5 Ekim 2017 Perşembe

Narmanlı Han ve Hermann Hesse’nin ‘tek göz odası’

5 Ekim 2017 
 Nobel ödüllü yazar Hermann Hesse, doğumunun 140. yılında anılıyor. Bugünlerde Avrupa ülkelerinde onunla ilgili pek çok anma programına, sergiye, konferansa denk geliyorsunuz. Yaşadığı her yer müze yapılmış. Hesse'nin bir yazar olarak kök salmasına vesile olan, üç yıl çalıştığı 60 metrekarelik Heckenhauer adlı sahaf, Ahmed Hamdi Tanpınar'ın Narmanlı Han'daki odasından farklı değil.
Türkiye’de Narmanlı Han tartışmalarının başladığı günlerde yolum Tübingen’e düşmüştü. Ne hanı restore eden mimar Sinan Genim’in “Ev diyorsunuz, diyorsunuz ama tek göz bir oda. Ahmet Hamdi Tanpınar burada yaşadı demek utanç verici.” açıklamasından haberim var, ne de kopan gürültüden. Aslında Tübingen’e geliş nedenim, Tübingen Modern Sanat’taki (Tübingen Kunsthalle) Şirin Neşat sergisini görmekti. Gündüz sergiyi gezip akşam geri dönecektim. Fakat oradan çıktıktan sonra şehir meydanına indim.

Tübingen Almanya’nın küçük ama güzel şehirlerinden biri. Şairler ve düşünürler şehri olarak anılıyor. Son yıllarda ise ‘Buchstadt’ (kitap şehri) olmak için çabalıyor. Almanya’nın en eski üniversitelerinden birine de ev sahipliği yapıyor. Kimilerine göre romantik bir kent Tübingen. Şehrin ortasından geçen Neckar nehrinde, Stocherkahn adı verilen sehrin sembollerinden gondollarla yapılan geziler bu romantizmin nedeni. Markplatz dedikleri meydanda gezerken, tipik Alman mimarisinin örneklerinden olan evlerden birinin kapısında şu yazıyla karşılaştım: “Hermann Hesse, 1895-1899 yılları arasında buradaki kitapçıda çalıştı.”

Bu güzel sürpriz beni epey heyecanlandırmıştı ama artık müze olan sahaf-kitapçı kapalıydı. Ertesi gün pazar olduğu için müzeyi görme şansımı kaybettiğimi düşünürken, kapıda yarın iki ile altı arasında açık olduğu yazıyordu. 1,5 Euro’ya rehberli bir tur bile vardı. Tur düzenlediklerine göre bayağı büyük bir yer diye düşünmüştüm. Fakat ücret tuhaftı. Ertesi gün müzenin kapısındaydım. İçeri girdim, uzun bir koridordan geçtim, iki-üç basamak çıktım ve 60 metrekarelik kitapçıya giriverdim. Bir anda 1800’lere gidip geri döndüm. Mekan yenilenmişti ama o dönemin atmosferi yerinde duruyordu. Her yer buram buram eski kitap ve ahşap kokuyordu. Hesse’nin dokunduğu 150 yıllık kitap rafı ve kalın ciltli kitaplar korunmuştu. Aşağıdan yukarıya dönerek çıkan sarmal merdiven yine o yıllara aitti. Ahşap zemin, kapılar, pencereler aynıydı. Yeni olanlar, yazarın ilk şiirleri, eserleri ve yazılarından alıntıların sergilendiği 5 adet camlı vitrindi. Her yerde tabi ki Hesse’nin fotoğrafları vardı. Soldaki duvara giydirilen yeşilimsi tonların hakim olduğu portresi o yılların ruhuna uygundu.

Hermann Hesse 140 yaşında

Hesse Kabinett Tübingen adıyla 2013’te açılan bu küçük müze, o güne kadar kitabevinin ikinci sahibi Carl August Sonnewald (1852-1932) ailesinin varisleri tarafından işletiliyor (ilk sahibi Johann Immanuel Heckenhauer, 1823). Son sahibi Roger Sonnewald (6. kuşak), 2011’de belediyeye giderek buranın müzeye dönüştürülmesini teklif ediyor. Sloganını ‘Kitap Şehri Tübingen-Tübingen Buchstadt’ yapmak isteyen belediye, fikri hemen kabul ediyor.

Tübingen, Hesse’nin dışında felsefeci Friedrich Hölderlin’in de yaşadığı şehir. Ayrıca kitapçının bitişiğindeki, adı Cotta Haus adlı merkezde 1810’a kadar klasik Alman edebiyatından Goethe, Schiller ve Uhr’un eserleri yayınlanıyor.



Belediye Roger Sonnewald’dan bu şirin sahaf dükkanını alabilmek için önce bağış kampanyası başlatıyor. İlk etapta 40 bin Euro toplanıyor. Sonra Porsche’e sponsor oluyor ve 100 bin Euro veriyor. Diğer sponsorlardan toplanan paralarla birlikte toplamda 190 bin Euro ödenip dükkan aileden satın alınıyor. Ama tamamı değil. Kitap satışına devam edebilmek için küçük bir bölüm bayan Sonnewald’a kalıyor. 35 metrekare. Müzeye girince göreceksiniz, bu bölüm camlı bir kapı ile ayrılmış. Müzenin adında ‘kabine’ kelimesinin geçmesinin nedeni de bu. Kabinett Almanca’da önemli eserlerin bulunduğu yan oda anlamına geliyor. Yaklaşık 300 bin Euro harcanarak restore edilen müze 2013’te açılıyor.

 “Die Jugend des Dichters der Jugend-Genç Şairlerin Gençliği” müzenin teması, girişe büyük harflerle böyle yazmışlar. Hermann Hesse çıraklık yıllarını burada geçiriyor. Bütün edebi ve felsefi okumalarını burada bitiriyor. Disiplinli bir çalışma hayatı var. Haftada altı gün, günde 11 saat çalışıyor. Görevi kitapların tozunu almak, yerlerine yerleştirmek. Muhasebeyle de ilgileniyor, faturaları tasnif ediyor. Ailesine yazdığı, müzede de sergilenen 1895 tarihli mektupta gününün nasıl geçtiğini şöyle anlatmış yazar:

“Yataktan yediye yirmi kala kalkıyorum. Yediyi geçerken bir kahve içiyorum. Dükkana yedi buçukta gidiyorum. Öğle yemeği 12 ya da 12.15’te. Bir, bir buçuk gibi tekrar işe başlıyorum. Eve dönüş yedi buçuk, sekiz gibi. Yatağa ona çeyrek kala ya da çeyrek geçe giriyorum.”



Hesse, aynı mektupta Tübingen’de kaldığı odanın planını da çizmiş, nerede ne var, neye ihtiyacı bulunuyor hepsini belirtmiş. Ayda 10 Mark kira verdiği oda, şehrin biraz dışında. Yazarın, ilk yazdığı şiirlerden Madonna’nın el yazması, ikinci kitabı ‘Eine Stunde hinter Mitternacht’ (Gece Yarısından Bir Saat Sonra) ilk baskısı ile ailesine yazdığı mektuplar müzenin özel belgeleri arasında. Kitap raflarında ise sarı levhalar üzerinde yazara ait sözler yazılmış.

Yaşadığı şehirler

Hesse, Tübingen’de sadece üç yılını geçiriyor. İz bıraktığı daha çok şehir var. Calw, Maulbronn, Basel, Gaienhofen, Berne ve Montagnola…Doğduğu şehir Cawl (Almanya), öldüğü şehir Montagnola (İsviçre), Bodensee (Almanya) ve bir süre yaşadığı şehir Ticino’daki (İtalya) evleri müze yapılmış, başka müzeler de var, adına vakıflar açılmış.

Mektupları için ise sadece bir araştırma merkezi kurulmuş. Gençlik yıllarında Hermann Hesse ile mektuplaşan Dr. Volker Michels’in öncülüğünde kurulan Offenbach’taki Hesse Editionsarchiv yazara ait büyük bir arşiv. Kronolojik olarak tasnif edilmiş 20 bin mektup, 3 bin kitap incelemesi, el yazması şiirleri, suluboya resimlerinin negatifleri (1000 adet), yüzlerce fotoğraf bulunuyor burada. Michels, Hesse konusunda uzman bir isim. Bütün çalışmalarının odak noktası o olmuş. 10 cilt olarak tasarlanan Hesse mektuplarının bir kısmını yayına hazırlamış. Müzelerin kurulma aşamasında da yer alıyor. Hermann Hesse Vakfı ise, her iki yılda bir yazar için önem arz eden bir şehirde etkinlik düzenliyor.

Hesse ile ilgili Avrupa’daki tüm kurumlar, isimler birbirleriyle bağlantılı çalışıyor. Kimse birbirinden bağımsız değil. Herkes el birliğiyle ona sahip çıkıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, Narmanlı Han’da üç değil, 7 sene yaşadı (1944-1951). Mahur Beste, Huzur, Sahnenin Dışındakiler ve Beş Şehir’i burada yazdı. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1933-1975, Aliye Berger 1930’lar-1974 yıllarında Narmanlı Handa’ydı. Velhasıl; yazarlara, şairlere, şiirlere, kitaplara sahip çıkmayı öğrenemedik. Bir yazarın 80 küsur yıllık hayatının küçük bir bölümüne tekabül eden Hesse Kabinett gibi müzeleri görünce bunun acısını daha çok hissediyoruz.

Doğduğu şehir Cawl


1990’da açılan Almanya Cawl’daki Hermann Hesse Müzesi, Nisan 2017’den bu yana şehirde Hesse için etkinlik düzenliyor. Annesi Marie Hesse’nin de doğumunun 175. yıl dönümü olması nedeniyle Cawl bu yıl epeyce hareketli. www.calw.de/Hesse-Jubiläen/2017.

Öldüğü Şehir Montagnola

İsviçre Montagnola’daki Hermann Hesse Müzesi’nde Şubat 2018’e kadar devam eden ‘Hermann Hesse ve Müzisyen Arkadaşları’ sergisi var. Hesse’nin arkadaş çevresinde üç besteci bulunuyor: Volkmar Andreae (1879-1962), Fritz Brun (1878-1959) ve Othmar Schoeck (1886-1957). Sergide, bu dostluğun belgeleri yer alıyor; fotoğraflar, mektuplar, İtalya’ya yaptıkları geziler ve sesli şiirler…

Alman rock’ı ve Hesse


Alman rock müzisyeni, yazar ve ressam Udo Lindenberg adına kurulan Udo Lindenberg Vakfı'nın amacı, Hermann Hesse’nin hayatını ve eserini modern müzikle birleştirip geleceğe taşımak. Herman Hesse’den çok etkilenen Lindenberg, ‘Hesse metinlerim ve müziğim için ilham kaynağı oldu” diyor.

Ressam olarak Hermann Hesse

İsviçreli yazar Hermann Hesse aynı zamanda ressam. 40’lı yaşlarında resim yapmaya başlamasına rağmen ressam olarak öldükten sonra dikkat çekiyor. Yaptığı 3 bin suluboya resim yaşlılık döneminin eserleri. II. Dünya Savaşı’nın buhranlı günlerini ve babasının ölümüyle yaşadığı krizleri resim yaparak atlatıyor. Eserlerini genelde doğada yapıyor. Ticino’daki evinin civarında. 1970’li yıllardan bu yana ABD, Kanada, Avustralya veya Japonya’daki ve Avrupa ülkelerinde 50’nin üzerinde Hermann Hesse resim sergisi açılıyor. 16 Eylül’de bu sergilere bir yenisi daha eklendi.

Hesse’nin ilk evliliğinden (üç kez evleniyor) dünyaya gelen büyük oğlu Bruno Hesse de (1904-1999) ressam. İsviçreli ekspresyonist Cuno Amiet’in öğrencilerinden biri olan Bruno, Cenevre ve Paris’te sanat akademilerinde eğitim görüyor ve 1999’da ölene kadar resim yapıyor. Ormanlar, peyzajlar, evler, akarsular ve bahçeler en sevdiği motifler.




Merzig şehrindeki Museum Schloss Fellenberg, 16 Eylül’de ressam baba ve oğulu yan yana getiren bir sergi açtı. Hayat Renktir- Ressam Hermann Hesse ve oğlu Bruno (Farbe ist Leben-Hermann Hesse und sein Sohn Bruno als Maler) sergisindeki 139 eser, Bruno’nun torunu Simon Hesse koleksiyonuna ait. Hermann Hesse’nin 83, Bruno’nun 56 eseri yer alıyor sergide. Simon Hesse 8 Ekim pazar günü Museum Schloss Fellenberg’de babasını ve dedesini anlatacak. Serginin burada açılmasının nedeni, müzeye ismini veren şehrin ileri gelen sakinlerinden Wilhelm Tell von Fellenberg ile Hermann Hesse’nin yakın dostlukları.







 ozarslansevinc@gmail.com

15 Eylül 2017 Cuma

Yaşasın Matisse, yaşasın Bonnard!

15.09.2017 
Fransız modern resminin iki ismi Henri Matisse ve Pierre Bonnard’ı bir araya getiren Yaşasın Resim sergisi Frankfurt’taki Städel Müzesi'nde bugün açıldı. 14 Ocak 2018’e kadar devam edecek sergi, hem iki ressamın birbirlerinden nasıl etkilendiklerini, hem de 40 yıllık dostluklarını anlatıyor.





Edebiyatta, sinemada, tarihte büyük dostluklar yaşanmış. Charles Dickens Wilkie Collins ile, J.R.R Tolkien C.S Lewis ile, Truman Capote, Harper Lee ile uzun yıllar dost kalmış. Picasso’nun dostları ise bir kitaba konu olacak kadar geniş. Frankfurt’taki Städel Müzesi, resim sanatındaki dostluklardan birini gündeme getiriyor. 14 Eylül’de açılan Yaşasın Resim (Es lebe die Malerei!) adlı sergi, iyi dost olan Henri Matisse (1869-1954) ve Pierre Bonnard‘ın (1867-1947) birbirlerini nasıl etkilediklerini, karşılıklı diyalog halinde izleyiciye sunuyor. Dünyanın önemli müzelerinden toplanan 120 resim, heykel, çizim ve grafiklerden oluşan sergi ile, 20. yüzyılın başından İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen süreçte Avrupa avangardının gelişmesi de görülebiliyor.

Matisse ve Bonnard’ın nasıl tanıştıkları bilinmiyor. Fakat 1900’lü yılların başından beri sürekli görüşüyorlar, birbirlerini sık sık ziyaret ediyorlar. Matisse’nin 13 Ağustos 1925’te Bonnard’a Amsterdam’dan gönderdiği kartpostal 20 yıllık yazışmalarının başlangıcı oluyor. İki sanatçının dostluğu, Bonnard'ın ölümüne kadar devam ediyor. Bonnard öldükten sonra bir gazetede onun sanatını küçümseyen bir yazı çıkınca Matisse, gazeteye bir mektup yazarak arkadaşına sahip çıkıyor ve "Evet! Pierre Bonnard’ın bugün de gelecekte de büyük bir ressam olduğunu onaylıyorum." diyor.



Henri Matisse, 13 Ağustos 1925’te, Pierre Bonnard'a bir kartpostal gönderir. Arkadaşını yeni sergisine davet eden Matisse, kartpostala şu notu düşer: "Vive la peinture! / Yaşasın Resim". Frankfurt'taki Städel Müzesi’nde bu isimle açılan sergi, iki ressamın başyapıtlarını bir araya getiriyor.



Yaşasın Resim sergisi, iki bölüme ayrılmış. Küratör Daniel Zamani, alt kattan başlayan ilk bölümde önce ressamları tanıtıyor bize. İki ressamın atölyesinden, yaşamından fotoğraflar karşılıklı birbirini selamlıyor. Zeichen der Freundschaft (Arkadaşlıkları), Interior (ev içi), Fenstebilder (pencere resimleri), Stillleben (natürmort), Beriefwechsel (yazışmaları) ve nü’leri  olmak üzere yedi bölüme ayrılmış sergi. Son bölüm ise sadece Matisse’ye adanmış. Matisse, son yıllarında, 1940’larda renkli kağıtları makasla keserek resim yapıyor. Sanatçı, bu teknikle yaptığı eserlerini 1947’de Jazz adlı kitapta bir araya getiriyor. Sergide, o seriden 20 renkli tablo için bir oda düzenlenmiş.

 
Resimlerinde doğa, kadın ve yaşam temalarını işleyen Matisse ve Bonnard arasındaki etkileşim; benzer motifler ve temalar daha çok kendini ev içi ve pencere resimlerinde gösteriyor. Fakat iki ressam arasındaki derin ilişkiyi asıl yazışmalarında ortaya çıkıyor. 1930’lu yıllarda sık haberleşmeye başlayan sanatçılar, yoğun olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında yazışıyor. Kimi zaman mektup, kimi zaman kartpostal ile. Genelde günlük olaylardan bahsediyorlar birbirlerine. Hava durumunu, seyahatlerini ya da hastalıklarını anlatıyorlar. Hitapları da iki dosta yakışır gibi içten ve sıcak: Sevgili Matisse, Sevgili Bonnard ya da sevgili dostum… 1902’den 1946’ya kadar olan dönemi kapsayan yazışmalardan 62 adet bulunmuş.



İki sanatçının resim tutkusu aynı olsa da kişilikleri çok farklı. Bonnard, zayıf, hatta çelimsiz ve utangaç bir ressam. Genelde yalnız yaşıyor. Çağdaşları onu, oldukça tuhaf ve sessiz bir karakter olarak tanımlıyor. Matisse tam tersi. Kendinden emin bir duruşu ve kişiliği var. Lüks yaşamayı seviyor. Şoförü ile seyahat ediyor ve en şık otellerde konaklıyor.

Yaşasın Resim sergisinin ilham kaynağı ise, Städel Müzesi’nin 1988 yılından bu yana koleksiyonunda yer alan Bonnard’ın 1909 tarihli Reclining Nude Against a White and Blue Plaid adlı nü eseri. Matisse’nin de buna benzer bir çalışması vardır. Fakat, 1935 tarihli Grosser liegender Akt (Büyük Yalan) adlı bu eser, Baltimore Müzesi’ndedir. İki eser, Frankfurt’ta bir araya getirilerek Almanya’da ilk kez, klasik modernizmin iki ressamı buluşturulmuş oldu.  



Baltimore’un yanı sıra Paris, Chicago Sanat Enstitüsü, Londra Tate Modern, New York Modern Sanat Müzesi, St. Peterburg Hermitage Müzesi ve Washington Ulusal Sanat Galerisi’nden ödünç alınan eserlerin seçiminde, ünlü fotoğraf sanatçısı Henri Cartier-Bresson’ın karelerinin de etkisi var. Bilindiği gibi Bresson, 1944 yılında pek çok ressamı atölyesinde ziyaret ediyor ve onları en doğal halleriyle fotoğraflıyor. www.staedelmuseum.de/en/matisse-bonnard













20 Temmuz 2017 Perşembe

‘Orhan Pamuk’u listeden çıkarıyoruz’

20.07.2017 
'Orhan Pamuk Yasaklı Kitaplar Kütühanesi’nde’ haberimize Documenta 14 yönetimi açıklama gönderdi.
Fuarın iletişim sorumlusu Caroline Kim’in gönderdiği açıklama, ‘Haklısınız, Orhan Pamuk’un vakası aslında çok hassas. Resmi olarak Pamuk hiç yasaklanmadı, ancak bu çalışmanın başlangıç aşamasında araştırmacılarımızdan biri, Isparta’nın Sütçüler ilçesinde yaşanan bir olaya rastladı.’ diyerek başlıyor ve 2005 yılında yaşanan olayı anlatıyor. Dönemin kaymakamı Mustafa Altınpınar, halk kütüphanelerine ‘Türk milletinin onuruna leke getirdiği için’ Orhan Pamuk’un kitaplarını raflardan indirmeleri ve imha etmeleri emrini vermişti. İçişleri Bakanlığı, Sütçüler İlçe Kaymakamı Mustafa Altınpınar hakkında, Orhan Pamuk’un Ermeni soykırımına yönelik sözleri üzerine kamu kitaplıklarındaki kitaplarının toplatılarak imha edilmesi emri nedeniyle inceleme başlatmıştı. Ve Isparta Valisi İsa Parlak, “Kaymakam Altınpınar, yetkisini yanlış kullanmış. Netice olarak bu yanlış bir emirdir. Emir önceki gün iptal edildi. Valilik olarak gerekli uyarıları yaptık ve bu konu kapandı.” şeklinde açıklama yapmıştı.

Açıklamasına‚ ‘Sonuçta yerel bir yönetici de olsa bu girişim bir skandala yol açtı, bir tepki dalgası meydana geldi, yetkili daha sonra emrini resmen iptal etti, yetkisini aştığını açıkladı. Bu yaşanan resmi bir yasaklama veya sansür olarak kabul edilemez fakat araştırmamız sırasında pek çok ülkede resmen’ bir yasak bulunmasa da birtakım ‘gayrıresmi’ sansür yöntemleri uygulandığını gördük. Kitapların basılmaması, bir anda kağıt tükenmesi, yayıncı bulunamaması veya kitapların kütüphane raflarından toplanması gibi… Aslında bunlar da sansür anlamına gelir.’ diye devam eden Caroline Kim:

‘Biz, her yıl ‘Yasaklı Kitaplar Haftası’ düzenleyen Amerika Kütüphaneler Birliği ile temasa geçtik. Onlar bize yasaklanan ve engellenen kitaplar arasındaki farkı anlattılar. Onlar ‘Yasaklı Kitaplar Haftası’nda bu iki kategori arasında ayırım yapmadan engellenen ve yasaklanan kitapları bir arada değerlendiriyorlar. Yasaklanan kitapların büyük bir kısmı ‘resmen’ yasaklanmıyor ama okullardan ve kütüphanelerden çıkarılıyor. Engellenen kitaplara, genelde ailelerin talebiyle okullardan ve kütüphanelerden çıkarma uygulanıyor. Biz de, bu sanatsal çalışmamızda sıkça engellenen bu kitaplara da yer vermeyi uygun gördük çünkü ABD genelinde bu tür uygulamalar ifade özgürlüğüne müdahale olarak görülüyor. Bu sanat çalışması da bu girişimlere karşı bir duruşu sergiliyor. Bu nedenlerle, Orhan Pamuk’un kitaplarının bu sanat çalışmasına yer verdik ama haklısınız onların uzun yasaklı kitaplar listesinde bulunmaması gerekir. Ben de listeden çıkarılmasını isteyeceğim.’ diyor.

Almanya’nın Kassel şehrinde 10 Haziran’da açılan çağdaş sanat fuarı ‘Documenta 14’te bu yıl, Arjantinli sanatçı Martha Minujin’in tasarladığı ‘The Parthenon of Books- Kitapların Partenonu’nda tüm dünyadan 100 bin yasaklı kitap sergileniyor. Eserde, Türkiye’den Nazım Hikmet’in 5, Orhan Pamuk’un 2 ve Osman Pamukoğlu’nun 1 kitabı yer alıyor. Listeye göre Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı 2013’te, Kar ise 2014’te Türkiye’de yasaklandığı ifade edilmiş ve bu bilginin kaynağına ‘bireysel araştırma’ diye not düşülmüştü.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Nazım Hikmet ve Orhan Pamuk Yasaklı Kitaplar Tapınağı’nda

19.07.2017
Arjantinli sanatçı Marta Minujin'in 'Kitaplar Parthenonu’ adlı 'iş'inde tüm dünyadan yaklaşık 100 bin yasaklı kitap yer alıyor. Türkiye'den 8 kitabın bulunduğu tapınakta hiç yasaklanmayan Orhan Pamuk romanının yer alması ironik. 


Almanya’nın Kassel şehrinde beş yılda düzenlenen çağdaş sanat fuarı ‘Documenta 14′ devam ediyor. 10 Haziran’da açılan fuarda bu yıl 160’tan fazla uluslararası sanatçının, yaklaşık 150 eseri, kamu kurumları, meydanlar, sinemalar ve üniversiteler başta olmak üzere 40 farklı noktada sergileniyor.

Documenta 14’ün en ilgi çeken eseri, Marta Minujin’in tasarladığı ‘The Parthenon of Books- Kitapların Partenonu’. Atina’daki Parthenon Tapınağı’ndan esinlenerek inşa edilen eserin tüm sütunları, poşetlere geçirilmiş yasaklı kitaplarla dolu. Documenta’nın resmi sitesinde yayınlanan 70 bin eserin yer aldığı uzun listede, Türkiye’den Nazım Hikmet’in 5, Orhan Pamuk’un 2 ve Osman Pamukoğlu’nun 1 kitabı yer alıyor. Listeye göre Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı 2013’te, Kar ise 2014’te Türkiye’de yasaklanmış. Bu bilginin kaynağına ise ‘bireysel araştırma’ diye not düşülmüş. Orhan Pamuk’un kitapları Türkiye’de hiç yasaklanmadı. Documenta yönetimine, ‘listeye neden alındığını’ sorduk fakat bir cevap alamadık. Pamuk’a açılan ‘Türklüğe hakaret’ davasında aldığı tehditler ve tek tük kitaplarının yakılması nedeniyle bu listeye alınmış olması muhtemel. Pamuk’un internet ortamında kolayca ulaşılabileccek İngilizce biyografilerinde bu bilgilere sıklıkla yer veriliyor.

Listede Nazım Hikmet’in, ‘Bütün Eserleri’, ‘Dört Hapishaneden’, ‘Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim’, ‘Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri’, ‘Nazım Hikmet’in Bütün Eserleri-1 de yer alıyor. Bu yasaklara kaynak olarak Emin Karaca’nın Belge Yayınları tarafından basılan ‘Vaay Kitabın Başına Gelenler’ adlı araştırması kaynak gösteriliyor. Orman Pamukoğlu’nun ise ‘Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok adlı kitabının, 2006 ve 2008’de olmak üzere iki kez Türkiye’de yasaklandığına yer verilmiş. Bu bilginin kaynağı, Nuri Kayış ve Serhat Hürkan’ın hazırladığı, Sinemis Yayınları’nın yayınladığı Sansürsüz Sansür Tarihi (1795-2011) adlı eser.


TEMELİNDE BİLE KİTAP VAR

Friedrichplatz meydanındaki Kitaplar Parthenonu’nun temeli Ekim 2016’da atılmış ve harcın içine sanatçı elleriyle yasaklı kitaplardan koymuş. Daha sonra bir kampanya başlatılmış. Herkesten elindeki yasaklı kitapları bu tapınak için bağışlayarak katkıda bulunması istenmiş. Sergi, sona erene kadar kampanya devam ediyor. Postayla gelen ya da elden getirilen kitaplar, sütunlara eklenmeye devam ediyor.

HİTLER’İN KİTAP YAKTIĞI MEYDANA KURULDU

Eserin kurulduğu meydanın da tarihi bir anlamı var. Marta Munijin bu eseri aslında 1983’te kendi ülkesinde inşa ediyor ve o zaman 30 bin kitaba yer veriyor. Sanatçı, kitaplara askeri cunta tarafından el konulduğu ve kitapların kilit altında tutulduğu döneme gönderme yapmaya amaçlıyor. Friedrichplatz ise Nazilerin 1933’te Yahudi ve Marksist yazarlara karşı başlattığı sansür kampanyasında toplanan kitapların yakıldığı alan. Munijn, 34 yıl sonra tekrar aynı fikri Almanya’ya taşıyarak yasaklı kitapları gündeme getiriyor. Çünkü kitaplar hâlâ yasaklanıyor, yakılıyor, yok ediliyor.




KÜÇÜK PRENS ARJANTİN’DE, ALİCE HARİKALAR DİYARINDA ÇİN’DE YASAKLANMIŞ

Documenta’nın resmi sitesinde yayınlanan 170 yazarın yer aldığı kısa listedeki yasaklı kitaplardan bazıları aşağıda. Uzun liste incelenirse ortaya ‘hangi kitap, hangi ülkede, kaç yılında, kaç kere yasaklanmış gibi sorulara cevap veren bir veri ortaya çıkmış olacak. Mesela Küçük Prens Arjantin’de, Alice Harikalar Diyarında kitabının ise Çin’de yasaklandığını bu listeden öğreniyoruz.

Üç Kuruşluk Opera (Bertolt Brecht), Da Vincinin Şifresi (Dan Brown), Don Kişot (Cervantes), Simyacı (Paulo Coelho), Zahir (Paulo Coelho), Genç Werther‘in Acıları (Goethe), Faust (Goethe), Alice Harikalar Diyarında (Lewis Carrol), Medeniyet ve Sorunları (Sigmund Freud), Lysistrata (Aristofanes), Değişim (Franz Kafka) Son Tango (Nikos Kazancakis), Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (Milan Kundera), Hayvan Çiftliği (George Orwell), Şeytan Ayetleri (Salman Rüşdi), Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupery), Çavdar Tarlasında Çocuklar (J. D. Salinger), Gazap Üzümleri (John Steinbeck), Gulliver’in Maceraları (Jonathon Swift), Tom Sawyer’in Maceraları (Mark Twain), Candide (Voltaire), Türlerin Kökeni (Charles Darwin), Karamozov Kardeşler (Dostoyevski), Ecinniler (Dostoyevski), Anne Frank’ın Günlüğü (Anne Frank), Grimm Masalları (Grimm Kardeşler), Aslan Asker Schweik (Jaroslaw), Çanlar Kimin İçin Çalıyor (Ernest Hemingway), Silahlara Veda (E. Hemingway), Ulysses (Joyce James), Bülbülü Ölürmek (Harper Lee), 1984 (George Orwell), Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı (Pablo Neruda), Deccal (F. Nitzche), Sodom’un 120 Gün (Marquis de Sade), Harry Potter (J. K Rowling), Şiirler (Friedrich Schiller), Doktor Jivago (Boris Pasternak), Yengeç Dönencesi (Henry Miller)…


ASLINDA İSTANBUL’DA AÇILACAKTI

Documenta 14, bu yıl iki ayaklı gerçekleştirildi ve tarihinde ilk defa Almanya dışına çıkmış oldu. İlk ayak nisan ayında Atina’da başlamıştı. Mülteci sorunu, ekonomik kriz gibi konuların odak noktasında olduğu Atina’daki etkinliğin kavramsal teması ‘Learning from Athens-Atina’dan Öğrenmek’ti. Yaklaşık 300 bin kişinin ziyaret ettiği Atina’daki sergiler dün sona erdi. İkinci ve asıl ayağı ise Kassel’de 17 Eylül’e kadar devam edecek.

Türkiye’den Nevin Aladağ, Banu Cennetoğlu, Ardan Özmenoğlu, Pınar Öğrenci ve Erkan Özgen’in yer aldığı fuara, önceki yıllarda Kutluğ Ataman (2002), Halil Altındere (2007), Füsun Onur ve Cevdet Erek (2012) katılmıştı. Küratörlüğünü Adam Szymczyk’in yaptığı Documenta 14, son beş yılda dünyada yapılan önemli işleri bir arada sunarken, geleceğin sanatına da yön vermeyi amaçlıyor.

Documenta yönetimi, 14. çağdaş sanat fuarı için aslında önce İstanbul’u düşünmüş. Fakat güvenlik nedeniyle bu fikirden vazgeçmişler. İstanbul’da güvenlik başlı başına bir sorun, ama son bir yılda yakılan ve yasaklanan kitap sayısı düşünülürse Yasaklı Kitaplar Parthenonu‘nu İstanbul’da inşa etmek kolay olmazdı. (www.documenta14.de)



Kitaplar Parthenonu, Atina’daki Parthenon Tapınağı’ndan esinlenerek inşa edilmiş.
30 milyon bütçe ayrılmış

– Documenta, ilk kez 1955 yılında Arnold Bode tarafından açılıyor. Aynı zamanda öğretmen olan Bode’nin amacı, kültürel açıdan karanlık bir döneme giren Nazi Almanya’sındaki modern sanat çalışmalarını hızlandırmak.

– İlk Documenta’ya Picasso, Kandisky, Andy Warhol gibi günce sanat üzerine etkisi olduğu düşünülen sanatçılar katılmış.

– Fuar, 100 gün devam ettiği için ‘100 Günlük Müze’ olarak da adlandırılıyor.

– Alman devleti ‘Documenta 14’ için 30 milyon Euro bütçe ayırmış.

– Kassel 200 bin nüfuslu küçük bir şehir. Sergi vesilesiyle kente 1 milyon sanatseverin gelmesi bekleniyor.

Marta Munijin