21 Eylül 2015 Pazartesi

Sahneler, sezonda hareketli olacak

20 Eylül 2015
Eylülün bitmesine on gün kala tiyatrolar canlanmaya başladı. 1 Ekim'den itibaren perdeler açılıyor. Devlet, şehir ve özel tüm tiyatrolar yeni oyunlarını yavaş yavaş açıklamaya başladı. Bu yıl sahnelerde öne çıkan belli bir tema yok. Ortaya karışık bir şeylerden söz edebiliriz. İstanbul Şehir Tiyatroları temasını ‘barış' olarak belirledi. Devlet Tiyatroları yeni oyunlarını sır gibi saklıyor, bir-iki oyundan haberdarız, özellerde ise öne çıkan konular; kadın, aşk, savaş, mültecilik, şöhret hastalığı, toplumsal ahlak, iktidar ve sistem eleştirisi… Bir de şiirsel uyarlamalar var. Bu sezon sahnelerde Gülten Akın ve Didem Madak'ın şiirlerinden hazırlanan iki uyarlama izleyeceğiz. Ayrıca yönetmen koltuğunda sürpriz isimler olacak. Son yılların başarılı oyuncularından Tansu Biçer, Semaver Kumpanya'da Moliere'in Cimri'sini yönetecek. Yine başarılı oyunculardan Tülin Özen iki yeni oyunda oynuyor. Selim İleri'nin Hayatımın Romanı ve Metin Kaçan'ın Ağır Roman'ının uyarlaması da sahnede olacak. İşte sezonun yeni oyunları…
Aziz Nesin, Çiçu
ANKARA DT'DE İLK HAFTA YENİ OYUN YOK
Devlet Tiyatroları'nın (DT) 2015-2016 sezonu 1 Ekim'de başlıyor. Ankara'da ilk hafta yeni bir oyun izlemek isteyen seyirci biraz beklemek zorunda. Zira Devlet Tiyatroları, yılın ilk haftasında Ankara programına yeni oyun koymadı. İstanbul programında ise Purnima ve Sırlar Ormanı oyununun prömiyeri yapılacak. İzmir'de ise ilk hafta tek oyun sahnelenecek. Aziz Nesin'in Çiçu oyunu ekimin ilk haftası İzmir'de tek başına ve ilk kez sahnelerde seyircisiyle buluşacak. Buna göre ekimin ilk haftası Başkent'te; Uğur Saatçi'nin yazıp Barış Erdenk'in yönettiği Yeşilçam, Mehmet Baydur'un yazdığı Uğur Sertel'in yönettiği Kamyon, Erhan Gökgücü yönetiminde sahnelenen Çehov'un ünlü Vanya Dayı'sı, Patrick Süskind'n yazdığı ve Metin Belgin'in yönettiği Kontrabas, Nuri Pakdil'in yazıp T. Murat Demirbaş'ın yönettiği Umut ve Şirin Aktemur Tıprak'ın yazdığı ve Umut Toprak'ın ise yönettiği Neşe'dert'aşk oyunları sahnelenecek. Oyunlar Akün, Altındağ, Büyük Tiyatro, Küçük Tiyatro, Oda Tiyatrosu ve İrfan Şahinbaş Sahnesi sahnelerinde seyirciyle buluşacak.

İSTANBUL DT'NİN YENİ OYUNU ÇOCUKLAR İÇİN 
DT'nin İstanbul gösterimleri ise bir ilk oyunla başlayacak. İstanbul DT'nin programına göre; Günay Ertekin'le Handan Ergiydiren Doğan'ın yazdığı, Handan Ergiydiren Doğan'ın yönettiği Purnima ve Sırlar Ormanı oyunu Cevahir Sahneleri Salon 1'de ilk kez sahnelenecek. İstanbul'da sahnelenecek diğer oyunlar şöyle: Haldun Taner'in yazdığı Nur Subaşı'nın yönettiği Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Peter Ustinov'un yazdığı ve Cevdet Arıcılar'ın yönetiminde sahnelenen Ellerimin Arasındaki Hayat, Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun yazdığı, Elif Erdal'ın ise yönettiği İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı, Işıl Kasapoğlu'nun yönetiminde sahnelenen Shakespeare'in Hamlet'i, 6-13 yaş arası izleyici için sahnelenen Levent Niş yönetimindeki Barış Gezegeni ve Duygu Gökhan'ın yönettiği 6-11 yaş arasına hitap eden Çiçeğim Solmasın oyunu. İzmir Devlet Tiyatroları'nda ise ekimin ilk haftası Aziz Nesin'in Aziz Nesin'in yazdığı, Tayfun Erarslan'ın yönettiği Çiçu prömiyer yapacak.

    Devlet Tiyatroları'nın Ankara programında yeni oyun olmaması sosyal medyada eleştiri konusu oldu. DT'nin 'ne versek izlenir' diyerek yeni oyun koymadığı savunuldu. Sosyal medya hesabından yeni oyun olmamasını sert bir dille eleştiren yazar ve sunucu Emre Saklıca, geçen sezon olduğu gibi bu sezon da ilk hafta repertuvarının çok zayıf olduğunu belirtti. Saklıca, "Kontrabas bir klasik ancak ilk hafta yeni oyun izlemek istemez mi izleyici? Yeşilçam ortalama bir oyun, Vanya Dayı vasat, Kamyon hakkında kimsenin fikri yok. Baktığımızda; izleyiciyi heyecanlandıracak, aman hemen ilk günden bilet alayım dedirtecek bir oyun yok." diye yazdı. (Yavuz Akengin, Ankara)
   
ÜÇ ŞEHİR TİYATROSUNDAN SÜRPRİZ OYUNLAR

İstanbul Şehir Tiyatroları: Çalkantıların hiç bitmediği İstanbul Şehir Tiyatroları, temasını geçtiğimiz hafta barış olarak açıkladı: Nazım Hikmet'in kurtuluş savaşı destanından uyarlanan Kuva-i Milliye Destanı, II. Dünya Savaşı yıllarına seyirciyi götürecek Leningrad Çıkarması, savaş sonrası dağılan ailelerin hayatına dokunan Hepsi Oğlumdu ve İki Arada Bir Yerde, Sonsuz Öykü, Radyonun İçindekiler… Perde açmak için gün sayan diğer oyunlar; Üç Kuruşluk Opera, Cyrano De Bergerac, Devekuşu Kabare, On İkinci Gece.

Bakırköy Belediye Tiyatroları: Türkiye'nin seçimle başa geçen ilk sanat yönetmeni Alican Yücesoy ve ekibi sezonu dikkat çeken bir prodüksiyonla açıyor. Shakespeare Kraliyet Tiyatrosu'nun meşhur yönetmeni Tim Supple'ın yönettiği Shakespeare'in mizahı bol eseri Yanlışlıklar Komedisi'ni merakla beklemedeyiz. Savaşlar, göçmenlik, hukuksuzluk, kadın-erkek eşitsizliği konularıyla işlenmiş metin bakalım gülerken canımızı ne kadar acıtacak?

Eskişehir Şehir Tiyatrosu: Eskişehir Şehir Tiyatrosu, sezona 6 yeni oyunla başlıyor: Amerikalı oyun yazarı, Sam Bobrick'in kaleme aldığı, Ekin Tunçay Turan'ın Türkçeye kazandırdığı “Halktan Biri”, Selahattin Hilav çevirisi olan, Çek yazar Jaroslav Hasek'in dünyaca ünlü oyunu “Aslan Asker Şvayk”, Turgut Özakman'ın kaleme aldığı “Töre”, İngiliz komedi ustası Ray Cooney'in, oğlu Michael Cooney ile birlikte yazdığı, Özgür Özdural'ın Türkçeye çevirdiği “Tom, Dick ve Harry” ve Metin Kaçan'ın ünlü romanından Zerrin Altıok'un sahneye uyarladığı “Ağır Roman”…
       
EN YOĞUN TİYATROLAR, ÖZELLER...

Semaver Kumpanya: Işıl Kasapoğlu'nun kurduğu Kocamustafapaşa'daki Semaver Kumpanya sezonu, Melih Cevdet Anday'ın “İçerdekiler” oyunuyla açıyor. Yönetmenliğini Volkan M. Sarıöz'ün yapacağı oyunda Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe ve Tülin Özen var. Süresiz bir şekilde gözetim altında tutulan, suçu henüz kanıtlanmamış bir mahkum ile gardiyanının mahkuma suçunu itiraf ettirme çabası üzerine gelişen oyun, adaletsizce mahkum edilen gazetecileri hatırlatıyor. İkinci oyunu ise ünlü Fransız yazar Moliere'in Cimri'si. Tansu Biçer'in yöneteceği oyunun, en az oyun kadar ünlenmiş karakteri Harpagon'u ise Serkan Keskin oynayacak. (www.semaverkumpanya.com)

Bohem Rapsodi, provalardan...
Cazu Tiyatro: Geçen yıl Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı romanını oyunlaştıran Cazu Tiyatro bu yıl, bir rock müzikali hazırlıyor. Behiç Cem Kola'nın yazdığı ve bir işgal evinde yaşananların konu edildiği “Bohem Rapsodi”yi Hasan Şahintürk yönetiyor. Diğer oyunlar; yine Behiç Cem Kola'nın yazdığı ve “Cyrano de Bergerac” oyunu üzerinden bir oyuncunun hikâyesinin anlatıldığı “Kuliste”, S. Beckett'ın üçlemesinden yola çıkarak Oğuz Arıcı'nın yazdığı ve Hasan Şahintürk'ün oynadığı “Belki” ile Uğur Açıkgöz'ün Didem Madak'ın şiirlerinden yola çıkarak yazdığı ve Tuba Keleş'in oynadığı “Devrik Mahalle”. Cansu Kahvecioğlu'nun yazdığı ve huzurevinde ölmek üzere olan yaşlı bir kadın oyuncunun hikâyesinin anlatıldığı “Arafta Bir Kadın” adlı oyunu Ahmet Melih Yılmaz yönetiyor. Oyunlar, kasımda seyirciyle buluşacak. Cazu Tiyatro'nun bütün oyunları 3 Ekim'de açılışı yapılacak olan Kadıköy Theatron'da gösterilecek. Kadıköy Theatron, geçtiğimiz sezon bir depodan çok amaçlı salonlardan oluşan bir kültür merkezine dönüştürülmüştü. www.cazutiyatro.com www.kadikoytheatron.com

Biriken: Melis Tezkan ve Okan Urun tarafından kurulan Biriken 10'uncu yılını kutluyor. Biriken, isimlerinin esin kaynağı olan şiirin sahibi Gülten Akın'ın şiirlerinden uyarladıkları bir performans hazırlıyor. Şairin 1956'dan günümüze uzanan şiirlerinden yapılacak tematik bir seçkinin biriken tarafından yerleştirme-performans şeklinde sunulması. Tiyatro dışı ancak kendi dokusu olan bir mekanda seyirciyle paylaşılacak ve şimdilik Karşı-Tele Kendim diye adlandırılan projede şiirler, yılların tiyatro sanatçısı Meral Çetinkaya tarafından yorumlanacak. Biriken, Gülten Akın şiirleriyle yakın ile uzak geçmiş arasında bir diyalog kurmayı ve şairin dilindeki sadelik ile aşırı duyarlılığı -duygusallığı değil- yansıtmayı hedefliyor. (www.biriken.com)

Oyun Atölyesi: Haluk Bilginer'in kurduğu Oyun Atölyesi'nde iki yeni oyun var. İlki, Arthur Miller'in Köprüden Görünüş'ü. Yönetmen Kim Korkar Hain Kurt'tan oyunuyla dikkatleri üzerine çeken Hira Tekindor. Anne Zerrin Tekindor bu kez oyuncu değil, sahne tasarımcısı. İkinci oyun, Hansel ve Gretel'in Öteki Hikâyesi (Neil LaBute). Sırlarla dolu iki kardeşin hikâyesi üzerinden toplumsal ahlak kavramının sorgulandığı oyunu Ali Altuğ yönetiyor. Oyuncular: Ayça Bingöl, Salih Bademci. Oyunlar, ekimin ilk haftası izlenebilir. (www.oyunatolyesi.com)

Seyyar Sahne: Oğuz Atay ve Dostoyevski'nin romanlarını başarıyla oyunlaştıran Seyyar Sahne'nin, Nadir Sarıbacak'ın rol aldığı tek kişilik oyunu Yeraltı'ndan Notlar, geçen sezon çok beğenilmişti. Yer Altından Notlar, Tehlikeli Oyunlar, İçimde Kalmasın, Trom, Yılın En İyi Kadın Oyuncusu, Çocukluğumun Soğuk Geceleri bu yıl da devam edecek. Oyunların hepsi geçen sene oynandı, ama ödül gecesine hazırlanan bir oyuncunun hikâyesini anlatan Yılın En İyi Kadın Oyuncusu 4-5 gösterim yaptığı için yeni sayabiliriz. Kerem Eksen'in yazdığı, Celal Mordeniz'in yöneteceği İpek Türktan Kaynak ve Erdem Şenocak'ın rol alacağı yeni oyunun hazırlıkları ise devam ediyor. Adı henüz belli değil. (www.seyyarsahne.com)

Moda Sahnesi: Moda Sahnesi de sezonu iki oyunla açıyor. İlki Shakespeare'in Türkiye sahnelerinde pek yer edinemeyen En Kısa Gecenin Rüyası. İktidar baskısına karşı toplumsal eleştiri getiren oyunun yönetmen koltuğunda Kemal Aydoğan oturuyor, oyuncular Timur Acar, Mert Fırat, Didem Balçın, Melis Birkan. Oyunun perde açacağı tarih, 1 Ekim. İkinci oyun, ocak ayında prömiyer yapacak olan Alman yazar Moritz Rinke'nin Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz.

Özel Kadınlar Listesi
 Mam'Art Tiyatro: Bu yıl kurulan Mam'Art Tiyatro, Neil Labute'un “Some Girls-Özel Kadınlar Listesi” ile perde açıyor. Tuğrul Tülek'in yönettiği oyunu, Pınar Töre çevirdi. Beste Bereket, Başak Daşman, Hülya Gülşen, Feri Baycu Güler ve Deniz Karaoğlu'nun rol aldığı Özel Kadınlar Listesi, günümüzün hastalığı şöhret hakkında bir oyun. Özel hayatın çizgilerinin gittikçe inceldiği, herkesin şöhret olmak için hem kendinin hem başkalarının mahremiyetini hiçe saydığı bu hastalıklı durumu kırık aşk hikâyeleri üzerinden anlatıyor ve modern insanın ne kadar vahşileşebileceğinin altını çiziyor. Oyunun prömiyeri 12 Ekim Pazartesi 20.30'da Salon İKSV'de yapılacak. Oyun, 17 Ekim Cumartesi 20.30'da Cihangir'deki BO Sahne'de, 19-26 Ekim Pazartesi 20.30'da Salon İKSV'de, kasım ayı itibarıyla ayda bir de Moda Sahnesi'nde izlenebilir.

Avrupa
Ekip Tiyatrosu: Ekip, iki oyunla seyircinin karşısında olacak. Biri geçen sezonun beğenilen oyunlarından İki Kapılı Ev. Shakespeare'in çağdaşı sayılabilecek ünlü İspanyol yazar Pedro Calderón De La Barca'nın ‘İki Kapılı Evi Koruması Güç' adlı komedisinin modern uyarlaması… Ev, ekimde Caddebostan Kültür Merkezi Büyük Salon'da sahnelenecek. Ekip'in Nilüfer Belediyesi'yle ortak yaptığı yeni oyunu ise Avrupa. Bu kez ana mekan 90'ların Avrupa'sında bir sınır kasabası, bir tren istasyonu. Kalkan sınırlar, kıtayı boydan boya saran ekonomik buhran, değişen çağ, gözden düşen değerler, uyanlar ve uyamayanlar, savaştan kaçmış mülteciler ve kasabanın yerlileri, yükselen ırkçılık, her boşluğu ustaca değerlendiren faşizm… Avrupa, bugün hem ülkemizin hem de dünyanın içinde yaşadığı çok güncel bir meseleyle ilgili. Yazarı, David Greig'in yazdığı oyunun yönetmeni İki Kapılı Ev'de olduğu gibi Cem Uslu. Avrupa yolculuğu 20 Ekim'de Garajistanbul'da başlıyor. (www.ekiptiyatrosu.com)

Tiyatro Gerçek: Cemal Süreya, Van Gogh derken sıra bir komedi oyununa geldi. Selim İleri'nin kaleminden yozlaşan değer yargılarını eleştiren bir öykü: Hayatımın Romanı. Ana rollerden biri tabii ki Hakan Gerçek. İki perdelik oyunda, Osmanlı döneminin sonları, Cumhuriyet'in başlangıcı, arada kalmış bir kadın, çelişkiler, yalnızlıklar ve ikilemleriyle alışılmışın dışında bir yaşam var. (www.tiyatrogercek.com)
Dil Kuşu, Tülin Özen
Destar Tiyatro: Kürtçe tiyatro yapıp düzenli olarak sahne alan İstanbul'daki tek grubun heybesinde iki oyun var. Rênes Jiyan'ın yazdığı, Mirza Metin'in yöneteceği ilk oyun Dı Tuwaletê de. İkincisi dil oyunları projesinin üçüncü prodüksiyonu Dil Kuşu. Pelin Temur'un yazdığı oyunun yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, oyuncusu Tülin Özen. Dil Kuşu, insanın anadili ile var olma mücadelesi üzerine kurgulu gösteri. Oyunun prömiyeri 30 Eylül'de Şermola Performans'ta. (www.sermolaperformans.com)

D22: D22, kasım sonu yeni bir oyun sahneleyecek; Kuş Öpücüğü. Berkay Ateş'in kaleme aldığı oyunu Can Kulan ve Emir Çubukçu yönetecek. Ayrıca D22 bu yıl, geçtiğimiz sezonlarda olduğu gibi, konuk ekiplere ve farklı sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapacak. (www.tiyatrod22.com)

Tiyatrokare: 1992 yılında Nedim Saban tarafından kurulan Tiyatrokare, “Fosforlu” müzikalini hazırlıyor. Müzikalde Fosforlu Cevriye rolünü Ayça Varlıer oynayacak. Suat Derviş'in “Fosforlu Cevriye” romanından Tuncer Cücenoğlu tarafından uyarlanan oyun, eski İstanbul'un Galata semtinde yaşanan buruk bir aşk öyküsünü anlatıyor. Prömiyeri ağustosta yapılan müzikal ekimde sahnelenmeye başlayacak. (www.tiyatrokare.com.tr)
Kabuk
Galataperform: GalataPerform'un yeni oyunu "Kabuk" günümüz çiftlerinin aşka bakış açısını çarpıcı bir dille alıyor. Yeni Metin Yeni Tiyatro projesiyle üretim yapmaya başlayan genç yazar Ayşıl Akşehirli'nin kaleme aldığı oyunu Mine Çerçi yönetiyor. Oyun, sistem tarafından idealleştirilen “kusursuz beden” kavramının kent insanının üzerindeki ağırlığını hissettiriyor. Burak Safa Çalış, İpek Erdem'in rol aldığı oyun 2, 9, 16, 23 Ekim'de izlenebilir.

Tebdil-i Mekan Prodüksiyon Tiyatrosu: Tebdil-i Mekan Prodüksiyon Tiyatrosu, bu sezon iki oyun hazırladı. İlki, 27 Haziran'da Gümüşlük'te prömiyer yapan, başrolünde Sumru Yavrucuk'un oynadığı tek kişilik oyun Shirley. Oyunun İstanbul gösterimi geçen hafta Maslak'taki Uniq İstanbul'da gerçekleştirildi. İngiliz Willy Russell'ın 'Shirley Valentine' adlı oyunundan ‘Shirley' ismiyle Türkçeye uyarlanan oyun, birçok kadın gibi artık hayallerini bile unutan Shirley Valentine'nin hayatını anlatıyor. Pek çok tiyatro ödülünün sahibi olan Yavrucuk, Shirley'nin yönetmenliğini de üstleniyor. Evren Ercan'ın çevirdiği oyunun dekor tasarımı Nurdan Aliyazıcıoğlu'na, ışık tasarımı ise Yakup Çartık'a ait. İkinci oyun ise aralık ayında prömiyer yapacak olan David Mamet'in Oleanna isimli oyunu. Yönetmenliğini Oğuz Utku Güneş'in üstlendiği oyunda usta oyuncu Tamer Levent ve genç yaşına rağmen birçok ödül kazanan Begüm Akkaya birlikte rol alıyor. (www.tebdilimekantiyatrosu.com)

Santral Kumpanya: 2013'te Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından kurulan Santral Kumpanya da sezona yeni bir oyunla giriyor. Tek perdelik komedi Gençler Masası, çalışma hayatına adım atmış, hayatın sert gerçekleriyle karşılaşmış, bazı hayallerinden vazgeçmiş, ama bazı hayallerine inatla sarılan dört genci konu ediniyor. Baran Şaşoğlu'nun yönettiği oyunda Gizem Mercan Ağçal, Süreyya Bursa, Hasan Canberk Karaçay, Merve Şen oynuyor. (www.santralkumpanya.com)

Pürtelaş Tiyatro: Genel sanat yönetmenliğini Serdar Biliş'in üstlendiği Pürtelaş Tiyatro, Nick Payne'nin yazdığı Constellations adlı oyunu hazırlıyor. Başrol oyuncuları Deniz Karaoğlu ile Damla Sönmez. Organik bal üreten bir adamla, kuantum araştırmaları yapan bir kadını anlatan oyunu Tamer Can Erkan yönetiyor. (www.purtelas.org)

Dot Tiyatro: Dot Tiyatro'nun yeni oyunu Murat Daltaban'ın tek başına oynadığı Midwinter. Oyun, kasımda DotKanyon'da prömiyer yapacak. (www.go-dot.org)

İkinci Kat: İkincikat, geçen yıl başlattığı savaş ve barış oyunları serisinin üç ve dördüncüsünü hazırlıyor. İlki Defne Halman'ın oynadığı Kar Küresinde Bir Tavşan. İki farklı evrenden gelen ve mürekkepten atlar kalesinde buluşan iki kadının; bir anne ile kızın masalı. İkincisi Kasap. Metnin sordurduğu soru ağır, insanoğlu kendi türünü de yer mi? (www.ikincikat.org)

Tatbikat Sahnesi: Erdal Beşikçioğlu'nun sanat yönetmenliğindeki ekibin iki yeni oyunu var. Mezarsız Ölüler (Jean Paul Sartre), Marquis De Sade ‘Quills' (Doug Wright). Beşikçioğlu'nun yıldızlaştığı Bir Delinin Hatıra Defteri (Gogol) seyirciyle buluşmaya devam ediyor. (www.tatbikatsahnesi.com)

Tiyatro Kedi: Gogol'ün klasiklerinden Müfettiş'le sahnedeler. Haldun Dormen bu kez yönetmen değil, oyuncu. Sahne arkadaşları Tolga Güleç, Hakan Altıner, Selde Özbek… Yönetmen, Cenk Tunalı. Prömiyeri geçtiğimiz hafta yapılan oyun, çürümüş sistemde devletin konumu üzerine eleştiri. (www.tiyatrokedi.com)

Tiyatro Keyfi: Tiyatro Keyfi sezonu 26 Eylül'de Borusan Oto Dolmabahçe Sahne'de sahnelenecek Cahide müzikali ile açıyor. Ünlü sinema oyuncusu Cahide Sonku'nun hayatı üzerinden yine bir kadının sanatta, toplumda var olma mücadelesi anlatılıyor. Gökhan Eraslan'ın yazdığı, Kemal Başar'ın yönettiği müzikalde Nilüfer Açıkalın başrolde. (www.tiyatrokeyfi.com)

Emek Sahnesi: Onur Behramoğlu ile Onur Aydın'ın yazdığı yeni oyun Sadece Diktatör'de Barış Atay rol alıyor. Emek Sahnesi'nde ayrıca, Harbiye'deki Mekan Artı'yı kapatan Ufuk Tan Altunkaya kasımın ortalarında yeni bir oyun sahneleyecek. (www.emeksahnesi.com)

Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu: Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu'nda üç yeni oyun var. Mary Shelley'in romanından Nick Dear tarafından uyarlanan Selen Korad Birkiye'nin çevirisini yaptığı Frankenstein, Şakir Gürzumar yönetiminde Türkiye'de ilk kez sahnelenecek. Oyun, 12 Aralık Cumartesi Zorlu Center PSM'de prömiyer yapacak. Sinan Biçici'nin yazdığı Levent Ülgen'in yönetip başrolünde olduğu Sadece Bir Gece adlı komedi 17 Kasım'da Kozzy'de prömiyer yapacak. David Giselmann'ın yazdığı Yiğit Pakmen'in yönettiği SAKM Alternatif Sahne oyunu olan Bay Kolpert 22 Ekim Perşembe SAKM Çolpan İlhan Sahnesi'nde perde açacak.

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ...


15 Eylül 2015 Salı

'Su şişelerini, Yezidilerin yaşadıkları zulüm unutulmasın diye topladım'

16 Eylül 2015 
Çağdaş sanatta gelecekte acaba hangi isimler öne çıkacak? Sadece bu soruya cevap vermek için kurulan exhibist dergisi, 14. İstanbul Bienali'ne paralel bir sergi açtı. Küratörlüğünü Anna Zizlsperger'in yaptığı sergiye seçilen isimlerden biri de, Zaho'da Yezidilerin ‘Su Şişeleri'ni toplayan Kürşat Bayhan.
İstanbul’da devam eden 14. Uluslararası İstanbul Bienali ve bu bienale paralel açılan o kadar çok sergi var ki… Bazen hangisini izleyeceğimizi şaşırıyor, asıl görmemiz gerekenleri ıskalıyoruz. Tophane’deki Mixer Sanat Galerisi’nde 11 Ekim’de sona erecek olan ‘(re)present exhibist: 2 years’ sergisi bunlar arasında. Sergide öyle bir çalışma yer alıyor ki, acaba nasıl bir acıyı ya da sevinci fısıldayacak diye saatlerce karşısında durma ihtimaliniz yüksek. Foto muhabiri Kürşat Bayhan’ın, Yezidilerin ‘su şişeleri’ni anlattığı çalışması serginin en çarpıcı eseri.

IŞİD, geçen yıl ağustos ayında Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki birçok şehre saldırı düzenledi. Sincar ve Kobane’deki savaşta Zaman’ın foto muhabiri Kürşat Bayhan da vardı. IŞİD, Sincar’da kontrolü ele geçirdiğinde binlerce Yezidi için çok zorlu bir yolculuk başlamıştı. İnsanlar panik içinde doğdukları toprakları bırakarak Şengal Dağı’na kaçıyordu. Kadın erken, çoluk çocuk, yaşlı genç herkes 40 derece sıcaklıkta yollardaydı... Ve bu yolculukta yanlarında tek bir şey vardı; bir litrelik su şişeleri. Ne ekmek, ne başka bir yiyecek! Su hem daha hayati bir nimetti hem de türbelerini nehir ve dere kenarlarına yapan Yezidiler için kutsaldı. Ayrıca şişelere, sıcaktan korumak ve kolayca taşıyabilmek için perde, nevresim, havlu, çuval ve çorap parçalarından allı güllü kılıflar dikmişlerdi. 

Kürşat Bayhan’ın yolu Yezidilerle Nusaybin’e komşu olan Irak’ın Zaho şehrinde kesişti. O anı şöyle anlatıyor Bayhan: “Şengal Dağı’nı ve Dicle Nehri’ni geçerek Suriye’ye, oradan da Zaho’ya gelebilen Yezidileri görünce şoke oldum. Yaşadıkları panik ve yorgunlukları yüzlerinden belliydi. Bir sıra halinde Zaho’ya gelen ailelere gönüllüler ve sivil yardım ekipleri su dağıtıyordu. Yeni su şişelerini alanlar, boyunlarında taşıdıkları renkli ve kılıflı şişeleri yol kenarına bırakıyordu. O andan çok etkilenmiştim. Beni sınıra getiren taksiciyle birlikte şişeleri toplamaya başladık. Şaşkınlıkla bize bakan görevliler ne yaptığımızı anlamadı. 14 şişeyi İstanbul’a getirip fotoğrafladım. Çünkü her biri farklı bir gerçeklik ve yaşanmışlık içeriyordu. Ve tabii ki insanların maruz kaldığı zulüm unutulmamalıydı.” Fotoğraf, heykel, video gibi farklı disiplinlerden 14 sanatçının eserini bir araya getiren sergi 11 Ekim’e kadar görülebilir.

Küratör Anna Zizlsperger: ‘Diyaloğu ve eleştirel düşünmeyi hedefliyoruz"

Serginin küratörlüğünü, Türkiye’de iki yıldır yayınlanan üç aylık exhibist dergisinin sanat danışmanı Alman Anna Zizlsperger yapıyor. Türkiye’de çağdaş sanata odaklanan bağımsız, kâr amacı gütmeyen ve İngilizce yayınlanan exhibist, Avrupa, Amerika ve Asya’da 25’ten fazla noktada okurla buluşuyor. 2013’te sanal yayına başlayan dergi, her sayısında gelecek vaat eden Türkiyeli sanatçılara geniş yer ayırıyor. Çağdaş sanat hakkında makalelere, çağdaş sanat galerilerine ve etkinliklere genel bir bakış sunuyor. Sergide, Kürşat Bayhan ile birlikte İrem Sözen, Civan Özkanoğlu, Gözde İlkin, Arslan Sükan, Sibel Horada, Candaş Şişman, Metin Çelik, Gözde Türkkan, Aslı Narin, Güneş Terkol, Sena, Bora Başkan ve Çağdaş Kahraman olmak üzere 14 sanatçı seçen Zizlsperger, yaratıcılığı, diyaloğu ve eleştirel düşünmeyi hedeflediklerini söylüyor ve ekliyor:
“Amacımız çağdaş sanat platformu olmak. Türkiye’ye ilk geldiğimde uluslararası nitelikte birçok sanatçının varlık göstermesine rağmen birçoğunun özellikle de genç olanların yurtdışında duyulmadıklarını ve bu alanda bir eksiklik olduğunu fark ettim. Exhibist’in doğuşu da bu boşluğu doldurmak için oldu. Türkiye’de İngilizce yayın yapan ve Türk çağdaş sanatını konu edinen çok az sayıda dergi vardı. Hem bir platform oluşturmak hem de sanatçılarla yapılan röportajlar, makalelerle bir arşiv niteliği de taşıyoruz. Geçen iki senenin ardından 25 farklı noktada Avrupa’da Türkiye’nin çağdaş sanatının sesi soluğu oluyoruz. Bunların arasında Basel, Viyana, Londra ve Dubai gibi önemli sanat fuarlarının yapıldığı şehirler var. Exhibist genel olarak her sayısında farklı bir konuyu, sanat akımını ve Türkiye’de bu konuda sanat üretimi yapan sanatçıları konu ediniyor. Örneğin 5. sayımızda çağdaş Türk fotoğrafı, 6. sayımızda çağdaş Türk çizerleri konu edinildi. Her sayımızda konunun uzmanlarının yazılarının olduğu bir yelpaze sunuyoruz. Amacımız Türkiye’de sanat üretimi yapan genç sanatçıları Avrupa’daki sanatsever, küratör ve koleksiyonerlerle tanıştırabilmek. Şimdiden dünyanın farklı şehirlerinde kitapçılarla anlaştık. Paris, Newyork, Şikago gibi şehirlerde Exhibist dergisini bulabiliyorsunuz. Geçen iki sene içerisinde çok güzel geri dönüşler aldık. Farklı ülkelerdeki modern sanat müzeleri, küratörler, üniversitenin sanat bölümleri dergimizi talep ediyor. Ayrıca tasarımımız da okuyucular tarafından beğeni topluyor. Belirlediğimiz konular da önemli. Örneğin son sayımızda Türkiye’de Modern Sanat’ın son 10 yılı üzerine bir çalışma yaptık. Bu öğrenciler ve küratörler tarafından çok sevildi."
 




HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

14 Eylül 2015 Pazartesi

Nuri İyem 100 yaşında

14 Eylül 2015
Kartvizitinde ‘ressam' yazan ilk Türk sanatçı Nuri İyem, doğumunun 100. yılında “Nuri İyem 100 Yaşında / Portre” sergisiyle anılıyor. 16 Eylül Çarşamba günü Bebek'teki Evin Sanat Galerisi'nde başlayacak sergide, sanatçının ismiyle özdeşleşen Anadolu kadınını resmettiği portrelerinin yanı sıra vefatından sonra atölyesinden çıkan, tamamlanmamış resimleri de olacak.

Figüratif Türk resminin en önemli, bizce en değerli sanatçılarından Nuri İyem için en kapsamlı sergi, 2001'de TÜYAP Tepebaşı'nda açılan “Dünden Yarına Nuri İyem” retrospektif sergisiydi. Büyük bir ekiple hazırlanan bu sergi, Türkiye'de resim alanında yapılan ilk dijital arşivleme çalışmasıydı. 531 kişi, kurum ve özel koleksiyonlardan yaklaşık 2 bin tablo sadece sergilenmemekle kalmamış Apple Bilkom tarafından bir sergi için özel yazılan arşiv sistemiyle kaydedilmişti. Nuri İyem'in günümüzde 2-3 bin arasında (belki daha fazla) resmi olduğu biliniyor.
1915 yılında İstanbul Aksaray'da doğan Nuri İyem aramızdan 18 Haziran 2005'te ayrıldı. Yaşasaydı bugün 100 yaşına girecekti. Oğlu ve gelini Evin-Ümit İyem'in 1996'da kurduğu Evin Sanat Galerisi, sanatçının 100. doğum yılını 16 Eylül Çarşamba günü açılacak “Nuri İyem 100 Yaşında/Portre” sergisiyle anıyor. Kapsamı daha dar olan bu sergide, Nuri İyem'in ismiyle özdeşleşen Anadolu kadınlarının portrelerinin yanı sıra sanatçının vefatından sonra atölyesinden çıkan, tamamlanmamış resimleri de yer alacak. Ama elbette ki, kartvizitinde ‘ressam' yazan ilk Türk sanatçı Nuri İyem'i, bugün anıyorsak ve eğer bundan sonra anmaya devam edeceksek, bu, o portreleri sayesinde olacak. Beyaz yaşmaklı, çakmak çakmak bakan gözlerinde hüznü ve acıyı taşıyan o eşsiz kadın portreleri… Sanatçının 1960'tan itibaren bıkmadan usanmadan resmettiği bu tablolarda aslında gerçek bir hikâye gizlidir. Kendisinin ifadesiyle ‘hep ablasının yüzünü arar' sanatçı.

Nuri İyem'in resmini etkileyen en önemli kadın, 1922'de vefat eden ablası Aliye hanımdı. Evin Sanat'taki sergi 31 Ekim'e kadar açık kalacak.


Henüz üç yaşındayken babasının görevi nedeniyle Cizre'ye giden İyem bir gün sıtmaya tutulur. Nöbet nöbet gelen ateş, titreme, terleme… Kendini kaybetmeler, saatlerce süren ızdırap, buhran hali. O günlerde İyem'in yanı başında hep ablası vardır. Gözünü açtığında Aliye hanımın merhametli, aynı zamanda endişe ve acı dolu yüzüyle karşılaşır sanatçı. Özellikle gözlerini hiç unutamaz. Nuri İyem hastalığı atlatır fakat Aliye Hanım, 1922'de doğum yaparken vefat eder. İyem, yaşadığı şoku yıllar sonra bir dostuna şöyle anlatır: “İnanamadım… günlerce, aylarca, yıllarca onun öldüğüne inanamadım. Hâlâ, ben inansam bile, içimdeki ben, ablasının öldüğüne inanmıyor.” Çocuk yaşta ablasını kaybetmesi, ölüm acısı Nuri İyem'i ve sanatını çok etkiler.

İyem, son yıllarını Etiler Çamlık'taki atölyesinde, yazın ise Şile'deki evinde geçirdi. Sağlığı elverdikçe resim yapmaya devam etti. Hayatında en büyük değeri  kadınlara verdi. 23 yaşındaki genç bir kıza bile elini öptürmeyecek kadar kadına saygılıydı. Kimsenin önünde eğilmesini istemezdi. Nüvit Özüdoğru'nun dediği gibi, ‘kadın Nuri İyem'in resminde başlıca konuydu. Sömürüldüğünden ötürü. Necati Cumalı'nın, Cahit Atay'ın, Adalet Ağaoğlu'nun tiyatroda yaptığını Nuri İyem resimde yaptı.'

Ahmet Hamdi Tanpınar, Oktay Akbal, Sabahattin Eyüboğlu, hocası Leopold Levi, Adalet Cimcoz, Hilmi Yavuz, Sezer Tansuğ, Adnan Benk, Turgay Gönenç ve daha pek çok kıymetli isim onun Türk resmindeki değerini bildi ve yazılarıyla bunu her zaman dile getirdi. O anlamlı yazılardan biri de kısa bir süre önce (28 Ağustos'ta) kaybettiğimiz Oktay Akbal'ın, 1980 yılında Sanat Çevresi dergisinde yazdığı yazıdır. Hem Nuri İyem'i hem de Oktay Akbal'ı, daha dün gibi yazılmış bu yazıya yer vererek bir kez daha hatırlıyor ve saygıyla anıyoruz.

DOSTUM NURİ İYEM

OKTAY AKBAL, SANAT ÇEVRESİ DERGİSİ, 1980

“Nuri adıyla tanıdığımız yaratılış mucizesi…” Tanpınar, bir yazısında Nuri İyem'den böyle söz ediyordu. Yaratılış mucizesi… Sanatçı, bir yaratılış mucizesidir. Sanat, doğaya aykırı bir eylemdir de ondan… Doğayla yarışa girmiş bir apayrı “doğa.” (…)

Nuri İyem “büyük” bir sanatçımız. Altınız çizerek, büyük diyorum. Cumhuriyet dönemi Türk sanatının, resim alanında ortaya çıkardığı birkaç gerçekten önemli ressamından, en başta adı anılması gerekenlerden biri. (…) Ta 1940'taki “Liman sergisinde mim koymuştum Nuri'ye. Hepsi genç, ateşli, hızlı, büyük savlarla dolu genç ressamlar arasında en çok dikkatimi çeken İyem olmuştu. İkinci sergileri de Eminönü Halkevi'nin alt katındaki dar uzun bir salonda açılmıştı. İyem'in bir İlhan Berk deseni vardı. Başka resimleri… Tanıyış o tanıyış, seviş o seviş… 1940, şimdi tam kırk yıl geride… Demek kırk yıllık bir hayranlık, bir sevgi, bir dostluk. (…)

1945-46'daki siyasal serüveninden bende kalan bir anı var: Köprüden Fahir Önger ve Suavi Koçer'le geçişimiz Nuri'nin yanındaki iki “sivil”le bize doğru gelişi. Tam yanımızdayken başını Haliç yönüne çevirip, bizi görmezlikten gelişi, Fahir'in bana “yürü” deyip kolumdan çekişi, ama Suavi'nin içtenlikle “Nuriciğim” diye ona doğru koşuşu, sonra “Nuri'nin yanındakiler beni tersledi” diye yanımıza gelişi… Bir zamandı o heyecanlar, o arayışlar da… Sonuçsuz kalan dürüst coşkular. Türkiye'de bir toplumculuk ışığının yakılmak istenmesi. Ama her zaman karşılaşılan o kapkara güçlerin o ışığı hemencecik söndürmeleri…

Nuri içine kapandı, kendi evrenine kapandı ardından. İşsizlik, yalnızlık, yoksulluk… Ne var ki Nasip vardı yanında. Gerçek bir sanatçı, gerçek bir insandı Nasip. Nuri'nin kırk yıllık yaşam arkadaşı. Gençtim, çok gençtim o günlerde, o yeni evlendikleri günlerde… Nuri ile Nasip kadar birbirine yakışan çifti tüm yaşamımda göremeyeceğimi nereden bilebilirdim! Sırt sırta verdiler, el ele… Sanat evreninden güç aldılar, çalıştılar, yarattılar, yaşadılar. En dürüst, en sağlıklı, en güvenli yaşamı sürdürdüler. Yaratarak hep yaratarak… Doğa, toplum, yasalar, alışkanlıklar, korkular bir yana itildi, varsa yoksa sanattı baş tacı olan, önemli olan…

Kimse inanmaz: Bir Nuri'dir gelmiş geçmiş Türk ressamları arasında Avrupa görmeyen… Bugün adı ünlüye çıkmış tüm ressamlarımız, heykelcilerimiz Paris kaldırımlarında birkaç yıl dolaşmışlardır. Müzeleri, galerileri, kahveleri tatmışlardır. Bir Nuri İyem'le eşidir Paris'i bilmeyen, görmeyen, bilmek görmek için de aşırı bir tutkusu olmayan..

Tanpınar şöyle yazar bu konuda: “Bu Nuri adıyla tanıdığımız yaratılış mucizesini iki defa Derian'le konuşturun, üç ay Matisse ve Bonnard'la kalsın, Louvre ve Uffici müzesini gezsin, doya doya Cezanne'ı, Rembrandt'ı görsün, 15. asır İtalya'sı dediğimiz o mücevher yağmuruna altı ay tutulsun, sel halinde aydınlık iliklerine kadar işlesin, elbette ki Nuri'nin peyzajları, o sükut musikisi bize bu temaslardan bir fecri şimali gibi zengin, şaşırtıcı ve sadece tabiatüstü infilak halinde dönecektir.”

Nuri İyem –son yıllarda gitti mi bilmiyorum- Avrupa yolculuğu yapmadı hiç. Tanpınar'ın dediği yapıtları, müzeleri yakından görmedi. Demek ki ille de görmek, gezmek değil sanatçıyı büyük ve önemli kılan; kendi iç zenginliği, aydınlığı, içindeki o mücevher… Nuri de somuttan soyuta, soyuttan somuta geçen, ama her durumda da “kendi olan” yapıtlar veren bir sanatçı olduysa, yapısındaki “mucize”ye benzer cevherden.. Hem yaşamını sanatıyla kazanmak, hem de sanatını yeni yeni doruklara çıkarmak gibi güç, ama onu verici bir savaşımdan yüzünün akıyla çıkmak da bu “cevher”in güçlü oluşundan doğmuyor mu?

Karşımda Nuri'nin bir kadın portresi var. Acıyla kasılmış, her an bağırdı bağıracak, çığlıkları yeri göğü tutacak bir köy kadını bu. Ama böyleleri çığlık atmazlar, bağırmazlar, dışa doğru, içlerinde kalır bütün o çığlıklar, acı birikimleri… Bir sanatçı alır kor tablosuna o çığlıkları. Bir anlık acı, olur mu sana yüzyıllık bir acı… Bir etkililik, bir kalıcılık kazanıverir. Nuri'nin kadın yüzlerinde bu anlam var işte. Hem bugünde yaşıyorlar hem de yarında yaşayacaklar. Goya'nın Greco'nun insanları gibi.  *(Sanat Çevresi dergisi, sayı 16, Şubat 1980, sayfa 8-9)
2001'de TÜYAP Tepebaşı'nda açılan "Dünden Yarına Nuri İyem" sergisinde eşi Nasip İyem'le.

Fotoğraf. Ara Güler. The Marmara'da, o zamanki adıyla Etap Otel'de açılan retrospektif sergisinden.









5 Eylül 2015 Cumartesi

Çağdaş sanat da ‘klasik'leşti

5 Eylül 2015
Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen çağdaş sanat fuarı Artinternational, Haliç Kongre Merkezi'nde dün başladı. Yabancı basının da davetli olarak katıldığı fuarda, 27 ülkeden 87 galeri ve 400 sanatçı var.
Rada Boukova-Low Resolution, Courtesy o Sariev Gallery, 2009
Türkiye'nin en genç çağdaş sanat fuarı Artinternatinal, Haliç Kongre Merkezi'nde dün başladı. Kurucuları Sandy Angus ve Yeşim Avunduk'un yanı sıra fuarın direktörü Dyala Nuseibeh, sanat yönetmeni Stephane Ackerman, “Sahnedeki Videolar” bölümü küratörü Başak Şenova, “Alternatifler” bölümünün küratörü Paolo Chiasera konuşmacı olarak katıldığı fuar, sadece üç gün sürüyor ve bu kısa zaman dilimine 87 galerinden 400 sanatçının eseri sığdırılıyor. Oldukça yoğun ve yorucu bir fuar Artinternational. Her şeyin hızla akıp geçtiği, koşturarak yaşandığı modern zamanların sanatı da sizden aynı çabukluğu bekliyor. 

Fuara bu yıl galeriler açısından yüksek bir katılım var. Yabancı basının da ilgi gösterdiği toplantıda konuşan, dünyanın önemli sanat fuarlarındaki ortaklıklarıyla tanınan Angus Montgomery'nin direktörü Sandy Angus, “Fuarın bu kadar büyük bir seviyeye ulaşabileceğini düşünmemiştik.” dedi. Fuarın Türkiye ortaklarından Fiera Milano Interteks'in direktörü Yeşim Avunduk ise bu yılın sürprizlerine dikkat çekti ve ekledi: “Türkiye sanatının en önemli sanatçılarından pek çoğunun en son işlerini ilk kez fuarda izleyecek olmamız heyecanımızı artırırken, aralarında Victoria Miro, Sakshi Gallery, Aicon Gallery gibi çok önemli galerileri Türkiye'de ilk kez ağırlamaktan gururlanıyoruz.” Fuar direktörü Dyala Nuseibeh, İstanbul'un özellikle deniz kıyısında olmasıyla büyük bir çekiciliğe sahip olduğunu belirtti ve fuarın açık heykel galerisi, “By The Waterside”ın program için çok büyük bir önem taşıdığını söyledi.

Basın toplantısı biter bitmez, herkes kongre merkezinin, heykel galerisine dönüştürülen terasına koştu. Çünkü her sene burada sergilenen heykeller ilgi çekiyor. Geçen yıl, Jaume Plensa'nın eserinin İstanbul silüetiyle uyumlu bir görünüm sergilediği mekânda bu yıl, izleyicileri karpuz yığını ve bir astronot karşıladı. Bulgaristan'dan Rada Boukova'nın ‘Low Resolution' adını verdiği esere Guido Casaretto, Karl Karner, Şakir Gökçebağ, Yerbossyn Meldibekov, Stefan Nikolaev, Ichman Noor, Javier Perez, Paul Schwer ve Walid Siti'nin eserleri de eşlik ediyor ama herkesi oldukça şaşırtan tabii ki, Adana karpuzlarıydı.
Enrique Marty-Random Scene


GÖRÜLMEYİ HAK EDEN SANATÇILAR  
Fuarda görülmeye değer dünyaca ünlü sanatçılar; Jan Fabre, Joan Miró, Tony Cragg, Andy Warhol, Banksy, Damien Hirst, Liu Bolin, Walton Ford, Muntean/Rosenblum, Yayoi Kusama'nın eserlerinin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen pek çok çalışma bulunuyor. Biz ikisinden bahsedelim. İspanyol sanatçı Enrique Marty'nin, 2014 tarihli Random Scene adını verdiği eseri, Grup Terapi, Sadakat Hareketi ve Karanlık Oda adlı üçlemesi için ürettiği bir çalışma. Nietzsche ve Michel Foucault'un fikirlerine gönderme yapan eserde, takım elbiselerinin rengine göre beyazdan siyaha doğru sıralanan altı figür, Fransız düşünür Foucault'ya benzetilmiş. Yarım daire şeklindeki sahnede her şey sırasına göre dizilmiş, tesadüfi hiçbir şey yok. Figürler de tıpkı Foucoult gibi saçsız, yüzü, gözü ve pozları aynı. Kendilerine bakmanızı istemediklerini için elleriyle yüzlerini kapatıyorlar. Bu aslında Marty'nin de belirttiği gibi izleyicinin kabullerine karşı çıkan bir duruş.

Sanatçı Haydar Akdağ, Mercimek. 2014


İkinci sanatçı ise Türkiye'den genç bir isim: Haydar Akdağ. Mercimek adlı eseriyle fuara katılan Akdağ, herhangi bir galeri çatısı altında değil, Mercure Otel'in sponsorluğunda fuarda yer alıyor. Yeditepe Üniversitesi'nde doktora yapan Akdağ, elek kullanarak yaptığı çalışmasında iktidarın,  medyanın, sanat yöneticilerinin ve önyargılarımızla sosyal hayatta yaptığımız ‘eleme'lere karşı çıkıyor ve diyor ki, “Herkes kendine göre bir şeyleri eliyor. Bu eleme gerçekten doğru bir şey mi? Peki ne kadar gerçekçi? Bu ayrışmalar çok katı ve korkunç.” Bizce kıymetli olan bu fikir, galeri yöneticileri ya da koleksiyonerler tarafından artık ‘klasik işte' yani sıradan diye değerlendirilebiliyor. Bugün ve yarın saat 12.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak fuara giriş ücretli. (www.artinternational-istanbul.com)

















Jaume Plensa, Self Potrait as Dashiell Hammett, 2014. (Gallery Lelong, Paris-Newyork)



HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ