Merve Gökkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merve Gökkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2019 Cuma

Kızım eğer suçluysa asın, idam sehpasına ilk tekmeyi vurmazsam namerdim

11 Ekim 2019 
 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın cezasını Yargıtay onadı. Annesi, yürüyemez hale gelen kızının durumunu BOLD’a anlattı, ağır konuştu.

9 Eylül 2016’dan bu yana Konya Ereğli bulunan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin, kızının cezasının Yargıtay tarafından onaylanmasına isyan etti. “Yüreğim yangın yeri” diyen Şahin’in ahı, isyanı Tenkil Sürecinde yapılan haksızları gözler önüne seriyor.

“Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsam en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum.” diyen Gülşen Şahin, “Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür.” ifadelerini kullandı.

Konya’da özel bir yurtta görev yapan ve kapıcının şikayeti üzerine tutuklanan Gökkaya cezaevi ortamında teşhis konulamayan bir hastalığa yakalandı. Bir tür iltihaplı romatizma olarak adlandırılan hastalık, genç kızı, özellikle kış aylarında tekerlekli sandalyeye mahkum ediyor. Vücudunun her yeri tutuluyor, özel ihtiyaçlarını göremeyecek kadar ağrılı ve hareket edemeyecek bir dönem geçiriyor.

İŞTE GÜLŞEN ŞAHİN’İN ÇIĞLIĞI… 


“Dün sabah kahvaltıyı hazırladım. Sıcak bir çay içelim, kahvaltı yapalım derken, avukatımız aradı; ‘Merve’nin cezasını Yargıtay onayladı’ dedi. Sofrada yüzüme kara geldi, lokmalar boğazıma dizildi. Bir bardak çayım rezil oldu. Yavrumu suçsuz 3 senedir yatırıyorlar. Üç sene önce Kurban Bayramını rezil ettiler. Rabbim dilerim Allah’tan bu dünyada da öbür dünyada da yüzleri gülmesin. Onların da bayramları kara gelsin. Onların da umutla bekledikleri günlerde ışıkları sönsün. Kim bu vatanın ışığını söndürmeye çalıştıysa, kim bu çocukların üzerine suç atmaya çalıştıysa ben öyle diliyorum yüze Rabbimden, ben bir anneyim, yüreği yaralı bir anne…

SUÇLARI KIZIMIN ÜSTÜNE YIKTILAR

Üç evladım var, iki erkek evladımı askere yolladım güller gibi. Merve de okudu, ne mutlu dedim vatana millete… Herkesin yavrularını yetiştirmeye çalışıyor kızım. Ziyaretime geldiği zaman 2 saat zor dururdu. ‘O yavrularımın, kızlarımın başına bir şey gelirse hesabını Allah’a veremem anne’ derdi; ‘Zamanın fitneleri o kadar çok ki, uyuşturucu satanlar mı ararsın, kötü yola düşürmek için yavruların peşlerinde dolanan züppeleri mi ararsın, yurtlarında önünde kaynaşan zamanenin fitnelerini mi ararsın, ne olur anne hakkını helal et, yavrularım beni bekler’ derdi. Yarım saat, bir saat dururdu yanımda, daha fazla kalmazdı. Bu suç oldu. Bunu suç kabul ettiler. Yavrum kimseleri incitmedi. Anne olarak ben utanırdım onun ahlakından. Öyle güzel ahlaka sahipti. Ama çocuğumu suçlu tayin ettiler. Suçları kızımın üstüne yıktılar.

ŞAPIR ŞAPIR DAMLAYAN CEZAEVİNDE KALDI

Darbe olduğunda hem damadım hem kızım biz Kazlıgölde’ydik. Çocuğum kimseye zarar etmedi ki, karıncayı bile incitmez ama onu terörist ilan ettiler. Terörist anneleri HDP’nin kapısında bekliyor, ben kimin kapısına gideyim de bekleyeyim. Benim yüreğim yanıyor, benim kızım hasta. Sapasağlam alıp götürdüler (9 Eylül 2016). İlk sene hiç kullanılmayan cezaevinde kaldı. ‘Üstü böyle şapır şapır akar anne, battaniye sırılsıklam olurdu’ derdi. O yıl kışı geçirdi, bahara varmadan hastalandı. Yavaş yavaş tutulmaya başladı. Ondan sonra da vücudunun her yeri kitlenir oldu. Kitlendiği anda da götürmediler doktora. Hiç götürmediler dersem yalan olur. Ben ölüp hakka can vereceğim, Allah soracak ben cevabını vereceğim. Tahliller yapıldı ama o anda götürmedikleri için derdi nedir, çaresi nedir bulamadılar. Bir sürü kas gevşetici verdiler, ağrı kesici verdiler onlar da zamanla çocuğumun vücudunda aksi tesir yaptı.

ANNE YİNE SANCILARIM BAŞLADI, DEDİ

Merve daha 28 yaşında. Tekerlekli sandalye ile koridora kadar getiriyorlar. Görüş yaptığımız odaya iki kişinin kolunda geliyor. Kendi özel işlerini; çamaşırını yıkayamıyor, vücudunun temizliğini yapamıyor, özel ihtiyaçlarını gideremiyor. Salı günü telefon görüşünde bana ‘anne sancılarım yine başladı’ dedi. Kış geldi kapıda. Çocuğum dışarıda olsa kaplıcaya götürürüm, doktorunu hekimi bulurum, bir şey yaparım ama elim çocuğuma ulaşmıyor. BİMER’e de yazdım, Cumhurbaşkanına yazdım, her yerlere yazdım ama kimse elimden tutmadı, kimse yardımcı olmadı. Benim yavrum çürüyor orada. Dört duvar arasında. Ne olur sesimi duyun, bir yardım eli uzatın.

HANGİSİNE YETİŞEYİM

Aldığım bir emekli maaşı. İki mahkuma bakıyorum. Büyük oğlum rahatsızlandı, bipolar teşhisi koydular. Onun iki yavrusu var. Büyük kızının beyni kitlenmiş, her hafta psikologa götürüyorum. Ona mı yetişeyim, buna mı yetişeyim hangi birine yetişeyim. Önceleri biraz börektir, katmerdir bir şeyler yapıyordum, eşime yardım ediyordum. Şimdi rahatsızlığımdan dolayı onu da yapamıyorum. Kalp krizi geçirdim, şeker hastasıyım tansiyon hastasıyım, ben maddi bir şey istemiyorum, ne olur bana yardım edin, yavrumu bana verin ne olur. Dayanamıyorum, dayanacak halim kalmadı. Sesimi duyan yok mu? Sesime ses verin.

KADINLARLA, ÇOCUKLARLA BU KADAR UĞRAŞAN OLMADI

Yavrum çıkmadan ölecek diye çok korkuyorum. Ölümden değil, her canlı mutlaka ölecek ama yavrum kolsuz kanatsız kalacak diye korkuyorum. Onu doyasıya kucaklayamamaktan, sevdiği yemekleri yapamamaktan korkuyorum. Ne olur bu çile, bu zulüm bitsin. Anneler yavrusuz kalmasın.

Müslümanlara, inananlara zulümler her zaman olmuş ama kadınlarla, çocuklarla bu kadar uğraşan olmadı. Kadınlar ne yaptı ya, bu kadınlar ne yaptı! Asıl teröristler dışarıda gezerken, asıl vatanı bombalayanlar dışarıda gezerken, asıl zulümleri yapanlar dışarıda gezerken garibanın çocuğuna mı eliniz uzanıyor ya!

ERBAKAN’A OY VERDİM, AKP ÇIKTI ONLARA VERDİM

Ben 55 yaşındayım. Kullandığım oyları Erbakan hocaya verdim, AKP çıktı AKP’ye verdim. Ben başka bir partiye oy vermedim. Bize bu zulmü reva görmeyin, bu zulümleri kaldırın, Allah rızası için yalvarıyorum size.

HANİ ALT TABAKA İBADET TABAKASIYDI…


Alt tabaka hani ibadet tabakasıydı, hani orta tabaka ticaret tabakasıydı, hani üst tabaka ihanet tabakasıydı. İhanete seslenemediniz, ticarete elinizi uzatamadınız, ama nerede bir garibanın çocuğu varsa eliniz ona ulaştı, kusura bakmayın. Bu millet enayi değil artık, biz enayi değiliz, bir Gülşen Şahin’in garip kızını mı buldun, el uzatacak, tutuklayacak. Ne istedin benim çocuğumdan!

Gelip sorabilirsiniz, komşulardan akrabalardan. ‘Merve de şu insanı kırdı’ diyecek bir insan varsa alnını şöyle karışlarım ben. Alnını karışlarım o insanın. Büyüğüne karşı saygılı, küçüğüne sevgili. Bir uçtan bir uça benim çocuğumu koca mahalle tanır.

VALLAHİ ECDAD KALKSA YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜR

Allah rızası için bu zulmü yapmayın artık. Vallahi Allah’ın öyle bir tokadını yersiniz ki, nereden geldiğini bilemezsiniz. Başımıza bu çileleri açanları mahşerde elim yakasında. Rabbül aleminin huzuruna vardığımızda orada hesaplaşacağız. Elimiz yakanızda. Vallahi helal etmiyorum hakkımı, billahi helal etmiyorum hakkımı. Orada görüşeceğiz ama gel iş işten geçmeden, şu garibanları, şu çilekeşleri, biraz üzerimizden şu zulümleri kaldır. Sağa sola Sisi’ye, Esad’a zulümkar diyorsunuz, biz de zulüm görüyoruz vatanımızda. Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür. Billahi kalksa o ecdad yüzünüze tükürür. Bunları bize reva görenlere buradan sesleniyorum. Ne olur, yavrumu tahliye edin. Yavrum gibi garipleri bırakın. Üzmeyin bizi, yapmayın bu zulmü bize.

GERÇEK SORUMLULARI BULUN

Eğer Müslümanız diyorsanız, zerre kadar inancınız varsa, biz Allah’ın kulu, Rasulün ümmetiyiz diyorsanız yavrularımıza bu zulmü yapmayın. Bulun gerçek sorumluları. Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsan en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum. Eğer benim çocuğumun darbeyle uzaktan yakından bir şeyini bulun, bana ispatlayın vallahi de billahi de o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben değilsem en namerd insanım.

TERÖR NAMINA BİR ŞEY GÖSTERSİNLER!

Dün sabaha kadar uyumadım. Kalbim sıkıştı, Yargıtay onayladı diye. Rabbim sana havale ediyorum. Sen yardım et Allahım. Bir insanın eliyle mi olacak, bir insanın diliyle mi olacak, bir insanın kalemiyle mi, imzasıyla mı olacak sen yarım et Allahım… Elinde silahı yok bir şeyi yok. Ya bir tane, bir tane göstersinler ya. ‘Şu kadar doküman yakalandı, şu kadar bilgisayar yakalandı, kağıt yakalandı, kürek yakalandı.’ Bir tane bir gram uyuşturucu yakalansın, bir tane Allah’ın çakısı yakalansın. Terör terör terör… Terörist olan insanın bombası olur elinde, bıçağı olur, bir şey olur… Yani bizim bildiğimiz, şimdiye kadar gördüğümüz öyle. Köy eşkıyalarında bile, anamdan, dedemden dinlediğim köy hikayelerinde bile hiç değilse elinde bir bıçağı olur. Bu çocukların ellerinde bir telefonları, başka bir şeycikleri yok. Başörtüleri suç oldu, giyimi kuşamı, giydiği tesettürlü pardesüsü suç oldu. Her şey suç oldu. Hiçbir suçu olmayan serçe kadar bir çocuktan da korkuyorlarsa Allahım hidayet versin, akıl fikir versin.

Üst ranzada yatıyormuş kızım, ‘anne sabah kalktım mı battaniye sırılsıklam, sıksan sıkılır’ derdi. Kızım üşütme, kızım sıkı giyin diyorum. Kıyafetler sınırlı. 3-5 kıyafet verebiliyorsun. Eşarp bile kısıtlı. Benim çocuğum hasta, romatizmal ağrı diyorlar bunlara. İltihaplı romatizmanın tehlikeliymiş. Artık ne bilmiyorum. İlkokul mezunuyum. Adını sanını bilemiyorum. Bu hastalık böyle kalıp kalıp omuriliğiyle iltihap bağlıyormuş. E romatizma hastalığı sıcağı çok sever, üstüne giyinmesi lazım, hava soğuyunca etkilenmeye başladı, ‘anne aman kışlıklarımı bir an önce getirin’ dedi.

İNSANLARI SÖMÜRMEK BACASIZ FABRİKA MI!

Bir de şu var. Götürüyorsun, yeterli alamayız diyorlar. Sınırlı sayıda diyorlar. Götürdüğünde almıyorlar -ya da 1-2 parça alıyorlar- kargoyla gönderince alıyorlar. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden gelir sağlıyorlar. Neymiş, devlet bacasız fabrikaymış. Tabi bacasız fabrika o kadar insanları sömürüyorlar. O ana, o baba bir emekli maaşıyla mahkuma bakarken… Dışarından bir şey alıp da gönderemiyorsun, kantinde varmış, kantinde var ama sen 5 liraya veriyorsun, ben 5 liraya 5 çorap alır gönderirim. Benim alasım yok senden ama mecbursun. Tabi bacasız fabrika. Bir de oradan gelir sağlıyor devlet. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden sattığı eşyalardan sağlıyor. Tabi fabrikasız baca. İnsanları sömürmek fabrikasız bacaysa çok güzel fabrikalar kurdu, Allah razı olsun devletten.

BİR FİRAVUN’A ELBETTE BİR MUSA GELİR

Allah devletimize zeval vermesin ama bu kadar zulüm de olmaz. Bir Firavun’a elbette bir Musa gelir. Rabbim ona göre ona da bir tokadını vurur ama nereden geldiğini bilemezler. Biz inançlı insanlarız, Allah’tan korkan, kuldan utanan insanlarız. Rabbim hidayetini verecekse versin, vermeyecekse Rabbime havale eyledim. Rabbim bunları kahru perişan öyle eylesin.

KENDİ BİNDİĞİ DALI KESİYOR


Yumruk yaşımdan beri, Erbakan hocaya oy verirlerdi; anam, babam, dedem, kayınvalidem, kayınbabam onun taraftarıydık. AKP çıktı, bunlar daha vatana millete çalışıyorlar dedik. Daha düne kadar Recep Tayyipçi idik ya ama kendi bindiği dalı kendisi kesiyor. Bile bile suçsuz insanları cezaevine tıkıyorlar. Bu dünyanın öbür tarafı da var. Toprağın altı var. Bir orayı düşünsünler, ne cevap verecekler.

YÜREĞİM YANGIN YERİ

Burada sözleri geçebilir, yalancı şahit bulabilirler, medyayı kandırabilirler, televizyonları etkileyebilirler, insanları etkileyebilirler ama orada… sağımızdaki solumuzdaki melekler var ya, onlar yazıyor, kameraya alıyorlar, güzel Mevlam, onlara gösterecek orada… Ben yalan söylersem beni de çeksinler, onlar yalan söylerse onları da çeksinler… Güzel Rabbime açtım ellerimi, yüce Mevlama havale eyledim. O yavruma çektirdiklerini dilerim Allahtan bu yavruma da göstersin de gönlümüz biraz serinlesin yavrum. Yüreğim yanıyor yavrum, yüreğim yangın yeri…

MERVE GÖKKAYA'NIN HİKAYESİ 1

MERVE GÖKKAYA'NIN HİKAYESİ 2



22 Eylül 2019 Pazar

"Kızım tekerlekli sandalye ile görüş salonuna geliyor, gözümün önünde eriyor"

22 Eylül 2019 
 Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin: Merve oraya sağlam girdi. Hiçbir hastalığı yoktu. Kışın hastalığı artıyor. Kızım tahliye edilsin. Tekerlekli sandalye ile görüşe gelmesi ne demek!

5275 sayılı CİK’nda açıkça yazmasına rağmen hasta tutuklular tahliye edilmiyor. 9 Eylül 2016’dan beri Konya Ereğli Cezaevinde tutuklu bulunan ve cezaevinde henüz teşhis konulamayan bir hastalığa yakalanan Merve Gökkaya’nın bir arkadaşına yazdığı, 14 Eylül 2019’da yayınladığımız mektubundan sonra annesi Gülşen Şahin BOLD Medya’ya ulaştı.

Konya’da yaşayan Gülşen Şahin, “Üç evladım var. Merve en küçüğü, tek kız. Merve’nin sıkıntısına, hastalıklarına dayanamadım, evlat imtihanı çok zor, ağır geldi. 21 Aralık 2018’de kalp krizi geçirdim. Doktor kalbimin çok zarar gördüğünü söyledi.” dedi.


Merve Gökkaya, eşi Abdurrahman Gökkaya, annesi Gülşen Şahin ve babası Mehmet Ali Şahin, Konya Ereğli Cezaevinde ayda bir kere hep birlikte görüş yapabiliyorlar.

Kızının görüş yaptıkları salona tekerlekli sandalye ile getirildiğini ifade eden anne Şahin, “Ne demek tekerlekli sandalye ile gelmesi! Kızım oraya sağlam girdi, hiçbir hastalığı yoktu. O sene kışı geçirdi, bahara doğru hastalandı. Sandalye ile geliyor, sonra arkadaşları koluna girip yanımıza getiriyor. Özel işlerini arkadaşlarının yardımıyla yapıyor. Benim çocuğum 28 yaşında daha. Gepegenç, gözümün önünde eriyor çocuğum ama bir şey yapamıyorum. Dışarıda olsa bir kaplıcaya götürürsün, çaresine bakarsın, elim kolum bağlı, gerçekten çok mağduruz” ifadelerini kullandı.

Kızını en son 1 Eylül 2019’da gördüğünü, 7 Ekim 2019’da tekrar görüşe gideceğiniz belirten çaresiz anne “Kışın hastalığı artıyor kızımın. Kış yaklaşıyor, ne olur yardım edin! Kızım tahliye edilsin.” diye haykırdı.

KIZIMI DARP ETTİLER

Kızının tutuklandığı günü de anlatan annesi, Merve Gökkaya’nın darp edildiğini söyledi:

“Bir arkadaşı aramış kızımı, kendisi şehir dışında olduğu için Merve’den rica etmiş. Evi boşalttık, eşyaları spotçuya sattık. Spotçudan para alıp hem ev sahibinin kirasını ödeyip hem de faturaların kalan borçlarını kapatmasını istemiş. Kızım da spotçuya gidiyor. Daha eşyaların parası hazır değil diyorlar. Ertesi gün mü, birkaç gün sonra mı spotçudan arıyorlar, gelip alabilirsin diye. Meğer evin kapıcısı şikayette bulunmuş, 6 polis spotçuyu basmış. Darp yaparak, kimi saçından çekiyor, kimi kolunu kıvırıyor, kimi çantasını alacam, kimi telefonunu alacam diye uğraşıyor. Bunlar olacak iş mi? Benim kızımın ne suçu var! Kurban Bayramının arifesinde tutukladılar. Mervem kaç yıldır bu hastalığıyla oradan çıkamadı. Avukatımız Merve’de bir şey yok diyor. Ama Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki hakimler aynı dosyada yargılandıkları için eşine de kendisine de 7,5 yıl ceza verdiler.”

Gökkaya çifti 14 Nisan 2015’te evlenmişti. Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesi aynı dosyada yargılanan çifte 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
Tutuklandığında 3 yıllık evli olan ve tüp bebek tedavisi gören Merve Gökkaya, cezaevinde anne olma yetisini de kaybetmek üzere olduğunu mektubunda yazmıştı.

GRAFİK TASARIM OKUMUŞ, YENİ EVLENMİŞTİ

Selçuk Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümünden mezun olan Merve Gökkaya, Konya’da özel bir yurtta 2,5 yıl görev yaptı. 14 Nisan 2015’te evlenen Merve Gökkaya evlendiğinde 3 yıllık evliydi. Eşi Abdurrahman Gökkaya da kendisinden bir ay sonra örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklandı.

Mektuplarında yemek, içmek ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını, iki kişinin yardımıyla cezaevinde yaşam mücadelesi verdiğini söyleyen Merve Gökkaya 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu (CİK)’na göre tahliye edilmesi gerekiyor.

Kanunda şöyle deniliyor: “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

MERVE GÖKKAYA'NIN HASTANE RAPORLARI 



14 Eylül 2019 Cumartesi

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

14 Eylül 2019
Cezaevilerinde hasta olup da sesini duyuramayan kim bilir kaç hasta daha var? 37 aydır Konya Ereğli Cezaevinde tutuklu bulunan Merve Gökkaya, 3,5 ay önce bir arkadaşına mektup göndererek çaresizliğini ve hastalığını anlattı.

Merve Gökkaya ve koğuşunda annesiyle birlikte tutuklu bulunan bir kız çocuğu. Konya Ereğli Cezaevi.


Merve Gökkaya, BOLD Medya’nın ulaştığı o mektuplarda yemek, içmek ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını, iki kişinin yardımıyla cezaevinde yaşam mücadelesi verdiğini söylüyor ve teşhis konulamayan hastalığını, yaşadığı acıları dile getiriyor:

“… 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.”

Gökkaya, daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmenin imkansızlığını vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.”

KOYDUKLARI TEŞHİSİ GERİ ÇEKTİLER

2017 yılından bu yana tüm vücudunun tutularak ağrılı zor bir süreç geçirdiğini söyleyen Gökkaya, doktorların önce hastalığına Ankilozan Spondilit teşhisi koyduklarını ama sonra vazgeçtiklerini söylüyor. Hastaneye götürülürken gördüğü muameleyi ve çaresizliğini “Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” cümleleriyle ifade eden Gökkaya,

“Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” ifadelerini kullanıyor.

BİR İFTİRA İLE HAPSİ ATILDIM

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Merve Gökkayya (29), “Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?” diyerek tahliye çağrısında bulunuyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu 16/6 maddesine göre cezaevinde ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan hastaların tahliye edilmesi gerekiyor. Kanunda şöyle deniliyor:

“Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonunun raporuna göre cezaevlerinde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta tutuklu bulunuyor.

Merve Gökkaya koğuş arkadaşlarıyla. Konya Ereğli Cezaevi.

MERVE GÖKKAYYA’NIN HER SATIRI ACI DOLU O MEKTUPLARI…
1. MEKTUP


“Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır tutuklu bulunmaktayım. Tutuklu kaldığım bu kadar yıldır sağlık problemlerimle başa çıkmaya çalışıyorum. Kurumdaki imkansızlık ve olumsuz şartlar (ortamın soğukluğu, kıyafet kısıtlaması, yemeklerin yetersizliği, koğuşun iki katlı olup her gün merdiven inip çıkmak zorunda olduğum, tedavimin ve kontrolümün yeterli olmadığı, her an ikinci bir kişinin yardımına muhtaç olduğum vs.) hastalığımı şiddetli derecede artırmaktadır. Ne verilen ilaçlar ne de vurulan iğneler tedavime olumlu cevap vermemekte. Bu süre içerisinde birkaç kez farklı doktorlara muayeneye götürüldüğüm halde tüm vücudumun tutulmasına bir çare bulunamadı ve teşhis konulamadı.

Daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmek imkansız. Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.





TEDAVİMİN YAPILAMAMASINI NASIL TARİF EDEBİLİRİM?

Öyle zamanlarda oturduğum yerden kalkamadığım vakit birinin yardımı ile doğrularak ihtiyaçlarımı gidermeye çalışıyorum. Tüm bunlar olurken tedavim adına bir şeyler yapılamamasını, elimden bir şey gelememesini bilmem ki nasıl tarif edebilirim. Veya elim, kolum, omuzlarım tutulduğu vakit dilekçe dahi yazamadığımda ihtiyacımı, taleplerimi, durumumu nasıl ifade edebilirim ki kurumda dilekçesiz adım bile atılmazken…


İKİ BÜKLÜM AĞLAYARAK DOKTORA GÖTÜRÜLMEK…


Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?


BİR İFTİRA İLE HAPSE ATILDIM


Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Burada zorunlu geçirtilen her gün benim sağlığımı, ruh sağlığımı, bedenimi, iftira sonucu dağıtılan yuvamı, eşimi, ailemi, en önemlilerinden biri olan anne olma yetimi yitirmeme neden olmakta ve buna sebep olan merciler durumumu gözardı etmektedir. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?


DÖRT DUVAR ARASINDA ÖLÜME MAHKUM EDİLMEKTEYİM


Adalet Kurulunun tutuklulukta; Adli Kontrol şartı veya elektronik Kelepçe uygulama imkanı olduğu halde bu kadar süredir rahatsızlıklarım, ruh sağlığım gözününde bulundurulmadan, uzun tutukluluk süresi dikkate alınmadan, halen dört duvar arasında ölüme mahkum edilmekteyim. Burada geçen her bir saniye sağlığım aleyhinde işlemekte ve ben ne yapacağımı, ağrılarımla, hareketlerimi kısıtlayan tutulmalarım ile nasıl mücadele edeceğimi bilmeden umutsuzca beklemekteyim.
Sağlık durumum ve rahatsızlıklarımla ilgili raporlar dosyamda mevcut bulunmaktadır. Elbette suçsuzluğum bir gün ortaya çıkacaktır ve adalet gerçekten yerini bulacaktır. Yanlışlıklar sonucunda tarafıma verilen hüküm bir gün düştüğünde bu zararın, kaybetmeye başladığım sağlığımın telafisi nasıl mümkün olacaktır?




ÇARESİZCE HASTALIKLARIMA DERMAN ARIYORUM

2016 yılı nisan ayında bir daha çocuğumun olamayacağı riskiyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım. Olumsuz sonucun ardından 2. kez zaman kaybetmeden tekrar denememiz gereken tüp bebek tedavim, eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleşemedi. Üzerinden geçen yaklaşık 3 yıl aile olabilmemiz adına son şansımızı yitirmiş olmamız korkusundayım. Bu konudaki akibetim hakkında bilgi sahibi olamıyorum. Yumurtalıklarım her geçen gün azalmakta ve risk altındayım. Ben de anne olmak istiyorum ve bunun için gereken tedavimi yapmak istediğim halde elimden bir şeyin gelmemesi canımı çok yakıyor.

Anne olamama ihtimalim günler geçtikçe artmaktadır ve bu beni, psikolojimi cidden yıpratmaktadır. Telafisi mümkün olmayan bir süreç yaşamaktan çok korkuyorum. Ayrıca tedavimin acilen tekrarlanması için tüp bebek merkezi tarafından verilen talep dilekçesi mahkeme sırasında dosyama eklemek üzere sunulduğu halde heyet tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Çaresizce hastalıklarıma derman arıyorum. Ne yazık ki haksız yere tutsak olduğum için bulamıyorum.


KISA (Editörün notu: Merve Gökkaya, aynı mektupta durumunu kısaca özetleyerek arkadaşından bu mektupları farklı kişilere ulaştırmasını istemiş)

Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.

Haricen 2016 nisan ayında yumurtalıklarımın hızla alınması nedeniyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım ve olumsuz sonuç çıktı. Ara vermeden yakın zamanda (4-5 ay sonra) tekrarlanması gereken tedavim eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleştirilemedi. Anne olma yetimi yitirmekteyim ve burada geçirdiğim her bir gün sağlığım adına aleyhime işlemektedir. Benim durumumda olan birçok kişi şu an tutuksuz yargılanmaktadır. Bu zamana değin birçok üst merciye mektup ve dilekçelerle başvurduğum halde olumlu dönüş alamadım. Çaresiz durumdayım.






2. MEKTUP
RAHATSIZLIĞIMIN BELİRTİLERİ


2017 yılında tüm vücudum tutulmaya başladı. Öncesinde herhangi bir buna benzer rahatsızlık geçirmedim. Bazen sebepsiz tutuldum. Bazen de ya temizlik ya da elde çamaşır, bulaşık yıkadığımda tutuldum.


4 KEZ ATAK YAŞADIM, VÜCUDUM KASKATI KESİLDİ

Tutulan yerler her defasında farklı ama sık sık tekrarlanarak gerçekleşti. Mesela sadece sırtım tamamen tutuldu, bacaklarımın ön kısmı ve ayak bileklerim tutuldu, bacaklarımın tümü veya arka kısmı ve kalçam tutuldu. Kollarım, bilek, ellerim ve parmaklarımın tümü tutuldu. Bir sefer de göğüs, ve çok sık omuz ve boynum tutuldu. Ve tüm bu saydığım tutulmalar bazen ayrı ayrı bazen de birkaçı birleşerek oldu ve sık sık oldu. Bu zamana kadar 4 kez atak yaşadım. Bu ataklar da kastettiğim başımdan ayak bileklerime ve parmaklarıma kadar tüm vücudum kaskatı kesildi. Yataktan kalkamadım hareket dahi edemedim. Yemeğimi ve ihtiyaçlarımı iki kişinin yardımıyla ancak giderebiliyordum. Bu ataklar 2-3 gün kadar sürdü. 2-3 ayda bir kez olurken bir yıldır haftada bir iki kez olmaya başladı.

Tutulmalar da uyuşuklukla beraber vücut ısımın artarak devam ettiğini fark ettim. Ve kaslarımın tamamen gerildiğini ardından hareketsiz kaldığımı fark ettim. Bir defa omurgam, kuyruk sokumuna kadar tutuldu ve hiçbir şekilde hareket edemedim. Kalça kemiğim ve kuyruk sokumumda her gün, her saat bir ağrı hissediyorum. 10 dk oturduğumda ağrıyla beraber o kısmın tutulduğuna birkaç kez şahit oldum, aynı şekilde ayakta beklerken de…

Özellikle bacaklarımın üst kısmı tutulduğunda küçük damarların çıktığını (çatlak toprak gibi görünüyordu) ve elimle tutulan yerlere bastırdığım ve çektiğimde bir müddet parmaklarımın izinin kaldığını, sanki şişlik varmış gibi renk değiştirdiğini gördüm. Hemşire ödem oluştuğunu söyledi. Bu tutulmalarda, iğne vurulduğunda (DOLİNE), 3-4 günde ancak geçip rahatlıyorum. Vurdurmazsam bir hafta geçmiyor.


NEDEN TUTULDUĞUM TESPİT EDİLEMEDİ

2017 yılında ramatoloji uzmanı tarafından (Meram Tıp Fak. Konya) Ankilozan Spondilit teşhisi koyulmuştu. Ağrı olduğunda Endal 25 mg haptan kullanmamı söyledi. Gün geçtikçe tutulmalar artınca tekrardan sevk istedim. FTR ve ramatoloji uzmanlarına 1-2 kez götürüldüm. CRP-20 çıktı bir kez kanda ama emarda bir şey çıkmadığı ve yapılan tahlil tetkiklerde ilk sonuç gibi çıkmadığından teşhis muallakta kaldı.





Ve neden tutulduğum halen tesbit edilemedi. Geçici kas gevşeticilerle çözüm bulunmaya çalışılıyor. Gün geçtikçe hastalığım ilerliyor.

Bu zamana kadar FTR – Ramatoloji uzmanlarının verdiği ve kullandığım ilaçlar şunlardır:
– Etotio 400 mg / 8 mg 8 (Etodolak tiyakolşikosid)
– Naprosyn 750 mg (Naproksen) – Aprol Ford 550 mg (Naproksen Seydum)
– Endal 25 mg (Indometazin) * Endal 100 mg Fitil (Indometazin Supozitavar)
– Rantudil 90 mg (Asemetazin) * Rantudil Forte 60 mg (Asemetazin)
– Doline iğne.
Tüm bu ilaçları ara ara kullandım. Mg yüksek olanları müdemde ülser, safrakesem de olmadığı için arada bırakmak zorunda kaldım. Tutulduğumda Endal 25 mg’ı kullanmam söylendi ama hiçbir faydasını görmedim, diğerlerini aldığımda da geçici olarak ağrılarımı dindirdi.


HER SABAH YARIM SAAT TUTULAN YERLERİN AÇILMASINI BEKLİYORUM

Yine doktorun verdiği bel egzersizlerini yapıyorum ama bazılarını yapmakta güçlük çekiyorum. Dizlerimi bükerken ağrı ve uyuşma olduğu için geri kalkamıyorum. Bacaklarımı düz bir şekilde uzatmaya çalışırken diz kapağının arkasında bir çekilme oluyor, uzatamıyorum ve kuyruk sokumu ile kalça kemiklerimdeki ağrı şiddetleniyor. Hiç tutulmasam da bu ağrı hep var. Her sabah uyandığımda ellerim, parmaklarım ve boğumlarında tutulma ve kasılmalar oluyor. Her gün bir yarım saat tutan yerlerin açılmasını bekliyorum. Herhangi bir şişlik, kızarıklık vs yok ama sadece içten ağrı ve tutulma oluyor.


15 DAKİKADAN FAZLA AYAKTA KALAMIYORUM

Sandalyede otururken dizlerimin ve ayak bileklerimin uyuşarak ağrıdığını fark ediyorum. Ayakta 15 dk. Fazla kalamıyorum. Bu süreyi geçince kalçam ve bel kısmım bacaklarıma kadar tutulmaya başlıyor. Gece yattığımda sırt üstü uzun süre duramıyorum. Sağıma doğru yattığımda ağrı oluyor, yine sola doğru yatıp dizlerimi göğsüme doğru çekerek ancak rahat uyuyabiliyorum. Bu uygun pozisyonu almam yarım saat uğraşla oluyor.

Gece ağrılarım artıyor. 10 dk sonra ancak yataktan doğrulabiliyorum. Kalem tutarken (şu an parmakları tutuldu ve kalemi bıraktığımda o şekilde kalıyor) kilitleniyor parmaklarım ve bir 10 dk açılmasını bekliyorum. Bu tutulmalar hareketlerimi ileri derecede kısıtlıyor. Halen bir tanı koyulamadı ve en son Ankilozanspandilit teşhisi iptal edildi. Nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmemekteyim. Bu yüzden tavsiye ve yönlendirmenize ihtiyacım var.