19 Şubat 2015 Perşembe

Hadi, ‘Paşa Paşa Tiyatro’ya!

19 Şubat 2015
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun yeni oyunu “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa”, Anadolu’ya ilk tiyatroyu götüren zamanın Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa’nın bürokrasiyle mücadelesini anlatıyor. Müzikli komedi tarzındaki oyun, sezonun en çok seyirci toplayan yapımlarından biri. 

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun bu sezon sahneye taşıdığı “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” oyununun galası geçtiğimiz hafta yapıldı fakat oyun, beş aydır 56 kez izleyici karşısına çıktı. Önce ekim ayında İstanbul’da Küçükçekmece Cennet Kültür Merkezi’nde, sonra Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde izleyiciyle buluştu, ardından da hemen Anadolu turnesine çıktı. Elazığ, Malatya, Bursa, Gaziantep, Sakarya ve Kahramanmaraş’ı dolaştı. Gittiği her şehirde izleyicinin teveccühü ile karşılaştı, salonda boş yer çok az kaldı. Oyun yine turnede. Bu hafta sonu 20 Şubat’ta bir, 21 Şubat Cumartesi günü ise iki temsil olmak üzere Zonguldak AKM’de sahnelenecek.TİYATRO DELİSİ PAŞA’YA TEŞEKKÜR
Bu turneler, oyunun 33 yaşındaki genç yazarı Gökhan Eraslan için iki nedenden dolayı çok anlamlı. İlki, inşaat mühendisliği okumak için İstanbul’dan Zonguldak’a giden Eraslan, ilk oyununu Zonguldak’ta izlemiş ve tiyatroyu burada sevmiş. İnşaat işlerini bırakıp İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Tiyatro okumaya karar vermiş. İkinci nedeni ise oyunun konusuyla ilgili. Anadolu’ya ilk tiyatroyu kuran Ahmet Vefik Paşa’nın bir bürokrat olarak bürokrasiyle mücadelesini anlatan oyunun, büyük şehirlerden ziyade Anadolu’da sahnelenmesi yazar için çok kıymetli.

 Oyun, Ahmet Vefik Paşa’nın Fasulyeciyan Tiyatrosu’nu sahiplenmesiyle başlıyor. Ahmet Vefik Paşa, Bursa’ya vali olarak atandığında Fasülyeciyan Kumpanyası’nın şehirde turnede olduğunu öğrenir. Önce onları gizli gizli izlemeye gider. Sonra Fasülyeciyan’lardan şehirde sürekli kalmalarını ister ve Bursa’da bir sahne kurulmasına öncülük eder. Fakat bu o kadar kolay olmaz. 

Gökhan Eraslan, “Ahmet Vefik Paşa, bir tiyatro delisidir. Eğer bizler, bugün tiyatro yapabiliyor ve sizler de bu sahnelerde onları izleyebiliyorsanız, bunda en büyük pay sahiplerinden biri de Ahmet Vefik Paşa’dır. Bir yazar olarak, bu oyun Ahmet Vefik Paşa’ya naçizane teşekkürümdür.” diyor. 

Eraslan Paşa’ya teşekkür etmekte haklı çünkü Paşa, kendisine çok şans getirmiş. Hayatının her döneminde Ahmet Vefik Paşa ile yolu kesişmiş Eraslan’ın. Çocukluğu Fındıkzade’de Ahmet Vefik Paşa Caddesi’nde geçmiş, üniversitede bitirme tezini Ahmet Vefik Paşa ve Bursa Osmanlı Tiyatrosu üzerine yapmış, yazdığı bu oyunla 2012’de Bursa’nın Osmangazi Belediyesi ve Bursa Devlet Tiyatrosu’nun ortaklaşa düzenlediği Feraizcizade Mehmet Şakir Oyun Yazma Yarışması’nda ikincilik ödülü kazanmış. Gökhan Eraslan’ın yazdığı Mutlu Güney’in yönettiği müzikli komedi “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” yaklaşık 40 kişiden oluşan kalabalık bir kadro ile sahneleniyor. Oyun, Zonguldak’tan sonra İstanbul’da Cennet Kültür Merkezi’nde izlenebilir. 

Moliere’yi Türkçe konuşturan Paşa
Osmanlı devlet adamı, diplomatı, çevirmen ve oyun yazarı Ahmet Vefik Paşa, 1879-1882 yılları arasında Bursa Valiliği yapar.  Bursa’ya geldiğinde 50’li yaşlarındadır (d.1823-ö. 1891) Görevi süresince Bursa’nın yol ve caddelerini Paris Belediye Başkanı George Euègene Haaussmann’dan esinlenerek düzenler. Hükümet konağı, memleket hastanesi, belediye ve tiyatro binası yaptırır. Ahmet Vefik Paşa’nın kurduğu bu tiyatro, İstanbul dışında Anadolu’da kurulan ilk tiyatrodur. Devlet adamlığı dışında Moliere çevirmeni olarak tanınan Ahmet Vefik Paşa, yazarın 16 oyununu Osmanlı Türkçesine çevirip bastırır. 3851 adet kitabın yer aldığı, her dilden eserin bulunduğu kütüphanesi o dönemde İstanbul’un en zengin kütüphanesi olarak nam salar. 1882’de valilikten alınan Paşa, bir süre daha devlet kademelerinde çalıştıktan sonra emekliye ayrılır ve vefat edene kadar Rumelihisarı’ndaki evinde edebî çalışmalarına devam eder. Mezarı Rumelihisarı Kayalar Mezarlığı’nda bulunuyor.






HABERİN SAYFAMIZDAKİ GÖRÜNÜMÜ






14 Şubat 2015 Cumartesi

Tartışmalı 'saray'ın ilk ressamı...

14 Şubat 2015
On yıldır İstanbul’da yaşayan ve günümüz İstanbul’unu en doğal haliyle resimleyen İran Azerilerinden Javad Soleimanpour’un pastel resim sergisi bugün Kadıköy’deki Seven Sanat Galerisi’nde açılıyor. Soleimanpour’u üç şekilde tanımlayabiliriz: Işık ressamı, portre ressamı, ‘saray’ ressamı. (Evet o, bildiğiniz çok tartışmalı sarayın ilk ressamı) Peki hangisi geçer akçe?
Javad Soleimanpour, İstanbul resimlerinden oluşan pastel resim sergisini 7 Mart 2015'e kadar Kadıköy'deki Seven Sanat Galerisi'nde görebilirsiniz. 2013'de Abdullah Gül'ün portresini yapan Soleimanpour, 'köşk'ten 'saray' ressamlığına terfi etmiş. Sergiden sonra şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın portresini yapacak.
Javad Soleimanpour ile sergi açılmadan bir gün önce galeride sabah 10.30'da görüştük, kapıyı açıp galeriye adım attığımda bu manzarayla karşılaştım. Domates yemeye bayılan bu şirin kedinin adı Zilli.
 Eminönü’nün kaosu, Haliç’ten kar manzaraları, Ayasofya Müzesi’nin yoğun ziyaretçileri, Kadıköy vapurunun düdüğünü duyduğunuz peyzajlar, Sultanahmet’ten günbatımı, yalnız dağlar, ağaçlar ve sessiz bir İstanbul sabahı… Javad Soleimanpour, günümüz İstanbul’unu en doğal ve en güzel anlatan ressamlardan biri. Fakat kendisi ülkemizde 2013’te o zaman cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ün yağlıboya tablosunu yapınca tanındı. Şimdi ise köşk ressamlığından ‘saray’ ressamlığına geçmiş durumda. Kadıköy Moda Caddesi’ndeki Seven Sanat Galerisi’nde bugün açılan ve 7 Mart’a kadar devam edecek olan pastel resim sergisinden sonra aynı cadde üzerindeki atölyesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın resmini yapmaya başlayacak. Kendisiyle geçtiğimiz haftalarda ‘dillere destan saray’ında görüşmüşler.

‘Ben özgür bir sanatçıyım’
Javad Soleimanpour’u (Türkçede adı Cevat Süleymanoğlu fakat kendisi böyle anılmak istiyor) üç şekilde tanımlayabiliriz: Işık ressamı, portre ressamı, saray ressamı. O bir ışık ressamı çünkü, Ayasofya Müzesi’nin yüksek pencerelerinden içeri sızan güneş ışıklarını, balık ekmek teknelerinin Eminönü’ne kattığı ışık oyunları, kapkaranlık ve uzun Galata Köprüsü’nü aydınlatan küçük lambalar etkisi sizi öyle yakalıyor ki, uzunca bir süre bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Sanatçı zaten, resimde ışık ve gölgenin sanatı için çok önemli olduğunu söylüyor. 2009 yılında American Pastel Journal dergisi tarafından düzenlenen uluslararası yarışmanın peyzaj kategorisinde 11 bin eser arasından birinciliği kazanması iki unsuru resminde ne kadar iyi kullandığını gösteriyor. O resim de elbette İstanbul’dan bir manzara... Haydarpaşa Garı’nın karşısındaki fenerin yer aldığı resmin arka fonunda Sultanahmet’i ve batan güneş ışıklarının denizle dansını izliyoruz.

Soleimanpour bize göre aslında bir portre ressamı. Çocukluğunda yaşadığı şu hikâye bunu doğrulamıyor mu? İlkokula başladığında öğretmenleri dört adet vesikalık fotoğraf ister, onda üç tane vardır. Akşam evde oturur, vesikalık fotoğraf boyutunda bir kâğıt keser, biraz kalınca olan kâğıda otoportresini çizer. Farkında olmadan belki de ilk otoportresini yapar. Ertesi gün okula dört adet fotoğrafını teslim eder. Kimse vesikalıklarından birinin resim olduğunu fark etmez. 

Aradan iki-üç ay geçer. Küçük Javad’ı hocaları, öğretmenler odasına çağırır. O anı şöyle ifade ediyor ressam: “Odaya girdim, baktım ki, fotoğraflar masanın üzerinde duruyor. Ayaklarım titredi, korktum, bana kızacaklar sandım. Sonra öğretmenlerden biri gülümseyince rahatladım. Evde çizdiğim o küçük resmin üzerine damga vurunca mürekkep dağılmış, öyle anlamışlar farklı olduğunu.” Son sergisinde yer alan masum çocuklar ve şempanzelerle ilgili yaptığı araştırmalarla filmlere ve kitaplara konu olan İngiliz antropolog Jean Godall’ın portresi gibi gerçek hikâyelerin gizlendiği hayatlar da onun portre çalışmalarını  güçlendiriyor.

Javad Soleimanpour’un ‘saray ressam’lığına geçişi bu güçlü portrelerinden kaynaklanıyor. Önce Rahmi Koç’un portresini çalışmış, bire bir kendisiyle. Koç’un Nakkaştepe’deki ofisinde 45 dakika karşısında oturup çizmiş, sonra Sabri Ülker, Murat Ülker ve Aziz Yıldırım portreleri takip etmiş, nihayetinde de siyasilere kadar uzanmış iş. Peki hangisi geçer akçe? 

Osmanlı’da saray ressamlığı önemli bir kurumdu. Ressamlar dolayısıyla sanatçılar değer görüyordu. Soleimanpour’a, halkın yüzde 50’sinin sevmediği, yüzde 50’sinin ise sevdiği ama sanatçıların yüzde 80’i ile hiç geçinemeyen, hatta kendisini övmeyen, eleştiren sanatçılara tahammül edemeyen bir lideri çizmenin sanatını nasıl etkilediğini sorunca, verdiği cevap neyin makbul olduğunu anlatıyor: “Ben özgür bir insanım, bir yere bağlı olmak istemiyorum. Allah bana bir yetenek vermiş, nasıl ki yazarlar yazıyla tarih yazıyor, ben de resmimle tarihi çiziyorum. Siyaset hiç benim işim değil. Sevmiyorum, beni ilgilendirmiyor. Bunlar geçici.”













 PORTRELERİNDEN...
Mimar Sinan Üniversitesi'nde moda tasarımı okuyan kızı, bu resminin modeli.
Şempanzelerle ilgili yaptığı araştırmalarla filmlere ve kitaplara konu olan İngiliz antropolog Jean Godall’ın portresi.



 



HABERİN SAYFADAKİ GÖRÜNÜMÜ



13 Şubat 2015 Cuma

Kafka'nın kayıp metinlerini anlatacak

13 Şubat 2015
İstanbul 8-9 Mart 2015'te, Franz Kafka ile ilgili önemli bir konferansa evsahipliği yapacak. Konferansın konuşmacılarından Prof. Kathi Diamant, Kafka’nın 1933’te kaybolan ve bazıları yeni bulunan metinlerini anlatacak.

Dünyanın sayılı Kafka uzmanlarından, Kafka Project'in kurucusu, yazar, tv yapımcısı, aktris, San Diego State Üniversitesi'nden Prof. Kathi Diamant.

Ölümünün üzerinden doksan yıl geçmesine rağmen bütün dünyada her daim edebiyatın gündeminde olan Avusturyalı yazar Franz Kafka, (1883–1924) bu kez iki günlük bir etkinlikte İstanbul’daki okurlarıyla buluşuyor. Düşülke Yayıncılık ve Beylikdüzü Belediyesi işbirliği ile 8-9 Mart’ta uluslararası bir Franz Kafka konferansı düzenleniyor. ‘2015 Uluslararası Kafka Konferansı’ adlı etkinliğin kendisi bile oldukça heyecan verici bir proje iken, Düşülke Genel Yayın Yönetmeni Janset Karavin’den öğrendiğimize göre, önemli bir eser de yayınevi tarafından konferans çerçevesinde yayımlanacak. İlk kez 2004’te İngiltere ve Amerika’da yayımlanan, ardından İspanyolca, Fransızca, Rusça, Almanca ve Çince olmak üzere pek çok dile çevrilen, Prof. Kathi Diamant’ın “Kafka’nın Son Aşkı: Dora Diamant’ adlı eseri, Türkçede okurla buluşacak. Diamant’ın kitabı önemli bir eser; çünkü Kafka’nın son yıllarını geçirdiği sevgilisi Dora ile aralarındaki konuşmaların yer aldığı roman diliyle yazılmış akademik bir çalışma.

Kathi Diamant, öğrenciyken adını tesadüfen duyduğu Dora Diamant hakkında uzun yıllar boyunca gerek Dora’nın günlüklerinden gerekse Alman arşivlerinden elde ettiği bilgilerle yazmış “Kafka’s Last Love: The Mystery of Dora Diamant” adlı eseri. Kitap, Kafka’nın yaşamının son bir yılında birlikte olduğu Dora Diamant’ın hayatı ve Franz Kafka ile birlikteliklerine dair okuyucuyu bilgilendirirken aynı zamanda da savaş yıllarını anlatıyor. Kafka son yıllarını Berlin’de Dora ile birlikte geçiriyor ve beraber Filistin topraklarına yerleşme planı yapıyorlar. Fakat bu, Kafka’nın rahatsızlığı nedeniyle hiçbir zaman gerçekleşemiyor.  

Kathi Diamant, aynı zamanda Kafka’nın 1933 yılında el konulan kayıp metinlerinin bulunabilmesi amacıyla 1998’de oluşturulan Kafka Project’in (Kafka Projesi) kurucusu ve başkanı. Kafka Project halen Doğu Avrupa’da Prag, Viyana ve Berlin’de araştırmalar yapıyor (birçok elyazmasının Nazi subaylarının eline geçmiş olma ihtimali var) Magical Mystery Literary History Tour adıyla edebiyat gezileri düzenliyor. İstanbul’daki konferansın ikinci gününde konuşacak olan Kathi Diamant’ın, bugüne kadar hiç yayımlanmamış metinlerden bahsetmesi ve bunları göstermesi bekleniyor.

Ana başlığı ‘Kafka, Aşk ve İktidar, Şiddet Toplumu ve Militarizm’ olan konferansın Kathi Diamont dışında uluslararası başka bir katılımcısı maalesef yok. Mesela dünyanın sayılı Kafka uzmanlarından, 15 Mayıs 2013’te İstanbul’a küçük bir toplantı için gelen Alman yazar Reiner Stach, Columbia Üniversitesi’nden Kafka uzmanı Mark Anderson ve Kafka Project için araştırmalar yapan Çek gazeteci Judita Matyášová’yı da bu konferansta dinlemek isterdik fakat programları uymadığı için katılamayacaklarını bildirmişler. Konferansta dinleyebileceğiniz Türkiye’den isimler ise şöyle: 

Fransız Kültür Merkezi Çeviri ve Yayın Destek Programı Yöneticisi yazar ve çevirmen Ahmet Soysal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Akay, yazar Aslı Erdoğan; yazar, şair, pantomim ve ipli kukla sanatçısı, Alengirli Mecmua ve Düşülke Genel Yayın Yönetmeni Janset Karavin. İki gün sürecek konferanstaki oturumlara Ezel Akay, Haldun Çubukçu, Eraslan Sağlam, Nur Yazgan, Nedim Gürsel, Zeliha Demirel, Latife Tekin, Öykü Didem Aydın, Altay Öktem, Hakan Akdoğan, Funda Önkol, Halil Emrah Macit ve Derya Alabora da konuk olacak.

Janset Karavin, Uluslararası Edebiyat Konferansları Dizisi Projesi kapsamında gerçekleştirilecek Kafka, Dostoyevski ve Proust konferansları ile amaçlarının Türkçede kaynak yaratmak olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Yayınlarımız ve önümüzdeki senelerde Dostoyevski ve Proust ile sürecek  uluslararası etkinliklerle Türkiye’nin yeni bir edebiyat odağı olmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Bununla beraber edebiyatın, sanatın kapsam ve etki alanının da genişlemesini, halkla buluşmasını önemsiyoruz. Halka erişmeyen sanatın, yazı eyleminin, edebiyatın amacına erişemediğini, hedef şaşırdığını, anlam kaybına uğradığını savunuyoruz.” Konferans için Taksim, Kadıköy ve Bakırköy’den servisler kaldırılacak. (www.dusulke.com)  

Franz Kafka, 1917

Kafka'nın son yıllarını birlikte geçirdiği sevgilisi Dora Diamant
Kafka ve Dora'nın Berlin'de birlikte yaşadığı ev
Kafka'nın kitaplarını ölümünden sonra yayınlayan en yakın arkadaşı Max Brod.

Mezarı