10 Nisan 2015 Cuma

Müze doğuracak sergi

11 Nisan 2015
İki yılda hazırlanan ‘Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri’ sergisi, MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde dün açıldı. 20 danışmanın yön verdiği sergiden yakında bir müze doğacak. Tabii, yer bulunabilirse… İstanbul’u açık hava müzesi gibi planlayan ve şehre pek çok eser hediye eden Mimar Sinan için hâlâ bir müze yapılmamış olması bir yana, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün beş yıldır yer sorununu çözememesi ironik olduğu kadar acı.

Mimar Sinan hakkında bugüne kadar açılmış ‘en kapsamlı’, ‘en teknolojik’ sergi iddiasıyla yola çıkan ve hazırlık aşaması iki yıl süren “Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri” sergisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde dün açıldı. Serginin kapsamı ve teknoloji konusundaki iddiasını bir kenara bırakırsak, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ile All Events Fuarcılık’ın işbirliği ve tarihçi, yazar, mimar ve akademisyenlerden oluşan 20 kişilik danışma kurulunun yön verdiği serginin iki önemli işlevi var.

İlki, Mimar Sinan’ı dünyaya tanıtmak. Elbette Mimar Sinan dünyada tanınıyor ama mimarlık tarihinde hak ettiği kadar değil. Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Binan’ın verdiği bilgiye göre Londra’daki Victoria Albert Museum’un ‘mimarlık sanatı’ bölümünde Mimar Sinan’ın eserlerini göremiyorsunuz. Binan, “Halbuki Mimar Sinan ve Osmanlı klasik mimarisi olmadan dünya mimarlık tarihi doğru anlatılamaz. Bu, bizlerin de eksikliği. Sergimizle onu daha iyi anlatacağız.” diyor. Bu nedenle Tophane’deki sergi 31 Mayıs’ta kapandıktan sonra Kayseri, Ankara, Edirne, Bursa ve İzmir’in yanı sıra Avrupa, Amerika, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinin önemli kentlerinde izleyicilerle buluşturulacak.

ESERLER MÜZEYE DEVREDİLECEK
İkinci önemli konu, “Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri” sergisinden bir araştırma merkezi ve müze doğacak. Tabii bir yer bulunabilirse… Sergi yurtiçi ve yurtdışındaki dolaşımını tamamlandıktan sonra tüm envanter ve materyalleri, nerede açılacağı muammaya dönen MSGSÜ Mimar Sinan Araştırma Merkezi ve Müzesi’ne bağışlanacak. 427 yıl önce vefat eden, yere göğe sığdıramadığımız Mimar Sinan için şimdiye kadar bir müze açılmaması bir yana, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin yer talebine beş yıldır doğru dürüst cevap vermedi. En son, eskiden Sanatkarlar Okulu olan Tophane’deki arazide karar kılındı. Fakat orası da altından çıkan arkeolojik kalıntılar nedeniyle beklemede.

Aslında üniversite bünyesinde 1983 yılında kurulan bir Mimar Sinan Araştırma Merkezi var. Fakat bu merkez 1988’de maddi imkânsızlıklar yüzünden kapanıyor,
Demet Binan’ın gayretleriyle 2008’de tekrar açılıyor. Merkezin şu andaki yeri üniversitenin Bomonti kampüsünde 100 metrekarelik bir alan. Binan, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projeleri başladığından beri MSGSÜ Mimar Sinan Araştırma Merkezi ve Müzesi’ni kurmak ve merkezi aktif hale getirmek için uğraşıyor fakat gelinen noktada işler kilitlenmiş. Daha müzenin yer sorunu çözülememiş. Müze için önce Mimar Sinan’ın mezarının da bulunduğu Süleymaniye Külliyesi ve Salis Medresesi’nin olduğu bölge isteniyor. Talebi duyan İstanbul Üniversitesi, çabuk davranıp burasını alıyor. Daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yakınlığı sebebiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kılıç Ali Paşa Medresesi’ni gösteriyor. Fakat burası başka bir vakfa tahsis ediliyor. Müdürlük, en son Tophane’deki, sergi mekânıyla aynı sırada yer alan, 19. yüzyılda inşa edilmiş Sanatkarlar Okulu’nu göstermiş.

"EN UYGUN YER SÜLEYMANİYE"
Demet Binan, müzede gelinen son durumu şöyle açıklıyor: “Şu anda Sanatkarlar Mektebi’nin arazisi kazı aşamasında, koruma kurulu bakıyor. O alana uygun proje yapılması lazım. Altta arkeolojik kalıntıları muhafaza eden, üst katta tek katlı bir merkez şeklinde bir proje. Bir proje sunuldu, fakat imar planları henüz çıkmadı. Müze için en anlamlı mekân, bence Süleymaniye’dir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, o yapı adasını şimdi kamulaştırdı. Biz de talebimizi yineledik, görüşmeler devam ediyor.”
 Müzenin neden Süleymaniye’de olması gerektiğini ve neden yapılmadığını ise serginin danışmanlarından mimar Cengiz Bektaş özetliyor: “Mimar Sinan’ın en önemli kentsel tasarım eseri Süleymaniye, Haliç’e Doğru basamak basamak iner. Mimar, o oylumu yaşatır insanlara. Avlusunda durduğunuzda İstanbul elinizde başka bir şehirdir. Ama bugün bakın, önü en kötü yapılarla dolu. Ben diyorum ki, orayı ne olur temizleyelim ve yavaş yavaş çıkarak görebileceğimiz bir Sinan müzesi yapalım. Ama oraları başka türlü görüyorlar ve müze yapmıyorlar.” Serginin biletleri www.tixbox.com.tr’de. (www.mimarsinansergi.com)
MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde dün düzenlenen basın toplantısına, MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Binan, All Events Fuarcılık kurucusu Murat Akan, mimar Cengiz Bektaş katıldı.
All Events Fuarcılık kurucusu Murat Akan
Mimar Sinan mercek altında...
‘Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri’ sergisine, Mimar Sinan’ı yıllardır araştıran danışmanların yanı sıra Harvard Üniversitesi Ağa Han İslam Sanatı Kürsüsü Profesörü ve Ağa Han İslam Mimarisi Programı’nın direktörü Gülru Necipoğlu’nun 20 yılda hazırladığı, geçen yıl yayımlanan Sinan adlı eseri yön veriyor. Sinan’ı Anlamak, Kültürel Etkileşimler, Mimari Adap, Himayeciler ve Mimar Sinan, Hassa Mimarlar Ocağı, Haritalar ve Silüetlerde Sinan, Mimar Sinan Sözlüğü, Mimar Sinan Mercek Altında, Kubbe Mapping adı altında dokuz bölüme ayrılıyor.

Sinan’ı Anlamak...
Mimar Sinan’ı her zaman sunulan, bilindik ya da tek taraflı anlatımın ötesinde; kendi ağzından, farklı bakış açılarından ve coğrafyalardan, zaman içinde ona mal edilmiş efsanevi özelliklerden görmek, dinlemek fırsatı sunan bu bölüm, mimarlık dehasının hayatına ve onu Sinan yapan özelliklere genel bir bakış sunuyor. İzleyiciler bu bölümde Sinan otobiyografisinden seçme bölümleri bir ekrandan sayfa sayfa açarak okuyabilecek, mimarbaşının çok yönlü dehasının farklı başlıklarını kulaklıklardan dinleyebilecek, çeşitli görüş ve bakış açılarını tek bir pano üzerinde görebilecek, hakkında üretilmiş mitleri ele alan animasyonu izleyebiliyor.

Kültürel Etkileşimler...
İzleyiciyerin yaşadığı coğrafya ve kültürün etkileri ile büyük mimara yeni bir gözle bakmasını sağlayacak olan bu bölüm Sinan’ı ve eserlerini, geçmişiyle, yaşadığı 16. yüzyıl içinde parlayan diğer kültürlerle karşılaştırarak görme olanağı sunacak. Sinan’ın çağdaşı Palladio ile karşılaştırıldığı, aynı dönemde İstanbul’un ve Venedik’in benzer yönlerini ortaya konduğu, detaylı bir şema üzerinde aynı çağda Doğu, Batı ve Osmanlı tarih ve sanatının aktarıldığı bu bölüm geçmişin ve çevrenin mimari eserler üzerindeki ilgi çekici etkilerini izleyicilere aktarmayı hedefliyor. Ayasofya’nın aşılamayan mimarisi ile Sinan’ın rekabeti ve bu rekabetin rövanşı da resimler ve ilgi çekici bilgilerle bu başlık altında yer alıyor.
Mimari Adap...
İzleyicilerin, Sinan’ın eserlerine, mimarlığın altında yatan hiyerarşik, kültürel, coğrafi, dini, yapısal adap kodlarını çözerek bakma imkanı bulabileceği bu bölümde, ışıklı piramitler, çizimler, haritalar ve seslendirmeler aracılığıyla, mimaride birinci dereceden etkisi olan kurallar ile dönemin toplumsal dokusunun dini yapıları nasıl şekillendirdiği aktarılıyor.

Himayeciler ve Mimar Sinan...
Bu bölümde ziyaretçiler mimarlığın destekçilerle var olduğu bir dönemde yapıların ortaya çıkmasında en önemli etken olan himayecilerin sponsorluk süreçlerini, mimarbaşıyla ilişkilerini, bulundukları statüye göre şekillenen eserlerin hikayelerini seslendirme aracılığıyla dinleme, dönemde kadının yeri ile himayeci kadınların hikayelerini illüstrasyonlar aracılığıyla izleme olanağı buluyor.

Hassa Mimarlar Ocağı...
İzleyicilerin Sinan’ı, kendisinden önce gelen ve kendisiyle birlikte gelişip büyüyen Hassa Mimarlar Ocağı’ndan ayrı tutmadan, mimari ve şehir planlamasının, bir ekip işi olduğunu ve bu düzenin nasıl yürüdüğünü fark ederek değerlendirebileceği bu bölüm, Sinan’ın meslektaşlarını, usta ve işçilerini, dönemin inşaat süreçlerini, bu süreçlerin devlet mekanizması ile bağlarını, canlandırılmış minyatürler aracılığıyla izlenebileceği bir projeksiyondan 16. yüzyılın yapı dünyasının kapılarını aralıyor.

Haritalar ve Siluetlerde Sinan...
Sinan’dan önce, Sinan sonrası ve bugün olarak üçe ayırabileceğimiz İstanbul şehir siluetinin gravürler ve fotoğraflar aracılığıyla kavranabileceği görsellerden oluşan bir gösterimin sunulduğu bu bölümde Sinan’ın şehir topoğrafyası ve peyzajına uyumlu, çağının ihtişamını yansıtan yeni şehircilik anlayışını görsel olarak algılamak mümkün. Bu bölüm izleyicileri yüzyıllar arası bir İstanbul yolculuğuna çıkararak, haritalar, gravürler, resimler, müzikler ve şiirlerle bir saltanat şehrinin şekil değiştirişine şahit olmalarını sağlıyor.

Mimar Sinan Sözlüğü...
Bu bölümde dönemin mimari ve kültürel kimi sözcükleri ile oyunlar, sorular ve bulmacalar yer alıyor.

Mimar Sinan Mercek Altında...
Sinan’ı daha profesyonel bir merakla incelemeyi tercih edenler için düşünülmüş olan bu bölümde, mimarın külliyatı, otobiyografisi, dönemin Hassa Mimarlar Ocağı görevlendirme ve ödeme tabloları, yapıların kroki, plan, gravür ve fotoğrafları 28 metre uzunluğundaki dev bir masada, ekranlar, mercekler ve kataloglar aracılığı ile aktarılıyor.

Kubbe Mapping...
Bu bölümde, Sinan’ın yapılarındaki kubbelerin inşa süreçleri MSGSÜ Tophane-i Amire binasının tek kubbesinde video-mapping yöntemi ile aşama aşama ve üç boyutlu olarak izleyiciye aktarılıyor.  

Sinan’ın minarelerinden dört mevsim İstanbul
Cüneyt Karaahmetoğlu
31 Mayıs’a kadar devam edecek olan sergiye Cüneyt Karaahmetoğlu’nun hazırladığı “5 Asır Sonra Sinan’ın Minarelerinden 4 Mevsim İstanbul” belgeseli eşlik ediyor. Belgesel, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki camilerinin minarelerinden 12 ay boyunca yılın 4 farklı mevsiminin çekimlerinden oluşan 16 dakikalık ‘time lapse’ten oluşuyor. Belgesel için proje boyunca 170 bin İstanbul fotoğrafı çekilmiş; filmde 21 bin kare fotoğraf kullanılmış.
‘Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri’ sergisi danışma kurulu
Mimar Prof. Dr. Bülent Özer, tarihçi Prof. Dr. Cemal Kafadar, mimar Prof. Dr. Demet Binan, mimar Prof. Dr. Doğan Kuban, müzebilim uzmanı Prof. Dr. Fethiye Erbay, sanat tarihçisi Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, tarihçi Prof. Dr. Haluk Dursun, sanat tarihçisi Prof. Dr. Jale Nejdet Erzen, Mimar Prof. Dr. Reha Günay, sanat tarihçisi Prof. Dr. Selçuk Mülayim, geleneksel Türk el sanatları Uzmanı Prof. Dr. Sitare Bakır Turan, sanat tarihçisi Prof. Dr. Semra Germaner, mimar Prof. Dr. Suphi Saatçi, mimar Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, sanat tarihçisi Doç. Dr. Nurcan Yazıcı, mimar Cengiz Bektaş, kitap tasarımcısı Ersu Pekin ile arkeolog ve kültür tarihçisi Nezih Başgelen.
 

SERGİDEN FOTOĞRAFLAR



























 
HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

1 Nisan 2015 Çarşamba

Afifedir, tartışılır!

1 Nisan 2015
Bu yıl 19. kez verilecek olan Afife Tiyatro Ödülleri’nin adayları önceki akşam açıklandı ve artık bir gelenek haline gelen tartışmalar hemen başladı. Aday olamayanlar seslerini yükseltirken, ‘jüri üyeleri neden değişmiyor, bir üye yılda kaç oyun izliyor?’ gibi cevaplanması gereken sorular da dile getiriliyor.
Bu yıl 19.su verilecek olan Afife Tiyatro Ödülleri’nin adayları önceki gün Beşiktaş’taki Four Seasons Oteli’nde yapılan basın toplantısıyla açıklandı. 11 ayrı kategoride verilen ödüller, 27 Nisan Pazartesi akşamı Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek törenle sahiplerini bulacak. Aynı akşam, üç özel ödül de verilecek. Çalışmalarıyla Türk tiyatrosunun gelişmesine katkıda bulunan Prof. Dr. Zeliha Berksoy, Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’nü, Şahika Tekand Yapı Kredi Özel Ödülü’nü, Firuze Engin ise bu yıl ilk kez sahnelenen oyunu Cambazın Cenazesi ile oyun yazarı Cevat Fehmi Başkurt ödülünü alacak.

Afife Tiyatro Ödülleri, Türkiye’nin en önemli ödüllerinden biri. Bu kadar önemli olunca aynı zamanda en çok tartışılan ödülü unvanını da taşıyor. Adaylar açıklandıktan sonra başlayan tartışmalar ödül gecesine, hatta sonrasına kadar devam ediyor. Geçen yıl komedi dalının çıkarılmasıyla alevlenen ve oyunlarda emeği bulunan bazı sanatçıların jüride yer almasıyla büyüyen tartışma, bu yıl hemen adayların belli olmasıyla yine başladı. Toplantı çıkışında kulislerde konuşulan ve sosyal medyaya yansıyan eleştiriler, genellikle şu sorular etrafında birleşiyordu:

“Geçtiğimiz mart ayından itibaren İstanbul’da 200’ün üzerinde yeni oyun sahnelenmeye başladı. 30 kişiden oluşan Afife jürisi bir yılda bu oyunların kaçını izledi? Her jüri üyesinin izlediği oyun sayısı açıklanamaz mı?” İki yüz oyun, 200 gün tiyatro salonuna gitmek demek. Bu aslında ciddi bir mesai istiyor. ‘Aday olamayan’ların bu soruya cevap araması normal karşılanabilir.

Ve sorular uzayıp gidiyor: “İki yüz oyun arasında sadece 24 oyunun 55 dalda aday gösterilmesi ne kadar adil? Jüri üyelerinin her yıl değişmesi daha doğru olmaz mı? Afife Tiyatro Ödülleri neden maddi olarak da tiyatroları ve oyuncuları desteklemiyor? Bu yıl aday olan kadın ve erkek oyuncuların çoğu, oyunculuk anlamında kendini kanıtlamış, televizyon dünyasının popüler yüzleri. Tiyatro tarihine ‘sahneye çıkan ilk kadın oyuncu’ olarak geçen Afife Jale adına verilen bu ödüllerin önemli bir görevi de yeni isimleri keşfetmek, yüreklendirmek değil mi?”

Basın toplantısında görüştüğümüz yeni jüri başkanı Doç. Dr. Merih Tangün, her jürinin en az 50 oyun izlediğini söylüyor ama Tangün’ün tartışmalarla ilgili diğer sorularımıza cevap vermemesi bu cevabını da belgelenmeye muhtaç kılıyor, diğer eleştirileri de haklı çıkarıyor.
Afife Tiyatro Ödülleri'nin yeni jüri başkanı Doç. Dr. Merih Tangün'ü İstanbullular simasından tanımayabilir ama sesini çok iyi biliyor. Tangün, metroda duyduğumuz 'gelecek station/next station anonsundaki sesin sahibi. 




2015 Afife Tiyatro Ödülleri adayları

MUHSİN ERTUĞRUL ÖZEL ÖDÜLÜ: Çalışmalarıyla Türk tiyatrosunun gelişmesine önemli katkılarda bulunan Prof. Dr. Zeliha Berksoy’un.
CEVAT FEHMİ BAŞKUT ÖZEL ÖDÜLÜ: Firuze Engin, (Cambazın Cenazesi - İkincikat)
YAPI KREDİ ÖZEL ÖDÜLÜ: Türk tiyatrosuna katkıda bulunmuş iş veya sanat dünyasının önemli ismi Şahika Tekand’ın.

YILIN EN BAŞARILI OYUNU:
Hayvan Çiftliği (Bakırköy Belediye Tiyatroları)

İki Kişilik Yaz (DOT)

Bir Yaz Gecesi Rüyası (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları)

Sırça Hayvan Koleksiyonu (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları)

Dolu Düşün Boş Konuş (Oyun Atölyesi)

YILIN EN BAŞARILI YÖNETMENİ

Muharrem Özcan (Dolu Düşün Boş Konuş)

Alexandar Popovski (Bir Yaz Gecesi Rüyası)

Alexandar Popovski (İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz)

Yıldırım Fikret Urağ (Sırça Hayvan Koleksiyonu)

Berfin Zenderlioğlu (Cambazın Cenazesi)

YILIN EN BAŞARILI ERKEK OYUNCUSU

Fatih Al (Dolu Düşün Boş Konuş)

Salih Bademci (Tesir)

Bedir Bedir (İstenmeyen)

Rıza Kocaoğlu (Ormanlardan Hemen Önceki Gece)

Tuğrul Tülek (İki Kişilik Yaz)

YILIN EN BAŞARILI KADIN OYUNCUSU

Gizem Erdem (İki Kişilik Yaz)

Hasibe Eren (Dolu Düşün Boş Konuş)

Selen Öztürk (Bakarsın Bulutlar Gider)

Melisa Sözen (Kalp Düğümü)

Aslı Yılmaz (Tesir)

YARDIMCI ROLDE YILIN EN BAŞARILI ERKEK OYUNCUSU

Arda Aydın (Bir Yaz Gecesi Rüyası)

Bedir Bedir (Üst Kattaki Terörist)

Cem Zeynel Kılıç (Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa)

Murat Okay (Dolu Düşün Boş Konuş)

Yavuz Şeker (Bir Yaz Gecesi Rüyası)

YARDIMCI ROLDE YILIN EN BAŞARILI KADIN OYUNCUSU

Aybanu Aykut (Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa)

Banu Çiçek Barutçugil (Üst Kattaki Terörist)

Tomris İncer (Kral (Soytarım) Lear)

Yeşim Koçak (Çürük Temel)

Ayşecan Tatari (Sırça Hayvan Koleksiyonu)

YILIN EN BAŞARILI SAHNE TASARIMI
Barış Dinçel (Hayvan Çiftliği)

Jesse Gagliardi, Simone Mannino (Kalp Düğümü)

Sven Jonke (Bir Yaz Gecesi Rüyası)

Cem Yılmazer (Çürük Temel)

Cem Yılmazer (Sırça Hayvan Koleksiyonu)

YILIN EN BAŞARILI GİYSİ TASARIMI

Ayşegül Alev (Hamlet Makinesi)

Candan Seda Balaban (Kral (Soytarım) Lear)

Hale Eren (Kerbela)

Sadık Kızılağaç (Hayvan Çiftliği)

Jelena Prokovic (Bir Yaz Gecesi Rüyası)

YILIN EN BAŞARILI SAHNE MÜZİĞİ

Merih Aşkın (Hak)

Çağrı Beklen (Dolu Düşün Boş Konuş)

Tahsin İncirci (Kerbela)

Orhan Enes Kuzu (Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa)

Mete Sakpınar (Bir Delinin Hatıra Defteri)

YILIN EN BAŞARILI IŞIK TASARIMI

Yüksel Aymaz (Kral (Soytarım) Lear)

Yakup Çartık (Hamlet Makinesi)

Yakup Çartık (Hayvan Çiftliği)

Cem Yılmazer (Sırça Hayvan Koleksiyonu)

Kemal Yiğitcan (Ormanlardan Hemen Önceki Gece)

YILIN EN BAŞARILI GENÇ KUŞAK SANATÇISI

Sercan Gülbahar (11' E 11)

İbrahim Halaçoğlu (Cambazın Cenazesi)

Güneş Sayın (Tesir)

Edip Tepeli (Sırça Hayvan Koleksiyonu)

Seda Türkmen (Cambazın Cenazesi)


Afife Tiyatro Ödülleri 2015 Jürisi 

Doç. Dr. Merih Tangün (Jüri Başkanı) - Doç. Dr., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Başkanı, Dublaj Sanatçısı, Yazar

Aylin Alıveren - Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Öğretim Görevlisi, Dramaturg

Ayşe Draz - Oyuncu, Yönetmen, Dramaturg

Ata Ünal – Akademisyen, Dramaturg

Atsız Karaduman – Devlet Tiyatrosu Oyuncusu

Dr. Beki Haleva - Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi, Çevirmen, Tiyatro Eleştirmeni

Prof. Bengi Bugay - Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Öğretim Üyesi, Sahne Dekor ve Kostüm Tasarımcısı

Bülent Ekuklu – Senarist, Yapımcı, Sinematek Derneği Senaryo Yazarlığı ve Dramatik Yazarlık Eğitimi

Ceren Ercan – Dramaturg, Bakırköy Belediye Tiyatroları Öğretim Görevlisi, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi, Sinema ve TV Bölümü

Çiçek Dilligil  - Tiyatro ve Dizi Oyuncusu, Actor Studio’nun Genel Sanat Yönetmeni ve Tiyatro Eğitmeni

Demet Taner – Sinema - TV Phd. Sanatta Yeterlilik / Doktora

Deniz Gökçer - Tiyatro, Sinema ve Dizi Oyuncusu, Eğitmen

Ebru Soyuerden - Oyuncu

Engin Uludağ – İstanbul Üniversitesi Konservatuarı-Yeditepe Üniversitesi-Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümleri Öğretim Görevlisi, Şehir Tiyatroları Rejisör

Prof. Dr. Esin Küntay – Hukukçu ve Sosyolog, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Hakan Silahsızoğlu – Aktör, Tiyatro Oyuncusu ve Yöneticisi, Çevirmen

Ilgın Sönmez – Genel Yayın Yönetmeni

Mehmet Kerem Özel - Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi,

Leman Yılmaz - İKSV Direktörü

Mark Levitas – Oyuncu, İstanbul Aydın Üniversitesi Drama ve Oyunculuk Bölümü Öğretim Görevlisi

Mine Çerçi – Clout Theatre ve Clockfire Theatre’da Oyuncu, Yönetmen, Yazar

Özlem Bahar Öç - Sanat Tarihçisi, Amatör Oyuncu, Çevirmen

Özlem Hemiş – İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Sahne Sanatları Bölümü, Tiyatro Anasanat Dalı Öğretim Görevlisi

Selçuk Borak – Koreograf

Prof. Dr. Selçuk Erez – Jinekolog, İstanbul Tabip Odası Başkanı

Serap Eyüboğlu – Oyuncu, Yönetmen, Eğitmen

Sevinç Erbulak - Tiyatro, Sinema ve Dizi Oyuncusu, Müjdat Gezen ve Erbulak Akademi Sahne Uygulaması Eğitmeni

Tijen Par – Oyuncu, Öğretim Görevlisi

Tülay Erünsal - İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği Kadın Kurulu Başkanı, Radyo Yapımcısı ve Sunucu

Yıldız Tunbul – Uluslararası Opera Sanatçısı, Ses Eğitmeni

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ

 

30 Mart 2015 Pazartesi

Korsan oyunların peşine düştü

30 Mart 2015
Özgecan Aslan’ın katledilişi ve benzeri kadına şiddet olayları, son bir ayda tiyatro sahnelerinde duyarlılığa vesile oldu. Özellikle genç tiyatrocular, oyunlarında güncel sorunları işleyen Nobel ödüllü İtalyan yazar Dairo Fo’nun oyunlarını keşfetti. Fakat, oyuncu Füsun Demirel’den hepsine itiraz geldi.
Füsun Demirel (Fotoğraf: Üsame Arı, Zaman)
Dünya Tiyatro Günü kimi oyuncular için şarkılı türkülü, kimileri için de adliye önünde geçti. Oyuncu Füsun Demirel ise bu özel günde başka bir konunun gündeme taşınmasını istedi ve sosyal medya dostlarına “Dünya Tiyatro Günü’nde biraz da eser sahiplerinin haklarını, telif haklarını, korsan oynayan tiyatroları gündeme taşıyın.” diye seslendi. Her alanda olduğu gibi tiyatroda da telif hakları sorunu çıkabiliyor. Özellikle genç tiyatrocular bu konuda dikkatsiz, biraz da tecrübesizliklerinin kurbanı oluyorlar.
Gri Sanat Tiyatrosu-Kadın Oyunları
Geçtiğimiz şubat ayında Mersin’de bir cinayete kurban giden Özgecan Aslan olayı, genç sanatçılarda kadın oyunlarına yönelik bir hassasiyet oluşturdu. İlk keşfettikleri isim ise 1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan İtalyan yazar Dario Fo ve onun oyunları oldu. Genç tiyatrocular, eserlerinde yolsuzluk, organize suçlar, politik cinayetler, savaş gibi güncel olayları anlatan Fo’nun, eşi Franca Rame ile birlikte yazdığı ‘Kadın Oyunları’ adlı eseri sahneye taşımak istedi.

Son bir ayda Antalya Kırmızı Kalem Tiyatrosu, Yalova Gri Sanat Tiyatrosu, İstanbul Cadılar Tiyatrosu iyi niyetlerle yola çıktıkları amaçlarına ulaştılar. Ankara Kent Sahnesi ile İstanbul Proje İmalat Merkezi’nin 23 Mart’ta ve 10 Nisan’da sahneleyeceğini duyurduğu oyunlar ise Füsun Demirel’in girişimiyle iptal edildi. Çünkü Demirel, Dario Fo ile Franca Rame’nin 27 oyununu İtalyancadan Türkçeye kazandıran, telif hakkına sahip ülkemizdeki tek isim. 1995’te eşiyle kurduğu, FN Ajans ve Açılım Yayınları çatısı altında 30 yılını bu işe verdi.

Demirel, oyunlarla ilgili afişleri ve ilanları gördükçe sosyal medya hesabından gençlere şöyle seslendi: “Sevgili gençler tam 1983 yılında bu oyunlar birer birer Türkçeye kazandırıldı. 1985 yılında sevgili Deniz Türkali sahneye taşıdı ilk kez. Ama izinsiz, sorgusuz, sualsiz alıp korsanlık yapmak ne demek... Bir tiyatro oyununa karar verdiğinizde yapılacak ilk adım yazar iznidir. 30 sene mücadele ettik. FN Ajans küçük bir telif ajansıdır. Sadece Dario Fo ve Franca Rame’i temsil eder. Fikir sanat eserlerine tecavüz edilmez. Neredeyse 30 senemi verdiğim, beni benden almış olan emeklerimin böyle heba edilmesi, onlara gaddarca davranılmasına göz yummayacağım. Bilmiyordum, haberim yoktu demek çok ayıp oluyor, üzüyorsunuz, yoruyorsunuz, aramız açılıyor. ”

Farklı kültürel ve sosyal çevrede bulunan 5 kadının öyküsünü anlatan Kadın Oyunları, Fo ve Rame’in en ünlü oyunlarından biri. Fo’nun ayrıca ülkemizde Ödenmeyecek Ödemiyoruz, Sıradan Bir Gün, Klaksonlar, Borazanlar ve Bırtlar oyunları sahnelendi. 1990’lı yılların sonunda sahnelenen ve çok sevilen ‘Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü’nü İstanbul Devlet Tiyatrosu sekiz sezon sahneye taşıdı. Ankara Sanat Tiyatrosu ise Fo’nun ‘Tesadüfen Kadın Elizabeth’ adlı oyununu bu sezon sahneliyor.

GENÇE TİYATROCULARA ÇOK KIZGINIM, ÇÜNKÜ...
Füsun Demirel: “Dario Fo’nun eserlerini orijinal dilinden ben çevirdim, daha önce Almancadan yapılmış çeviriler vardı ve onlar oynanıyordu. Ama onlar da korsan ve izinsizdi. 1983’te İtalya’dan döndükten sonra Dario Fo ve eşiyle görüşmeye devam ettik. Konuşmalarımızın birinde bana, ‘Oyunlarım en çok üç ülkede kaçak oynanıyor, Çin, Rusya ve Türkiye.’ demişlerdi. Ta o yıllarda bu sorun vardı.
 Aslında tabii ki bu çevirileri, gençler, amatörler ve genç profesyoneller oynasın diye de yaptım. Hatta ‘Kadın Oyunları’nın önsözünde ‘Amatörler için el kitabı’ diye yazar. Öncelikle hedefimiz bu gençler ancak bunların karşılıklı diyalogla, izinle olması gerekiyor. Hangi şehirde, kim oynuyor bu oyunu bilmek istiyoruz. Bunca yıl geçti, telif kültürü ülkemizde oturur diye umutlandım ama tam tersi oldu. Herkes izinsiz oynadığında, profesyonel tiyatrolar oyunu sahnelemek istediklerinde sorun olabiliyor. Gençlerden zaten çok fazla telif istemiyoruz. Tiyatronun durumuna göre değerlendiriyorum bunu. Eğer bakanlıktan destek almamışsa, gişesi yoksa, zaten bir şey almıyoruz.”
Dario Fo

HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ