İslam Sanatları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam Sanatları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2016 Salı

Van Gogh ebrusu Hollywood’a kapı açtı

28 Haziran 2016
Vincent van Gogh’un ‘The Starry Night’ adlı tablosunu ve ressamın portresini ebru sanatına uygulayan Garip Ay Hollywood’dan teklif aldı. Ay, Charliez Theron, Ralph Fiennes gibi ünlü isimlerin seslendirdiği animasyon filmi Kubo’nun galasında gösteri yapacak. 

Genç sanatçı Garip Ay’ın hayatı 10 gün içinde değişti. Vincent van Gogh’un ‘The Starry Night Yıldızlı Gece) adlı tablosunu ve ressamın portresini ebru sanatı ile yaptığı 4 dakika 34 sn’lik videosu, hem dünyada hem Türkiye’de ses getirdi. ‘Van Gogh on Dark Water’ adlı video, kısa sürede sadece Facebook’ta 26 milyon kez görüntülendi, 64 bin kez paylaşıldı. CNN, Le Figaro, ABC News, Huffington Post, Le Monde başta olmak üzere pek çok medya kuruluşuna haber oldu. 32 yaşındaki sanatçı, şimdi de Hollywood’dan teklif aldı. Garip Ay, üç boyutlu animasyon filmi ‘Kubo and the Two Strings’in 18 Ağustos’ta Los Angelas’taki Hollywood Universal Studio’da yapılacak galasına katılacak ve bu sevimli Japon karakterini tıpkı Van Gogh gibi ebru üzerine yapacak.

Marmara Üniversitesi’nde resim, Mimar Sinan Üniversitesi’nde hat eğitimi alan Garip Ay, 2010 yılından bu yana ebru videoları hazırlayıp sosyal medya hesaplarından yayınlıyor. Bugüne kadar Yunus Emre, Piri Reis, İbn-i Sina, Farabi, İbn-i Rüşd, Mimar Sinan başta olmak üzere 200’e yakın video çekmiş. Sanat hayatına, yazısız, illüstratif karikatürler çizerek başlayan Ay’ın çalışmaları, Norveçli sanatçı Eva’nın ‘Senden Bana Kalan İzler’ (The Heartmaker) şarkısına çekilen klipte de kullanılmış. (www.facebook.com/garipayart)
 


Antik Japonya’da geçen ve olağanüstü güçleri olan masalcı çocuk Kubo’nun maceralarını anlatan filmin seslendirme kadrosunda Charlize Theron, Matthew McConaughey, Rooney Mara, Ralph Fiennes ve George Takei gibi ünlüler var. Kubo karakterine 14 yaşındaki bir çocuğun ses verdiği filmde, Charlize Theron maymunu, Ralph Fiennes kralı seslendiriyor. Ünlü animasyon yapım şirketi Laika’nın hazırladığı ‘Kubo and ‘Kubo and the Two Strings’ ABD’de 19 Ağustos’ta gösterime girecek. Filmin Türkiye’de gösterime girip girmeyeceği belli değil. (www.kubothemovie.com)

Ebru üstadlarını kızdırdı

Garip Ay’ın, Vincent van Gogh ebrusuna Alparslan Babaoğlu tepki gösterdi. Ebru üstadı Mustafa Düzgünman’ın öğrencilerinden olan Babaoğlu, “Bir ressam Van Gogh suretini karakalemle de resmetse, akrilikle de resmetse, hava tabancası ile de resmetse sonuçta ortaya çıkan Van Gogh resmidir… Ebru tekniği ile yapılmış perspektif içeren resimleri, çiçekleri ebru, bunları yapanları da ebru sanatçısı olarak isimlendirmek, Cemal Reşit Rey’in Yunus Emre Oratoryosunu ya da Fazıl Say’ın İstanbul senfonisini Klasik Türk Müziği sınıfına sokmaktan farksızdır.” dedi.

Garip Ay, ebru sanatçısı olduğunu iddia etmiyor, bu tür eleştirilerle pek ilgilenmediğini söylüyor. Ebruyu bir teknik, bir disiplin olarak değerlendiren sanatçı ekliyor: “Bu bir denemedir, ölene kadar denemeye devam edeceğim. İşin yağında, suyunda değilim, geliştirme, dönüştürme ve daha nitelikli olma kısmındayım.”

Garip Ay’ın, Van Gogh’u ebruya yapmasının bir nedeni var. Sanatçı diyor ki; “Onun fırça kullanma tekniği ebru tekniğine çok yakın. Yıldızlı Gece’deki ağacın yıldızlara uzanışında, Çığlık’taki dalgalanmalarda bence Van Gogh hep ebruyu aramış.”

 HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

30 Aralık 2014 Salı

Harflerin Aşkına Dair

30 Aralık 2014
Uğur Derman’ın hazırladığı ‘Harflerin Aşkı’ adlı hat koleksiyonu kitabı, geçtiğimiz hafta Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde tanıtıldı. Programın en önemli özelliği, geleneksel sanatlar camiasında henüz oturmayan ‘galeri, sanatçı ve koleksiyoner’ üçgeni arasındaki bağın yavaş yavaş kurulduğunu göstermesiydi. Zira 2013’te ilki gerçekleştirilen All Arts İstanbul, bu nedenle yapılamıyor.
Tanıtım gecesinde (soldan-sağa) hattat Mehmet Özçay, Uğur Derman ve ekspertiz Bora Keskiner konuşma yaptı.



Modern sanatlarla geleneksel sanatları buluşturmak amacıyla 18-21 Nisan 2013’te ilki düzenlenen All Arts İstanbul, 2014 yılında yapılmadı ya da yapılamadı. Fuarın düzenleyicisi, dokuz yıldır giderek büyüyen modern sanat fuarı Contemporary İstanbul’un (CI) yönetim kurulu başkanı Ali Güreli’ydi. Bu yılki CI’da görüştüğümüz Güreli’ye, 2014’te All Arts’ı neden yapmadıklarını, bundan sonra yapıp yapmayacaklarını sorunca şu cevabı verdi:

“CI’da galeri, sanatçı ve koleksiyonerden oluşan üçgen arasında oturmuş bir bağ var. Müzayedeler ve müzeler de bu bağın tamamlayıcısıdır. İlk All Arts İstanbul tecrübemizde şunu gördük: Geleneksel sanatlar camiasında bu ticari ilişkiler kurulmamış. Henüz oturmuş bir ticari platform yok. Fuarlarımızı ayakta tutan iki şey vardır. Birincisi galerilerin ödediği ücret, ikincisi sponsorların verdiği ücret. İkisi bir araya gelince fuarı gerçekleştirebiliyoruz. All Arts’ta galerileri cezbedemedim, çünkü bu ilişkiler oturmadığı için fuarda ne kadar satış yapacağını tahmin edemediler. Sanatçıların zaten çok fazla gücü yok. 90 sanatçıya bilabedel yer verdik ki, sanatçılar CI’da yaşadığımız heyecanı görsün.”

Peki bundan sonra ne olacak? Güreli’ye göre All Arts’ın tekrar gerçekleşebilmesi için tek yol belediyenin ya devletin destek vermesi. İstanbul Kongre Merkezi’ne fuar için 150 bin Euro kira ödediklerini ve yaklaşık 500 bin TL zarar ettiklerini söyleyen Güreli, “Tüm bunlara rağmen yine de devam kararındaydık fakat ülkemizde Gezi ile başlayan, devamı gelen diğer olaylar da bizi korkuttu.” diyor.

Şu durumda All Arts İstanbul’un akıbeti meçhul fakat, Ali Güreli’nin bahsettiği geleneksel sanatlar camiasındaki galerici, sanatçı ve koleksiyoner arasındaki ilişki yavaş yavaş oturuyor. Bunun en canlı örneğini geçtiğimiz perşembe akşamı Üsküdar Belediyesi’nin Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Harflerin Aşkı” adlı hat koleksiyonu kitabının tanıtımında gördük.

Uğur Derman’ın kaleme aldığı 444 sayfalık kitapta, finans sektöründe çalışan iki işadamı Kerem Kıyak ve Mustafa Balcı’nın koleksiyonu tanıtılıyor. Programda Uğur Derman, Bora Keskiner ve hattat Mehmet Özçay’ın yaptığı konuşmalar, bu ilişkilerde ne kadar geç kalındığını ve alınan mesafenin hangi kilometresinde olduğunu gösteriyor. 15 yıl önce hat koleksiyonu yapmaya başlayan Kerem Kıyak ve Mustafa Balcı, İstanbul’da Özçay, yurt dışında Keskiner danışmanlığında eser alıyor. Bu dayanışmanın ve bilincin tüm koleksiyoner ve sanatçılar arasında kurulması ve galerilerin de işin içine girerek camianın ayakları yere basan bir ekonomi oluşturması geleneksel sanatların geleceği açısından önemli…

Prof. Uğur Derman: “Şunu samimiyetle itiraf etmeliyim ki; bu yaşıma geldim, bir koleksiyon ve o koleksiyonun kataloğu için böyle bir toplantıyı bizim tarihimiz kaydetmiyor.”

Mehmet Özçay (Hattat): “2008’de ilk defa bir müzayedeye eserimi koymuştum. Aşk-u Meşk adlı eserimi kendisini gıyaben tanıdığım Kerem Kıyak’ın aldığını öğrendim. Bilahare başka bir müzayede salonunda kendisine bizzat görüşmek ve tanışmak fırsatını buldum. Doğrusu Kerem Bey’i, hat sanatına karşı çok aşklı ve şevkli gördüm. Bu aşkla çok güzel eserler aldı. Bunların bir kısmı çok nadide, belki tek denilebilecek eserler. Kerem Bey, müzayede salonlarının en heyecanlı aktörü olarak bilinir. Allah şevkini bozmasın, sayılarını artırsın. Hat koleksiyonerliği hat sanatı ve geleceği için önemli bir husus. Henüz istenen sayıda olmasa bile çok değerli koleksiyonerlerimiz var. Çok güzel koleksiyonlar yapıyorlar. Bu güzel bir gelişme. Hat sanatı bir zamanlar maddi değer itibarıyla yerlerde sürünürken şimdi değer ve itibar görüyor. Bu hakikaten yüreğimize su serpiyor. Bu durum, yeni koleksiyonerlere de teşvik olur diye ümit ediyorum.”

Bora Keskiner (Ekspertiz, sanat danışmanı): “İslam sanatının en yüksek formu olan hat sanatının neşv-ü nema ettiği dünyada merkezler vardır. Bağdat (Abbasi), Kahire (Memluk), Bağdat (Karakoyunlu dönemi), Tebriz (Akkoyunlu  dönemi), Herat (Timur İmp.), Tebriz (Safevi) var. İnanılmaz kıymetli eserler bu merkezlerde üretilmiştir. Bu şehirler İstanbul ile kıyas edildiğinde yıldızın yanındaki güneş gibidirler. İstanbul özellikle 500 yıl boyunca bu sanatın en mühim merkezlerinden biri olmuş ve gerek hattat sayısı, gerek diğer kitap sanatları ve üretilen eser sayısıyla bu saydığım mühim merkezleri fersah fersah geçmiştir. Cumhuriyetle beraber Latin harflerine geçilince bu çok önemli birikimin kıymeti biraz gölgelendi. Bu dönemde bu işi ayakta tutan ve bugünlere getiren insanları rahmetle yâd ediyor ve Kerem Kıyak gibi koleksiyonerler, hocalar ve hattatlar sayesinde bu sanata sahip çıkıldığını ve bu şevkin arttığını günden güne görüyoruz.”

Kerem Kıyak /Hat Koleksiyoneri: “Hüsn-i hat’a ilgim 15 sene önce başladı. İlk zamanlarda finans sektöründe çalışan biri olarak tamamen yatırım maksadıyla hareket ediyordum. Zamanla bulabildiğim bütün kaynakça kitapları ve makaleleri okumaya başladım. Hatta”ların hayatları ve eserlerine dair hikayeleri beni etkiledi ve bu etki zamanla aşka dönüştü. Başlangıçta her koleksiyoner gibi ben de acemice eserler alıyordum Daha sonra hocalarım yardımcı olmuşlardır. Eserleri katalogda toplamak ve sergi fikri 5-6 sene önce oluştu. Koleksiyonumdaki kıt’aların, levlahaların, mushafların ve delailül hayratların her birinin ben de anısı vardır.  Bir yolcu ve hancı misali onları korumayı, gelecek nesillere ulaştırmayı kendime görev edindim. Umarım layık olabilirim.”

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ



16 Aralık 2014 Salı

Savaş Çevik’in 40 yıllık hüsn-i hat yolculuğu

16 Aralık 2016
Hattat Savaş Çevik’in hüsn-i hat sergisi “Denge”, yarın Zeytinburnu Kültür Merkezi’nde açılıyor. Bir ay açık kalacak sergide, son dönemin hat üstatlarından Çevik’in 40 yıllık sanat hayatından eserler yer alıyor.Serginin küratörü Mehmet Lütfi Şen’in ifadesiyle, “Hat sanatımızın geldiği yerde ‘Kur’an İstanbul’da yazıldı’ dedirten zirve bir gelenek vardır. Bu sanat her devirde büyük sanatçıların geleneğe yeni zirve eserler eklemesiyle bütün bir dünyada üst düzey bir saygı ve hayranlık uyandırmaya devam ediyor. Bugün önemli olan bu kadim geleneği kavramak, ona yeni imkânlar kazandırarak geleceğe kaynaklık edecek eserler yaratmaktır.” İşte Çevik’in Denge sergisi, geleceğin sanatçılarına kılavuzluk edecek eserler içeriyor ve sanatçının levhaları bu kadim sanatının geldiği yeri gösteriyor. Hamit Aytaç, Kemal Batanay ve Ali Alparslan’dan dersler alan ve modern çalışmalarıyla öne çıkan Emin Barın’ın uzun yıllar asistanlığını yapan sanatçı, 1976 yılında başladığı sanat yolculuğunda 1000’i aşkın eser ortaya çıkardı. 1986’da İslâm Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nin (IRCICA)düzenlediği Uluslararası Hâmit Aytaç Hat Yarışması’nda birinci oldu. Ayrıca hat ve grafik konularında yurtiçi ve yurtdışında otuz kadar değişik ödülü, Türkiye’de ve diğer ülkelerdeki çeşitli koleksiyonlarda, levha, hilye, tuğra, câmi yazısı, ferman vb. formlarda çeşitli eserleri bulunuyor. Bugüne kadar 22 kişisel sergi açan Çevik’in son sergisi, 12 Ocak 2015’e kadar görülebilir.
Bugüne kadar 22 kişisel sergi açan Çevik’in son sergisi Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde 12 Ocak 2015’e kadar görülebilir.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

11 Eylül 2014 Perşembe

UNESCO’nun merkezine ebru yağıyor

11 Eylül 2014
ABD'den Dany Rodriguez Portland, Hollanda'dan Elsje van der Ploeg, Yusuf Akkaya, Angelina Zolotaya, Rusya'dan Tatian Kirillova, Katy Savelyeva, Güney Afrika'dan Larissa Don, Fransa'dan Levent Acar, İsviçre'den Ebru Özel, New York'tan Hümeyra Mavruk, Türkiye'den Atilla Can ve daha birçok ebru sanatçısı bu yılın başından itibaren UNESCO'nun Paris'teki merkezine ebru yağdırıyor.Tek bir amaçları var. Ebru sanatının, somut olmayan kültürel mirasa alınmasını ve her yıl eylül ayının ikinci cumartesi gününün dünyada ebru günü olarak kutlanmasını sağlamak. Ebru postalama işi Kasım 2014'e kadar devam edecek. Çünkü, Kasım 2014'te UNESCO'da 9. Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler Arası Komite Toplantısı'nda ebru sanatına dair içerik görüşmeleri yapılacak ve daha önceden nasıl ki Karagöz ve Hacivat UNESCO tarafından koruma altına alındı ise ebru da uluslararası bir kurum tarafından tescillenmiş olacak.

Aslında Türkiye'de 3 yıldan bu yana Dünya Ebru Günü kutlanıyor. 2012'de İstanbul'da, 2013'te Gaziantep'te kutlandı. Bu yıl ise 13 Eylül Cumartesi günü Trabzon'da yapılacak olan Dünya Ebru Günü etkinliklerine 10 ülkeden 300 ebru sanatçısı katılacak. Etkinlik kapsamında paneller düzenlenecek, sergiler açılacak. Ebru sanatının UNESCO tarafından koruma altına alınması için 2009'dan beri uğraşan, ayrıca Dünya Ebru Günü'nü düzenleyen ebru sanatçısı Atilla Can yaptığı çalışmaları anlattı:
Dünya Ebru Günü projesi nasıl başladı?
Dünya Ebru Günü, ilk kez 2012 yılında İstanbul'da “Ebru, suya yazılan bir aşk hikâyesi”dir diyerek başladı. Ardından 2013 yılında Gaziantep'te “Sesler ve Renkler” başlığıyla devam etti. Şimdi de Trabzon'da “Sudaki Tılsım” diyerek 10 ülkeden 300 sanatçı buluşacak. 2009 yılından beri, ebru sanatımızın gelecek kuşaklara aktarılması, ebru sanatımızın kültürel miras envanterine kaydolması, dünyada her yıl eylül ayının 2. cumartesi gününün “Dünya Ebru Günü” olması için gayret sarf ediyorum.

Neler yapıyorsunuz, UNESCO boyutu nasıl gelişti?
Bu projemi yıllardır yazdığım maillerle, dilekçelerle, mektuplarla, telefon görüşmelerimle başta UNESCO Paris Merkez, Birleşmiş Milletler Cenevre, T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Başbakanlık, T.C. Kültür Bakanlığı, Türkiye UNESCO Milli Komisyonu'na, UNESCO Paris daimi temsilciliğimize anlatmaya çalışıp desteklerini istedim. Başlattığım projemden yaklaşık 3-4 yıl sonra ebru sanatı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından çalışmalara başlanıp Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri’ne alındı. Ayrıca dünyadaki ebru sanatçılarından UNESCO’nun merkezine ebru göndermelerini organize ettim.

Ne yaptınız tam olarak?
Dünyanın birçok ülkesinden ebru sanatçısı UNESCO Paris merkeze ebrularını gönderdiler, kendilerinden ve ebru sanatından bahsettiler. Amaç ebru sanatı adına farkındalık yaratmak, dünyanın her tarafında tanınan bir sanat olduğunu göstermekti. UNESCO kuruldu kurulalı bu kadar çok ebru UNESCO Paris merkez binasına gitmemiştir. 

 
UNESCO'daki son durum nedir şimdi?
Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri’ne alınan ebru ile ilgili hazırlanan bir dosya geçen yıl UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras bölümüne sunuldu. Şu an, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamındaki Ebru Adaylık Dosyası, UNESCO Paris'te teknik olarak geçti ve Kasım 2014'te 9. Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler Arası Komite toplantısında içerik ile ilgili görüşmeler yapılacak.




HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ
 

9 Eylül 2014 Salı

‘İslam Dünyası Hattatlar Birliği’ kuruluyor

9 Eylül 2014
İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nin (IRCICA) bu yıl ilk kez düzenlediği Uluslararası Hat Sanatı Buluşması, 12-15 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak. 32 ülkeden 150 hat sanatçısının katılacağı etkinliğin sonunda İslam Dünyası Hattatlar Birliği’nin kuruluşu ilan edilecek.

Merkezi Yıldız Sarayı’nda bulunan İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi-IRCICA’nın düzenlediği “IRCICA Uluslararası Hat Sanatı Buluşması” programı 12 Eylül Cuma günü Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde açılacak hat sergisiyle başlıyor. Buluşmaya 32 ülkeden yaklaşık 150 hattat, hat dernekleri başkanları, araştırmacılar, hat uzmanları ve koleksiyoncular katılacak. Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde 16 Eylül’e kadar açık kalacak olan sergide, IRCICA’nın 1986’dan bu yana üç yılda bir düzenlediği Uluslararası Hat Yarışması’nda ilk üç dereceye giren sanatçıların 70 yeni eseri sergilenecek.  IRCICA Uluslararası Hat Yarışması’nda 2010’da nesihte ve sülüste birinci olan Iraklı Sabah Maghded Arbilly de o sanatçılar arasında. Uluslararası Hat Buluşması, serginin yanı sıra paneller, atölyeler, icazet töreni ve inceleme gezileri gibi çeşitli etkinlikleri de kapsıyor.

Programın 13 Eylül Cumartesi günü İstanbul Grand Cevahir Oteli’nde yapılacak açılış töreninin sonunda yurtiçinden ve dışından hat kurslarında eğitim alan 30 hattata icazet belgeleri verilecek. Hat Sanatı Buluşması, aynı gün, ustaların ve uzmanların sunumlarıyla gerçekleşecek panel oturumlarıyla devam edecek. 14 Eylül Pazar günü ise tam gün devam edecek oturumlarda yine tüm dünyadan 16 hat ustası ve hocasıyla ‘hasbihal’ edilecek. Bunun yanında aynı gün, beş hat ustasının yöneteceği atölye çalışmaları yapılacak. Katılımcılar arasında Dubai Kültür ve Sanat İdaresi Başkanı Mohammed Ahmad al-Murr, bir dönem İngiltere’deki Nur İslam Sanat Vakfı’nda yazar ve hat danışmanı olarak görev yapan Dr. Nabil F. Safwat, 1966’da Hamid Aytaç’ın da öğrencisi olan Iraklı hattat Yousif Thanoon yer alıyor.

“IRCICA Uluslararası Hat Sanatı Buluşması”nın en önemli duyurusu ise programın son gününde ilan edilecek. İslam hat sanatını canlandırmak, korumak ve desteklemek amacıyla düzenlenen buluşmada, IRCICA şemsiyesi altında İslam Dünyası Hattatlar Birliği’nin temeli atılacak. (www.tr.ircica.org)

Uluslararası hat buluşması etkinlik programı

12 Eylül Cuma:Hat Sergisi Açılışı, Dolmabahçe Sanat Galerisi, 16.00
13 Eylül Cumartesi-Şişli Grand Cevahir Hotel-16.00:
1. Panel-Oturum Başkanı: Muhammed el-Murr “Şeyh Hamdullah Amasi'ye Kadar Kat Sanatı”, Konuşmacı: Yousif Thanoon “Onbeşinci Yüzyılın Başında Osmanlı Hat Sanatı Medresesinin Gelişimi” Konuşmacı: Dr. Nabil Fethi Safwat.
2. Panel-Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hüsrev Subaşı “Ahmet Karahisari”, Konuşmacı: Prof. Dr. Muhittin Serin.“16. Asırdan Bu Yana Osmanlı Hat Sanatı”, Konuşmacı: Prof. M. Uğur Derman. “Günümüzde Hat Sanatı ve Eğitimi”, Konuşmacı: Mehmed Özçay.

14 Eylül Pazar-Grand Cevahir Hotel-Hocalarla Hasbihal-10.00-16.45: Hasan Çelebi, Ahmed Ziya, Obida Albanki, Belaid Hamidi, Mohamed Zakariya, Mosaad Khodeir, Abdulreda Behiyye, Mohammed Sharifi, Jalil Rasuli, Amir Ahmed Falsafi, Savaş Çevik, Davut Bektaş, Ayten Tiryaki, Hüseyin Öksüz, M. Efdaluddin Kılıç'ın katılımıyla ‘Hocalarla Hasbihal’ başlığı altında dört oturum yapılacak. Kapanış Konuşması-18.00: İslam Dünyası Hattatlar Birliği'nin ilk toplantısı.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ


6 Temmuz 2014 Pazar

‘Meşk’ ile bir kez daha!

6 Temmuz 2014
Ramazan'da düzenlenen "Geleneksel Sanatlar Buluşması Meşk V" sergisi, Sefaköy Cennet Kültür Merkezi'nde dün açıldı. İlk başlarda Türkiye genelinde yapılan sergiye artık İslam coğrafyasından sanatçılar katılıyor. Bu yıl, 15 ülkeden 99 sanatçının yaklaşık 150 eseri bir ay boyunca sergilenecek.


Meşk, başlangıç demek. Bir hattatın ya da müzisyenin eserine başlamadan önceki alışma turları anlamına geliyor. Şiirsel bir isim aynı zamanda, açtıkça, içini doldurabileceğiniz bir bohçası var. Sefaköy Cennet Kültür Merkezi'nde dün beşincisi açılan “Meşk” sergilerinin de kaderi böyle. Hat, tezhip, minyatür, çini, ebru, kat'ı ve cilt sanatı dalında üretilen eserleri sergilemek amacıyla bir Ramazan etkinliği olarak yola çıkan Meşk, ulusal ölçekte başladı.

2009'daki ilk sergide 47, ikincisinde 51 sanatçı bir araya geldi. 2012'deki üçüncü sergi, uluslararası boyut kazanınca, yıllara göre sırasıyla 63 ve 67 sanatçı Meşk'te buluştu. Bu yıl ise sayı hayli artmış durumda. Pakistan, Mısır, İran, Suriye, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Özbekistan, Kazakistan, Rusya, Ürdün, Hindistan, Başkırdistan Cumhuriyeti ve Türkiye'den 99 sanatçının yaklaşık 150 eseri Ramazan boyunca sergilenecek.

‘Meşk'e ilginin giderek artmasının “Kur'an-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı.” sözüyle bağlantısı olmalı. Sanatçılardan Yemenli Zeki Ali Hasan Saif, Suriyeli Hisam Alhmada, Başkırdistanlı Said Abuzeroğlu, ünlü hattat Hasan Çelebi'den ders almış, diğerlerinin önemli bir kısmı ülkemizdeki yarışmalara katılmış. Pakistanlı Syed Najam Ul Hassan Kazmi, minyatür dalında Türkiye-Pencap Hükümet Sanat Konseyi'nden altın madalya kazanmış. Kimi de İranlı hattat Azim Bedri Goki gibi artık İstanbul'a yerleşmiş, çalışmalarına merkezde devam ediyor. Sergiye Pakistan'dan yoğun bir katılım olduğu görülüyor. Bazılarının Türkiye muhabbetleri işlerine de yansımış. Hira Zubair'in ‘Büyük Türkiye', ‘Türk Denizi' isimli minyatürleri bunun göstergesi.

Klasik ve modern bir arada

Sergide hem klasik hem de modern tarzda çalışmalar yer alıyor. Azim Bedri'nin renkli hatları ile Saima Fahad'ın kırmızı, mavi ve yeşil renklerle yazdığı Peygamberimiz'in ismi, ülkemiz için oldukça marjinal. Serginin küratörü Erkan Doğanay'a göre böyle bir çalışma Türkiye'de yapılsa tepki çeker fakat sonuçta bu eserler, günümüze ait. Bu dönemin şartlarını, ruhunu ifade ediyor.

Ramazan'da yapılan kültür sanat etkinlikleri yıllardır amatör çizgiden kurtulamıyor. Tiyatroyu çadır, İslam sanatlarını süsleme sanatı olarak algılayan bir yaklaşım hakim. Beş sene önce Ramazan etkinliği olarak planlanan, daha sonra hem İslam coğrafyasının sanatçılarını bir araya getirme amacına evrilen, hem de İslam sanatlarının gelişmesine katkıda bulunan, aynı zamanda ülkemizin hoca ve öğrencilerini buluşturan ‘Meşk' sergileri, bu anlayıştan farklı bir yerde duruyor.

Hoca-öğrenci demişken, Mamure Öz (tezhip), Semih İrteş (tezhip), Savaş Çevik (hat), Dürdane Ünver (kat'ı), Taner Alakuş (minyatür), Alparslan Babaoğlu (ebru), Süleyman Berk (hat), Sadrettin Özçimi (ebru) gibi günümüzün ustalarının eserleri, Meşk'te öğrencileriyle birlikte sergileniyor. “Uluslararası Geleneksel Sanat Buluşmaları-Meşk V” sergisi, temmuz sonuna kadar görülebilir.

‘Sergi, bir enstitüye dönüştü’

 

Erkan Doğanay (Küratör): “Sergimiz iki açıdan önemli. Birincisi, İslam coğrafyasından eserlerin birbiriyle ilişkisini, ilintisini ve eleştirisini yan yana koyduğunuz zaman görebiliyorsunuz. İkincisi Meşk, giderek tüm ülkeler arasında ortak bir enstitüye dönüştü. 'Ortak dil yakalayabilir miyiz?' diye yönümüzü İslam ülkelerine döndürdük. Üç yılda zincir genişledi. Sanatın zaten birleştirici yönü var. Sergimiz güzel şeylere de vesile oluyor. Cezayir'de her sene minyatür festivali düzenlenir. Cezayirli sanatçı, hem sergimize katılmak hem de Türk minyatür sanatçılarını tanımak için buradaki, ülkesindeki festivale sanatçılarımızı davet etmek istiyor.”


Azim Bedri Goki

Fatih Özkafa


Cilt sanatçısı İslam Seçen'in bir çalışması.







Sergi hazırlanırken...
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ



5 Haziran 2014 Perşembe

‘Çarşambayı Sel Aldı’ minyatürü tazminat kazandırdı

5 Haziran 2014
Minyatür sanatçısı Nilgün Gencer, 1992’de yaptığı “Çarşambayı Sel Aldı” türküsünün minyatüründen tazminat kazandı. Samsun Çarşamba Belediyesi, izin almadan ve telif vermeden minyatürün rölyefini yaptırınca sanatçıya 10 bin TL ödedi.
Sanat, sanatçı, telif, telif hakkı gibi meselelerin çok tartışıldığı günümüzde Samsun’un Çarşamba ilçesinden güzel bir haber geldi. Minyatür sanatçısı Nilgün Gencer’in 1992 yılında yaptığı, ilçenin adıyla bütünleşen, ünlü “Çarşambayı Sel Aldı” türküsünün minyatürü Gencer’e tazminat kazandırdı.

Olay şöyle: Çarşambalı yazar Turgut Çeviker, 1992 yılında memleketiyle ilgili kent yıllığı hazırlar. Bu eser Çeviker için önemlidir, kitapta şehrin mimari kimliği ile ilgili araştırmalara, fikirlere ve önerilerine yer verir. Ünlü türkünün hikayesini de ilçenin ileri gelen büyüklerinden Faik Okutgen’den derler, sonra da Nilgün Gencer’e minyatürünü yaptırır. Kitap, aynı yıl İris Yayınları tarafından 1500 adet basılarak yayımlanır. Üç parça halinde, 14x20 ebatlarındaki minyatürler de kitaba sponsor olan Tekofaks’ın sahibi, sanatsever Ayhan Bermek’e hediye edilir.

İstanbul Kadıköy’de yaşayan Çeviker’e, 2000’li yılların başında belediyeden bir telefon gelir. Kitabın, “Çarşamba’ya öneriler: Kent Müzesi” bölümündeki fikirleri nedeniyle aranan Çeviker, belediye tarafından şehre davet edilir ve dönemin başkanı Hüseyin Dündar ile görüşür. Çeviker, Çarşambalıların ada diye tanımladığı kent içindeki Yeşilırmak’ın Doğu Yakası’ndaki bölgenin tümüyle bir yaşam alanına çevrileceğini ve içine kent müzesi yapılacağını bu görüşmede öğrenir, nihayetinde gençlik yıllarından beri kurduğu kent müzesi hayalini paylaşır. Böylece projede birlikte çalışma kararı alırlar.

Çeviker, sonrasında gelişen olayları şöyle anlatıyor:
“Bu görüşmeden bir süre sonra Hüseyin Dündar, beni adaya götürdü. Yıkılan Şehir Kulübü’nün olduğu yerden adaya doğru yürürken bana yüzlerce metre uzanan istinat duvarını göstererek ‘Bu duvara bir şeyler yapılsın istiyorum; ne yapabiliriz?’ dedi. Benim o konuda bir düşüncem vardı zaten; profesyonel ve yerel ressamların çizeceği bir “Çarşamba’yı Sel Aldı” türküsü resimlemesinin rölyef olarak yapılması. Ama ne kent müzesi ne de bu çalışmayla ilgili kimseden ses çıkmadı epey zaman. Kente yıllık olağan ziyaretim sırasında müze projesinden vazgeçildiğini öğrendim. Bana kimse haber vermemişti, aldığım cevap, ‘Ötesini başkan bilir.’ şeklindeydi. Oradan ayrıldım ve adaya doğru gezintiye çıktım. İstinat duvarının Rahtıvan Paşa Camii hizasındaki bölümünde üç parça olarak dev rölyefle karşılaşınca başımdan aşağı kaynar sular boşaldı. “Çarşamba’yı Sel Aldı” minyatürü -rivayetiyle birlikte- karşımda rölyef olarak duruyordu. Yanına ise türkünün en tanınmış yorumcusu Yıldıray Çınar için anıt dikilmişti. Rölyefin dışında şöyle bir imza yer alıyor: “SAM Art”. İmzanın altında sünnetçi ilânlarını anımsatırcasına bir de telefon numarası vardı.”

Turgut Çeviker ve Nilgün Gencer’in 2008’de açtığı dava, aslında 2012’de sonuçlanmıştı ama Çarşamba Belediyesi Yargıtay’a başvurunca 2013’e uzadı sonuçlanması. Belediye ise epeyce uzun bir aralıktan sonra tazminatları “minyatür” ve “rivayet” telifi olarak geçen ay taraflara ödedi. Gencer 10 bin TL, Çeviker ise 5 bin TL kazandı.

Dava 6 yıl sürdü

Nilgün Gencer: “Çarşamba Belediyesi'nin eserime teveccüh göstermesi önemli elbette. Benim açımdan güzel bir şey. Ama bunu yaparken ne benden, ne de Turgut Bey'den izin aldılar. İzin almadıkları gibi rölyefi yapan kişi, kendi imzasını atmış esere. Böyle olunca birlikte dava açmaya karar verdik.”

Turgut Çeviker: “İstanbul ve Ankara'daki yaşamım boyunca kent, kentlerin tarih ve çevre bağları konusunda çok ilgilendim. Ankara Belediyesi'nde –üniversite yıllarımda– kültür sekreteri olarak çalıştım (1978-80). Yayıncılık alanının birçok yönünde çalışmış bir kişi olarak kentime bir armağan vermek istedim. Bu çabanın da onun "görünüş"ünü güzelleştireceğini düşündüm. Kitap çıktığında sıra dışı bir ilgi gördü. Birçok yazar, araştırmacı dostum –Çarşamba Kitabı'nın esiniyle– kentleri için kitap hazırlığına girişti. Çarşamba Kitabı'nı hazırlarken halk bilim önemliydi; bu konuda kentin en önemli ve de tek kişisi -ne yazık ki, yakın yıllarda yitirdiğimiz- Faik Okutgen idi. O, aileden bir manifaturacıydı; halk müziği sanatçısıydı ve kentinin birçok türküsünü derlemiş; kendi birçok türkü yakmıştı. “Çarşamba'yı Sel Aldı”nın rivayetini ondan dinlemiş, ancak kitapta yer alan son biçimini ben vermiştim.”

Çarşamba'yı Sel Aldı Minyatürü I

Çarşamba'yı Sel Aldı Minyatürü II

Çarşamba'yı Sel Aldı Minyatürü III

 
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ




24 Mayıs 2014 Cumartesi

Soma ‘hat’ından, Sekizinci Söz’ün minyatürüne

24 Mayıs 2014
Kumbaracı4 Türk İslam Eserleri Sanat Galerisi’nde açılan “Noktadan Renklere Yolculuk” sergisi, hoca ve öğrencilerinin eserlerini bir araya getirdi. Hoca Muhammed Mağ, sergide, Soma’yı Nahl sûresinin 114. ayetinden iktibas ettiği hat ile anlattı, öğrencisi Kübra Zencer ise Sekizinci Söz’deki temsilî hikâyenin minyatürüyle hocasına eşlik etti.

Noktadan Renklere Yolculuk sergisi 17 Haziran’a kadar görülebilir. Sergideki “Helal ve temiz olanı yeyin.” yazan Soma eserinden elde edilecek gelir, Soma’ya bağışlanacak.
Soma maden ocağında 13 Mayıs’ta meydana gelen patlama ile Tophane’deki Kumbaracı4 Türk İslam Eserleri Sanat Galerisi’nde olaydan iki gün sonra açılan Noktadan Renklere Yolculuk sergisinin aynı dönemlere denk gelmesi elbette tesadüf değil. Hayatımızdaki pek çok şey gibi bir tevafukun parçası. Hoca, hat ve tezhip sanatçısı Muhammed Mağ ve 6 farklı şehirde yetiştirdiği 15 öğrencinin eserlerini bir araya getiren sergiye, Neslihan Duran ve Elif Birkan Bursa’dan, Merve Aydoğan Olgun, Hilal Güçlü, Elif Özkan, Esra Özkan, Yasemin Özçelik Kadıoğlu, Şükran Kaygusuz ve Semra Şahsuvaroğlu Ankara’dan, Yavuz Albayrak Adıyaman’dan, Firdevs Yağcı Eskişehir’den, Elif Güleroğlu Canbay, Kübra Zencer, Hacer Bingöl İstanbul’dan, Mürüvvet Avcı Bilgin Çanakkale’den katılıyor. Kimi minyatür, kimi hat, kimi tezhip, kimi de kalemişi çalışmasıyla…
Muhammed Mağ ve öğrencieri.


Sergide dikkat çeken eserlerin başında Muhammed Mağ’ın Soma’da meydana gelen kazadan duyduğu üzüntüyü dile getirdiği, adı da ‘Soma’ olan hat geliyor. Kömür tozu ile karartılmış kâğıt üzerine yazılan Nahl sûresinin 114. ayetinden iktibas ettiği “Helal ve temiz olanı yeyin”e, Kübra Zencer’in elinden çıkan, Bediüzzaman Said Nursi’nin Sekizinci Söz’de anlattığı temsili hikâyenin minyatürü eşlik ediyor. Ağaç, meyve, ejderha, aslan, kuyu metaforlarının yer aldığı Sekizinci Söz, genel itibarıyla insanın inanç ve iman ihtiyacı üzerinde duruyor ve bu ihtiyacı, uzun bir yola çıkan iki kardeş üzerinden anlatıyor. Hikâye şöyle: “Eski zamanda, iki kardeş uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Gitgide ta yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ona sordular: ‘Hangi yol iyidir?’ Dedi ki: ‘Sağ yolda kanun ve nizama tebaiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekavet vardır. Şimdi intihaptaki ihtiyar sizdedir.’Bunu dinledikten sonra, güzel huylu kardeş sağ yola ‘Tevekkeltü alâllah’ deyip gitti ve nizam ve intizama tebaiyeti kabul etti. Diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zahiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayalen takip ediyoruz: İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide ta hâli bir sahrâya (çöle) girdi. Birden müthiş bir sada işitti. Baktı ki, dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı, ta altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz, biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki, arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha, içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüp etmiş. Ağzı, kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşerat, etrafını sarmışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdır. Fakat, harika olarak, muhtelif çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar, başında yemişleri var. İşte, şu adam, sû-i fehminden, akılsızlığından anlamıyor ki, bu adi bir iş değildir. Bu işler tesadüfî olamaz…”



Kübra Zencer, Üstad’dan mülhem eserinde kullandığı her metaforun başka bir şeyi ifade ettiğini söylüyor. Siyah ve beyaz fare, gece ile gündüzü, kuyu insanın ömrünü, aslanın kudreti ölümü, ağaç ömrümüzün müddetini, ejderha berzahı, ağaç ve sunulan meyveler Allah’ı ve verdiği nimetleri... Kişinin bakışına göre berzah, zindan da olabilir, cennet bahçelerinden bir bahçe de. Güzel düşünen için bunlar bir işarettir ve bunu anlayan kişiye her şey bir anda dost olur. Soma’daki acıyı anlatan hat’ı tamamlayacak en güzel eser, -biraz da cevap aslında- bu minyatür olsa gerek.

Muhammed Mağ