16 Mart 2015 Pazartesi

Edebiyatın, Çanakkale ile acıklı imtihanı

16 Mart 2015
1915 yılının Haziran ayında Çanakkale Cephesi’ne bir ‘Edebi Heyet’ gönderildi. Aralarında şair, yazar, ressam ve bestekârların yer aldığı bu heyetin ‘edebi başarısızlığını’ Beşir Ayvazoğlu kaleme aldı. 
Edebi Heyet, Beşinci Ordu Karagahı'nda General Liman von Sanders ile birlikte.

Mehmed Emin Yurdakul, Ağaoğlu Ahmet, Yusuf Razi Bel, Nazmi Ziya Güran, Çallı İbrahim, Ömer Seyfeddin, Celâl Sâhir Erozan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmet Yekta Madran, Müfid Râtib, Ali Cânip Yöntem, İbrahim Alâettin Gövsa, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Hıfzı Tevfik Gönensay, Hakkı Süha Gezgin... 1915 Haziran’ının sonlarına doğru, otuz kadar şair, yazar, ressam ve bestekâr Harbiye Nezareti Karargâh-ı Umumi İstihbarat Şubesi Müdürlüğü’nden birer tezkere aldılar. Yazıda, Çanakkale’de muharebe alanlarını gezerek duygu ve düşüncelerini anlatmaları isteniyordu. Davete olumlu cevap verenler, 11 Temmuz Pazar sabahı, kollarında beyaz üzerine yeşil defne dalları işlenmiş işaretler bulunan haki keten elbiselerini giymiş, kabalaklarını başlarına geçirmiş olarak Sirkeci Garı’nda buluştular, fakat Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret, Halit Ziya, Süleyman Nazif gibi ünlü isimleri aralarında göremeyince büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Omuzlardaki yük daha da ağırlaşmıştı. Her birinden Arıburnu ve Seddülbahir cephelerini gezdikten sonra kendi sanatlarının diliyle kahramanlık ve zafer neşideleri bekleniyordu.
Seddülbahir Grup Kumandanı Vehip Paşa, düşmandan alınan makineli tüfekleri Edebi Heyet'e gösterirken (Harp Mecmuası Sayı 3, Kanunusani 1331)

Edebi Heyet üyeleri, Çanakkale yolunda bir mola sırasında.

Edebi Heyet, Arıburnu ve Seddülbahir’de on gün geçirir. Yazar Beşir Ayvazoğlu, bu geziyi, sonucunu ve bugüne kadar uzanan yansımalarını kaleme aldı. Ayvazoğlu, “Edebiyatın Çanakkale ile İmtihanı” (Kapı Yayınları) kitabının ilk bölümünde Edebi Heyet’teki isimleri fotoğraflarıyla birlikte tek tek tanıtıyor. “Kim Davet Edildi, Kim Edilmedi” başlığı altındaki ikinci bölümde Abdülhak Hamit Tarhan, Tevfik Fikret ve Mehmed Akif Ersoy’un heyette neden yer almadığını açıklıyor. Mesela Mehmet Akif, o sırada Almanya’da başka bir işle görevlendirilmiştir, Tevfik Fikret ise çok hastadır, zaten o yıl vefat ediyor.
 Çanakkale’ye davet edilenler arasında gördüklerini uzun uzadıya anlatan tek isim, Türk Ocağı Reisi Hamdullah Suphi olmuş. Suphi, İkdam gazetesinde “Gördüklerimiz” başlığı altında sekiz bölüm halinde tefrika ettirdiği ve daha sonra küçük değişikliklerle “Günebakan” adlı eserine aldığı bu yazısında izlenimlerini 11 Temmuz 1915 sabahı trenle Sirkeci’den yola çıktılar.
Edebi Heyet’in Çanakkale’ye ziyaretini ve dönüşünü 13 bölümde anlatan Beşir Ayvazoğlu, edebiyatımızın bu konuda neden başarısız olduğunu Sonsöz’de şöyle açıklıyor: “Çanakkale’de yazılan, Mehmed Akif gibi büyük bir şairin bile bütün şairlik kudretini kullandığı halde zor anlatabildiği bir destanı, Mehmed Emin Yurdakul’dan ve gencecik, tecrübesiz –ve kabiliyetleri sınırlı- şairlerden beklemek büyük bir hata ve haksızlıktı. Başarısızlığın sorumluluğu elbette heyeti teşkil ederken yanlış kararlar verenlerindir.” Çanakkale ile ilgili bugün bile dişe dokunur bir film, tiyatro, sergi, yayın sayısının az olması acaba yine bu yanlış kararlarla açıklanabilir mi?

Ahmet Haşim Çanakkale'deyken...

Bu fotoğraf, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine 22 Ekim 1914’te askere çağrılan Ahmet Haşim’e ait. Kendisi Çanakkale cephesine gönderilmiş, fakat Beşir Ayvazoğlu’nun hikayesini yazdığı Edebi Heyet’e çağrılmamış. Döndükten sonra Ahmet Haşim’in Çanakkale’ye dair anlattıkları dostlarını hayal kırıklığına uğratmış. (Kitapta neler anlattığını okuyabilirsiniz). Yakup Kadri, “Canım, Çanakkale’de gördüklerin bundan mı ibaret?” diye sorunca, “Yok, bir de düşman bombardımanlarının havada bir patiska çarşafın yırtılışını andıran sesleri vardı” diye alaylı bir tavırla cevap veren Haşim, gözlerinin ucuyla gülümseyerek şöyle devam etmiş: “Benden bir kahramanlık neşidesi mi bekliyordunuz? Onu da her şey olup bittikten sonra izzet ve ikram ile Çanakkale’ye davet edilen şairlerden dinlersiniz.” Şimdi burada sizinle konuşan sadece ihtiyat zabiti Haşim Efendi’dir.”
Ayvazoğlu Haşim bu sözlerini şöyle yorumluyor: Haşim’in bu sözlerinde, gülümseyerek söylenmiş olsa da acı bir sitem vardır. Harp bütün şiddetiyle devam ederken İstanbul’da vakit geçiren, bir kısmı çok genç ve tecrübesiz şair ve yazarları zafer destanları yazmaları için Çanakkale’ye gönderirken, “zaferin ne pahasına kazanıldığını ta içinden görmüş ve ateş hatlarının nice tehlikeli saatlerini bizzat yaşamı olan Ahmet Haşim’i kimse hatırlamamış, aklının ucundan geçmemiş, hatırlamışsa bile Arap olduğu için Türkçülerden oluşan heyete katılması uygun görülmemiştir.

Çanakkale’de bir ressam
Topçu Bataryası, Çallı İbrahim

Edebi Heyet’te ressam olarak iki sanatçı vardı: Çallı İbrahim ve Nazmi Ziya. Çallı İbrahim, savaşla anlatan, daha sonra Viyana’da da sergilenen 6 eser yaptı: Topçu Bataryası, Yaralı Asker, Siperde Gece Baskını, Siperde Sabah, Çadırın Önünde ve Subay. Beşir Ayvazoğlu’nun belirttiğine göre bu resimlerden son üçünün nerede olduğu bilinmiyor.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ 
 


14 Mart 2015 Cumartesi

Gregor Samsa, bir sabah böcek olarak uyanalı 100 yıl oldu

14 Mart 2015
Bu yıl, Franz Kafka’nın ünlü eseri “Dönüşüm”ün yayımlanışının 100. yıldönümü. Kafka’nın 1912’de yazdığı fakat 1915’te yayımlanan eseri, bugüne kadar pek çok yazarı etkiledi, ilham kaynağı oldu. “Dönüşüm” 20. yüzyılın en çok atıfta bulunulan kurgu yapıtlarından biri olarak değerlendirildi. 50 sayfalık bu kısa hikâyeyi, ilk kez genç bir hukuk öğrencisiyken okuyan Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez şöyle demişti: “İlk cümlede neredeyse yataktan düşüyordum. Hayret etmiştim… İlk cümleyi okuyana kadar kimsenin böyle yazabileceğini düşünmüyordum, eğer bilseydim yazmaya daha uzun zaman önce başlamış olurdum, böylece derhal kısa hikâyeler yazmaya koyuldum.”
Türkçeye “Dönüşüm” veya “Değişim” adıyla pek çok kez çevrilen öykü, ülkemizde en çok okunan kitapların başında geliyor. Gregor Samsa’nın bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulmasıyla başlayan ve hayatındaki değişiklikleri anlatan öykü, acaba bizim edebiyatçılarımızı nasıl etkiledi? Dört yazar, bu sorumuza cevap verdi. Ayrıca Kafka’nın tüm eserlerini daha geniş bir okur kitlesine ulaştıran Cem Yayınevi’nin sahibi Ali Uğur, eserin Türkiye’deki yayın sürecini ve ismi hakkındaki tartışmaları değerlendirdi.

ENİS BATUR: “İlk okuduğumda çok gençtim, her şeyi yanlış anlamıştım”
"Şu an 38-39 arası ateşle yatıyorum, Samsa'dan farkım yok! Şunu söyleyebilirim: Kitabın adı Türkçeye yanlış çevrilmiştir, 'Dönüşüm' değil, 'Başkalaşım' olmalıdır. Kapakta sık sık hamamböceği kullanılmıştır, Kafka oysa yayıncısını uyarmıştır, "sakın hamamböceği koymayın kapağa" diye, çünkü-elbette-ortada böcek falan yoktur. İlk okuduğumda çok gençtim, her şeyi yalan yanlış anlamıştım."

AHMET BÜKE: “Kitabı bankın üzerine bırakıp gittim”
"Dönüşüm'ü lise sona giderken Karşıyaka'da bir kitapçıda görüp almıştım. Cebimdeki paraya en uygun kitap olduğunu hatırlıyorum. Bu yüzden hep ince kitapları sevdim. Ucuz ve güzel olurlar. Hemen bir parka oturup okudum. Şuna karar vermiştim: "Yazmak benim işim olamaz." Kitabı bankın üzerinde bırakıp gittim. Acaba benden sonra okuyan oldu mu onu?"

AHMET ÜMİT:
“Kitaptan etkilenip bir öykü yazdım”

"Dönüşüm'ü çok gençken okumuştum. 12 Eylül öncesinde. Beni çok etkileyen bir metindir. Bunun üzerine yazdığım bir hikâye vardır. 1997-98'de çıkardığımız ‘Yine Hişt' dergisinde yayımlanan ‘Praglı Bir Kavka Kuşu' adlı öykü Kafka'yla yüzleşmemdir. Hikayede Kafka ile İstanbul'da karşılaşıyorum ve sonra onun bir elektrik direği üzerine hamamböceğine dönüşmesine tanık oluyorum. Dönüşüm, modern çağda insanın ortak bir travmasını, sorununu dile getiriyor. İnsanın, insan olarak değerinin ortadan kalkmasını, metalaşmasını anlatır. Aslında Karl Marks'ın Kapital kitabında metafetişizm diye sayfalarca anlattığı konuyu Kafka bir imgeyle özetlemiştir."

SIRMA KÖKSAL: "Hayatımı beni böcekleştirmesinler diye kurguladım"
"Dönüşüm'ü 13 yaşımda okumuştum ilk kez. O yaşta o güne okuduklarıma benzemeyen farklı bir şey olduğunu düşünmüştüm. İlk başta hemen herşeyi anladığımı sanmıyorum ama sürekli aklıma takıldı, birçok zaman kendimi farkında bile olmadan kitabın sahnelerinin içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sonra, sanıyorum bir yıl kadar sonra yeniden okuduğumda daha iyi anladım neyi anlattığını. Gençken, yaşamı tek başınıza belirleyebileceğinizi sanıyorsunuz. Samsa olmamak için herşeyi yapmaya hazırdım. Bütün hayatımı beni böcekleştiremesinler diye kurgulamaya çalıştım. Ama sonra, büyüyünce aslında bireylerin tek başlarına bu durumla başedemeyeceğini, yanlış bir hayatın doğru yaşanamayacağını, bu nedenle de bireyin değil, insanın böcekleşmemesi gerektiğini düşünür oldum. Kafka'nın yayıncısı olmaktan (Can Yayınları Yayın Yönetmeni) gurur duyuyorum tabii. Ama Can Yayınları listesine baktığımda zaten sık sık "sizleri okuyarak ben oldum, aldınız başınıza belayı..." diye geçiriyorum içimden. Umarım beni ben yapmış yazarlarımın yüzünü kara çıkartmıyorumdur.


Türkiye'de ilk kez 1959'da yayımlandı
"Dönüşüm", ülkemizde ilk kez 1959'da Vedat Günyol'un çevirisiyle Ataç Yayınevi tarafından yayımlandı. Kafka kitaplarının ikinci yayıncısı ise Cem Yayınları'ydı. 1990'lı yılların sonunda okurla buluşan gri kapaklı bu kitaplar çok sevildi.
Ali Uğur (Cem Yayınevi'nin sahibi): "Değişim'in ilk çevirmeni, Fransızcadan yaptığı çeviriyle, Vedat Günyol'dur. Bu çeviri 1959'da Ataç Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Değişim kitabını özgün dili olan Almancadan çeviren ilk kişi, Kâmuran Şipal'dir. Kâmuran Bey daha sonra Kafka'dan günümüze kalan tüm metinleri peyderpey dilimize kazandırmıştır. Şu anda Türkçede en çok çevrilen kitapların başında gelen Değişim'in ne yazık ki ikincil dillerden (başta İngilizce) yapılan çevirileri Almancadan yapılan çevirilerin önüne geçmiş durumda. Kitabın adının nasıl çevrileceği  Kafka çevirmenleri, hatta okurları arasında bile tartışma konusu olmuştur. Vedat Günyol ve Kâmuran Şipal Değişim'i, Ahmet Cemal ve diğerleri Dönüşüm'ü yeğlemekteler. Çünkü Almanca özgün ad olan Verwandlung, diğer Batı dillerine kolay çevrilen bir kavram: Metamorfoz. Ama ne yazık ki, dilimizde tam bir karşılığı yok. Soranlara şaka yollu, Ovidius'un Metamorfosis adlı yapıtının Başkalaşımlar adıyla çevrildiğini ve neden Kafka'nın ünlü kitabı için bu adın düşünülmediğini karşı soru olarak yönelttiğimiz bile olmuştur.
'Değişim' adının yeğlenmesinin nedeni ise şu: Kafka araştırmacılarının çoğu, metinde Gregor Samsa'nın böceğe dönüşmesinden çok, bu olaydan sonra ailesinin yaşadığı değişimin daha önemli olduğunu öne sürüyorlar. Metin, ilk bakışta algılandığı gibi Samsa üzerine olmaktan çok Samsa'nın ailesi üzerinedir. Bu nedenle, metnin adında 'Değişim' yeğlenmiştir. Kâmuran Bey'in yayınevimizde yayımlanan çevirisinin ardından gelen, metin Heinz Politzer'in bir inceleme yazısıdır. Bu konu üzerine en doyurucu açıklamayı orada bulabilirsiniz."
 

13 Mart 2015 Cuma

Çanakkale Zaferi 100. yaşında... Savaşın derinlerini görelim

13 Mart 2015
 Çanakkale Zaferi’nin 100. yıldönümünde ülkenin dört bir yanında kutlamalar yapılıyor, sergiler açılıyor, kitaplar yayımlanıyor, oyunlar sahneleniyor. İtiraf edeyim, iyi niyetlerle yola çıkılarak hazırlanan tüm bu programların arasında dişe dokunur iş sayısı ise pek az. Alelacele 3-5 fotoğraf bir araya getirilerek açılan sergiler, aynı başlıklar altında yıllardır tekrarlanan konferanslar, söyleşiler, paneller, Google bilgileriyle yazılan kitaplar… Bir de defile düzenleyenler var, o konuya hiç girmiyorum. ‘Derinlerden Siperlere Çanakkale 1915’ sergisi ise farklı. Serginin arkasında bir torunun 20 yıllık emeği var.
Bugün 13 Mart 2015... Beş gün sonra Çanakkale Zaferi’nin 100. yıldönümü kutlanacak. Aslında geçen yıldan itibaren 2015’e özel pek çok plan, program yapıldı. Geçen hafta sona eren CNR Kitap Fuarı’nın teması Çanakkale Zaferi’ydi. Eylül 2014’te gerçekleştirilen 4. Çanakkale Bienali’nin kavramsal çerçevesi de aynıydı. 31 Mayıs’ta başlayacak 43. İstanbul Müzik Festivali ise özel sipariş edilen Çanakkale bestesiyle açılacak. 

Türkiye’nin dört bir yanında büyük zaferin 100. yıldönümü için kutlamalar yapılıyor, sergiler açılıyor. Çanakkale ruhunu yaşatma gayesiyle hazırlanan ‘100 yılda 100 etkinlik’ kapsamında kitaplar yayımlanıyor, oyunlar sahneleniyor hatta defile düzenleniyor. İtiraf etmek gerekirse, iyi niyetlerle yola çıkılarak hazırlanan bu programlar arasında dişe dokunur iş sayısı çok fazla değil. İstanbul’da, Yeni Cami’nin arkasındaki İş Bankası Müzesi’nde 10 Mart Salı günü açılan ‘Derinlerden Siperlere Çanakkale 1915’ sergisi biraz farklı. Serginin arkasında belgeselci Savaş Karakaş’ın 20 yıllık emeği var.

BİR GAZİNİN UZUN HİKÂYESİ
Hafız Hilmi Coşkun, 31 Mayıs 1894’te dünyaya geldi. Subay ya da öğretmen olmak hayaliydi. Seferberlik ilan edilince Çanakkale Savaşı’nda İngilizlerle 14. Tümen’de 55. Alay’da savaştı. Ardından Kafkas ve Filistin cephelerinde Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Bu savaşlarda şarapnel parçalarıyla kolu, bacağı sakat kaldı. 22 Ekim 1922’de askerlikten terhis oldu, babasının vasiyetini tutarak emeklilik maaşını devlet hazinesine bağışladı. Bundan sonra hayatına Akçakoca’da öğretmenlik yaparak devam etti.

Hilmi Coşkun, o yıllarda, yaşadığı acıları ve yoklukları yazmakla kalmadı, belki ileride bunlar hatırlanır diye torununa ‘Savaş’ adını verdi. Evet, torun Savaş Karakaş, 1995’ten bu yana Çanakkale Boğazı’nda yaptığı batık gemi araştırmalarıyla, 1974’te vefat eden dedesinin izini sürüyor. 1990’lı yıllarda özel televizyonlarda sunuculuk yapan Karakaş, 20 yılda pek çok savaş gemisini belgeledi, filme aldı. Ünlü sualtı araştırmacılarıyla Boğaz’ın dibini keşfe çıktı. Şimdi de bütün bunları dedesinin hikâyesiyle birlikte ‘Derinlerden Siperlere Çanakkale 1915’ sergisinde sunuyor.
Serginin küratörü Savaş Karakaş, 1974’te kaybettiği dedesinin kucağında, 5  yaşında.
Küratörlüğünü Savaş Karakaş’ın yaptığı, Prof. Dr. Haluk Oral’ın danışmanlığında hazırlanan sergide, deniz ve kara savaşları iki ayrı bölümde anlatılıyor. Kara savaşları holünde, Çanakkale Savaşları’nda kullanılmış askeri obje ve malzemeleri vitrinlerde görüyoruz. Burada her iki tarafa ait süngü, matara, kılıç, tel kesme makasları, siper kürekleri, tüfek ve tabancalar gibi askeri malzemenin yanında pipolar, taraklar, sefer tasları, kaşık, çatal gibi özel eşyalar sergileniyor. Bütün bu eşyaya savaş şartları ve siperlerde yaşananlara dair asker anıları eşlik ediyor.

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ, ÇÜNKÜ...
Çanakkale Boğazı, 65 kilometre uzunluğunda bir su yolu ama elbette dostça gelenler için... Düşmanca gelenler için geçilmez bir kale. 18 Mart’ı anlatan deniz savaşları holü, büyük bir Çanakkale Boğazı maketiyle başlıyor. ‘Çanakkale geçilmez’ cümlesinin romantik bir söylemden öte, nasıl bir gerçeklik olduğu bu bölümde anlatılıyor. Nusret Mayın Gemisi’nin kumandanı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey ile mayın grup komutanı Nazmi Bey, 7-8 Mart gecesi, 26 mayını Boğaz’ın en dar yeri olan Karanlık Liman’dan denizin derinliklerine gönderir. Dibe giden mayınlar 4 buçuk metre yükselir ve avlarını beklemeye başlar. 18 Mart’ta, yani zaferin kazanıldığı gün, Boğaz’dan geçmeye çalışan düşman gemilerinin altlarında büyük patlamalar olur. Her biri 2 metre 7 cm yüksekliğindeki 26 mayının replikasının sergilendiği bu bölümde, o gece hangi gemide, nerede patlama olduğunu dakika dakika anlatan panolardan okuyabiliyorsunuz. Serginin en dikkat çeken bölümü ise dalgaların altında neler yaşandığını gösteren küp şeklinde hazırlanmış mavi renkli hareketli panolar ile Mustafa Kemal Atatürk’ün bugüne kadar hiç sergilenmemiş üç tümen emri.

7 ÇANAKKALE BELGESELİ
Savaş Karakaş’ın, batırılan gemilerin belgeselini çektiğini söylemiştik. Sergi alanlarındaki ekranlarda ve projeksiyonlarda Kuş Bakışı Çanakkale Boğaz’ı, Kuş Bakışı Gelibolu Yarımadası ve Heroes of Gallipoli (Gelibolu’nun Kahramanları) videoları sessiz olarak tekrarlanırken, Çanakkale Savaşları üzerine yedi farklı belgeselin de gösterimleri yapılıyor. Derinlerdeki Tarih (54 dakika), Çanakkale Geçilemedi (110 dakika), Boğaz (5 dakika), Destanlaşan Gemiler (8 dakika), Çanakkale Geçildi mi? (45 dakika), Derinlerden Yansımalar (47 dakika), Gelibolu’nun Derin Sırları (45 dakika).

Serginin danışmanı Haluk Oral da 30 yıldan bu yana Çanakkale Savaşı ile ilgili bilgi, belge topluyor. Özellikle savaş alanındaki insan hikâyeleriyle yakından ilgileniyor. Sergide bu hikâyelere yer verilmiş. Oral’a göre adı az bilinen İbradılı İbrahim, hakkı verilmemiş kahramanlardan Yarbay Mehmet Şefik, Türk askerlerini anlatan Alman Hans Kannengiesser ve ateşkes gününde 300’den fazla fotoğraf çeken Plevne Ryan lakaplı Charles Snodgrass Ryan’ın Çanakkale’deki rollerini mutlaka bilmemiz gerekiyor. Oral’ın dediği gibi, zaferi kazanalı 100 yıl oldu ama Çanakkale ile ilgili keşfedilmeyi bekleyen daha çok hikâye, bilgi ve belge var.






 












 

 




ÇANAKKALE ZAFERİ ÜZERİNE BAŞKA ETKİNLİKLER DE VAR

Avustralya Savaş Müzesi'nden 20 özel fotoğraf

Avustralya Savaş Müzesi'nin arşivinde yer alan, Çanakkale Savaşı'nın bugüne kadar yayınlanmamış 20 adet fotoğrafından (üstte biri görülüyor) oluşan koleksiyon, 18 Mart-30 Haziran 2015 tarihleri arasında Pera Palace Otel'deki Atatürk Müze Odası'nda sergilenecek. Sergide, Avustralya, Yeni Zelanda ve Türk askerlerinin Gelibolu Yarımadası'ndaki savaş hallerinin, dondurucu soğukta yaşanan zorlukların ve savaş sonrası yıllardaki anma törenlerinin yansıtıldığı fotoğraflar yer alacak.

"Onbeşlilerin Trajedisi" Küçükçekmece'de
“100. Yılında Çanakkale” sergisi 17 Mart'ta Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu'nda açılıyor. Küratörlüğünü Erkan Doğanay'ın yaptığı sergide, Çanakkale Zaferi, fotoğraf ve belgeler eşliğinde kronolojik olarak anlatılacak. Dönemin fotoğraflarından oluşan belgesel görüntülerde “Onbeşlilerin” trajedisi olacak. Sergide ayrıca mimar, ressam Kenan Pençe'nin Çanakkale'de beş yıl süren araştırma ve çalışmaları sonucunda ortaya çıkan özel çizimleri de yer alacak.
Gönüllü Bombacı
"Henüz 13 yaşında bir küçük delikanlı... Fotoğrafın üzerinde bir not... "Gönüllü Bombacı" Başka bir bilgi düşülmemiş... Duruşuyla, kararlığıyla, gözlerinden okunan özgüveniyle "Gönüllü Bombacı"... Ne yapmıştı da ona bu sıfatı layık görmüşlerdi?" Fotoğraf Cennet Kültür Merkezi'nde sergilenecek.

Bursa Kitap Fuarı'nda konferans
Yarın başlayacak TÜYAP Bursa Kitap Fuarı'nda Çanakkale'nin 100. yılı ile ilgili sergi, söyleşi ve paneller yapılacak. TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek fuarda “Yüzyıl Öncesinde Dünya Medyasında Çanakkale Savaşları Sergisi” izlenebilir. Mustafa Armağan, 5 Mart Pazar günü saat 15.45'te Cumalıkızık Salonu'nda “Sultan Abdülhamid'in Çanakkalesi”ni, 16 Mart Pazartesi 15.45'te ise Çekirge Salonu'nda “Çanakkale Zaferi”ni anlatacak. 19 Mart Perşembe günü saat 18.00'de ise Çekirge Salonu'nda İhsan Sönmez, Halil Ersin Avcı, Bahadır Yenişehirlioğlu “Çanakkale Ruhu”nu konuşacak.

İstanbul Şehir Tiyatroları'nda özel gösterim
"100. Yılda Darülbedayi'den Selam-Çanakkale 1915" belgeseli 17 Mart Salı akşamı saat 20.00'de Kâğıthane Sadabat Sahnesi'nde ücretsiz sahnelenecek. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın hazırladığı ve yaklaşık 100 sanatçının katılımıyla gerçekleştirilecek belgesel gösteride Seyit Onbaşı ile İngiliz Deniz Eri Joe Murray, Kınalı Ali'yle Anzak askeri Jonny 100 yıl sonra aynı sahnede buluşacak.
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ