahkemede titriyordu. Doğuma az kaldı, kızımın serbest bırakılmasını istiyoruz. İnşallah bu programın faydası olur. Görüşlere gittiğimde görüyorum, 5-6 çocuk geliyor, annelerine sarılmak istiyorlar. Camın arkasında sarılamıyorlar. Telefona yetişemiyorlar. İsteğim bütün çocuklar annelerine kavuşsun. Allah herkese merhamet versin! Ne diyeyim bilmiyorum. Siyasetçiler seçimleri bıraksınlar, halkın sıkıntılarına, cezaevlerine baksınlar!

İLK KEZ ANNE OLACAK, ÇOK ENDİŞELİ


Kızım cezaevinde haliyle çok endişeli. İlk kez anne oluyor. Nasıl doğum yapacağım diye çok endişeli. Nasıl büyüteceğim diyor. Sesimizi duyan yok. Mağdur muyuz mağdur mu ediliyor bilmiyorum. Benim kızım karınca incitmez.

HÜSEYİN ŞAHNAZ (EŞİ): HAKİM KARAR ÖNCEDEN BELLİYDİ DEDİ

Eşimin hamile olduğunu cezaevine girince öğrendim. Çocuğum olacak diye sevindim ama eşim cezaevinde karmaşık duygulardı! Hakim ilk duruşmada cezayı verince itiraz ettiik. ‘Siz ne derseniz deyin benim kararım önceden belliydi dedi. Sürekli dilekçeler yazdık bırakılması için.

HAMİLE KALARAK MAĞDURİYET OLUŞTURUYORSUNUZ DEDİLER

Adliyede bir görevli ‘terörist olduğunu eşiniz kabul ederse tahliye edilebilir ancak dedi! Böyle adalet olur mu? Biz terörist değiliz. hem neden terörist olduğumu kabul edeyim. ‘Adalet varmış’ dedim, yargıya hakaret mi ediyorsunuz diyorlar. Sizden başka sesimizi kimse duymuyor. Eşime çocukla mağduriyet yaratıyorsunuz dediler!

ANNEM CEZAEVİ YOLUNDA KAZA GEÇİRDİ, KOLU FELÇLİ KALDI

İki senedir maddi manevi mağdur oldum. Ailece yıprandık. Ben cezavindeyken ailem beni ziyaret ederken trafik kazası geçirdi. Annemin kolu felç kaldı. Biz Kayseriliyiz. Küçük şehirde yaşamak çok zor. İnsanlar sürekli sizi konuşuyor. İş bulamadık, ev bile vermedi bizden uzak durun dediler.

BU HAFTA İKİ KEZ HASTANEYE GÖTÜRMÜŞLER

Söyleyin mağduriyet mi oluşturuyorum yoksa mağdur muyum? Doğmamış çocuğum şu an mağdur. Eşimin dosyasını istinaf onaylayalı 2 ay oldu. Dosya Yargıtay’da gözükmüyor. Arada bir yerde, nerede olduğunu dahi öğrenemedik. Yargıtayın bir an önce eşimin serbest bırakılması yönünde karar vermesini, çocuğumun dışarıda dünyaya gelmesini istiyorum. Bu hafta iki kez hastaneye götürmüşler. doğum yaklaşıyor. Herkesin kendi evladının başına geldiğini düşünsün…

BABAANNEMİN NE SUÇU VAR?

Olaylardan sonra babanneme kömür yardımı yapılırken bunun torunu terörist artık kömür vermeyeceğiz demişler. Ben terörist değilim! Babannemin ne suçu var!






10 Mayıs 2019 Cuma

Tutuklu 26 yaşındaki epilepsi hastası Hatice Erol’dan mektup var

10 Mayıs 2019
"Maalesef ki hastalığım her geçen gün artıyor. Geçirdiğim ataklar ve nöbetler hakkında tutanak tutulmuyor… Geçirdiğim her nöbet felç riski taşıyor…”


Ağır epilepsi hastası Hatice Erol (26) bir yıldır Konya Ereğli Cezaevi’nde tutuklu. Epilepsi nöbetleri artan ve her nöbette felç riski geçiren Erol, yaşadıklarını bir mektupla dile getirdi.  Mektubu insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderen Erol, yardım istedi.

Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Hatice Erol, bebekliğinden beri ağır epilepsi hastası. İlk nöbeti 6 aylıkken geçirmiş ve uzun yıllardır ağır ilaçlar kullanıyor. Hastalığı hafifleme aşamasındayken gözaltına alınıp tutuklanan Erol mektubuna “Maalesef ki hastalığım her geçen gün artıyor” diye başlıyor.


Bütün yolları tüketmiş ve çaresiz kalmış biri olduğunu ifade eden Erol, hastalığının ilerlediğini, geçirdiği her nöbetin felç riski taşıdığını ama ataklar ve nöbetler hakkında tutanak tutulmadığını ve mahkemeye de aksi bir durum varmış gibi yazı gönderildiğini anlatıyor.

Defalarca tahliye talebi istemesine rağmen, nöbetleri belgeleyemediği için tutukluluğunun devam ettiğini söyleyen Erol, “Bu mektubu çaresiz kaldığım için size gönderiyorum. Bütün yollarını tüketmiş biri olarak sizden destek bekliyorum.” diyor.

Hatice Erol’un, 3 Nisan 2019’da Ereğli (Konya) T Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan gönderdiği mektubun orijinali…


































Sayın Ömer Faruk bey

Öncelikle durumuma kayıtsız kalmadığınız için çok teşekkür ediyorum. Böyle bir mektup yazmak zorunda olduğum için son derece üzgünüm.

İsmim Hatice, 26 yaşındayım, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. 1 yıldır tutukluyum. Mahkemem devam ediyor. Siz de araştırdığınızda rahatlıkla görebilirsiniz devletim ve milletim aleyhine hiçbir oluşum içinde olmadım.

Değil bir terör örgütüne üye olmak disiplin suçu bile işlemedim. Daima hocalarımın iftihar ettiği bir öğrenci oldum. Şu anda ise maalesef ki çok sevdiğim devletim tarafından bir zulme maruz bırakıldım. İşlemediğim bir suçtan ötürü yargılanmaktan öte cezalandırılıyorum. Sizden bunun için değil hastalığımdan ötürü yardım istiyorum.

Ben bebekliğimden itibaren ağır epilepsi hastasıyım. İlk nöbeti 6 aylıkken geçirmişim ve uzun yıllar ağır ilaçlar kullanıyorum. Hastalığım hafifleme aşamasındayken gözaltına alındım ve tutuklandım. Maalesef ki hastalığım her geçen gün artıyor. Geçirdiğim ataklar ve nöbetler hakkında tutanak tutulmuyor ve mahkemeye aksi bir durum varmış gibi yazı gönderiliyor. Mahkemeden ısrarla tahliyemizi talep etmemize rağmen cezaevinde geçirdiğim nöbetleri belgeleyemedik. Geçirdiğim her nöbet felç riski taşıyor…

Bu mektubu çaresiz kaldığım için size gönderiyorum. Bütün yollarını tüketmiş biri olarak sizden destek bekliyorum. Size yazmamın sebebi bu konularda duyarlı olduğunuzu öğrenmemdir. Bundan dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Saygılarımla 
Hatice Erol
Ereğli C.İ.K


5275 SAYILI İNFAZ KANUNU HASTALARLA İLGİLİ MADDELER 

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunu'nun 16. maddesine göre “maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

Madde 6’ya göre “Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”

Madde 2’ye göre ise “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz”.

5237 TÜRK CEZA KANUNU (TCK)'NA GÖRE HASTA TUTUKLULARIN TEDAVİSİNİ ENGELLEYEN KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLU TUTULABİLECEĞİ SUÇLAR 

1) TCK 257
Kamu görevlisi (İnfaz/Cezaevi Savcısı, Müdür, İ. K. Memuru, Emri Veren) görevinin gereklerine aykırı hareket ederek "kişilerin mağduriyetine" sebep olursa GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA suçu oluşur.

2) TCK 94
Kamu görevlisi görevi nedeniyle bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına (hakaret vb) yol açacak davranışları gerçekleştirirse İŞKENCE SUÇU oluşur.

3) TCK 95
İşkence sonucunda mağdurun;
- Duyularından biri sürekli zayıflarsa,
- Yaşamı tehlikeye girerse
- İyileşmeyen bir hastalığa yakalanırsa ceza katlanır.

4) TCK 83
Bir icrai davranışta bulunmak yükümlülüğü bulunan kişilerin ihmali (ilaçlarına ulaşamaması, tedavinin herhangi bir şekilde engellenmesi) sonucunda ölüm gerçekleşirse ,ihmal suretiyle KASTEN ÖLDÜRME suçu oluşur.
- Mağdur ölürse ağırlaştırılmış hapis cezasına hükmolunur.

5) TCK 279
Kamu görevlisi bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eder veya gecikme gösterirse SUÇU BİLDİRMEME suçu oluşur.




9 Mayıs 2019 Perşembe

Ailece tutukluluk dönemi: Anne ve babasının ardından Betül bebek de cezaevinde...

9 Mayıs 2019 
Türkiye artık ailece tutukluluk dönemine geçti. Betül bebek de onlardan biri… Annesi 9 yıl, babası 10.5 yıl hapis cezası aldı. Betül bebek de dün demir parmaklıklar ardına girdi.


Cezaevine giren bebeklere bir yenisi daha eklendi. 2 yaşındaki Selma Betül Urunga, dün annesi Fatma Urunga’nın (34) bir haftadır tutuklu bulunduğu Mersin Tarsus C Tipi Kapalı Cezaevi’ne girdi. Babası Ersin Urunga (37) da 16 aydır aynı cezaevinde kalıyor. Böylece anne, baba ve çocuk olmak üzere aynı cezaevinde tutuklu olan çekirdek ailelerin sayısı da artmış oldu.

Betül bebeğin annesi 9 yıl, babası 10.5 yıl hapis cezası almış durumdalar ve ailenin iki çocuğu daha var.
8 yaşındaki Hakan (solda) ve 6 yaşındaki Metin artık babaanneleriyle birlikte yaşıyor. Selma Betül annesi ile cezaevinde.


Birinci derecede akrabaları tarafından 2 iki yıl önce Adana Savcılığı’na Hizmet Hareketi’yle ilişkisi olduğu gerekçesiyle ihbar edilen Fatma Urunga o günlerde kızı Selma Betül’e 8,5 aylık hamileydi. Aralık 2016’da evinden alınıp Adana Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Bir gece nezarette kaldı. Ertesi gün adli kontrol şartıyla bırakıldı.




Bir yıldan fazla mahkemesi devam eden Gıda Mühendisi Fatma Urunga örgüt üyeliği suçundan yargılanıyordu. 6 ay önce karar duruşması oldu ve 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Haksız yere ceza alacağını düşünen Urunga karar duruşmasına gitmeyip saklanmayı tercih etti.

Geçen hafta cuma günü, 3 Mayıs 2019’da tutuklandı. Urunga’nın Adana Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde maruz kaldığı kötü muameleyi insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gündeme getirmiş ve şöyle demişti:




Fatma ve Ersin Urunga gerek gözaltı, gerek mahkeme sürecinde polislerin kötü muamelelerine, hakimlerin onurlarını rencide edecek derecede bağırıp aşağılamalarına da maruz kaldı.

HAKAN VE METİN BABAANNEYE KALDI

Kimya öğretmeni Ersin Urunga ise hakkında bir yakalama kararı yokken Ocak 2018’de Adana’da bir kavşakta gözaltına alındı. 15 gün gözaltında kalan Urunga Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanıp Mersin Tarsus C Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Beş kişinin verdiği ifadede adı geçtiği için örgüt yöneticiliği suçlamasıyla yargılanan Ersin Urunga’nın mahkemesi 10 ay devam etti. Karar duruşmasından önce 4 kişi ifadesini geri çekince savcının talebi üzerine örgüt üyeliğinden 10,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Urunga ailesinin Selma Betül dışında iki çocukları daha var. 8 yaşındaki Hakan ve 6 yaşındaki Metin artık babaanneleriyle birlikte yaşıyor. Böylece bir aile daha parçalanmış oldu. Son açıklanan rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde yaklaşık 800 bebek ve binlerce parçalanmış aile var.



8 Mayıs 2019 Çarşamba

Anne ayağa kalk! Buraya kadar geldin, vaz mı geçeceksin!

8 Mayıs 2019 
15 Temmuz süreci en çok çocuklarda travmalara neden oldu. Cezaevindekiler ayrı, Meriç'ten geçebilenler ayrı sıkıntılar yaşadı. Unutulmayacak acılar, anılar biriktirdiler.

Küçücük yaşlarında büyümek zorunda kalan çocuklar, Avrupa kamplarında birbirlerine masal yerine bu hikayeleri anlatıyor, duruşlarıyla anne babalarına dayanma ve direnme gücü veriyorlar.

5 ve 7 yaşındaki çocuklarıyla Meriç Nehri'ni geçen ama yaşadıklarının etkisinden kurtulamayan Yapraklı ailesinin yaşadıklarını siz de unutamayacaksınız. Günlerce, 'Batıyoruz' diye sıçrayarak uyanmak, her gece ölüme yatmak gibi...


HAKKIMIZDAKİ SUÇLAMALARI DUYUNCA İNANAMADIK

Zeynep Yapraklı: Biz Zonguldak'ta yaşayan sıradan bir aileydik. Ben ev hanımıyım. Eşim Ahmet Yapraklı ile 2009'da evlendik. İki çocuğumuz var. Oğlum Hamza 7, kızımız Elif Betül 5 yaşında. 15 Temmuz 2016 darbe girişimini sanki biz yapmışız gibi hayatımız bir anda alt üst oldu. O gün akşam evimizde oturmuş hep birlikte çay içiyorduk. Her zamanki gibi eşim işten gelmiş, yemeğimizi yemiştik. Bir anda ne olduğunu zaten anlamadık.

Eşim Zonguldak Ticaret İl Müdürlüğü'nde muayene memuru olarak görev yapıyordu. Aynı zamanda Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nde uluslararası ticaret alanında ders veriyordu. Gümrüğü bırakıp akademisyen olmaktı hedefi.

Daha beş yıllık memurken darbeden 10 gün sonra ihraç oldu. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkında 3 dosya, 5 yakalama kararı çıkarttı.

Suçlamalar silahlı terör örgütüne üye olma, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarını dolandırıcılık! İnanılır gibi değildi, iddiaları görünce ne yapacağımızı bilemedik.

RÜŞVET TEKLİF ETTİLER, KABUL ETMEDİM

Ahmet Yapraklı: Gümrük de rüşvet olayları oluyormuş. Yeni memurdum. Bana da teklif edildi fakat ben almam. Bir firma hurda getirdi. Araba parçaları var dediler. Baktım, kırık dökük olmayan, kullanılabilir parçalardı. Kırık dökük şeylere vergi alınmıyor. Diğerlerine vergi ödenmek zorunda. Firmaya 160 bin TL'lik ceza uyguladık. Ankara merkezli bir firmaydı. İki kişi geldi Ankara'dan, 'Sen memursun, maaşın ne kadar ki, 70 bin TL verelim' dediler. Tabi olacak bir şey değildi.
    Yapraklı ailesinin Atina günleri.


KAPI ÇALINCA İRKİLİYOR, SOKAĞA ÇIKMAYA ÇEKİNİYORDUK

Zeynep Yapraklı: Yakalama kararı çıkınca eşim bir süre evden uzakta yaşamaya başladı. Suçu yoktu, neden hapse girseydi ki! Zaman zaman görüşüyorduk fakat artık bizim için kabus gibi günler başlamıştı.

Tek başıma, çocuklarla Zonguldak'ta kalamazdım, zaten orada bizi bağlayan bir şey kalmamıştı. 6 ay eşimle görüşmedik. Sonra biz de bulunduğu yere gittik.

Yaklaşık iki sene böyle geçtikten sonra Türkiye'de kalmak ikimiz için de zor olmaya başladı. Hep diken üstündeydik. Kapı çalınca irkiliyor, sokağa çıkmaya çekiniyorduk. Haziran 2018'de yurt dışına çıkmaya karar verdik. Tek yolumuz vardı; Meriç Nehri...

31 Haziran 2018'de saat 09.00'da Ankara'dan İstanbul'a yola çıktık. 6 saat sonra, diğer yol arkadaşlarımızla İstanbul'da buluştuk. Toplamda 6 kişiydik. Bizim dışımızda iki kişi daha vardı. Onları tanımıyorduk, isimlerini bile bilmiyorduk. Kaçakçılara, buluştuğumuz yerde para verdik.

YUNANİSTAN DİYE NEHRİN ÜZERİNDE BİR ADAYA ÇIKMIŞIZ

Ahmet Yapraklı: Ödemeyi yaptıktan sonra yola çıktık. Edirne'yi geçip bir yerde bıraktılar bizi. Kaçakçılar botu şişirmeye gideceklerini söyleyip ayrıldılar. Biraz fazla zaman geçti. Yaklaşık bir saat kadar. Endişelenmeye başlamıştık. Sonra geldiler, normal dediler, bot şişirirken pompa bozuldu dediler. Hep birlikte nehrin kıyısına doğru arabayla ilerlemeye başladık.

Önümüzde bir araba daha vardı. Onu geçtik, genellikle o yolda sarhoşlar oluyormuş. Arabayı geçtik ama peşimizden gelmeye devam etti. Geçiş yapacağımız kıyıya az kalmıştı. Arabadan tedirgin olan şoför Meriç'in ters istikametinde sola dönüş yaptı. Patika bir yola girdi. Araba da arkamızdan döndü.

Heyecan dorukta, arkama bakıyorum, araba geliyor, şoföre 'hızlan, ileride beni at, bizimkilerin araması yok, ben yürüyerek bir önceki buluşma noktasına gelirim' dedim. Hızlanınca araç arkamızdan gelmedi ve biraz bekleyip başka yoldan yine anayola bağlandıktan sonra sınıra geldik.

40 DAKİKA BOYUNCA NEHİRDE SÜRÜKLENDİK...

Kaçakçı, 'Botun yanında rehberim var, sizi bekliyor, karşıya geçince yardımcı olacak' dedi. Bota kadar 5 dakika yürüdük. Bundan sonrası kolay oldu. Bota bindik. 40 sakika boyunca yaklaşık 3 kilometre aşağı doğru sürüklendik. Sonra rehber 'yanaşamıyorum, yardım edin' dedi. Kıyıya biraz yaklaşınca ben dalları uzanıp tuttum ve botu kıyıya yaklaştırdım. İndim, çocukları indirdim, eşimi aldım.

Rehber bizi orada bırakacaktı. Öyle anlaşmamıştık. Tartıştık, 'Bırakmam seni, yol göster' dedim. Telefonlarımızı açtık. Yola çıkmamıza yardım eden bir arkadaşım vardı, onu aradım. 'Sizi adaya bıraktılar, haritada öyle görünüyor' dedi. 'Ne adası, karadayız' dedim.

Meriç arkamızda kalmış görünüyor ama ayak bastığımız yer çok kötü, zor bir bölgeydi. Yıkılmış ağaçlar, dikenler, çamur... Bir haftadır yağmur yağdığı için her yer ıslak, suyun debisi artmış. Rehber yol gösteriyor ama acemi. Bir oraya bir buraya götürüyor. İki adım atıp aynı yere geliyoruz.

ÇOCUKLARI OMUZLAYIP SUYA GİRDİK

   Zeynep Yapraklı 29, Ahmet Yapraklı 34, Hamza 7, Elif Betül 5 yaşında. Yapraklı ailesi artık Almanya'daki yaşamlarına tutunmaya çalışıyorlar.



Ormanlık sık bir alan, önümüzü görmüyoruz. Sinirlerimiz boşaldı. Tartışma, bağırma, çağırma başladı. Neyse sakinleşince yolu kendim bulmaya karar verdim. 20 adım attık ki, önümüze akarsu çıktı. O an gerçekten küçük bir ada üzerinde olduğumuzu idrak ettik. Meğer Meriç'in ortasında bir adaya çıkmışız.

Suyu görünce geri döndük. Arkadaşım adanın en üst tarafına, nehrin daraldığı yere yönlendirdi bizi. Ama ilerlemek ne mümkün. Yolu açıyorum, çocuklar ve eşim arkamdan geliyor. İki adım at, üç adım at o şekilde ilerliyoruz. Rehber de en arkada. Bir yerden suya girdim. Üç adım attım, su belime geldi. Vazgeçtim, geri çıktım.

Biraz daha yukarıya gittim ve bir daha suya girdim. Elimdeki çubukla derinliği ölçüyorum. Su bir yerde göğüs hizama kadar geldi, bir-iki adım daha attım, sonra tekrar bel seviyesine indi. Çocuğun birini omzuna aldım. Diğerini eşim sırtına aldı ve hep birlikte suya girdik.

KIZIMIZ NEHİRE DÜŞTÜ...

Ben bir taraftan eşimin can yeleğini ve çocuğu tutuyorum, yürüyorum. Neyse geçtik. En sonda yine rehber vardı. Çantaları ona vermiştim. Bekar arkadaş ve rehber de bizden sonra geçti.

Toplarlanıp yürümeye başladık. 10-15 adım daha attık ki önümüze tekrar su çıktı. İşte o an tükenmiştik... Zirve oldu artık, eşim geçmem bir daha, sabahı bekleyelim diye yalvarmaya başladı.

Ben yine aynı taktikle suya girdim, karşıya geçtim, derinlik belime kadar... Boyun 1,70. Geri döndüm. Aynı şekilde çocukları sırtımıza alıp eşyaları rehbere verdim. Bir de erzak çantamız var. Onu da bıraktıramıyorum, karaya çıkınca çocuklar için tutuyorum.

Derin yere gelince korktuk. Çocuk panikledi, eşim sendeleyince, Elif Betül birdenbire suya düştü, hemen yakaladık ve karaya perişan halde ulaştık. Hanım ağlıyor, çocuklar ağlıyor. Ufaklık burada öleceğiz diye bağırıyor. Gerçekten çok zordu. Allah'a şükür geçtik ama ömrümüzden ömür gitti.

OĞLUM 'AYAĞA KALK ANNE' DEYİNCE UTANDIM

Zeynep Yapraklı: İkinci suyu geçmiştik artık ama benim dayanma gücüm kalmamıştı. Olduğum yere çömeldim ve ağlamaya başladım. Can yeleklerimiz vardı,ben biraz onlara güvenerek suya girmiştim ama bitmiştim. Yürüyemiyordum. Yedi yaşındaki oğlum 'anne buraya kadar gelmişken vazgeçemezsin, ayağa kalk, güçlü ol, sen ağlayınca çok üzülüyorum' deyince oğlumdan utandım, o sözü beni ayağa kaldırdı.

Bir saat kadar daha yürüdük ve bir ağaç altında sabahladık. Bir köye yaklaşmıştık sanırım. Çocukların altına naylon serdim, üzerine bir tane pikem vardı, o kadar suya girmemize rağmen kuru kalmış. Hepsini poşetlemiştim. Onları serdim, hava aydınlanana kadar çocuklar uyudular.

O AN HİSSETTİM MÜLTECİ OLDUĞUMU
Sonra toprak yoldan ana yola çıkar çıkmaz iki araba geldi ve bizi aldı. Zaten yürüyecek halimiz yoktu. Öyle uzun bir geceydi ki yıllarımı aldı. Nezarete gidip dinlendik diyebilirim.

Yunan polisinin yaklaşımı iyiydi, aç mısınız, suya ihtiyacınız var mı diye soruyorlar. Ama götürüş şekilleri kötüydü. O an hissettim mülteci olduğumu. Işıksız bir arabanın arkasına koydular, kapıları kapattılar. Arabanın üstünde birkaç küçük delik vardı, oradan hava geliyor ama arabanın içi çok pis. Ayakkabılar, poşetler... O demir kapı kapanıp karanlıkta kalınca kötü oluyorsun...

MÜBAREK BEN DE KHK'DAN ATILDIM, PROFESÖRÜM

Ahmet Yapraklı: Ağacın altına geldik. Sağda Edirne, solda Yunanistan. Ben diyorum sola, rehber diyor sağa. Sağda 200 metre ileride kulübe görmüş. Türkiye tarafından da ambulans, zaman zaman da davul zurna silah sesi geliyor. Saat 04.00 olmuştu.

23.00 sularında başladık yolculuğa 4'te bitti. Güneşin doğmasını bekliyoruz, yakında istasyon varmış, trene binip Selanik'e gitmeye karar verdik. Güneş doğdu, bir şeyler atıştırdık. Hava ısındı, eşyaları kuruttuk biraz.

Rehber geri dönecek zannediyorum. 'Mübarek ben de KHK'dan atıldım. Üniversitede profesördüm' deyine şaşırdım, adamı neredeyse suda bırakacak ya da boğazlayacaktım. Niye söylemediniz dedim, 'Sen çok endişelendin, problem yapma diye söylemedim.' dedi. Kaçakçı da kendisine 'Seni rehber olarak söyledim, yoksa bota almayacaklar' demiş.

Yola çıktık, 100 metre gittik, Yunan polisi geldi, durumu anlattık. Erdoğan rejiminden kaçtık deyince anlıyorlar zaten. Bizi karakola götürdüler. Üst ve çanta araması, kayıt sonrası nezarete koydular. 5 ranza vardı. Herkes hemen uyudu. Arada polis geliyor, bir şeyler soruyor, zor bela anlaşıyoruz ama bizimkilerin ruhu bile duymuyor. Birkaç saat sonra Türkçe bilen biri geldi.

SİZ TERÖRİST MİSİNİZ YANİ!

'Sizin için geldim' dedi. Halimizi görünce bize yapıştırılan terörist damgasıyla dalga geçmeye başladı. 'Siz şimdi terör müsünüz yani, bombaları Türkiye'de mi bıraktınız' diye espri yapıyor. Parmak izlerimiz alındı, fotoğraflar çekildi. Yorgunluktan o kadar kötü çıkıyordu ki fotoğraflarımız, direkt 'wanted' tipi oluyoruz :)

'Buradan yarım saate çıkarsınız, kampa gideceksiniz' dedi tercüman. Sevinçten uçtuk, çünkü en az bir gün tutuyorlar demişlerdi. Kasası kapalı bir araç ile 10 dakika uzaklıktaki kampa götürdüler.

ZOMBİ FİLMİ GİBİYDİ, O AN BİTTİK DEDİM

Araba durdu, indik, karakol gibi bir yer, içeri girdik, tekrar üst araması yaptılar. Karşımızda tavana kadar parmaklıklar, insanlar üzerine tırmanmış, elleri dışarda, bir şeyler istiyorlar, her yer sigara dumanı... Film sahnesi gibiydi. Zombileri görmüş gibi oldum. O an bittik dedim, buradan çıkamayacağız. Onların önünden geçtik yan koğuşa koydular bizi.

Yüksek duvarlı bir yer, karanlık, yaklaşık 20 ranza var, ışık yok, içeri girdik. Biri 'Abi hoşgeldiniz' deyince afalladım. 'Ben Ahmet, Türküm' dedi. Bana ve eşime ranza gösterdi. Kapıya en yakın ranzayı seçtik. Koğuşun içine doğru gitmek dahi istemiyorum. Eşimin bittiği anlardan bilmem kaçıncısı. Korku, endişe, ağlamaya başlayacaktı ki bir kadın bu kez, hoş geldiniz dedi. Herkes başımıza toplandı. Sırayla geçmiş olsun demeye başladılar.

10 DAKİKA SONRA YAŞADIĞIMIZ O KORKUNÇ GECEYİ UNUTTUK

O koğuşta tamamen Türkler vardı. Herkes bizim gibi geçen insanlar. 3 gündür oradalardı. Selamlaştık, sarıldık, moralimiz yerine geldi. Başladık muhabbete, herkes başından geçenleri anlatıyor. O ara kantin saati imiş, kahve ısmarladılar. 10 dakika sonra yaşadığımız geceyi, her şeyi unuttum, özlediğim ortam, dostlarım, kardeşlerim 2 sene sonra karşıma en rezil ortamda çıkmıştı. Ama o an mekan hiç umurunda olmuyor. Eşim de toparlandı.

Akşam olunca çocuklar ve eşim erkenden uyudu. Biz arkadaşlarla geç saate kadar konuştuk. Ranzaların etrafı bez ve kartonlarla kapatmışlar. Her aile mahremini oluşturmuş. Bir ranzanın üstünde seccade vardı, sıra ile namazlar kılınıyor. Bir adamda el feneri gibi bir şey vardı, WC'ye girmek isteyen onu buluyor. Sabah olunca herkes çıkacak dediler. Bir oh çektim. İki gece de kurtardık Allah'a şükür.

BM KAMPINDA BANYO SIRASI...



Birleşmiş Milletler'in kampına götürdüler bu kez. Çamaşır makinesi, banyo, temiz çarşaf var, iki aile maksimum 10 kişi bir arada kalırsınız dediler. Kayıt işlemlerinden sonra dağıtım başladı. Üç aile, birkaç bekar ve 6 Afgan genç ile birlikte 8 konteynerın olduğu bir yere koydular. Afganlar 'Türki hoşgeldiniz' diyorlar.

Bizim odalarda kirli çarsaf yok deyip yenisini vermediler. Bir konteynerın içinde ranza vardı, diğer konteynerde yoktu. Her yerde sünger yatak, kirli battaniye... Kadınları ranzalı konteynera gönderip biz yer yataklı köşkümüzü temizlemeye başladık.

Alışma süreci birkaç saat sürüyor. Bizim tarafta banyo yoktu, kadınların tarafında var, önce çocuklar sonra kadınlar kullandılar. Sonra o konteynırı boşalttılar biz sıraya girip banyo yaptık. O gece öyle geçti.

İkinci gün sabah bir adet poğaça, bir meyve suyu, öğlen patates haşlama, ekmek, akşama aynı şekilde olmak üzere yemek verdiler. Domates, salatalık gördün mü bayram ediyorsun. Hele bir de peynir olsa... Çocuklar önce yemediler ama sonra direnemediler. Az yemek, az konuşmak, az uyumak... Unuttuğumuz sünnetlere tekrar döndük. Çocuklar bile artık israf etmiyor, saklıyor ve sonra yiyorlardı.

SÜT KUTUSUNDA SU ISITIP ÇAY DEMLEMEK

Sadece çayımız eksikti. İlk akşam içemedik. Su ısıtıcısı vs gibi şeyler yasaktı. İkinci gün bazı ihtiyaçlarımızı Afganlardan karşıladık. Odalarında çay içtiklerini gördüm. Nereden buldunuz dedim. 'Abe kolay' dediler.

Sabah çocuklar için 1 Litre süt veriyorlar. Onların kutularının içi folyo kaplı. Suyu onda ısıtıyorlar. Her gün 16.00-17.00 arasında küçük bir araba geliyor kampa. Çay, sigara, kola, su vb. basit şeyler satılıyor. Oradan da sallama çay alıyorlar. Onlara para verdik. Her akşam yemekten sonra bize de çay demleyip getirmeye başladılar.

Akşama yeni aileler geldi. Bütün yatakları birleştirdik. 9 yatakta 15 kişi yattık. Yemekten sonra çayımız hazırdı. Bisküvi, çekirdek var. Namazdan sonra hep beraber halka yaptık. Ortaya bisküvi, çerez koyup çay eşliğinde yine muhabbete daldık. Herkes mutlu, kadınlar da iyiler, çocuklar arkadaş bulmuşlar, oynuyorlar, ortam süperdi.




İKİ SENEDİR GÖRMEDİĞİM ARKADAŞIMLA KAMPTA KARŞILAŞTIM
İki senedir görmediğim bir arkadaşımla BM kampında karşılaştım. 10 metre uzaktan, tellerin arasından muhabbet ettik. Çay yollayacağım size dedim, inanmadı ama çok sevindiler. Afganlar tel ile iki tane demir rezistans yapmış. Bir odanın banyo camı, diğer bloğun banyo camına yakındı. El yapımı ketıl'ı bu şekilde onlara ulaştırdık. Onlar da çaya kavuştu.

O günün akşamında biz kamptan çıktık. Dedeağaç'a kadar bizi bıraktılar. Uçakla Atina'ya geldik. Bir misafirhane bulduk. 3 odalı bir yer. Temiz yatak, çarşaf, TV, internet, banyo ve ailenle berabersin... 5 günün en güzel anıydı. Sabah istediğin gibi kahvaltı, markete git, özgürlük... Allah orada sıkıntıda olan herkesi bir an önce özgürlüğe kavuştursun. 8 denemeden sonra Almanya'ya gelebildik. 24 Ekim 2018'de Zeynep ve çocuklar geçti. 4 Kasım 2018'de ben geçtim.
  Elif Betül ve Hamza, Almanya'da babalarına kavuştukları gün.

Şu an heim denilen, belediyenin verdiği evlerde kalıyoruz. Oturumumuzu aldık, kızıma anaokulu arıyoruz. Oğlumuz okula başladı. Burada herkes nehir kenarlarına gidip oturmayı seviyor. Biz mümkün olduğunca uzak duruyoruz. Anılarımız canlanıyor. Bizden sonra geçenler arasında hayatını kaybedenler oldu, onlar aklımıza geliyor.

ÇOCUKLAR GÜNLERCE BATIYORUZ DİYE ÇIĞLIKLA UYANDILAR

Zeynep Yapraklı: Çocuklar bazen anneannelerini özlediklerini söylüyorlar. Ziyarete geleceklerini söylüyoruz. Gelmesinler, Meriç'ten geçmesinler diyorlar. Onlar uçakla gelecekler deyince o zaman biz niye geçtik diyorlar.

Hiç etkilenmediler zannediyorsun ama o kadar derinden etkilendi ki çocuklar, geçtiğimiz her ormanlık alanı görünce Meriç'i hatırlıyorlar. Yine Meriç'ten geçeceğiz diye bir daha Türkiye'ye dönmek istemiyorlar. Yunanistan'dan da buraya 8. denememizde gelebildik, o zaman da çok yıprandılar. Havaalanında bizi kenara ayırdıklarında 'bizi neden sevmiyorlar, Türkleri neden istemiyorlar' diye sorguluyorlar.

İlk günler yaşadıklarımızın şokunu atlatamadık. Çocuklar günlerce uyumadı. Batıyoruz diye çığlıkla uyandılar. Biz keza aynı. Sürekli sıçrayarak uyandık. Ve kaçan kurtulmuyor dedim içimden. Çok kolay geçenler de olmuş ama bizim için zordu...