yakılan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yakılan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2019 Çarşamba

AKP teşkilatı fişleme listesi hazırladı: “Kitap dükkanım yakılacaklar listesindeydi”

31 Temmuz 2019
15 Temmuz’dan sonra Sakarya Akyazı’da 22 esnafın dükkanı yağmalanacaklar listesine alındı. AKP’liler tarafından hazırlanan bu listede Sait Arık’ın kitap dükkanı da var.


15 Temmuz sonra Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan soykırımın en yoğun yaşandığı illerden biri de Sakarya’nın Akyazı ilçesiydi. 16 Temmuz sabahı Akıncılar Üssünde bulunan Adil Öksüz’ün, gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra Akyazı’ya geldiği ve kayınpederinin evinde saklandığı iddiaları bütün gözleri ilçeye çevirmişti. Şehirdeki Hizmet Hareketi mensupları da hain ilan edilmişti.

DERSHANEYE POMPALI TÜFEKLE SALDIRDILAR

Öyle ki AKP’li ilçe teşkilatı ve partizanlar, sahiplerinin Hizmet Hareketi mensubu olduğunu düşündükleri 22 dükkanı fişleyip yakılacaklar listesine aldılar. Dershanelere pompalı tüfekle saldırıp bir veteriner dükkanını taşladılar. 2008’den beri Necati Temel Caddesinde kitap-kırtasiye dükkanı işleten Akyazı esnaflarından Sait Arık’ın (36) dükkanı da yakılacaklar arasındaydı.

15 Temmuz’san sonra Türkiye genelinde 200 bin ton ayet, hadis ve tefsir kitabı yakıldı. İnsanlar kütüphanelerini imha etmek zorunda kaldı. Çamaşır suyuna bastırılan, çamaşır makinelerinde yıkanan, yol kenarlarına atılan imha edilen kitap hikayeleriyle dolu herkes.

KENDİNİ SULTAN FATİH’İN YERİNE KOYDU

Dönemin AKP’li Akyazı Belediye Başkanı Hasan Akcan, 15 Temmuz’dan sonra şehirde bir zafer mitingi düzenlemiş ve yaptığı şu açıklamayı Sait Arık’a bir lütufmuş gibi anlatmaktan hicap duymamıştı:

“Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde, gayr-i Müslimlerin mallarına dokunulmayacaktır, dedi. Ben de mitingde aynısını söyledim.”

Yani yıllardır oturup kalktığı, tanıdığı insanları ‘terörist’ ilan ettikleri yetmiyormuş gibi gayr-i Müslim olmakla itham etmek İslamcı camiaya nasip oldu.

6-7 Eylül olaylarında Beyoğlunda Rumların dükkanları nasıl yakıldıysa, Malatya’da Alevilerin evlerine nasıl işaretlendiyse, 2. Dünya Savaşında Yahudilerin malları nasıl yağmalandıysa Akyazı’da yapılanlar ve Sait Arık’ın yaşadıkları arasında bir fark bulunmuyor.

14 ay cezaevinde yattıktan sonra ailesiyle birlikte Türkiye’yi terk etmeye zorlanan, işi, aşı, canı tehdit altında olan, özgürlüğü elinden alınan Sait Arık yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

BOYKOT DÖNEMİ DAHA ÖNCE BAŞLADI

Adım Sait Arık, Sakaryalıyım. Akyazı ilçesinde esnaftım. Necati Temel Caddesinde bir kitap-kırtasiye dükkanım vardı. 15 Temmuz darbe girişimine kadar hayatımı gayet güzel idame ettiriyordum. 17-25 Aralık dönemi herkes için farklıydı, bir boykot dönemi de vardı. Sakarya Girişimci İş Adamları Derneğinin yönetimine 2015 Aralık ayında girdim. 15 Temmuz’dan bir buçuk ay önce gözaltına alındım. 1 gün gözaltında kaldım. Sonra yurt dışı yasağı ile serbest bırakıldım. pasaportuma o zaman el konuldu. 15 Temmuz öncesinde biraz hukuka uymaya çalışıyorlardı.

BUNLARIN DÜKKANLARI YAKILSIN!

15 Temmuz’da ailemle birlikte yayladaydık. Olayları öğrenince geri geldim. Sakarya’daki 22 iş yeri için ‘bunların dükkanı yakılsın’ diye talimat verilmiş.

Bizim bulunduğumuz ilçe göz önündeydi. Sakarya’nın büyük bir ilçesi. IŞİD’in eğitim kampının olduğu bir yer. Adil Öksüz’ün kayınpederinin evi burada. Aynı zamanda AKP’nin çok ciddi bir oy potansiyeli var. Yüzde 70’lerin üzerinde. Geri kalanı da Saadet Parti ve MHP kökenlidir. Yani ilçenin tamamına yakını iktidar yanlısı.

BİR GECEDE IŞİD’Cİ OLDUK



Yıllardır tanıştığımız, oturup kalktığımız insanlar bizi bir gece IŞİD ile bir görmeye, Adil Öksüz’ün kayınpederinin evi Akyazı’da diye bizi darbeden sorumlu tutmaya başladı. İnanılır gibi değildi ama bunlar oldu.

Dükkanı yakılacaklar listesinde olan bir diğer arkadaşım vardı. Onun oğlu da dükkanlarının önünde gece nöbet tutuyormuş. Birisi gece yakmaya çalışırsa müdahale edecek çocuk.

Dükkanlarımızın yakılma emrini ilçedeki AK Partililer ve ilçe teşkilatları veriyor. Bir liste hazırlamışlar. Bu liste elimde yok maalesef, ulaşamadım. Ama gören arkadaşlarım söylediler.

Arkadaşlarla şöyle bir kanaate vardık. Eğer dükkanlarımızı yakmaya gelirlerse müdahale etmeyip, direk çıkacaktık. Can kaybı olmasın diye.

Arkadaşım Akyazı’nın kaymakamını ve müftüsünü tanıyordu. Onları aramasını söyledim. Ben de Belediye Başkanı ile tanışıyordum onu arayacaktım. Acaba bu işin üstesinden gelir miyiz, dükkanımızın yakılmasına engel olabilir miyiz diye bir ümidimiz vardı.

Kaymakam telefonu açmadı. Belediye Başkanı da açmadı. Bu günler sürdü. 15 Temmuz’dan sonraki Perşembe günü Belediye Başkanı telefonuma cevap verdi. Dükkanlarımızın yakılacağını, böyle duyumlar aldığımızı söyledim.

ONLARDAN DEĞİLİM DİYE AÇIKLAMA YAP!

Açıklama yapmamı istedi. “Şunu diyeceksin; bu terör örgütü fetöcüler haindir, ben bunlardan değilim diye açıklama yap. Niye bunu yapmıyorsun! Darbeyi bunlar yaptı, niye bunu söylemekten çekiniyorsun! Sen hala kuyruğunu dik tutmaya çalışıyorsun, konuşmandan öyle anlıyorum” dedi.

Ben de “Hiçbir şeyden çekinmiyorum. Bütün basın Şaban Dişli’nin kardeşi hakkında açıklama yapıyor, darbeye karıştığı iddiasıyla. Ben şimdi bütün AK Partililere darbeci mi diyeceğim yani. Darbe yapanın Allah belasını versin, dünya ahiret yüzünü güldürmesin. Allah bize iş yerlerimizi çoluk çocuğumuzun rızkını temin için vermiş, artık buraya mı göz dikildi” diye serzenişte bulundum.

GAYR-İ MÜSLİM DE OLDUK

Belediye başkanı şöyle devam etti: “Akşamki konuşmamda Fatih Sultan Mehmet’i örnek verdim. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde gayr-i Müslimlerin mallarına dokunulmayacaktır. Bizim de böyle yapmamız lazım.”

Ben de; “Bu insanlar buranın insanları. Kaldı ki Resulullah (sav) Mekke’ye girdiğinde Yahudi’ye bile yaşama hakkı verdi” dedim.

Yani bizi gayr-i müslim ilan edip bunların mallarına dokunulmasın açıklaması yapmış mitingde.

DÜKKANLAR YAĞMALANMAYA BAŞLADI

Sonraki günlerde her akşam bir telefon geliyor. Bir akşam Sürat Kargo yağmalandı. O artık devletin malı diyerek onları taşladılar. Başka bir akşam veteriner bir arkadaşım aradı, dükkanına gidemiyor çok korkmuş, dükkanını taşlamışlar. Hatta emniyete gittim tutanak tutalım diye.

Polisler. ‘Siz gidin yaptırın camınızı, daha sonra tutanak tutulur’ dediler. Tabi bizleri darbeci diye taşlıyorlar. Daha çok oralı olmayanların dükkanına saldırıyorlar. Yerli olup eşi dostu olanın dükkanına saldırmaya cesaret edemiyorlar.

“ZATEN SİZİ İÇERİ ATACAKLAR”

Daha sonra Akyazı’daki FEM dershanesine saldırmaya başladılar. Bir akşam taşladılar. Bir akşam pompalı tüfeklerle saldırdılar. Dershane aslında kapatılmıştı. Ama kirası 2021 yılına kadar ödendiği için tabelası da dahil her şeyi duruyordu. Devralmak isteyenler olmuş, okul yapacaklardı, yeni sahipleri ruhsat almak için bekliyorlardı.

Bunlar 15 Temmuz haftası oluyor. Ben gittim baktım. 100 metre ilerisinde dükkanım var. Gidiyorum dükkanıma bakıyorum, bir şey yapmışlar mı diye. Günlerden cumaydı. Abimle tartıştık. Duymuşlar her yerden “Zaten sizi içeri atacaklar” diyor.



BİR HAFTA SONRA GÖZALTINA ALINDIM

15 Temmuz’dan bir hafta sonra 23 Temmuz 2016’da tekrar gözaltına alındım. 3 Ağustos 2016’ya kadar Sakarya Emniyet Müdürlüğü KOM Şube’de gözaltında tutuldum.

Küçük bir nezarethanede 25-26 kişi kalmak zorundaydık. Bize 11 gün boyunca verdikleri şey, sabahleyin yarım ekmek arası küçük peynir ve meyve suyu. Öğlen yemeği yok. Akşama da küçük bir pide ve yanında bir ayran. Yatarken ise dümdüz yatmak zorundasınız. Betonda yatıyorduk. Hava çok sıcak, klima yok içeride. Duş almanız gerekiyor. Tuvalette bir çeşme var, orada duş almak zorunda kaldık.

3 Ağustos’ta savcılığa çıkartıldık. Savcı kaç çocuğun var dedi. Bilmiyorum dedim. Benimle dalga mı geçiyorsun dedi. Hayır dedim, kesinlikle dalga geçtiğim yok, eşim hamileydi, son ayıydı. Ailemle 11 günlük gözaltı süresinde görüştürülmedim. Avukatımla da görüştürülmedim ne yazık ki… Dolayısıyla eşimi doğum yapıp yapmadığından haberdar değilim. Eğer doğum yaptıysa 2, yapmadıysa 1 çocuğum var dedim. Sadece güldü ve katibe bir çocuğu var diye yazmasını söyledi.

22 KİŞİ MAHKEMEYE ÇIKARILDIK

Tabi ki onların güldüğü durum bizim için yürek acısıydı, içimizin kanadığı meselelerdi. 22 kişi çıktık mahkemeye 11 kişi bırakıldı, 11 kişi tutuklandı. Onlar neden bırakıldı, biz neden tutuklandık. Bir ölçü yoktu. O zaman Sakarya’da tutuklananların yüzde 50’si bırakılıyor, yüzde 50’si tutuklu yargılanıyordu. Gözaltına alınan akademisyenler, öğretmenler için de aynı durum geçerliydi.

ÜÇ BAKANLIK AYNI ANDA 50 BİN TL CEZA KESTİ

Cezaevine gönderildik. Eşim cezaevine geldiğinde iş yerime 3 ceza kesildiğini öğrendim. Aynı gün 3 bakanlığın personeli; çalışma, maliye ve ticaret bakanlığı geliyorlar ve ayrı ayrı cezalar kesiyorlar. Kapatacak bir şey bulamadıkları için, cezalarla yıldırmaya çalışıyorlar. 50 bin TL’ye yakın ceza kesmişler.

Dükkanı yakılacak esnaflar diye basına da yansıdık. Akyazı’da 22 esnaf varmışız. Cemaat esnafı diyerek yakacaklardı ama cesaret edemediler. Hatta ülkücü yakınlarımız o günlerde bizim dükkanın karşısında kahve muhabbet ayağına nöbet tutuyorlardı. Eğer biri yakacak olursa “Onu da biz yaktıkları dükkanın içine atacağız” diye hakkımızda konuştuklarını duyanlar var. Bizim Sakarya’yı, Akyazı’yı bilmeyen insanın burayı anlaması zor. Burası Siyasal İslam’ın kalesi olan yerlerden biridir.

14 ay Sakarya Cezaevinde yattım. Hakkımda iki dosya açılmıştı. Normalde beni İş Adamları Derneği dosyasından almışlardı. Ama daha sonra Sakarya Çatı Davası dosyasına aktarmışlar. Eğer darbe başarılı olsaymış Sakarya Akyazı’nın kaymakamı olacakmışım! İlk mahkeme 8 gün sürdü. 40 kişiydik. 8. gün tahliye oldum.

İŞ YERİMİ YOK PAHASINA DEVRETTİM

Cezaevinden 27 Eylül 2017 tarihinde çıktım. Bir ay içinde iş yerimi yok pahasına devrettim. Ve ilçeden taşınma kararı aldık. Sinek ilacı ticaretine başladım. İşlerim eskisinden de iyi gidiyordu. Yaklaşık 5 ay iyi para kazandığımızı duyan Sakaryalı serseri-mafyalar mal aldığım firmanın sahibini tehdit ediyorlar. “Bir fetöcüye mal sattıramazsın” diyorlar.

Bir süre sonra işi bırakmak zorunda kaldım. Benim para kazanmam onlara göre imkansız, çünkü ben vatan hainiyim! Tehditler devam etti. Suç duyurusunda bulundum, koruma talep ettim, önce Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına gittim. Sakarya KOM şubeye gönderdiler Orada 6-7 polise anlattım. Onlar da Akyazı Savcılığına gönderdiler. Savcı dinlemedi, beni yan taraftaki katibe gönderdi. 2018 Ekim ayında oluyor bunlar. Bu konu ile alakalı hiçbir işlem yapmadılar ama ben mücadeleye devam ediyordum.

ÖLÜM TEHDİDİNE POLİS İŞLEM YAPMADI

En son yeni taşındığım ilçenin kaymakamlığına gittim. Kaymakam beye ölüm tehditleri aldığımı söyledim. Koruma yazısı yazdı, onayladı. O yazıyla ilçe emniyetine gittiği halde bir şey yapmadılar, yapamayız dediler. Polisimiz yok dediler. Başına bir şey gelirse bizi ararsın dediler. Ben zaten başıma bir şey geldiğinde polisi arayabiliyorum! Ölüm ile tehdit ediliyorum. Ölünce sizi mi arayacağım dedim. Siz bana bunu söylüyorsunuz, muhtemelen cenazeme geleceksiniz dedim. Bizim yapacak başka bir şeyimiz yok dediler. Çıkış yolu bulamadım.

O günlerde İstinaf Mahkemesi de cezamı onadı. O da çok tuhaf bir şeydi. Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin bana verdiği 7,5 yıllık cezanın onaylanma gerekçelerinden biri il imam yardımcısı olmammış. Şaştım kaldık. Çünkü öyle bir şey yok. Yargılanmanın hiçbir aşamasında il imam yardımcılığı diye bir ifade yoktu. Muhtemelen bir kişinin dosyasından kopyala-yapıştır yapmışlar.

İşte o zaman Türkiye’den ayrılmaya karar verdim. Ve öyle bir dönemdi ki, eşim yine hamileydi ve ben çıkmak istemiyordum. Meriç üzerinden Yunanistan’a geçtim. Tek geçtim. Eşim hamile olduğu için cesaret edemedik. O dönemde boğulma vakaları oluyordu.

21 Kasım 2018’de ülkemden ayrıldım. Yunanistan’da 3 hafta kadar kaldım. Daha sonra Almanya’ya geldim. Alman devleti hemen oturum verdi. Ailem vizeyle bir iki ay önce gelebildi. Eşimin hamilelikteki son ayıydı yine. Uçağa binme yasağı oluyor. Doktor raporu gerekiyor. Doktor raporu alındı vs yine çok zor günler geçirdik.

Sağ salim gelebildiler nihayet. Onlar için de oturuma başvurduk. 14 Haziran 2019’da üçüncü çocuğumuz dünyaya geldi. Artık bir aradayız ve Almanya’daki yeni hayatımıza alışmaya çalışıyoruz.



28 Mart 2018 Çarşamba

Sakıncalı kitap imha rehberi!

28.03.2018
90 derecede yıkanan, çamaşır suyuna bastırılan, yakılan, gömülen kitaplar... 12 Eylül 1980'de 39 ton dergi ve gazete imha edilmişti. 15 Temmuz'dan sonra ise 200 bin tondan fazla imha edildi. 1980'lerde komünizm propagandası yapan kitaplar hedefti, şimdi ise ayet, hadis ve İslam tarihinden bahseden kitaplar ve bunları yayınlayan yayınevleri tehlikeli.
Eser, Bad Homburg'daki Museum Sinclair-Haus'ta açılan Buch Welten sergisinden.
Sanatçı: Hubertus Gojowczyk, Brandbuch IV, 1972.
Haberi görmüş olmalısınız; Manisa Şehzadeler ilçesindeki Sultan Camii’nde düzenlenen kandil programına katılan İYİ Parti Şehzadeler Başkanı Güldane Dörtbudak ve arkadaşları, Peygamberimizin hayatını anlatan Sonsuz Nur (Fethullah Gülen) kitabını görünce soluğu önce cami imamının yanında, sonra da poliste almış. Ardından paranoyaya bağlamışlar: Kandil programına katılacağımızı bilen art niyetli insanlar bize provokasyon mu yaptılar? Bu kitabın burada ne işi var? diye soruşturuyorlar. Hakikaten ben de çok merak ettim, o kitap oraya nasıl gitti? Artık kimsenin evinde o kitaplardan kalmadı ki! Hatta Kuran’ı Kerim bulundurmaktan korkanlar var.

90 derecede kaynatılan ‘sakıncalı’ kitaplar
 
Malum bizler, 1980 ve öncesindeki darbe dönemlerinde toplatılan, sobalarda ya da banyo kazanlarında yakılan, olmadı bodrum katlarında saklanan kitapların hikâyeleriyle büyüdük. Ama 15 Temmuz’dan sonra yaşanan kitap yok etme tecrübeleri bunları misliyle geçti. Öyle olaylar anlatılıyor ki, film karesi ya da fantastik bir hikaye gibi.

Bir arkadaşım evindeki sakıncalı kitapları önce yastık kılıflarının içine doldurdu, sonra çamaşır makinesinde 90 derecede yıkadı. Makineden çıkan kitapları elleriyle parçaladı ki, iyice tanınmayacak hale gelsinler… Son olarak da poşetlere doldurup gece yarısı çöpe taşıdı. O çöp kutusu da evin karşısındaki değil, birkaç mahalle ötedeydi.

Başka bir arkadaşım kitaplarını çamaşır suyuna bastırdı. Leğenin içine biraz su, biraz çamaşır suyu koyuyor, sonra da hepsini teker teker işlemden geçiriyorsun. Çamaşır suyu, yaprağı ve yazıları eritiyor. Ne imha ettiğiniz belli olmuyor ama mesele sadece imha değil. Neyi yok ettiğinizi de saklamak zorundasınız.

Bir diğeri aynı mantıkla küvetin içine yatırdı kitaplarını. Sabaha kadar sayfaları parçaladıktan sonra poşetlere doldurup farklı çöplere taşıdı. Başka bir arkadaşım, İstanbul dışında yaşayan annesine götürdü. Kadın gözleme pişirme bahanesiyle ocağı yakıp hepsini yok etti. Suriyeli komşusu olan başka biri, onlara verdi; yakıp ısınsınlar diye.

Eser, Bad Homburg'daki Museum Sinclair-Haus'ta açılan Buch Welten sergisinden.
Sanatçı: Cornelia Konrads, Blindbuch, 2002.
Kadıköy’de yaşayan bir arkadaşım ise biraz aceleci davranarak sakıncalı kitaplarını önce evinin karşısındaki çöp kutusuna atmış. Aklı başına sonra gelmiş. Hiç evin karşısına bomba konur mu! Eşiyle birlikte telaşlanmışlar. Çöp arabası gelse alıp gitse ne olacak? Pencereden çöpü kolaçan ediyorlar. Gele gele biraz sonra bir kağıt toplayıcısı geliyor. Adamcağız, bir süre o kitapları eviriyor, çeviriyor, okuyor…

Afyon’un bir köyünde yaşanan hikaye de ibretlik. Kadın, memur olan oğlunun dini kitaplarını ahıra yığıyor. Tefsirler, risaleler, dua kitapları… Kur’an-ı Kerim de var aralarında. Fakat içi rahat değil. O sırada düğün için İstanbul’dan gelen akraba kızını ve yanındaki arkadaşını evin civarından geçerken görünce, ürkek el işaretiyle çağırıyor ahıra ve soruyor: “Kızım bunları yakayım mı? Bunlar kötü kitaplar mı?” Kadın sonra yakıyor tandırı ve teker teker yakıyor kitapları.

Eser, Bad Homburg'daki Museum Sinclair-Haus'ta açılan Buch Welten sergisinden.
Sanatçı: Max Schmelcher, 10.000 Jahre Geschichte, 2016

İnsanların ve kitapların kaderi ne kadar çok benziyor
 
Sakıncalı kitapların bir tarihi var. Bir de geleceği… 12 Eylül 1980’de 39 ton dergi ve gazete imha edilmişti. 15 Temmuz’dan sonra ise 200 bin tondan fazla imha edildi. 1980’lerde komünizm propagandası yapan kitaplar hedefti, şimdi ise ayet, hadis ve İslam tarihinden bahseden kitaplar ve bunları yayınlayan yayınevleri tehlikeli. 40 yıl önce de bugün de pek çok insanın hatta çocukların hayatı heder oldu. Şimdilik bu kitap imha hikâyelerini dinliyor ve not alıyoruz. Bir gün bu eserler, Arjantinli sanatçı Marta Minujin’in tasarladığı Yasaklı Kitaplar Tapınağı'ndaki yerlerini alacak. Bunu biliyor ve o günü bekliyoruz.
ozarslansevinc@gmail.com