müebbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müebbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2019 Cuma

"Oğlum halkın üzerine kurşun sıkmayınca komutanı ayağından vurdu"

26 Temmuz 2019
Er Yasin Akgül, 15 Temmuz'da halka kurşun sıkmadığı için komutanı tarafından ayağından vuruldu. Buna rağmen müebbet verildi. Annesi BOLD'a konuştu.

Yasin Akgül (23), tıpkı 5 günlük er Ahmet Özdemir gibi, 15 Temmuz gecesi Metris Kışlasından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) önüne götürülen erlerden biriydi.

Ahmet Özdemir'in o gece yaşadıklarını annesi Makbule Özdemir'e şöyle anlatmıştı: “Anne komutan ateş edin diyor, biz bakıyoruz, ortada ne terörist var, ne bir şey. Biz mal gibi olduk. Komutan attığını vuruyor, attığını vuruyor. Arkadaşın birini vurdu. Biz korktuk o zaman. Komutan halk ile konuşurken kaçtık. Polislerimize teslim olduk. Silahlarımızı verdik” demişti.

Komutan Zeki Demir'in ayağından vurduğu o er Yasin Akgül'dü. Makbule Özdemir ile yaptığımız röportajdan sonra BOLD'a ulaşan Yasin Akgül'ün annesi Fadime Akgül'e “Zeki Demir oğlunuzu niye vurdu? O anı oğlunuz nasıl anlattı” diye sorduk.

“Komutanları erlere halka ateş etmelerini söylüyor. Oğlum ateş etmiyor. Kimseyi vurmadığını söylüyor. Ama komutanı tekrar, 'ateş etmeyeni vururum, askerliğini yakarım' demiş. Benim oğlum yine ateş etmeyince üçüncü seferde oğlumu ayağından vuruyor” şeklinde cevap verdi."

Yasin Akgül vurulduktan sonra çağrılan ambulans ve yanına gittiği kamera görüntüsü fotoğrafı.
BİR FOTOĞRAF GÖSTERECEĞİZ

"Ayağından vurulan Yasin Akgül arkadaşlarının çağırdığı ambulans ile Şişli Etfal Hastanesine, ertesi gün de Fatih Karakoluna ifade vermeye gitti. Daha sonra Çağlayan Adliyesinde çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Olayın şokunu günlerce üzerinden atamayan Akgül, ailesiyle birlikte yaşadıkları İzmir'e geri döndü. Bu arada davası devam etti. Olaydan tam bir sene sonra 17 Temmuz 2017'de eve gelen iki sivil polis “Bir fotoğraf göstereceğiz” diye Akgül'ü tekrar gözaltına aldı ve ertesi gün tutukladı.

Sebebi aşağıda gördüğünüz, kameradan çekilmiş bu fotoğraf. Savcının iddiasına göre kırmızı daire içinde, sadece gölgesi görünen ve halka ateş ettiği söylenen kişi Yasin Akgül.

Akgül'ün avukatı Cansu Karakaş, bu karenin öncesini ve sonrasını gösteren, mahkemeye sunduğu fotoğraflarla ateş edenin müvekkili olmadığını kanıtladığını ifade ediyor.



BALİSTİK İNCELEME YAPILMADI

Mahkeme sadece bu fotoğrafı dikkate alarak 25 Mayıs 2018'de gencecik, suçsuz, günahsız bir eri müebbet hapis cezasına çarptırdı. O gece patlayan silahlardan hiçbirinin balistik incelemesinin yapılmadığını da belirtelim.İBB'nin önünde 14 vatandaş şehit edildiği için, İBB davasında ceza alan 11 askere ölüme sebebiyet vermekten 14 müebbet, 1 kez de darbeye teşebbüsten toplamda 15 müebbet hapis cezası verildi.

Yasin Akgül'ün iyi hali göz önünde bulundurularak cezası 'müebbete' çevrildi. İstinaf Mahkemesi cezasını 17 Temmuz 2019'da yani 15 Temmuz'un 3. yıl dönümünde onayladı. İBB davasında ceza alan herkesin dosyası şu anda Yargıtay'da.

Cumhurbaşkanına bir mektup yazarak sesini duyurmaya çalışan anne Fadime Akgül, önce Kırıklar Cezaevinde hücreye konulan, daha sonra İzmir Aliağa Şakran Cezaevine gönderilen oğlu Yasin Akgül'ü ve iki yıldır yaşadıklarını anlattı.
8 Nisan 2016'da Metris Kışlasına gitmek üzere İzmir'den yola çıktı.

3. DOĞUM GÜNÜNÜ YİNE CEZAEVİNDE GEÇİRECEK YAVRUM

Kızım biz Afyonluyuz. Ben 1974 doğumluyum, babası Osman bey 1964. Eşim emekli ama oğlumuza para gönderebilmek için mecburen Pınarbaşı'nda taş ocaklarında çalışıyor. Evlendiğimizde ben daha 15 yaşındaydım.

Üç çocuğum dünyaya geldi. Sultan (28), Arzu (26) ve Yasin (23). Yasinim 11 Ağustos 1996'da doğdu. Az kaldı 24'üne girecek yavrum. Üçüncü kez doğum gününü cezaevinde geçirecek. Söyleyin ben buna nasıl dayanayım.Oğlumu önce Isparta'ya acemi birliğine gönderdik. 8 Nisan 2016'da ise İstanbul'a Metris Kışlasına askerliğini tamamlamak üzere İzmir'deki evimizden yola çıktı. Gülerek eğlenerek oğlumuzu uğurladık. 15 Temmuz olduğunda daha üç aylık askerdi yavrum.


KOMUTAN: ATEŞ ETMEYENİ VURURUM

O gece oğlum kışladan 'tatbikat var' diye çıkarılıp İBB'nin önüne götürülüyor. Elinde bayrakları görünce kurşun sıkmamış, 'kardeşim uzaklaşın buradan' diye halkı uyarmış. Halktan birileri de 'bizim derdimiz sizinle değil, üstlerinizle' şeklinde cevap vermişler.

Komutan bizim çocukların halkla konuştuğunu görünce 'iyi davranmayın, kötü davranın, uzaklaştırın, vurun' demiş. Oğlum vurmamış. Ateş etmemiş. Komutanı tekrar, 'ateş etmeyeni vururum, askerliğini yakarım' demiş. Benim oğlum yine ateş etmemiş. Üçüncüsünde komutan oğlumu ayağından vuruyor.

O KOMUTAN KIŞLAYA O GÜN GELMİŞ

Darbeci albay Zeki Demir bu emri veren kişi. O gün gelmiş kışlaya, oğlum daha önce tanımadıklarını söylüyor. Onlarca asker oğluma ateş ettiğini görüyor. Oğlum ilk ifadesinde kendisini vuran kişiyi anlatırken "Albay Zeki Demir'den şüpheleniyorum" demişti.Sol ayağından vurulduğu için, kurşun da sağ tarafından geldiğinden öyle söylüyor. Daha sonra 'arkadaşlarımın ifadeleri doğrultusunda beni vuran kişinin Zeki Demir olduğundan emin oldum' diye ifadesini değiştirdi.

MAHKEMEDE SORU SORULMASINA İZİN YOK

Zeki Demir de şu anda cezaevinde. O da tutuklu. Ve Zeki Demir, mahkemelerde 'ben işkence gördüm' diye hiçbir ifade vermedi. Hakim ve savcılar, hiçbir avukatın kendisine soru sormasına izin vermedi. 'Hafızasını kaybetti, ne soracaksınız' dediler. Bizim avukat 'birinde değilse, öbür soruda mutlaka şaşırırdı ama konuşturmadılar' diyor.

"BURADAN ÖLÜNÜZ ÇIKAR"

Oğlum vurulunca arkadaşları onu bir kenara çekmiş ve ambulans çağırmışlar. Zeki Demir ambulansı görünce 'kim çağırdı, buradan ölünüz çıkar, kimse gidemez' diye çocukları azarlamış.Oğlum ambulansın ayak basılan yerine oturmuş. Allah razı olsun diyor oğlum, ambulans şoförü bizi çatışmanın ortasından kurtardı. Sonra şoförün telefonundan bizi aradı. 'Ben vuruldum, iyiyim, merak etmeyin' dedi. Silahını uzman çavuş Sercan Met'e teslim etmiş ve hastaneye gitmişler.15 Temmuz gecesi komutanı tarafından vurulan Yasin Akgül'ün sol ayağı parçalandı.
 
15 Temmuz gecesi komutanı tarafından vurulan Yasin Akgül’ün sol ayağı parçalandı.

HASTANEDE YARALI AYAĞINI TEKMELEMİŞLER

O gece biz televizyonda hep İstanbul'a bakıyoruz, oğlum orada diye. Şişli Etfal Hastanesine götürüyorlar oğlumu. Orada da insanlar iki çeşit. Kimi darbeci diye oğlumun yaralı ayağına tekme atıyor, kimi de bunların suçu yok diye sahipleniyor, yardım ediyor. Öbürlerine eziyet ettirmemeye çalışıyor.

Biz hemen İzmir'den İstanbul'a gidemedik. Biliyorsunuz yollar kapandı, uçaklar kalkmadı, otobüsler gitmedi. 17 Temmuz 2016 pazar sabahı yanına gidebildik. Kurşun sol ayağının arkasından giriyor, serçe parmağının yanından, iki parmak arasından çıkıyor. Parçalıyor ayağını. İki parmak arasına, en hassas yere dikiş atıldı. 2-3 kişi ancak taşıyabildik oğlumu.

"ASILACAK, KESİLECEKSİNİZ" DEDİLER


Polisler hep başında bekliyordu zaten. Terör şubeden görevliler de vardı. Psikolojik baskı yapıldı hastanede. Sizin ne olduğunuz kameralarda çıkacak, asılacak, kesileceksiniz vs. dedi polisler. Sabah ifade vermek üzere Fatih Karakoluna gidildi. Oradaki polisler oğlumu nezarethaneye götürmeye kalktı. Ama başkomiser 'hayır misafirhaneye götürün, bu çocuğun darbeci olmadığı yüzünden belli, bu çocuklar suçsuz' dedi.

Orada işimiz bitince Çağlayan Adliyesine götürdüler. Normalde aileleri yukarı almıyorlar ama bizi mecbur aldılar. Dayımın oğlu Ahmet ve eşim oğlumu taşıdı, başında durdular. Bacakları sargıda çocuğun.

Öteki askerlerin yazık üstlerini soymuşlar, ellerini arkadan bağlamışlar, yüzleri duvara dönük şekilde sıralamışlar. Bir bariyer vardı, biz oradan izledik. O baskı çocuklara yetip artıyor.Orada tekrar ifadesini aldılar oğlumun. Allahım o kadar zor ki o anı beklemek. Oğluma ve karnında yaralanan bir er daha vardı, ikisini tutuksuz yargılamak üzere serbest bıraktılar. Çok şükür dedik, yavrumun suçsuz olduğu anlaşıldı diye sevindik.
Fadime Akgül: Fotoğraf dikkatle bakarsınız yüzünde hala o korku var çocuğun, günlerce kendine gelemedi.





ASKERİ HASTANEDE DARBECİ, KAÇAK MUAMELESİ YAPTILAR

19 Temmuz 2016 salı günü hep birlikte İstanbul'dan İzmir'e getirdik. O gün ablasının doğum günüydü. Ablası fotoğrafını çekti, sosyal medyada paylaştı, 'bana doğum günü hediyesi geldin' diye. Fotoğrafa dikkatli bakarsanız hala yüzünde o korku vardı çocuğun, kendine gelemedi.Burada da çok eziyetler çektik. İzmir'de askeri hastaneye gidiyoruz, tedavi için. 'Sen darbecisin, kaçaksın' diye pansumanını yapmadılar. İlk götürdüğümüzde 6 saat hastanenin nezarethanesinde tuttular oğlumu. Biri geliyor, diğeri gidiyor, doktorlar da korktu. İfade verdiğini, tutuksuz yargılandığını anlatana kadar ak ile karayı seçtik.

YASİN AKGÜL ÖZEL VİDEOSUNU BU LİNKTEN İZLEYEBİLİRSİNİZ

GÜNLERCE KABUS GÖREREK UYANDI

Oğlum günlerce ayağı alçıda yattı. Her gece kabuslar görerek uyandı. Komutanım diyerek sıçrıyordu. Geceler boyu başında bekledim. Yavaş yavaş iyileşti ama bir sene sonra 17 Temmuz 2017'de tekrar tutuklandı. O gün evimize sivil polisler geldi.

Dediler ki, 'bir fotoğraf göstereceğiz, geri göndereceğiz' dediler. Ama gidiş o gidiş. İBB'nin önündeki kameralardan çekilmiş bir fotoğraf göstermişler. Orada bir gölge var. Nişan almış biri halka ateş ediyor. Onun Yasin olduğunu iddia edip oğlumu tutukladılar. Yani gölgeyi Yasin'e benzetiyorlar. Avukatımız o karenin öncesini, sonrasını buldu, mahkemede sundu ama dinlemediler ki... Yasin uzun boylu, fotoğraftaki kişi kısa boylu ama dikkate almıyorlar ki... Hep suçlu hep suçlu hep suçlu!

Oğlum Bozyaka Karakolundan aradı bizi, “Anne bu akşam beni burada tutacaklar” dedi. Gittik yanına, “Anne bana bir gömlek, bir çamaşır, bir su alın” dedi. O günden beri oğlumuza hasretiz.

İlk başta Kırıklar Cezaevinde tek kişilik hücrede 3 gün kaldı. Yeri belirlenene kadar bekletmişler. Her şey yasak, çocuk orada kafayı mı yesin... Sonra normal koğuşa geçti. İzmir Aliağa Şakran Cezaevine gönderdiler.




CEZAEVİNDE KRİZLER GEÇİRDİ


Oğlum uzunca bir süre şoktaydı. İlk zamanlar bir şey anlatamadı. Krizler geçirdi, bağırdı çağırdı, çıkarın beni buradan dedi. Şu anda o bizi teselli ediyor. Anne üzülme, çıkacağız, biz suçsuzuz diyor. Darbenin ne olduğunu ben bile bilmiyorken, anlamamışken çocuklar nereden bilsin. Babası emekli olmasına rağmen çalışıyor. Aylarca dolabımız boştu. Kimseden bir şey istemedik. Gücüm yettiğince ev işine, temizliğe gidiyorum. Kızım öyle. Çocuğumuza orada bakıyoruz.

İYİ HALDEN CEZASINI İNDİRMİŞLER

21 Mayıs 2018'de 14 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı oğlum. İtiraz ettik, ret geldi. İstinafa başvurduk. İstinafta Mahkemesi kararı 16 Temmuz 2019'da onayladı. İyi halden cezasını müebbete çevirmişler.

LİSE TERKTİ, ŞİMDİ HUKUK OKUMAK İSTİYOR

Oğlum lise terk, okumadı. OHAL kalkınca cezaevinde Açıköğretime yazıldı. Liseyi bitirmeye çalışıyor. İçeride sürekli ders çalışıyor. Koğuş arkadaşları da onu çalıştırıyor. Avukat bile var içeride. Doktor, öğretmen, avukat çok güzel çocuğumu çalıştırıyorlar. Allah razı olsun. 50 dersten 30'unu verdi, 20'si kaldı.

Sonra da üniversite okumak istiyor. “Anne çıkarsam hukuk okuyacağım, çıkamazsam burada 'adalet yüksek okulu' okuyacağım” diyor. 80'lerde, 90'larda notları bir görseniz. İnan ki çok özledik. Çok zor. Allah kimseyi evladıyla sınamasın. Suçsuz yere yatıyor.Cumhurbaşkanından, meclistekilerden, milletvekillerinden randevu almaya çalışıyoruz. Hafta içinde Ankara'ya gideceğim. O kadar mağdur olan aile var, 10-15 kişi çıkıyor ortaya. Cumhurbaşkanına mektup yazdım, onu göndereceğim.”

CUMHURBAŞKANINA YAZDIĞI MEKTUBU POSTALAMADAN ÖNCE OKUDU

Fadime Akgül, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hitaben yazdığı mektubunu postaya vermeden önce BOLD Medya için okudu.

“Ben ve ailem Aslen Afyonlu olan, İzmir'de yaşayan, vatanını, milletini seven kendi halinde insanlarız” diyen anne Akgül mektubuna şöyle devam etti:

“Oğlumu askerlik için güle oynaya gönderdik. Oğlum Yasin vatan hizmeti yapacağı için sevinçle askere gitti. Biz ona hep vatanını, milletini sevmesini öğrettik. Öyle ki benim oğluma araba sürerken bile beyaz şerit çizgileri eskimesin, devletimiz zarara uğramasın diye oldukça hassas vatan millet duygusuna sahip bir çocuktur.”



YASİN AKGÜL, AİLESİ VE ARKADAŞLARI...   ASKERE GİDERKEN...     İZMİR ALİAĞA ŞAKRAN CEZAEVİ GÜNLERİ...  



























14 Mart 2019 Perşembe

Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı 15 Temmuz gecesini ve yaşadığı işkenceleri anlattı

14 Mart 2019 
 Müebbet hapis cezası verilen Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan BOLD’a mektup yazdı. O gece ve yargılama sürecinde yaşananları anlattı.




15 Temmuz gecesi Mersin’deki Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığı’nda da her yerde olduğu gibi soru işaretleriyle dolu bir gece yaşanıyor. Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan, 15 Temmuz günü ailesi ile yıllık iznini geçirdiği Afyonkarahisar’daydı. Saat 17:00 sularında Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu kendisini telefonla arıyor ve ‘terör tehdidi’ var diyerek Mersin’e birliğine gitmesini emrediyor.

Saat 23.30 sularında birliğine varan ve eline sıkıyönetim emri tutuşturulan Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan’ın daha sonra yargılandığı davada darbeye teşebbüs ettiği ve o gece polise direndiği iddia edildi.

‘Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs’ suçundan bir yıl önce (23 Mart 2018) müebbet hapis cezasına çarptırılan Demirhan BOLD’a gönderdiği mektupta 15 Temmuz gecesini ve sonrasında yaşadıklarını anlattı.

Demirhan, 15 Temmuz gecesini, “Mersin’de bir kişinin burnu bile kanamamış, bir mermi sıkılmamış, dışarıda ne bir askeri araç ne de bir asker görülmüş, kısaca hiçbir şey olmamasına rağmen 3-5 kişiyle darbeci yaftası yapıştırılan bir amiral olarak tarihe geçmiş bulunuyorum.” cümleleriyle anlatıyor. Ayrıca mektupta mahkeme sürecinde hem de cezaevinde yaşadığı hak ihlallerinden ve işkenceden bahsediyor.

8 sayfalık el yazısı ile yazdığı mektup 16.02.2019 tarihinde kaleme alınmış.

Nejat Atilla Demirhan, Mersin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde (TEM), 16-19 Temmuz 2016 tarihleri arasında gözaltında tutulduğunu uzun sorgulama periyotlarına ve fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kaldığını söylüyor. Bu durum savcılığa, mahkeme başkanlarına defalarca beyan edilmesine rağmen sorgulama yapılmadan olayların kapatıldığını ekliyor.



DELİ GÖMLEĞİ GİYDİRİLDİ

Demirhan, gözaltında şahit olduklarıyla ilgili ise “Bilhassa iki polise (Hasan Basri Dağdelen ve Süleyman Akçin’e) deli gömleği giydirilmiş halde, üstü başı yüzü gözü kanlı yerlerde yatırılmış şekilde işkence yapıldığına şahit oldum. Birisi ile (Süleyman Akçin) aynı yerde gözaltında idik ve her işkence periyodundan sonra dertleşiyorduk. Çok az uyku, uzun sorgulama ve işkencelere maruz kaldık. Gerek yukarıda sorgulama yapılan mahallerde (4. kat), gerekse gözaltında tutulduğumuz (zemin eksi -1. kat) mahallerde kameralar vardı. Bu kameraların kayıtları ‘silinmemişse’ mutlaka işkence kayıtları tespit edilebilecektir.” diyor ve kendisini ‘kamerası olmayan’ avukat görüşme odasında dövmeye kalktıklarını da ifade ediyor.

Gözaltı sürecinde 16 saat ters kelepçe ile bekletildiğini yazan Demirhan darp edildiğini, bunun hastane kayıtlarına girdiğini ama kayıtların polisler tarafından imha edildiğini de ifade ediyor:

“Darp edildim, bu darp edildiğimi Mersin Devlet Hastanesi’nde günlük hastane kontrolleri esnasında bir doktorun sıhhi raporuna yazdırmış idim, bu raporu bizimle birlikte doktorun yanına giren emn. md. yardımcısı / polis değiştirdi, öncekini yırttı attı, doktor hanım da bir şey diyemedi, tabi anılan doktorun akıbetini de bilemiyorum.”


‘AİLEME PSİKOLOJİK İŞKENCE YAPILDI’

Demirhan kendisini sorgulayan emniyet müdür yardımcısı ile ilgili ise “…yapmadığım, işlemediğim suç/olaylarla ilgili (ki ilginçtir elinde bir fotoğraf, fotoğrafta kanlar içinde ölmüş bir kişi) ‘bunu sen yaptın’ diyerek ve ağzından da tükürükler fışkırarak beni suçlayan emniyet müdür yardımcısının yaptıkları, duvara dönük olarak saatlerce ters kelepçe ile ve dizler bükük durumda bekletilmem gibi hususlar olaya vehamet katmak ve beni zor durumda bırakmaya dönük haksız fiil ve ithamlar idi. Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) 160 gereği haklarımızı koruması gereken savcılar ise işkenceler aleyhine hiçbir işlem yapmadı ve zaten öyle bir niyet de hiç gözlemlemedim. Ankara’da işkence yapıldığı haberleri de kulağımıza geliyordu, ailemizden de haber alamıyorduk. Bu ailemize de dolaylı bir işkence idi.”

Tuğamiral mahkemede tüm duruşmalar boyunca hep darbeci olduğu, hep yalan söylediği ve savunma hakkını kötüye kullandığı, aleyhine söz söyleyen herkesin ise ‘doğru söylediği’ ön kabulüyle hareket edildiğini ve yargılandığını anlatıyor.

SAVCI VE POLİSLER ÇOCUKLARIMI BANA VE ANNELERİNE SUÇ ATMALARI İÇİN ZORLADI

Demirhan, kendisi tutuklandıktan yaklaşık 9 ay sonra iki çocuğunun da tutuklandığını, eğitim haklarının ve özgürlüklerinin gasbedildiğini ifade ediyor. Savcı ve polislerin çocuklarını, kendisine ve annelerine suç atmaya zorlandığını yazıyor: “..önce siyah camın arkasında saklanıp sonra da oğlumun üstüne yürüyüp bana ve annelerine suç atması için zorlaması da (şantaj ve tehdit) hukuka ve insan haklarına, hepsinden ötesi ANAYASAYA AYKIRI bir davranıştır. Anılan savcı ve polisler suç işlemişlerdir. (Anayasa Md. 38)”

Nejat Atilla Demirhan’ın mahkemede yaşadıklarını ise:

“…ikinci Mahkeme Başkanı hem taraflı hem de bağımlı ve açıkça doğrudan (masumiyet karinemizi ihlal ederek) bizlere suçlamalarda bulunmuş, tanıkları sorgulamaya engel olmuş, defaaten ihsas-ı rey yapmış, davaya etkili biçimde katılma hakkıma engel olmuştur… (Kamera kayıtları var).  Talep ettiğimiz tanıkları çağırmadılar.

Gelen tanıkları sorgulamamıza müsaade edilmedi (İkinci Mahk. Bşk). Talep ettiğimiz duruşmalı yargılamam yapılmadan karar verilip dava dosyası Yargıtay’a gönderildi. Delillerin birçoğuna halen erişebilmiş değiliz, zaten ortada delil olmayan iddialar önce iddianameye, sonrasında da savcı MÜTALAASINA ve sonunda da karara girdi, karar verildi.

Demirhan, Emekli Hava Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok ve Aydınlık Gazetesi ve grubu tarafından defalarca aleyhinde hem medyada hem baka ifadelerinde suçlamalar yapıldığını ifade ettikten sonra Üçok ve Perinçek grubu ile hayatında hiç karşılaşmadığını söylüyor.

NEJAT ATİLLA DEMİRHAN’IN 16.02.2019 TARİHLİ 8 SAYFALIK MEKTUBU


“Burada belirttiğim hususlar genel hatları ile savunmalarımda da belirtilmiştir.
1- Sinan 1 No’lu Ceza İnfaz Kurumu (C.İ.K.)’dan Mersin’de yapılacak duruşma için getirildiğim Tarsus 2 No’lu T Tipi C.İ.K’da tutuklu bulunurken, babamın vefat ettiğini bana 14 Mart 2018 Çarşamba günü öğlen 14.00 civarı tebliğ ettiler.

Resmi dilekçe ile cenazeye katılmak istediğimi, her türlü masrafı da karşılayacağımı beyan ve talep etmiş olmama rağmen, bu insani taleplerime (bana halen resmi olarak bildirilmeyen ama işleme konan) RED cevabı verilmiştir. Üstelik gayri resmi olarak babamın cenazesine katılmama müsaade edilmediği, babamın defnedilmesinden sonra bana tebliğ edilmiştir.

Gerekçe olarak ‘güvenlik sağlanamayacağından’ gibi absürd bir gerekçe uydurulmuş, bu gerekçe ile cenazeye katılmama izin verilmemiştir.

Aynı dönemde, Organize Suç Örgütü mensubu / lideri olan bir kişinin (hükümlü) ve adam öldürmekten ağırlaştırılmış müebbetle hükümlü bir diğer kişinin kendi yakınlarının cenazelerine katılmaları ise dikkate alınmalıdır. Yani ikircikli, taraflı, yanlı karar verilmiştir. Zaten insani OLMAYAN bir karar verilmiş olduğu izahtan varestadır.

2- Kabul edilmiş olduğum Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksek Okulu’ndaki eğitimime, OHAL (Olağanüstü Hal) gerekçe gösterilerek 2016 yılından 2018 yılına kadar devam etmeme, sınavlarına girmeme müsaade edilmemiştir. Yani ‘EĞİTİM HAKKI’ engellenmiştir.


3- Mersin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde (TEM), 16-19 Temmuz 2016 tarihleri arasında gözaltında tutulduğum esnada;

– Uyumama müsaade etmeyecek şekilde (kısa aralıklarla, nezarette aşağıda) uzun sorgulama periyotlarına ve fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kaldım. Bu durumu savcılığa, Mahkeme Başkanlarına defaaten beyan etmemize rağmen, gerçekçi sorgulama yapılmadan olaylar kapatıldı.

– Anılan dönemde bilhassa iki polise (Hasan Basri DAĞDELEN ve Süleyman AKÇİN’e) deli gömleği giydirilmiş halde, üstü başı yüzü gözü kanlı yerlerde yatırılmış şekilde işkence yapıldığına şahit oldum. Birisi ile (Süleyman AKÇİN) ile aynı yerde gözaltında idik ve her işkence periyodundan sonra dertleşiyorduk. Çok az uyku, uzun soruşturma ve işkencelere maruz kaldık.


– Gerek yukarıda sorgulama yapılan mahallerde (4. kat), gerekse gözaltında tutulduğumuz (zemin eksi -1. kat) mahallerde kameralar vardı. Bu kameraların kayıtları ‘silinmemişse’ mutlaka işkence kayıtları tespit edilebilecektir.


– Ayrıca beni ‘kamerası olmayan’ avukat görüşme odasına bir kere sokup, kamerasız ortamda bir kere dövmeye kalktılar, kendilerine karşılık vermeye çalıştım. Halen ‘amiral’ olduğumu, bunun hesabını vermek zorunda kalacaklarını ifade ettim.


– Gözaltı esnasında şartlar feciydi, yemek deseniz köpeğe verseniz yemezdi, tuvaletlerin koşulları da ne temizlik ne de başka yönleriyle insani şartlardan çok çok uzaktı.


– TEM Şubede, gözaltına alındığım andan itibaren
* 16 saat süreyle ters kelepçe ile gayri resmi vaziyette bekletildim.
* Maddi ve manevi türlü işkenceler gördüm, şahit oldum.
* Darp edildim, bu darp edildiğimi Mersin Devlet Hastanesinde (gözaltı sürecinde) günlük hastane kontrolleri esnasında bir doktorun sıhhi raporuna yazdırmış idim, bu raporu bizimle birlikte doktorun yanına giren emn. md. yardımcısı / polis değiştirdi, öncekini yırttı attı, doktor hanım da bir şey diyemedi, tabi anılan doktorun akıbetini de bilemiyorum. Tabii anılan polisin cüretine bakın, bu ne cüret!

* Küfür ve hakaretler çok sıradandı; yapmadığım, işlemediğim suç/olaylarla ilgili (ki ilginçtir elinde bir fotoğraf, fotoğrafta kanlar içinde ölmüş bir kişi) “bunu sen yaptın” diyerek ve ağzından da tükürükler fışkırarak beni suçlayan emniyet müdür yardımcısının yaptıkları, duvara dönük olarak saatlerce ters kelepçe ile ve dizler bükük durumda bekletilmem gibi hususlar olaya vehamet katmak ve beni zor durumda bırakmaya dönük haksız fiil ve ithamlar idi.

– Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) 160 gereği haklarımızı koruması gereken savcılar ise işkenceler aleyhine hiçbir işlem yapmadı ve zaten öyle bir niyet de hiç gözlemlemedim. Ankara’da işkence yapıldığı haberleri de kulağımıza geliyordu, ailemizden de haber alamıyorduk. Bu ailemize de dolaylı bir işkence idi.

4- Tüm duruşmalar boyunca hep darbeci olduğum, hep yalan söylediğim ve savunma hakkımı kötüye kullandığım, aleyhime söz söyleyen herkesin ise ‘doğru söylediği’ ÖN KABULÜYLE harekket edildi, bu şekilde yargılandım. Bunların hepsi ADİL YARGILANMA HAKKIMA tecavüzdü ve bu tecavüz fiilen defalarca gerçekleşti ve halen gerçekleşiyor maalesef.



5- Halen tutukluluğum devam ediyor, benim tutuklanmamdan yaklaşık 9 ay sonra, iki çocuğumu da tutukladılar (yaklaşık 10 ay tutuklu kaldılar), gözaltında da insani olmayan şartlarda ve uyuşturucu kullanıcıları /tacirleri ve PKK’lılarla birlikte bulunduruldular.

Sorgulama esnasında CMK 160 gereği haklarımı koruması gerelen savcı, Anayasamızın açık hükmü olan ‘Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz’ şeklinde amir hükmüne rağmen, önce siyah camın arkasında saklanıp sonra da oğlumun üstüne yürüyüp bana ve annelerine suç atması için zorlaması da (şantaj ve tehdit) hukuka ve insan haklarına, hepsinden ötesi ANAYASAYA AYKIRI bir davranıştır. Anılan savcı ve polisler suç işlemişlerdir. (Anayasa Md. 38)


Kaçma ve /veya delil karartma şüphesi olmamasına rağmen bu gerekçelerle 10 ay boyunca tutuklu yargılanana çocuklarım (biri erkek 18, diğeri kız 25 yaşında, tutuklu oldukları tarihte), 10 ay sonra tutuksuz yargılanmaya devam ediyorlar. Tutuklu oldukları sürede eğitim haklarından mahrum kaldılar, hürriyetleri gasbedildi. Ancak 10 ay sonra adalet kısmen tecelli etti, haklarında halen hiçbir somut ve hukuki bir delil olmaksızın yargılanıyorlar. Kızım aynı zamanda ABD vatandaşıdır.(Nilüfer Rümeysa Sönmez), oğlum Teoman Demirhan Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği 2. sınıf öğrencisidir.

6- Yargılandığımız Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi, Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) kararı ile “terör davalarına bakmak” üzere 15 Temmuz Darbe Kalkışmasından sonra kurulmuş ÖZEL BİR MAHKEMEDİR. Bu nedenle DOĞAL HAKİM İLKESİNE AYKIRIDIR.



7- 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL KHK’ları, anayasa ve yasalarda belirtilen süreler içinde meclis onayına sunulmadığından geçersizdirler.

8- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 3; ‘işkence yasağı’ maalesef T. C. Devletinde de yürürlükte ve geçerli olmasına rağmen, ağır hak ihlalleri yaşanmış ve halen yaşanmaktadır.

* Kelepçeli WC’ye gitmek ve kelepçeli ihtiyaç gidermek,
* Kelepçeli yemek yemek
* Kelepçeli ibadet etmek
* insanilikten uzak nezarethane koşulları reva görülen bir kısım işkencelerdir.
Sincan 1 No’lu F Tipi CİK’te Haziran 2017’den itibaren şahsıma uygulanan (ve benimle birlikte bi grup kişiye de uygulanan) özel muamele de bir hak ihlalidir. Şöyle ki, o tarihten itibaren “TEHLİKELİ TUTUKLU” denilen bir statüye, hiçbir olay/neden/gerekçe olmaksızın ve idare tarafından alınan bir İDARİ KARAR ile (İdare ve Gözlem Kururu) kararı bir anda tehlikeli tutuklu ilan edilerek, alındım. Başıma şunlar geldi (halen daha bu statüdeyiz.)
* Tek kişilik hücreye konuldum.
* Sadece 1 saatlik havalandırma müsaadesi verildi. (Yasak olmasa, normalde; sabah 08:00’den başlayıp hava kararana kadar)
* Açık görüşlerin 1 ayda bir yerine, 2 ayda bir yapılması
* Kapalı ve Telefon görüşlerinin 1 hafta yerine, 2 haftada bir yapılması.
* TV yasak
* Radyo yasak
* Sosyal etkinlik (spor veya başka kültürel etkinlik) yasak
* Okunacak kitap sayısını 2 ile kısıtlama (şimdi 5 oldu)
* Ağırlaştırılmış müebbet hapsi HÜKMÜ alanlara bile reva görülmeyen şartlar…




9- Mal varlıklarım ve haklarım üzerinde, devletin bu dava aracılığı ile önemli kısıtlamalar getirmesi:
* Alma satma yasağı
* devir yasağı
* ikramiye / emeklilik maaşlarının verilmemesi (emekli maaşım halen verilmiyor)
ve sonuçta hem madden hem manen yoksullaştırıldık ve sarsıldık.
Ayrıca;
* Zoraki olarak 27 Temmuz 2019’da KHK ile mesleğimden (TSK’dan) ihraç edildim.
* Emekli olmaktan başka bir hayat hakkı tanınmadı, üstelik (zoraki) emekli olmama rağmen halen maaşım verilmiyor.

* Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK)’ndan emekli ikramiyem aylarca hukuk/kanun dışı verilmedi.
* Kendi mülkiyetim üzerindeki haklarıma mahkeme kararı ile ihtiyati tedbir konması (bir kısmı İzmir’de açıldığı söylenen bir dava kapsamında kızımın dahi haklarına tedbir konmuş) (halen sürüyor) (defalarca iptali için başvurduk, mahkeme yazı yazdı sonuç yok).

10- Hukuken kurulmuş olsa da YÜRÜTMEYE karşı BAĞIMSIZ ve TARAFSIZ olamadığı açık olan Mahkemede, 1. mahkeme başkanı görevinden azledilmiş ve arkasından da iki görev yeri değiştirmiştir.


Sonra gelen ikinci Mahkeme Başkanı hem TARAFLI hem de BAĞIMLI ve açıkça doğrudan (masumiyet karinemizi ihlal ederek) bizlere suçlamalarda bulunmuş, tanıkları sogulamaya engel olmuş, defaaten ihsas-ı rey yapmış, davaya etkili biçimde katılma hakkıma engel olmuştur.
NESNEL TARAFSIZLIK İLKESİ açıkça zedelenmiş, TARAFSIZLIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI hususunda KUVVETLİ ŞÜPHELER olduğu tespit edilmiştir. (Kamera kayıtları var)



11- Ceza İnfaz Kurumlarında (Sincan, Tarsus, Mersin C.İ.K’Leri) avukat görüşmelerim esnasında hem KAMERA ve ses kaydı yapılması, hem de NEZARETÇİ MEMUR bulundurulması açık hak ihlalleridir. (AİHS Md. 6 ihlali)

– Gözaltında ancak 3. gün avukatımla görüşebildim. (hak ihlali)

12- ADİL YARGILANMA HAKKI başlığı altında bir diğer konu, SİLAHLARDA EŞİTLİK İLKESİ (delil ve bütün görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirme haklarını da içerir) ile, bu ilkeyi tamamlayan ÇEKİŞMELİ YARGI İLKESİ ihlal edilmiştir.
* Tanıklığı güvenilir olmayanların (şahsıma karşı düşmanlık kin/nefret güdenlerin) tanık olması
* Talep ettiğimiz tanıkları çağırmadılar, sorgulayamadık
* Gelen tanıkları sorgulamamıza müsaade edilmedi (İkinci Mahk. Bşk)
* Talep ettiğimiz duruşmalı yargılamam (İSTİNAF), duruşma yapılmadan karar verilip dava dosyası YARGITAY’a gönderildi.
* Delillerin birçoğuna halen erişebilmiş değiliz, zaten ortada delil olmayan iddialar önce iddianameye, sonrasında da savcı MÜTAALASINA ve sonunda da KARAR girdi, karar verildi.

* ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR ilkesi ile MASUMİYE T KARİNESİ hep ihlal edilmiştir (Yargılama süresince).

13- İddianame ve mütala taraflı hazırlanmmıştır. Suçun zamanı, yolu, delilleri vs. dökümleri bile olmayan telefon görüşmelerini ‘darbe ve örgüt kapsamlı koordineler’ şeklinde iddia etmesi ve benim AKSİNİ İSPATLAMAMI istemeleri
* Savunmam için (karar duruşması öncesi son SAVUNMAM İÇİN) 2,5 ay süre talebime sadece 15 gün verilmesi, yani savunma için yeterli süre tanınmaması.
* Savunmam için uygun imkan, şartar ve materyalin bize verilmemesi (ki buna deliller de dahil), bilgisayar imkanının olmaması ve/veya verilmemesi. Tarsus’ta iken yemek masası ve sandalye bile verilmemesi (savunmamı yatak üzerinde yazdım)



14- Sanık haklarımız, AİHS 6. maddesinin sağladığı güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde KISITLANMIŞTIR.

15- Hakkımda hem 15 Temmuz öncesi hem de sonrası, gerek yazılı gerekse görsel ve /veya sosyal medyada beni “SUÇLU, FETÖCÜ, HAİN, DARBECİ, ÜNİFORMALI TERÖRİST vb.” yaftalamalarla (bırakın İMA ETMEYİ) suçluluğumu DOĞRUDAN İLAN etmeye varan demeçler, konuşmalar, haberler, programlar yapılmıştır.


* Dönemin Bakanı Lütfi Elvan ve Mersin Valisi Özdemir Çakacak tarafından 17/18 Temmuz 2016 tarihinde (tarihi tam bilemiyorum, civarı) yapılan mitingte halka benim HAİN olduğum vb. ilan eden konuşmalar yapılmıştır.


* Emekli Hava Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok ve AYDINLIK Gazetesi ve grubu tarafından defalarca aleyhimde hem medyada hem baka ifadelerinde suçlamalar yapılmıştır (ki ne bu adamla ne de PERİNÇEK grubu ile hayatımda HİÇ KARŞILAŞMADIM, tanımam etmem).

16- Mersin’de bir kişinin burnu bile kanamamış, bir mermi sıkılmamış, dışarıda ne bir askeri araç, ne de bir asker görülmüş, kısaca HİÇ BİR ŞEY OLMAMIŞ olmasına rağmen; yapması gerekenleri TAM VE EKSİKSİZ YAPAN, yapmaması gereken HİÇ BİR ŞEYİ DE YAPMAYAN bir komutan olarak, alakasız 3-5 kişiyle DARBECİ yaftası yapıştırılan bir amiral olarak tarihe geçmiş bulunuyorum. Tabii Kader ne der, halen bilinmiyor, BİLİNEMEZ.


Allah’ın da bir hesabı vardır elbet…”


 


YARIN:

MİT NASIL TUZAK KURDU?

DARBEDEN SAATLERCE ÖNCE AMİRALİ KİM KUMPASA GETİRDİ?

BİRLİĞE GİRDİĞİNDE VURULMASI İÇİN KİM EMİR VERDİ?

İKİNCİ SEMİH TERZİ VAKASI MI YAŞANACAKTI?


EMEKLİ MERKEZ KOMUTANI ALBAYI EKREM ÖZER’İ O GECE MİT Mİ GÖREVLENDİRDİ?

NEJAT ATİLLA DEMİRHAN’IN EŞİ SEDEF DEMİRHAN VE MÜEBBET ALAN BİR ASKERİN KARDEŞİ, O GECE VE SONRASINDA YAŞANANLARI TÜM DETAYLARILA ANLATTILAR.