4 Aralık 2015 Cuma

Ara Güler ile Picasso Antalya'da buluştu

4 Aralık 2015
Ara Güler, dünyaca ünlü ressam Picasso'yu 1971'de İspanya'daki atölyesinde fotoğraflamıştı. Sonra bir daha görüşemediler. Picasso, 1973'te öldü. İki dev sanatçı, yaklaşık 45 sene sonra Antalya'da buluştu. 16 Eylül'de sessiz sedasız açılan Antalya Kültür Sanat, ilk sergisinde Güler ve Picasso'nun eserlerini bir araya getiriyor.

Bugünlerde Türkiye'nin neredeyse tüm kültür-sanat basını Antalya'da. Önce 17 Kasım'da başlayan Antalya Uluslararası Piyano Festivali için yazar-çizer-muhabir takımı şehre iniş yaptı, ardından sinemacılar Altın Portakal için yola düştü. İki buçuk ay önce ise şehirde sessiz sedasız bir sanat merkezi açıldı. İlk sergisinde iki dev sanatçı; Pablo Picasso ve Ara Güler'i buluşturan Antalya Kültür Sanat'ın (AKS) resmi açılışının yapılacağı günlerde Dağlıca'da 16 asker şehit düşünce AKS'nin ve dolayısıyla serginin açılışı ertelenmiş, yerel çaplı küçük bir tören düzenlenmişti. Geçtiğimiz salı günü ise butik bir açılış gerçekleşti ve İstanbul'da kalan diğer gazeteciler bu sergiyi görmeye gitti.

Bu kadar sanat gazetecisini aynı anda bir araya getiren Anadolu'da kaç şehir var? Bu bile, Antalya'nın ‘kültür ve sanat kenti' olma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Fakat sanatın sadece ekim-kasım-aralık ayına sıkışması değil, tüm yıla yayılması önemli. Bu misyonu bundan sonra AKS göğüsleyecek. Daha 2,5 ayda iki sergiyi 7 bin 500 kişi gezmiş. Üstelik ziyaretçiler sadece yerli değil. AKS'nin bir misyonu da yılda 12 milyon turist ağırlayan Antalya'da, ticareti sahilden şehir merkezine taşıyabilmek. Bunu kısmen başarmışlar. Japon ve Alman turistler sergilere bir hayli ilgi göstermiş.

2016'da Andy Warhol geliyor
Picasso ve Ara Güler'den sonra ise şehre Andy Warhol sergisi gelecek. 17 Mart-28 Ağustos 2016 tarihleri arasında açılacak Warhol sergisi, Slovakya'nın ve Avrupa'nın en önemli özel koleksiyonlarından Zoya Müzesi koleksiyonundan derlenecek ve Warhol'un ikonik serilerini kapsayacak.

AKS'nin arkasında iki önemli kurum bulunuyor. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ve müzecilikte on yıllık tecrübeyi geride bırakan Suna-İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi. AKS'deki tüm sergilerin küratörlüğünü Pera Müzesi yürütecek. Pera Müzesi'nde, daha önce iki Picasso sergisi açılmıştı. İlki Mapfre Vakfı ile ikincisi İspanya Malaga'daki Picasso Vakfı ve sanatçının dünyaya geldiği müzeye dönüştürülen Picasso Evi Müzesi Koleksiyonu'ndan gelen bir seçkiyle. AKS'deki “Picasso: Kadın ve Boğa - Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler” sergisi için de yine müze evden 54 parça gravür ve baskı (1929-1964) geldi.

Picasso, kadın ve boğa...
Pablo Picasso, İspanya Málaga'da, Merced Meydanı'na bakan bu evde 1881'de doğdu. Çocukluğundan itibaren, annesi, iki kız kardeşi, iki teyzesi, bir büyükanne ve bir hizmetçiyle birlikte bu evde büyüdü, ailede kendisi dışındaki tek erkek babasıydı. Bu yüzden kadınlar, sanatçının hayatında önemli bir yer tutuyor. AKS'deki serginin en üst katı işte bu kadınlara ayrılmış. Bayan Rosengart, 1961’de evlendiği son eşi Jacqueline Raque, on yıllık hayat arkadaşı, son iki çocuğunun annesi genç ressam Claude, Paloma’nın annesi Françoise Gilot daima ilham perisi olur. Fakat hiçbir onunla mutlu olmaz, olamaz.

Bir alt katta ise boğa çizimleri sergileniyor. Picasso, Málaga'da geçen çocukluğu sırasında, boğa güreşlerine meraklı olan babası sayesinde boğalarla ilgilenmeye başlamış ve 1899'da ilk gravürü El Zurdo'dan itibaren, son yıllarına dek bu temayı eserlerinde işlemiş. Boğa, sanatçının hayatında öyle büyük bir yer tutar ki, Picasso’nun fotoğrafçılara boğa maskeleriyle poz vermeyi çok sever. Sergideki boğa gravürleri, daha görünüşüyle insanı korkutan boğaya sempatiyle, sevgiyle yaklaşmanızı sağlıyor. Özellikle kübizm etkisindeki t boğalara bakmaya doyamıyorsunuz…

Yaklaşık 2 bin metrelik bir alana sahip AKS'nin ikinci katında yer alan Ara Güler'in özel arşivinden derlenen “Işık ve Tarih: Ara Güler'in Gözüyle Antalya” sergisinde ise sanatçının Kaş, Patara, Xanthos, Myra, Pınara, Side ve Perge'de çektiği 40 fotoğraf sergileniyor. Antalya'ya ilk olarak Hayat dergisi için röportaj yapmaya gelen Ara Güler, o dönemde kentte havalimanı bile olmadığını hatırlıyor ve ilk izlenimini şöyle anlatıyor: “Antalya'ya her zaman sempatim olmuştur çünkü ışığı hem tatlıdır hem de sıcaktır. Ama sıcaklık bir felaket haline de gelebilir. Buna karşılık Antalya'nın özelliklerinden en mühim olanı etrafındaki harabelerdir, ama diyeceksin ki alt tarafı harabedir onlar. Hayır, onlar sadece harabe değillerdir. Onlar insanlarla konuşur; Bizans'tan beri, Roma'dan beri... O taşlar içinde bir hayat var. Akan bir su varsa sana bir şey mırıldanıyor.” Ancak, sanatçı, şimdiki Antalya'dan çok hoşnut değil. Niye olduğunu tahmin etmek zor değil.

Ara Güler, dünyaca ünlü ressam Picasso'yu 1971'de İspanya'daki atölyesinde fotoğraflamıştı. Sonra bir daha görüşemediler. Picasso, 1973'te öldü. İki dev sanatçı, yaklaşık 45 sene sonra Antalya'da buluştu. Elbette fiziki olarak değil, fakat her ikisinin de sanat aşkı ve ruhu o gün aramızda dolaşıyordu. iki sergi de 28 Şubat 2016'ya kadar açık kalacak.

Sinan Genim tasarladı 

Antalya Kültür Sanat'ı, İstanbul'daki Pera Müzesi'ni de restore eden mimar Sinan Genim tasarladı. Bu yüzden olsa gerek Pera Müzesi'yle oldukça benziyorlar. Sergi salonları, merdivenler, devam eden sergiyle ilgili asansöre giydirilen sanat eseri konsepti bile aynı. Kalekapısı'nda kentin tam merkezinde yer alan Antalya Kültür Sanat'ın binası ATSO'nun eski yönetim yeri. 1971-2008 tarihleri arasında ATSO'nun kullandığı bina 2013'te yıkılmış ve 2014'ün ilk aylarında temeli atılmış. Dalgalanıyormuş hissi uyandıran görüntüsüyle dikkat çeken binanın dış cephesine, gökkuşağı renklerini taşıyan dikey borular döşenmiş. Genim'e boruların ne ifade ettiğini sorduk, güzel bir hikâye anlattı:

“Bu yapının cephesinde yer alan boruların bir insan veya insan grupları olduğunu düşünmenizi  isterim. Beyaza veya siyaha boyanmış bu boruların çatıdan sokağa kadar dümdüz indiğini düşünün, bakınca ne görürüz, asker nizamı dizilmiş, hikayesi olmayan renksiz ve ruhsuz bir görüntü. Halbuki onların dalgalanmalarını, kendilerini özgürce ifade etmelerini sağladığımızda ortaya bir hareket, alışılmışın dışında bir görüntü çıkıyor. Daha ötesi eğer onları renklendirir ve kendilerini daha fazla ifade etmelerine sağlarsak burada bir hikaye var diye düşünüyoruz.

Bu boruların hepsi sıkı sıkıya arkalarındaki yüzeye, ait oldukları yere, var olmalarını sağlayan yapıya bağlılar. Bu bağlantılar gördüğünüz gibi birer kelepçe değil, kimi kısa, kimi dalgalanmaya imkan verecek kadar uzun ve dikkat etmediğinizde görülmez haldeler. Boruların birbirlerine değmeden özgürce dalgalanmalarına ve renklerini ifade etmelerine imkan veriyorlar. Eğer onların her rüzgârda sallanıp birbirlerine sertçe veyahut yumuşakça değmelerine olanak verseydik, birbirlerine zarar verir, boyalarının dökülüp paslanmalarına sebep olurduk.

Eğer yeterince sıkı sıkıya bağlı olmasalardı bir süre sonra yerlerinden kopup hem birbirlerine hem de çevrelerine zarar verebilirlerdi. Burada gördüğünüz düz borular hukuk, adalet, güvenlik gibi esnetilmeye müsait olmayan konuları, dalgalanmalar sanat, edebiyat, ticaret, sanayi gibi günün şartlarına ve dünyanın gelişimine uyumlu atılımları ifade ediyor. Düşüncede özgür, eylemde sınırlı olduğumuzun görsel bir ifadesi. Bu cephe düzeni bize gelişmiş bir toplumu hatırlatmalı. Herkesin birbirine saygı duyduğu, düşüncesinde ve yaşamında kendini istediği gibi ifade edebildiği, kimsenin bir diğerinin özgürlük ve düşünce alanına müdahale etmediği bir ülke... Amacımız çukurlarda toplaşmak yerine doruklarda birleşmek olmalı.”

‘AVM değil, sanat merkezi olsun istedik' 


Sinan Genim, Suna-İnan Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç, ATSO Başkanı Davut Çetin, Pera Müzesi Müdürü Özalp Birol.


Serginin açılışına Suna ve İnan Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç, Sinan Genim, ATSO Başkanı Davut Çetin ve Pera Müzesi Müdürü Özalp Birol birlikte katıldı. Otuz bini aşkın üyeye sahip olan ATSO Başkanı Çetin, “Antalya'da böyle bir kültür sanat merkezi yoktu. Bu tür sergiler genelde İstanbul'da açılıyor. Biz Antalya'nın kültür ve sanatına yeni bir cephe açmak istedik. Kent merkezindeki binamızı gelir sağlayıcı bir projeye, sözgelimi AVM ya da iş merkezine dönüştürmektense, bir kültür sanat platformu olarak değerlendirmeyi tercih ettik.” dedi.
İnan Kıraç ise, “İstanbul'da on yıllık bir müzecilik tecrübemiz var. Aşağı yukarı 1 milyon 200 bin kişi sergilerimizi ziyaret etti. Vakfımız, on yılda yalnızca Pera Müzesi etkinliklerine 30 milyon lira ayırdı. Bu demek oluyor ki her gelen ziyaretçiden biz para almadık, cebine de 20 lira koyduk. Bu elbette böyle olacak, başka yolu yok. Fakat bu tür yatırımları bunu kaldırabilecek gruplar yapabilir. O nedenle ATSO Türkiye'deki diğer sanayi ve ticari odalarına örnek olacak. Başka bir şey daha söyleyeyim. Antalya Müzesi'ni yılda 71 bin kişi geziyor. Bu kadar eserin bir arada olduğu, böyle güzellikte bir müzeyi pazarlayamıyoruz. Avrupa'daki bu tarz bir müzenin kabul ettiği ziyaretçi sayısı yılda 3 milyondan başlıyor. Bu rakamlara ulaşabilmek için ATSO gibi kurumlara daha çok ihtiyaç var.” diye konuştu.

Kıraç, Kaleiçi'nin de önümüzdeki on yılda Antalya'nın en önemli bölgesi olacağını söylüyor. Bu konudaki vizyonu ise şöyle çiziyor: “Fransa Nice'te Kaleiçi'nden daha küçük bir bölgede, yılda 400 milyon dolarlık resim yalnız ABD'ye satılıyor. Dolayısıyla biz buraya sanatçıları, sanatseverleri getirebilmeliyiz. İleride burası sanatkarların yaşadığı bir bölge olacak.”

“Picasso: Kadın ve Boğa - Doğduğu Evden Gravürler ve Seramikler” sergisinden kareler...






















“Işık ve Tarih: Ara Güler'in Gözüyle Antalya”sergisinden kareler...






HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ


SERGİYİ GÖRMEYE İSTANBUL'DAN ANTALYA'YA GİDEN KÜLTÜR-SANAT BASINI





26 Kasım 2015 Perşembe

René Char ve ressam arkadaşları

26 Kasım 2015 
Fransızların, ‘direniş şairi' diye tanımladıkları René Char'ın, ressamlarla yakın dostluğu biliniyordu. Kimi onun elyazması şiirlerine desen çizmiş, kimiyle de birlikte sergi açmışlar. Chiviyazıları Yayınevi, o çizimlerin bir kısmını “René Char: Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri” adlı kitapta yayınladı. Char uzmanı olarak tanınan Fransız Serge Velay'ın yazdığı eser, şairi yakından tanımak isteyenler için de iyi bir kaynak.

Fransız şair René Char (1907-1988) hakkında ağustos ayında önemli bir eser yayımlandı. İki iyi dost olan Albert Camus ve Char'ın, 1946-1959 yılları arasında birbirlerine yolladıkları mektupları Yapı Kredi Yayınları “Yazışmalar” adıyla Türkçeye kazandırdı. Fransa'da 2007'de çıkan ve uzun bir araştırmanın ürünü bu eser, edebiyat tarihi açısından değerli bir çalışmaydı. Üç ay sonra, bu kez Chiviyazıları Yayınevi, Char ile ilgili yine önemli bir kitabı okura sundu. “René Char: Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri” sadece edebiyat değil, resim tarihini de yakından ilgilendiriyor. Pablo Picasso, Salvador Dali, Joan Miro, Alberto Giocametti, Henri Matisse, Vasiliy Kandisky, Georges Braque, Max Ernst gibi ünlü ressam ve heykeltıraşların René Char'ın şiirleri için çizdikleri desen, illüstrasyon ve süslemelere yer veren eser, edebi dostluktan doğan ebedi bir yolculuğun izlerini taşıyor.

René Char'ın, çağdaşı olan ressamlarla yakın dostluğu biliniyordu. Kendisi de resim yapıyor, modern resim üzerine yazılar yazıyor. Açtığı birkaç serginin afişine de kitapta yer verilmiş. Paris Musee D'art Moderne'de (Modern Sanat Müzesi) 1971'de “Char ve Resimleri” adlı bir sergi açılıyor. 1963'te Paris Üniversitesi Bibliotheque Litteraire kütüphanesinde açılan sergi, “Georges Braque ve Rene Char” adını taşıyor. 1969'da ise yine Paris Musee D'art Moderne'de Ceret (Ceret Modern Sanat Müzesi) “René Char'a Armağan” sergisi açılıyor. Bu sergide Char'a hediye edilen resimler yer alıyor ama hangi ressamlara ait eserlerin olduğu bilgisi kitapta yok maalesef.

En önemli sergi ise 1980'de Fransa milli kütüphanesi Bibliotheque Nationale'de açılan “XX. Yüzyıl Ressamlarınca Süslenmiş René Char Elyazmaları”. Çünkü “René Char: Yaşamı, Sanatı ve Şiirleri” kitabındaki çizimler, bu sergiden. Matisse'in deseni hariç diğer ressamların eserleri Türkiye'de ilk kez yayınlanıyor. Matisse'in Char şiirleri için yaptığı 16 deseni, 1980'de Ada Yayınları tarafından yayımlanan ‘Seçme Şiirler' kitabında yer almıştı.

ARTINE, DALI'NİN ÇİZİMİYLE YAYINLANIYOR


Joan Miro, Char'ın el yazması şiirlerini renklendirmiş.
 Peki, hangi ressam Char için ne çizmiş? Salvador Dali, şairin yaşamöyküsünü anlattığı ilk kitaplarından Artine'e, Kandisky, ‘Le Marteaue Sans Maitre' (Ustası Olmayan Çekiç) adlı şiir kitabına illüstrasyon çiziyor. Alman ressam, heykeltıraş Max Ernst, “Fete des Arbres et du Chasseur” (Ağaçların ve Avcıların Bayramı) adlı şiir kitabını, heykeltıraş Alberto Giacometti “Poemes des Deux Annees” (İki Yılın Şiirleri) kitabının ilk baskısını resimliyor. Katalan ressam Joan Miro, Char'ın elyazması şiirlerini renklendirmiş. Kitap siyah-beyaz olsa da kenar süsü şeklindeki bu çizimler oldukça heyecan verici.

René Char'ın ressamlar arasında Picasso ile daha yakın olduğu söylenebilir. Kitapta, iki dostun birlikte çekilmiş ve hallerinden oldukça eğlendikleri anlaşılan karelerinin yanı sıra Picasso'nun iki eseri var. “Dependance de L'adieu” (Veda Bağımlılığı) şiiri için yaptığı bir illüstrasyon ile II. Dünya Savaşı'na katılan ve Fransa'da devrimci hareketlerde bulunan Char'ın “La Provence Point Omega” bildirisi için yaptığı desen. Char'ın, savaş dönemindeki edebi suskunluktan önce yayınlanmış son şiiri “Enfants qui Cribliez d'Olivies”i de Picasso resimliyor fakat kitapta bu çizim bulunmuyor. Ressam Georges Braque ise onun, suların kirletilmesine karşı yazdığı “Soleil des Eaux” (Suların Güneşi) oyununa, güneş ve balık desenleri çiziyor.
Alberto Giacometti'nin “Poemes des Deux Annees” (İki Yılın Şiirleri) kitabının ilk baskısı için yaptığı illüstrasyon

Henri Matisse'in Le Peome Pulverise (Toza Dönüşen Şiir) şiirine yaptığı desen



Picasso'nun, “Dependance de L'adieu” (Veda Bağımlılığı) şiiri için yaptığı illüstrasyon

Salvador Dali'nin Artine için çizdiği illüstrasyon


Kandisky'nin ‘Le Marteaue Sans Maitre' (Ustası Olmayan Çekiç) adlı şiir kitabına çizdiği illüstrasyon


 Char'ın 44 şiiri de çevrilmiş  


Fransız edebiyat çevrelerinde René Char çalışmasıyla tanınan, şair, yazar ve araştırmacı Serge Velay'in* yazdığı kitabı Türkçeye, Mardin Artuklu Üniversitesi felsefe bölümü hocalarından Kenan Sarıalioğlu (üstte) çevirdi. Kitabın editörü ise şair-yazar Salih Bolat. Orijinal kitaptan farklı olarak Türkçe baskıda, Sarıalioğlu'nun Fransızca iki kitaptan seçtiği 44 şiir de yer alıyor. Char'ın şiirlerini daha önce Tahsin Saraç, Semih Rifat, Özdemir İnce, Fuat Çiftçi, Hilmi Yavuz, Cemal Süreya ve Cevat Çapan gibi isimler Türkçeye çevirdi. Adam, Ada, Armoni, Alkım ve YKY bu çevirileri farkı zamanlarda yayımladı. Aşağıya, René Char'ın en son Sarıalioğlu tarafından çevrilen “Yaşasın!” ve "Hakikat Özgür Kılacak Sizi" şiirini alıyoruz.

Yaşasın!

benim ülkemde, ilkyazın sevecen işaretleri
ve yarı çıplak kuşları yeğlemiştir uzak hedeflere
hakikat bir mumum yanında bekler şafağı
pencereye gerek yoktur
benim ülkemde heyecanlı insana sorulmaz heyecanı.
alabora olmuş bir sandalın üstünde kötü yürekli bir gölge yoktur.
gönülsüz günaydın, bilinmez benim ülkemde.
ancak çoğaltılıp geri verilebilen, ödünç alınır.
yapraklar, ülkemin ağaçlarında çok yapraklar vardır.
dallar özgürdü meyve vermemekte.
galibin iyi niyetine güvenilmez.
şükran duyulur, benim ülkemde.

Hakikat Özgür Kılacak Sizi

lambasın sen, gecesin sen
şu çatı penceresi senin bakışların için
yorgunluğun için, şu tahta döşeme
susuzluğun için, şu bir damla su
bütün duvarlar, ışığının doğurduğu çocuğa ait
ey tutsak kadın, ey Marieé 

* Chiviyazıları Yayınevi'nin sahibi Özcan Sapan, "Serge Velay'ı ekimde Akademi Kitabevi'nde konuk ettik. Şunu dedi bize: 'İnanın bütün samimiyetimle söylüyorum Paris'e dönünce yayıncım önüne bu kitabınızı koyacağım ve bu iş nasıl oluru görecek. Orijinalinden bile çok daha güzel oldu... Ben bu kitabı Fransızcaya mı çevirsem.' diyerek güldü." diyor. 


CHAR VE ARKADAŞLARI


Dali, Gala, Char, İspanya...



































































 


18 Kasım 2015 Çarşamba

‘Benimle Oynar Mısın' 41 yaşında

18 Kasım 2015 
Bülent Ortaçgil konserine gitmek için pek çok nedenimiz olabilir ama herhalde en önemlisi şarkılarının yanı sıra onun izleyicisiyle kurduğu samimi, sıcak muhabbet olmalı. Ortaçgil, önceki akşam ENKA İbrahim Betil Oditoryumu'nda verdiği konserde sanki kendisiyle mutfakta karşılıklı yemek yiyormuşuz gibi başlıyor söze... “Sizden bir ricam var. Lütfen ciddi bir dinleyici olmayın. Konuşmak, soru sormak serbesttir.” diyen Ortaçgil'e kulak vermeyip de ne yapalım! Daha o dakikadan itibaren günlerdir bozuk olan moralimiz düzeliyor ve "Hatta birlikte şarkı söyleyelim çünkü 40 yıl sonra şarkılarım popüler olmuştur." cümlesine gizlediği sitemkar, biraz da naif tebessümüne eşlik ediyoruz.

EN AZ SATAN ALBÜMÜYDÜ
     Ortaçgil, konserine en yeni şarkılarıyla başlıyor. 2011'de yayımladığı 'Sen' albümünün ilk şarkısı 'Hiç Canım Yanmaz' ve 'Denize Doğru' ile. Keyfi çok yerindeydi. Mütebessim bir çehresi, insanı ferahlatan ses tonu ve derviş sakinliği vardı. “Adını düşürenlere üzülsen değmez/Sesini kaybedenlerin bir şarkısı olmaz/Kararımı çoktan verdim/ Denize doğru”yu tamamladıktan sonra hepimize sordu: “Duyuyor musunuz sesimizi?” diye. Evet, herkes onu can kulağıyla dinliyordu. Kararını vermişti. O da bunu fark etmiş olmalı ki, “Şunu çal, bunu çal da diyebilirsiniz ama daha sonra. Şimdi ben aklımdakileri çalayım, sonra isteklerinizi söyleyebilirsiniz.” uyarısını ekledi. Bir kısım sanatçıların hakaret saydığı, istek parçalarımızı kağıt peçeteye yazıp göndersek belki onu da kabul edecekti. Bu aşmışlık, başka bir dünyanın insanlarına ait özellikler olmalı.


Bülent Ortaçgil, her şarkısını bitirdikten sonra kendi hikâyesine kapılar araladı, çoğu dinleyicinin duymadığı bilgiler paylaştı ve adeta kısa bir Ortaçgil tarihinde gezdirdi dinleyenleri. Mesela en sevilen şarkısı “Benimle Oynar mısın”ın yayınlanışının bu yıl 41. senesi. Şarkıyla aynı adı taşıyan albümü 1974 yılında çıkmıştı. Üstelik, onca yıl sonra popüler olan bu albüm 'Ortaçgil albümleri' içinde satış grafiği en düşük olandı. Konserden sonra yaptığımız imza sohbetinde dedi ki, “Biliyor musun, burada isimleri bulunanlardan birkaç kişi kaldı hayatta!” Albümün hazırlamasına emek veren 'Şat Yapım Yaylı Sazlar Topluluğu'nu kast ediyor. O birkaç kişi Atilla Özdemiroğlu, Erol Duygulu, Ali Kocatepe ve kendisi… Ergun Pekakcan (piyano), Nükhet Ruacan (vokal), Onna Tunç (bas gitar), Cezmi Başeğmez (davul), Sıtkı Acim (Stüdyo kayıt) çoktan göçüp gitmiş ve bize nasıl bir miras bırakmışlar…

    Bülent Ortaçgil, konserde 'Benimle Oyar mısın'ın, en otantik yorumlarından birini okudu. 'Otantik yorum' tamlaması ona ait: “Bir yandan gurur duyuyorum, popüler müziğin hızlı tüketildiği bir zamanda bu şarkılar hâlâ dinlendiği için. Bir yandan da kırk yıldır aynı şarkıyı söylemek zor. Şarkılar da bizim gibi söylene söylene deforme oluyor. Ben size otantik bir yorumu söyleyeyim bu gece.” diyor sanatçı.


SICAK, ÇOK SICAK, REZALET BİR SICAK...
     “Memurun Şarkısı”, 1980-1986 yılları arasında Ortaçgil'in yaşadıklarının hatırasıydı. Mühendislik yaptığı yıllarda yazdığı tek şarkı... ‘Olmalı Mı Olmamalı', ilk yazdığı şarkılardan biriydi, ilk değilse de ikinci ya da üçüncü… “Sıcak'ı ise çok sık Ortaçgil dinleyenler için, değişik bir şey çalmak adına bu konserin repertuarına almış. Hikayesini anlatırken epeyce güldürdü bizi. “Bu şarkı Bodrum'da yazıldı. 1990'lı yıllarda. Temmuz ayında, çok güzel bir ortamda, şarkı yazmam lazım, yazıcam, yazıyorum filan dediğimiz bir anda çıktı. Ama hava o kadar sıcaktı ki, yani 'sıcak'tan başka hiçbir söz yazamadık şarkıya. Bütün sözler sıcak. Rezalet bir sıcak var ortada. Her tarafımız şıpır şıpır damlıyor. Ressam bir arkadaşım var. O da resim yapmaya çalışıyor benimle beraber. Bu şarkının “Sıcak çok sıcak” satırını daha sonra Emre (Altuğ) istedi. Ben de kullan dedim ama ee şarkı benimdir, onu hatırlatmak zorundayım.” dedi kendisi de gülerek, sonra okumaya başladı. “Eller sıcak/Gözler sıcak/Yüzün sıcak/Duvarlar sıcak../Çok sıcak daha da sıcak olacak” dedikçe yüzünde oluşan muzip gülümseme salonda kahkahalara neden oldu.

“25 YILDIR TÜRKİYE'DE BİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”
Fikret Kızılok ile birlikte Çekirdek Sanatevi döneminde yaptıkları "Uyusun da Büyüsün" şarkısı ise onun ifadesiyle hâlâ bir Türkiye şarkısı. Hem eski dostunu anmak için hem de Türkiye'de bir şeyin değişmediğini anlatmak için söyledi bu parçayı Ortaçgil: “Fikret'le beraber biz 10-15 şarkı yazdık. Bu şarkıların dengesi şöyledir. O çok rahat ve çabuk söz yazdığı için sözleri yazıyordu, besteleri ben yapıyordum. Zaten Fikret'in dili hemen belli oluyor. Çok keskin, zeki ve somut… Bu şarkıyı ilk kez 25 sene önce okudum. Türkiye'de 25 yılda çok ciddi değişim olmadı aslında. İsimleri atın, başkalarını yerine koyun.” İşte o şarkının sözleri bizden, yer değiştirmesi sizden: “DYP, SHP, IMF, KDV / AET, TRT, TKP, Tukaka / Liberal, alaturka, hicaz taksim, darbuka / Vicdan ve de cüzdan, karakol, zindan, anayasa / Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni /Danalar girdi bostana gücün yetiyorsa kovalasana”. Ortaçgil bu şarkıdan sonra “Artık ciddi şarkı çalmıyorum.” diyerek ‘light Ortaçgil' bestelerine geçti. Aşk Var ve en sevdiği ‘Şarkılarım Senindir'le mest etti bizi. “Bu Su Hiç Durmaz”, “Değirmenler”, “Mavi Kuş” “Bozburun” da tabi ki teveccüh gören şarkıları olarak repertuarda yerini almıştı.


“HALA MI EYLÜL AKŞAMI?!”
Sanatçı, ‘Aşk Tesadüfleri Sever' filmi sayesinde 2000'li yıllarda popüler olan 1994'te yazdığı 'Bir Eylül Akşamı' şarkısını bis'e saklamıştı fakat dinleyiciden gelen ilk ‘Eylül Akşamı' isteklerine "Hâlâ eylül akşamını mı istiyorsunuz?" diye tatlı bir sitemde bulundu.” Dinleye dinleye bıkmadınız mı demek istiyordu. Malum Mehmet Günsür'ün filmdeki yorumu her yerde. Ortaçgil, şarkıyı çalmadan önce şöyle bir açıklamada bulundu. Bilmeyenler için kayda geçsin: “Filmi görmedim, bilmiyorum aslında ama ben bu şarkıyı 1994'te yazdım, film 2000'in filmi. Ve ben bu şarkıyı sonradan eşim olduğu için ona yazmıştım. Sonra başka yerlerde, başka amaçlarla duyuyor olduk. Hoşuma gitmedi. Ama küçümseyelim, 'Ortaçgil şarkısı' olarak bütün Türkiye'de film sayesinde tanındı. Bana yararı dokundu açıkçası.” Bir teşekkürü de Müslüm Baba'ya yaptı Ortaçgil. Sanatçı, bazı şarkıları, küçük ama sadık ve nesilden nesle geçen dinleyici grubuna söylüyor. Ama bazı şarkıları, başkaları söylediği ve onlar çok ünlü isimler olduğu için onun genel dinleyicisinin kat kat dışında Türkiye'ye yayıldı. Kendisinin ifadesiyle “Ortaçgil şarkıları kitlesel şarkılar haline dönüştü.” Müslüm Gürses'in söylediği Sensiz Olmaz gibi. Bu yüzden Gürses'e teşekkür borcunu bir kez daha iletiyor sahneden.


BU İŞ ZOR YONCA, ÇOK ZOR...
    Sanatçıya konserde her zamanki gibi dostları eşlik etti. Cem Aksel (davul), Erdal Akyol (kontrabas) ve gitarıyla sahnenin sağ köşesinde yerini alan Erkan Oğur o isimlerden biriydi. Dinleyici haklı olarak Erkan abisinin sesini duymak istedi. Ama esprili bir cevap aldılar: “Yok öylee, hani bir laf vardır ya, hem iki buçuk lira, hem en önden. Erkan bu akşam bana eşlik ediyor. Aralıkta onu da bu sahnede dinleyebilirsiniz.” E şimdiden yerinizi ayırtın, 27. Yıl ENKA Kültür Sanat Müzik Buluşmaları bu yıl güzel başladı ve öyle devam edeceğe benziyor.

Bülent Ortaçgil'i dinlemeye, iyileşme, acılarımızı sarma adına gitmiştik, ama zor, çok zor bugünlerde… Niyesini ‘Bu İş Zor Yonca” şarkısında olduğu gibi anlatıyoruz Yonca'lara ama nafile: “Bu iş zor, çok zor yonca / çünkü gülmeyi unutunca / taş yüreklerde kilitli duygular / kapılar açılmayınca / bu iş zor, çok zor yonca / çünkü bizler istemeyince / en çok bağıran en doğru sayılır / insanlar işitmeyince / bu iş zor yonca / çünkü insanlar günler boyunca / hiç soru sormadan durur”…
(www.enkasanat.org)
Bülent Ortaçgil'e konserde eşlik eden isimlerden biri Erkan Oğur'du.


HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ