17 Ekim 2015 Cumartesi

Sahaflar, Beyoğlu'ndan Üsküdar'a taşındı

 17 Ekim 2015
Bu yıl sahaf festivalleri peş peşe açıldı. Artık gelenekselleşen ve belli bir kitlesi oluşan 9. Beyoğlu Sahaf Festivali 17 Eylül'de başladı, 9 Ekim'de sona erdi. 90 sahafın katıldığı bu festival kapanır kapanmaz, neredeyse tüm tezgâhlar Üsküdar'a taşındı. Bu yıl ikincisi düzenlenen Üsküdar Sahaf Festivali, geçtiğimiz cumartesi başladı. Geçen sene eylül başında yapılan festival 1,5 ay gecikmeli açılsa da ilk gün olmasına rağmen saat 22.00'ye kadar yoğunluk bitmedi.

Lütfü Seymen (Müteferrika Sahaf)
Üsküdar sahiline kurulan festival çadırında bu sene 70 sahaf ağırlanıyor. Geçen sene 40 dükkân katılmıştı. 70'ten fazla başvuru yapılmış ama ancak bu kadar yer ayrılabildiği için 30 sahaf liste dışında kalmış. İki yıldır Üsküdar Sahaf Festivali'ne katılan Müteferrika Sahaf'ın sahibi Lütfü Seymen, geçen yıl memnun ayrıldığı için bu yıl da Üsküdar'da olmak istediğini söylüyor.

Beykoz, Sarıyer, Kadıköy, Küçükyalı, Beyoğlu, Şişli, Bakırköy gibi İstanbul'un neredeyse tüm semtlerinden sahafların yer aldığı festivalde bu yıl biraz Üsküdar sahaflarına pozitif ayrımcılık yapılmış. Yaklaşık 15 tezgâh Üsküdar'dan. Kırk Ambar Sahaf, Selçuklu Sahaf, İslambol Sahaf ve Ege Sahaf bunlardan birka.ı. Ayrıca festivale ilk kez Ankara'dan iki sahaf katılıyor: Anadolu Sahaf ve Berdelacuz Sahaf.

Festivaller, sonbaharın esintili ve yağmurlu günlerine denk gelince sahaflar biraz zorlanıyor. Beyoğlu'nda yağmurlu günlerde kitap tezgâhlarının üstü hep kapalıydı, bu durum ziyaretçi sayısını epeyce etkiledi. Geçen sene deniz tarafı açık olan Üsküdar çadırının ise bu yıl her yeri tamamen kapatılmış. Lütfü Seymen, Ali Gökhan Tuğ (Anadolu Sahaf) ve Sedat Yardımcı (Gezegen Sahaf), kendilerine bu yıl daha kapalı bir mekân yapıldığı için -yağmur sızıntıları dışında- durumdan memnunlar.
Ali Gökhan Tuğ (Anadolu Sahaf)


‘Kadın Sahaflar' deneyimlerini anlatacak
Üsküdar Belediyesi'nin düzenlediği festivali kapsamında küçük ama arşiv değeri taşıyan paneller yapılıyor. Mesela en eski sahaflardan İbrahim Manav, geçen hafta sahaflıkta geçirdiği 60 yılı anlattı. Hattat Hüsrev Subaşı da babası sahaf İbrahim Subaşı'nı ve Beyazsaray Dersaadet Kitabevi'ni anlattı. Bugünkü programlar da ilgi çekici. Bayram Koç ve Kurtuluş Beyazıt, saat 16.00'da Üsküdar'da sahaf geleneği hakkında bilgi verecek. 18.00'de ise yazar Beşir Ayvazoğlu, araştırmacılar ve sahafları anlatacak. Bu yıl festival kapsamında ilk defa müzayede de düzenleniyor.

Kitap koleksiyonerliğine meraklıysanız yarın 15.00'te yapılacak açık artırmaya katılabilirsiniz. Sahaflığın erkek mesleği olduğunu dair bir algı vardır. Öyle değil tabii. Festivalde dört kadın sahafın tezgâhı bulunuyor. Yirmi yıldır sahaflık yapan Mihrican Keskin (Mihrican Sahaf) ve Selma Güner (Doğa Kitap), yarın 16.00'da deneyimlerini ve mesleğe nasıl başladıklarını anlatacak. Sahaflar Birliği Başkanı Nedret İşli ve Beyoğlu'ndaki Aslıhan Pasajı'nın en eski sahaflarından Halil Bingöl'ün 18.00'deki konuşmalarını da kaçırmamak lazım. Çünkü konu ‘sahaflık hikâyeleri'.

25 Ekim'de sona erecek festivalde önümüzdeki hafta sonu da iki güzel program var: 24 Ekim  Cumartesi / 16.00 “Genç Sahaflar” Konuşmacılar: Ali Bağı, Sedat Yardımcı. 25 Ekim Pazar / 16.00 “Türkiye'de Sahaflık ve Sahaflık Anıları” Konuşmacı: Adil Sarmusak. Festival her gün 10.30-22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. (www.uskudarsahaffestivali.com)
Mihrican Keskin (Mihrican Sahaf)

 HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ
 

10 Ekim 2015 Cumartesi

Çağın ‘Taş Kıranlar'ı

10 Ekim 2015
Fransız ressam Gustave Courbet'nin 1849'da yaptığı ‘Taş Kıranlar' tablosuyla aynı adı taşıyan sergi, Çukurcuma'daki BLOCK art space'te açıldı. Köylü sınıfının maruz kaldığı zorlu, hatta gaddar gerçeklikleri tasvir ettiği için anıtsallık atfedilen tablo ve o tabloyu referans alan Güney Afrikalı genç sanatçı Nicky Broekhuysen acaba bugüne ne söylüyor?

Nicky Broekhuysen, 1981 yılında Güney Afrikada doğdu. 2004 yılında Yeni Zelandadaki Auckland Üniversitesinden Güzel Sanatlar Derecesi alarak mezun oldu. Sonraki iki buçuk yıl boyunca Şanghayda çalışmalarına devam etti. 2008 yılında ise Berline yerleşti ve sanatçı halen orada yaşıyor.
Fransız ressam Gustave Courbet (1819-1877), gerçekçilik akımının en önemli temsilcisiydi. Yaşadığı çağı resmetti. Fakat, ‘Taş Kıranlar', ‘Köyün Genç Kızları', ‘Ornans'ta Cenaze Töreni' gibi tabloları o dönem için beklenmeyen bir tarzdı, bu yüzden ağır eleştiriler almıştı. Eleştirmen Kaya Özsezgin'in belirttiğine göre özellikle Taş Kıranlar ve cenaze töreni, ilk sergilendiğinde skandal olarak nitelenmiş, işçi sınıfının resme konu olması bayağılık olarak görülmüştü. Nihayetinde resim yüksek bir sanattı! Peki, Beyoğlu'ndaki BLOCK art space'te açılan, Courbet'nin eserine gönderme olduğu ifade edilen ‘Taş Kıranlar' sergisi bugüne ne söylüyor? Güney Afrikalı genç sanatçı Nicky Broekhuysen'in, Türkçede ikili sayılar olarak tanımlanan 0 ve 1 rakamlarını kullanarak yaptığı yağlıboya el baskısı çalışmalarının, Courbet'nin yol kenarında taş kıran iki köylüyü resmettiği tablosuyla ilgisi ne?
Taş Kıranlar, Jean Désiré Gustave Courbet (10 Haziran 1819 – 31 Aralık 1877)

2004'ten beri Berlin'de yaşayan ve artık her şeyin yolunda gittiği şehirlerde değil, Şanghay, İstanbul, Beyrut gibi kaosun, hareketin yoğun olduğu kentlerde sergi açmayı tercih eden Broekhuysen'a kulak verirsek, ‘Courbet, Taş Kıranlar resmiyle, sıradan insanların statüsünü yükseltti. Soylu sınıfı ile işçi sınıfını yüzleştirdi ve aynı seviyeye getirdi. Ve elbette statükonun çözülüşünü resmetti. Bir sanatçı olarak o dönemde yaşananlardan etkilendiği için bunu yaptı.'
Broekhuysen'a göre Courbet'nin tavrı, günümüz sanatçısını da çok iyi temsil eden bir şey. Diyor ki: “Hepimizin böyle bir görevi olmalı. Taş Kıranlar adı, resimde kullandığım teknikle de çok uyuyor. 2006'da keşfettim bu tekniği. 1 ve 0 benim için bir dil, aslında bütün dünyanın kullandığı bir dil. Dijital çağda yaşadığımız için tüm devinimlerin temelinde sıfır ve bir var. Ekonomiden bilgisayar programcılığına her türlü veriyi, bilgiyi temsil ediyor bu rakamlar. Sağlam bildiğimiz temellerin sağlam olmaması gerektiğini, değişebilir, kırılabilir, tekrar yapılabilir olması gerektiğini savunuyorum. Nitekim, bu tekniği kullanmaya başladığım dönem; dünya ekonomisinin sarsıldığı, Arap Baharı gibi savaşlarla sistemlerin yıkılıp yeniden kurulduğu bir dönemdi. O yüzden Taş Kıranlar buna çok güzel bir referans. Çok sağlam olan bir şeyi kırıp tekrar yapıyorsunuz. Benim yapmaya çalıştığım tam da bu.”
Sanatçının da dediği gibi hayatımızdaki hiçbir şey sabit değil, sistemler, yapılar, fikirler, inançlar sorgulanabilir, değişebilir, dönüşebilir ve yeniden inşa edilebilir. Bu yüzden olsa gerek sanatçı eserlerinde yığın formunu sık kullanıyor. Çünkü insan iki şey için bir şeyler yığıyor. Ya üretmek ya da kurtulmak için... Taş Kıranlar sergisi, 15 Kasım'a kadar açık. (www.blokartspace.com)

Niky Broekhuysen eserlerini Türkçede ikili sayılar olarak tanımlanan 0 VE 1 rakamlarını kullanarak yağlıboya el baskısıyla yapıyor. (The Stonebreakers IV, oil on paper 100 x 100 cm, 2015)

“The Stonebreakers V”, oil on paper, 100 x 100 cm, 2015

“The Stonebreakers III”, oil on paper, 100 x 100 cm, 2015

“The Stonebreakers I”, oil on paper, 100 x 100 cm, 2015


“Bang!” oil on paper, 50 x 68 cm, 2015








2 Ekim 2015 Cuma

‘Özdemir Asaf'a kültür terörizmi uygulanıyor'

2 Ekim 2015
Türk şiirinin ustalarından Özdemir Asaf'ı anlatan “Bir Usta Bir Dünya: Özdemir Asaf-Tüm dünyayı kucaklamak istedim; kollarım yetişmedi” sergisi önceki gün Caddebostan Kültür Merkezi'nde açıldı. Açılışa, şairin üç evladı; Seda, Olgun ve Gün Arun katıldı. Arun'lar oldukça doluydu. Hepsi yaşadıkları ‘kültür terörizmini' dile getirdi.
Gün, Seda ve Olgun Arun. Sergide, Haşmet Akal'ın yaptığı yağlıboya tablolardan ve desenlerden oluşan Özdemir'e Asaf'a ait portreler de var. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ın hazırladığı sergi 23 Ekim'de sona erecek.
Özdemir Asaf'ın dört çocuğu var. Seda Arun ilk eşi Sabahat Selma Tezakın'dan. Gün, Olgun ve Etkin Arun'un anneleri ise Türkiye'nin ilk kadın fotoğraf sanatçılarından Yıldız Moran. Babasının evraklarını zaman zaman kitaplaştıran Seda Arun Bodrum'da yaşıyor, serginin açılmasında büyük emeği bulunan Olgun Arun İstanbul'da, Gün ve Etkin Arun ise yurt dışında. Kardeşler sergi vesilesiyle tekrar bir araya gelmiş ve bu birliktelik Özdemir Asaf'a ait 50 bin evrakın ortaya çıkmasını sağlamış. Olgun Arun, “Biz yaklaşık 10 bin evrak var sanıyorduk, 50 bine çıktı sayı.” diyor. Bir de Arun ailesi bugüne kadar çok dolmuş. Serginin açılışında, yaşadıkları kültür terörizmini dile getirdiler. Özellikle Seda Arun, “Söylemek istediğim bazı şeyler var. Bunları yazacaksanız konuşalım.” dedi. “Elbette” deyip başladık.

Nedir sizi bunca öfkelendiren? 
Bunları hiç konuşmadım, ilk kez söylüyorum. İnternette Özdemir Asaf'a ait olmayan birçok şiirin altına imzası atılıyor ve paylaşılıyor. Gazeteci-yazarlar da bunu yapıyor. Bakın isim de veriyorum. Hıncal Uluç, Nazlı Ilıcak ve Ali Eyüboğlu. Bazı sitelere zaman zaman uyarı gönderiyorum, ama yanlışta ısrar ediyorlar. Üstelik kitap hediye ettiğim arkadaşlarım bile ısrarla paylaşıyor.
 
Hınca Uluç ya da Nazlı Ilıcak hangi şiiri yanlış yazdılar?
“Benim beş yaşım, on yaşım, on beş yaşım” diye bir şiir var. Çok uzun bir şiir. Doksan yaşına kadar devam ediyor. Bu şiir babama ait değil elbette. Ama internette şiirin altında babamın dört dizeden oluşan “Do” şiiri eklenmiş. Üstteki dört dizenin üzerinde bir isim olmadığı için diğer şiiri Do ile birleştiriyorlar. Nazlı Ilıcak da aynen alıp ‘Özdemir Asaf şiiri' diye yayınladı. Kendisine mail gönderdim, bir sonuç olmadı.
 
İnternetin maalesef böyle bir zararı var ve gittikçe bu sorun yayılıyor…
Hıncal Uluç da aynı hatayı yapıyor. Bir okurundan gelen “Sen bana bakma ben senin baktığın yerde olurum.” dizesini yazmış. Biliyorsunuz aslı, “Sen bana bakma ben senin baktığın yönde olurum.” şeklinde. Zaten şiirin ismi Yön. Hıncal Uluç'a da yazdım, cevap olarak “Özdemir Asaf'ın bütün şiirlerini biliyor musunuz?” dediler. Hadi gençler, yanlışlar yapıyorlar. Ya bu büyükler!
 
Şiirlere neden bu kadar vakıf olduğunuzu anlamamışlar sanırım…
Evet ama bu benim sorunum değil... Özdemir Asaf'ın şiirlerinde kullanmadığı kelimeler var bir kere; ızdırap, gözyaşı, terk edilmeye dair şeyler… Izdırap verici sözcükleri kullanmıyor. Hırçın kelimeler olduğu için. Z ve Ç harflerini az kullanıyor.  “Tüm dünyayı kucaklamak istedim, kollarım yetişmedi” diyen bir şair Özdemir Asaf. Şiirlerinin kendi içinde yumuşaklığı, ara kafiyeleri bulunuyor. Bakın bir olay daha anlatayım.
 
Ne çok dolmuşsunuz, bu olaylar sizi bayağı üzmüş…

Cihangir'de bir yemek için toplanmıştık. O toplantıda bir arkadaşımız Orhan Veli'den şiir okumak istedi. Okudu, ama o şiir Orhan Veli'nin değildi. Elimde delil olmadığı için o an itiraz edemedim. Bir hafta araştırdım, kim çıktı biliyor musunuz? Melih Cevdet Anday'ın Garip döneminde yazdığı bir şiir… Her şairin şiirinin bir müziği vardır, Orhan Veli'nin, Behçet Necatigil'in, Yahya Kemal'in, Özdemir Asaf'ın. Onu yakalamak gerekiyor.
 
Bu olay ne zaman oldu?
On-on sekiz yıl kadar önce. Nahit Hanım'ın sofrasında yaşandı. Biliyorsunuz Nahit Hanım, Orhan Veli'nin son sevgilisiydi. Cihangir'deki evinde toplanmıştık. Cuma günleri onun sofrası arkadaşlarına açık olurdu. Herkes tanıdığı arkadaşını getirir, tanıştırırdı Nahit Hanım'la. Genellikle şiir, resim, müzik severler yani sanatla ilgisi olan kişiler gelirdi.
 
Babanızla ilgili zaman zaman kitaplar hazırlıyorsunuz. ‘Sana Mektuplar', ‘Hidim’ çok güzel bir kitaptı. Yeni bir çalışmanız var mı?
Var tabii, olmaz mı? Sana Mektuplar'da babamın yazdığı mektupları bir araya getirmiştik. Şimdi, babama yazılan mektupları topladım. Annesi, annem, ikiz kardeşi, Halikarnas Balıkçısı, Oktay Akbal, Avni Dökmeci, Lütfü Özkök, Orhan Aldıkaçtı… Bir kitaplık mektup var. Kitabın adını şimdilik söylemeyeyim. Yayınlanmasını istiyorum, inşallah olur.
Seda Arun, arkadaki fotoğrafta babasıyla dans ediyor. Lozan Kulübü, Moda, 31 Aralık 1961.

 
‘BABAMA AİT 50 BİN EVRAK TOPLADIK' 
 Olgun Arun: “Biz dağınık bir aileyiz. Ben İstanbul'dayım ama ablam Bodrum'da, abim yurtdışında. Ailemizin bir kısmı İngiltere'de, bir kısmı Amerika'da. Sergi gündeme gelince, bu dağınık arşivi bir araya getirme süreci başladı ve bizim bilmediğimiz pek çok doküman ortaya çıktı. Babamın el yazmaları, bir defterin arasından çıkan tasarımları, çok önemli bir şiirin ilk yazıldığı hali, çalışma defterleri, 1970 yılında çıkan bir kitabın, şiirin aslında 1945'te yazıldığını anlamamız gibi pek çok bilgi… Sonuçta elimizde dijitale de aktardığımız bir külliyat oluştu. Biz 10 bin civarında bir evrak var sanıyorduk, 40-50 bine yakın doküman ortaya çıktı. O kadar geniş bir arşivi sergilemek mümkün olmadı tabii. Arşive özel bir site hazırlamayı planlıyoruz. Evrakların hepsini afişe etmeyeceğiz ama internette babama ait inanılmaz bir bilgi kirliliği var. Bunun önüne geçmek istiyoruz. Maalesef kendi değerlerimizi imha etmek üzerine kurulu bir sistem işliyor. Bazılarına IP adreslerinden ulaştık, uyarılarımızı yaptık. Ama devam ediyor. Müthiş bir mücadele içindeyiz. Manevi bir sıkıntı. Özdemir Asaf topluma mal olmuş bir şair. Herkesin ilgisi bizi mutlu ediyor ama dijital deformasyon, kültür terörizmi beni rahatsız ediyor açıkçası.
    Ayrıca ailece yaptığımız bu çalışma sayesinde çok güzel bir edebiyat ortamına tanıklık etmiş oldum. 1940 ile 1980 arasında edebiyat dünyasına ait inanılmaz bir içerik topladığımızı fark ettik. Sadece babamla ilgili bir arşiv değil bu, Türk edebiyat dünyasına katkı sağlayacak belgeler var elimizde. Babam 16 yaşında Cağaloğlu'na gidiyor. 1939'da Servet-i Fünun dergisinde tercümeye başlıyor. O yıllarda 1910 kuşağı ile çalışma fırsatı buluyor. İlk kitabı geç çıkıyor, 1950'li yıllarda, 32 yaşındayken. Ama 20'li yaşlarda şair kimliği oluşuyor. Bu arada dergilere yazdığı düz yazıları var, köşe yazıları var, tercüman kimliği var. Çok iyi Fransızca biliyor. Bütün bunları düşününce evraklarda büyük edebiyatçılara dair anekdotlara rastladık. Kemal Tahir'den Peyami Safa'ya, Sait Faik'ten Sabahattin Eyüboğlu'na…"
Hamidiye Asaf, ikiz çocukları Özdemir ve Özgönül ile. 1930

Caddebostan Kültür Merkezi
Özdemir Asaf, köpeği Poza ile. 1969
Sait Faik Abasıyanık, Özdemir Asaf, sinemacı Ahmet Üstel, 1954 Emirgan.
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ




27 Eylül 2015 Pazar

Bir sanat galerisinin 20 yılı

27 Eylül 2015
Milli Reasürans Sanat Galerisi, açıldığı günden bu yana ‘ilk’lerin galerisi oldu. Batı’da özel müzelerin üstlendiği misyonu yıllarca yürüttü. Birçok sanatçının kariyerine öncülük etti. Türkiye’nin sanat ortamına katkıda bulundu. Enstitü gibi çalışan galeri, tüm bu birikimini 20. yıl özel sergisiyle hatırlatıyor. 
Galerinin yönetciliğini Ameli Edgü’nden geçen yıl devr alan Elvan Tekcan yapıyor (sağda). Ayşe Gür ise, kuruluşundan bu yana galeriye emek veren bir isim. Fotoğraf: Şule Tülin Üner, Zaman
Adını telaffuz etmek zor. İlk kez duyan, ‘o da ne!’ diye tepki veriyor. Hecelerseniz aklınızda daha çabuk yer eder: Re-a-sü-rans. Eğer yine de zorlanırsanız kısaca Milli Re diyebilirsiniz. Sadece telaffuzu mu, anlamını da akılda tutmak ne mümkün! Ameli Edgü ve Ayşe Gür ile ne zaman görüşsek, sanki yeni tanışıyormuşçasına hep aynı soruyu sorduk. ‘Reasürans ne demek, ne iş yapıyorlar? Milli Reasürans, sigorta şirketlerinin sigortasını yapan Türkiye’deki tek kurum. İş Bankası çatısı altında hizmet veriyor.

Sigortayla, parayla, pulla işimiz yok elbette. Bizi ilgilendiren, yine bu kurumun çatısı altında açılan Milli Reasürans Sanat Galerisi. Galerinin öyküsü, 1994 yılının ekim ayında, Millî Reasürans TAŞ’nin Teşvikiye’de, mimar Sevinç ve Hadi Şandor tarafından inşa edilen kompleksinin bir bölümünü sanat galerisi olarak tasarlamasıyla başladı ve yirmi yılı devirdi.

İstanbul’un en özgün galerilerinden biri olan Milli Reasürans, 20. yaşını özel bir sergiyle kutluyor. 30 Eylül’de başlayacak olan ‘20 Yılın Ötesine Taşınan Bir Sanat Belleği: Millî Reasürans Sanat Galerisi’ adlı sergi, galerinin kendi tarihini anlattığı bir arşiv çalışması. Tüm sergiler, afişleri ve davetiyeleri eşliğinde izleyiciyle tekrar buluşacak.
Nuri Bilge Ceylan ve Emine Ceylan, 2008'de birlikte açtıkları 'Babam İçin' sergisinde selfie çekerken. Fotoğraf: Selahattin Sevi, Zaman
Nuri Bilge Ceylan’dan Max Ernst’e
Kimler gelmiş, kimler geçmiş Milli Re’den. Önce retrospektiflere bakarsak; Kuzgun Acar, Naile Akıncı, Avni Arbaş, Tiraje Dikmen, Şakir Eczacıbaşı, Turan Erol, Neşet Günal, İhsan Cemal Karaburçak, Saim Özeren, Orhan Peker, Nevhiz Tanyeli, Eşref Üren ilk sırada geliyor. Mesela Avni Arbaş’ın daha sonra İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’nde bir retrospektifi açıldı. Ama o sergi ilhamını ve desteğini Milli Re’den aldı. Son yıllarda fotoğraf, mimari, tasarım ve tematik sergilere yoğunlaşan galerinin ilk yıllarında resim ve heykel sergileri daha yoğundu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi hocalarından Leopold Levi sergisi, 1938-1943 yılları arasındaki devlet politikası olarak yapılan ‘Yurt Gezi’leri sergisi bunlar arasında.

Milli Reasürans’ı iki açıdan ‘ilk’lerin galerisi olarak zikredebiliriz. İlki; farklı alanlarda isim yapan sanatçıların üretimlerine yer verdi. Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan, ilk fotoğraf sergisi Sinemaskop’u burada açtı. Daha sonra ablası Emine Ceylan ile birlikte, ‘Babam İçin’ sergisini hazırladılar. Hem yönetmen hem ressam kimliği ile tanıdığımız Tayfun Pirselimoğlu da galerinin konukları arasındaydı. Mimar Emre Arolat ve geçtiğimiz nisan ayında hayatını kaybeden ünlü Alman edebiyatçı Günter Grass da Türkiye’deki ilk ve tek sergisiyle Milli Re’de idi.
Sakıp Sabancı Müzesi’nde devam eden Zero sergisiyle adını duyulan, Zero sanat akımının kurularından Günther Uecker Türkiye’deki ilk sergisini 2005’te Milli Reasürans’ta açmıştı. Uecker, serginin kurulmasında bizzat çalışmıştı (sağ başta, beyaz gömlekli)

İkincisi ise, galeri, sergi açacak olgunluğa ulaşan genç sanatçılar için bir sıçrama tahtası oldu. İrfan Önürmen, Ahmet Oran, Murat Germen, Turan Aksoy’a ilk sergilerinde yer açarak kariyerlerinde öncülük yaptı. Milli Re, sadece sanatçılara değil, Türkiye’deki sanat ortamına da katkıda bulundu. Ülkemizdeki özel müzeciliğin tarihi 10 yılı geçmediği düşünülürse Milli Re’nin, Avrupa’da ya da Batı toplumlarında müzelerin üstlendiği misyonu senelerce yürüttüğünü söyleyebiliriz. Mesela Sakıp Sabancı Müzesi’nde devam eden Zero sergisiyle adını duyulan, Zero sanat akımının öncüsü Günther Uecker Türkiye’deki ilk sergisini 2005’te Milli Re’de açmıştı. Thomas Ruff, Axel Hütte gibi Düsseldorf fotoğraf okulunun sanatçılarıyla, Norbert Kricke, Max Ernst, Sigmar Polke ile ilk kez yine bu galeride tanıştık.

Galeride emeği olan en önemli isim Ameli Edgü, artık Bodrum'da yaşıyor. 
Milli Reasürans Sanat Galerisi, yirmi yıla yaklaşık 200 sergi sığdırdı, yerli ve yabancı 200’ün üzerinde sanatçı ağırladı. Her sergisini katalog olmayan, arşiv değeri taşıyan bir kitapla taçlandırdı. Tüm bu işlerde iki ismin emeği var. Kuruluşundan bu yana galerinin yöneticiliğini yapan Ameli Edgü ve onun yardımcısı Ayşe Gür. Ameli Edgü, geçen yıl emekliye ayrılıp Bodrum’a yerleşti. Onun yerine, babası Süleyman Saim Tekcan vesilesiyle sanatın içine doğan ve sanat yöneticiliğinde ihtisas yapan Elvan Tekcan geçti. Ayşe Gür ise galerinin hafızası olarak işine devam ediyor ve tüm sergileri çocuk yetiştirmişçesine bir çırpıda anlatıveriyor. (www.millireasuranssanatgalerisi.com)

İMOGA ile işbirliği yapıldı
Sergi için, Türkiye’nin özgün baskı resim müzesi İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi (İMOGA) işbirliğiyle bir proje hazırlandı. Millî Reasürans Sanat Galerisi’nin sanatçıları arasından 10 sanatçı, birer eserinin telif hakkını bu çalışmaya vakfetti. Süleyman Saim Tekcan, Su Yücel, Serpil-Hanefi Yeter, Ali İsmail Türemen, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, İsmet Değirmenci, Ekrem Kahraman, Neşe Baydar ve Seçil Erel’e ait eserler, İMOGA’nın desteğiyle çoğaltıldı ve galerinin koleksiyonuna dahil edildi. Projede yer alan bu sanatçılar, limitli sayıdaki baskılarını imzalayarak; galeri hakkındaki düşüncelerini, duygularını, deneyim ve anılarını da bir video röportajında paylaştı. 17 Ekim’e kadar devam edecek sergide bu video izlenebilecek.

Ayşe Gür.

Foto-muhabirimiz Şule Tülin Üner, Elvan Tekcan ve Ayşe Gür'ü fotoğraflarken ben de onları çektim.


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ


24 Eylül 2015 Perşembe

Ebru teknesiyle geçen bir ömür

24 Eylül 2015
Ebru sanatının büyük üstadı Mustafa Düzgünman, vefatının 25'inci yılında özel bir sergiyle anılıyor. Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu'nda açılan “Tekne Başında Geçen Bir Ömür” adlı retrospektif sergi, aynı zamanda ebru sanatının bugünlere nasıl geldiğine dair bir arşiv niteliğinde.

Adına ister geleneksel, ister gelenekli, isterse İslam sanatları deyin, ebru, hat, minyatür, kat'ı, cilt gibi kadim sanatların bugün bazı mecralarda esamesi bile okunmaz. Kimse görmez, görmek istemez, sergi salonlarında yer açmaz, kültür-sanat sayfalarında, dergilerinde bile yer vermez. Elbette bu tavır o sanatların değerini düşürmüyor. Bilen biliyor, anlayan anlıyor, hak ettiği değeri teslim ediyor. O isimlerden biri de yıllarca Yapı Kredi Bankası ve Akbank'ın sanat danışmanlığını yapan Vedat Nedim Tör idi. 
Tör, büyük ebru üstadı olarak tarihe adını yazdıran Mustafa Düzgünman'ın, henüz yolun başında bir sanatçı iken Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Galerisi'nde ebru sergisi açmasına, ebruyu Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan 15 dakikalık kısa bir film çekilmesine vesile olmuştu. Olayın nasıl geliştiğini Düzgünman, Zeki Kuşoğlu'nun 1986'da kaleme aldığı anılarında şöyle anlatıyor:

“1967'ye kadar ebrucu olarak pek tanınmıyordum. O tarihte Galatasaray Yapı Kredi Bankası Kâzım Taşkent Galerisi'nde bir ebrû sergisi açtım. Bu sergi bankada şef olan arkadaşım Süha Tuna'nın teşvikiyle olmuştu. O zaman bankanın sanat müşaviri olan Vedat Nedim Tör özel alâka gösterip bir İtalyan film şirketine yüz bin lira verip on beş dakikalık bir ebrû filmi çektirdi. O dönemin sinemalarında, filmlerden önce kültür hizmeti olarak iki sene müddetince gösterildi... Sergi büyük rağbet görüyordu. Çünkü bâkir bir sahaydı ve ilk defa gösteriliyordu. Böylece efkâr-ı umumiye ebrûnun ne olduğunu anlamaya başlamıştı. Çocuklarına ve işyerlerine ebrû ismini koymaya başlamıştı insanlar. Arkasından Amerikan Kültür Merkezi'nde bir sergi daha açtım. Ardı geldi. Amerika'dan, İngiltere'den, Almanya'dan, Fransa'dan, Hollanda'dan gelen meraklılar yaptığım ebrûlara büyük ilgi gösterip, alıp memleketlerine götürüyorlardı.”

‘Gazete kâğıtlarına bile ebru yapardı'  
Ebrunun bugünlere gelmesine vesile olan Mustafa Düzgünman, ölümünün 25. yılında (12 Eylül 1990) Küçükçekmece Belediyesi Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu'nda (SKSM) açılan “Tekne Başında Geçen Bir Ömür” retrospektif sergisiyle anılıyor. Alparslan Babaoğlu, Uğur Taşatan, Hakan Dağlı'nın danışmanlığı, Erkan Doğanay'ın küratörlüğünde hazırlanan sergide, Düzgünman'ın ebru, cilt, musiki ve fotoğraf gibi alanlarda yapmış olduğu çalışmalarından örneklerle birlikte özel eşyaları sergileniyor. 

Üsküdar'da doğan Düzgünman, sadece ebru değil, devrin cilt sanatkârı ve dini musikisi icracısıydı. Babasının Üsküdar'daki aktar dükkânında çalıştığı sıralarda Hünkâr müezzin başı Hafız Muhittin Tarık Bey ve Üsküdar Çarşamba Rufaî Tekkesi şeyhi Hayrullah Tacettin Efendi'den ders almış, besteler yapmış ve pek çok dini besteyi kayda geçirmişti. İlerleyen yaşlarında Medresetül Hattatin'de (Hattatlar Medresesi) yetişmiş Necmeddin Okyay'ın öğrencisi olmuştu. 1940'lı yıllarda yani II. Dünya Savaşı devam ederken ebruya başlayan sanatçı, kâğıt bulamadıkları için gazete kâğıtlarına ebru yaptığını hatıralarında anlatıyor. Çiçekli ebruda hocasını açtığı yolda yürümüş, hem kendini hem de ebru sanatını geliştirmişit. Bugün ebru denilince anılan isimleri de o yetiştirdi. Niyazi Sayın, Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar bu sanatçılardan birkaçı. Ama buna rağmen “Bana sorarlarsa, ben hâlâ Necmeddin Hoca'mın çırağıyım,” demeyi tercih etmişti...

Besteleri icra edilecek
“Tekne Başında Geçen Bir Ömür” sergisine paralel bir panel ve konser düzenlenecek. 3 Ekim 2015'te SKSM Konferans Salonu'nda gerçekleştirilecek panele Mustafa Düzgünman'dan hem musiki hem de ebru dersleri alan günümüzün en önemli neyzenlerinden Niyazi Sayın, Uğur Derman, Alparslan Babaoğlu, Sabri Mandıracı, Fatih Çıtak katılacak. Panelden sonra saat 16.30 ise udi Agah Terzi yönetiminde Düzgünman'ın bestelerinin icra edileceği “Mustafa Düzgünman Besteleri” konseri verilecek.
Mustafa Düzgünman (ortada), öğrencisi Alparslan Babaoğlu (sol baş) ile birlikte.
Üsküdar'da babasının aktar dükkanında.
Ebru malzemeleri de sergide yer alıyor.
Alparslan Babaoğlu (ortada), serginin açılışında.
Serginin açılışından.

ESERLERİNDEN...


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

21 Eylül 2015 Pazartesi

Sahneler, sezonda hareketli olacak

20 Eylül 2015
Eylülün bitmesine on gün kala tiyatrolar canlanmaya başladı. 1 Ekim'den itibaren perdeler açılıyor. Devlet, şehir ve özel tüm tiyatrolar yeni oyunlarını yavaş yavaş açıklamaya başladı. Bu yıl sahnelerde öne çıkan belli bir tema yok. Ortaya karışık bir şeylerden söz edebiliriz. İstanbul Şehir Tiyatroları temasını ‘barış' olarak belirledi. Devlet Tiyatroları yeni oyunlarını sır gibi saklıyor, bir-iki oyundan haberdarız, özellerde ise öne çıkan konular; kadın, aşk, savaş, mültecilik, şöhret hastalığı, toplumsal ahlak, iktidar ve sistem eleştirisi… Bir de şiirsel uyarlamalar var. Bu sezon sahnelerde Gülten Akın ve Didem Madak'ın şiirlerinden hazırlanan iki uyarlama izleyeceğiz. Ayrıca yönetmen koltuğunda sürpriz isimler olacak. Son yılların başarılı oyuncularından Tansu Biçer, Semaver Kumpanya'da Moliere'in Cimri'sini yönetecek. Yine başarılı oyunculardan Tülin Özen iki yeni oyunda oynuyor. Selim İleri'nin Hayatımın Romanı ve Metin Kaçan'ın Ağır Roman'ının uyarlaması da sahnede olacak. İşte sezonun yeni oyunları…
Aziz Nesin, Çiçu
ANKARA DT'DE İLK HAFTA YENİ OYUN YOK
Devlet Tiyatroları'nın (DT) 2015-2016 sezonu 1 Ekim'de başlıyor. Ankara'da ilk hafta yeni bir oyun izlemek isteyen seyirci biraz beklemek zorunda. Zira Devlet Tiyatroları, yılın ilk haftasında Ankara programına yeni oyun koymadı. İstanbul programında ise Purnima ve Sırlar Ormanı oyununun prömiyeri yapılacak. İzmir'de ise ilk hafta tek oyun sahnelenecek. Aziz Nesin'in Çiçu oyunu ekimin ilk haftası İzmir'de tek başına ve ilk kez sahnelerde seyircisiyle buluşacak. Buna göre ekimin ilk haftası Başkent'te; Uğur Saatçi'nin yazıp Barış Erdenk'in yönettiği Yeşilçam, Mehmet Baydur'un yazdığı Uğur Sertel'in yönettiği Kamyon, Erhan Gökgücü yönetiminde sahnelenen Çehov'un ünlü Vanya Dayı'sı, Patrick Süskind'n yazdığı ve Metin Belgin'in yönettiği Kontrabas, Nuri Pakdil'in yazıp T. Murat Demirbaş'ın yönettiği Umut ve Şirin Aktemur Tıprak'ın yazdığı ve Umut Toprak'ın ise yönettiği Neşe'dert'aşk oyunları sahnelenecek. Oyunlar Akün, Altındağ, Büyük Tiyatro, Küçük Tiyatro, Oda Tiyatrosu ve İrfan Şahinbaş Sahnesi sahnelerinde seyirciyle buluşacak.

İSTANBUL DT'NİN YENİ OYUNU ÇOCUKLAR İÇİN 
DT'nin İstanbul gösterimleri ise bir ilk oyunla başlayacak. İstanbul DT'nin programına göre; Günay Ertekin'le Handan Ergiydiren Doğan'ın yazdığı, Handan Ergiydiren Doğan'ın yönettiği Purnima ve Sırlar Ormanı oyunu Cevahir Sahneleri Salon 1'de ilk kez sahnelenecek. İstanbul'da sahnelenecek diğer oyunlar şöyle: Haldun Taner'in yazdığı Nur Subaşı'nın yönettiği Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Peter Ustinov'un yazdığı ve Cevdet Arıcılar'ın yönetiminde sahnelenen Ellerimin Arasındaki Hayat, Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun yazdığı, Elif Erdal'ın ise yönettiği İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı, Işıl Kasapoğlu'nun yönetiminde sahnelenen Shakespeare'in Hamlet'i, 6-13 yaş arası izleyici için sahnelenen Levent Niş yönetimindeki Barış Gezegeni ve Duygu Gökhan'ın yönettiği 6-11 yaş arasına hitap eden Çiçeğim Solmasın oyunu. İzmir Devlet Tiyatroları'nda ise ekimin ilk haftası Aziz Nesin'in Aziz Nesin'in yazdığı, Tayfun Erarslan'ın yönettiği Çiçu prömiyer yapacak.

    Devlet Tiyatroları'nın Ankara programında yeni oyun olmaması sosyal medyada eleştiri konusu oldu. DT'nin 'ne versek izlenir' diyerek yeni oyun koymadığı savunuldu. Sosyal medya hesabından yeni oyun olmamasını sert bir dille eleştiren yazar ve sunucu Emre Saklıca, geçen sezon olduğu gibi bu sezon da ilk hafta repertuvarının çok zayıf olduğunu belirtti. Saklıca, "Kontrabas bir klasik ancak ilk hafta yeni oyun izlemek istemez mi izleyici? Yeşilçam ortalama bir oyun, Vanya Dayı vasat, Kamyon hakkında kimsenin fikri yok. Baktığımızda; izleyiciyi heyecanlandıracak, aman hemen ilk günden bilet alayım dedirtecek bir oyun yok." diye yazdı. (Yavuz Akengin, Ankara)
   
ÜÇ ŞEHİR TİYATROSUNDAN SÜRPRİZ OYUNLAR

İstanbul Şehir Tiyatroları: Çalkantıların hiç bitmediği İstanbul Şehir Tiyatroları, temasını geçtiğimiz hafta barış olarak açıkladı: Nazım Hikmet'in kurtuluş savaşı destanından uyarlanan Kuva-i Milliye Destanı, II. Dünya Savaşı yıllarına seyirciyi götürecek Leningrad Çıkarması, savaş sonrası dağılan ailelerin hayatına dokunan Hepsi Oğlumdu ve İki Arada Bir Yerde, Sonsuz Öykü, Radyonun İçindekiler… Perde açmak için gün sayan diğer oyunlar; Üç Kuruşluk Opera, Cyrano De Bergerac, Devekuşu Kabare, On İkinci Gece.

Bakırköy Belediye Tiyatroları: Türkiye'nin seçimle başa geçen ilk sanat yönetmeni Alican Yücesoy ve ekibi sezonu dikkat çeken bir prodüksiyonla açıyor. Shakespeare Kraliyet Tiyatrosu'nun meşhur yönetmeni Tim Supple'ın yönettiği Shakespeare'in mizahı bol eseri Yanlışlıklar Komedisi'ni merakla beklemedeyiz. Savaşlar, göçmenlik, hukuksuzluk, kadın-erkek eşitsizliği konularıyla işlenmiş metin bakalım gülerken canımızı ne kadar acıtacak?

Eskişehir Şehir Tiyatrosu: Eskişehir Şehir Tiyatrosu, sezona 6 yeni oyunla başlıyor: Amerikalı oyun yazarı, Sam Bobrick'in kaleme aldığı, Ekin Tunçay Turan'ın Türkçeye kazandırdığı “Halktan Biri”, Selahattin Hilav çevirisi olan, Çek yazar Jaroslav Hasek'in dünyaca ünlü oyunu “Aslan Asker Şvayk”, Turgut Özakman'ın kaleme aldığı “Töre”, İngiliz komedi ustası Ray Cooney'in, oğlu Michael Cooney ile birlikte yazdığı, Özgür Özdural'ın Türkçeye çevirdiği “Tom, Dick ve Harry” ve Metin Kaçan'ın ünlü romanından Zerrin Altıok'un sahneye uyarladığı “Ağır Roman”…
       
EN YOĞUN TİYATROLAR, ÖZELLER...

Semaver Kumpanya: Işıl Kasapoğlu'nun kurduğu Kocamustafapaşa'daki Semaver Kumpanya sezonu, Melih Cevdet Anday'ın “İçerdekiler” oyunuyla açıyor. Yönetmenliğini Volkan M. Sarıöz'ün yapacağı oyunda Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe ve Tülin Özen var. Süresiz bir şekilde gözetim altında tutulan, suçu henüz kanıtlanmamış bir mahkum ile gardiyanının mahkuma suçunu itiraf ettirme çabası üzerine gelişen oyun, adaletsizce mahkum edilen gazetecileri hatırlatıyor. İkinci oyunu ise ünlü Fransız yazar Moliere'in Cimri'si. Tansu Biçer'in yöneteceği oyunun, en az oyun kadar ünlenmiş karakteri Harpagon'u ise Serkan Keskin oynayacak. (www.semaverkumpanya.com)

Bohem Rapsodi, provalardan...
Cazu Tiyatro: Geçen yıl Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı romanını oyunlaştıran Cazu Tiyatro bu yıl, bir rock müzikali hazırlıyor. Behiç Cem Kola'nın yazdığı ve bir işgal evinde yaşananların konu edildiği “Bohem Rapsodi”yi Hasan Şahintürk yönetiyor. Diğer oyunlar; yine Behiç Cem Kola'nın yazdığı ve “Cyrano de Bergerac” oyunu üzerinden bir oyuncunun hikâyesinin anlatıldığı “Kuliste”, S. Beckett'ın üçlemesinden yola çıkarak Oğuz Arıcı'nın yazdığı ve Hasan Şahintürk'ün oynadığı “Belki” ile Uğur Açıkgöz'ün Didem Madak'ın şiirlerinden yola çıkarak yazdığı ve Tuba Keleş'in oynadığı “Devrik Mahalle”. Cansu Kahvecioğlu'nun yazdığı ve huzurevinde ölmek üzere olan yaşlı bir kadın oyuncunun hikâyesinin anlatıldığı “Arafta Bir Kadın” adlı oyunu Ahmet Melih Yılmaz yönetiyor. Oyunlar, kasımda seyirciyle buluşacak. Cazu Tiyatro'nun bütün oyunları 3 Ekim'de açılışı yapılacak olan Kadıköy Theatron'da gösterilecek. Kadıköy Theatron, geçtiğimiz sezon bir depodan çok amaçlı salonlardan oluşan bir kültür merkezine dönüştürülmüştü. www.cazutiyatro.com www.kadikoytheatron.com

Biriken: Melis Tezkan ve Okan Urun tarafından kurulan Biriken 10'uncu yılını kutluyor. Biriken, isimlerinin esin kaynağı olan şiirin sahibi Gülten Akın'ın şiirlerinden uyarladıkları bir performans hazırlıyor. Şairin 1956'dan günümüze uzanan şiirlerinden yapılacak tematik bir seçkinin biriken tarafından yerleştirme-performans şeklinde sunulması. Tiyatro dışı ancak kendi dokusu olan bir mekanda seyirciyle paylaşılacak ve şimdilik Karşı-Tele Kendim diye adlandırılan projede şiirler, yılların tiyatro sanatçısı Meral Çetinkaya tarafından yorumlanacak. Biriken, Gülten Akın şiirleriyle yakın ile uzak geçmiş arasında bir diyalog kurmayı ve şairin dilindeki sadelik ile aşırı duyarlılığı -duygusallığı değil- yansıtmayı hedefliyor. (www.biriken.com)

Oyun Atölyesi: Haluk Bilginer'in kurduğu Oyun Atölyesi'nde iki yeni oyun var. İlki, Arthur Miller'in Köprüden Görünüş'ü. Yönetmen Kim Korkar Hain Kurt'tan oyunuyla dikkatleri üzerine çeken Hira Tekindor. Anne Zerrin Tekindor bu kez oyuncu değil, sahne tasarımcısı. İkinci oyun, Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi (Neil LaBute). Sırlarla dolu iki kardeşin hikâyesi üzerinden toplumsal ahlak kavramının sorgulandığı oyunu Ali Altuğ yönetiyor. Oyuncular: Ayça Bingöl, Salih Bademci. Oyunlar, ekimin ilk haftası izlenebilir. (www.oyunatolyesi.com)

Seyyar Sahne: Oğuz Atay ve Dostoyevski'nin romanlarını başarıyla oyunlaştıran Seyyar Sahne'nin, Nadir Sarıbacak'ın rol aldığı tek kişilik oyunu Yeraltı'ndan Notlar, geçen sezon çok beğenilmişti. Yer Altından Notlar, Tehlikeli Oyunlar, İçimde Kalmasın, Trom, Yılın En İyi Kadın Oyuncusu, Çocukluğumun Soğuk Geceleri bu yıl da devam edecek. Oyunların hepsi geçen sene oynandı, ama ödül gecesine hazırlanan bir oyuncunun hikâyesini anlatan Yılın En İyi Kadın Oyuncusu 4-5 gösterim yaptığı için yeni sayabiliriz. Kerem Eksen'in yazdığı, Celal Mordeniz'in yöneteceği İpek Türktan Kaynak ve Erdem Şenocak'ın rol alacağı yeni oyunun hazırlıkları ise devam ediyor. Adı henüz belli değil. (www.seyyarsahne.com)

Moda Sahnesi: Moda Sahnesi de sezonu iki oyunla açıyor. İlki Shakespeare'in Türkiye sahnelerinde pek yer edinemeyen En Kısa Gecenin Rüyası. İktidar baskısına karşı toplumsal eleştiri getiren oyunun yönetmen koltuğunda Kemal Aydoğan oturuyor, oyuncular Timur Acar, Mert Fırat, Didem Balçın, Melis Birkan. Oyunun perde açacağı tarih, 1 Ekim. İkinci oyun, ocak ayında prömiyer yapacak olan Alman yazar Moritz Rinke'nin Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz.

Özel Kadınlar Listesi
 Mam'Art Tiyatro: Bu yıl kurulan Mam'Art Tiyatro, Neil Labute'un “Some Girls-Özel Kadınlar Listesi” ile perde açıyor. Tuğrul Tülek'in yönettiği oyunu, Pınar Töre çevirdi. Beste Bereket, Başak Daşman, Hülya Gülşen, Feri Baycu Güler ve Deniz Karaoğlu'nun rol aldığı Özel Kadınlar Listesi, günümüzün hastalığı şöhret hakkında bir oyun. Özel hayatın çizgilerinin gittikçe inceldiği, herkesin şöhret olmak için hem kendinin hem başkalarının mahremiyetini hiçe saydığı bu hastalıklı durumu kırık aşk hikâyeleri üzerinden anlatıyor ve modern insanın ne kadar vahşileşebileceğinin altını çiziyor. Oyunun prömiyeri 12 Ekim Pazartesi 20.30'da Salon İKSV'de yapılacak. Oyun, 17 Ekim Cumartesi 20.30'da Cihangir'deki BO Sahne'de, 19-26 Ekim Pazartesi 20.30'da Salon İKSV'de, kasım ayı itibarıyla ayda bir de Moda Sahnesi'nde izlenebilir.

Avrupa
Ekip Tiyatrosu: Ekip, iki oyunla seyircinin karşısında olacak. Biri geçen sezonun beğenilen oyunlarından İki Kapılı Ev. Shakespeare'in çağdaşı sayılabilecek ünlü İspanyol yazar Pedro Calderón De La Barca'nın ‘İki Kapılı Evi Koruması Güç' adlı komedisinin modern uyarlaması… Ev, ekimde Caddebostan Kültür Merkezi Büyük Salon'da sahnelenecek. Ekip'in Nilüfer Belediyesi'yle ortak yaptığı yeni oyunu ise Avrupa. Bu kez ana mekan 90'ların Avrupa'sında bir sınır kasabası, bir tren istasyonu. Kalkan sınırlar, kıtayı boydan boya saran ekonomik buhran, değişen çağ, gözden düşen değerler, uyanlar ve uyamayanlar, savaştan kaçmış mülteciler ve kasabanın yerlileri, yükselen ırkçılık, her boşluğu ustaca değerlendiren faşizm… Avrupa, bugün hem ülkemizin hem de dünyanın içinde yaşadığı çok güncel bir meseleyle ilgili. Yazarı, David Greig'in yazdığı oyunun yönetmeni İki Kapılı Ev'de olduğu gibi Cem Uslu. Avrupa yolculuğu 20 Ekim'de Garajistanbul'da başlıyor. (www.ekiptiyatrosu.com)

Tiyatro Gerçek: Cemal Süreya, Van Gogh derken sıra bir komedi oyununa geldi. Selim İleri'nin kaleminden yozlaşan değer yargılarını eleştiren bir öykü: Hayatımın Romanı. Ana rollerden biri tabii ki Hakan Gerçek. İki perdelik oyunda, Osmanlı döneminin sonları, Cumhuriyet'in başlangıcı, arada kalmış bir kadın, çelişkiler, yalnızlıklar ve ikilemleriyle alışılmışın dışında bir yaşam var. (www.tiyatrogercek.com)
Dil Kuşu, Tülin Özen
Destar Tiyatro: Kürtçe tiyatro yapıp düzenli olarak sahne alan İstanbul'daki tek grubun heybesinde iki oyun var. Rênes Jiyan'ın yazdığı, Mirza Metin'in yöneteceği ilk oyun Dı Tuwaletê de. İkincisi dil oyunları projesinin üçüncü prodüksiyonu Dil Kuşu. Pelin Temur'un yazdığı oyunun yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, oyuncusu Tülin Özen. Dil Kuşu, insanın anadili ile var olma mücadelesi üzerine kurgulu gösteri. Oyunun prömiyeri 30 Eylül'de Şermola Performans'ta. (www.sermolaperformans.com)

D22: D22, kasım sonu yeni bir oyun sahneleyecek; Kuş Öpücüğü. Berkay Ateş'in kaleme aldığı oyunu Can Kulan ve Emir Çubukçu yönetecek. Ayrıca D22 bu yıl, geçtiğimiz sezonlarda olduğu gibi, konuk ekiplere ve farklı sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapacak. (www.tiyatrod22.com)

Tiyatrokare: 1992 yılında Nedim Saban tarafından kurulan Tiyatrokare, “Fosforlu” müzikalini hazırlıyor. Müzikalde Fosforlu Cevriye rolünü Ayça Varlıer oynayacak. Suat Derviş'in “Fosforlu Cevriye” romanından Tuncer Cücenoğlu tarafından uyarlanan oyun, eski İstanbul'un Galata semtinde yaşanan buruk bir aşk öyküsünü anlatıyor. Prömiyeri ağustosta yapılan müzikal ekimde sahnelenmeye başlayacak. (www.tiyatrokare.com.tr)
Kabuk
Galataperform: GalataPerform'un yeni oyunu "Kabuk" günümüz çiftlerinin aşka bakış açısını çarpıcı bir dille alıyor. Yeni Metin Yeni Tiyatro projesiyle üretim yapmaya başlayan genç yazar Ayşıl Akşehirli'nin kaleme aldığı oyunu Mine Çerçi yönetiyor. Oyun, sistem tarafından idealleştirilen “kusursuz beden” kavramının kent insanının üzerindeki ağırlığını hissettiriyor. Burak Safa Çalış, İpek Erdem'in rol aldığı oyun 2, 9, 16, 23 Ekim'de izlenebilir.

Tebdil-i Mekan Prodüksiyon Tiyatrosu: Tebdil-i Mekan Prodüksiyon Tiyatrosu, bu sezon iki oyun hazırladı. İlki, 27 Haziran'da Gümüşlük'te prömiyer yapan, başrolünde Sumru Yavrucuk'un oynadığı tek kişilik oyun Shirley. Oyunun İstanbul gösterimi geçen hafta Maslak'taki Uniq İstanbul'da gerçekleştirildi. İngiliz Willy Russell'ın 'Shirley Valentine' adlı oyunundan ‘Shirley' ismiyle Türkçeye uyarlanan oyun, birçok kadın gibi artık hayallerini bile unutan Shirley Valentine'nin hayatını anlatıyor. Pek çok tiyatro ödülünün sahibi olan Yavrucuk, Shirley'nin yönetmenliğini de üstleniyor. Evren Ercan'ın çevirdiği oyunun dekor tasarımı Nurdan Aliyazıcıoğlu'na, ışık tasarımı ise Yakup Çartık'a ait. İkinci oyun ise aralık ayında prömiyer yapacak olan David Mamet'in Oleanna isimli oyunu. Yönetmenliğini Oğuz Utku Güneş'in üstlendiği oyunda usta oyuncu Tamer Levent ve genç yaşına rağmen birçok ödül kazanan Begüm Akkaya birlikte rol alıyor. (www.tebdilimekantiyatrosu.com)

Santral Kumpanya: 2013'te Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından kurulan Santral Kumpanya da sezona yeni bir oyunla giriyor. Tek perdelik komedi Gençler Masası, çalışma hayatına adım atmış, hayatın sert gerçekleriyle karşılaşmış, bazı hayallerinden vazgeçmiş, ama bazı hayallerine inatla sarılan dört genci konu ediniyor. Baran Şaşoğlu'nun yönettiği oyunda Gizem Mercan Ağçal, Süreyya Bursa, Hasan Canberk Karaçay, Merve Şen oynuyor. (www.santralkumpanya.com)

Pürtelaş Tiyatro: Genel sanat yönetmenliğini Serdar Biliş'in üstlendiği Pürtelaş Tiyatro, Nick Payne'nin yazdığı Constellations adlı oyunu hazırlıyor. Başrol oyuncuları Deniz Karaoğlu ile Damla Sönmez. Organik bal üreten bir adamla, kuantum araştırmaları yapan bir kadını anlatan oyunu Tamer Can Erkan yönetiyor. (www.purtelas.org)

Dot Tiyatro: Dot Tiyatro'nun yeni oyunu Murat Daltaban'ın tek başına oynadığı Midwinter. Oyun, kasımda DotKanyon'da prömiyer yapacak. (www.go-dot.org)

İkinci Kat: İkincikat, geçen yıl başlattığı savaş ve barış oyunları serisinin üç ve dördüncüsünü hazırlıyor. İlki Defne Halman'ın oynadığı Kar Küresinde Bir Tavşan. İki farklı evrenden gelen ve mürekkepten atlar kalesinde buluşan iki kadının; bir anne ile kızın masalı. İkincisi Kasap. Metnin sordurduğu soru ağır, insanoğlu kendi türünü de yer mi? (www.ikincikat.org)

Tatbikat Sahnesi: Erdal Beşikçioğlu'nun sanat yönetmenliğindeki ekibin iki yeni oyunu var. Mezarsız Ölüler (Jean Paul Sartre), Marquis De Sade ‘Quills' (Doug Wright). Beşikçioğlu'nun yıldızlaştığı Bir Delinin Hatıra Defteri (Gogol) seyirciyle buluşmaya devam ediyor. (www.tatbikatsahnesi.com)

Tiyatro Kedi: Gogol'ün klasiklerinden Müfettiş'le sahnedeler. Haldun Dormen bu kez yönetmen değil, oyuncu. Sahne arkadaşları Tolga Güleç, Hakan Altıner, Selde Özbek… Yönetmen, Cenk Tunalı. Prömiyeri geçtiğimiz hafta yapılan oyun, çürümüş sistemde devletin konumu üzerine eleştiri. (www.tiyatrokedi.com)

Tiyatro Keyfi: Tiyatro Keyfi sezonu 26 Eylül'de Borusan Oto Dolmabahçe Sahne'de sahnelenecek Cahide müzikali ile açıyor. Ünlü sinema oyuncusu Cahide Sonku'nun hayatı üzerinden yine bir kadının sanatta, toplumda var olma mücadelesi anlatılıyor. Gökhan Eraslan'ın yazdığı, Kemal Başar'ın yönettiği müzikalde Nilüfer Açıkalın başrolde. (www.tiyatrokeyfi.com)

Emek Sahnesi: Onur Behramoğlu ile Onur Aydın'ın yazdığı yeni oyun Sadece Diktatör'de Barış Atay rol alıyor. Emek Sahnesi'nde ayrıca, Harbiye'deki Mekan Artı'yı kapatan Ufuk Tan Altunkaya kasımın ortalarında yeni bir oyun sahneleyecek. (www.emeksahnesi.com)

Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu: Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu'nda üç yeni oyun var. Mary Shelley'in romanından Nick Dear tarafından uyarlanan Selen Korad Birkiye'nin çevirisini yaptığı Frankenstein, Şakir Gürzumar yönetiminde Türkiye'de ilk kez sahnelenecek. Oyun, 12 Aralık Cumartesi Zorlu Center PSM'de prömiyer yapacak. Sinan Biçici'nin yazdığı Levent Ülgen'in yönetip başrolünde olduğu Sadece Bir Gece adlı komedi 17 Kasım'da Kozzy'de prömiyer yapacak. David Giselmann'ın yazdığı Yiğit Pakmen'in yönettiği SAKM Alternatif Sahne oyunu olan Bay Kolpert 22 Ekim Perşembe SAKM Çolpan İlhan Sahnesi'nde perde açacak.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ...