17 Nisan 2019 Çarşamba

Cezaevinde kalp krizi geçirip hayatını kaybeden KHK'lı öğretmen Yusuf Paçacı… ‘Neden izcilik faaliyeti yaptın’ diye sorgulanmış

17 Nisan 2019
KHK'lı tutuklu öğretmen Yusuf Paçacı hayatını kaybetti. Ne dirisini ne ölüsünü ailesine göstermediler. KHK'lı eşi bugün kocasını son yolculuğuna uğurluyor.




20 aydır Batman M Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan beden eğitim öğretmeni Yusuf Paçacı (39) geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Olay dün öğlen saatlerinde meydana geldi. Cezaevinde rahatsızlanan Paçacı Batman Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı ve hemen ameliyat edildi. Haberi alır almaz eşi, kızı, abisi ve arkadaşları hastaneye geldi. Doktor "Durumu çok kritik, her şeye hazırlıklı olun" demesine rağmen ailesinden hiç kimsenin hastayı son kez görmesine müsaade edilmedi. İzin almak için Batman Adliyesi'ne koşturan aile vefat haberini burada aldı.

Tekrar hastaneye dönüp eşinin cenazesini görmek isteyen Selda Paçacı'ya yine izin verilmedi. "Ne dirisini gösteriyorsunuz, ne ölüsünü, biz ne yapacağız ki..." serzenişlerine rağmen "Savcı gelip görmeden, incelemeden size gösteremeyiz" cevabı verildi.

NEDEN İZCİLİK FAALİYETİ YAPIYORSUN DİYE SORGULANDI


Aslen Erzincanlı olan Yusuf Paçacı, 20 yıldır Batman'da yaşıyor ve Batman Cumhuriyet Lisesi'nde öğretmenlik yapıyordu. Önce ilkokul öğretmeni olan Paçacı sonra branş değiştirip beden eğitimi öğretmeni olmuştu. İzcilik konusunda faal ve uzman bir eğitimciydi. Türkiye İzcilik Federasyonu Batman İl Temsilcisi'ydi. Batman'da gerçekleştirilen tüm izcilik faaliyetlerinde öncülük yapıyor, Batman İzcilik Kulübü'nde ve Batman Valiliği'nin projelerinde görev yapıyordu. Öğrencilerini İstanbul'a, Çanakkale'ye izcilik faaliyetine götürecek kadar idealist bir öğretmendi. Fakat sırf bu etkinliklerden dolayı bile suçlandı. Paçacı ayrıca Avrupa Birliği projeleri konusunda da uzmandı.

672 sayılı KHK ile ihraç edildikten sonra, Hizmet Hareketi'ne yönelik soruşturmalarda 20 ay önce tutuklanan ve 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Paçacı'nın cezasını istinaf mahkemesi bir haftada onayladı. Dosyası Yargıtay aşamasındaydı. Tutuklanma nedeni ise 'adını veren tanıklar ve valilik çatısı altında gerçekleştirilen Sosyal Destek Projeleri (SODES)'ydi. Mahkeme sırasında bu projeleri neden yaptığı dahi sorgulandı. Yakınları, 14 kişilik koğuşta 28 kişi kalan, stres yaşayan ve ümitsizliğe düşen Paçacı'nın geçirdiği kalp krizini bu duyguların tetiklediğini söylüyor.

'NE ÖLÜSÜNÜ NE DİRİSİNİ GÖSTERİYORSUNUZ, BİZ NE YAPABİLİRİZ Kİ...

Cezaevlerinde hayatını kaybeden insanların ailelerine yapılan insani olmayan uygulamalara aileler isyan ediyor.  Yusuf Paçacı'nın eşi Selda Paçacı, "Kalp krizi geçirdi, ameliyat edildi. Hastanede yoğun bakımda yatıyor. Görmek istedik. Oradaki askerlere, görevlilere yalvardık. 5-10 metre de olsa görmek istiyoruz dedik. Savcılıktan izin almanız gerekli dediler. Savcılıktan hemen izin alınmıyor. Doktor 'durum çok kritik, her şeye hazırlıklı olun' deyince eşi çok kötü oldu. Süreci hızlandırmak için avukatla görüştük. Batman Adliyesi'ne gittik. Savcının yanına çıktık, kimlikleri verdiğimiz anda telefon geldi. Vefat haberini aldık. Ondan sonra da göstermediler. Dirisini göstermediniz, bari ölüsünü gösterin. Vefat etti, neden göstermiyorsunuz diye söyledik, yine savcılık izni gerekli dediler. Yoğun bakım ünitesinden almışlar, morga götürmüşler, morga indik. Orada da yetkililere söyledik. Savcı gelip görmeden, incelemeden size gösteremeyiz dediler. Olay yeri inceleme geldi, savcılık geldi. Bütün işlemler bittikten sonra sadece abisinin görmesine izin verildi." dedi.

GERİDE YETİM BİR KIZ ÇOCUĞU KALDI


Selda-Yusuf Paçacı ve kızları 14 yaşındaki Semranur'un bir açık görüş sırasında çekilen son fotoğraflarından...


KHK'dan ihraç edilen İngilizce öğretmeni Selda Paçaçı ve Yusuf Paçacı çiftinin 14 yaşında bir kız çocukları var. Yusuf Paçacı'nın cenazesi 17 Nisan 2019'da Erzincan Refahiye Kalkancı Köyünde ikindi vaktinde kılınan cenaze namazından sonra defnedildi.







YUSUF PAÇACI CEZAEVİNDE ARKADAŞLARIYLA..

Zeytin çekirdeklerinden tespih yapmak için duvara sürterek şekil veriyorlar. 








GÜLTEN BIÇAKÇI'YA DA EŞİNİ GÖSTERMEDİLER 



Dün bir vefat haberi de Antalya'dan geldi. 34 aydır Isparta E Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Bekir Bıçakçı, 13 Nisan 2019'da cezaevi banyosunda düşerek beyin kanaması geçirmişti. 74 yaşındaki eğitim gönüllüsü, kaldırıldığı Antalya'daki özel bir hastanede dün (16 Nisan 2019) hayatını kaybetti. Eşi Gülten Bıçakçı'ya da tüm uğraşlarına rağmen eşini son anda görmesine izin verilmedi.

16 Nisan 2019 Salı

Cezaevinde büyüyen yüzlerce bebekten biri: Bedirhan...

16 Nisan 2019
Baba 9, anne 8 yıl aldı. İki küçük çocuk dedelerine emanet, üçüncüsü Bedirhan ise ömrünün bir yılını zindanda geçirdi bile. O yüzlerce mahkum bebekten biri.

Cezaevlerindeki bebeklerin sayısı her geçen gün artıyor. Ocak 2019’da açıklanan son rakamlara göre 677 bebek annesiyle birlikte mahkum. Yeni girenlerle birlikte bu rakam yaklaşık 700 civarında.

Bedirhan Halim Kaya (2), bir yıldır Balıkesir Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevi’nde annesiyle birlikte kalıyor. Annesi Zinnet Kaya bir ifadede ismi geçtiği gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Üstelik ifadeyi veren kişi mahkemede “baskı altındaydım” diyerek ifadesini geri çekmesine rağmen. Baba Babahan Kaya da aynı cezaevinde bulunuyor. Dosyası şu anda istinafta olan babaya 9 yıl 4 ay ceza verildi.



2009 yılında Balıkesir’de evlenen Kaya çifti, üniversiteden yeni mezun olmuş, öğretmenlik heyecanı ile hayata başlayan eğitimcilerdi.



Van doğumlu Babahan Kaya, Balıkesir Üniversitesi Fizik Bölümü mezun olduktan sonra Balıkesir merkezdeki FEM Dershanesi’nde çalışmaya başladı. Erzurumlu Zinnet Kaya, Uşak Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra aynı dershanede rehber öğretmen oldu. Evliliklerinin ilk iki yılında Balıkesir merkezde idiler, sonraki 8 yıl Edremit’te geçti.

15 Temmuz’dan sonra İzmir’e yerleşen ve 4 Şubat 2018’de İzmir’deki evlerinde gözaltına alınan Kaya çiftinin tutuklanma nedeni bir itirafçının isimlerini vermesi ve Bylock kullandıkları iddiası. SEGBİS ile mahkemeye bağlanan itirafçı ‘ben bu ifadeyi gözaltında polis baskısıyla verdim’ dedi ancak Türkiye mahkemelerinde artık bu durum hiçbir şey ifade etmiyor.

ÇOCUKLAR HAYATA KÜSTÜ


Kaya çiftinin üç çocukları var. Kamil Yusuf (9), Nihal (7) yaşında, Bedirhan Halim (2). Kamil Yusuf ve Nihal bir yıldır anneanne ve dedesiyle yaşıyorlar (yukarıdaki fotoğrafta amcaları ile birlikteler). Birdenbire aile düzenleri bozulan ve anne-babalarından ayrılmak zorunda kalan çocuklar yaşadıkları şokun hala etkisindeler. Ömürleri boyunca da bu travmayı unutamayacaklar.

Amcalarının A. Kaya’nın belirttiğine göre normalde çok konuşkan ve neşeli bir çocuk olan Kamil Yusuf’un ağzını bıçak açmıyor. Bir parmağı ağzında, diğeri saçında sürekli köşelere çekiliyor. Kimseyle iletişim kurmuyor. Nihal’in ağlama krizlerine ise anneanne ve dede derman olmaya çalışıyor.

Nihal ve Kamil Yusuf
SÜT ANNELER BESLEDİ 

Annesi tutuklandığında 1 yaşında olan Bedirhan Halim, cezaevine 4 ay sonra; Haziran 2018’de girdi. Bu süre içinde mahalleden ve akrabalardan bulunan süt anneler onu besledi.

Bedirhan şimdi 8-9 kişilik koğuşta 16-17 kadınla birlikte kalıyor, süpürgelerle oynuyor. Işık süzen camlara bakıp oralara doğru gitmek istiyor. Annesi onu cezaevi kantininde bulduklarıyla avutmaya çalışıyor.

BEDİRHAN HALİM'İN CEZAEVİNDE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARI 










 

BEDİRHAN HALİM'İN CEZAEVİNE GİRMEDEN ÖNCEKİ KARELERİ








11 Nisan 2019 Perşembe

Babasında Bylock olduğu gerekçesiyle kızına 6 yıl 3 ay ceza verildi: FERİHA'NIN SUÇU NE?


11 Nisan 2019 
Baskının mazlumları da susturduğu bir dönemde 24 yaşındaki hemşire kızı Feriha Zeynep Yüce'nin karartılan hayatına anne Şaduman Yüce'nin isyanıdır bu haber. Zulüm, kocasını ve kendisini vursa da kızına yapılanların eşi az bulunur.

Tortum'da hemşirelik yapan Feriha Zeynep Yüce (24) 1 yıl 2 aydır cezaevinde. Bylock kullandığı iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf mahkemesi kararı 5 günde, Yargıtay 2 ayda onayladı. Yargıtay'daki savcı, 'babasını dinlememişsiniz, bilirkişi raporu yok, bu kararı bozun' demesine ve cep telefonunun incelemesi bitmemesine rağmen bu ceza verildi.

Anne Şaduman Yüce'ye göre baba tutuklu olduğu için kızına bu ceza reva görüldü. Savcının ifade alırken Feriha Zeynep'e söylediği şu sözler hukuk katliamının geldiği noktayı gösteriyor: "Ooo Feriha, baban tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz".

Çocuk bakıcılığı yaparak hem kendine hem de cezaevindeki eşine ve kızına bakmak zorunda kalan evhanımı Şaduman Yüce uğradıkları haksızlıkları ve iki yıldır yaşadıklarını gözyaşları içinde anlattı.

Eşiniz, kızınız tutuklu, neler yaşadınız, yaşıyorsunuz?
Eşim, kızım, oğlum, kendi mahkemem de var... (Ağlıyor) Kesinlikle acizlik için ağlamıyorum. Bu Rabbim'den geldi. Başümün üstüne. Ama annesin, hayatının baharındaki yavrularımın biri bir yere, diğeri öbür yere savruldu. Biraz önce kızımdan haber aldım, onun duygusallığı da var. Kusura bakmayın, amacım kimseyi üzmek değil. Artık duygularımı bastırmaktan da yoruldum gerçekten.

Kızınızın ne diyor, bugün telefon görüşmeniz mi vardı?
Beni aramıyor kızım, kardeşini yani ikizi Furkan Samet'i arıyor. Furkan dil öğrenmeye yurt dışına gitti. Onunla konuşunca çok mutlu oluyor. Sonra babasını arıyor. Önceden her hafta arayabiliyorlardı birbirlerini. Ama her gün yeni bir icat çıkarıyorlar. Her hafta kapalı görüşlere gittiğimizde temiz kıyafet götürüyordum kızıma. Ama şimdi ayda bir getireceksiniz diye yeni bir uygulama çıkardılar. Kızım haber göndermiş, annem gelsin ihtiyaçlarımı söyleyeyim, kotam dolmasın diye. Bu insanların içeride her şeye ihtiyaçları var. İşkence olsun da çile olsun da ne olursa olsun.


Başka ne gibi hak ihlalleriyle karşılaştınız tutuklu yakını olarak.
O kadar incitici şeyler oluyor ki... Belki bunlar pek çok insana basit gelebilir ama biz bunları yaşıyoruz. Erzurum E Tipi Cezaevi'ne kızımı ziyarete gidiyorum. Bizi arayan kadın bir gardiyan var. 'Bu kadar erken nasıl gelebiliyorsunuz' diyor. İçeride benim canım var, gece uyuyamamışım, geç kalmayayım diye. Biz gittikten sonra kızıma ters davranırlar diye bunu bile yüzüne söyleyemiyorum. Susuyoruz hep.

Önce eşiniz Ahmet Yüce mi tutuklandı, kızınız mı?
Önce eşimi aldılar. 9 Ağustos 2016'da tutuklandı. Dün 32. ay bitti, 33. aya döndü. Zaten ikinci mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verdiler. Bir yıl Erzurum H Tipi Cezaevi'nde kaldı. İkinci yıla dönerken Ağrı Patnos L Tipi Cezaevi'ne gönderdiler.

Neden oraya gönderildi?
2016'da ceza alan hemen herkesi 2017'de 8'şer, 15'şer kişilik gruplar halinde Ağrı, Patnos ve Erzincan'daki cezaevlerine gönderdiler. Biz Erzurum'da yaşıyoruz. Eşim Erzurum Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet'te komiserdi. 2013'te tayinle geldik buraya. Aslen Niğdeliyiz. Yıllardır Kayseri'de yaşıyoruz, ailelerimiz Kayseri'de.


Patnos ne kadar uzaklıkta Erzurum'a?
4 saatte gidiyoruz. 4 saatte geri geliyoruz. Kaç kere trafik kazası tehlikesi geçirdik. Eleşkirt ile Horasan arasında kaldık 33 kişi. Tekerlek patladı, arabamız bozuldu. Eşim tekrar Erzurum'a sevk edilsin diye uğraşıyorum. Boş yer yok diyorlar. Var biliyorum, burada gidip geliyoruz cezaevine. CİMER'e, Saadet Partisi'ne, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'na herkese yazdım. Eşimi ihraç ettiler, 2 Eylül 2016'da, kızımı da 15 Mart 2019'da ihraç ettiler. Ben tek başımayım, burası memleketim değil. Hiçbir Allah'ın kulu akrabam yok. Maddi yönden sarsılıyorum. Onlara para yatırmak zorundayım, yanlarına gitmek zorundayım.

NUSAYBİN'E İLK GÖNDERİLEN KAFİLEDEYDİ


15 Temmuz'da neredeydiniz, yapıyordunuz?
Senelik izindeydik. Niğde'ye kız istemeye gittik. Kaynımın nişanı vardı. 14 Temmuz'da nişanımız oldu. Sonra haber geldi, izinler kaldırıldı, görevinizin başına dönün diye. Pazartesi geldik Erzurum'a. Eşim 18 Temmuz 2016 salı sabahı görevine gitti. O anda açığa alındı ve 20 gün açıkta kaldı. 9 Ağustos 2016'da da aldılar zaten. Eşim tutuklanmadan önce Nusaybin'deki operasyonlara gönüllü giden bir komiserdi. İlk giden kafiledeydi. 49 gün orada çadırda yerde yattılar. Giderken davulla zurnayla çiçekle yolladılar. Döndüklerinde de davulla zurnayla karşıladılar. Ondan sonra da çok sürmedi 'sen teröristsin' diye içeri aldılar.

HAKİM EŞİME DİYOR Kİ: GEÇMİŞİN TEMİZ AMA 6 YIL CEZA...

Eşim 25 yıllık polis memuru. Hakim diyor ki, "Geçmişin temiz olduğundan dolayı... şu kanuna göre 6 yıl 3 ay..." dedi. Yani geçmişi temiz olduğu için eşime daha az ceza verdiğini söylemek istiyor. Terörist diye yaftaladıkları adama böyle diyorlar. Eşim 1995'ten beri polis, 2008'den beri de komiser. Şimdi içeride ikinci üniversitesini okuyor. Adalet Meslek Yükseokulu'na kayıt oldu, sınavlarını verdi, ikinci sınıfa geçti.

Eşiniz neden tutuklandı peki?
Bank Asya hesabı var diye alındı. Bank Asya hesabı da benim üzerimeydi. Sonra Bylock dediler, Bank Asya'ya para yatırma dediler, bilgisayarda sohbet dinleme dediler. Ne hakim ne savcı kimse savunmasını dinlemedi. Birinci duruşmada ceza vereceklerdi, ama hakim izinli olduğu için ikinci duruşmada ceza verildi. Eşimin üzerindeki iki telefonda Bylock çıktığını söylediler. İkinci telefondaki Bylock olayını, tutuklandıktan 20 ay sonra kızımı tutuklayarak söylediler. Eşim kaç kez söyledi. 'O telefonlar benim üzerime, neden kızımı aldınız, bir 'suç'tan iki kişiyi tutamazsınız' diye kaç kez itirazda bulunduk ama olmadı.

Kızınız babasının telefonunda çıkan Bylock nedeniyle mi tutuklandı?
Evet. Kızımı 14 Şubat 2018 perşembe günü aldılar. Bir gün gözaltında kaldı. İkinci gün mahkemeye çıkarılarak tutuklandı. İfadesini alan savcı bey "Ooo Feriha, baba tutuklu, annenin mahkemesi devam ediyor. Kardeşinin araması var. Senin işin tesadüf olamaz". Kızımla birlikte gözaltına alınan dört kişiden sadece kızım tutuklandı. Polisler geldi, evi aradılar, Feriha'nın telefonunu aldılar, bir tane ortada duran flaş bellek vardı, onu aldılar. Hala telefonun incelenmesi bitmemiş zaten. Cezayı verdiler, daha telefonu incelenmiş değil.

Telefonu incelenmeden mi cezası onaylandı?
Evet, zaten hemen hemen herkese aynısını yaptılar. Kızım 1 yıl 2 aydır cezaevinde. Hemen ilk mahkemede 6 yıl 3 ay verdiler. Kararı istinaf mahkemesi 5 günde, Yargıtay 2 ayda onadı. Yargıtay'daki savcı, 'bu çocuğun babasını dinlememişsiniz, bilirkişi raporu yok, bu kararı bozun'. dedi. Ama Yargıtay'daki hakimler bozmadı, yine de onayladılar. 9 ayda bütün işlemlerini bitirdiler.
Bu gencecik çocuğu niye tutuyorlar. Her şeyine mal oldunuz! Kızım lise mezunu, üniversite değil. Dershaneye gitmemiş, yurtta kalmamış... KPPS sınavına çalıştı, girdi, kazandı. 7 ocak 2014'te ilk atandığı yer zaten Tortum. Sağlık Bakanlığı her şeyini araştırdı, bir şey yoktu o zaman...

Kaç yaşında kızınız, ne yapıyordu Erzurum'da?


1995 doğumlu. Tortum İlçe Devlet Hastanesi'nde Acil Tıp Teknisyeni idi. Yani acilde çalışan bir hemşireydi. Araştırdılar. Hiçbir derneğe, sendikaya da üye değil. Bunu Sağlık Bakanlığı da söylüyor. Bu kararın verilmesinin nedeni babasının Bylock çıkan telefonun şifresinde kızımın adı ve doğum tarihi yazması. Kızım liseyi daha yeni bitirmiş, ne bir telefon, ne başka bir şey var. Sırf devlet memuru diye, ihraç etmek için... Bir ay önce görevinden de ihraç ettiler zaten.

İhraç sebebi olarak ne gösteriyorlar?
Birkaç gün önce geldi ihraç kağıdı. Sebep olarak şunu yazmışlar: "Devlet memurları kanuna göre 1 yıl cezaevinde kaldığınız için, kanunu ihlal ettiğinizden dolayı ihracınıza..." Haksız, hukuksuz yere kızımı cezaevine koydular. Şimdi de bunu ihraç sebebi olarak gösteriyorlar. Eşime de diyorum, hiçbir hakkımdan vazgeçmeyeceğim. Eşimin kızıma nasihatı: Kızım evden abdestsiz çıkma, hastalara güler yüzlü davran, hoşgeldin de, iğnelerini yaparken Besmele çek. Biz çocuklarımızı böyle yetiştirdik.

Sizin davanız ne zaman ve neden açıldı?


10 Ağustos 2017'de gözaltına alındım. 4 gün gözaltında kaldım. 5. gün savcıya ifade verdim. Hem terör şubede hem de adliyede. Üzerime kayıtlı bir telefonda Bylock kullandı diye aldılar ama sonra kullanmadığım ortaya çıkınca, hani dükkana girmişken boş çıkmayayım diye Bank Asya'da hesabım olduğundan dolayı dava açıldı. Bir defa duruşmam oldu. İkinci duruşma 2 Temmuz 2019'a ertelendi. Şartlı tahliye ile bıraktılar. Bir yıl 3 ay haftada bir gün imza attım.

Ne kadar para yatırdınız?
1000 TL ve biraz altınlarım vardı. Zaten belgeler ellerinde. Eşim tanık olarak katıldı davama. Birinci katta oturduğumuzdan dolayı, eşim sürekli görevde olduğu için yatırdık Bank Asya'ya paramızı. 'Eğer ben herhangi bir yerden talimat alsaydım, o parayı ve altınları talimat verildiğini iddia ettikleri tarihlerde bankadan çekip ev satın almazdık. Tam tersine orada kalırdı' dedik ama nafile... Ben artık dibi gördüm. Büyüklerimiz hep söylerdi. Ağlamak ile gülmek kardeştir diye. Bunların ne demek olduğunu yaşadım. İçin cayır cayır yanarken karşındaki evladına gülmek zorundasın. Eşimin her yanına gittiğimde ona kötü bir haber vermek zorunda kaldım. Ahmet ben gözaltına alındım, Ahmet kızın tutuklandı, ihraç edildi...










8 Nisan 2019 Pazartesi

Biri PKK’dan, biri KHK’dan, biri de başörtüsünden… Hayatları heba edilen OKUR kardeşler

8 Nisan 2019
Üç kardeşin biri PKK’dan, biri KHK’dan hayatını kaybetti. Diğeri ise 28 Şubat’ın bitmediğini gösteren mağduriyet zinciri içinde.. Bir Kürt ailesinin hikayesi…


Selman Okur ve Ahmet Okur…  İki kardeş… Bugün ikisi de hayatta değil. Bağırsak kanseri tedavisi gören Selman Okur (45), 19 Mart 2019’da Diyarbakır’da bir hastanede vefat etti. Kardeşi Ahmet Okur (49) ise, 24 Haziran 2005’te Bingöl dağlarında çıkan çatışmada vuruldu. Biri Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden atılıp ölüme mahkum edildi; diğeri PKK’ya katılıp dağda hayatını kaybetti. Yakınları Ahmet Okur’un öğrenciyken Kürt olduğu için maruz kaldığı haksızlıklardan sonra PKK’ya katıldığını belirtiyor.

İmam olmak için 10 yıldır mücadele eden üçüncü kardeş Ammar Okur’un (40) yaşadıkları ise, her fırsatta 28 Şubat’tan söz eden AKP iktidarı döneminde 28 Şubat’ın devam ettiğini gösteren bir hikaye.
Okur ailesinin yaşadıkları, Türkiye’de benzeri binlerce ailenin yaşadıklarından sadece bir örnek.

ÖNCE ÇÖPÇÜ YAPTILAR, SONRA AÇIĞA ALDILAR




Selman Okur (45) vefat etmeden önce Diyarbakır Sur Belediyesi halkla ilişkiler bölümünde çalışan, evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan bir eş ve babaydı. Üç kız bir erkek olmak üzere 4 çocuğu vardı. 2015’te aldığı ev kredisinin taksitlerini ödüyordu. 15 Temmuz’dan sonra terörist ilan edildi. Önce belediyenin temizlik işleri departmanına sürüldü, çöpçülük yapmaya zorlandı. Sonra açığa alındı. 17 Temmuz 2017’de ise 692 sayılı KHK ile işinden atıldı.

İşine geri dönmek için Olağanüstü Hal (OHAL) Komisyonu’na yaptığı müracaat, terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle reddedildi. 2010 yılından bu yana belediyede çalışan, 15 Temmuz’a kadar hakkında herhangi bir soruşturma açılmayan Selman Okur birdenbire terörist ilan edildi.

OHAL Komisyonu’nun incelemesine göre Selman Okur, 1993-2017 yılları arasında PKK/KCK adına düzenlenen eylem ve etkinliklere, yürüyüşlere, basın açıklamalarına katılmakla, kapatılan Tutuklu Hükümlü Aileleri Demokratik Hukuk ve Dayanışma Derneği, Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği üye olmakla suçlandı.

Ammar Okur, “Bir abim PKK’ye katıldığı için biz bu muameleyi hep gördük. Bugün de birçok Kürt ailesi aynı muameleye maruz kalıyor.” diyor.

SOSYOLOJİ OKUDU, İMAMLIK SINAVINI KAZANDI

1990 yılında Diyarbakır İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Selman Okur, 1992’de Diyarbakır Müftülüğü’nün açtığı imamlık sınavını kazandı ve Diyarbakır’ın Hani ilçesine imam olarak atandı. 18 ay maaş aldı. Fakat abisi Ahmet Okur’dan dolayı 1993’te tutuklandı. Yöneticilikten 10 yıl 6 ay ceza aldı ve bu ceza siciline işlediği için bir daha imamlığa geri dönemedi.

2003’te cezaevinden çıktıktan sonra Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünde okuyan Selman Okur, uğraştı, didindi sonunda Sur Belediyesi’nin 2010’da ‘hükümlüler’ için açtığı sınavı kazandı. Fakat ancak 7 yıl çalışabildi. Ammar Okur’a göre Sur Belediyesi’nin kayyumu, abisinin derneklere gidip gelmesini bahane etti.

Selman Okur’a ihraç olduktan iki ay sonra bağırsak kanseri teşhisi kondu. Bir buçuk yıl tüm aile onun hastalığıyla ilgilendi. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Adana Başkent Hastanesi, Elazığ Devlet Hastanesi, Diyarbakır Memorial arasında gidip geldiler. Kemoterapi uygulandı, radyoterapi yapıldı. Adana’daki doktorlar kanser hücrelerinin vücudundan temizlendiğini söyledi ama tekrar nüksedince Dicle Tıp Fakültesi’nde hayatını kaybetti. Ammar Okur, abisinin çocukları okutma, kredi borcuna ödeme, işine dönememe endişesiyle kanser olduğunu söylüyor.

HAYALİ FUTBOLCU OLMAKTI

1993’te PKK’ya katılan ve 24 Haziran 2005’te Bingöl/Dallıtepe çatışmasında ölen Ahmet Okur’un (solda) ideali ise futbolcu olmaktı. 1,90 boyunda yapılı ve güçlü bir fiziğe sahipti. Lise döneminde Hazro, Hani, Cizre’deki spor kulüplerinde futbol oynuyordu.

Liseden sonra hem para kazanmak hem de okumak için Antalya’ya gitti. Bir yandan taşeron olarak inşaat işleriyle uğraştı, diğer yandan üniversite sınavına hazırlandı. Antalya Akdeniz Üniversitesi Beden Eğitim Bölümü’nün sınavlarına girdi. Rakiplerini geride bırakarak tüm aşamaları başarıyla tamamladı ama sözlü sınavda ‘Kürt’ olduğu için elendi. Ahmet Okur futbolcu olmaktan da, üniversite sınavına girmekten de o gün vazgeçti.


Ammar Okur, “Abim 24-25 yaşlarında gitti kırsala (PKK). Çünkü bir zulme maruz kalıyor. Sözlü sınavda Kürt olduğu için aşağılanıyor. Sınavdaki hocaların ifadeleri, tavırları ağrına gidiyor. Şu anda aynı duruma yine binlerce Kürt çocuğu maruz kalıyor. Ahmet abim Diyarbakır Hazro’da liseyi okurken medresede kalıyordu. Ben ortaokul ikinci sınıftaydım o zaman. En son okuduğu kitap İbn-i Kasım’ın Şafi ilmihalidir. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hiçbir imamı o kitabı tam bilecek seviyede değildir. Buna benzer binlerce örnek var. Milyonlarca genç bu şekilde harap edildi.” diyor.

BAŞÖRTÜSÜ EYLEMLERİNE KATILDIĞI İÇİN İMAM OLAMIYOR

1998-1999 Diyarbakır İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Ammar Okur ise Dicle Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başörtüsü eylemlerine katıldı. Dönemin partisi DEHAP’ın mitinginde ‘Başörtüye uzanan eller kırılsın’ afişleri dağıttıkları için Diyarbakır TEM tarafından gözaltına alındı. Üç saat içeride kaldı. Dövüldükten sonra serbest bırakıldılar. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce 26 Ekim 2002’de tekrar gözaltına alındı.

Ammar Okur, neden tutuklandığını şöyle anlatıyor:

“Seçimden önce insanlara gözdağı vermek amacıyla Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Van, Urfa merkezli bir operasyon yapıldı. Bu arada 2001’de AKP, Diyarbakır’da yeni örgütlenmeye çalışırken bize de teklif geldi. Gelin gençlik kollarında görev alın diye. Biz o zaman Milli Gençlik Vakfı’na gidiyorduk. 26 Ekim 2002’de ablamın evindeyim. Gece polis geldi. Seni almamız lazım dediler. Gittik. 30 kişi tutuklandığımızı ben daha sonra mahkemede anladım. O 30 kişiden kimseyi tanımıyorum. Beni sorguya aldılar. İlk soru ‘Ahmet Okur nerede?’ ‘Selman Okur nerede?’ oldu.

Bizim mahalleden bir arkadaşım vardı. O adımı vermiş. Diyarbakır TEM onların evine gidince orada bana ait bir kitabı görüyorlar. Said Havva’nın İslam’da Nefis Tezkiyesi adlı kitabı. Bundan dolayı beni tutukladılar. Suçlama Kürdistan İslami devrim hareketini kurmak. Vay be dedim, biz neler yapıyormuşuz. Bahane çok. 160-170 sayfalık iddianamede benim ifadem 5 satırı geçmez, kimlik bilgiler dahil. Daha sonra serbest kaldık ama mahkememiz devam etti. Savcı hakkımızda 10 yıl ceza istedi. On yıl oldu 5 yıl. Beş yıl oldu 1 yıl. Bir yıl oldu 10 ay. 10 aylık ceza da ertelendi. Ama sicilime işlendi.”

Açıköğretim’de sosyoloji ve ilahiyat, Fırat Üniversitesi’nde mermercilik okuyan Ammar Okur, 2013’te Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı imamlık sınavını kazanıp Aydın’a imam olarak atanıyor ama göreve başlayamıyor. 10 aylık cezayı Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi temizlemesine rağmen, kamuda çalışma haklarını almasına rağmen DİB imamlık vasfını kaybettiğine kanaat getiriyor.

Ammar Okur o günden beri bu haksızlıkla mücadele ediyor. 9 Ocak 2014’te Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne dava açıyor. Mahkeme 6 ay sonra red kararı verince dosyasını Danıştay’a götürüyor ve 3 yıl sonuç bekliyor:

“Yani bir karar düzeltme 5 ay sürmesi gerekirken 3 yıl bekledik. Açıktan söylemiyorlar ama Kürt olduğumuz için hep red yiyoruz.” diyen Ammar Okur, 24 Şubat 2019’da dosyasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıyor. Şimdi yine beklemede, fakat pek ümitli değil: “Türkiye’de hepten hukuk kalmadı. En az 3 yılı daha gözden çıkardım. Bana herkes ‘sen hukuk mağdurusun’ diyor.”

30 BİN KİŞİ İÇİNDE 6 BİNİNCİ OLDU


İmam olamayınca Diyarbakır’da bir gözlük dükkanında çalışmaya başlayan Ammar Okur, 2018 Şubat’ta tekrar imamlık sınavına giriyor 30 bin kişi içinden 6 bininci oluyor. 20 gün önce katıldığı sözlü sınavdan ise abisinin hastalığıyla ilgilendiği için ancak 60 puan alabilmiş.

Okur, “Avukatıma sordum. Sınavları kazandım, DİB yine sorun çıkartabilir mi diye. Her şey olabilir, her şeye hazırlıklı olun dedi. Abimizden dolayı biz hep bunu yaşadık, baskı gördük. ‘Abisi orada kendisi burada’ gibi ithamlarda bulundular. Neden onun yolundan gidip gitmediğimizi bile sorguladılar. Bugün bazı ortamlara girince, insanlar bana da abilerimden dolayı ‘o’ gözle bakıyorlar. Ben hiçbir siyasi partinin binasından içeri girmiş değilim, hiçbir siyasi parti için çalışmış değilim. Ama maalesef durum böyle.” diyor.

15 TEMMUZ’DAN SONRA AİLEDEKİ HERKES KANSER TEDAVİSİ GÖRDÜ

Okur ailesi, Diyarbakır’ın Hazro ilçesi Dadaş köyünden… Molla ailesi olarak biliniyorlar. Sülaledeki herkes neredeyse imam. Baba, babanın babası, onun babası, amca, amcaoğulları, yeğenler… Silsile böyle devam ediyor. Daha birkaç gün önce ilahiyat mezunları yeğenleri imamlık sınavını kazanmış. Ailede her sene birileri imam oluyor.

1940 doğumlu baba Hayder Okur 1977’de Diyarbakır’ın Hani ilçesine imam olarak tayin oluyor ve 2002’de emekli oluncaya kadar imam olarak görev yapıyor. Saliha Okur ile evlenen Haydar Okur’un yedi çocukları dünyaya geliyor.

Büyükten küçüğe; Mehmet, Ahmet, Mina, Selman, Selime, Ammar ve Abdullah Okur. 15 Temmuz’dan sonra ailedeki herkes stres ve sıkıntı nedeniyle hastalanmış. 79 yaşındaki baba, geçici hafıza kaybı yaşıyor. Şu anda hastanede olan anne yatalak, böbrekleri ve bağırsakları rahatsız. Selman Okur bağırsak kanserinden vefat etti. Diyarbakır Kadın Doğum Hastanesi’nde laborant olarak çalışan Mehmet Okur ve evhanımı Mina Okur’da da kanserleşmemiş tümör tespit edildiği için kansere dönüşme ihtimaline karşı tedavi görmüşler. En küçük kardeş Abdullah da zihinsel engelli. Selime Okur, annesine, kardeşine ve babasına bakıyor. Zor bir hayatları var. Fakat Ammar Okur diyor ki, "Yaşamak direnmektir."